Yargıtay15. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 15. Ceza Dairesi E.2011/13902 K.2012/38020
**MAHKEMESİ:**Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık
**HÜKÜM:** Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olaya gelince;
Sanığın, 08.04/2006 günü müşteki ...'nın yanına yaklaşarak; "Babam öldü, mevlüdünü yapıyoruz, kendisinin bir miktar parası var, bu parayı muhtaç kişilere vereceğiz." dediği, tesadüfen seçilen bir apartmanın önüne müştekiyi ikna ederek götürdüğü, apartmanın içine girerek tekrar çıktığı, çıktığında cebinden çıkardığı bir tomar parayı müştekiye uzattığı, "Bu parayı dilediğin gibi dağıt." dediği, ancak parayı müştekiye vermeden, "Devir yapabilmem için sende bana değerli altın ya da para, herhangi bir şey ver." dediği, kimliği belirlenemeyen ikinci bir şahısın da müştekiyi ikna etmek için "Bu hayır işi" diye sanığa yardım ettiği, o esnada emniyet görevlisi olan tanık ... Karadeniz'in duruma müdahale ederek sanığı yakaladığı, kimliği belirlenemeyen diğer şüphelinin ise olay yerinden kaçtığı, sanığın savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği ancak müştekinin dini inanç ve duygularını istismar ederek dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde 5237 sayılı TCK'nın 58.maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 29.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
SUÇ : Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık
**HÜKÜM:** Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olaya gelince;
Sanığın, 08.04/2006 günü müşteki ...'nın yanına yaklaşarak; "Babam öldü, mevlüdünü yapıyoruz, kendisinin bir miktar parası var, bu parayı muhtaç kişilere vereceğiz." dediği, tesadüfen seçilen bir apartmanın önüne müştekiyi ikna ederek götürdüğü, apartmanın içine girerek tekrar çıktığı, çıktığında cebinden çıkardığı bir tomar parayı müştekiye uzattığı, "Bu parayı dilediğin gibi dağıt." dediği, ancak parayı müştekiye vermeden, "Devir yapabilmem için sende bana değerli altın ya da para, herhangi bir şey ver." dediği, kimliği belirlenemeyen ikinci bir şahısın da müştekiyi ikna etmek için "Bu hayır işi" diye sanığa yardım ettiği, o esnada emniyet görevlisi olan tanık ... Karadeniz'in duruma müdahale ederek sanığı yakaladığı, kimliği belirlenemeyen diğer şüphelinin ise olay yerinden kaçtığı, sanığın savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği ancak müştekinin dini inanç ve duygularını istismar ederek dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK un 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde 5237 sayılı TCK'nın 58.maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 29.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.