Yargıtay12. Ceza DairesiCeza Hukuku
Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2017/3153 K.2017/7635
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Yargı görevi yapanı etkileme (Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs)
Hüküm : CMK'nın 231/11. maddesine göre açıklanan; TCK'nın 277/1-1, 62/1. maddeleri gereğince mahkumiyet
Yargı görevi yapanı etkileme (Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs) suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, 19.06.2008 tarihinde işlediği sabit görülen yargı görevi yapanı etkileme suçundan dolayı TCK'nın 277/1-1, 62/1. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Antalya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli, 2008/834 esas, 2010/377 sayılı kararının 27.05.2010 tarihinde kesinleşmesinin ve kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık denetim süresinin başlamasının ardından, Antalya 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.02.2014 tarihli, 2013/233 esas, 2014/149 sayılı kararı ile 23.04.2012 tarihinde işlediği sabit görülen kasten yaralama suçlarından dolayı TCK'nın 86/2, 62, 52/2-4. maddeleri gereğince ayrı ayrı 2.000,00 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet hükümleri 26.02.2014 tarihinde kesinleşen sanık hakkında, denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle ihbarda bulunulmasını müteakip, duruşma açılarak, sanığın savunması alınıp, 21.05.2010 tarihli hükmün CMK'nın 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına ilişkin Antalya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2014 tarihli, 2014/303 esas, 2014/513 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- İncelenen dosyada; sanık ...'in yetkilisi olduğu firma ile arsa sahibi ...'in tarafı olduğu 06.12.2004 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince 2007 yılında yapımı tamamlanan bağımsız bölümlerin tamamının üzerine, arsa sahibi ... aleyhine 15.02.2007 tarihinde açılan ve Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/64 esasına kayden görülmekte olan muris muvazaası sebebiyle tapu iptal ve tescil davası nedeniyle ihtiyati tedbir konulması üzerine, anılan davaya müdahil olup, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına dair talepleri reddedilen ve ihtiyati tedbirin kaldırılmadığı gibi, arsa sahibinin hissesine düşen bağımsız bölümlere de hasredilmemesinden dolayı kendi hissesine düşen daireleri satamayıp, maddi zarara uğradığını ve emlak piyasasında var olan saygınlığını da kaybettiğini iddia eden sanığın, Antalya ... Hâkimi ... 'ya, Antalya 11. Noterliğinin 19.06.2008 tarihli ve 17441 yevmiye numaralı ihtarnamesini, firma yetkilisi sıfatı ile çekip, içeriğinde; “7. madde; ...ihtiyati tedbir koymanız yasal değildir. 8. madde; …aynı konuda aynı davacının diğer mirasçılara karşı açılmış bulunan davalarda başka mahkeme hakimlerince müteahhit şirketimize düşen hissesinde bulunan tedbirlerin kaldırılmasını görmezden gelmeniz ise düşündürücüdür. 10. madde; ...teminat karşılığında tedbirin kaldırılması talebimizin reddi yasal dayanaktan yoksundur. 11. madde; ...şirketimize düşen bağımsız bölümlerdeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, aksi takdirde gördüğümüz ve görecek olduğumuz zararlar nedeni ile HUMK. 573 ve BK. 41 vd. gereğince tazminat davası açacağımızı ihtar etme gereği doğmuştur.” ibarelerinin yer aldığı ihtarnamenin, ilgili hâkim tarafından tebellüğ edilip, suç duyurusunda bulunulmasının ardından başlatılan adli soruşturma sonunda hukuka aykırı bir yöntemle hâkimi baskı altına almaya ve etkilemeye teşebbüs eden sanığın TCK'nın 277/1-1. madde, fıkra ve cümlesindeki yargı görevi yapanı etkileme suçunu işlediğinin iddia edildiği ve yapılan yargılama sonunda da sanığa yüklenen suçun sübut bulduğu kabul edilerek sanık hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Ancak, yargı görevi yapanı etkileme suçunun maddi unsuru, yargı görevi yapanlara emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek veya onları her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. İhtiyati tedbirin kaldırılması için noter vasıtasıyla hakime ihtar çekme şeklinde gerçekleşen somut olayda, hakime emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek biçimindeki seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmediği açıktır. Hukuka aykırılık ise genel bir ifadeyle hukuka (hakka) karşı gelmek, onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunulması anlamına gelmektedir. Hakime ihtarname çekmek usul hukuku açısından uygulamada rastlanan davranışlardan değil ise de, dava sırasında iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında hukuk düzeninin kesinlikle yasakladığı bir durum olmadığından suçun unsurları oluşmamıştır.
Açıklanan nedenlerle sanığa yüklenen yargı görevi yapanı etkileme suçundan dolayı sanık hakkında CMK'nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de:
a) Sanık hakkında kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK'nın 53/1. madde ve fıkrasında öngörülen hak yoksunluklarına hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, kanuna aykırı,
b) Suç tarihinden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 90. maddesi ile TCK'nın 277. maddesinde yapılan değişiklikle suçun unsurlarının değiştirilmiş olması ve hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 69. maddesi ile aynı maddede yapılan değişiklikler karşısında, TCK'nın 7/2. madde ve fıkrasındaki, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 18.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Suç : Yargı görevi yapanı etkileme (Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs)
Hüküm : CMK'nın 231/11. maddesine göre açıklanan; TCK'nın 277/1-1, 62/1. maddeleri gereğince mahkumiyet
Yargı görevi yapanı etkileme (Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs) suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, 19.06.2008 tarihinde işlediği sabit görülen yargı görevi yapanı etkileme suçundan dolayı TCK'nın 277/1-1, 62/1. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Antalya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli, 2008/834 esas, 2010/377 sayılı kararının 27.05.2010 tarihinde kesinleşmesinin ve kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık denetim süresinin başlamasının ardından, Antalya 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.02.2014 tarihli, 2013/233 esas, 2014/149 sayılı kararı ile 23.04.2012 tarihinde işlediği sabit görülen kasten yaralama suçlarından dolayı TCK'nın 86/2, 62, 52/2-4. maddeleri gereğince ayrı ayrı 2.000,00 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet hükümleri 26.02.2014 tarihinde kesinleşen sanık hakkında, denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle ihbarda bulunulmasını müteakip, duruşma açılarak, sanığın savunması alınıp, 21.05.2010 tarihli hükmün CMK'nın 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına ilişkin Antalya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2014 tarihli, 2014/303 esas, 2014/513 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- İncelenen dosyada; sanık ...'in yetkilisi olduğu firma ile arsa sahibi ...'in tarafı olduğu 06.12.2004 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince 2007 yılında yapımı tamamlanan bağımsız bölümlerin tamamının üzerine, arsa sahibi ... aleyhine 15.02.2007 tarihinde açılan ve Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/64 esasına kayden görülmekte olan muris muvazaası sebebiyle tapu iptal ve tescil davası nedeniyle ihtiyati tedbir konulması üzerine, anılan davaya müdahil olup, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına dair talepleri reddedilen ve ihtiyati tedbirin kaldırılmadığı gibi, arsa sahibinin hissesine düşen bağımsız bölümlere de hasredilmemesinden dolayı kendi hissesine düşen daireleri satamayıp, maddi zarara uğradığını ve emlak piyasasında var olan saygınlığını da kaybettiğini iddia eden sanığın, Antalya ... Hâkimi ... 'ya, Antalya 11. Noterliğinin 19.06.2008 tarihli ve 17441 yevmiye numaralı ihtarnamesini, firma yetkilisi sıfatı ile çekip, içeriğinde; “7. madde; ...ihtiyati tedbir koymanız yasal değildir. 8. madde; …aynı konuda aynı davacının diğer mirasçılara karşı açılmış bulunan davalarda başka mahkeme hakimlerince müteahhit şirketimize düşen hissesinde bulunan tedbirlerin kaldırılmasını görmezden gelmeniz ise düşündürücüdür. 10. madde; ...teminat karşılığında tedbirin kaldırılması talebimizin reddi yasal dayanaktan yoksundur. 11. madde; ...şirketimize düşen bağımsız bölümlerdeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, aksi takdirde gördüğümüz ve görecek olduğumuz zararlar nedeni ile HUMK. 573 ve BK. 41 vd. gereğince tazminat davası açacağımızı ihtar etme gereği doğmuştur.” ibarelerinin yer aldığı ihtarnamenin, ilgili hâkim tarafından tebellüğ edilip, suç duyurusunda bulunulmasının ardından başlatılan adli soruşturma sonunda hukuka aykırı bir yöntemle hâkimi baskı altına almaya ve etkilemeye teşebbüs eden sanığın TCK'nın 277/1-1. madde, fıkra ve cümlesindeki yargı görevi yapanı etkileme suçunu işlediğinin iddia edildiği ve yapılan yargılama sonunda da sanığa yüklenen suçun sübut bulduğu kabul edilerek sanık hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Ancak, yargı görevi yapanı etkileme suçunun maddi unsuru, yargı görevi yapanlara emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek veya onları her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. İhtiyati tedbirin kaldırılması için noter vasıtasıyla hakime ihtar çekme şeklinde gerçekleşen somut olayda, hakime emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek biçimindeki seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmediği açıktır. Hukuka aykırılık ise genel bir ifadeyle hukuka (hakka) karşı gelmek, onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunulması anlamına gelmektedir. Hakime ihtarname çekmek usul hukuku açısından uygulamada rastlanan davranışlardan değil ise de, dava sırasında iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında hukuk düzeninin kesinlikle yasakladığı bir durum olmadığından suçun unsurları oluşmamıştır.
Açıklanan nedenlerle sanığa yüklenen yargı görevi yapanı etkileme suçundan dolayı sanık hakkında CMK'nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de:
a) Sanık hakkında kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK'nın 53/1. madde ve fıkrasında öngörülen hak yoksunluklarına hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, kanuna aykırı,
b) Suç tarihinden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 90. maddesi ile TCK'nın 277. maddesinde yapılan değişiklikle suçun unsurlarının değiştirilmiş olması ve hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 69. maddesi ile aynı maddede yapılan değişiklikler karşısında, TCK'nın 7/2. madde ve fıkrasındaki, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 18.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.