‹ Ana sayfa
Yargıtay11. Hukuk DairesiTicaret HukukuBankacılık ve Finans Hukuku

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2011/15311 K.2012/5446

Esas No: 2011/15311 · Karar No: 2012/5446 · Karar Tarihi: 05.04.2012
4 kez atıf aldı1 bozma bağlamıSonraki kararlarda bu karara yapılan atıflar
Özet: (1) Davacı, TMSF’ye karşı konut sigortası poliçelerinin gönderilmediği ve deprem sonrası tazminatın ödenmemesi nedeniyle 37.240.000.000 TL alacak talep etti; (2) Mahkeme, TMSF’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini kabul ederek davayı kısmen kabul etti, 18.125,14 TL’yi yasal faizle birlikte tahsil etmeye karar verdi ve diğer talepleri reddetti.
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08.09.201 tarih ve 2008/239-2011/294 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ile davalı TMSF tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 20.03.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı TMSF vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının davalı bankadan genel kredi sözleşmesine dayanarak nakit ve teminat mektubu kredisi kullandığını, kredilerin teminatını oluşturmak amacıyla konutunu bankaya ipotek ettiğini, bankanın ipotekli konut için davalı ... şirketine konut sigorta poliçesi düzenlettirdiğini ve primlerini de davacının hesabından keserek ödediğini, ancak 27.05.1998-27.05.2003 sigorta dönemine dair hiçbir poliçenin gönderilmediğini, ipotekli konutun 17.08.1999 depreminde yıkıldığını, davacının sigorta teminatları ve poliçelerden bilgisi olmadığından kredi taksitlerini ödemeye devam ettiğin, davalıların poliçeleri davacıya vermediğini, verselerdi deprem rizikosuna dayalı tazminatın, kredi borcunun bir kısmından kurtaracağını, davalı ... şirketinin zamanaşımı müessesesinden yararlanmak istediğini, ancak bundan yararlanabilmesi için genel şartlar 7. maddesi gereğince sigorta poliçesinin sigortalıya tebliğ edilmiş olması gerektiğini, oysa poliçelerin hiçbirinin davacıya gönderilmediğini, 17.06.2004 tarihinde fax ile gönderilmesi üzerine haberdar olduğunu, poliçenin yıllık %75 değer artışlı olarak düzenlendiğini, buna göre 17.08.1999 tarihini kapsayan sigorta poliçesi teminatından muafiyetler düşüldükten sonra bakiye 37.240.000.000.-TL’nin ödenmesi gerektiğini belirterek bu tutarın 17.08.1999 tarihinden itibaren yıllık sigorta poliçe teminat artışlarının her yıl için ayrı ayrı hesap edilerek Merkez Bankası reeskont faiziyle ve %100 inkâr tazminatıyla tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Genel Sigorta A.Ş. vekili, davanın TTK.nun 1268 nci maddesinde düzenlenen 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını, poliçelerde Pamukbank A.Ş.nin dain/mürtehin olduğunu, davacının banka hesabından kesilen primlerden hesap ekstreleri ile haberdar olduğunu, dain-mürtehin bankanın muvafakatı olmadan açılan davada davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı BDDK vekili yanıt vermemiştir.

Mahkemece, Dairemize ait 15.11.2007 tarihli ilama dayanılarak, davalı bankanın TTK.'nun 1275. maddesinde yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediği, davalı ... yönünden davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davalı Genel Sigorta A.Ş. hakkındaki davanın reddine, davalı Pamukbank A.Ş. (TMSF) hakkındaki davanın kısmen kabulü ile (18.125,14) TL.'nın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte bu davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davacı ile davalı TMSF. vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre ve davacının iddia ettiği alacağı için bileşik faiz isteyemeyeceği gibi davalı banka ile arasındaki kredi sözleşmesinde bankaya tanınan haklara dayanarak aynı akdi ve temerrüt faizi oranında faiz yürütülmesini de isteyemeyecek olmasına, ayrıca dava dilekçesinde (37.240) TL. talep edilmesi ve bozmadan sonra da ıslah yapılamayacak olması karşısında, davacının işbu davada anılan meblağdan fazla bir asıl alacak talebinde bulunamayacak olmasına, davalı bankanın da zamanaşımı def’inin haksız olduğunun önceki bozma ilamlarımız sonucu kesinleşmiş bulunmasına, yine davacının kendisini vekil aracılığı ile temsil ettirmesi karşısında, vekili sonradan istifa etse bile mahkemece davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2- Ancak, ortada mutabakatlı bir poliçe bulunmadığından ve sigorta da bir zenginleşme aracı olamayacağından, poliçede yazılı “sigorta bedelinin” davacıya aynen (veya muafiyet oranlarının düşülüp enflasyon farkının eklenmesi suretiyle bulunan meblağın) ödenmesi mümkün değildir. Sigorta şirketinden sadece uğranılan gerçek zararın tazmini istenebilir. Nitekim Dairemiz bozma ilamlarında da dava dilekçesinde talep edilen (37.240) TL.’nın bilirkişi incelemesi yaptırılmadan aynen kabul edilmesinin doğru olmadığı belirtilmiştir. Davalı TMSF. vekilinin bu anlamda bir kabul yetkisi de bulunmadığından, 02.12.2010 tarihli oturumdaki beyanına itibar edilmesi de mümkün değildir. Mahkemece buna rağmen anılan meblağ üzerinde taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gerekçesiyle hiçbir inceleme yapılmaması doğru görülmemiştir. O halde mahkemece öncelikle poliçe genel şartları uyarınca davacının riziko tarihi itibariyle davalı sigortacıdan isteyebileceği gerçek zarar miktarı bulunmalıdır.

Daha sonra ise Dairemiz bozma ilamlarında da belirtildiği üzere, davalı bankanın kredi alacağının muaccel olduğu tarih itibariyle miktarının belirlenmesi gerekmektedir. Anılan alacağın muacceliyet tarihinin, kredi hesaplarının kat edildiği tarih olduğu kuşkusuzdur. Dolayısıyla mahkemece bu konuda yaptırılan bilirkişi incelemesinde davalı bankanın alacağının muacceliyet tarihinin, hesap kat tarihi yerine, 17.08.1999 riziko tarihi olarak kabul edilip tüm hesaplamanın bu tarih itibariyle yapılması da doğru olmamıştır. Ayrıca davalı banka tarafından, bilirkişi raporunda sadece (19.114,85) TL. tutarındaki teminat mektubu kredisi alacaklarının dikkate alındığı, oysa bankanın bundan başka senet karşılığı kredi nedeniyle ve açık kredi hesaplarından kaynaklanan alacaklarının da bulunduğu bildirilmiş, mahkemece davalı banka vekilinin bu itirazları da incelenmemiştir.

Davacının talep edebileceği sigorta tazminatının ve davalı bankanın kredi alacağının bu şekilde tespitinden sonra, yine bozma ilamlarında belirtildiği gibi bir karşılaştırma yapılması gereklidir. Buna göre davacının hesap kat tarihi itibariyle davalı bankaya, davalı sigortacıdan istenebilecek toplam sigorta tazminatı kadar veya daha fazla kredi borcu varsa, davalı sigortacıdan veya bankadan talep edebileceği bir tutardan da söz edilemez. Dolayısıyla bu durumda davanın reddi gerekir. Davacının hesap kat tarihi itibariyle davalı sigortacıdan isteyebileceği toplam sigorta tazminatı, davalı bankaya olan kredi borcundan daha fazla ise, bu kez de davalı bankanın kredi alacağı tutarını mahsup edip, fazla sigorta tazminatını davacıya iade etmesi gereklidir. Nitekim mahkeme de incelemesini bu kapsamda yapmıştır.

Ancak, davalı banka tarafından, aynı kredi alacağının tahsili için davacı aleyhinde teminat mektupları bedellerinin depo edilmesi, 6183 SK.’na dayalı ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takiplerine girişildiği anlaşılmaktadır. Bu meyanda davacının bankaya olan kredi borcunu sonradan ödeyip ödemediği üzerinde de durulması gereklidir. Zira davacı, davalı sigortacı hakkındaki zamanaşımından ret kararını temyiz etmediğinden, davalı bankanın diğer davalı sigortacıdan kendi hakkına dayalı olarak talep edebileceği sigorta bedelini tahsil edip davacının kredi borcundan düşmemesinin, dolayısıyla da davacının kredi borcunu artırmasının, davalı banka yönünden tazminatı gerektirir bir kusur olacağı da tabiidir. Çünkü davacı ile banka arasındaki kredi sözleşmesinin 10. maddesi uyarınca sigorta tazminatının tamamı bankaya ödenmelidir. Buna göre davalı banka kredi alacağının temerrüdü tarihinde davalı sigortacıdan tüm sigorta tazminatını talep etmeli ve içinden kredi alacağını düşüp bakiyesini davacıya iade etmelidir. Şayet davacı, kredi borcunu bankaya karşı tamamen kapatmışsa, ancak o zaman, bankadan söz konusu tutarı da tazminat olarak isteyebilir. Diğer bir deyişle bu durumda davalı banka, alacağının temerrüdü tarihi olan hesap kat tarihi itibariyle sigorta tazminatının tamamını davacıya iade etmekle yükümlüdür. Fakat davacı, davalıya olan kredi borcunu sonradan tamamen değil de kısmen ödemişse ve halen kredi borcu devam ediyorsa, davacının yaptığı kısmi ödemelerin işbu davada dikkate alınması mümkün olamayacağından, bu durumda işbu davadan sonraki ödemeler hiç yapılmamış gibi davalı bankanın hesap kat tarihi itibariyle alacağı hesaplanmalı ve yukarıda açıklanan şekilde mahsup işlemi yapılmalı, davalı banka alacağının bu şekilde davacının sigorta tazminatından düşülmek suretiyle ödenen kısmı, sonradan girişilen takiplerde dikkate alınmalıdır.

Bu durum karşısında mahkemece, davacının davalı ... hakkındaki ret kararını temyiz etmediği de nazara alınarak, uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi gerekirken, bu hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı ile davalı banka yararına bozulması gerekmiştir.

3- Kabul şekli bakımından da dava, bankacılık ve sigortacılık işlemlerinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.

TTK.’nun 3. maddesinde bu kanunda tanzim olunan hususlarla bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari iş olduğu, aynı Yasa'nın 4/1. maddesinde de bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla somut uyuşmazlık yönünden de talep halinde ticari işler için uygulanan temerrüt faizinin istenebileceği tabiidir.

Davacı da alacağına 17.08.1999 tarihinden itibaren reeskont faizi uygulanmasını istemiştir. Anılan tarih itibariyle reeskont faizi tabiri, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 2/2. maddesi uyarınca, ticari işlerde uygulanan faiz türünü ifade ettiğinden, mahkemece hükmedilen alacağa 3095 SK.’nun 2/2. maddesi yerine, yasal türden temerrüt faizi yürütülmesi dahi doğru olmamış, kararın bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı ile davalı banka, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle de kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 05.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?