Yargıtay 11. Ceza Dairesi Ceza Hukuku
Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2012/17409 K.2012/16890
Özet: Uyuşmazlık, sanıkların resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından yargılanması ve bazı davaların zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi talebine ilişkin; mahkeme, tüm sanıkları için dolandırıcılık suçundan zamanaşımı nedeniyle düşürülen kararları onaylayarak, resmi belgede sahtecilik suçundan ayrı ayrı hapis cezalarını belirlemiş ve ilgili temyiz taleplerini reddetmiştir.
MAHKEMESİ: Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ: Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık
HÜKÜM: Sanıklar ..., ..., ..., ... için ayrı ayrı dolandırıcılık suçlarından zamanaşımı nedeni ile düşürülmeye ilişkin.
Sanıklar ... ve ... için ayrı ayrı; 765 sayılı TCK'nun 339/1-1, 80, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin.
Sanıklar ... ve ... için ayrı ayrı; 765 sayılı TCK'nun 339/1-1, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin.
Sanık ... için;
a) 765 sayılı TCK'nun 339/1-1, 80, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin.
b) 5237 sayılı TCK'nun 158/1-e, 43, 62, 53/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 12.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında hak yoksunlukları uygulanmasına ilişkin.
Hükmolunan cezanın süresine göre koşulları oluşmadığından sanık ... müdafiinin, incelemenin duruşmalı olarak yapılması isteminin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 318. maddesi uyarınca reddine karar verilmiş, hukuk mahkemelerinden verilen kararların, maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla resen araştırma ilkesine göre yargılama yapan ceza mahkemelerini bağlamayacağı, 818 sayılı Borçlar Kanunun 53. maddesi gereğince ceza mahkemelerinin, maddi olaya ilişkin kabulünün hukuk mahkemelerini bağlayacağı, esasen Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin 2006/66 esas, 2010/344 esas sayılı dosyasını temyizen inceleyen yüksek Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 07.02.2012 gün, 6035-1247 sayılı kararı ile “ceza davasının bekletici (ön) mesele yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi” gerektiğinden bahisle iş mahkemesinin kararını bozmuş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tebliğnamenin (b) bendindeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.
I-) Katılan vekilinin, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında “dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine dair hükme yönelik temyizi ile sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanık ...'in “resmi belgede sahtecilik” suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyizleri üzerine yapılan incelemede;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklara yüklenen “resmi belgede sahtecilik” suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezaları artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve dereceleri takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında; sanıklar ..., ..., ... ve Şükrü Atak’a yüklenen “dolandırıcılık” suçunun yasada gerektiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suçun işlendiği 01.01.1998 tarihinden hüküm tarihine kadar gerçekleştiğinin gerekçeleri mahkemece dosya içeriğine uygun biçimde gösterilerek kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan idare vekili, sanıklar Şükrü Atak ve ... müdafileri ve sanıklar ... ile ...’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, tüm sanıkların “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahkumiyetlerine, sanıklar ..., ..., ... ve Şükrü Atak hakkında dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine ilişkin hükümlerin ONANMASINA,
II-) Sanık ... müdafiinin, “dolandırıcılık” suçundan verilen mahkumiyet hükme yönelik temyizine gelince;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin, bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiselerle hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisi veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağı ortadan kaldırılmalıdır. Desise ise maddi nitelikteki fiil ve hareketlerle mağduru hataya düşürmek için kullanılan aldatıcı vasıtalardır. Kullanılan hile ve desiseler ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Somut olayda, sanık ...’nun, sahte belgelerle haksız emeklilik süresi kazanıp, kurumdan emekli maaşı almak ve sağlık yardımlarından yararlanmak suretiyle haksız yarar sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak sanığın, başlangıçta gerçekleştirdiği hileli hareketler, katılan idare tarafından 29.05.2003 gün, 2220-47298 sayı ile görevlendirilen müfettişin yaptığı inceleme sonunda düzenlenen 25.03.2005 tarihli rapor ile tespit edilmiş, bu rapor üzerine idarece 19.04.2005 tarihinde işlem yapılmıştır. Yani katılan idare, 25.03.2005 tarih ve 3 sayılı “soruşturma raporu”ndan ve dolayısıyla kendisine karşı 01.01.1998 tarihinden itibaren gerçekleştirilen dolandırıcılık suçundan 19.04.2005 tarihi itibariyle haberdar olmuştur. Bu tarihten sonra katılan idarenin, sanık tarafından hileli hareketlerle kandırıldığından söz edilemeyeceğinden, dolandırıcılık suçunda suç tarihinin en geç, 19.04.2005 tarihi olduğunun kabulü gerekir. Buna rağmen idarenin, 2005 yılının Mayıs ve Haziran aylarına ait maaşlarını ödemesinde, artık sanığın hileli davranışlarından söz edilemeyeceğinden, en son maaş ödenen 26.06.2005 tarihinin, dolandırıcılık suçunun işlendiği tarih olarak kabulüyle ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5349 sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri uyarınca; 765 ve 5327 sayılı TCK.nun olaya ilişkin tüm hükümleri uygulanıp, cezalar kişiselleştirilerek sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği de gözetilmeden yazılı şekilde 5237 sayılı TCK.nun uygulanması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
SUÇ: Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık
HÜKÜM: Sanıklar ..., ..., ..., ... için ayrı ayrı dolandırıcılık suçlarından zamanaşımı nedeni ile düşürülmeye ilişkin.
Sanıklar ... ve ... için ayrı ayrı; 765 sayılı TCK'nun 339/1-1, 80, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin.
Sanıklar ... ve ... için ayrı ayrı; 765 sayılı TCK'nun 339/1-1, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin.
Sanık ... için;
a) 765 sayılı TCK'nun 339/1-1, 80, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin.
b) 5237 sayılı TCK'nun 158/1-e, 43, 62, 53/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 12.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında hak yoksunlukları uygulanmasına ilişkin.
Hükmolunan cezanın süresine göre koşulları oluşmadığından sanık ... müdafiinin, incelemenin duruşmalı olarak yapılması isteminin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 318. maddesi uyarınca reddine karar verilmiş, hukuk mahkemelerinden verilen kararların, maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla resen araştırma ilkesine göre yargılama yapan ceza mahkemelerini bağlamayacağı, 818 sayılı Borçlar Kanunun 53. maddesi gereğince ceza mahkemelerinin, maddi olaya ilişkin kabulünün hukuk mahkemelerini bağlayacağı, esasen Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin 2006/66 esas, 2010/344 esas sayılı dosyasını temyizen inceleyen yüksek Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 07.02.2012 gün, 6035-1247 sayılı kararı ile “ceza davasının bekletici (ön) mesele yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi” gerektiğinden bahisle iş mahkemesinin kararını bozmuş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tebliğnamenin (b) bendindeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.
I-) Katılan vekilinin, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında “dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine dair hükme yönelik temyizi ile sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanık ...'in “resmi belgede sahtecilik” suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyizleri üzerine yapılan incelemede;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklara yüklenen “resmi belgede sahtecilik” suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezaları artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve dereceleri takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında; sanıklar ..., ..., ... ve Şükrü Atak’a yüklenen “dolandırıcılık” suçunun yasada gerektiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suçun işlendiği 01.01.1998 tarihinden hüküm tarihine kadar gerçekleştiğinin gerekçeleri mahkemece dosya içeriğine uygun biçimde gösterilerek kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan idare vekili, sanıklar Şükrü Atak ve ... müdafileri ve sanıklar ... ile ...’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, tüm sanıkların “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahkumiyetlerine, sanıklar ..., ..., ... ve Şükrü Atak hakkında dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine ilişkin hükümlerin ONANMASINA,
II-) Sanık ... müdafiinin, “dolandırıcılık” suçundan verilen mahkumiyet hükme yönelik temyizine gelince;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin, bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiselerle hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisi veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağı ortadan kaldırılmalıdır. Desise ise maddi nitelikteki fiil ve hareketlerle mağduru hataya düşürmek için kullanılan aldatıcı vasıtalardır. Kullanılan hile ve desiseler ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Somut olayda, sanık ...’nun, sahte belgelerle haksız emeklilik süresi kazanıp, kurumdan emekli maaşı almak ve sağlık yardımlarından yararlanmak suretiyle haksız yarar sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak sanığın, başlangıçta gerçekleştirdiği hileli hareketler, katılan idare tarafından 29.05.2003 gün, 2220-47298 sayı ile görevlendirilen müfettişin yaptığı inceleme sonunda düzenlenen 25.03.2005 tarihli rapor ile tespit edilmiş, bu rapor üzerine idarece 19.04.2005 tarihinde işlem yapılmıştır. Yani katılan idare, 25.03.2005 tarih ve 3 sayılı “soruşturma raporu”ndan ve dolayısıyla kendisine karşı 01.01.1998 tarihinden itibaren gerçekleştirilen dolandırıcılık suçundan 19.04.2005 tarihi itibariyle haberdar olmuştur. Bu tarihten sonra katılan idarenin, sanık tarafından hileli hareketlerle kandırıldığından söz edilemeyeceğinden, dolandırıcılık suçunda suç tarihinin en geç, 19.04.2005 tarihi olduğunun kabulü gerekir. Buna rağmen idarenin, 2005 yılının Mayıs ve Haziran aylarına ait maaşlarını ödemesinde, artık sanığın hileli davranışlarından söz edilemeyeceğinden, en son maaş ödenen 26.06.2005 tarihinin, dolandırıcılık suçunun işlendiği tarih olarak kabulüyle ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5349 sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri uyarınca; 765 ve 5327 sayılı TCK.nun olaya ilişkin tüm hükümleri uygulanıp, cezalar kişiselleştirilerek sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği de gözetilmeden yazılı şekilde 5237 sayılı TCK.nun uygulanması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.