‹ Ana sayfa
Danıştay5. Daireİdare Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2019/727 K.2024/11334

Esas No: 2019/727 · Karar No: 2024/11334 · Karar Tarihi: 30.06.2024
667 sayılı Kanun670 sayılı Kanun675 sayılı Kanun227 sayılı Kanun670 sayılı KHK667 sayılı KHK675 sayılı KHK2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun
Özet: Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2019/727 E.  ,  2024/11334 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2019/727 Karar No : 2024/11334 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... ... Ticari Şubesi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü / ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... T.A.Ş.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/727
Karar No : 2024/11334

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... ... Ticari Şubesi

**VEKİLİ:** Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü / ...

**VEKİLİ:** Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... T.A.Ş. ile 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kapatılan ... Üniversitesi arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesinde kefil olan kurumların davalı idareye devredilmesi sonrasında, söz konusu kredi alacağının ödenmek üzere kayda alınması, anılan kredi ile ilgili olarak terkin edilen rehinin İzmir 5. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyasındaki şartlarla yeniden tesis edilmesi yahut ipoteğe dayalı alacağın güncel bakiye üzerinden ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün ... tarih ve ... sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; ... T.A.Ş. ile kapatılan ... Üniversitesi arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesinde kefil olan ... Özel Sağlık Hiz. ve Malz. San. Tic. A.Ş ile ... Vakfı ... Tıp Merkezi İktisadi İşletmesinin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi uyarınca Ekli (IV) sayılı listede yer alan kapatılan kurumlar arasında yer aldığı, bu suretle kapatılan kurumların her türlü taşınır ve taşınmazları ile her türlü mal varlığının, alacak ve haklarının, belge ve evrakının Vakıflar Genel Müdürlüğüne bedelsiz olarak devredildiği belirtilmiş ve davacı Bankanın, ... Üniversitesine kullandırılan kredi sözleşmesinde kefil olan kurumlara ait taşınmazlar üzerinde tesis edilen ve anılan kurumların kapatılması sonrasında rehinli taşınmazların Hazineye devredilmesi sonucunda terkin edilen rehinin yeniden tesis edilmesi yahut ipoteğe dayalı alacağın güncel bakiye üzerinden ödenmesi istemiyle yapmış olduğu başvurunun, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 5.maddesi kapsamında doğrudan idareye yapılan bir başvuru olduğunun kabulü gerekmekle birlikte, davacının başvurusu hakkında; kapatılan vakıflar yönünden, kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye yetkili kılınan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından incelenmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünce tesis edilen işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı kararıyla; 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 16. maddesi uyarınca Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri ile kapatılan vakıfların devrolunan varlıklarının Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetileceği, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülüklerin tespitinin yapılması, gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunların uygun bir takvim dahilinde ödenmesinin veya tahsili için konulduğu halde kaldırılan takyidatların yeniden konulmasına ilişkin işlemlerin yapılması için Vakıflar Genel Müdürlüğünün yetkilendirildiği; borç ve yükümlülüklerin bu kapsamda değerlendirilebilmesi için, "olumlu" ve "olumsuz koşulların" sayma yoluyla belirlendiği, devralınan varlıklarla ilgili borç ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi için, ilgilisi tarafından "kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle ortaya konulması" "olumlu" bir koşul olarak belirlenmişken, sayılan olumsuz koşullar arasında "kefaletten doğmaması" koşuluna yer verildiğinin görüldüğü, 227 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ayrı bir tüzelkişilik verilerek kurulan Vakıflar Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra örgütünün de bulunduğu, bu kapsamda anılan KHK'da Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri, organ ve birimlerinin görev ve yetkileri ile taşra örgütünün görev ve yetkilerinin de sayıldığı, 28. maddede, "Genel Müdür ve her kademedeki kuruluş yöneticileri sınırlarını açıkça belirlemek şartıyla yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebilir. Ancak yetki devri, yetki devreden amirin sorumluluğunu kaldırmaz." kuralına yer verildiği; bu kapsamda çıkarılan Vakıflar Genel Müdürlüğü Merkez ve Taşra Teşkilatı Görev, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik'in "Bölge Müdürlüğü" başlıklı 29. maddesinde, bölge müdürlüğünün görevleri arasında, "53. Genel Müdürlüğün taraf olduğu davalarda; Genel Müdürlüğü temsil etmek, gerekli bilgi ve belgeleri hazırlamak veya Genel Müdürlükçe hizmet satın alma yoluyla temsil ettirilen davaları takip ve koordine etmek, 54. İcra takiplerini ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütmek ve neticelendirmek" görevlerinin sayıldığı, "Görev ve Yetki" başlıklı 30. maddesinde ise, "Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilâtının her kademesindeki yönetici ve personel; yapmakla yükümlü bulunduğu hizmet ve görevleri mevzuata, plan ve programlara uygun olarak yürütmekten sorumludur. Bir görevin verilmesi, bu görevin yerine getirilmesi için gerekli yetki ve sorumluluğun da verildiği anlamını taşır." kuralına yer verildiği, 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinde, genel olarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne verilen yetkinin münhasıran bir organ olarak "genel müdüre" verilmiş bir yetki olmadığı, anılan Genel Müdürlüğün genel yönetim şeması içinde merkez ve taşra örgütüne verilen yetkiler kapsamında kullanılabileceğinin de kabulü gerektiği, davacı ile ... Üniversitesi arasında bağıtlanmış "Kredi Sözleşmesi" uyarınca anılan Üniversiteye kullandırılan krediler ve riskler karşılığının 7.367.751,05 TL olduğu, Kredi Sözleşmesinde Türkiye Tabipler Vakfı ... Tıp Merkezi İktisadi İşletmesi ile ... Özel Sağlık Hizmetleri ve Malzemeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin kefaleti nedeniyle taşınmazlarının ipotek edildiği, sözleşmenin tarafı asıl borçlu ... Üniversitesi'nin ve anılan Vakfın 667 sayılı KHK ile kapatıldığı, Üniversite'nin tüm varlıklarının Hazineye devredildiği, davacı Bankanın alacağının tahsili için ipotek konusu taşınmazların sahibi ve sözleşmede kefil durumunda olan Vakfın ve Şirketin varlıklarının da davalı Genel Müdürlüğe devredildiği, bu nedenle davacının alacaklarının tahsili için taşınmazların satışına yönelik olarak .... İcra Müdürlüğü'nde başlattığı takip sırasında, ipotek konusu taşınmazların 667 sayılı KHK'nın 2. maddesi uyarınca kapatılan Şirket nedeniyle Hazine adına devredildiği, bu devir sırasında üzerindeki takyidatların kaldırıldığının anlaşıldığı, davacının bunun üzerine 01/02/2017 tarihli başvurusuyla, kapatılan Şirketin sözleşmede ipotek konusu olmuş taşınmazları üzerinde terkin edilen taşınmaz rehninin yeniden kurulmasını ya da ipoteğe dayanan alacağın ödenmesini istediği, başvuru konusu taşınmazların Erzurum'da bulunduğu, ipotek borçlusu Vakıf Şirketinin merkezinin ise İzmir'de olduğu, başvurunun doğrudan davalı idarenin İzmir Bölge Müdürlüğüne yapıldığı ve davacının bu başvurusunun davalı Genel Müdürlüğün İzmir Bölge Müdürlüğü tarafından değerlendirildiği, başvurunun; alacak konusu ipotek rehnine konu taşınmazların sahibi olan Şirkete ait taşınmazların idarelerine devredildiği, ancak borcun doğrudan Şirketin borcu olmadığı, borcun kefaletten kaynaklandığı, bu nedenle 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi uyarınca kefaletten kaynaklanan borcun ödenmesi veya ipoteğin konulmasına olanak bulunmadığı değerlendirilerek dava konusu Bölge Müdürlüğü işlemiyle reddedildiği belirtilmiş ve bu durumda 667 sayılı KHK uyarınca kapatılan ve 675 sayılı KHK ile varlıkları davalı Genel Müdürlüğe devredilen Vakıf Şirketine ait taşınmazlar üzerinde konulan ipotek rehninin, varlıkları Hazineye devredilmiş bir üniversitenin borcuna ilişkin "kefaletten" kaynaklandığı görüldüğünden, davacının kefalet nedeniyle müteselsil borçlu durumda olan Vakıf Şirketine ait ipotek konusu taşınmazların icra yoluyla satışıyla alacağının tahsili yolundaki başvurusu sonrasında, taşınmazlar üzerindeki rehnin kaldırılmış olması nedeniyle takibin sürdürülememesi üzerine, taşınmazlar üzerindeki rehnin yeniden kurulması veya kredi borcunun ödenmesi yolunda davalı Genel Müdürlüğün İzmir Bölge Müdürlüğüne yaptığı başvurunun; başvurunun yapıldığı ve taşınmazların sahibi Vakfın bulunduğu İzmir Bölge Müdürlüğü tarafından, yükümlülüğün kefaletten kaynaklanması nedeniyle reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesi uyarınca istinaf başvurunun kabulüne, istinafa konu İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idareye devredilen iki kurumun ... Ünivirsitesi ile imzalanan genel kredi taahhütnamesi gereğince ipotek kurdurulan kurumlar olduğu, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de, ipoteğin ihyasının sadece mal varlığı Hazineye veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne devrolunan kurum ve kuruluşların kendi borcundan kaynaklanması yönünde bir ibare bulunmadığı, ipoteğin ihyası yönünden muvazaalı bir işlem tesis edilmesinin söz konusu olamayacağı belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği iddia edilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE

**GEREKÇE:**
MADDİ

**OLAY:**
Davacı ... T.A.Ş. ile ... Üniversitesi arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış; bu sözleşmede ... Vakfı ... Tıp Merkezi İktisadi İşletmesi, ... Sağlık Tesis Ltd. Şti. ve ... Özel Sağlık Hizm. ve Mal. San. Tic. A.Ş. kefil konumunda yer almış ve ... Özel Sağlık Hizm. ve Mal. San. Tic. A.Ş.'ye ait iki taşınmazın üzerine, kredi teminatı olmak üzere ipotek tesis edilmiş; ... Üniversitesi 667 sayılı KHK uyarınca kapatılmış; Üniversitenin varlıkları Hazineye, ... Vakfı ... Tıp Merkezi İktisadi İşletmesi ile ... Özel Sağlık Hizm. ve Mal. San. Tic. A.Ş.'nin varlıkları ise Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş; davacı Banka tarafından kredi alacağının ödenmesi için İzmir 2. Noterliği vasıtasıyla ihtarname çekilmiş; kredi borcunun ödenmemesi üzerine, davacı tarafından, alacaklarının tahsili için ipotek tesis edilen taşınmazların satışına yönelik olarak İzmir 5. İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatılmış; davacı 14/10/2016 tarihli dilekçesiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulunarak, kredi alacaklarının kayda alınması, söz konusu iki taşınmaz üzerinde bulunan ve terkin edilmiş olan rehinin İzmir 5. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyasındaki şartlarla yeniden tesis edilmesi yahut ipoteğe dayalı alacağın güncel bakiye üzerinden ödenmesi isteminde bulunmuş; bu başvuru, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünün ...tarih ve ... sayılı işlemiyle; ... Üniversitesinin Vakıflar Genel Müdürlüğüne değil, Hazineye devredildiği, 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinde, kapatılan kurumların borçlarının ödenmesi için "kefaletten doğmaması" şartının yer aldığı, kredi borçlusunun ... Üniversitesi olduğu, kapatılan ve idarelerine devredilen ... Özel Sağlık Hizm. ve Mal. San. Tic. A.Ş., ... Sağlık Tesis Ltd. Şti. ile ... Vakfı ... Tıp Merkezi İktisadi İşletmesinin, kredi sözleşmesinde kefil olduğu, bu nedenle davacının talebinin kabulünün mümkün olmadığı, 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinin, Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilen vakıf ve iktisadi işletmelerin kendi borcu nedeniyle konulan ipoteklere ilişkin düzenleme getirdiği, borcun Vakıflar Genel Müdürlüğüne değil, Hazineye devredilen ... Üniversitesine ait olduğundan, ipoteğin tekrar konulmasının söz konusu olmadığı gerekçeleriyle reddedilmiştir.
Bunun üzerine, ... tarih ve ... sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.



**İLGİLİ MEVZUAT:**
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri, "...idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." olarak sayılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3/a bendinde, dilekçelerin, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından "görev ve yetki" yönünden inceleneceği; İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde de, 14. maddenin 3/a bendine göre adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
(08/03/2018 tarih ve 30354 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7091 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 17/08/2016 tarih ve 29804 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında, "20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir."; 4. fıkrasında, "Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar." kuralı yer almıştır.
(08/03/2018 tarih ve 30354 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7082 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Dava ve takip usulü" başlıklı 16. maddesinde ise, "(1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı takip giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(3) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler veya kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine 17/8/2016 tarihi dahil bu tarihten sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verilir.
(4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir." kuralına yer verilmiştir.
7082 sayılı Kanun'un 16. maddesinin (4) numaralı fıkrasının 2. cümlesinde yer alan "İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir." kuralının iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesi'nin 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararıyla, "...Anayasa’nın 142. maddesi uyarınca 'yargılama usullerinin' kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Bir konudaki uyuşmazlığın, hukuki nitelikleri bakımından bütünlük oluşturan iş ve davalardan oluşan, ayrı bir yargılama usulüne tabi kılınmış hangi düzende başka bir deyişle hangi yargı kolunda görüleceğinin belirlenmesi de yargılama usulü kapsamındadır. Yargı kolunun belirlenmesi hususu da kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucu bu takdir yetkisini kullanırken hukukun genel ilkelerine ve Anayasa'daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun hareket etmelidir ...
... Kanun koyucunun 670 sayılı KHK’nın 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca idare tarafından verilecek karara karşı idari yargı kolunda görevli mahkemeler nezdinde dava açılmasını tercih etmesinin kamu yararı amacıyla bağdaşmayan ve hak arama özgürlüğünü ihlal eder nitelikte bir takdir içerdiği söylenemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir...." gerekçesiyle, iptal talebinin reddine karar verilmiştir.
Söz konusu 16. maddenin (4) numaralı fıkrasının 3. cümlesinde, "İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz." kuralı yer almakta iken, anılan kural, Anayasa Mahkemesi'nin 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararıyla, "...İlgisine göre Hazineye ya da Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilen kurum ve kuruluşlarla hukuki ilişki içerisine giren ve bunlarının hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunan kişilerin bu iddialarını inceletebilecekleri ve karara bağlanmasını talep edebilecekleri etkili başvuru yollarının oluşturulması etkili başvuru hakkının bir gereğidir. Özel hukuk ilişkileri çerçevesinde kişiler arasında doğan hak ve yükümlülüklere ilişkin davalar geleneksel olarak adli yargı mercilerinde görülmektedir. Ancak 670 sayılı KHK’yla yapılan değişikliklerle bu tür uyuşmazlıklara ilişkin olarak özel bir mekanizma oluşturulmuş, bu çerçevede kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların öncelikle idareye başvurması, idarenin olumsuz cevabı üzerine bu işleme karşı idari yargıda dava açması ve bu uyuşmazlıklar idari yargı tarafından çözümlenmesi öngörülmüştür. Dava konusu kural ise sözü edilen idari başvuru yolunun tüketilmesinden sonra açılacak idari davada verilen kararın kesin olmasıyla birlikte bu türden mülkiyet iddialarına karşı adli yargı yolunun kapatılmasını öngörmektedir.
Yukarıda da belirtildiği üzere kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların bu iddialarla ilgili olarak açacakları davaların hangi yargı kolunda görüleceği meselesi bir yargılama usulü politikası olarak kanun koyucunun takdirindedir. Anayasa’nın 36. veya 40. maddesi bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda karara bağlanmasına ilişkin bir güvence içermemektedir. İdari yargı mercilerinin özel borç ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümlenmesi hususunda yeterli tecrübeye sahip olup olmaması da bir yerindelik meselesi olup anayasal bir sorun değildir. Dolayısıyla kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia edenlerin açacakları davaların idari yargı mercileri tarafından karara bağlanması tek başına Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık taşımamaktadır.
Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesi oluşturulacak dava yolunun uyuşmazlığın esasını inceleme ve karara bağlama kapasitesini haiz olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da idari yargı yerlerinin bu tür uyuşmazlıkların esasının incelenmesini ve karara bağlanmasını temin edecek uygun araçlarla donatılmasını gerektirmektedir. İdari yargının bu tür özel borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların esasını tüm yönleriyle inceleyebilecek araçlardan yoksunluğu bu tür uyuşmazlıkları inceleyebilecek yegâne yolun idari yargı olmasını öngören kuralın Anayasa’nın 40. maddesindeki gereklilikleri karşılamaması sonucunu doğurabilir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin üzerinde durması gereken mesele idari yargının kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarını her yönüyle çözüme kavuşturacak araçlara sahip olup olmadığıdır.
İdari yargılama usulü 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca yazılı yargılamaya dayanmaktadır. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesini yasaklayan açık bir hüküm bulunmamakla birlikte tanık dinleme usulünü düzenleyen hükümler 2577 sayılı Kanun’da yer almadığından ve bu konuda hukuk muhakemesi usulüne atıfta da bulunulmadığından idari yargılamada tanık dinlenip dinlenmeyeceği meselesi tartışmalı bir konu olmayı sürdürmüştür. Özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların bir kısmı yazılı belgelere dayandığından yazılı yargılama usulünü uygulayan idari yargının bunların çözümlenmesi için gereken araçları haiz olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde yazılı belgeler üzerinde inceleme yapılması yeterli olmamakta sözlü yargılama yapılması da gerekebilmektedir. Özellikle sadece tanık deliline dayalı olarak ispatlanması mümkün olabilecek iddiaların incelenmesinde sözlü yargılama yapılması ve tanık dinlenmesi zorunlu olabilmektedir. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığı hususunda süregelen tartışmanın varlığı da gözetildiğinde tanık dinlenmesini gerektiren özel hukuk uyuşmazlıkları yönünden idari yargının etkili bir yol olduğunun kesin bir biçimde söylenmesi mümkün görünmemektedir.
Bu durumda kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının, sahip olduğu araçlar bakımından idari yargının kapasitesini aşıp aşmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın, tümünün tek çözüm mercii olarak idari yargının tayin edilmesi Anayasa’nın 40. maddesinde öngörülen etkili yargısal başvuru yolları oluşturma yükümlülüğünü ihlal etmektedir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırıdır." gerekçesine yer verilerek iptal edilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdari yargının görev alanı; idare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek taraflı tesis edilen kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan davaların görüm ve çözümüyle sınırlı bulunmaktadır.
İdari yargı mercilerinde yargısal denetimi yapılarak çözümlenecek uyuşmazlıklarda; öncelikle davaya konu işlemin idari bir işlem olup olmadığı hususunun, başka bir anlatımla idare hukuku kurallarına göre tesis edilen, kamu gücüne dayanarak, diğer tarafın rızasını aramaya gerek olmaksızın, ilgilinin hukuki durumunda tek yanlı irade açıklamasıyla değişiklik meydana getiren bir işlem olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. İdari makamlar tarafından tesis edilmiş olsa bile, özel hukuk hükümlerine tabi olan işlem ve sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde adli yargı mercileri görevlidir.
Dava konusu uyuşmazlığın, ... T.A.Ş. ile 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kapatılan Şifa Üniversitesi arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesine konu kredi alacağının ödenmek üzere kayda alınması, anılan kredi ile ilgili olarak kefil olan kurumların taşınmazları üzerindeki terkin edilen rehinin İzmir 5. İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyasındaki şartlarla yeniden tesis edilmesi yahut ipoteğe dayalı alacağın güncel bakiye üzerinden ödenmesi istemiyle ... T.A.Ş. tarafından davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemden kaynaklandığı görülmektedir.
Bu durumda, davacı Bankanın kredi alacağının kayda alınması, bu alacağın tahsili için üzerine ipotek konulan taşınmazlar üzerindeki terkin edilmiş rehinin yeniden tesis edilmesi veya alacağın ödenmesi istemi özel hukuk hükümlerine göre çözümleneceğinden ve yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında aksi yönde bir tespit ve değerlendirmede bulunulmadığından, anılan istemden kaynaklanan dava konusu uyuşmazlığın adli yargı düzeninin görev alanında bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden, işin esasına girilerek dava konusu işlemin iptali yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak davanın esastan reddi yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü, Mahkeme kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki temyize konu İzmir Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda özetlenen gerekçeyle BOZULMASINA,
2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 01/07/2024 tarihinde, oyçokluğuyla, kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY : 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal rejimini takiben bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek amacıyla birçok yeni düzenleme yapılmış ve bu düzenlemelerin çoğu Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde kararnameleri ve bu KHK'ların kabul edildiğine dair kanunlar ile yani özel düzenlemeler ile gerçekleştirilmiştir. Bu düzenlemelerden olan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan kuruluşlara ait taşınmaz mal varlığının, üstündeki kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak hazineye devredileceği düzenlenmiş ve uygulamanın bu yönde gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
670 sayılı KHK ve bu KHK'nın kabul edilmesine dair 7091 saylı kanunun 5. maddesi devre dair işlemleri düzenlemiş olup; "Devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, "20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)'ne veya diğer terör örgütlerine (...) gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, (…) bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir." hükmü; dördüncü fıkrasında ise, "Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar." hükmü getirilmiştir.
Aktarılan maddenin beşinci fıkrası ile, borçların ödenmesinde kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi resim harç çalışanların sigorda pirimleri vs gibi ödeme sıralamasının düzenlendiği görülmekle ve uygulamaya ilişkin alt düzenlemenin çıkarıldığı (667 sayılı KHK'nın 2. maddesi dayanak 371 seri nolu Milli Emlak Genel Tebliği ve 670 saylı KHK 5. maddesine dayanılarak yayınlanan 2016-1 seri nolu Milli Emlak Genelgesi) nazara alındığında görevli yargı yeri olan idari yargı yerince bu usulün hukuki denetimde değerlendirileceği anlaşılmaktadır.
Kapatılan kurumların ilgisine göre Hazine ve Maliye Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş olması bu şirketlere ait tüm borçların tekeffül edileceği veya garanti altına alınacağı şeklinde düzenlenmemiş, aksine belli koşullara bağlanmıştır (mal varlığının değerini geçirmemesi, ek külfet getirmemesi gibi...).
Ayrıca ve açıkça, 675 saylı KHK ile (kabul edilmesine dair 7082 saylı Kanun) "özel düzenleme" ile dava ve takip usulü düzenlemiş olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun genel düzenlemesi haricinde bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenleme ile KHK öncesi ve sonrası adli yargıda açılan davaların dava şartı yokluğu sebebiyle reddedileceğini (2 ve 3. fıkra) 4. fıkrası ise bu ret kararları üzerine 30 günlük hak düşürücü süre içinde idari makama başvuru yapılmasını müteakip idarece verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabileceği düzenlenmek suretiyle görevli yargı yolu açıkça belirlenmiştir. İlgililerin talep ve dava çeşidine göre adli yargıda da dava açabilecekleri tabii olup, kamu düzeninden olan görevli yargı yeri konusunda mahkemelerce değerlendirme yapılacağından kısıtlama söz konusu olmayacaktır.
Bu bağlamda Olağanüstü Hal KHK'ları ile yapılan düzenlemeler idare hukuku alanında olan düzenlemeler olup bu dayanak düzenlemelere binaen yapılan iş ve işlemler idari işlemler olup, özel hukuk ilişkileri kapsamında yapılan iş ve işlemlerden olmadığından Anayasa Mahkemesinin 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararı ile "uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz" ibaresinin iptal edilmiş olmasının, idari yargının görevli yargı yeri olduğuna yönelik düzenlemenin iptal edilmemiş olması sebebiyle dava konusu olayı etkileyecek nitelikte bulunmamaktır. Zira Anayasa'nın 153. maddesi emri gereği "Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği"nden verilen bozma kararına katılmıyorum.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?