Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2019/2344 K.2022/1645
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/2344
Karar No : 2022/1645
**DAVACI:** ...
**DAVALI:** ... Kurulu / ...
**VEKİLİ:** Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, Kırıkhan Cumhuriyet başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve E:... , K: ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi tarafından hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararın tekemmül aşaması tamamlanmadan Daire Başkanı tarafından imzalanan üst yazı ile karar sonucu Teftiş Kurulu Başkanlığına bildirilerek işlem başlatılmasının, usul yönünden Hakimler ve Savcılar Kurulu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 12/2. maddesine aykırı olduğu, soruşturma izni verilmeden önce toplanan delillere göre tedbir talep edildiği, açılan soruşturma kapsamında lehine olan delillerin toplanması zorunluluğuna uyulmadığı, savunma hakkının adil yargılanma hakkına uygun kullandırılmadığı, dava konusu meslekten çıkarma kararının Anayasa'nın 159. maddesinde Hakimler ve Savcılar Kurulu için belirlenen misyona uygun olmadığı, soruşturma izninin aynı zamanda Kurul Başkanı olan Adalet Bakanı'nın onayına sunulmasının yargı bağımsızlığı gibi evrensel normlara uygun olmadığı, yargısal faaliyete ilişkin konuların soruşturmaya ve görevden uzaklaştırma kararına dayanak yapıldığı, soruşturmaya konu tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yasal görevleri kapsamında faaliyette bulunduğuna dair yetkili kişi ya da kurumlarca bilgi paylaşılmadığı, belge sunulmadığı, tırlardaki malzemenin Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun ispatlanamadığı, öte yandan hakkında işlem yapılan tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun bilindiği kabul edilse dahi Cumhuriyet Savcısının bu hususta işlem yapıp yapmayacağının değerlendirilmesi gerektiği, savcının konunun Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. madddesi kapsamında olup olmadığını araştırma yetkisinin olduğu, mezkur maddenin Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının görevleri ile ilgili iddialarda soruşturmayı Başbakan'ın iznine bağladığı, bunun dışında kalan maddi hakikati araştırma yetkisinin bir suçun işlendiğine dair basit şüpheye ulaşan Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, soruşturmaya konu olay tarihinde gerçekleştirilen işlemlerin mevzuata uygun olduğunun (sonradan yapılan Kanun değişiklikleri göz önüne alındığında) açık olduğu, Cumhuriyet Başsavcısının görevlerinin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun'da ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda düzenlendiği, bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcısının cumhuriyet savcılarını denetim yetkisinin yargısal işlem, karar ve takdir haklarının kullanımına müdahale yetkisini içerip içermediğinin açık olmadığı, bu konudaki yargısal içtihatlar değerlendirildiğinde denetim yetkisinin idari nitelikte olduğunun kabulü gerektiği, Adalet Bakanı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında düzenlediği 02/01/2014 tarihli "telefon görüşme tespit tutanağı" ile soruşturma başlatmasının suç olarak nitelendirilmesinin açıkça hukuka aykırı bir değerlendirme olduğu, soruşturmayı gerektiren bir suç oluşturabileceğinin değerlendirilmesi durumunda bunun hem görev hem de hak olduğu, meslekten çıkarma kararının AİHS'ne aykırı olduğu, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile uyumlu olmadığı, hakkındaki meslekten çıkarma kararının gerekçesinin, mevzuatın kendisine tanıdığı hak ve yetkiler ile yüklediği görevler kapsamında yaptığı iş ve işlemler olduğu, yargısal nitelikteki kararların uygulanmamasının Anayasa'nın 138., 139. ve 159. maddeleri ile AİHS'nin 6. ve 8.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarihli ve ... sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği eylemleriyle mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, davacıya isnat edilen eylemlerin soruşturma kapsamında çeşitli delillerle doğrulandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'NÜN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ... 'IN DÜŞÜNCESİ:Dava, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı döneme ilişkin eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın “Hakimlik ve Savcılık Teminatı" başlıklı 139. maddesinde, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hariç, hakim ve savcıların azlolunamayacağı kurala bağlanarak, hâkimlik ve savcılık mesleğinin teminat altına alındığı, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, hâkim ve savcıların atanmaları, hakları ve ödevleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 139. ve 140. maddeleri, hâkim ve savcıların, hangi fiilleri nedeniyle veya hangi suçlardan mahkum edildiklerinde meslekten çıkarma cezası verileceği konusunun düzenlemesini kanuna bırakmıştır.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerekir. Toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebi, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı, güvenden de kaynaklanmaktadır. Yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile eş orantılıdır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarlarıdır. Bu mesleğin onur ve şerefi; hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade eder.
Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumludur. Bu nedenle, kanun koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Kanun koyucu, Anayasa’nın verdiği bu yetkiye dayanarak, hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir suçtan mahkum olma veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilme hâllerini, 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinde düzenlemiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69. maddesinde;
"Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir.
68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir.
Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.
Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir.
Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen kamuoyunda ''Mit Tır'larının Durdurulması Olayı'' olarak bilinen konuyla ilgili isnat olunan eylemlere ilişkin kendisinin de dahil olduğu kişiler hakkında yapılan soruşturma sonucunda, bütün soruşturma maddelerinin birlikte değerlendirilerek, fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü gerekçesiyle 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... gün ve E:... , K:... sayılı kararıyla, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu kararın yeniden incelenmesi talebiyle yapılan başvurunun ise, aynı Dairenin, ... gün ve E:... , K:... sayılı kararıyla reddedildiği, bu karara karşı yapılan itirazın da Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... gün ve E:... , K:... sayılı kararıyla reddedilerek meslekten çıkarma cezasının kesinleşmesi üzerine söz konusu kararın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Olayda, soruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, davacı hakkında 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu disiplin cezasına neden olan olaylar tarihinde Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı olan davacının da aralarında bulunduğu 8 kişi hakkında kamuoyunda "MİT TIR'larının Durdurulması Olayı" olarak bilinen olay ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından yapılan meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenmesi talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve E:... , K: ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Diğer taraftan, davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle açılan dava Dairemizin 30/03/2022 tarihli ve E:2017/2821, K:2022/1648 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" suçundan 4 yıl 6 ay ve "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 10 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği burada görülmüştür.
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
**İLGİLİ MEVZUAT:**
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrasında; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında;
''1)İhbar tutanağında iddia edilen suçun 3713 sayılı Yas ahım mülga 10. maddesi kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini mesleki müktesebatı gereği bilmesi gerektiği halde, 01.01.2014 tarihi itibariyle nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Y.A. tarafından MIT’e ait TIR’ın durdurulmasını müteakip arama kararı talep yazısının yazılması ve MİT personelinin gözaltına alınma işlemlerine ilişkin kolluğa verilen talimat sonrasında, Cumhuriyet Savcısı Y.A.’a eylemin TMK 10. maddesi kapsamında kaldığını söyleyerek soruşturmanın yetkili ve görevli olmayan Adana Cumhuriyet Başsavcılığına aktarılmasını sağladığı, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından tutulan ... tarih ve ... sayılı tutanakta yer verilen suç isnadını, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın aksi yöndeki söylemine rağmen, 3713 sayıl Terörle Mücadele Kanununun (Mülga) 10. maddesi kapsamında görerek, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı yerine TMK 10. madde ile görevli Adana Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın talimatı doğrultusunda hareket ettiği, olay günü nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile birlikte olay yerine intikal edip kolluk tarafından icra edilen ve teşebbüs aşamasında kalan usulsüz arama eylemine bizzat iştirak etmek istemesi üzerine, yapılacak aramanın yasal olmadığı hususunun MİT görevlileri tarafından kendisine kanuni dayanakları ile anlatılıp arama yapılmasının engellenmesi sonrası, telefonla irtibat kurduğu Adana eski hâlen Mersin Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın usulsüz aramayı gerçekleştirme maksadıyla olay yerine gelmesine kadar geçen sürede planlanmış bir organizasyonun parçası olarak arama yapılmak istenilen TIR’ın olay yerinde kalmasını sağladığı,
2- Olay mahallinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamında devlet sırrı niteliğinde malzeme taşıyan MİT mensuplarına hitaben “Ben buranın kralıyım, sizlerde benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” şeklinde sözler söylediği, MİT personelinin tepki göstermesi üzerine bu sözleri “Hepimiz köleyiz, hepimiz devletimizin kölesiyiz, hizmetkârıyız” şeklinde tevil ettiği,
3- 01.01.2014 günü Hatay 156 Jandarma Harekât Merkezine yapılan ihbar üzerine MIT’e ait araçların durdurulması olayında görevi olmamasına rağmen, durdurulan araçların MİT’e ait, içerisindeki görevlilerin MİT personeli ve faaliyetin de 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamında devlet sırrı niteliğinde olduğunun olay yerinde bulunan MİT mensuplarının beyanı ve Hatay Valiliğinin resmi yazısı ile bildirilmesine karşın, görevlerinin mahiyeti gereği kimlik ve eşkâl bilgilerinin gizli kalması gereken MİT mensuplarını, kendi cep telefonu ile kameraya aldığı ve resimlerini çektiği,
Tüm bu eylemleri birlikte değerlendirildiğinde, yapılması önceden planlanan devlet sırrının ifşasına yönelik organizasyona, olayın başından sonuna kadar doğrudan iştirak ettiği'' iddiaları üzerine soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararında , davacıyla ilgili olarak
"01/01/2014 tarihinde MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden ... marka otomobilin Hatay -Kırıkhan sınırları içerisinde, Kırıkhan - Reyhanlı yolu Çataltepe yol ayrımı mevkiinde jandarma görevlileri tarafından “silah yüklü olduğu” ihbarı nedeniyle durdurulması sonrasında, olaya nöbetçi Cumhuriyet Savcısı olarak müdahale eden Y.A.’ın, durumu Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ... ’na bildirmesi üzerine ... ’nun nöbetçi olmadığı halde, nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Y.A. ile birlikte olay yerine gittiği ve buradaki işlemleri bizzat yönettiği, “durdurulan araçların MÎT’e ait olduğu, 2937 sayılı Kanun’un 26. maddesi gereğince MİT mensubu şahıslar ve araçlarla ilgili Başbakanın izni olmadan herhangi bir soruşturma işleminin yapılamayacağı” hususlarının kendisine Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T. tarafından defaatle hatırlatılmasına rağmen, Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, bu uyarıları dikkate almayarak olayı örgütlü bir suç kapsamında değerlendirdiği ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli Adana Cumhuriyet savcısı Ö.Ş.’ı telefonla arayarak olayı kendisine bildirdiği, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. tarafından MIT’e ait TIR’da arama yapması hususunda kendisine talimat verilmesi üzerine MIT’e ait TIR’da arama teşebbüsünde bulunduğu, ancak MİT personelinin ilgili yasa hükümlerini ileri sürerek arama yapılamayacağını, Başbakandan izin alınması gerektiğini söyleyip aramaya engel olması nedeniyle arama yapmaktan vazgeçtiği ve Ö.Ş.’ı telefonla arayarak durumu kendisine bildirdiği, bunun üzerine Ö.Ş.’ın, TIR ve MİT personelinin kendisi gelinceye kadar olay yerinden ayrılmaması hususunda talimat verdiği ve olay yerine hareket ettiği, talimatı alan ...’nun TIR ve MİT personelinin olay yerinden ayrılmalarını engelleyerek Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın olay yerine gelmesi anma kadar kendilerini alıkoyduğu, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığının ağır ceza çevresi olarak bağlı olduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın beyanında; Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ... ile 11 kez kendi telefonundan, ulaşamayınca 2 kez de nöbetçi Cumhuriyet savcısının telefonu üzerinden görüşme yaptığını, kendisine, yapılan işlemin doğru olmadığını ve yasalara aykırı olduğu, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcısının yetkisiz olduğunu, bu nedenle talimatı gereğince hareket etmemesi gerektiğini, ayrıca mahkemece verilen bir arama kararı yoksa burada gecikmesinde sakınca bulunan bir hal olmaması nedeniyle yetkili Cumhuriyet savcısının verdiği arama kararının yasal olmadığını, verdiği şifahi talimatın da kendisini bağlamayacağını, söz konusu tavrını devam ettirmesi durumunda bunun hukuki sorumluluk doğuracağını, yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olmadığını defalarca hatırlattığını söylediği, ancak ...’nun buna rağmen kolluğu koordine ederek araçların başında beklediği, Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın, olay yerine gelinceye kadar şahıslan ve araçlan gözetim altında bulundurmak sureti ile olayın gerçekleşmesine doğrudan katkı sağladığı, yine kendisine Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın “Sen ne yapıyorsun, tırların başında mı bekliyorsun, savcının Adana’dan gelmesine kadar araçları kasıtlı olarak bilerek tutuyorsun, açıkça bu hukuka aykırı bir eylemdir. Yasa hükmü bu kadar açık olmasına rağmen neden bu şekilde davranıyorsun. Kastın nedir?” demesi üzerine, ...’nun “Hukuki sonuçlarına katlanırım” şeklinde kendisine cevap vererek tutumunu sürdürdüğü, bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun MİT’e ait TIR’da arama yapmak istediği ancak MİT görevlilerinin yasa maddelerini hatırlatmaları ve arama yaptırmayacaklarım söylemeleri üzerine arama yapamayarak durumu Ö.Ş.’a bildirdiği, kendisinin talimatı doğrultusunda hareket ederek TIR ve MİT personelini Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. olay yerine gelinceye kadar alıkoyduğu tespit edilmiştir.
Öncelikle olayın, daha iyi anlaşılması amacıyla ihbar yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir; ihbarın olay tarihinde saat 15.29 sıralarında Hatay İl Jandarma 156 Harekât Merkezine, kendisini T.K. olarak tanıtan bir kişi tarafından yapıldığı, daha sonra bu kişinin, hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının ...sayılı dosyası üzerinden, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme” suçundan soruşturma yapılarak, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine dava açılan, Hatay İl Jandarma komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli H.A. olduğunun anlaşıldığı, ihbarın içeriğinde; “ReyhanlI’dan çıkıp İslâhiye üzerinden Kilis’e terör örgütüne silah gideceğinin” belirtildiği, Hatay Merkez Jandarma 156 ihbar hattına saat 15.29’da bu şekilde bir ihbar yapılmasının ardından Emniyet birimleri ile Jandarmanın diğer birimlerine M.M.A. ve A.A. tarafından, durumun derhal haber verildiği, bir süre sonra ihbara konu MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden araç, Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde görev yapan A.B. tarafından saat 16.00 sıralarında durdurulduğu, görevli polis memuru tarafından burada yapılan kontrol sırasında ilgililerin kimliklerini ibraz ederek söz konusu TIR’m MİT’e ait, kendilerinin de MİT mensubu olduğunu ilgili polis memuruna bildirmeleri üzerine, MİT mensuplarının adı geçen polis memuru tarafından serbest bırakılarak, ihbara konu TIR’ın MİT’e ait, personelin de MİT personeli olduğu bilgisinin, ihbarı bildiren birimlere tekrar iletildiği, bunun üzerine Hatay Trafik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından Hatay Jandarma 156 Harekât Merkezine konu hakkında saat 16.47’de bilgi aktarıldığı, ayrıca 156 Harekât Merkezinde görevli M.M.A. tarafından bu bilginin 16.48 itibarıyla Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı dâhil diğer jandarma birimlerine de bildirildiği, bu husus tanıklar M.M.A. ve A.A.’ın beyanlarından ve Hatay Jandarma 156 Harekât Merkezinin ihbar kayıt formu içeriğinden de anlaşılmaktadır. Yapılan ihbarın içeriğinde, her ne kadar “Terör örgütüne silah götürüldüğü” belirtilmiş ise de; Hatay İl Jandarma 156 Harekât Merkezince Kırıkhan İlçe Jandarma 156 Harekât Merkezine ihbarın haber verilmesi sırasında “Terör örgütü” ibaresinden bahsedilmediği, sadece “TIR’ın silah yüklü olduğunun” belirtildiği, zaten ihbar kaydına da sadece “silah” ibaresinin geçtiği, bu nedenle arama kararı talep yazısında da “Terör örgütünden” bahsedilmeyip “Silah yüklü olduğu” denilerek arama talebinde bulunulduğu belirlenmiştir.
Dolayısıyla talep edilen arama kararına göre olayda TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığının herhangi bir yetkisi ve görevi söz konusu değildir. Ayrıca durdurulan TIR ve Aracın, MIT’e ait olduğu hususunun tanıklar B.T., Y.A., A.B., İ.D.A., G.B., H.Ö., M.M.A., A.A., K.A., C.Ç. ve M.Ç.’nın birbirini doğrulayan beyanlarından da anlaşılacağı üzere Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ... ve olay yerinde bulunan diğer görevlilerce de bilindiği anlaşılmıştır. Buna rağmen Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, olayın TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığının görev alanına girmediğini mesleki müktesebatı gereği bilecek durumda olmasına karşın yasaya aykırı bir şekilde, Milli İstihbarat Teşkilatının olağan faaliyetini terör örgütüyle ilişkilendirerek Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’a yönlendirdiği, Ağır Ceza Mahkemesi çevresi olarak bağlı bulunduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısının uyarılarını dikkate almayarak, ilgili Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın talimatları doğrultusunda hareket ettiği müşahede olunmuştur.
İlgilinin, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “Soruşturma İzni” başlıklı 26. maddesi ve MİT mensuplarının görevi sırasında ya da görevinden dolayı işledikleri suçlar nedeniyle Cumhuriyet Savcısının doğrudan soruşturma yapmasını yasaklayan 3713 sayılı Yasa’nın (mülga) 10/b maddesinin açık hükmüne rağmen, MİT’in devlet sırrı niteliğindeki faaliyetini terör örgütüyle ilişkilendirmek suretiyle, Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.'a yönlendirdiği, yaptığı işin hukuki sonuçlarını da göze alıp, Ağır Ceza Mahkemesi çevresi olarak kendisine bağlı olduğu, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın uyarılarını dikkate almayarak Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile birlikte hareket ederek, devletin gizli sırlarım ifşa etmek amacıyla MİT’e ait olduğunu bildiği TIR’larda arama yapmak istediği,
Konuya ilişkin yasal mevzuat hükümlerinin incelenmesinde;
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkmdaki Kanunun “Cumhuriyet Başsavcısının Görevleri” başlıklı 18. maddesinde: “Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet Başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcıvekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.” hükmü ile,
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunun "gözetim ve denetim hakkı" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında; “Ağır ceza Cumhuriyet başsavcıları, merkezdeki Cumhuriyet başsavcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim hakkına sahip olduğu” vurgulanmıştır.
Bu hükümlere rağmen Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, Ağır Ceza Mahkemesi çevresi olarak kendisine bağlı olduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın uyarılarını dikkate almayarak, olayın TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının görev alanına girmediği halde, Milli İstihbarat Teşkilatının olağan faaliyetini terör örgütüyle ilişkilendirmek suretiyle Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’a yönlendirmesi ve ilgili Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.'ın talimatları doğrultusunda hareket etmesi usul ve yasaya aykırı bir davranıştır.
İlgili mevzuat hükümleri ve etik ilkeler karşısında ilgilinin eylemleri değerlendirildiğinde; durdurulan TIR ve otomobilin MİT’e ait olduğu, TIR ve Araçtaki şahısların ise MİT personeli olduğu hususunun İlgili Cumhuriyet Başsavcısı tarafından biliniyor olması ve buna rağmen durdurulan TIR ve araçta arama yapmak istemesi açıkça mevzuata aykırı bir durum teşkil etmektedir. Şöyle ki; olay tarihinde yürürlükte bulunan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun
(Mülga) 10/b. maddesinde: Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde düzenlenen suçlar nedeniyle, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile, Cumhuriyet Savcısının doğrudan soruşturma yapabileceği belirtilmiş olup, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi bu maddenin kapsamı dışında tutulmuştur. Bu nedenle MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı haklarında doğrudan soruşturma yapılamayacak, 2937 sayılı Kanunu’nun 26. maddesi gereğince Başbakandan izin istenilecektir. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi gereğince MİT’e ait TIR ve Araçta arama yapılabilmesi ancak Başbakanın izni dâhilinde mümkün olabilmektedir. Zira MİT’in istihbarat faaliyeti yapması nedeniyle bu işlevinin karakteri gereği faaliyetlerinin gizli olması gerektiği, aksi halde soruşturma yapılıyor görüntüsü ile söz konusu TIRTardaki malzemelerin tespiti amacıyla arama yapılması halinde devlet sırrı niteliğindeki bu faaliyetlerinin gizlilik özelliğinin ortadan kalkacağı, bu açıdan öncelikle Başbakanlık Makamından soruşturma izni alındıktan sonra ancak aramanın yapılabileceği hukuki bir gerçekliktir.
İlgilinin savunmasında her ne kadar Cumhuriyet savcısının 4483 sayılı yasa gereğince ivedi olarak toplanması gereken delilleri toplama yükümlülüğünün bulunduğunu belirterek, MİT’e ait TIR ve araçta yapılmak istenen arama işlemini bu kapsamda değerlendirmiş ise de; 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkmdaki Kanun’un 4. maddesinde belirtilen bu duruma, aynı Yasanın 2. maddesinde; ’’Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.” şeklinde istisna getirilmiştir. Bu nedenle özel soruşturma usulüne tabi olan Milli İstihbarat Teşkilatı faaliyetleri hakkında ilgilinin savunmasında belirttiği 4483 sayılı Yasa’nın 4. maddesindeki hükümlerin uygulanamayacağı aşikârdır.
Ayrıca; Adana TMK 10. madde görevli Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından Başsavcı ...’na gönderilen arama kararında, gecikmesinde sakınca bulunan halin ne olduğu herhangi bir şekilde belirtilmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde arama kararı verilebileceği düzenlenmiş olup “gecikmesinde sakınca bulunan hal” kavramı açıklanmamıştır. Buradaki ‘gecikmesinde sakınca bulunan hâl’ kavramı, Adli Arama Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlığı altındaki 4. maddesinde “ Adli aramalar bakımından; derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerin kaybolması veya şüphelinin kaçması ya da kimliğinin tespit edilmemesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması halini,” şeklinde tanımlanmış, ayrıca, “Gecikmesinde sakınca bulunan hal” den ne anlamak gerektiği hususu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.11.2009 tarih, 2009/7-160 esas ve 2009/264 sayılı kararında aynen; “...arama işleminin yapıldığı tarihteki yasal düzenlemelere göre, arama ancak hâkim kararıyla mümkündür. C. Savcıları ile onun yardımcısı sıfatıyla emirlerini yerine getirmekle görevli kolluğun arama emri yetkisi istisnai olup, bu yetkinin doğması için bir ön koşul olarak, gecikmesinde sakınca umulan halin gerçekleşmesi gerekir. Gecikmede sakınca bulunduğundan söz edebilmek için de, ilgilinin hâkime başvurup karar aldıktan sonra tedbiri uygulamak istemesi halinde o tedbirin uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulanması halinde dahi beklenen faydayı vermemesi söz konusu olmalıdır...” şeklinde açıklığa kavuşturulmuştur.
Buna göre, gerçekleştirilmek istenen arama işleminde Hâkim kararı alınmasının gecikme yaratacağını ve bu durumun da sakınca doğuracağını düşündürecek herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır. Bu durumda, öncelikle söz konusu MIT’e ait TIR’ın uygun bir yere çekildikten sonra Başbakanlık Makamından soruşturma izni istenmesi ve gelen karara göre işlem yapılması gerekirken, yukarıda geniş şekilde izah edildiği ve diğer soruşturma maddelerinde de izah edileceği üzere hukuka aykırı bir şekilde verilmiş olan arama kararma istinaden, MÎT’in, mahiyeti gereği gizli olması gereken faaliyetinin ortaya çıkarılması amacıyla önceden planlanan bir organizasyon içerisinde TIR’da arama yapılmaya çalışıldığı görülmektedir.
İlgilinin savunmasında her ne kadar ; “olay tarihinde gerçekleşen eylemin, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisi kapsamında olup olmadığı hususunda tereddüt oluşması nedeniyle, o tarihte yürürlükte bulunan HSYK’nm 10 nolu genelgesinin 40. bendi uyarınca işlem yaparak Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına yönlendirdiğini, ayrıca olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2937 sayılı Kanun’un 26. maddesinin MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılmasının Başbakanın iznine tabi olduğunu, madde metninin şahıslara özgü bir düzenleme getirdiğini, olaylara ve delillerin toplanmasına ilişkin bir izin şartı getirmediğini, kaldı ki müsnet olaydan sonra yapılan düzenleme ile MİT görevlilerinin yapmış olduğu faaliyetlere ilişkin de izin şartının getirildiğini, olay esnasında Hatay Valiliğince yaklaşık üç saat sonra gönderilen yazıda, olaya karışan şahısların MİT görevlileri olduğunun belirtildiğini, ancak tırda bulunan eşyaların devlet sırrı niteliğinde olduğuna dair herhangi bir resmi belgenin gerek şüpheli şahıslar gerekse herhangi bir devlet kurumunca ibraz edilmediğini, MİT görevlilerinin olay esnasında TIR’da bulunan eşyaların devlet sırrı kapsamında kaldığının sözlü olarak bildirdikleri kabul edilse bile, adli soruşturmaların sözlü bilgilerle yürütülme imkânının olmadığını” söylemiş ise de;
Yukarıda diğer soruşturma maddelerinde açıklandığı üzere, Kırıkhan İlçe Jandarma 156 Harekât Merkezine gelen ihbarın içeriğinde “örgüt” ten bahsedilmediği gibi durdurulan TIR ve Aracın MİT’e ait olduğu hususunda da ilgili Cumhuriyet Başsavcısı, yetkili kişilerce bilgilendirilmiştir. Bilhassa Ağır Ceza Mahkemesi Çevresi olarak bağlı bulunduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T. tarafından birçok defa aranarak yapılması gereken işlemler konusunda uyarılmıştır. İlgilinin buna rağmen uyarıları dikkate almayarak, Milli İstihbarat Teşkilatının faaliyetini, örgütlü suç kapsamında değerlendirerek Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’a yönlendirmesi ve kendisinin talimatları doğrultusunda kararlı bir şekilde hareket etmesi manidar bulunmuştur.
Ayrıca MİT Kanunu’nun 26. maddesindeki izin şartını yalnız şahıslar yönünden kabul etmek mümkün değildir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere, MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere Kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı soruşturulması Başbakanın iznine tabi kılınmıştır. Bu durumda iddia edilen eylemle ilgili olarak soruşturma yapılmadan önce Başbakandan izin alınması soruşturma açısından usulü bir zorunluluktur. 5271 sayılı CMK’nm 2/1-e bendinden de anlaşılacağı üzere; soruşturma müessesesi, yalnızca ifade almaktan ibaret olmayıp, “suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen süredeki arama, yakalama ve gözaltına alma” gibi işlem ve eylemleri de kapsamaktadır. Bu nedenle, olayda ihbar sonucu durdurulan TIR ların başında MİT görevlilerinin olduğu ve araçların bu kişilerce sevk edildiği tespit edildikten sonra yapılması gereken, arama işlemine geçmeden önce soruşturma işlemlerinin durdurularak Başbakandan gerekli soruşturma izninin talep edilmesidir. Kaldı ki 3713 sayılı Yasa’nm olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 10/b maddesi gereğince herhangi bir soruşturma işleminin yapılması da mümkün değildir.
İlgilinin, “MİT görevlilerinin olay esnasında TIR’da bulunan eşyaların devlet sırrı kapsamında kaldığı hususunda kendilerine yazılı bir belge sunmadıklarına” ilişkin savunmasına gelince; Devlet sırrının ne olduğu, hangi faaliyetlerin devlet sırrı kapsamında olduğu, hususlarında, mevzuatta doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte; hukuk sistemimizde bazı yasalarda devlet sırrına değinilmiş ve tanımı yapılmıştır. Devlet sırrına ilişkin kararın ilgili yerinde ayrıntılı açıklama yapılmış olmakla birlikte aşağıda bu konuyu kısaca tekrar etmekte yarar görülmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinde; “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır.
Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 16. ve 18. maddeleridir. “Devlet sırrına ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 16. maddesinde “açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır”. “İstihbarata ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 18. maddesinde ise, “Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, bu kanun kapsamı dışındadır.” İstihbarat birimlerinin faaliyetleri, devlet sırrı kapsamında olduğu dolaylı olarak vurgulanmıştır.
Devlet sırrı kavramı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, İkinci kitabın, “Millete ve Devlete karşı suçlar” başlığı altında, Dördüncü kısmının Yedinci bölümünde “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” adıyla 326 ve devamındaki maddelerinde de düzenlemiştir.
Kanun, 326. maddesinde “Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasi yararlarına ilişkin belge veya vesikaları”, 327, 328, 329 ve 330. maddelerinde “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri”, 335, 336, 337. maddelerinde “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri” ve 333. maddede “gizli kalması gereken keşif veya yeni buluşları ve sınai yenilikleri” koruma altına almıştır.
Bu bölümde yasa koyucu Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların kendisini ve niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri korumayı amaçlamış, bu tür bilgileri, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken özünde devlet sırrı olan bilgiler ve yetkili makamlarca kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanması yasaklanan bilgiler olarak ayrı ayrı ele almıştır.
Buna göre “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak...” gibi çok önemli bir görevi icra eden Milli İstihbarat Teşkilatının faaliyetleri, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında “Devlet Sırrı” niteliğinde ve gizli olduğu tartışmasızdır.
Söz konusu TIR ve aracın Milli İstihbarat Teşkilatına ait olduğu ve ilgili kurumun bilgisi dâhilinde faaliyetini gerçekleştirdiği hususu yetkili makamlarca ilgiliye bildirilmesine rağmen TIR’daki malzemelerin ne olduğu, devlet sim kapsamında olup olmadığı hususunun sorgulanması ve ısrarla aranmak istenmesindeki kastın, mahiyeti gereği gizli olan MIT’e ait faaliyetlerin ortaya çıkarılarak devletin gizli sırlarının ifşa edilmek istenmesidir.
Bu nedenlerle ilgilinin savunmalarına itibar edilmeyerek eylemi sabit görülmüştür.
Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR ve ona eşlik eden aracın ihbar üzerine Hatay -Kırıkhan’da durdurulduğu sırada olay mahalline giden ilgilinin, Hatay Valiliğinden gönderilen ve içeriğinde durdurulan TIR ve aracın MIT’e ait olduğunu belirten yazının kendilerine ulaştırılması üzerine, olay yerinden ayrılmak isteyen MİT görevlileriyle tartıştığı, tartışma sırasında MİT mensuplarına hitaben “Ben buranın kralıyım, sizlerde benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” şeklinde sözler sarf ettiği, MİT personelinin kendisine tepki göstermesi üzerine bu sözleri “Hepimiz köleyiz, hepimiz devletimizin kölesiyiz, hizmetkârıyız” şeklinde tevil ettiği anlaşılmıştır.
İlgilinin konuya ilişkin savunmasında her ne kadar; olay mahallinde MİT personelinin, talimatlarına aykırı hareket etmesi nedeniyle Adli soruşturmanın Cumhuriyet Savcısınca yürütüldüğü gerçeğini hatırlatmak amacıyla, akademik literatürde de olan "soruşturmanın kralı savcıdır" cümlesini kullandığını, herhangi bir kişiye yönelik hakaret ve küçük düşürme kastının olmadığını, “Siz kölesiniz, siz de benim kölemsiniz" şeklindeki sözlerin kendisi tarafından söylenmediğini, kamu görevlilerinin her birinin devletin ve milletin hizmetkârı olduğu gerçeğini hatırlatmak kastıyla ve devlet ciddiyetinin kaybolmaması hassasiyetiyle "Herkes bu devletin kölesi, hepimiz bu devletin kölesiyiz." şeklindeki sözleri, herhangi bir şahsı muhatap almadan ortaya söylediğini belirtmiş ise de; konuyla ilgili olarak ifadelerine başvurulan tanıklar G.B., K.A., C.Ç., S.T. ve İ.D.’in beyanlarından da anlaşılacağı üzere; ilgilinin olay mahallinde MİT görevlilerine iddia edilen sözleri söyleyerek TIR ve MİT personelinin olay yerinden ayrılmalarını engellemeye çalıştığı anlaşılmış, bu nedenlerle savunmalarına itibar edilmeyerek eylemi sabit görülmüştür.
Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR ve ona eşlik eden aracın ihbar üzerine Hatay ili Kırıkhan ilçesinde durdurulduğu sırada, olay yerine giden Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, durdurulan Tır ve aracın MİT’ e ait olduğu, içerisinde bulunan personelin de MİT personeli olduğu hususu, kendisine sözlü ve yazılı olarak bildirilmiş olmasına rağmen, görevlerinin mahiyeti gereği kimlik ve eşkâl bilgileri gizli kalması gerekirken MİT mensuplarını, kendi cep telefonu ile kameraya aldığı ve fotoğraflarım çektiği görülmüştür.
İlgili konuya ilişkin savunmasında her ne kadar; olay sırasında söz konusu şahısların kimliklerini deşifre edecek şekilde fotoğraflarım çekmesinin ve kameraya almasının söz konusu olmadığını beyan etmiş ise de; ifadelerine başvurulan tanıklar G.B., H.Ö., M.Ç. ve M.S.’in beyanlarından da anlaşılacağı üzere, ilgilinin olay mahallinde MİT personeli ve TIR’m görüntülerini cep telefonuyla kaydettiği anlaşılmış, bu nedenlerle savunmasına itibar edilmeyerek eylemi sabit görülmüştür.
İlgilinin, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde ve gerekse uluslararası platformda itibarsızlaştırıp, zor duruma düşürmek ve uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak amacıyla, yürütülen planlı ve sistematik bir organizasyonun parçası olarak ve örgütlü bir şekilde, devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ederek, MİT tarafından 2937 sayılı Yasa kapsamında yürütülen ve mahiyeti gereği gizli olan faaliyetlere özgülenmiş TIRTarda usul ve yasaya aykırı olarak arama yapmaya teşebbüs etmek suretiyle mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulunduğu tespit olunmuştur." şeklindedir.
Dava dosyasının ve soruşturma raporu ile eklerinin incelenmesinden; "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" ve FETÖ/PDY "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlarından dolayı hakkında mahkumiyet kararı verilen davacının yukarıda yer verilen eylemlerinin yargısal faaliyete ilişkin olmadığı, planlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik olduğu anlaşıldığından, bu eylemlerin, mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğundan, dava konusu kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu ...Dairesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ...tarih ve E:..., K: ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/2344
Karar No : 2022/1645
**DAVACI:** ...
**DAVALI:** ... Kurulu / ...
**VEKİLİ:** Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, Kırıkhan Cumhuriyet başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve E:... , K: ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi tarafından hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararın tekemmül aşaması tamamlanmadan Daire Başkanı tarafından imzalanan üst yazı ile karar sonucu Teftiş Kurulu Başkanlığına bildirilerek işlem başlatılmasının, usul yönünden Hakimler ve Savcılar Kurulu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 12/2. maddesine aykırı olduğu, soruşturma izni verilmeden önce toplanan delillere göre tedbir talep edildiği, açılan soruşturma kapsamında lehine olan delillerin toplanması zorunluluğuna uyulmadığı, savunma hakkının adil yargılanma hakkına uygun kullandırılmadığı, dava konusu meslekten çıkarma kararının Anayasa'nın 159. maddesinde Hakimler ve Savcılar Kurulu için belirlenen misyona uygun olmadığı, soruşturma izninin aynı zamanda Kurul Başkanı olan Adalet Bakanı'nın onayına sunulmasının yargı bağımsızlığı gibi evrensel normlara uygun olmadığı, yargısal faaliyete ilişkin konuların soruşturmaya ve görevden uzaklaştırma kararına dayanak yapıldığı, soruşturmaya konu tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yasal görevleri kapsamında faaliyette bulunduğuna dair yetkili kişi ya da kurumlarca bilgi paylaşılmadığı, belge sunulmadığı, tırlardaki malzemenin Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun ispatlanamadığı, öte yandan hakkında işlem yapılan tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun bilindiği kabul edilse dahi Cumhuriyet Savcısının bu hususta işlem yapıp yapmayacağının değerlendirilmesi gerektiği, savcının konunun Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. madddesi kapsamında olup olmadığını araştırma yetkisinin olduğu, mezkur maddenin Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının görevleri ile ilgili iddialarda soruşturmayı Başbakan'ın iznine bağladığı, bunun dışında kalan maddi hakikati araştırma yetkisinin bir suçun işlendiğine dair basit şüpheye ulaşan Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, soruşturmaya konu olay tarihinde gerçekleştirilen işlemlerin mevzuata uygun olduğunun (sonradan yapılan Kanun değişiklikleri göz önüne alındığında) açık olduğu, Cumhuriyet Başsavcısının görevlerinin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun'da ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda düzenlendiği, bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcısının cumhuriyet savcılarını denetim yetkisinin yargısal işlem, karar ve takdir haklarının kullanımına müdahale yetkisini içerip içermediğinin açık olmadığı, bu konudaki yargısal içtihatlar değerlendirildiğinde denetim yetkisinin idari nitelikte olduğunun kabulü gerektiği, Adalet Bakanı ve Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında düzenlediği 02/01/2014 tarihli "telefon görüşme tespit tutanağı" ile soruşturma başlatmasının suç olarak nitelendirilmesinin açıkça hukuka aykırı bir değerlendirme olduğu, soruşturmayı gerektiren bir suç oluşturabileceğinin değerlendirilmesi durumunda bunun hem görev hem de hak olduğu, meslekten çıkarma kararının AİHS'ne aykırı olduğu, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile uyumlu olmadığı, hakkındaki meslekten çıkarma kararının gerekçesinin, mevzuatın kendisine tanıdığı hak ve yetkiler ile yüklediği görevler kapsamında yaptığı iş ve işlemler olduğu, yargısal nitelikteki kararların uygulanmamasının Anayasa'nın 138., 139. ve 159. maddeleri ile AİHS'nin 6. ve 8.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarihli ve ... sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği eylemleriyle mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, davacıya isnat edilen eylemlerin soruşturma kapsamında çeşitli delillerle doğrulandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'NÜN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ... 'IN DÜŞÜNCESİ:Dava, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı döneme ilişkin eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın “Hakimlik ve Savcılık Teminatı" başlıklı 139. maddesinde, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hariç, hakim ve savcıların azlolunamayacağı kurala bağlanarak, hâkimlik ve savcılık mesleğinin teminat altına alındığı, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, hâkim ve savcıların atanmaları, hakları ve ödevleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 139. ve 140. maddeleri, hâkim ve savcıların, hangi fiilleri nedeniyle veya hangi suçlardan mahkum edildiklerinde meslekten çıkarma cezası verileceği konusunun düzenlemesini kanuna bırakmıştır.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerekir. Toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebi, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı, güvenden de kaynaklanmaktadır. Yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile eş orantılıdır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarlarıdır. Bu mesleğin onur ve şerefi; hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade eder.
Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumludur. Bu nedenle, kanun koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Kanun koyucu, Anayasa’nın verdiği bu yetkiye dayanarak, hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir suçtan mahkum olma veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilme hâllerini, 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinde düzenlemiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69. maddesinde;
"Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir.
68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir.
Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.
Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir.
Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen kamuoyunda ''Mit Tır'larının Durdurulması Olayı'' olarak bilinen konuyla ilgili isnat olunan eylemlere ilişkin kendisinin de dahil olduğu kişiler hakkında yapılan soruşturma sonucunda, bütün soruşturma maddelerinin birlikte değerlendirilerek, fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü gerekçesiyle 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... gün ve E:... , K:... sayılı kararıyla, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu kararın yeniden incelenmesi talebiyle yapılan başvurunun ise, aynı Dairenin, ... gün ve E:... , K:... sayılı kararıyla reddedildiği, bu karara karşı yapılan itirazın da Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... gün ve E:... , K:... sayılı kararıyla reddedilerek meslekten çıkarma cezasının kesinleşmesi üzerine söz konusu kararın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Olayda, soruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, davacı hakkında 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu disiplin cezasına neden olan olaylar tarihinde Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı olan davacının da aralarında bulunduğu 8 kişi hakkında kamuoyunda "MİT TIR'larının Durdurulması Olayı" olarak bilinen olay ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından yapılan meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenmesi talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve E:... , K: ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Diğer taraftan, davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle açılan dava Dairemizin 30/03/2022 tarihli ve E:2017/2821, K:2022/1648 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" suçundan 4 yıl 6 ay ve "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 10 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği burada görülmüştür.
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
**İLGİLİ MEVZUAT:**
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrasında; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında;
''1)İhbar tutanağında iddia edilen suçun 3713 sayılı Yas ahım mülga 10. maddesi kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini mesleki müktesebatı gereği bilmesi gerektiği halde, 01.01.2014 tarihi itibariyle nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Y.A. tarafından MIT’e ait TIR’ın durdurulmasını müteakip arama kararı talep yazısının yazılması ve MİT personelinin gözaltına alınma işlemlerine ilişkin kolluğa verilen talimat sonrasında, Cumhuriyet Savcısı Y.A.’a eylemin TMK 10. maddesi kapsamında kaldığını söyleyerek soruşturmanın yetkili ve görevli olmayan Adana Cumhuriyet Başsavcılığına aktarılmasını sağladığı, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından tutulan ... tarih ve ... sayılı tutanakta yer verilen suç isnadını, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın aksi yöndeki söylemine rağmen, 3713 sayıl Terörle Mücadele Kanununun (Mülga) 10. maddesi kapsamında görerek, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı yerine TMK 10. madde ile görevli Adana Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın talimatı doğrultusunda hareket ettiği, olay günü nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile birlikte olay yerine intikal edip kolluk tarafından icra edilen ve teşebbüs aşamasında kalan usulsüz arama eylemine bizzat iştirak etmek istemesi üzerine, yapılacak aramanın yasal olmadığı hususunun MİT görevlileri tarafından kendisine kanuni dayanakları ile anlatılıp arama yapılmasının engellenmesi sonrası, telefonla irtibat kurduğu Adana eski hâlen Mersin Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın usulsüz aramayı gerçekleştirme maksadıyla olay yerine gelmesine kadar geçen sürede planlanmış bir organizasyonun parçası olarak arama yapılmak istenilen TIR’ın olay yerinde kalmasını sağladığı,
2- Olay mahallinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamında devlet sırrı niteliğinde malzeme taşıyan MİT mensuplarına hitaben “Ben buranın kralıyım, sizlerde benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” şeklinde sözler söylediği, MİT personelinin tepki göstermesi üzerine bu sözleri “Hepimiz köleyiz, hepimiz devletimizin kölesiyiz, hizmetkârıyız” şeklinde tevil ettiği,
3- 01.01.2014 günü Hatay 156 Jandarma Harekât Merkezine yapılan ihbar üzerine MIT’e ait araçların durdurulması olayında görevi olmamasına rağmen, durdurulan araçların MİT’e ait, içerisindeki görevlilerin MİT personeli ve faaliyetin de 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamında devlet sırrı niteliğinde olduğunun olay yerinde bulunan MİT mensuplarının beyanı ve Hatay Valiliğinin resmi yazısı ile bildirilmesine karşın, görevlerinin mahiyeti gereği kimlik ve eşkâl bilgilerinin gizli kalması gereken MİT mensuplarını, kendi cep telefonu ile kameraya aldığı ve resimlerini çektiği,
Tüm bu eylemleri birlikte değerlendirildiğinde, yapılması önceden planlanan devlet sırrının ifşasına yönelik organizasyona, olayın başından sonuna kadar doğrudan iştirak ettiği'' iddiaları üzerine soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarihli ve E:... , K:... sayılı kararında , davacıyla ilgili olarak
"01/01/2014 tarihinde MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden ... marka otomobilin Hatay -Kırıkhan sınırları içerisinde, Kırıkhan - Reyhanlı yolu Çataltepe yol ayrımı mevkiinde jandarma görevlileri tarafından “silah yüklü olduğu” ihbarı nedeniyle durdurulması sonrasında, olaya nöbetçi Cumhuriyet Savcısı olarak müdahale eden Y.A.’ın, durumu Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ... ’na bildirmesi üzerine ... ’nun nöbetçi olmadığı halde, nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Y.A. ile birlikte olay yerine gittiği ve buradaki işlemleri bizzat yönettiği, “durdurulan araçların MÎT’e ait olduğu, 2937 sayılı Kanun’un 26. maddesi gereğince MİT mensubu şahıslar ve araçlarla ilgili Başbakanın izni olmadan herhangi bir soruşturma işleminin yapılamayacağı” hususlarının kendisine Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T. tarafından defaatle hatırlatılmasına rağmen, Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, bu uyarıları dikkate almayarak olayı örgütlü bir suç kapsamında değerlendirdiği ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli Adana Cumhuriyet savcısı Ö.Ş.’ı telefonla arayarak olayı kendisine bildirdiği, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. tarafından MIT’e ait TIR’da arama yapması hususunda kendisine talimat verilmesi üzerine MIT’e ait TIR’da arama teşebbüsünde bulunduğu, ancak MİT personelinin ilgili yasa hükümlerini ileri sürerek arama yapılamayacağını, Başbakandan izin alınması gerektiğini söyleyip aramaya engel olması nedeniyle arama yapmaktan vazgeçtiği ve Ö.Ş.’ı telefonla arayarak durumu kendisine bildirdiği, bunun üzerine Ö.Ş.’ın, TIR ve MİT personelinin kendisi gelinceye kadar olay yerinden ayrılmaması hususunda talimat verdiği ve olay yerine hareket ettiği, talimatı alan ...’nun TIR ve MİT personelinin olay yerinden ayrılmalarını engelleyerek Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın olay yerine gelmesi anma kadar kendilerini alıkoyduğu, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığının ağır ceza çevresi olarak bağlı olduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın beyanında; Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ... ile 11 kez kendi telefonundan, ulaşamayınca 2 kez de nöbetçi Cumhuriyet savcısının telefonu üzerinden görüşme yaptığını, kendisine, yapılan işlemin doğru olmadığını ve yasalara aykırı olduğu, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcısının yetkisiz olduğunu, bu nedenle talimatı gereğince hareket etmemesi gerektiğini, ayrıca mahkemece verilen bir arama kararı yoksa burada gecikmesinde sakınca bulunan bir hal olmaması nedeniyle yetkili Cumhuriyet savcısının verdiği arama kararının yasal olmadığını, verdiği şifahi talimatın da kendisini bağlamayacağını, söz konusu tavrını devam ettirmesi durumunda bunun hukuki sorumluluk doğuracağını, yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olmadığını defalarca hatırlattığını söylediği, ancak ...’nun buna rağmen kolluğu koordine ederek araçların başında beklediği, Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın, olay yerine gelinceye kadar şahıslan ve araçlan gözetim altında bulundurmak sureti ile olayın gerçekleşmesine doğrudan katkı sağladığı, yine kendisine Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın “Sen ne yapıyorsun, tırların başında mı bekliyorsun, savcının Adana’dan gelmesine kadar araçları kasıtlı olarak bilerek tutuyorsun, açıkça bu hukuka aykırı bir eylemdir. Yasa hükmü bu kadar açık olmasına rağmen neden bu şekilde davranıyorsun. Kastın nedir?” demesi üzerine, ...’nun “Hukuki sonuçlarına katlanırım” şeklinde kendisine cevap vererek tutumunu sürdürdüğü, bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun MİT’e ait TIR’da arama yapmak istediği ancak MİT görevlilerinin yasa maddelerini hatırlatmaları ve arama yaptırmayacaklarım söylemeleri üzerine arama yapamayarak durumu Ö.Ş.’a bildirdiği, kendisinin talimatı doğrultusunda hareket ederek TIR ve MİT personelini Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. olay yerine gelinceye kadar alıkoyduğu tespit edilmiştir.
Öncelikle olayın, daha iyi anlaşılması amacıyla ihbar yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir; ihbarın olay tarihinde saat 15.29 sıralarında Hatay İl Jandarma 156 Harekât Merkezine, kendisini T.K. olarak tanıtan bir kişi tarafından yapıldığı, daha sonra bu kişinin, hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının ...sayılı dosyası üzerinden, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme” suçundan soruşturma yapılarak, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine dava açılan, Hatay İl Jandarma komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli H.A. olduğunun anlaşıldığı, ihbarın içeriğinde; “ReyhanlI’dan çıkıp İslâhiye üzerinden Kilis’e terör örgütüne silah gideceğinin” belirtildiği, Hatay Merkez Jandarma 156 ihbar hattına saat 15.29’da bu şekilde bir ihbar yapılmasının ardından Emniyet birimleri ile Jandarmanın diğer birimlerine M.M.A. ve A.A. tarafından, durumun derhal haber verildiği, bir süre sonra ihbara konu MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden araç, Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde görev yapan A.B. tarafından saat 16.00 sıralarında durdurulduğu, görevli polis memuru tarafından burada yapılan kontrol sırasında ilgililerin kimliklerini ibraz ederek söz konusu TIR’m MİT’e ait, kendilerinin de MİT mensubu olduğunu ilgili polis memuruna bildirmeleri üzerine, MİT mensuplarının adı geçen polis memuru tarafından serbest bırakılarak, ihbara konu TIR’ın MİT’e ait, personelin de MİT personeli olduğu bilgisinin, ihbarı bildiren birimlere tekrar iletildiği, bunun üzerine Hatay Trafik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından Hatay Jandarma 156 Harekât Merkezine konu hakkında saat 16.47’de bilgi aktarıldığı, ayrıca 156 Harekât Merkezinde görevli M.M.A. tarafından bu bilginin 16.48 itibarıyla Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı dâhil diğer jandarma birimlerine de bildirildiği, bu husus tanıklar M.M.A. ve A.A.’ın beyanlarından ve Hatay Jandarma 156 Harekât Merkezinin ihbar kayıt formu içeriğinden de anlaşılmaktadır. Yapılan ihbarın içeriğinde, her ne kadar “Terör örgütüne silah götürüldüğü” belirtilmiş ise de; Hatay İl Jandarma 156 Harekât Merkezince Kırıkhan İlçe Jandarma 156 Harekât Merkezine ihbarın haber verilmesi sırasında “Terör örgütü” ibaresinden bahsedilmediği, sadece “TIR’ın silah yüklü olduğunun” belirtildiği, zaten ihbar kaydına da sadece “silah” ibaresinin geçtiği, bu nedenle arama kararı talep yazısında da “Terör örgütünden” bahsedilmeyip “Silah yüklü olduğu” denilerek arama talebinde bulunulduğu belirlenmiştir.
Dolayısıyla talep edilen arama kararına göre olayda TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığının herhangi bir yetkisi ve görevi söz konusu değildir. Ayrıca durdurulan TIR ve Aracın, MIT’e ait olduğu hususunun tanıklar B.T., Y.A., A.B., İ.D.A., G.B., H.Ö., M.M.A., A.A., K.A., C.Ç. ve M.Ç.’nın birbirini doğrulayan beyanlarından da anlaşılacağı üzere Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ... ve olay yerinde bulunan diğer görevlilerce de bilindiği anlaşılmıştır. Buna rağmen Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, olayın TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığının görev alanına girmediğini mesleki müktesebatı gereği bilecek durumda olmasına karşın yasaya aykırı bir şekilde, Milli İstihbarat Teşkilatının olağan faaliyetini terör örgütüyle ilişkilendirerek Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’a yönlendirdiği, Ağır Ceza Mahkemesi çevresi olarak bağlı bulunduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısının uyarılarını dikkate almayarak, ilgili Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın talimatları doğrultusunda hareket ettiği müşahede olunmuştur.
İlgilinin, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “Soruşturma İzni” başlıklı 26. maddesi ve MİT mensuplarının görevi sırasında ya da görevinden dolayı işledikleri suçlar nedeniyle Cumhuriyet Savcısının doğrudan soruşturma yapmasını yasaklayan 3713 sayılı Yasa’nın (mülga) 10/b maddesinin açık hükmüne rağmen, MİT’in devlet sırrı niteliğindeki faaliyetini terör örgütüyle ilişkilendirmek suretiyle, Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.'a yönlendirdiği, yaptığı işin hukuki sonuçlarını da göze alıp, Ağır Ceza Mahkemesi çevresi olarak kendisine bağlı olduğu, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın uyarılarını dikkate almayarak Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile birlikte hareket ederek, devletin gizli sırlarım ifşa etmek amacıyla MİT’e ait olduğunu bildiği TIR’larda arama yapmak istediği,
Konuya ilişkin yasal mevzuat hükümlerinin incelenmesinde;
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkmdaki Kanunun “Cumhuriyet Başsavcısının Görevleri” başlıklı 18. maddesinde: “Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet Başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcıvekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.” hükmü ile,
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunun "gözetim ve denetim hakkı" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında; “Ağır ceza Cumhuriyet başsavcıları, merkezdeki Cumhuriyet başsavcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim hakkına sahip olduğu” vurgulanmıştır.
Bu hükümlere rağmen Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, Ağır Ceza Mahkemesi çevresi olarak kendisine bağlı olduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T.’ın uyarılarını dikkate almayarak, olayın TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının görev alanına girmediği halde, Milli İstihbarat Teşkilatının olağan faaliyetini terör örgütüyle ilişkilendirmek suretiyle Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’a yönlendirmesi ve ilgili Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.'ın talimatları doğrultusunda hareket etmesi usul ve yasaya aykırı bir davranıştır.
İlgili mevzuat hükümleri ve etik ilkeler karşısında ilgilinin eylemleri değerlendirildiğinde; durdurulan TIR ve otomobilin MİT’e ait olduğu, TIR ve Araçtaki şahısların ise MİT personeli olduğu hususunun İlgili Cumhuriyet Başsavcısı tarafından biliniyor olması ve buna rağmen durdurulan TIR ve araçta arama yapmak istemesi açıkça mevzuata aykırı bir durum teşkil etmektedir. Şöyle ki; olay tarihinde yürürlükte bulunan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun
(Mülga) 10/b. maddesinde: Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde düzenlenen suçlar nedeniyle, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile, Cumhuriyet Savcısının doğrudan soruşturma yapabileceği belirtilmiş olup, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi bu maddenin kapsamı dışında tutulmuştur. Bu nedenle MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı haklarında doğrudan soruşturma yapılamayacak, 2937 sayılı Kanunu’nun 26. maddesi gereğince Başbakandan izin istenilecektir. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi gereğince MİT’e ait TIR ve Araçta arama yapılabilmesi ancak Başbakanın izni dâhilinde mümkün olabilmektedir. Zira MİT’in istihbarat faaliyeti yapması nedeniyle bu işlevinin karakteri gereği faaliyetlerinin gizli olması gerektiği, aksi halde soruşturma yapılıyor görüntüsü ile söz konusu TIRTardaki malzemelerin tespiti amacıyla arama yapılması halinde devlet sırrı niteliğindeki bu faaliyetlerinin gizlilik özelliğinin ortadan kalkacağı, bu açıdan öncelikle Başbakanlık Makamından soruşturma izni alındıktan sonra ancak aramanın yapılabileceği hukuki bir gerçekliktir.
İlgilinin savunmasında her ne kadar Cumhuriyet savcısının 4483 sayılı yasa gereğince ivedi olarak toplanması gereken delilleri toplama yükümlülüğünün bulunduğunu belirterek, MİT’e ait TIR ve araçta yapılmak istenen arama işlemini bu kapsamda değerlendirmiş ise de; 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkmdaki Kanun’un 4. maddesinde belirtilen bu duruma, aynı Yasanın 2. maddesinde; ’’Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.” şeklinde istisna getirilmiştir. Bu nedenle özel soruşturma usulüne tabi olan Milli İstihbarat Teşkilatı faaliyetleri hakkında ilgilinin savunmasında belirttiği 4483 sayılı Yasa’nın 4. maddesindeki hükümlerin uygulanamayacağı aşikârdır.
Ayrıca; Adana TMK 10. madde görevli Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından Başsavcı ...’na gönderilen arama kararında, gecikmesinde sakınca bulunan halin ne olduğu herhangi bir şekilde belirtilmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde arama kararı verilebileceği düzenlenmiş olup “gecikmesinde sakınca bulunan hal” kavramı açıklanmamıştır. Buradaki ‘gecikmesinde sakınca bulunan hâl’ kavramı, Adli Arama Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlığı altındaki 4. maddesinde “ Adli aramalar bakımından; derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerin kaybolması veya şüphelinin kaçması ya da kimliğinin tespit edilmemesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması halini,” şeklinde tanımlanmış, ayrıca, “Gecikmesinde sakınca bulunan hal” den ne anlamak gerektiği hususu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.11.2009 tarih, 2009/7-160 esas ve 2009/264 sayılı kararında aynen; “...arama işleminin yapıldığı tarihteki yasal düzenlemelere göre, arama ancak hâkim kararıyla mümkündür. C. Savcıları ile onun yardımcısı sıfatıyla emirlerini yerine getirmekle görevli kolluğun arama emri yetkisi istisnai olup, bu yetkinin doğması için bir ön koşul olarak, gecikmesinde sakınca umulan halin gerçekleşmesi gerekir. Gecikmede sakınca bulunduğundan söz edebilmek için de, ilgilinin hâkime başvurup karar aldıktan sonra tedbiri uygulamak istemesi halinde o tedbirin uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulanması halinde dahi beklenen faydayı vermemesi söz konusu olmalıdır...” şeklinde açıklığa kavuşturulmuştur.
Buna göre, gerçekleştirilmek istenen arama işleminde Hâkim kararı alınmasının gecikme yaratacağını ve bu durumun da sakınca doğuracağını düşündürecek herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır. Bu durumda, öncelikle söz konusu MIT’e ait TIR’ın uygun bir yere çekildikten sonra Başbakanlık Makamından soruşturma izni istenmesi ve gelen karara göre işlem yapılması gerekirken, yukarıda geniş şekilde izah edildiği ve diğer soruşturma maddelerinde de izah edileceği üzere hukuka aykırı bir şekilde verilmiş olan arama kararma istinaden, MÎT’in, mahiyeti gereği gizli olması gereken faaliyetinin ortaya çıkarılması amacıyla önceden planlanan bir organizasyon içerisinde TIR’da arama yapılmaya çalışıldığı görülmektedir.
İlgilinin savunmasında her ne kadar ; “olay tarihinde gerçekleşen eylemin, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisi kapsamında olup olmadığı hususunda tereddüt oluşması nedeniyle, o tarihte yürürlükte bulunan HSYK’nm 10 nolu genelgesinin 40. bendi uyarınca işlem yaparak Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına yönlendirdiğini, ayrıca olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2937 sayılı Kanun’un 26. maddesinin MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılmasının Başbakanın iznine tabi olduğunu, madde metninin şahıslara özgü bir düzenleme getirdiğini, olaylara ve delillerin toplanmasına ilişkin bir izin şartı getirmediğini, kaldı ki müsnet olaydan sonra yapılan düzenleme ile MİT görevlilerinin yapmış olduğu faaliyetlere ilişkin de izin şartının getirildiğini, olay esnasında Hatay Valiliğince yaklaşık üç saat sonra gönderilen yazıda, olaya karışan şahısların MİT görevlileri olduğunun belirtildiğini, ancak tırda bulunan eşyaların devlet sırrı niteliğinde olduğuna dair herhangi bir resmi belgenin gerek şüpheli şahıslar gerekse herhangi bir devlet kurumunca ibraz edilmediğini, MİT görevlilerinin olay esnasında TIR’da bulunan eşyaların devlet sırrı kapsamında kaldığının sözlü olarak bildirdikleri kabul edilse bile, adli soruşturmaların sözlü bilgilerle yürütülme imkânının olmadığını” söylemiş ise de;
Yukarıda diğer soruşturma maddelerinde açıklandığı üzere, Kırıkhan İlçe Jandarma 156 Harekât Merkezine gelen ihbarın içeriğinde “örgüt” ten bahsedilmediği gibi durdurulan TIR ve Aracın MİT’e ait olduğu hususunda da ilgili Cumhuriyet Başsavcısı, yetkili kişilerce bilgilendirilmiştir. Bilhassa Ağır Ceza Mahkemesi Çevresi olarak bağlı bulunduğu Hatay Cumhuriyet Başsavcısı B.T. tarafından birçok defa aranarak yapılması gereken işlemler konusunda uyarılmıştır. İlgilinin buna rağmen uyarıları dikkate almayarak, Milli İstihbarat Teşkilatının faaliyetini, örgütlü suç kapsamında değerlendirerek Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’a yönlendirmesi ve kendisinin talimatları doğrultusunda kararlı bir şekilde hareket etmesi manidar bulunmuştur.
Ayrıca MİT Kanunu’nun 26. maddesindeki izin şartını yalnız şahıslar yönünden kabul etmek mümkün değildir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere, MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere Kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı soruşturulması Başbakanın iznine tabi kılınmıştır. Bu durumda iddia edilen eylemle ilgili olarak soruşturma yapılmadan önce Başbakandan izin alınması soruşturma açısından usulü bir zorunluluktur. 5271 sayılı CMK’nm 2/1-e bendinden de anlaşılacağı üzere; soruşturma müessesesi, yalnızca ifade almaktan ibaret olmayıp, “suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen süredeki arama, yakalama ve gözaltına alma” gibi işlem ve eylemleri de kapsamaktadır. Bu nedenle, olayda ihbar sonucu durdurulan TIR ların başında MİT görevlilerinin olduğu ve araçların bu kişilerce sevk edildiği tespit edildikten sonra yapılması gereken, arama işlemine geçmeden önce soruşturma işlemlerinin durdurularak Başbakandan gerekli soruşturma izninin talep edilmesidir. Kaldı ki 3713 sayılı Yasa’nm olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 10/b maddesi gereğince herhangi bir soruşturma işleminin yapılması da mümkün değildir.
İlgilinin, “MİT görevlilerinin olay esnasında TIR’da bulunan eşyaların devlet sırrı kapsamında kaldığı hususunda kendilerine yazılı bir belge sunmadıklarına” ilişkin savunmasına gelince; Devlet sırrının ne olduğu, hangi faaliyetlerin devlet sırrı kapsamında olduğu, hususlarında, mevzuatta doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte; hukuk sistemimizde bazı yasalarda devlet sırrına değinilmiş ve tanımı yapılmıştır. Devlet sırrına ilişkin kararın ilgili yerinde ayrıntılı açıklama yapılmış olmakla birlikte aşağıda bu konuyu kısaca tekrar etmekte yarar görülmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinde; “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır.
Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 16. ve 18. maddeleridir. “Devlet sırrına ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 16. maddesinde “açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır”. “İstihbarata ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 18. maddesinde ise, “Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, bu kanun kapsamı dışındadır.” İstihbarat birimlerinin faaliyetleri, devlet sırrı kapsamında olduğu dolaylı olarak vurgulanmıştır.
Devlet sırrı kavramı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, İkinci kitabın, “Millete ve Devlete karşı suçlar” başlığı altında, Dördüncü kısmının Yedinci bölümünde “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” adıyla 326 ve devamındaki maddelerinde de düzenlemiştir.
Kanun, 326. maddesinde “Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasi yararlarına ilişkin belge veya vesikaları”, 327, 328, 329 ve 330. maddelerinde “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri”, 335, 336, 337. maddelerinde “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri” ve 333. maddede “gizli kalması gereken keşif veya yeni buluşları ve sınai yenilikleri” koruma altına almıştır.
Bu bölümde yasa koyucu Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların kendisini ve niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri korumayı amaçlamış, bu tür bilgileri, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken özünde devlet sırrı olan bilgiler ve yetkili makamlarca kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanması yasaklanan bilgiler olarak ayrı ayrı ele almıştır.
Buna göre “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak...” gibi çok önemli bir görevi icra eden Milli İstihbarat Teşkilatının faaliyetleri, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında “Devlet Sırrı” niteliğinde ve gizli olduğu tartışmasızdır.
Söz konusu TIR ve aracın Milli İstihbarat Teşkilatına ait olduğu ve ilgili kurumun bilgisi dâhilinde faaliyetini gerçekleştirdiği hususu yetkili makamlarca ilgiliye bildirilmesine rağmen TIR’daki malzemelerin ne olduğu, devlet sim kapsamında olup olmadığı hususunun sorgulanması ve ısrarla aranmak istenmesindeki kastın, mahiyeti gereği gizli olan MIT’e ait faaliyetlerin ortaya çıkarılarak devletin gizli sırlarının ifşa edilmek istenmesidir.
Bu nedenlerle ilgilinin savunmalarına itibar edilmeyerek eylemi sabit görülmüştür.
Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR ve ona eşlik eden aracın ihbar üzerine Hatay -Kırıkhan’da durdurulduğu sırada olay mahalline giden ilgilinin, Hatay Valiliğinden gönderilen ve içeriğinde durdurulan TIR ve aracın MIT’e ait olduğunu belirten yazının kendilerine ulaştırılması üzerine, olay yerinden ayrılmak isteyen MİT görevlileriyle tartıştığı, tartışma sırasında MİT mensuplarına hitaben “Ben buranın kralıyım, sizlerde benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” şeklinde sözler sarf ettiği, MİT personelinin kendisine tepki göstermesi üzerine bu sözleri “Hepimiz köleyiz, hepimiz devletimizin kölesiyiz, hizmetkârıyız” şeklinde tevil ettiği anlaşılmıştır.
İlgilinin konuya ilişkin savunmasında her ne kadar; olay mahallinde MİT personelinin, talimatlarına aykırı hareket etmesi nedeniyle Adli soruşturmanın Cumhuriyet Savcısınca yürütüldüğü gerçeğini hatırlatmak amacıyla, akademik literatürde de olan "soruşturmanın kralı savcıdır" cümlesini kullandığını, herhangi bir kişiye yönelik hakaret ve küçük düşürme kastının olmadığını, “Siz kölesiniz, siz de benim kölemsiniz" şeklindeki sözlerin kendisi tarafından söylenmediğini, kamu görevlilerinin her birinin devletin ve milletin hizmetkârı olduğu gerçeğini hatırlatmak kastıyla ve devlet ciddiyetinin kaybolmaması hassasiyetiyle "Herkes bu devletin kölesi, hepimiz bu devletin kölesiyiz." şeklindeki sözleri, herhangi bir şahsı muhatap almadan ortaya söylediğini belirtmiş ise de; konuyla ilgili olarak ifadelerine başvurulan tanıklar G.B., K.A., C.Ç., S.T. ve İ.D.’in beyanlarından da anlaşılacağı üzere; ilgilinin olay mahallinde MİT görevlilerine iddia edilen sözleri söyleyerek TIR ve MİT personelinin olay yerinden ayrılmalarını engellemeye çalıştığı anlaşılmış, bu nedenlerle savunmalarına itibar edilmeyerek eylemi sabit görülmüştür.
Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR ve ona eşlik eden aracın ihbar üzerine Hatay ili Kırıkhan ilçesinde durdurulduğu sırada, olay yerine giden Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun, durdurulan Tır ve aracın MİT’ e ait olduğu, içerisinde bulunan personelin de MİT personeli olduğu hususu, kendisine sözlü ve yazılı olarak bildirilmiş olmasına rağmen, görevlerinin mahiyeti gereği kimlik ve eşkâl bilgileri gizli kalması gerekirken MİT mensuplarını, kendi cep telefonu ile kameraya aldığı ve fotoğraflarım çektiği görülmüştür.
İlgili konuya ilişkin savunmasında her ne kadar; olay sırasında söz konusu şahısların kimliklerini deşifre edecek şekilde fotoğraflarım çekmesinin ve kameraya almasının söz konusu olmadığını beyan etmiş ise de; ifadelerine başvurulan tanıklar G.B., H.Ö., M.Ç. ve M.S.’in beyanlarından da anlaşılacağı üzere, ilgilinin olay mahallinde MİT personeli ve TIR’m görüntülerini cep telefonuyla kaydettiği anlaşılmış, bu nedenlerle savunmasına itibar edilmeyerek eylemi sabit görülmüştür.
İlgilinin, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde ve gerekse uluslararası platformda itibarsızlaştırıp, zor duruma düşürmek ve uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak amacıyla, yürütülen planlı ve sistematik bir organizasyonun parçası olarak ve örgütlü bir şekilde, devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ederek, MİT tarafından 2937 sayılı Yasa kapsamında yürütülen ve mahiyeti gereği gizli olan faaliyetlere özgülenmiş TIRTarda usul ve yasaya aykırı olarak arama yapmaya teşebbüs etmek suretiyle mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulunduğu tespit olunmuştur." şeklindedir.
Dava dosyasının ve soruşturma raporu ile eklerinin incelenmesinden; "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" ve FETÖ/PDY "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlarından dolayı hakkında mahkumiyet kararı verilen davacının yukarıda yer verilen eylemlerinin yargısal faaliyete ilişkin olmadığı, planlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik olduğu anlaşıldığından, bu eylemlerin, mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğundan, dava konusu kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu ...Dairesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ...tarih ve E:..., K: ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.