‹ Ana sayfa
Danıştay5. Daireİdare Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2018/5114 K.2021/268

Esas No: 2018/5114 · Karar No: 2021/268 · Karar Tarihi: 12.02.2021
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/5114
Karar No : 2021/268

**DAVACI:** …

**DAVALI:** … Kurulu

**VEKİLİ:** Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının anılan kararların verildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Meslek hayatı boyunca hiçbir organ, makam, merci veya kişiden emir ve talimat almadan Anayasa ve kanunların kendisine tanığı yetkiler çerçevesinde mevzuata ve vicdanına göre karar verdiği, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerini ihlal etmediği, herhangi bir adli ve/veya idari soruşturma geçirmediği, disiplin cezası almadığı, FETÖ/PDY terör örgütüne üyelik, irtibat veya iltisak düzeyinde herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, dava konusu kararlarda da FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren herhangi bir somut delil veya gerekçe ortaya konulmadığı, kararlarda şahsı ile ilgili olarak kişiselleştirme yapılmadığı, kararlara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, dava konusu meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararda ve şahsıyla ilgisi bulunmayan tüm meslekten çıkarma kararlarında örgüt mağduru bir savcı hakkında yapılan işlemler ile hiçbir ilgisi bulunmadığı halde adının haksız ve asılsız şekilde geçtiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinde görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY terör örgütünün anlayış, kurgu ve çıkarlarına ters nitelikte tebliğnameler hazırladığı, FETÖ/PDY terör örgütünün yargı içerisinde etkili olduğu dönemde herhangi bir etkin görev almadığı, hakkında herhangi bir müfettiş incelemesi ve disiplin soruşturması yaptırılmadan, savunma hakkı tanınmadan, hiçbir ilgisinin bulunmadığı darbe girişimi gerekçe gösterilerek pozitif hukuk kuralları bertaraf edilip durumun gerektirdiği ölçünün dışına çıkılarak hakkındaki disiplin sürecine olağanüstü hal rejiminin uygulandığı ve tüm kazanılmış haklarını yok edecek şekilde kalıcı olarak ömür boyu meslekten ve memuriyetten çıkarılmasına karar verildiği, 2014 yılı HSK üyeleri seçim döneminde tamamen adayların liyakatlerini ve sunacakları katkıları gözeterek tercihte bulunduğu, anılan seçim döneminde seçim sonuçları üzerinden değerlendirme yapılarak hakim ve savcıların FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunun gösterilmeye çalışıldığı, şahsıyla ilgili varsayımların ise gerçeği yansıtmadığı, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği, dava konusu kararlar ile masumiyet karinesinin, hakimlik ve savcılık teminatının, hakimler ve savcıların azlolunamayacağı ilkesinin, adil yargılanma hakkının, Anayasanın 13., 15., 120., 121., 138., 139., 140. ve 159. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların sebep, şekil, konu ve maksat unsurları bakımından hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi yolunda aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali, yoksun kaldığı maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı; 36.maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 138.maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kurala bağlanmış, Anayasa'nın ''Hakimlik ve savcılık teminatı'' başlıklı 139. maddesinde ise ''Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.'' hükmüne yer verilmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmalarının en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkarılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 11/02/2021 tarihinde, davacının gelmediği, davalı idare vekili Av. …'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının anılan kararların verildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla anılan Dairece henüz bir karar verilmediğinden mahkûmiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 2018/2458 sayılı esasına kayıtlı dava dosyasında 12/07/2018 tarih ve K:2018/15397 sayılı dilekçe ret kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, Dairemizin 24/12/2020 tarihli ara kararıyla; davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 08/08/2020 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan 18/12/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için ara kararın tebliğ tarihinden itibaren davacıya on (10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan 19/09/2019 tarihli dilekçe ile cevap verme süresinin otuz gün uzatılmasının istenilmesi üzerine, 25/09/2019 tarihli ara kararımızla davalı idarenin süre uzatım istemi uygun bulunarak cevap verme süresinin, kanuni sürenin bitim tarihinden itibaren otuz gün süre ile uzatılmasına karar verilmiştir.

Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç ...larına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.K. isimli şahsın Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında alınan ifadesine ilişkin düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"...1996 yılında Hakimlik sınavı açıldı, eşime hakimlik sınavına gireceğimi söyledim. Başlangıçta pek istemedi, ancak çocukluğumdan beri, dedemin arazi davalarından sürekli hukukla haşır neşir olmam beni bu mesleğe yönlendirmişti, içimde bir ukde kaldığı için, araştırma görevliliği işine devam etmek istemiyordum ve sınavlara girdim... Yazılı sınavda 77 puan aldım, 1997 yılının Mart veya Nisan aylarında mülakata çağrıldık... Hakimlik mülakatında başarılı oldum, asil listeden Sivas Komisyonu nezdinde 1997 yılında staja başladım. Mahkeme stajı tamamlandıktan sonra Ankara'ya Eğitim Merkezine çağrıldım, Orada da Eğitim Merkezinde kaldım. Eğitim Merkezinde merkez genelde oda arkadaşlarım idareye bildirip, kendi kalacağı arkadaşlarım seçebiliyordu. Benim de Bursa İmam Hatip Lisesinden tanıdığım ... beni arayıp birlikte aynı odada kalmayı teklif etti, Kendisi odaya Bursa'dan tanıdığı M.G. ve M.N. (veya N.) isimli iki arkadaşı daha getirdi. 4 kişilik odada birlikte kaldık. Bu arkadaşların FETÖ denilen yapı ile ilgisi olup olmadığını bilmiyorum. ...'ı bu yapının içinde olarak düşünüyordum, ancak tam da emin değildim. Eğitim merkezinde kaldığım dönemde Cuma günü mesai bitiminde otobüsle Sivas'a ailemin yanına gidip, Pazar akşam otobüsü ile geri dönüyordum. Hafta içi Eğitim Merkezi'nde kalıyordum...1999 Aralık döneminde çektiğim kurayla Bilecik ili Söğüt ilçesine atandım. M.A. da oraya 30-40 Km mesafede, Bilecik ili Yenipazar ilçesine tayin oldu. Buradayken, Eğitim Merkezinden tanışıklığımızın verdiği hukukla ailecek gidiş gelişlerimiz oluyordu. 4-5 defa böyle birbirimize gidip geldik. Bu arada ... ile de telefonda görüşmelerimiz olmuştu..."
Aynı şahsın Ankara Cumhuriyet Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında alınan ifadesine ilişkin düzenlenen 18/11/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı:
"...2014 yılı Temmuz veya Ağustos ayında, ..., beni önceden tanıdığı için, telefonla arayarak, Samsuna geleceğini ve benide ziyaret edeceğini söyledi. Bende kendisini önceden tanıdığım için arkadaşlık hatırı ve nezaketine göre kabul ettim. ... evime geldi, kendisini misafir ettim. Hukuk Fakültesinde aynı sınıfta okuduğumuz için, eski günlerimizden konuştuk. Ancak kendisinin 2014 yılı HSYK seçimlerine, güya bağımsız aday olarak giren FETÖ/PDY terör örgütünün adayları ile ilgili seçim çalışmaları hususunda, oy istemek için çıktığını söyledi. Evimden, Bafraya doğru gitmek üzere ayrıldı. Daha sonra nerelere gittiğini bilemiyorum..."
Aynı şahsın, davacının "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan yargılandığı davada ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
''Ben sanık ile Bursa İmam Hatip Lisesinde altıncı ve yedinci sınıfı okurken tanıştık. İkimiz de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandık. Sınıf arkadaşı idik. Bu münasebetlerden dolayı arkadaş idik. ... o dönem Atatürk Öğrenci yurdunda kalıyordu. Üniversite döneminde örgüt ile bağının olup olmadığını hususunda bir bilgim yoktur. Daha sonra hakim savcı eğitim merkezinde yine Bursalı olan M.G., M.N., ... ile birlikte aynı odada kaldık. Daha sonra ... Ankara Yargıtay'da iken kişisel olarak Ankara'ya gelip gittiğinde bir kaç kez ziyaret ettim. Bununla cemaatsel manada bir irtibatım olmadı. 2014 yılında Samsun'a tayin oldum. 2014 yılının Temmuz - Ağustos ayı gibi beni arayarak eşi ile birlikte beni ziyarete geleceklerini söyledi. Ben de kabul ettim. Muhabbet ederken o dönemde bağımsız aday olarak bilinen fakat örgüt üyesi olduğu anlaşılan kişiler için seçim çalışması yapacağını ve Bafra'ya gideceğini söyledi. Aramızda bu konuşmalar geçince sanığı [davacıyı] örgüt üyesi olabileceğini tahmin ettim. Benim başkaca ekleyeceğim husus yoktur ''
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan E.Y. isimli şahsın Sinop Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında alınan ifadesine ilişkin düzenlenen 14/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
"...Ben HSYK seçimlerinin olduğu 2014 yılında Şebinkarahisar ilçesinde görev yapıyordum. Ben 2014 HSYK seçimlerinde öncelikle Yargıda Birlik Platformu adaylarına hatıradığım kadarı ile 6 tanesine oy verdim. Bunların içerisinde İ.Ç., R.K., M.Y., M.Y. ile şu an ismini hatırlayamadığım 1 ya da 2 kişi daha vardı. Ben ayrıca o dönemde bağımsız olarak nitelendirilen İ.Ç., A.N.G., N.Ö. ve H.T.'ye oy verdim. Ayrıca hangi gruptan hatırlamıyorum ancak L.T.K.'ye de oy verdim. Eğer o dönemki oy pusulaları saklanıyor ise kriminal inceleme yapılmasına da razıyım. Kesinlikle o dönem bağımsız olarak adlandırılan listeye tamamıyla oy vermedim. Bütün içtenliğimle ve samimiliğimle oy verdiğim kişileri söylüyorum. Ben İ.Ç.'nin staj yaparken herkesle ilgilendiğini, meslektaşların sorunları ile ilgilendiğini duydum. Bir de kendisinin Diyarbakır ilinde terörle bağlantılı olarak büyük bir uyuşturucu çetesini çökerttiğini duymam üzerine kendisi hakkında şu zamanki iddialardan da haberdar olmadığım için inanarak oy verdim. A.N.G. ben staj yaparken eğitim merkezi müdürüydü. Gördüğüm kadarı ile herkese gülücük dağıtan sempatik bir insandı. Kendisini en azından eğitim müdürü olması nedeniyle tanıdığımdan ve bir işim düştüğünde görüşebileceğimi düşünerek oy verdim. N.Ö.'yü yine seçim döneminde bir tv programında gördüm, kendisi bu programda meslektaşlarımızı ve mesleğimizi övücü mahiyette birtakım sözler söylüyordu. Ben de bu sözlerinden etkilenerek ve inandırıcı bularak kendisine oy verdim. Ben kesinlikle kendilerine FETÖ/PDY terör örgütüne mensup olmaları nedeniyle oy vermedim. Eğer öyle olsaydı bağımsızların tümüne oy verirdim. Ayrıca o dönemde benim çocuğumun doğum süreci dolayısı ile seçim sürecinden de uzak kaldım. Beni seçim sürecinde telefonla arayarak bağımsızlar için oy isteyenler Yargıtay Savcısı ..., Yargıtay Savcısı V.Ö., Yargıtay Savcısı Y.P.'dir. Ben bu şahısları Şebinkarahisar ilçesinde görev yaptığım sırada eşimin hamilelik sürecinde doğacak çocuğumuzun kafasında kist ve kalbinde parlama şüphesi olduğunu belirtmeleri üzerine riskli doğum nedeniyle çocuğumu kayınvalidemin de yaşadığı Ankara ilinde daha iyi şartlarda tedavi ettirebilmek ve doğumun gerçekleşmesi için gittiğim meslek içi eğitimde tanıdım. Meslek içi eğitime katılma sürecim de şu şekilde olmuştur. Ben öncelikle bu durumumu da belirterek talepte bulundum ancak talebim reddedildi. Daha sonra yeniden değerlendirme talebinde bulundum. Hatta bu konuda HSYK tetkik hakimlerini de bizzat aradım. Daha sonra itirazım kabul edilerek meslek içi eğitimim kabul edildi. Bu şahıslar meslek içi eğitimde danışman olarak görev aldılar, bu vesileyle kendilerini tanıdım. Kendileri ile telefonda görüşme nedenim budur. Bu süreçte meslek içi eğitimde bu şahıslarla tanışmam sürecimi Sinop ilinde görev yapan Hakim Ö.G. de şahittir... Soruldu: Yukarıda Ü.B.'ye YBP'ye oy vereceğinizi söylediğinizi, bunun üzerine Ü.B.'nin moralinin bozularak ayrıldığını söylediniz. Buna rağmen size yardımcı olabileceğini düşünerek tekrar eşinizin mülakatı için tahminen 2015 yılı Nisan ayında görüştüğünüzü söylüyorsunuz. Kendisinin sizden istediği şeyi yerine getiremeyeceğinizi söylemenize rağmen referans için tekrar kendisine uğramanız bir çelişki değil midir? Bu konuda ifadeniz nedir? Cevap: Benim kendisine gitmemin nedeni ne olursa olsun kendisi Adalet Bakanının kardeşi olması nedeniyle bana yardımcı olabileceğini düşündüm. Zira eşimin hakim-savcı olmasını çok istiyordum. Eşim zaten 2010 yılından beri birisi 2014 yılı diğeri 2015 yılında olmak üzere iki kez mülakata girdi ve elendi. Eğer eşim ve ben FETÖ/PDY terör örgütüne üye olsaydık eşim 2009 yılından beri girdiği sınav ve mülakatlarda çoktan hakim-savcı olurdu. Eşimin 2014 yılında mülakattan elenmesinin nedeni benim bu yapıya mensup ... ile fotoğrafımın facebook da olması nedeniyle olduğunu bana söylediler. ... bu fotoğrafı 2014 yılının Temuz ayında Karadeniz turu yaparken memleketim olan Yalıköy'e uğramıştı, ben de misafir olarak geldiği için kendisine yemek yedirmiştim. Burada kendisi fotoğrafımı çekip beni de etiketleyerek facebooka koymuş. Yine aynı şekilde yukarıda bağımsızlar için benden oy istemek için telefon açan Yargıtay Savcısı Y.P. de Korgan'da arkadaşım olan Savcı M.A.Y. vasıtası ile Fatsa'da spor komplaksinde benimle görüştü. Orada kendisi fotoğraf çekmiş ve beni de etiketleyerek facebook'a koymuş. Eşimin mülakattan elenme sebebi olarak bana bunları söylediler..."
Aynı şahsın, davacının "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan yargılandığı davada ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
"Bana sormuş olduğunuz ...'ı tanırım, 2014 yılında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına meslek içi eğitime gittiğimde kendisini Yargıtay'da tanıdım, kendisi Yargıtay Savcısı ve grup danışmanımızdı, 3 ay boyunca eğitimde birlikte çalıştık, eğitim sonrasında görev yaptığımı Şebinkarahisar adliyesine geri döndüğümde kendisi beni telefonla aradı, hatırladığım kadarıyla 2014 yılı Eylül ayıydı, HSYK seçimleri öncesiydi, telefonda HSYK seçimlerine bağımsız olarak girdikleri iddia edilen şahıslar için benden oy talep etti, 11 üyelik için bana 11 isim verdi, hepsine oy vermemi istedi, ismini bana söylediği bağımsız adayların hepsi daha sonra paralel yapıya mensup şahıslar olduğu anlaşılan şahıslardı, daha doğrusu bunların iyi insanlar olduğunu söyleyerek değerlendirmemi istedi, bende değerlendireceğimi söyledim, benden oy isteme amacını bilmiyorum"
Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü bulunan D.Ş. isimli şahsın, İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında SEGBİS sistemi ile kayda alınan ifadesine istinaden düzenlenen 27/03/2017 tarihli şikayetçi ifade tutanağı:
"... Ben halen Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda hükümlü olarak barındırılmaktayım. Ben aynı konu ile ilgili bu gün 24 sayfalık ayrıntılı olarak İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe gönderdim. Ben 1986 senesinde Bozkurt Lisesi matematik öğretmeni olarak görev yapan S.G. vasıtası ile FETÖ terör örgütü ile tanıştım. Bu şahıs beni ve kuzenim S.Ö.'yü kendi evine davet eder ve bize Fethullah Gülen'e ait kitapları okutur, kasetlerini dinletirdi. S.G.'nin bu gün nerede ne iş yaptığını bilmiyorum. 1990 yılında ben Van Yüzüncüyıl Üniversitesini kazandım. Benim kuzenim S.Ö. FETÖ örgütü üyesidir. Kendisi halen örgütün Kanada sorumlusudur ve Kanada vatandaşıdır, firaridir, Kanada'da bulunmaktadır. Ben üniversiteyi kazandığımda S.Ö. vasıtasıyla örgütün Van'daki ışık evlerine yerleştirildim. Ben üniversite okuduğum dönemlerde Zaman Gazetesi ve Sızıntı Dergisine abone yaptırma işiyle ve mahrem hizmetlerle görevlendirildim. Ben örgütün askeriye ve polis teşkilatlarına öğrencilerin sızdırılması konusunda görev aldım. Bu dönemde askeriye ve polis teşkilatına fetö mensubu olarak giren yaklaşık 350 kişilik ismi ayrıntılı olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'na gönderdim. Ben üniversiteyi bitirdiğimde örgüt tarafından Singapur'da öğretmen olarak görevlendirildim, ancak ailem beni Singapur'a göndermedi. Daha sonra örgüt tarafından Balıkesir ilinde bulunan Özel Zağros Dershanesinde 1994-1996 yıllarında öğretmen olarak çalışmaya başladım. Burada K.T. ve T.Y. ile dershanede eğitim gören öğrencilerin Balıkesir askeri lisesine sızdırılması için birlikte çalıştım. T.Y. Almanya yapılanması ile görevlendirilmişti, şuanda nerede olduğunu bilmiyorum. K.T. ise en son İstanbul'da 1. Ordu Komutanlığı'nın albaylar sorumlusuydu, aynı zamanda Zambak Dergisinin genel yayın yönetmeniydi. Burada askeri liselere giren örgüt üyelerini de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdim. Burada 2 yıl görev yaptıktan sonra Eskişehir Özel Yalçınkaya Dershanesine çıktı, orada 1996-1999 yılları arasında 2 yıl dershane müdürü olarak görev yaptım. Daha sonra tayinim Eskişehir Özel Ümit Kolejine çıktı. 1996-1999 yılları arasında Eskişehir'de örgütün mahrem hizmetler sorumluları R.B., Ö.O. ve A.O.Ş. idi. Bu 3 isim örgütün emniyet ve mit sorumlusuydu. İ., Kuran mahrem hizmetlerin Eskişehir'de genel sorumlusuydu, örgüt içeresinde İ. Kuran il talebe mesulü (itm) olarak geçmekteydi. Daha sonra İ. Kuran İstanbul'a tayin oldu ve Tuzla Piyade Okulunun mesulü oldu. Ayrıca Maltepe Özel Kasım Kolejinde de yönetici olarak görev yapmaktaydı. C.Y., Kütahya - Eskişehir hava kuvvetlerinde görev yapan teğmenlerden sorumluydu. daha sonra Bursa Özel İlkbahar İlköğretim Okulu'na tayini çıktı, orada Maltepe Işıklar Askeri Lisesi'nin genel sorumlusu olarak görev yapmaktaydı. Aynı zamanda okulda da yöneticilik yapmaktaydı. M.E.Y., Eskişehir bölgesinde havacı askerlerden sorumluydu. Ayrıca alt birimlerden yönetici konumundaydı. M.E.Y.'nin en son İzmir'e tayini çıktığını duydum. M.K. Eskişehir'de havacı askerlerden sorumluydu, daha sonra İstanbul'a tayini çıktı. 1. Ordu Komutanlığı'ndaki havacı üsteğmenlerden sorumluydu. 1999 depremiyle ben Eskişehir'den ayrıldım. Örgütten hiç kimseye haber vermeden istifa ederek ayrıldım. Örgütten bana karşı yapılan haksızlıklar nedeniyle ayrıldım ve memleketim Kastamonu'ya döndüm. Öğretmen olmak amacıyla atamam yapılması için devlete müracaat ettim. Bu dönemde örgütle bağımı kesmeme rağmen örgüt benimle bağını kesmedi. Örgütün Eskişehir imamı A.K. beni telefon ile arayarak bu teşebbüsümden vazgeçmemi ve geri dönmemi istedi, A.K. aynı zamanda Fethullah Gülen'in özel talebesiydi. Bana telefonda örgütte bir hiyerarşi olduğunu, hoca efendinin onay vermediği hiç kimsenin hizmeti terk edemeyeceği, bunun cepheyi terk etmekle aynı olduğunu, sonucuna katlanmam gerektiğini söyleyerek beni tehdit ederek telefonu kapattı. Çünkü ben örgütün mahrem sırlarını bilen birisiydim. Bu sebeple örgüt içerisinde rahatsızlığa sebep oldum. Örgüte geri dönmedim ve Milli Eğitim Bakanlığı'na yaptığım tayin başvurusunun sonucunu bekledim. 1999 yılında Kastamonu'ya atamam yapıldı.1999 Ekim ayında Kastamonu Bozkurt İlçesi Isırganlık İlköğretim Okuluna müdür yetkili öğretmen olarak atandım. Ancak örgüt ailem üzerinde baskı kurarak istifa ederek örgüte geri dönmemi istiyordu. O sıralarda Eskişehir'den C.Y. Bozkurt'a beni ziyarete geldi. Israrla benden cep telefonumu ve sim kartımı değiştirmemi istedi. Ben telsim hat kullanıyordum, bana telsim üzerinden yapılan görüşmelerin belli bir merkeze kaydedildiğini ve bu durumun sakıncalı olduğunu söyledi. Ben de onun dediğini yapmak durumunda kaldım ve kartı kendisine verdim, bana getirmiş olduğu telefonu aldım, eski telefonu da kendisine verdim. C.Y.'nin amacı beni tamamen pasifize etmekti. 2000 yılı sömestri döneminde Bozkurt Belediye Başkanı E.C. görev yaptığım esnada okulumu ziyaret etmişti. Bana 'sen özel okullarda görev yapmış tecrübeli bir öğretmensin, seni Bozkurt merkeze alalım' dedi. E.C. bana Milli Eğitim Bakanlığı'ndan geri dönük hizmet çizelgemi çıkartıp getirmemi istedi. Ben sömestri tatilinde Ankara'ya gittim. Milli Eğitim Bakanlığı'nda özel öğretim genel müdürü İ.A. ile görüşüp elden evrakı alarak geri dönmek istiyordum, ancak İ.A. yerinde değildi, ben özel öğretim genel müdürlüğünde şube müdürü K.A. ile görüştüm. K.A. isimli şahsı daha önceden de mahrem hizmetlerde görev yapan diğer kişilerden duyuyordum, ancak şahsi bir tanışıklığım yoktu, K.A. fetönün özel talebesiydi ve Fethullah Gülen'in kuzenidir. K.A.'nın odasına gittiğimde yanında birisi daha vardı. K.A. bana şuanda meşgulüm öğleden sonra gel dedi. Öğleden sonra da gittiğimde o şahıs yine yanındaydı. Masanın üzerinde köstebek isimli bir kitap vardı, yazarı Doktor N.H. idi. İçeride ciddi bir tartışma vardı, tartışmanın konusu N.H. idi. K.A. yanındaki şahsa 'bu bolşevik baykuşunun sesini kesmezsek bizim 10 yılımıza malolur. Bu konuda dayının (Fethullah Gülen) fikride aynı. -Mahrem hizmetlerde görev alanlar Fethullah Gülen'e dayı kod ismiyle hitap eder.- Bu moskof tatarının icabına bakın' şeklinde konuştu. Ben o esnada tam olarak ne konuşulduğunu anlamamıştım. K.A.'nın yanındaki şahıs odadan ayrıldı. K.A. odadan abdest almak için ayrıldığında masanın üzerinde bulunan kitabı elime aldım. Kitabın bir çok yeri çizilmişti. Kitapta N.H. fetönün mit, asker, sivil yapılanmasını ayrıntılı bir şekilde belgeleriyle açıklıyordu. Kitabın her tarafından notlar vardı. Sonrasında K.A. geldi, neden örgütten ayrıldığımı sordu, ben yapılan yanlışları ve olumsuzlukları kendisine anlattım. Bana 'sen zeki bir arkadaşsın, seninle irtibatı koparmayalım' dedi. O sırada sekreteri hizmet belgemi getirdi. Ben Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ayrıldım, Kastamonu'ya geri döndüm. Ben Bozkurttaki okuluma döndükten sonra tacizlere uğramaya başladım. Bozkurt İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne evraklarımı getirdiğimde ilçe milli eğitim müdürlüğünde şube müdürü olarak çalışan O.D. isimli şahıs bana 'sen köyden erken geliyorsun, köyü terk ediyorsun, senin hakkında soruşturma açacağım' şeklinde tehditte bulundu. Ben o dönem bu tehditlerin sebebinin babamın siyasi görüşü olduğunu düşünüyordum. Ancak 2000 yılının Mayıs ayında okulda benim bütün kız öğrencilere tecavüz ettiğim konusunda bir söylenti çıkartıldı. Bu söylentileri çıkartanlar R.R. idi. R., Bozkurt'taki okulumun karşısındaki bakkal ve fetönün Kastamonu'daki yurtlarında yetişmiş bir kişidir. Sonrasında Bozkurt Halk Eğitim Müdürü U.E. benimle temasa geçti, konunun kendi kulağına geldiğini söyledi ve benden ısrarla ilçeyi terk etmemi istedi. Terk etmezsem cezaevine gireceğimi söyledi. Bu dönemde belediye başkanı E.C. o dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı olan R.T.E. ile Balkanlar gezisindeydi. Bu sebeple E.C. ile görüşemedim, beni Ankara'ya yönlendirdi. Kastamonu milletvekili M.B. ile görüşmek için Ankara'ya gittim. O dönemde kendisi İçişleri Bakanıydı. O dönem M.Y.'nin yüce divana sevki görüşüldüğünden kendisi ile görüşemedim. Daha sonra fetönün Ankara imamı M.A.B. ile Kızılay'daki STV binasında haber müdürü H.Ö.'nün odasında görüştüm. M.A.B. ile görüşmemi örgütün eski Eskişehir imamı C.T. sağladı. C.T.'nin Kastamonulu olması sebebiyle kendisi ile yakın tanışıklığım vardı. M.A.B. benim sorunumu halletmek için Kastamonu'daki örgütün üst düzey yönetiminde yer alan O.A. gibi kişilerle görüştü, başka kişilerle de görüştü, ancak isimlerini bilmiyorum. Görüştüğü kişiler de dönemin Kastamonu Valisi E.Y. ile görüşmüşler. M.A.B., benim hakkımdaki iddiaların gerçek dışı, yalan olduğunu, fakat Kastamonu'yu terk etmem halinde bana yardımcı olabileceğini söyledi. Kastamonu Valisi E.Y. de tecavüz olayının asılsız olduğunu kendilerine söylemiş. Ben de M.A.B.'ye 'şuanda bütün köy benim öğrencilere tecavüz ettiğimi konuşuyor, ben ilçeme memleketime dönmek zorundayım, ben şundan eminim ki öğrencilerime tecavüz etmedim, cinsel istismarda bulunmadım' dedim. B. de bana 'sen kendi kafana göre iş yapıyorsun, git sonucuna katlan' dedi. Ben yanından ayrıldım. Ertesi gün Bozkurt'ta Milli Eğitim Müdürü H.B. hakkımda bir şikayet olduğunu, şikayetin kaymakam M.E.'den geldiğini, konuyu kendisinin sonradan öğrendiğini, ilden 2 tane müfettiş geleceğini, benim ifademi alacaklarını söyledi. Ben müfettişleri bekledim. Müfettişler bana hakkımda ciddi suçlamaların olduğunu söylediler. Ders esnasında 2 kız öğrenciyi müdür odasına kitleyip çamaşırlarını soyup 2 kız öğrenciye tecavüz ettiğim konusunda öğrencilerin ve ailelerin beyanları olduğunu, bu konuda suçlamaların ciddi olduğunu, bu nedenle olayın adliyeye intikal edeceğini söylediler. Aynı günün öğleden sonrasında adliyeye çağrıldım. M.E.'yi savcının odasından çıkarken gördüm, savcıya kapı eşiğinde bu adamı tutukla, bu adam Ankara'yı karıştırmış, aklı başına gelsin diye bir söylemde bulunduğunu gördüm. Sonrasında Bozkurt Cumhuriyet Savcısı E.Ü. ifademi almak için çağırdı. Bana aynen 'sen zaten hakkındaki suçlamaları biliyorsun, fazla ayrıntıya gerek yok, bunlar ciddi suçlamalar, infale sebep olacak suçlamalar' dedi. Ben de bu olayın kumpas olduğu şeklinde ifade vermek istediğimi söyledim, beni dinlemedi, derdini mahkemede anlatırsın dedi. Beni tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etti, mahkemece tutuklanıp Bozkurt Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na konuldum, bana isnat edilen suçlamalar ırza tasaddi ve ırza geçme, ırza geçmeye teşebbüs suçları idi. Bu anlattığım olaylar Haziran ve Temmuz 2000 tarihine kadar olan süreçte gelişti. Ben cezaevinde bulunduğum süre içerisinde bu işin bir merkezden organize edildiği bilgisine ulaştım. Eşim ve ailem beni ziyarete geliyordu, kendilerine bu konu ile alakalı örgüt yöneticilerine iletilmek üzere mesajlar gönderdim. Hiçbir örgüt yöneticisi Eskişehir, Balıkesir, Ankara benim mesajlarıma, benim taleplerime cevap vermedi. 2001 yılında sonbahar günlerinde Bozkurt cezaevinde bulunduğum koğuşa M.C. isimli bir şahıs geldi, bana yapılan haksızlıktan kumpastan haberi olduğunu, bu konuda yeniden olayın ele alınabilmesi için dilekçeler yazacağını ve ketum olmamı söyledi. Çok zeki ve hukuk bilgisi olan birisiydi. Bana devletin özel bir biriminden geldiğini söyledi. Bana sen hiçbir şeye karışma, olayın ayrıntılarını bana anlat dedi. Ben de anlattım. Bunun üzerine benim adıma İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na kendi el yazısıyla dilekçeler yazdı, bana 'bu işin arkasında cemaat var, cemaat seni buraya gönderdi, şayet İnebolu'daki başsavcı fetöcü değilse biz bu yazdığımız dilekçelerden sonuç alırız' dedi. M.C. 10 günlük bir askeri ceza almıştı, onu yatma bahanesi ile Bozkurt'a gelmişti. Daha sonra Bozkurttan ayrıldı. Bana Cumhuriyet Gazetesini takip etmemi, Ankara'da fetö hakkında dava açıldığını, devlet güvenlik mahkemesinde dava görüldüğünü, bu davaya müdahil olabileceğimi, derdimi onlara anlatmamı istedi. Kendisi bunları tahliye olmadan önce söyledi. Daha sonra DGM'ye fetö hakkında dilekçe yazdım, örgütün bütün yapılanmasını anlatacağımı söyledim. Bunun üzerine Cumhuriyet isimli gazetem gelmemeye başladı, 2 gardiyana gazetemin niye gelmediğini sorduğumda benim üzerime yürüyerek beni dövmeye kalktılar, bunu yaptıranın Bozkurt Cumhuriyet Savcısı C.Ö. idi. C.Ö. cezaevi savcısıydı. Bir gün gece 23:00 beni koğuştan çağırtarak, aklımı başıma almamı, sağa sola dilekçe yazmamamı söyledi. Benim üzerime yürüyen 2 gardiyanın ismi M.E. ve H.K. olarak hatırlıyorum, ancak soyadlarını yanlış hatırlıyor olabilirim. 2001 yılında Bozkurt cezaevinde görevli 2 genç gardiyandı. C.Ö.'yü ben o dönem HSYK'ya şikayet ettim. Şikayet dilekçemde 'yapmış olduğum sorumluluklar çerçevesinde şahsımı çaresizliğe ve ümitsizliğe sevk eden cezaevi savcısı C.Ö.'nün beni bir Türkiye Cumhuriyet vatandaşı olarak temsil etmediğini düşünüyorum, hakkında gerekli işlemin yapılmasını arz ederim' şeklinde dilekçe içeriği yazdım. Bu dilekçe sebebiyle bana hakaret ettiğim gerekçesiyle bana dava açtı. Burada ben hakaretten 6 ay hapis cezası aldım, ancak bu kararı Yargıtay bozdu. Ayrıca C.Ö. uydurma tutanaklar ve ifadelerle benim gardiyanları darp ettiğim iddiası ile bana disiplin cezası verdirerek beni İnebolu cezaevine sürgün ettirdi. İnebolu'ya nakil olduktan sonra beni müebbet hapis cezası almış 2 hükümlünün koğuşuna verdiler. İsimleri İ.T. ve soy ismini hatırlamadığım O. isimli şahıslardı, suç ortaklarıydı. Bir süre sonra İ.T. bana 'hoca idare seni buraya öldürülmek üzere verdi, biz senin sapık olduğunu ve öğrencilere tecavüz ettiğini gardiyanlardan duyduk, biz her türlü sapığı şeklinden anlarız, sen temiz bir insansın, biz seni gözlemledik, biz seni vurup istediğimiz cezaevine paket olacaktık' dedi. Çünkü ben cinsel suçtan tutukluydum. Bunun üzerine ben tedirgin oldum. Ben idare ile görüşemedim, ancak baş memur ile görüştüm ve beni öldüreceklerini söyledim. Bunun üzerine koğuşa asker ve gardiyan arabası girdi. Benim yatağımın altına gizlenmiş 6 tane şiş buldular. Ben o dönemin Cumhurbaşkanı A.N.S.'ye de bu durumları yazdım. Sonrasında koğuşa tanıdığım insanlar verdiler. Ben yazışmalarıma devam ettim. Yine Ankara DGM'ye 2003 yılı itibari ile şehit edilen doktor N.H.'nin faillerini bildiğimi, bu konuda can güvenliğim sağlanmak üzere devlet tarafından bir güvence verildiğinde açıklama yapmak istediğimi söyledim. DGM İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla benim ifademi almak istedi, ancak ben can güvenliğim nedeniyle tahliye olduktan sonra ifade vereceğimi söyledim. 2003 yılı sonu 2004 yılı başlarında tahliye oldum. Tahliye olduktan sonra DGM benim 2. defa ifademin alınması için Bozkurt Cumhuriyet Başsavcılığı'na talimat yazdı. Bende Bozkurt Cumhuriyet Başsavcılığı'na gittim, ifademi alan savcının ismini hatırlamıyorum. Savcı bana sana ne faili meçhul cinayetlerden, senin çoluğun çocuğun yok mu, git onlarla uğraş, bunlar çetrefilli işler, bunlar seni de öldürür bir kenara atar dedi. Ben ifade vermekten can güvenliğim olmadığı için vazgeçtim, bu olay bu şekilde kapatıldı. Ben daha sonra İstanbul'a giderek orada çalışmaya başladım, Üsküdar'da 2005 - 2006 yıllarında fetönün Eskişehir il talebi mesulü İ.K. ile karşılaştım. Bana bu durumda görmek beni üzdü dedi. Arkadaşlara söyleyelim, seni ... Holding'de bir işe alsınlar dedi. Sonrasında bana S.D. vasıtasıyla NT mağazalarına kitap denetçisi olarak çalışmak için teklif yapıldı. Ancak NT mağazalarına girmeden önce bana mülakat yapıldı, mülakat yapan ... Holding yönetim kurulu başkanı M.Ö. (Fetönün Türkiye imamı ve TSK genel sorumlusu, fetönün özel talebesi) ve M.Ö.'nün sekreteri Ş.Z.K. (askeriyeden atılma bir binbaşıydı, emektar denilirdi) idi. Masanın üzerinde bir dosya vardı, dosyada benim DGM'ye yazdığım dilekçeler vardı. Sonrasında bana bunun ne anlama geldiğini izah etmemi istediler. Ben de bunun sebebi olarak 'örgütteki abiler, sizlersiniz' dedim. Bana yapacağınız her şeyin karşılığını görürsünüz, siz de yanarsınız ,bende yanarım dedim. Beni geçici olarak kitap denetçisi olarak işe aldılar. 3 ay sonra 2006 yılının sonlarında işim son verdiler. İşime son verilmesi sonrasında 2006 yılının Mayıs ayında İstanbul'dan Ankara'ya gittim. Orada Van ilinden örgüt imamı olan Fethullah Gülen'in İzmir Kestane pazarından talebesi olan ve örgütün tüm ülkedeki eğitim işlerinden sorumlu olan B.K. ile görüştüm. B.K. ile önceye dayanan bir samimiyetim vardı. Durumum kendisine anlattım. Kendisinin sıklıkla Amerika'ya gidip geldiğini, çok yoğun olduğunu, hukuk işleri ile genel olarak örgütün Doğu Anadolu bölgesindeki müfettişi A.G. ile durumumu görüşmemi, sonrasında kendisini bilgilendirmemi istedi. A.G.'nin telefon numarasını ve adresini verdi. A.G. fetönün Türkiye genelinin hukuk sorumlusudur, ancak hukukçu değildir. Ankara Gazi Mustafa Kemal Bulvarı üzerinde 49 numarada bulunan Hukuk Hayat Derneğinin genel başkanıydı ve bu dernekte fetöye bağlıydı. Ben A.G.'ye zorlukla eriştim, kendisine durumumu anlattım. İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından haksız yere ceza aldığımı söyledim. Bana dosyamı getirmemi ve Fetullah Gülen'in avukatı olan A.S. ile görüştüreceğini söyledi, daha sonra kendisi ile görüştüm. A.G.'nin de benim DGM'ye yazmış olduğum bütün dilekçelerden haberi vardı. Avukat A.S. ile ofisinde görüştüm. Benim dosyamı inceledi, ciddi bir haksızlığa maruz kaldığımı söyledi, sana pantolon olmamış, ceket giydirmişler dedi. Bana DGM'ye neden bu dilekçeleri yazdığımı sordular, açıklamam halinde bana yardımcı olacaklarını söylediler. Ben de kendilerine makul bir açıklama yaptım, onlar da benim açıklamalarımı kabul ederek beni daha öncede ismini belirttiğim K.A. ile görüştüreceklerini söylediler. Sonrasında A.G. telefonunu kapattı, adresini değiştirdi, ben daha sonra A.G.'ye ulaşamadım. Sorduğumda A.G.'nin Amerika'da olduğunu söylediler. Sonrasında İstanbul'a geri döndüm. İstanbul'da Zambak Dergisinin Türkçe zümre başkanı A.A. ile görüştüm. A.G. ile A.A.'nın kayınbiraderiydi. A.A. da A.G.'nin Amerika'da olduğunu teyit etti, büyük bir hazırlık olduğunu ve A.'yı rahatsız etmememi söyledi. Ben bunun üzerine tekrar Ankara'ya gittim. B.K.'yi buldum ve durumumu anlattım. Dava konusunun ve iş arama konusunun Amerika'da görüşüldüğünü ve A.G.'nin de Amerika'da olduğunu söyledi. Bana 'hoca efendi talimat verdi, seni İstanbul'da Büyük Çamlıca Kuran kursunda yabancı öğrencilere Türkçe Öğretmeni olacaksın' dediler. B.K., Ankara Dikmen'de Gülen apartmanı isimli bir apartmanda oturuyordu, aynı binada hakimler ünitesi genel sorumlusu A.C. de aynı apartmanın giriş, alt sağ tarafında oturuyordu. B., durumumu A.C.'ye ileteceğini söyledi. Sonrasına ben İstanbul'a gittim, İstanbul'da Büyükçağlayan Kuran kursunda Türkiye imamı M.Ö. ve İstanbul imamı S.K. ile görüştüm. O beni Türkiye'de öğretim gören tüm yabancı öğrencilerin sorumlusu olan Y.A. ile görüştürdü. Sonrasında Büyük Çamlıca Kuran kursunda göreve başladım. İstanbul Büyük Çamlıca Kuran kursu derneği başkanı M.B. beni Ankara'ya mahrem hizmetlerle ilgilenin ve oğlu Kara kuvvetleri Komutanlığında üst düzey askerlerden sorumlu olan ve oğlu da muvazzaf olan M.G. ile görüştüm, oğlunun ismini hatırlamıyorum. Her ikisi de örgüt mensubuydu. M.G. mahrem hizmetlerin Ankara genel yardımcısıydı. M.G. beni büyük bir gizlilik içerisinde … Derneğine getirdi. Derneğe gittiğimizde K.A. ile orada karşılaştık. K.A. beni görünce şaşırdı ve M.G.'yi nereden bulduğumu sordu, bende İstanbul'dan referans ile geldiğimi söyledim. M.G. benim konumu K.A.'ya anlattı, K.A. bir kaç kişiye telefon etti. İlk önce A.G. geldi, sonrasında K.A. Kastamonu 2. Noteri A.A.'yı aradı. A.A.'ya Ankara'ya gelmesini söyledi, bana da geceyi Ankara'da geçirmemi söyledi. A.A. beni ilk önce İnebolu Cumhuriyet Başsavcısı Ö.G.'ye getirdi. A.A. ve Ö.G. İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ...'ı çağırdılar, benim durumumu bildiklerini, dışarıdan avukat tutmamı ve alevi kökenli olan H.D. isimli bir hakimi yargılamanın yenilenmesi konusunda naip hakim olarak görevlendireceklerini, infazımın durdurulacağını ve sonucun lehime çıkacağını söylediler. Sonrasında biz A.A. ile birlikte Kastamonu'ya gittik. Kastamonu'da beni Kastamonu Başsavcı vekili A.T. ve ismini hatırlayamadığım eşi ile tanıştırdı. Daha sonra İzmir barosunda çalışan eski Düzce hakimi avukat M.Y. isimli bir şahıs beni aradı, M.Y. İzmir'de avukatlardan sorumlu imamdı, aynı zamanda benim İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki avukatımdı. Bana Beşiktaş ilçesine gelmemi söyledi. Ben İstanbul Beşiktaş'ta Beşiktaş 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı M.Ö. ile görüştüreceğini söyledi. Bana kendimi avukat olarak tanıtmamı tembihledi. M.Ö. benim yanımda M.Y.'ye yakın zamanda büyük bir operasyon olacak, benim yanıma bir süre gelmeyin dedi. Bu görüşmemiz 2008 yılının Ocak ayındaydı. Ben orada M. ile M. konuşurken D.P., T.Ö., Ş.E., H.T., İ.B. ve diğer üst düzey askerlerin tutuklanacağını duydum. Bunun üzerine ben bu olayın ilk önce Genel Kurmay Başkanı İ.B.'ye, sonra Ş.E.'ye, sonra kızı vasıtası ile V.K.'ye sonrasında annesi ve kızı vasıtasıyla D.Ç.'ye, Deniz Kuvvetleri Komutanının avukatı A.E.'ye yapılacak operasyonları bildirdim. Hatta D.Ç.'nin kızı İ.Ç. benim Ergenekon davasında gizli tanık olarak dinlenmemi talep etti, ancak mahkeme başkanı olan fetöcü S.H. bu talebi reddetti. Sonrasında benim bulunduğum Büyük Çamlıca Kuran Kursundaki yurt fetönün illegal dinleme merkezi olduğunu öğrendim. Benim tüm telefon görüşmelerimin dinlendiğini öğrendim, hatta benim İ.B.'ye yazmış olduğum mektubun ismini bilmediğim istihbaratçı bir binbaşının eline geçtiğini, bu kişinin fetöcü olduğunu öğrendim. Benim küçük bacanağım Büyük Çamlıca Kuran kursunun 100 metre yukarısında bulunan fetöye bağlı Özel Coşkun Kolejinde beden eğitimi öğretmeniydi, aynı zamanda İstanbul Kuleli Askeri Lisesinin sorumlusuydu. Bana ilk haberi kendisi vermişti ve M.Ö.'ya durumumu bildirmiş, oda yurttaki sorumlu Y.A.'ya durumumu bildirip benim örgütle tüm bağlantılarımın kesilmesini, hiçbir örgüt kurumuna giriş yapamayacağımı, aksi durumda başıma büyük olaylar geleceği yönünde tehdit ederek kuran kursundaki görevimden azlettiler. İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi'nin kabul ettiği yeniden yargılanma talebimin sonradan araya girerek engellediler. Engelleyenler de yukarıda ismini vermiş olduğum hiyerarşik olarak birbirlerinden emir alan kişilerdir. ... daha sonra Yargıtay 8. Ceza Dairesine üye oldu, sonrasında İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına T.H. getirildi. T.H.K. 2008 yılında ilk duruşmada benim mahkemeye tanık olarak getirdiğim tanıklarımı azarladı. Ben buna tepki gösterince de beni dışarıya atmakla tehdit etti, 1. Celsede mahkemeyi bitirip aleyhime karar verdi ve yargılanmanın yenilenmesi talebim reddedildi. Bu meyanda yukarıda anlattığım olay örgüsü içerisinde fetö pdy örgütüne üye olan kişilerin cezalandırılmasını talep ediyorum..."
Aynı şahsın, davacının "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan yargılandığı davada ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
"Sanığı [davacıyı] İnebolu Ağır Ceza Mahkemesinde hakimlik yapan ... olarak hatırlıyorum, ben 1999 yılına kadar dershane müdürlüğü yapmak suretiyle örgüt içerisinde yer aldım, 1998 yılında FETÖ Amerika'yla anlaşınca örgütten bağımı kopardım, Milli Eğitim Bakanlığına öğretmen olarak geçtim, örgütün mahrem yapılanmasını özellikle asker yapılanmasını bildiğim için örgüt peşimi bırakmadı, görev yaptığım okulda 2000 yılına örgütün kumpasına maruz kaldım bu nedenle ceza aldım, Ankara 1 nolu DGM'de örgüt aleyhine açılan davada müdahil oldum, bu dönemin savcısı N.M.Y.'ye örgütün faaliyetlerini anlattım, öğrencilerimi taciz ettiğim iddiasıyla 8 yıl ceza aldım, 2004 yılında infazım tamamlandı, dışarı çıktım, kumpası kuranları araştırmaya başladım, ben o dönem fetönün MİT ve Askeri Mahrem Yapı Genel Sorumlusu K.A. ile görüştüm aynı zamanda Fetö avukatlar grubu genel sorumlusu ve hukuk kuryesi olan A.G. ile görüştüm, beni … derneğinde sorguya çektiler, bana örgüt aleyhine konuşmazsam aleyhime sonuçlanan cinsel istismar dosyasının yeniden yargılanması sağlanılarak lehime çevireleceğini söyleyip beni Kastamonu 2. Noteri ve yargı imamı olan A.A. ile görüştürdüler, bu görüşme Ankara'da gerçekleşti, noterle birlikte Kastamonu'ya döndük, dönemin Kastamonu başsavcısı A.T. görüştük, sonrasında İnebolu Cumhuriyet Başsavcısı Ö.G. ile görüştük, bu konuşmalarda benim bir daha örgüt aleyhine konuşmamak hususunda söz verdiğimi uğramış olduğum mağduriyetimin giderilmesi gerektiği şeklinde konuşmalar geçti, sonrasında İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan hakim ... da Cumhuriyet Başsavcısının odasına geldi, odada ben İnebolu Cumhuriyet Başsavcısı ve sanık [davacı] dışında kimse yoktu, bana mağduriyetimin giderileceği ancak örgüt aleyhine konuşmamam gerektiği dosyamın alevi olan mahkeme üyesi H.D.'ye verileceği ve yargılamanın lehime biteceği söylendi, bu görüşme 2008 yılı Nisan ayında oldu, örgüt bu aşamada İstanbul'da Büyükçamlıca yakınlarında yabancı öğrencilerin kaldığı yurda Türkçe öğretmeni olarak yerleştirip gözetim altında tutmaya devam etti bu süre zarfında örgüt mensuplarıyla görüşmek için Ankara'ya gidip geldim, o dönem avukatlığımı yapan Av. M.Y. İzmir'de fetö üyesi avukatlar yapılanmasındaydı beni o dönem İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı M.Ö. ile görüştürdü, M.Ö. de bana sanığın [davacının] örgütten olduğunu ve yardım edebileceğini söyledi, yeniden yargılanma talebim 2008 yılı Temmuz ayında sanığın [davacının] başkanlığını yaptığı heyet tarafından kabul edildi, infazımın durdurulmasına karar verildi, ben Ergenekon Kumpasına dair bildiklerimi 2008 yılı Ağustos ayında basına yansıttım ismim ... olarak haberlerde geçti, benim yurttaki görevime son verdiler,yeniden yargılanma talebimi kabul eden sanık [davacı] Yargıtay 8. Ceza Dairesine Savcı olarak atandı, Balgat'ta bulunan Yargıtay binasında bizzat kendisini ziyaret ettim, sanık [davacı] yerine yine fetöden işlem gören T.H. başkan olarak atandı ve ilk celsede talebimi reddetti, sanıkla [davacıyla] Yargıtay'ta görüştüğümde bana Ergenekon dosyası için özel olarak tayininin çıkarılıp görevlendirildiğini söyledi ve benim yargılanma sürecimdeki gelişmelerden haberdar olmadığını söyledi, İnebolu Cumhuriyet Başsavcısının odasına gittiğimde başsavcı ve sanık [davacı] beni referansımdan dolayı ayakta karşıladı, ben sanık [davacı] ile yanlış hatırlamıyorsam 2009 yılı idi yeniden yargılanma yapılan dosyam temyize gitmişti sanıkla [davacıyla] ilgili bilgim görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücreti talebim yoktur.''
Öte yandan,davacının "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan yargılandığı davada ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda; "... tanık D.Ş.'nin beyanlarının teyit edilebilmesi için Mahkememizce … Ağır Ceza Mahkemesinden tanık D.Ş. hakkındaki dosyadan tanığın ifadesinde bahsi geçen evrakın istendiği, yapılan incelemesinde … Ağır Ceza Mahkemesinin … Tarih ve … Değişik İş sayılı kararı ile yeniden yargılama yapılmak üzere duruşma açılmasına karar verildiği, bu değişik iş kararında sanığın [davacının] da heyette başkan olarak yer aldığı, dosyanın … esasa kaydının yapıldığı ve … Tarih … sayılı karar ile sanığın yeniden yargılama talebinin reddine karar verildiği, bu kararı veren heyette ise sanığın [davacının] yer almadığı, tanık D.'nin anlatımıyla … Ağır Ceza Mahkemesindeki Mahkeme dosyasında yer alan bilgilerin birbiriyle uyumlu olduğunun görüldüğü..." şeklinde açıklamaya yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından; 2010 yılı HSK üye seçimleri sonrasında yaşanan hukuksuzluklar dikkate alındığında HSK üyelerinin seçimle iş başına gelmesinin sakıncalı olduğu, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde yargının hiçbir gücün egemenliğinde olmaması ve liyakatin esas alınması gerektiği şeklindeki görüşlerinin hakkında yanlış değerlendirme yapılmasına neden olduğu, seçim döneminde hiçbir aday lehine faaliyette bulunmadığı, A.K. ve E.Y. adlı tanıkların söylemlerinin yanlış anlaşılması nedeniyle aleyhine beyanda bulunmuş olabileceği, öte yandan, dava konusu meslekte kalmasının uygun olmadığına ve ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karardan sonra alınan tanık beyanlarının dava konusu işleme delil olamayacağı; A.K. adlı tanığın beyanlarına karşı, geçirdiği trafik kazasından sonra tanığın kendisini ve ailesini davet etmesi üzerine kanser hastası olan eşine doktoru tarafından verilen açık hava ve seyahat önerisini de göz önünde bulundurarak ailece Samsun'a gittikleri, tanığın kendilerini misafir ettiği, tanıkla o gece yaptıkları sohbet esnasına seçimler hakkında da konuştukları, ancak isimler üzerinden bir konuşma yapmadıkları, zira o dönemde henüz adayların isimlerinin belli olmadığı, ertesi gün tanığın evinden ayrılırken Samsun'a kadar gelmişken de Bafra'yı da görüp sahil yolundan eşinin ailesinin bulunduğu Kars'a doğru gideceklerini beyan ettiği, tanığın beyanlarında "... Bafra'ya gideceğini söyledi..." ve "...evimden Bafra'ya gitmek üzere ayrıldı..." şeklinde geçen ifadelerde gezmek için gideceğinden bahsettiği, tanığın anılan beyanlarında şahsının seçim çalışması yapmak üzere gideceğinden bahsetmediği, kaldı ki anılan tanığın, 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde kendisinden oy talep ettiğine ya da seçim çalışması yaptığına ilişkin herhangi bir beyanı olmadığı, herhangi bir şehre, adliyeye giderek herhangi bir meslektaşından herhangi bir aday lehine destek istediği şeklinde isnat edilen suçlamaların soyut, mesnetsiz, dosya kapsamına ve maddi gerçeğe tamamen aykırı olduğu; E.Y. adlı tanığın beyanlarına karşı, anılan tanığın, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla yalan ve çelişkili beyanda bulunduğu, beyanlarının, kendisiyle yapılan bir telefon görüşmesini anlatmaktan ibaret olduğu, buna karşılık görüşme içeriğini doğru anlatıp anlatmadığı yönünde dosyada herhangi bir bilgi ya da belgenin mevcut olmadığı, bir görüşmenin iki tarafının beyanı farklı olduğunda hangi beyana üstünlük tanınacağı hususunda ek bir delil gerektiği, dosya kapsamında ise bu yönde bir delil olmadığı, 'şüpheden yararlanmak esastır' ilkesi gereği bahsedilen telefon görüşmesinin aleyhine yorumlanamayacağı, tanığın beyanlarında geçen on bir adaydan kimleri kastettiğinin belli olmadığı, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde aday olup FETÖ ilişkisi nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen hakim ve savcı sayısının on birden fazla olduğu ve haklarındaki ceza yargılamalarının halen devam ettiği, tanığın beyanının kurgu olması hususu dışında beyanlarında geçen on bir kişiden kimleri kastettiği dahi belli değilken şahsının örgün sözde bağımsız adaylarına destek istediği sonucuna varılmasının hukuken de mantıken de doğru olmadığı, ayrıca FETÖ mensubu bir yargı mensubundan örgütün sözde bağımsız adayları lehine oy istemenin de anlamsız olduğu; D.Ş. adlı tanığın beyanlarına karşı, 'çocuklara cinsel istimar' suçundan iki kez hükümlü tanığın, yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturmak maksadıyla yargılamasında görev alan tüm hakimleri FETÖ mensubu olmakla suçladığı, anılan tanığın adli sicil kaydına göre kendisinin bunca hukuki sürece ve önceki suçunun infaz edilmiş olmasına rağmen aynı suçu 2012 yılında tekrar işlediği ve mahkumiyetine karar verildiği, tanığın, söz konusu çirkin suçun bağımlısı olduğu, kumpas iddiasının yalan olduğu ve beyanlarının her aşamada çelişkili ve kurgu niteliğinde olduğu, örgütün tanığı neden ciddiye aldığı ya da bu tür bilgilere vakıf olacak ne özelliği bulunduğu hususu bir yana bırakılsa dahi tanığın beyanlarında geçen tarihlerde örgütün yargıda henüz hiçbir gücünün bulunmadığı, tanığın dosyasında yaptığı tüm iş ve işlemlerin hukuka, kanuna, usule uygun olduğu, gerekli hukuki denetimlerden geçmiş olmasının da bu hususu teyit ettiği, öte yandan, tanık her ne kadar örgüt mensubu olması nedeniyle hakkındaki yargılamanın yenilenmesi talebinin ele alındığını iddia etmiş ise de yargılamanın yenilenmesi talebinin esastan reddine karar veren hakimin de FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, örgütün dosyaya müdahale ettiği iddiasının yalan olduğu, bağımlısı olduğu çirkin bir suça ve yıllarını bu suçtan cezaevinde geçirmiş olmasına rağmen kendisinin itibar gören önemli bir adam olduğu izlenimini vermeye çalışması, yine önemli olayları önceden bilen biri olduğu izlenimini uyandırmaya çalışması hususlarının ruh sağlığı itibarıyla ciddiye alınmayacak ve beyanlarına hukuki bir değer verilmeyecek birisi olduğunu gösterdiği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde; davacının, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1994 yılında mezun olduğu, … sicil numarasıyla 11/07/1997 tarihli onaya istinaden 18/07/1997 tarihinde Bursa Adliyesinde adli yargı hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 23/12/199 tarihli kur'a kararnamesiyle Bozcaada (Çanakkale) Hakimliğine atandığı, akabinde sırasıyla Şenkaya (Oltu) Hakimi, Hınıs ve İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, Gaziantep Hakimi ve Yargıtay tetkik hakimi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Tanık beyanları ve davacıya ait hizmet cetveli birlikte değerlendirildiğinde; A.K. isimli tanığın, davacıyla lise döneminden tanıştıklarını, üniversiteyi birlikte İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduklarını, davacının, 2014 yılı HSK üye seçimlerinden önce kendisini ziyaret ederek örgütün sözde bağımsız adayları lehine oy istemek için yola çıktığını beyan ettiği; E.Y. isimli tanığın, 2014 yılında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına meslek içi eğitime gittiğinde davacıyla tanıştıklarını, Yargıtay savcısı olan davacının eğitim döneminde grup danışmanları olduğunu ve üç ay boyunca birlikte çalıştıklarını, eğitim sonrasında görev yerine geri döndüğünde davacının HSK üye seçimleri öncesinde telefonla arayarak örgütün sözde bağımsız on bir adayının ismini vererek bu adaylara oy vermesini talep ettiğini beyan ettiği; davacı hakkındaki her iki tanık beyanın da birbirini destekler mahiyette ve örgüt için çok önemli olan 2014 yılı HSK üye seçimlerine ilişkin olduğu görülmüştür. Yargı mensuplarının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarının iptali istemiyle açtıkları Dairemizde derdest bulunan dosyalarda yer alan ByLock yazışma içerikleri ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; örgütün, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde o zamana kadar uyguladığı tedbir ve gizliliği bıraktığı, HSK üye seçimlerini kazanmak amacıyla deşifre olmayı göze alarak adliye ziyaretleri, yemek organizasyonları, yurt içi ve yurt dışı geziler ayarlamak gibi etkinlikler düzenlediği, örgüt mensuplarının, seçim propagandası kapsamında önce kendi (sözde bağımsız) adayları lehine blok oy istediği, bunu alamayacağını anladığı hakim ve savcıdan ise siyasi görüşüne, hemşehrilik bağlarına, arkadaş çevresine göre en az bir veya birkaç sözde bağımsız aday için oy istediği anlaşılmaktadır. Anılan hususlar dikkate alındığında, davacı hakkındaki tanık beyanlarının, davacının, örgüt ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adayları lehine faaliyette bulunduğuna ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen davacı hakkındaki tanık beyanları ile davacının bunlara karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından ...lanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden ...landığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının anılan kararların verildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının anılan kararların verildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işleri için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 12/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?