‹ Ana sayfa
Danıştay5. Daireİdare Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2017/7825 K.2021/1115

Esas No: 2017/7825 · Karar No: 2021/1115 · Karar Tarihi: 19.04.2021
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/7825
Karar No : 2021/1115

**DAVACI:** …

**DAVALI:** … Kurulu / …

**VEKİLİ:** Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, dava konusu kararlarda kişiselleştirme yapılmadığı ve özel olarak şahsıyla ilgili kriter bulunmadığı ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'ÜN DÜŞÜNCESİ:Dava, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ... sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın davacıya ilişkin kısmının iptali ile yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. " hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu'nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM'de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ... günlü, ... sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, bu kararda ismi yer alan davacı tarafından yapılan yeniden inceleme isteminin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … gün ve … sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Bakılmakta olan davanın incelendiği tarih itibariyle UYAP üzerinden yapılan araştırmada; davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile mahkumiyet kararı verildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 2 yıl 4 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, "...Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan, kovuşturma aşamasında birinci ve ikinci celsede karar duruşmasında da kendisinin seçtiği bir müdafiiisi bulunmadığı gibi CMK'nın 156. maddesi uyarınca da re'sen müdafi görevlendirilmeyen sanığa, Anayasanın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesinin zorunlu sonucu olarak CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca müdafii görevlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanmasını netice verecek biçimde müdafii hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi..." gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Bozma kararı üzerine yapılan yeniden yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 2 yıl 4 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 05/03/2020 tarihli ara kararımızla, davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 18/09/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan davalı idarenin 16/08/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacının Kendi Beyanları ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacının kendi beyanı şu şekildedir:
Davacıya ait, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 21/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; "...Ben ilk, orta ve lise eğitimimi memleketim olan ve ailemin halen ikamet ettiği Tokat ili Turhal ilçesinde aldım. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesini 2007 yılında kazandım, 2011 yılında da okuldan mezun oldum. Ben üniversite sınavına hazırlanırken ve lise son sınıfta Fetullah Gülen'in kurduğu ve yönettiği yapıya yakın olan Selçuk Fen Dershanesinde 1 yıl üniversiteye hazırlık programına katıldım ancak o yıl üniversiteyi kazanamadım. Daha sonra mezun olduktan sonraki bir yıl boyunca evde kendim çalıştım ve üniversiteyi kazandım. Dershane döneminde söz konusu yapıyla tanışmış oldum ve ister istemez yapıyla aramda bir yakınlık oldu. Dershanede eğitim aldığım dönemde orada öğretmenlik yapan ismini hatırlayamadığım biri üniversiteyi kazandıktan sonra Eskişehir'de cemaate ait evlerin bulunduğunu, bu evlerden birinde kalarak eğitimimi sürdürebileceğimi söylemişti. Bizde mütedeyyin bir aile olduğumuz için ve söz konusu evlerde namaz kılınıp, ibadet edildiğini bildiğimiz için bunda herhangi bir mahsur görmedik. Ailem ile birlikte Eskişehir'e gittim, birkaç ev gezdik ancak ben ve ailem evlerin genel durumunu beğenmedik ve yurtlara bakmaya başladık. Yine birkaç yurda baktıktan sonra yurtlarında uygun olmadığını düşündük. Eskişehir ilinde daha önce tanıdığımız dedemin arkadaşı olan bir kişiyle buluşup kendisine danıştık. Kendisi kalabileceğim şekilde bir yurt olduğunu söyledi. Gidip yurda baktığımızda yurdun koşullarının güzel olduğunu tespit ettim ve söz konusu yurda kaydımı yaptırdım. Yurdun adı Akademi idi. Ben ilk kaydolduğumda ve hatta 4-5 aylık süreçte söz konusu yurdun örgüte bağlı bir yurt olduğunu anlamamıştım. Çünkü herkesimden insanın bulunduğu serbest bir yurttu, öyle herkezin ibadet ettiği ve ibaredetin sistemli olarak uygulandığı yurtlardan değildi. Ben 4-5 ay sonra söz konusu yurdun mali olarak Fetullah Gülen'in yöneticiliğini yaptığı örgüte bağlı olduğunu anladım. Eğitim sürecinde hiç evde kalmadım ancak zaman zaman evde kalan yada apart dairelerde kalan arkadaşlarımda kalmaktaydım. Gerek fakülteden ve gerekse yurttan söz konusu örgüt ile bağlantılı olan ve cemaat evlerinde kalan arkadaşlarım oldu. Bende dindar bir yapıya sahip olduğum için onlarla cuma namazlarına gidip yine vakit geçiriyordum ancak ben cemaat evinde kalmadığım için hiçbir zaman cemaat toplantısı adı altında yapılan toplantılara katılmadım. Bu şekilde son sınıfa kadar geldim. Son sınıfta bir tane dersim kaldı, bu dersle ilgili olarak hem yaz okulu döneminde mezun olabilmek için çalıştım ve hem de hakimlik-savcılık idealim olduğundan hakimlik, savcılık sınavına çalıştım. Eskişehir de herhangi bir cemaat evinde çalışmadım. Tamamen kendi çabamla ve yurtta çalışmıştım. O sene kalan bir dersimi vererek mezun oldum ancak yapılan hakimlik ve savcılık sınavını kazanamadım. Mezun olduktan sonra memleketim olan Tokat'a döndüm. Niyetim tekrar çalışıp sınava girmekti. Bu süreçte, Eskişehir'de okurken tanıdığım ve cemaat mensubu olduğunu bildiğim bir avukat (isim ve soyismini hatırlamıyorum) beni arayarak Ankara'da hakimlik savcılık sınavına hazırlanmak üzere evler oluşturduklarını, istersem bu evlere gelerek sınava hazırlık sürecini bu şekilde geçirebileceğimi söyledi. Sanıyorum bu dönem 2012 yılma denk geliyordu. Bende o dönem için söz konusu yapının terör örgütü olduğunu bilmediğim ve herhangi bir mahsur görmediğim için bu teklifi kabul ettim. Lüzumu üzerine soruldu: Ben o dönemde cemaatin dindar insanların söz konusu makamlara gelmesini istedikleri yolundaki beyanları ve yine söz konusu örgütün o dönemdeki durumu nedeniyle ve de evde çok sağlıklı bir şekilde çalışamadığım için söz konusu çalışma evlerinde daha iyi motive olup aynı durumda bulunan diğer kişilerle birlikte sınava daha iyi hazırlabileceğimi düşündüğüm için evimi terk ederek Ankara'daki eve gidip orada sınava hazırlanmayı kabul ettim. Belirttiğim gibi söz konusu yapının bir terör örgütü olabileceği aklıma bile gelmemişti. Milliyetçi muhafazakar bir örgüt olarak görmekteydim. Ben de aynı yapıda olduğum için bana hitap ettiğini düşünüp hiçbir kötü niyet beslemeksizin söz konusu evlerde kalmakta bir sakınca görmedim dedi. Beni arayan avukat Ankara'da kalacağım ev konusunda yönlendirilmem için bana bir telefon numarası verdi. Söz konusu telefon numarasını arayarak kalacağım yeri öğrenebileceğimi söyledi. Bende verilen numarayı arayıp o dönem stajyer hakim olduğunu bildiğim ancak ismini ve soyismini söylemediği için bilmediğim ve telefon numarasını da kayıt etmediğim için hatırlamadığım bir şahsı aradım. Bu dönem ben sınavı kazanmadan önce yaklaşık 6 ay evveline aittir. Çünkü 6 ay kadar söz konusu evde kaldım ve 2012 yılında açılan sınavı da kazanarak staja başladım. Sınav 2012 yılı Kasım ayı gibiydi. 2013 yılı başında ise staja başladım ve 16 ay staj döneminden sonra 2014 yılında kura çekerek Muğla'ya atandım. Muğla ilk görev yerimdir. Telefon ile aradığım şahsın yönlendirmesiyle Ankara Balgat'ta bulunan eve gittim. Evde benim gibi hakimlik savcılık sınavına hazırlanan kişiler vardı. Evde kalıp sınava hazırlandığım 6 aylık süre boyunca evde aynı kişiler bulunmaktaydı. Evde bulunan şahıslar H. isimli şahıs (soyismi Ö. olabilir), M.Ş., E.S., A.B., K. (soyismini kesinlikle hatırlayamıyorum) isimli şahıslardı. Biz 6 ay boyunca evde 6 kişi kaldık. Evden sorumlu bir "cemaat abisi" bulunmaktaydı ancak o evde kalanlardan biri değildi. Ara sıra eve gelip gidiyordu. Bu kişi o dönemde stajyer hakimdi, isminin E. olduğunu biliyorum ancak sanıyorum ki bu kod adı yada takma ismiydi. Benim yada evde kalan diğer şahısların kullandıkları herhangi bir kod adı yada takma ismi bulunmamaktaydı. Ben E. olarak bildiğim şahsın daha sonra nereye atandığını bilemiyorum dedi. Lüzum üzerine soruldu.: Söz konusu dönem 17-25 Aralık süreci öncesindeydi. Örgütün devlet ile herhangi bir sorunu yoktu ancak belirttiğim gibi bizden sorumlu ev abisi takma ad kullanıyordu. Gerçek adını hiç bilmiyorum. 2013 öncesi dönemde hatta üniversite dönemlerimde söz konusu yapıda bulunan ve abi konumunda olan insanların takma isim kullandıklarına şahit olmuştum. Bu durumu ben de içimde sorguladım ancak neden bu şekilde bir tedbire başvurduklarını bilemiyomm dedi. Sınava hazırlık sürecinde evin geçimini kendi aramızda para toplayarak sağlıyorduk. Ev eşyalı bir ev olduğu için ayrıca eşya almamıştık. Evin kirasını biz ödemiyorduk. Bildiğim kadarıyla bizden sorumlu olan ve E. ismi ile tanıdığım stajyer hakim kirayı ödemekteydi ancak kendisinin bu kira için başkasından yada örgütten kaynak sağlayıp sağlamadığını bilmiyomm. Yine zaman zaman evde bulunan altı kişi olarak Fetullah Gülen'e ait kitapları okur, ibadetimizi yapar, namaz kılardık ancak herhangi bir başka evden evimize toplantı için bizim konumumuzda olan başka kişiler hiçbir zaman gelmedi. Evde televizyon bulunmamaktaydı ancak bir DVD çalarımız vardı. Bu şekilde Fetullah Gülen'e ait vaazları da dinliyorduk. Bizim evimize E. ismiyle tanıdığım sorumlu yaklaşık 15 günde bir gelir ve herhangi bir ihtiyaç olup olmadığım sorup kontrol ederdi. Bir de E. isimli şahıs dışında daha ender eve gelen başka bir stajyer hakim daha vardı. Benim düşündüğüm kadarıyla bu şahıs bizim evden sorumlu E. isimli stajyer hakimin daha üst seviyesindeki bir kişiydi ancak adını bilmediğim gibi kod adı olarak kullandığı ismi de aradan geçen zaman nedeniyle hatırlayamıyorum. Bu süreç sınavı kazandığım 2012 yılı Kasım ayına kadar bu şekilde devam etti. 2012 yılı Kasım ayında sınavı kazanarak 2013 yılı başında Ankara'da hakimlik-savcılık stajına başladım. Staja başladıktan sonra bir hafta on gün kadar evi dağıtmamıştık, zaman zaman hazırlık dönemini geçirdiğim evde, zaman zaman da Ankara'da bulunan halamda kaldım. Zaten kısa bir süre sonra yine benim gibi idari yargı da hakim stajyeri olan M.Ç. isimli şahıs benimle bağlantı kurarak benim cemaat evinde sınava hazırlandığımı ve evlerde kaldığımı bildiğini söyleyerek birlikte ev tutmayı teklif etti. M.Ç., ben, M.Ş., İ.E. hakim stajyeri olarak Emek'de ev tuttuk. Hazırlık döneminde birlikte kaldığım M.Ş. de sınavı kazanmıştı. Hazırlık döneminde yine birlikte kaldığımız E. ve A. de idari yargı hakimlik sınavını kazanmıştı ve staja başlamışlardı. Yine birlikte kaldığımız H. isimli şahıs 2012 yılı aralık ayında yapılan adli yargı hakimlik sınavını kazanarak adli yargı hakimlik stajına başlamıştı ancak M. ve benim dışımdaki diğer şahıslar başka evlerde kalıyorlardı. Yine hazırlık döneminde beraber olduğumuz K. ise o dönem sınavı kazanamamıştı. Daha sonra ben kazanıp kazanmadığını bilmiyorum dedi. Emek'de ev tuttuktan sonra 4 stajyer hakim olarak kalmaya başladık. Evin içerisinde herhangi birimiz "ev abisi" değildik ancak eve aynı hazırlık döneminde olduğu gibi arada sırada Danıştay'da hakimlik yapan A.S. isimli şahıs gelir, herhangi bir ihtiyacımız olup olmadığını sorardı. Yine evle ilgili olarak kiraya yardımcı olmak amacıyla hatırladığım kadarıyla belli bir maddi yardımda bulunuyordu. Yine evde yaptığımız sohbetlere arada katılıyordu. Aynen hazırlık döneminde olduğu gibi evde ibadet ediyor, kitaplar okuyorduk. Fetullah Gülen'e ait vaazları dinliyor ve ilgili kitapları okuyorduk. Ben hakimlik stajı yaptığım dönemde hiçbir evden sorumlu "abi" olmadım. Ev arkadaşlarımın sorumlu oldukları evler olup olmadığını bilmiyorum. Varsa da gizlilik gereği bun söylemezlerdi. Staja başladığımız zaman ilk maaşımızı tamamen cemaate vermemiz söylendi. Bunu söyleyeni tam olarak hatırlayamıyorum ancak hatırladığım kadarıyla staj döneminde bizden sorumlu olduğunu bildiğim A.S. söyledi gibi hatırlıyorum ancak benim babamın maaşı üzerinde o dönem haciz bulunmaktaydı. Bu nedenle ailemden hiç destek almıyordum. Buna bağlı olarak durumumu dile getirip ilk maaşımın ancak yarı miktarını verdim. Daha sonraki aylarda da maaşımızın %15'i tutarında himmet vermemiz istenmişti. Ben yine söylediğim duruma bağlı olarak sadece birkaç ay bu parayı ödeyebildim. Daha sonra herhangi bir ödemede bulunamadım. Gerek ilk maaşımızı ve gerekse sonraki aylarda toplanan paraları hatırladığım kadarıyla yine bizim gibi hakim stajyeri olan ve ancak o dönem bizimle aynı evde kalmayan E.Ç. isimli şahsa teslim etmiştik. Onun toplanan paraları kime verdiğini bilmiyorum. Gerçi aradan zaman geçtiği için söz konusu paraları elden aynı evde kaldığımız M.Ç.'ye mi yoksa E.'e mi teslim ettiğimizi hatırlayamıyorum. Biz direk M.Ç.'ye veriyor, M.Ç.'de E.'e teslim ediyor olabilir. Yanlış bilgi vermek istemediğim için bu hususunda zapta geçirilmesini talep ediyorum dedi. Ben söz konusu yapı içerisinde kilit noktada yada önemli yerde biri hiçbir zaman olmadım. Dindar olduğum için sürekli dershane döneminden itibaren söz konusu örgüt benimle ilgilendi. Bende staj bitimine yakın bir zamana kadar bulunmaktan herhangi bir çekince duymadım. Ben önceden beri ibadetimi gerekli yerde ve gerektiği zamanda yapan bir insan oldum. Hiçbir zaman bunu gizleme gereği duymadım ancak ev arkadaşlarım birlikte kalmaya başladığımız dönemlerden itibaren dışarıda namaz kılmamaya ve ibadetlerini evde gizli yapmaya dikkat ediyorlardı. Dindar olduklarını yada cemaatle ilişkili olduklarını anlaşılmaması için bu şekilde tedbire başvuruyorlardı ancak ben hiçbir zaman tedbir yoluna başvurmadım. Bu nedenle ev arkadaşlarım benden de aynı şeyi talep edip görünür yerlerde namaz kılmamamı, ibadetlerimi evde gizli yapmamı istediler. Kendileri bu şekilde yapıp evde "cem etmek" olarak tabir ettikleri yöntemle vakitler geçtikten sonra namaz kılıyorlardı. Ben tüm namazların vaktinde kılınması gerektiğini düşünerek buna karşı çıkıyordum. Hatta son dönemde Ramazan ayı yaklaşırken evdekilerin Ramazan'da oruç tutacak mıyız şeklinde söylemde bulunmaları üzerine ben şiddetle tepki göstererek eşyalarımı toplayıp evden ayrılmaya karar verdim. Bu sırada M.Ç. isimli ev arkadaşım yanıma gelerek sana namaz kılma yada oruç tutma demiyoruz, bu konuda seni zorlamıyoruz, evi terk edip ne yapacaksın demesi üzerine staj bitimine kadar evi terk etmekten vazgeçtim ve bu şekilde evde kaldım. Staj döneminde ve sonraki dönemde kesinlikle örgüt tarafından mesleğime ilişkin olarak benden somut bir talepte bulunulmadı. İfademin önceki kısmında belirttiğim gibi ben bu örgütün dindar, ibadetinde insanların söz konusu makamlara gelmesini istediği için bu şekilde yapılandığını düşünüyordum. Yine bizden toplanan paraların yeni oluşturulacak ve tefriş edilecek cemaat evlerinde kullanılmak üzere toplandığını sanıyordum. Paraların toplandıktan sonra nereye gönderildiğini yada ne şekilde harcandığını bilmiyorum. Ben hasbel kader söz konusu örgüt ile irtibata geçtim, evlerinde kaldım ve iç içe yaşadım, bu doğrudur ancak hiçbir zaman söz konusu örgüt yapısı içerisine adapte olmadım, çünkü örgütün siyasi görüşleri ve tarzı bana ters geliyordu, o nedenle cemaat evinde kaldığım dönemde dahi gerek yargıda birlik demeği üyesi olan ve gerekse değişik görüş ve yaşam tarzlarına sahip birçok arkadaşım oldu. Gerek ben gerekse ailem kişisel olarak … sempatizanıyızdır, bunu da çevremden kesinlikle saklamadım. 1 Kasım seçimlerinde dahi bu partiye oy verdim, bunun zapta geçmesini isterim, çünkü söz konusu örgütün gittikçe siyesileştiğini anlamaya başlamıştım dedi. Staj bitiminden sonra kura çektiğimde Muğla'ya atanacağım belli olunca Ankara'da bulunduğumuz sırada E.Ç., yanında yine örgüt mensubu olan bir şahıs ve Denizli ilinde öğretmen olduğunu söyleyen isminin de İ. olduğu belirtilen (bu isim büyük ihtimalle kod adıdır) şahıs evimize geldi. Kura çekerek görev yerlerine gidecek olan kişilere örgüt mensuplarınca gidecekleri yerde irtibat kuracakları şahıslara ilişkin telefon numarası ve benzeri bilgiler veriliyordu. Bana da İ.olarak tanıtılan şahısla irtibat kurabileceğim söylendi. Muğla'ya geldikten sonra İ. isimli şahısla kurduğum irtibat sonucunda çağrıldığım birkaç toplantı için Denizli iline gittim. Başlarda hoşuma gitmişti çünkü toplantılarda hadis çalışmaları yapılıyor, namaz kılmıyor ve siyasi boyutu bulunmuyordu ancak daha sonra söz konusu toplantıların siyasileştiğini ve siyasi söylemlerin egemen olduğunu gördüm. Sürekli … aleyhine söylemlerde bulunuluyordu. Benim desteklediğim bir parti olduğu için bundan rahatsız oldum ve 2014 yılında 3-4 kez gittikten sonra bu toplantılara katılmadım. Yine Muğla ilinde örgüt mensubu olarak bildiğim hiçbir şahısla irtibatım olmadı. Hatta bekar olduğu dönemde daha önce hakkında aynı suçtan işlem yapılan ve sonrasında mesleğe dönüşü sağlanan vergi mahkemesi hakimi M.K. ile ev tuttuk. Bu süreçte kesinlikle cemaate ilişkin herhangi bir çalışmamız yada toplantımız olmadı. Yine Muğla idare ve vergi mahkemelerinde görev yapan ve haklarında daha önce adli işlem yapılmış olan kişilerle ilgili herhangi bir bilgim bulunmamaktadır..."
Yine davacıya ait, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı; "...Ben bugün yani 21.12.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınızda beyanda bulunmuştum. Beyanlarımı aynen tekrar ederim ancak ifade sonrasında staj yaptığım dönemde örgütle ilişkili olduğunu bildiğim yada düşündüğüm bazı kişileri bildirmediğimi daha doğrusu sonradan hatırladığımı farkettim ve bu konuda ek beyanda bulunmaya karar verdim dedi. Önceki ifademde beyan ettiğim gibi staj döneminde 4 kişi evde kalıyorduk. Bizim gibi başka bir evde kalan ve yine bizler gibi hakimlik stajlarını yapan bir başka grup daha vardı. Zaman zaman biz onların evine gidiyor, zaman zaman da onlar bizim eve geliyordu ve hep birlikte sohbet edip namaz kılıyorduk. Söz konusu olan evde bulunan ve cemaat yapılanması içerisinde olduklarını bildiğim şahıslar M.A., U.Y., E.S. ve E.P. isimli şahıslardı. Bu şahısların tümü benim dönem arkadaşlarımdır. Aynı sınavı kazanarak aynı zamanda idari hakimlik stajına başladığım arkadaşlarımdır. Bu şahıslardan E., U. ve M.'nin ihraç edildiğini biliyorum, E.P. hakkında herhangi bir bilgim yoktur. M., U., E. ve E.'nin kalmış oldukları evden sorumlu "abi" de o dönem Danıştay'da tetkik hakimliği yapan A.S. İsimli şahıstı. A.S.'nin de ihraç olduğunu biliyorum. Ben kendi dönemimle ilgili olarak Tl, T2, T3 vb şekilde katagorilerin bulunduğuna ilişkin herhangi bir bilgiye sahip değilim. Böyle bir katagorize etme yöntemi varsa da ben darbe girişimi sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında basından söz konusu katagorilerin bulunduğunu öğrendim dedi. Ben bizim dönemin sorumlu abisi olarak E.Ç.'yi biliyorum. Daha önce beyan ettiğim gibi kendisi de o dönemde idari yargı stajı yapmaktaydı..."
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.S.'ye ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 20.04.2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "...Üniversite döneminden FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunu bildiği kişiler soruldu: ... … (…): Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Dönem arkadaşım olur. 1 veya 2 yıl boyunca FETÖ/PDY bağlantılı yurtta, sonraki yıllar yapıya ait evlerde kaldığını biliyorum. Üniversiteden sonra Ankara'da görüştüğümüzde kendisi sürekli bu yapıdan bağlantısını kopardığını söylüyordu. Mülakat öncesi referanslarını yapıdan değil de Tokatlı hemşerilerinden bulduğunu söylüyordu. Özellikle son iki yıldır beni arayarak muhabbet etmeye çalışıyordu. Yapıyla bağını devam ettirdiğini düşündüğüm arkadaşlar facebook hesabını kapatmasına rağmen Gökhan hesabını kapatmadı ve normal paylaşımlarına devam etti. Bu husus örgütün gizlilik ilkesine uymadığını, dolayısıyla yapı ile bağını koparmış olabileceğini düşünüyorum..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "...Böylelikle Ablamın ve eşimin oturduğu yere yakm olan demette Helezon isminde bir yurtta kalmaya başladım. 5-6 ay boyunca bu yurtta kaldım öğrenciler gündüz okula gittiğinden yurtta kimse kalmaz sessizlik içerisinde çok güzel ders çalışma imkanım olurdu, Bazen kendime tatil verip kardeşlerimin yanına da gidiyordum bana kimse karışmıyordu. Yurtta kalırken masraflarımı babam ve annem üzerinden aldığım ölüm aylığı ile karşıladım. Bu yurtta cemeat-örgüt adına hiçbir faaliyete şahit olmadım, hiç kimseyle muİıatap olmadan yalnızca ders çalışarak bu süreyi geçirdim. 3 kişilik bir odada tek başıma kalıyordum yurda gelen misafirler bu odada ağırlanır en fazla 5 -10 gün kalıp giderlerdi ki bunları tanımam. Bu dönemlerde mayıs- haziran gibi E. isminde biri beni arayarak eve çıkabileceğim teklifinde bulundu -bu şalisi başka hiçbir yerde görmedim esmer orta boy hafif kilolu- bu teklifi kabul ettim. 2012 Haziran ayında mezun olacağımdan -kaldığım dersin vizesinden 100 almıştım-her ay düzenli olarak aldığım aylık kesilecek yurtta kalma imkanım olmayacaktı. Birçok insan gibi bunların doğruluklarına dürüstlüklerine inandığımdan, sundukları imkanların cazip gelmesinden ve reddetmem için bir sebebin olmayışından, bunlardan ne kendime ne vatana millete zarar gelmeyeceğini düşündüğümden sundukları bu imkandan yararlandım. Böyle evlerin olduğunu üniversitede duymuştum bizim fakültenin ilk mezunlarından biri sınavda derece yaptığında böyle bir yerde hazırlandığı söyleniyordu. Bu şahısla Demet metrosunda buluştuk taksi ile dikmende bir eve (çalışma evi) gittik. Bu evde E.S. ile ben bir odada, K. isminde bir abi tek bir odada, ... la H. isimli soy İsmini hatırlamadığım kişi bir odada, M.Ş. tek bir odada kalırdı. Bu eve M.E.K. isimli idari yargı hakimi ve E. isminde birileri haftada veya 2 haftada bir gelir evin programını takip ederdi ( ders çalışmaya teşvik çetele takibi-gibi). Bu isimlerin kod adı olup olmadığını bilmiyorum ama görsem tanırım. Bu evin kurallarına uyuluyordu elbette ama benim gördüğüm burda kalanların her gün 7-8 saat ders çalışmaya odaklanmış hayatlarını kurtarmanın derdinde olan insanlar oldukları, cemaat örgüt gibi bir dertlerinin olmadığıdır, Burda kalan hiç kimsenin ağzından cemaat örgüt -gülen sevici bir söz duyduğumu hatırlamıyorum. Bu kişiler araştırıldığında; hakimlik savcılık sınavlarına dalıa önce girmiş ancak kazanamamış (M.Ş.) benimle aynı tarihte 2012 yılında bu sınavlara girip kazanamayan ... mülakatı birini kazanamadı, sınavı kazandığı halde mülakatı geçemeyen (K.), mülakatı geçenlerden bazılarının halen görevde olduğu(… - H.ö.) kendim dahil bazılarının 648 kişilik son listede oldukları(M. - e.) açıklanan ilk listede bu isimlerden hiç kimsenin olmadığı görülecektir. ... Eşimle annemin cenazesinde tanıştık birkaç ay soma sözlendik bu evde kalırken de nişanlandım- eşim kapalı olduğundan bu evde ilerde başını açar mı şeklinde sorulara muhatap olmuştum. Eşim bu evde kalmamı istemiyordu ama kalacak yerim yok bunu da biliyordu. Kimsenin yönlendirmesiyle hareket etmediğimden girebileceğim bütün sınavlara girmeye çalıştım; KPSS, adli yargı, idari yargı sınavları, icra müdür müdür yardımcılığı sınavları gibi. îdarİ yargı ve adli yargı sınavım iyi bir dereceyle kazanmış olmam sadece bu evde değil bir yıl boyunca hazırlandığımın göstergesidir. Namusum ve şerefim üzerine yemin ederim ki bu evde kimseye soru verildiğine şahit olmadım. Böyle bir şeyi kabul edecek biri değilim, Bu niyetle bu eve gelen biri değilim evimde hakimlik sınavlarına hazırlandığım iki üç kez bitirdiğim kitapları kaynaklan hala saklarım. Hatta idari yargı sınavının olduğu gün Gökhan hazır olmadığını adli yargı sınavına çalışacağını söyleyerek sınava gitmek istemedi abi zorla ısrarla bu arkadaşımızı sınava gitmesi için ikna etti bunu da belirtmek istiyorum. ... Gittiğim toplantı-sohbetlerde kendi dönemim haricinde kimseyi görmedim. Buradaki kişiler idari yargı hakim adayı olup cemeate-örgüte ait staj evlerinde kalanlardı, iki ev birlikte toplanıyordu diye tahmin ediyorum. Dışarıdan sadece ben katılmıştım. Bu kişilerin içerisinden abilik yapan organize eden kimdir bilmiyorum. Burada çay- ikramla birlikte Gülen'in kasetlerinden dinlenir kur’an risale ve Gülen'in kitaplarından okunurdu . M.Ç., E.P., ..., M.Ş., U.Y., ..., İ.E. burada gördüğüm kişilerdir..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ç.'ye ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/01/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "...İdari yargı hakim ve savcılık stajı yaptığım dönemde benimle cemaate ait evde kalan idari yargı hakimi F.K., ... [Duğan] isimli idari yargı hakiminin cemaate ait evde kaldığını bana söylemişti. Kendisini tanıyorum ancak samimiyetim yoktur..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan K.B.'ye ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 18/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "...Liseyi bitirdikten sonra yine çalışırken 2006 yılında daha önceden deneme sınavına girdiğim FETÖ/PDY bağlantılı Körfez Dershanesi’nden beni aradılar ve kayıt için görüşmeye çağırdılar, indirim yapmaları üzerine dershaneye kaydoldum. Dershane ücretini amcam ve babamın patronu karşıladı. 2007 yıltnda Eskişehir Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Dershaneden Türkçe hocamız olan İ.Ş. ve soy isimlerini hatırlayamadığım Tarih hocası S. ve Felsefe hocası U. hocanın yönlendirmesi ile Eskişehir’de FETÖ/PDY bağlantılı eve yerleştim. Bu evde 1 yıl kaldım. Bu evdeki ev arkadaşlarımın soy isimlerini hatırlamıyorum ancak hukukçu olarak zaten tek ben vardım. Bunlar tarih bölümünden A., lisede okuyan V. isminde biri ve açık öğretimde okuyan Denizlili H. isimli bir kişi vardı. Gerek duyulursa söz konusu kişilerin soy isimlerini de bulabilirim. Hukuk fakültesi 1. Sınıfta aynı sınıfta okuduğumuz FETÖ/PDY bağlantılı başka evlerde kalan kişiler ise H.S.A., Y.B., E.A., K.A., Y.A., A.S., … ile H., E. ve K. isimli arkadaşlardır, Aynı sınıfta okuyan hukukçu arkadaşlara yönelik olarak genelde ayda bir sohbet toplantıları yapılırdı. İsimlerini saydığım arkadaşları hem aynı sınıfta olmamızdan dolayı hem de sohbetlere birlikte katılmamızdan ötürü tanıyorum. ... ... (…): Eskişehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Sınıf arkadaşım olur. Üniversite dönemi boyunca FETÖ/PDY bağlantılı evlerde kaldı. Y.A.’dan öğrendiğime göre 2011 yılı Aralık sınavına Ankara’da FETÖ/PDY evlerinde hazırlandığını duydum ancak sınavı kazanamadı. Meslek aynı dönemiz fakat bizim kazandığımız 2012 Aralık sınavına nerede hazırlandı bilmiyorum. Normalde öğün namazlarım da kılan birisiydi ancak Hakimlik stajının başında iken aramızda geçen bir diyalogda tedbir amacıyla Cuma namazlarını da kılmıyordu. Sonradan herkes kılmaya başladı. Önce namazın bırakılıp sonradan başlanılmasının bir emir doğrultusunda yapıldığını düşünüyorum. Bahsettiğim bu olaydan dolayı ilgilinin bağımıı devanı etliğini tahmin ediyorum...."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ö.'ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "...2. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2012 YILI; İkinci hakim savcı çalışma evimin murakıbı yine … KOD ADLI M.Y. idi. SERMURAKIBI İSE … KOD ADLI M.K. isimli şahıs idi. O dönem ser murakıbımız … KOD ADLI H.İ.Y. hakim olarak atandığından dolayı ser murakıbımız değişti. Ben bu evde 2012 Mart ayından 2013 Temmuz ayına kadar kaldım. Yine bu süre zarfında ser murakıbımız … KOD ADLI M.K.’ da hakim olarak atandığı için KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM M.E.K. isimli şahıs sermurakıb olarak gelmişti. Yani bu dönemde 3 ser murakıbımız oldu. Bu evde yine birinci kalmış olduğum 1. Hakim savcı çalışma evimin kuralları geçerliydi. Bu ikinci çalışma evimi kimin kiraladığını ve aboneliklerinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Bu evde benimle birlikte kalanlar ve birinci çalışma evimde detaylı olarak anlattığım kurallara tabi olan şahıslar M.Ş., E.S., A.B., K.B., ... ‘dı. Bu evde ben 2012 yılında Aralık ayında yapılan idari ve adli yargı sınavlarına girdim. Bu sınavlara yine evde bulunan yardımcı kaynak kitaplarından hazırlandım. Girmiş olduğum aralık ayındaki adli ve idari yargı sınavı öncesinde kesinlikle bana herhangi bir soru verilme olayı olmadı. Evde kalan şahıslara soru verilip verilmediğine dair bir bilgim yoktur. Çünkü yapı içerisinde gizlilik esastır. Kimse yapılanları ve yaşananları birbirine anlatmaz. Bu evde benimle birlikte kalan şahıslarında herhangi bir kod adı yoktu, birbirimize kendi ismimiz ile hitap ederdik. Ben 2012 yılında girmiş olduğum idari yargı sınavından 84 puan alarak kazandım. Yine aynı ay adli yargı sınavından da 76 puan alarak kazandım. Bu çalışma evinde benimle beraber kalanlardan M.Ş. 2012 adli ve idari yargı sınavı kazandı., E.S. 2012 adli ve idari yargı sınavı kazandı., A.B. 2012 adli ve idari yargı sınavı kazandı. ... […] da sadece 2012 yılı idari yargı sınavını kazandı. K.B. de 2012 adli yargı sınavını kazandı. ... SINAV SONRASI YAPIDA ETKİNLİK AMAÇLI KİTAP OKUMA KAMPI: 2012 yılında kazandığımız idari ve adli yargı sınavı sonrasında okuma kampı adı altında … KOD ADLI M.Y. ev sorumlumuz olan M.Ş. e yol masrafımızı vererek İstanbul ilinde Fatih ilçesinde Rami semtinde bulunan yapıya bağlı bir erkek öğrenci yurduna otobüs ile gittik. Yine bu okuma kampında çetele tutmamız ve ne kadar kitap okuyacağımız ve ne kadar risale okuyacağımız söylenmişti. Bu şekilde bir hafta kadar kafamızın dağılması amacıyla bu gezi organize edildi. İstanbuldaki bu okuma kampına benimle beraber katılan şahıslar M.Ş., E.S., A.B., ... isimli şahıslardır. Bu etkinliğimizin son gününde … KOD ADLI M.Y. adli murakıbımız da etkinliğimize dahil olmuştur. Okuma kampında bizim ne kadar dini kitap okuduğumuz ve ne kadar Fetullah GÜLEN e ait kitap okuyup okumadığımız yönündeki çeteleleri bizden aldı ve memleketimize gidebileceğimizi söyledi. Bende 2012 yılı Aralık ayı sonlarına doğru İstanbul dan uçak ile ailemin yanı Siirte gittim. Yaklaşık iki hafta kaldıktan sonra tekrardan mülakat için Ankara Dikmen de bulunan ikinci çalışma evime geldim. Bu çalışma evi belirttiğim üzere mülakat evi olmuştur. Benim 2. Kalmış olduğum hakim savcı çalışma evi 2012 Aralık ayındaki sınavlardan sonra mülakat evi oldu. Bize kardeş ev olarak bağlanan başkaca çalışma evi de yine mülakat evi oldu. Benim kalmış olduğum ve sonrasında mülakat evi olan çalışma evimde benimle beraber kalan şahıslar M.Ş., E.S., A.B., ... ve başkaca bir çalışma evinden İdari yargı hakimlik sınavım kazandığı için bizim mülakat evimize dahil olan M.A., A.T. ve F.T. isimli şahıslardır. 2. Çalışma evinde beraber kaldığım K.B. isimli şahıs sadece adli yargı sınavını kazandığı ve uyumsuz olduğu için bu şahıs başkaca bir yapının mülakat evine gönderildi. ... Mülakat evimizin murakıbı yine … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs idi. SERMURAKIBI İSE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM M.E.K. isimli şahıs idi. Biz bu süreçte kardeş ev olarak adlandırılan diğer mülakat evine gidip geliyorduk. KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM M.E.K. isimli şahıs mülakat provasından önce mülakatta giymek için bize lacivert yada siyah takım elbise almamızı, içine beyaz gömlek, tercihen de kırmızı kravat takmamızı söyledi. Bende bu şekilde mülakat için elbiselerimi tedarik ettim. Yine bu süreçte bu zamana kadar mülakatta çıkmış soruların olduğu kitapları temin etmemiz söylenmişti. İdari yargı hakimliği mülakatımdan önce KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM M.E.K. sanal mülakat adı altında mülakat evine yapıda ahilerin geleceğini söyledi. Hatta bu abilerin yapıdaki pozisyonlarım bize söylemedi ve bizim mülakat için aldığımız elbiselerimizi giyerek odalarda beklememizi söylediler. Bende odada sanal mülakat için hazırlığımı yaptım ve beni çağırdıklarında salona gittim. Salonda bir masa kurulmuştu. Arkasında DAHA ÖNCE GÖRMEDİĞİM İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM 4 ŞAHIS vardı. Bu şahısların karşısında da sanal mülakat provasına katılacak şahsın oturması için bir sandalye vardı. Ben bu 4 şahsın mülakat provası yapacağım bu vesileyle öğrenmiş oldum. Ben salona girdiğimde sandalyeye oturarak önce kendimi tanıttım. Mülakat provasına gelen şahıslar bana hukuki sorular sordular. Bende bildiğim kadarıyla soruları cevapladım. Bana sonrasında heyecanlı gözükdüğümü, heyacammı kırmam yönünde telkin edici konuşmalar yaptılar ve bu şekilde mülakat provamı tamamlayarak tekrardan odama gittim. Mülakat evinde beraber kaldığım M.Ş., E.S., A.B., ..., M.A., F.T. da bu mülakat provasına katılmışlardı. Yine kardeş evimiz olan evde kalanlara da bu şekilde mülakat provası yapıldığım biliyorum. Sonrasında ben kendi imkanlarımla referans buldum. Bu süreçte yapı beni referans bulmam yönünde herhangi bir yönlendirmede bulunmadı. Ben babam ile kendi imkanlarımız ile referanslarımızı dolaştık. Sonrasında ben esas idari yargı mülakatını kazanamayarak elendim. Yukarıda mülakat evinde kaldığını beyan ettiğim şahıslardan idari yargı hakimlik mülakatım geçen ve idari hakim adayı olmaya hak kazanan şahıslar ise M.Ş., E.S., A.B., ..., M.A., F.T., Diğer kardeş mülakat evinden U.Y., E.P. isimli şahıslar kazanmışlardır. ... 30-…:Bu şahıs Tokatlıdır. Anadolu üniversitesi hukuk mezunudur. Bu şahısla ikinci hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Bu şahıs idari yargı hakim adaylığını kazandı. Görsem teşhis ederim..."
Ayrıca aynı şahıs, Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen düzenlenen 22/08/2017 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında; "Bu şahıs alınan şüpheli ifadem akışında belirtmeyi unuttuğum ... isimli şahıstır. Bu şahısla birlikte 2012-2013 yıllan arasında Ankara ili Dikmen semtinde o dönem faaliyet gösteren FETÖ/PDY ye ait olan çalışma evinde birlikte kaldık ve bu örgüt tarafından organize edilen tüm faaliyetlere katıldık. Kendisi 2012 yılı Aralık ayı içerisinde yapılan İdari Yargı Hakimlik sınavını kazandı ve 2013 yılı içerisinde bu sınava ilişkin yapılan mülakata da bu evde hazırlandı. Daha sonra mülakattan da boşan göstererek ataması yapıldı. Mülakatı kazanması akabinde yine Ankara İlinde o dönem faaliyet gösteren FETÖ/PDY ye ait olan Hakim aday lan evinde ikamet ettiğini biliyorum. Kendisinin Tokat lı olduğunu bilirim. ... isimli şahsı şu an fotoğrafından net bir şekilde teşhis ettim.” şeklinde beyanda bulunmuş ve davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Bununla birlikte aynı şahıs, 19/10/2017 ve 26/01/2018 tarihli teşhis tutanaklarında da davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının üniversitede örgüt evlerinde ve örgüte ait yurtta kaldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüte ait evde mülakat provasına katıldığına, hakim adaylığı döneminde örgüte ait staj evinde kaldığına, örgüte ait okuma kampına katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile üniversiteye hazırlık aşamasında örgüte ait dershaneye gittiğine, üniversitede örgüte ait yurtta kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim adaylığı döneminde örgüte ait staj evinde kaldığına, sohbet adı verilen toplantılara katıldığına, örgüte himmet verdiğine yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

b) Dijital Dokümanların Değerlendirilmesi
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve İddianame No:… sayılı iddianamede; "...Şüpheliden ele geçirilen LG 4 Marka … İMEİ numaralı cep telefonu ile SİM kart üzerinde Muğla Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan 06/09/2017 tarihli inceleme ile özetle; ".. Tüm aramalar bölümünde yapılan aramada "eagle" isimli programın telefon içerisine yüklü olduğu, 22 adet "KakaoTalk" dosya kalıntı izleri bulunduğu...'' tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Netice itibarıyla, davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacıya ait dijital verilerin incelenmesi neticesinde söz konusu dijital materyallerde "eagle" ve "kakao talk" uygulamalarına ait olduğu bildirilen sonuçlar görüldüğüne dair tespitin, davacının anılan örgütle iltisak veya irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istenmesi halinde davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 19/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?