Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2017/6783 K.2021/3847
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/6783
Karar No : 2021/3847
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … Bakanlığı / ANKARA
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin, Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Hakkındaki disiplin işlemlerinin ve yargılama faaliyetlerinin 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu hükümleri uyarınca yapılması gerektiği, olağanüstü halin gerekli kıldığı bir konu olmadığından olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi hükümlerinin uygulanamayacağı, sözlü savunma yapma ve avukatı ile birlikte Kurul huzurunda savunma yapma taleplerinin reddedildiği, hakkındaki tanık beyanlarına ve diğer bilgi ve belgelere karşı savunma yapma imkanı tanınmadan, somut bilgi, belge veya delile dayanılmadan, makul ve somut bir gerekçe gösterilmeden, bireysel değerlendirme yapılmadan, tamamen subjektif gerekçelerle meslekten çıkarılmasına karar verildiği, kararda Kurul üyelerinin kişisel kaygı, husumet ve ön yargılarına dayalı değerlendirmeler yapıldığı, kararın dayandığı delillerin kanuna aykırı olduğu, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin hazırlanmasında bilgisi, rızası, dahli ve kabulü olmadığı, aksinin de somut ve açık delille en azından olgu ve emareler ile ortaya konulamadığı, üçüncü kişiler tarafından hazırlanan söz konusu listenin şahsı yönünden hukuksal bir sonuç doğurmayacağı, söz konusu listede ismine yer verildiği halde kamu görevinden çıkarılmamış, hakkında herhangi bir ceza davası açılmamış ya da kamu görevinden çıkarıldıktan sonra mesleğe tekrar kabul edilen askeri hakimler olduğu, mevcut delil durumları aynı olan kişilere farklı muamele yapıldığı, bu kararın Anayasa'ya aykırı olduğu, adil yargılanma hakkının, savunma hakkının, hakimlik teminatı ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6755 sayılı Kanun) Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri'nin dava konusu edilemeyeceği, öte yandan dava konusu kararın 667 sayılı KHK'nın ilgili Komisyon'a verdiği değerlendirme yetkisinin kullanılması suretiyle hukuka uygun olarak tesis edildiği, ölçülü ve gerekli olduğu, davacının bir kamu görevlisi olarak Anayasa'ya sadakat borcunu yerine getirmediği ve kazanılmış haklarının söz konusu olamayacağı, davacının savunma hakkını kullanamadığı iddiasının yersiz olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, askeri yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak (mülga) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunca verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın davacıya ilişkin kısmının iptali ile bu karar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, nitekim bu amaçla 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'nun (8.3.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.) 34. maddesi ile Yüksek Disiplin Kuruluna; (mülga) Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve üyeleri hakkında, hakimlik ve askerlik vakar ve onuruna dokunan, şahsi haysiyet ve itibarını kıran veya görev gereklerine uymayan davranışlarından dolayı kovuşturma yapma ve gerektiğinde disiplin cezası verme yetkisi tanınmıştır.
Öte yandan, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır.) 3. maddesinin birinci fıkrasında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen (mülga) Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (7075 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır.) 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın, karar vermeye yetkili kurul yada komisyonca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme yetkili kurul yada komisyon çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken yetkili kurul yada komisyonu kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca (mülga) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunca verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; haklarında inceleme yapılan (mülga) Askerî Yargıtay üyelerinin 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişiminin başarıya ulaşması halinde yapılması öngörülen atamalara ilişkin listede (mülga) Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, daire üyesi, Genel Sekreteri, Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı ve Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askerî Savcılığı gibi kritik görevlerde görevlendirildikleri; bu üyelerin bir kısmının örgüt üyeleriyle GSM hattı üzerinden iltisaklı olduğu; bir kısmının hem kendisi hem de yakın akrabalarının FETÖ/PDY mensubu ya da bağlantılı kuruluşlarla irtibatlı olduğu; bir kısmının yakın akrabalarının örgütün talimatı doğrultusunda Asya Katılım Bankasında hesap açtırdığı veya mevduat hesabını artırdığı yönünde istihbari bilgiler elde edildiği; yine haklarında inceleme yapılan üyelerin bir kısmının askerî öğrencilik dönemlerinden itibaren FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları, bir kısmının da (mülga) Askerî Yargıtayda görevde bulundukları süre içinde birlikte hareket ettikleri hususunda tanık beyanları bulunduğu; bu kişilerin görevli bulundukları kurul ve dairelerde verilen bazı kararlara ilişkin oy ve karşı oyları ile bunlara ilişkin gerekçelerin de anılan örgüt ile irtibata yönelik kanaat edinilmesinde yol açtığı dikkate alınarak, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu Kurul kararının usule uygun olarak savunması alınmadan verildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve anılan Kurul kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda (mülga) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında Yargıtay ... Ceza Dairesinin (ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, dava konusu Kurul kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6755 sayılı Kanun) Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir.
27/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendi ile 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin 1. fıkrasına, “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; askeri hakimler hakkında Milli Savunma Bakanının başkanlığında, Milli Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askeri hakimler arasından seçilecek iki askeri hakimden oluşan komisyonca” ibaresi eklenmiştir.
667 sayılı KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve E:..., K:... sayılı Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu kararıyla, Askeri Yargıtay üyesi olarak görev yapmakta olan davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz anılan Kurul tarafından ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın, dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan, 21/01/2017 tarih ve 6771 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile mülga 156. maddesinin son fıkrası: "Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıkların ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar alenî olarak açıklanır. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile yaşamına konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık veya ahlakın korunması yahut başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, yasaya uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiç bir şekilde müdahalede bulunulamaz."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş zamanında veya ulusun yaşamını tehdit eden başka olağanüstü bir durumda herhangi bir taraf devlet, uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak koşuluyla, durumun zorunluluklarının kesin olarak gerektirdiği ölçüde, bu Sözleşme çerçevesinde üstlendiği yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Bu hüküm çerçevesinde, hukuka uygun savaş fiilleri sonucunda gerçekleşen ölümler hariç, 2. madde veya 3., 4.(1.paragraf) ve 7. maddeye aykırı tedbirler alınamaz.
Yükümlülüklerine aykırı tedbirler alma hakkını kullanan herhangi bir taraf devlet, almış olduğu tedbirler ve bunların sebepleri hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreterini tüm yönleriyle bilgilendirir. Sözleşmeci taraf ayrıca, bu tür önlemlerin uygulanması sona erdiğinde ve Sözleşme hükümleri tam olarak yeniden uygulanmaya başladığında da Avrupa Konseyi Genel Sekreterini bilgilendirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; askeri hâkimler hakkında Millî Savunma Bakanının başkanlığında, Millî Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askeri hâkimler arasından seçilecek iki askeri hâkimden oluşan komisyonca... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır...”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu tarafından Askeri Yargıtay üyelerinin 667 sayılı KHK'nın, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler ve bu tespitlerin dayanağı olan bilgi ve belgeler bildirilmek suretiyle usulüne uygun karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de, AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, haklarındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha önceki aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu karara karşı dava açma süresi, Danıştayın görevli yargı yeri olarak belirlenmesine ilişkin 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Sonradan ibraz olunan belgeler" kenar başlıklı 21. maddesinde "Dilekçeler ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgeler, bunların vaktinde ibraz edilmelerine imkan bulunmadığına mahkemece kanaat getirilirse, kabul ve diğer tarafa tebliğ edilir" kuralına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının temini bakımından, davalı idare tarafından ek beyan olarak sunulan ve Dairemizce yapılan ara kararına ilgili idareler tarafından cevaben gönderilen bilgi ve belgelerde davacının cevaplandırması gerektiği değerlendirilen hususların bulunması halinde, ilgili bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve davacıya bu yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı Kanun'un "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Talep edilmesi hâlinde Dairemizce taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; Mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda, askeri yargı mensupları tarafından meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde davalar açılmış, 685 sayılı KHK ile bu davaların çözümünde Danıştayın görevli yargı yeri olarak belirlenmesi ve Anayasa değişikliği ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yargılama faaliyetlerine 27/04/2017 tarihi itibarıyla son verilmesinin ardından söz konusu dosyalar Danıştaya gönderilmiş ve bu tarihten sonra Dairemizce bu tür davaların esastan incelenmesine başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare ve ilgili diğer idareler tarafından dava dosyasına sunulan ve uyuşmazlığın esasına etkili olacağı değerlendirilen tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi, bu bilgi ve belgelere karşı cevap hakkını kullanması bakımından davacı tarafa ek süre tanınması gibi geniş usuli uygulamalarla birlikte bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun Tarafsızlığı:
667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3. maddesinin 1. fıkrasında “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir..." hükmüne yer verilmiştir.
Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun tarafsızlığının incelenmesi gerekmektedir.
AİHM Büyük Dairesinin Ramos Nunes De Carvalho E Sá/Portekiz kararında (Başvuru No: 55391/13, 57728/13 ve 74041/13) yer verdiği üzere:
Mahkeme, tarafsızlık kavramıyla, önyargılı veya tarafgir olmama durumunun kastedildiğini ve tarafsız olunup olunmadığının çeşitli yollarla test edilebileceğini vurgulamaktadır. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, AİHS madde 6 (1) çerçevesinde tarafsızlığın tespiti, bir hâkimin kişisel kanaati ile davranışına, yani, önündeki davada kişisel önyargıyla veya taraflı hareket edip etmediğine bakılarak yapılan öznel bir testle yapılmalı; aynı zamanda mahkemenin hem kendisi hem de oluşumuyla tarafsızlığına dair makul şüpheleri bertaraf edecek şekilde yeterli güvence sağlanıp sağlanmadığını saptamaya dönük nesnel bir teste de başvurulmalıdır.
Öznel ve nesnel tarafsızlık arasında kesin bir ayrım yoktur, zira bir hâkimin davranışı karşısında bir dış gözlemci tarafsızlık hususunda nesnel şüphelere kapılabileceği (nesnel test) gibi o hâkimin kişisel kanaatleri de bu şüphelere yol açabilir (öznel test). Dolayısıyla, hâkimin öznel tarafsızlık karinesini çürütecek kanıtların sunulmasında zorlanılabilecek kimi davalarda nesnel tarafsızlık koşulu daha da önemli bir güvence oluşturur.
Nesnel test, hâkimin davranışından tamamen ayrı olarak tarafsızlığı hakkında şüphe doğurabilecek olay ve olguların araştırılıp ortaya konulmasını gerektirir. Buna göre, bir davada bir hâkim veya mahkeme heyetinin tarafsızlığından endişe etmek için meşru bir sebep olup olmadığına bakarken söz konusu kişinin bakış açısı önemli olmakla beraber belirleyici değildir. Belirleyici olan, bu endişenin nesnel gerekçelere dayanmasıdır.
Nesnel testin konusu çoğunlukla, dava sürecinde hâkim ile diğer ana aktörler arasındaki hiyerarşik ve sair ilişkidir. Dolayısıyla her bir davada söz konusu ilişkilerin, mahkemenin tarafsız olmadığını gösterir nitelik ve derecede olup olmadığına karar verilmelidir. Bu bağlamda görünüş de belirli bir önem taşıyabilir; diğer bir deyişle “adaletin gerçekleşmesi yetmez, gerçekleştiği görülmelidir de.”
Kurulun tarafsızlığına yönelik olarak, meslekten çıkarma kararını veren Kurulun oluşumunun hukuka aykırı olduğu, Kurul üyelerinden bazılarının kamuoyunda İzmir Casusluk Davası olarak bilinen davada mağdur olduğu, FETÖ mağduru olan Başkanlar Kurulu üyelerinin, FETÖ üyeliği ile suçlanan kişilerin değerlendirildiği Kurulda görev yapmalarının uygun olmadığı, söz konusu üyelerin tarafsız kalamadıkları yönünde ciddi endişelerinin olduğu iddia edilmiş ise de, Komisyon üyelerinin söz konusu dava sürecinde davacıların örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı oldukları yönünde bireysel bir isnada yer verdiklerine dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından, Kurulun tarafsızlığına ilişkin endişelerin nesnel olarak gerekçelendirilemediği ve soyut nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Dairemizce yapılan yargılama sonucunda Kurul üyelerinin kişisel önyargılarına işaret eden ciddi bir husus bulunmadığı, Kurulu oluşturan üyelerin makul şüpheleri bertaraf edecek şekilde yeterli güvenceye sahip olduğu ve yukarıda yargılamada izlenen usul ve süreç başlığı altında yer verilen adil yargılanma güvencelerini sunan Dairemiz nezdinde Kurul kararının yargısal denetime tabi tutulmuş olması hususları bir bütün olarak gözetildiğinde, tarafsızlık ilkesinin ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.
Nitekim AİHM de, bağımsızlık ve tarafsızlık ile ilgili sorunların tam yargı yetkisine sahip ve Sözleşme'nin 6/1. maddesinin güvencelerini sunan bir yargı organı huzurunda sonradan denetime tâbi olması suretiyle, belirli şartlar altında giderilebileceğini kabul etmektedir (Volkov/Ukrayna, B.No: 21722/11,§ 123; Tsfayo/Birleşik Krallık, B.No: 60860/00, §42-43; Bryan/Birleşik Krallık, B.No:19178/91, §§ 44-47).
3) FETÖ'nün Askeri Yargı Yapılanmasına İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:…, Esas No: … ve İddianame No: … sayılı iddianamesinde, FETÖ'nün askeri yargı yapılanmasına ilişkin olarak şu tespitlere yer verilmiştir:
FETÖ için öncelikli kadrolaşma yerinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olduğu, bu yapının ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa ulaştığı,
FETÖ'nün TSK'yı denetim altına almak için çok çalıştığı; ordunun cemaatleşmesinin, kontrol altına alınmasının, örgütün siyasi hedefleri için zorunlu ve birinci görevi olduğu,
FETÖ'nün, kendi mensuplarını general ve amiral yapmak ve TSK'nin üst yönetimini ele geçirmek için kendine muhalif/ engel gördüğü TSK mensuplarına karşı soruşturma ve davalar açtırdığı; bu örgütten olmayan albay, amiral ve general kadrosunu tasfiye ettiği; gizlice örgütlenen FETÖ mensuplarının albay ve general kadrolarına terfi ettirildiği ve bu yolla önlerinin açıldığı,
Askeri yargının da, adli ve idari yargı gibi önemli ölçüde Fetullahçı hakimlerden oluştuğu; Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ve diğer askeri mahkemeler ile adli müşavirlik kadrolarının da baskı ve yıldırma sonucu örgüt mensuplarının eline geçtiği; bu nedenle örgüte yönelik yapılan hiçbir soruşturmadan doğru dürüst netice elde edilemediği;
Örgütün, üyeleri aracılığıyla TSK'da görevli ancak örgüte mensup olmayan kesimleri ordudan uzaklaştırırken sahte delil kullandığı, hedef alınan kamu görevlisi, başka yollardan uğraşılmasına rağmen makamı bırakmayacak güce ve otoriteye sahipse bu defa devreye adli bir soruşturmanın sokulduğu; yeni içtihatlar geliştirildiği ve hileye başvurulduğu; askeri yargının Fetullahçıların TSK içinden temizlenmesinde somut delil elde edilemediği bahanesine başvurup gereği gibi bir soruşturma yapmadığı şeklindeki tespit ve değerlendirmeler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ'nün genelde TSK ve özelde askeri yargı içindeki yapılanmasının göstergeleri olarak kabul edilmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/10/2020 tarih ve E:2018/48, K:2020/30 sayılı kararının "FETÖ Silahlı Terör Örgütü İçerisinde Askeri Yargı Mahrem Yapılanması" başlıklı kısmında ise:
"Örgüt liderinin "Devair-i Devlet" yapılanması içerisinde özellikle mülki, askeri ve yargı yapılanmasına özel bir önem atfettiği, bu grupları birer ünite olarak tanımladığı, bu gruplar içerisinde yer alan unsurların sezilmeden, hissettirmeden çok ilerilere kadar gitme talimatını verdiği, hatta can damarları içinde dolaşma kavramını kullandığı bilinen bir gerçekliktir.
Askeri yargı içerisindeki mahremiyet kavramının olağan mahrem yapı kuralları çerçevesinde bulunduğu, özellikle askeri liselerden başlayarak ordu içerisine bireylerin yerleştirildiği, askeri liselere ve polis kolejlerine yerleştirilen öğrencilerin öğrenimleri boyunca kendilerini bu okullara hazırlayan talebe imamı tarafından takibinin sağlandığı, bu talebe imamlarının öğrencilik hayatı boyunca takip ettiği öğrenciyi genelde onbeş günde bir ziyaret ettiği ve irtibat kurduğu, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın zaman ve yerine dair belirlemenin mutlaka belirlendiği ve bunların yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi birbirinden habersiz ve bağımsız ünitelerin oluşturulduğu görülmüştür.
2008 - 2014 yılları arasında örgütün TSK içerisindeki faaliyet yoğunluğunun arttığı, ordu içerisinde belirli bir yoğunluğa ulaşmak için örgütten olmayanların tasfiyesi yoluna gidildiği, bu anlamda isimsiz ve imzasız mektuplarla personelin yıpratılması, zincir mailler gönderilmesi, örgütün kendine bağlı olmayan personeli emekli olmaya sevk edecek teamül dışı tayin ve uygulamaları stratejik noktada bulunan unsurları aracılığı ile gerçekleştirdiği, kendine mensup örgüt elemanları hakkında da terfilerini etkileyecek menfi bilgilerin gizlendiği anlaşılmıştır.
...
Askeri mahrem yapı içerisinde yer alan personel de örgütün temel gizlilik ilkesi çerçevesinde en üst dü...e tedbir uygulaması yapmaktadır. Birimde tedbir çok boyutlu olarak ele alınmakta, bu konuda kapsamlı bir planlamaya gidilmektedir. Bu çerçevede evde, araçta, bir araya gelinen mekanlarda, iş yerlerinde, özel hayatlarında, iletişim kurmada, yolculuk aşamasında tedbirlere azami riayet etmektedirler. Örneğin, askeri öğrencilerin ya da bir sohbet grubunun diğer bir öğrenci grubu ya da sohbet grubu ile tanıştırılmaması, bir askerin ilden tayin olduğunda artık eski öğretmeniyle irtibata geçilmemesi, telefon numaralarının şifrelenmesi, şehir merkezindeki intikallerde toplu ulaşım kullanılması, yolculuk esnasında açık telefon taşınmaması, iletişimde kullanılan internet programı için VPN kullanılması, komşulara karşı yapılanmadan olduğuna dair bir havanın verilmemesi, arama tarama mesulü (ATM) tarafından yapılacak öneri ve denetimlere mutlak surette uyulması, çağdaş, modern ve Atatürkçü bir görüntü çizilmesi, açıktan oruç tutulmaması, namazların ima yoluyla kılınması, alkol kullanılması gibi askeri mahrem hizmetlere özgü yüksek güvenlik ve tedbir ilkesinin uygulandığı yolunda bir çok beyan soruşturma evraklarına yansımıştır. Örgüt genel tedbirleri çerçevesinde askeri yapı içerisinde de yüz yüze buluşmaya özel önem vermiştir. FETÖ elebaşının önemli hususları "Ruberu" şeklinde yüz yüze görüşülmesi yolundaki talimatına önem verilmiş, telefon irtibatlarında da telefon hatlarının genel olarak başkası adına kayıtlı olan hatlar olmasına özen gösterilmiştir.
FETÖ askeri mahrem yapılanmasında öncelikle iletişimde randevulaşma sistemi esas alınmıştır. Bir örgüt mahrem sorumlusunun bir askeri personel ile bir araya geldiğinde bir sonraki görüşmenin o günkü görüşmede netleştirilmesi hali bu sistemin ana mantığıdır. Askeri mahrem yapılanmanın telefon kullanımı çok sıkı kurallara bağlanmıştır. İşte bu sıkı kural çerçevesinde dışarıdan bir telefon bulup arama yöntemi örgüt içerisinde özel bir iletişim şeklini ortaya çıkarmaktadır. Buna göre kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii, lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit hatlar ile ankesörlü telefon hatlarından askeri personelin aranması randevulaşma sisteminin temel alternatifi haline gelerek uygulanmıştır. Bu çerçevede gerek itirafçı beyanları, gerek HTS kayıt incelemeleri sonucunda yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra arama olan ardışık arama; farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığında yapılan arama olan periyodik arama ve tek arama şeklinde iletişimin gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Meslek hayatına başlayan mahrem yapı içindeki örgüt mensubu askeri personelin maaşının %5 veya %10'luk kısmını asgari olmak üzere himmet adı altında vererek örgüte finans sağladığı, evlilik kararı vermesi durumunda örgütün izin verdiği kişiyle evlenip bu evlilikte de abinin bildirdiği tedbirlere uyduğu, periyodik olarak gerçekleştirilen toplantılara katılarak ideolojik bağlarını sürekli canlı tuttuğu, aldığı talimatlar doğrultusunda hareket ederek mesleki hayatını örgüt ideallerini gerçekleştirmeye vakfettiği görülmektedir.
..." şeklindeki değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür.
Öte yandan, askeri yargı mensupları tarafından Dairemizde açılan dava dosyalarında bulunan ceza mahkemesi kararlarında yer verilen ve soruşturma/kovuşturma evrelerinde alındığı görülen beyanların yukarıda yer verilen tespitler doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yerilen eski AYİM üyesi M.U.nun 27/07/2016 tarihli ifadesi "...Askeri Adalet İşleri Başkanlığını 2010 yılından itibaren önce İ.K. daha sonra M.A.A. yaptı. Bu kişilerin döneminde alınan askeri hakim adaylarının neredeyse tamamının bu örgüte mensup kişilerden olduğu kanaatindeyim. İ.K.nın bir yerde "benim yaptığım hizmeti ileride göreceksiniz" dediğini duydum... M.K.nın Yargıtay üyesi seçildikten 1 yıl kadar sonra Genelkurmay Adli Müşavirliği'ne geçti, Yargıtay üyeliği gibi bir görevden idari bir göreve gidilmesi beklenen bir şey değildi. Daha sonra adli müşavirlikte çoğu kendi örgüt mensubu olmak üzere teşkilatını kurdu, sonradan Genelkurmaydaki önemli yerlerin bu örgüt mensubu kişilerin kontrolünde olduğunu gördüm. Genelkurmay askeri savcılığında bu örgüt ile ilgili yapılan şikayetlerde hiçbir sonuç alınmadı, hiçbir soruşturmadan bir karar çıkmadı, hep takipsizlikle sonuçlandı...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen eski AYİM üyesi K.K.nın 29/07/2016 tarihli ifadesi "...Kaldı ki 2009 dan sonra yani İ.K. şube müdürü olduktan sonra TSK alınan askeri hakimlere baktığınızda darbecilerin atama listesinde bu şahısların hemen hemen hepsinin sıkıyönetim askeri mah. görevlendirildikleri görülecektir. Yine Adalet Bakanlığı bürokratlarının beyanlarına göre askeri yargıdaki sınavlara göre çok daha kolay olan Adalet Bakanlığı adli ve idari yargı sınavlarını kazanamayan birçok adayın daha zor olan askeri yargı sınavlarını kazandığı görülmektedir...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen eski Askeri Yargıtay üyesi M.Y.A.nın 08/08/2016 tarihli ifadesi "...M.K. fakülteden arkadaşımdır çeşitli görevlerden sonra 2011 yılında Askeri Yargıtay üyesi olmuştur. 2012 yılında Genelkurmay adli müşaviri H.Ç.'nin andıç kumpası ile tutuklanması sonrasında askeri yargıtay üyeliği gibi askeri yargının en yüksek görevinden feragat ederek yargıçlık güvencesi dahi olmayan Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanmıştır. Genelkurmay adli müşaviri olarak kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemeler ile yazışmaları bizzat yapmıştır. Askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit edilen tüm komisyonları oluşturmuştur. Bu komisyonlar Atatürkçülük ders notlarını bilgisayar virüs programlarını devletin güvenliğine ilişkin belge olarak niteleyip masum insanların casusluk suçlaması ile onlarca yıl hapis cezası almalarına neden olmuştur. Balyoz kumpas davası sırasında sanıkların istediği belgeleri göndermemiştir 28 Şubat davası sırasında davanın en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki genelkurmayda mevcutmuş gibi 'aslı gibidir' diye imzalayıp göndermiştir. Kozmik oda aranması sırasında devletin en gizli bilgilerini kaydedildiği diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ'nün eline geçmesini sağlamıştır. Aynı dava sırasında sahte evrak düzenleyerek Genelkurmay Başkanının adına sahte yazılar göndermiştir Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin (Y.Y., C.Ç. ...) Askeri Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen askeri hakim E.C.P.nin 20/12/2016 tarihli ifadesi"...İ.K.dan itibaren ben, askeri yargının FETÖ tarafından ele geçirildiğini ve tüm askeri hakimlerin alımı, askeri hakimler hakkındaki soruşturmalar ve atamaları ile FETÖ mensupları haricindeki askeri hakimlerin mağdur/tasfiye edildiğini, terör örgütü mensuplarının ise kritik görevleri yerleştirildiklerini düşünüyorum...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen eski AYİM üyesi H.D.nin 29/03/2018 tarihli ifadesi "Harp okulunda iken 1992 - 1993 yıllarında ... cemaatle tanıştım... Koca ... Paşada ... kod adlı (gerçek ismini hala bilmiyorum) cemaat abisi ile tanıştım ve cemaat evine gidip gelmeye başladım.... Fetullah Gülen vaaz kasetlerini de izliyorduk, sohbet yapılıyordu. ... Daha sonra 1994 yılında mezun olup Gölcük'e tayin oldum. ... ismini hatırlamadığım bir abi geliyordu ...tedbir amaçlı komşuların duymaması için Fetullah Gülen'in vaaz kasetleri dinlenmiyordu. ... Deşifre olmamamız için bu tedbiri uyguluyorduk. ... yukarıda bahsettiğim, gittiğim ve kaldığım bütün evlerde deşifre olmamak adına cemaat abilerinin kesin emri üzerine Fetullah Gülen kasetlerini izlemiyorduk, ... Ancak bu toplantılarda Fetullah Gülen'i övücü, yükseltici biri olduğu, müştehit olduğu, daha sonra da cemaat güçlenince Fetullah Gülen'in mehdi benzeri gibi lanse edildiği ve bu şekilde insanların cemaate mutlak itaat etmesi isteniyordu. Hatta ben kendi akrabamla evlenmek istediğimde ilk başta buna karşı çıkmışlardı. Bu konuda beni kararlı gördükleri zaman kabullenmişlerdi. Şunu demek istiyorum, mümkün olduğunca bütün özel hayatımız dahil olmak üzere bütün hayatımızı (sosyal, siyasal, ekonomik) belki de ruhsal durumumuzu bile kontrol altında tutuyorlardı. ...Mezun olup mesleğe başladıktan ve maaşa kavuştuktan sonra mümkün olduğunca düzenli olarak değişmekle birlikte evlendikten sonra maaşımın 1/20'sini elden cemaat abisine veriyordum. Görmemekle beraber yukarıda isimlerini saydığım kişilerin himmet adı altında para vermeleri cemaat sisteminin gereğiydi (cemaat mensuplarının olmazsa olmaz koşuluydu). Cemaat ayrıca üstlerimizle iyi geçinmemizi, her türlü tedbiri almamızı, ortaya çıkmamak için gerektiğinde içki içmemizi hatta söylemlerimizde bile dikkatli olup dini tabirleri kullanmamamızı istiyorlardı. Nitekim kod ismi kullanmamızın sebebi de gizlilikti. Benim kod adım "..." idi. .... Bizim sivil cemaat mensupları ile herhangi bir ilişkimiz olmazdı. Sadece cemaat abisi sivil olurdu. Bu kişi yada kişiler de sohbet sırasında bize tavsiye ve telkinde bulunurlardı. ... Cemaat mensuplarının kendi aralarındaki ilişkiye gelince; Genel olarak yanı görev yerindeki kişiler grup yapılmaya çalışılırdı. Bu tek de olabilirdi çok da olabilirdi. Gruptaki kişi sayısı akademi döneminde iken daha çok olabiliyordu. Ancak kıdem yükseldikçe cemaat mensubu diğer üyelerle ilişik minimum seviyeye indirilir, kural olarak tek bir kişi ile muhatap ettirilirdi. Askeriye içindeki diğer cemaat mensupları ile de muhattap ettirilmezdik. Örneğin ben mesleğimin sonuna doğru kıdemli olduğum için tek gittiğim zamanlar oldu. 1996 ... Gölcük'te lojmanlara taşındım. ... arkadaşlarla İstanbul'da ... kod adlı abinin Erenköy'deki cemaat evine gidiyorduk. ... Vaaz kasedi yada CD de izlenebiliyordu. Yukarıda belirttiğim şekilde Fetullah Gülen anlatılırdı. Daha sonra İstanbul Koşuyolunda Abdullah kod adlı cemaat abisine gitmeye başladık. ... Daha sonra Türkiye'ye 1999 yılı Eylülünde depremden sonra döndük. Depremden dolayı üs tahrip olduğu için gemiler Marmaris'e taşındı. Ben de gemimle beraber Marmaris'e gittim. Burada sadık kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk. ... beraber veya tek başına Sadık isimli abi ile görüşüyorduk. 2000 - 2003 yılları arasıydı. 2003 yılında akademiyi kazandım. Akademiye girmem kendi isteğim ve cemaatin yönlendirmesi ile olmuştur. Akademi sınavlarına hazırlanırken cemaatin hazırladığı çalışma CD ve kitapları bize gönderildi. O kadar profesyonelce hazırlanmıştı ki bu dokümanları okuyup biraz da çaba gösterdiğiniz de sınavı kazanamama gibi bir durum söz konusu olamazdı. Akademideyken Acıbademde ... kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk. Burada birinci sınıflardan grup halinde görüşüyorduk. ... Akademi öğrencileri arasında bir yarış olduğu için sivil abiler bize hocaların gözüne girmemiz için ve hocaların bize iyi kanaat notu vermesi için hoşlarına gidecek davranışlarda bulunup iyi notlar almamız isteniyordu. Biz de gerek sosyal faaliyetlere katılım olsun gerekse hocaların gözüne girecek davranışlarda bulunuyorduk. Akademiden sonra Gölcük'e tayin oldum. Burada Marmaris'teki Sadık abi de cemaat tarafından gönderilmişti. Çünkü abilerde de bir nevi tayin sistemi vardı. Bunların görev yerlerini belirli periyotlarla değiştirildiğini biliyorum. İzmit'te sahil evleri tarafında evi vardı. Buraya hatırladığım kadarı ile F.G. ile gittik. Daha sonra da H.D. ile beraber gittik. ...2007 yılında Ankara'ya DKK'ya tayin oldum. Burada ... kod adlı bir abiye Şentepe tarafındaki evine gittim. Şubede tek olduğum için (şubede 3 kişi çalışıyorduk) tek gidip geldim. ...2008 yılında Marmaris Aksaz'da TCG Gaziantep gemisine tayin oldum. 2008 - 2013 yılları arasında TCG Gaziantep gemisinde görev yaptım. Gemi ilk önce Gölcük'te modernizasyonda idi. Daha sonra Marmaris'e indi. Burada ... kod adlı cemaat abisinin Armutalan'daki evine gidip geldim. ... 2013 yılında DKK Karargahına tayin oldum. Burada ... kod adlı E.A.nın GİMAT'ın arkasındaki polis teşhisinde gösterdiğim evine tek gidip geldim. Orada askeriye sınıfında yalnız ben vardım. ... Ben fiili olarak 2015 Eylül ayında AYİM'de çalışmaya başladım. ... kod adlı abim beni ... kod adlı TPE Av. T.B.ye teslim etti. ... kod adlı abi ile görüştüğümüzde; özellikle öğrenci dosyaları olduğunu, burada da ağırlıklı somut bilgi ve belgelere göre hareket etmem gerektiğini söyledi. Zaten gelen bilgiler de genelde tek satırlık "... okulundan mezundur, .... yurdunda kalmıştır, babası cemaate bağlı .....'da çalışmaktadır." gibi teyit edilmesi gereken bilgilerdi. ... abi bana cemaat mensubu arkadaşlarımızın atılma, uzaklaştırılma dosyalarıyla ilgili somut bilgi ve delil isteyin. Siz somut bilgi ve delil isteyin zaten böyle bir bilgi gelmez. Bundan sonra da lehe hareket edersiniz gibi şeyler söyledi. Biz de ona göre hareket ettik. Ancak somut olarak bilginin geldiği dosyalar olduğunda gereken ne ise onu yaptım. ... ... kod isimli Av. T.B. bana aynı dairede görev yapan kurmay üye E.Ş.nin bir süredir orada görev yaptığını ve davalarla ilgili hareket tarzımı belirlerken onu da dikkate almamı, E.Ş.nin de cemaat üyesi olabileceğine benzer şeyler söyledi. ...Benim telefonuma ByLocku ... kod adlı E.A. ... yükledi. Ben ByLock mesajlaşmasını sadece E.A. ile buluşmak maksatlı olarak kullandım. ByLocku iletişimimizin tespit edilmemesi için kullanıyorduk. ByLock kullanmadan önce getirdikleri telefona yüklü başka birinin adına kayıtlı telefon ile ya da ankesörlü telefonlar ile iletişime geçerdik. Bu başkasının adına telefon kullanma ya da ankesörlü telefon kullanma durumu Marmaris'te görevli olduğum dönem ile önceki dönemlerde oluyordu. Ankara'ya geldiğimde daha çok yüz yüze görüştüğümüzde bir sonraki buluşmanın gününü de kararlaştırıyorduk. ByLockta problem yaşanınca "Sureshot" adında bir program üzerinden iletişim sağlanıyordu. Bu program benim telefonuma da yüklenmişti. En son bu program üzerinden görüşüyorduk. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki yukarıda isimlerini verdiğim ve benimle ilgilenen cemaat abileri beni bir sonraki cemaat abisine teslim ediyordu, adeta zimmetliyordu. Bu silsile şeklinde devam etti. ..." ,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve İddianame No:... sayılı iddianamede yer verilen askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan İ.Y.nin 02/01/2017 tarihinde Sivas Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesi " ... Bu kaldığım ev o dönem cemaat olarak adlandırılan örgütün evlerinden farklıydı. Hareketli bir ev değildi. Çok fazla eve giden gelen olmuyordu. Diğer evlerdeki gibi çeşitli faaliyetler yapılmıyor, esnaf yardımları gelmiyor, daha doğrusu sivil şahıslarla iletişime girilmiyor, toplantı ve organizasyonlar yapılmyordu. Yine bu evin abilerince başka öğrencilerin eve getirilmemesi, yine diğer evlerle iletişim kurulmaması yönünde telkinlerde bulunuyorlardı. Bu sistemde sadece bizim bildiğimiz 2 ev vardı. Diğer evle iletişim kuruyorduk. Hatta neredeyse sürekli olarak görüşüp aynı ev gibi hareket ediyorduk. Yine bu evde kalan öğrencilerin bazıları ''İlçe Hizmeti'' denen bir görev alıyorlardı. Bu görev kapsamında askeri liseler ve harp okullarının bulunduğu iller hafta sonları gidiliyordu. Görevin içeriğini tam olarak bilmiyorum. Çünkü bana bu görev hiç teklif edilmedi. ... Evden ayrılmaya yakın bir tarihte ise bana Ankara'daki çalışma evlerine beni yönlendireceğini söyledi. Ben de o görüşme sırasında çalışma evlerinin olduğunu öğrendim. ... Keçiören'de bulunan yerini gösterebileceğim başka bir eve gönderdiler. Yaklaşık 4 ay bu evde kaldım. ... Ben sınavları geçtikten sonra bir dönem daha çalışma evinde kaldım. Burada bana ilk maaşımızın tamamını, diğer aylarda ise %20'sini zekat olarak ödememiz gerektiği söylendi. ... 2012 Eylül ayında Hakim adayı Teğmen olarak Ankara Adliyesinde staj eğitimime başladım. Çalışma evinden tanımış olduğum A.M.T. ile Yenimahalle yolu üzerinde Hastane Metro Durağından inildiğinde çok yakın olan bir yerde ev kiraladık. ..., akbinde ... kod adlı bir şahıs bizim evimize geldi. İlk defa bu şahsı burada gördüm. Bildiğim kadarıyla bu şahıs TİB'de çalışıyordu. Hakim veya savcı olup olmadığını bilmiyorum. Olmadığını tahmin ediyorum. ... 2-3 haftada bir evimize gelerek sohbet yapıyordu. Sohbet muhabbet şeklinde geçiyordu. ... Örgüt lideri Fethullah GÜLEN'in Bamteli olarak yayınlanan videolarını bize izletiyordu. Yine dini sohbetler gerçekleştiriyordu. ... Bu şahıs ben Sivas iline atanana kadar bizimle ilgilendi. 2013 yılı Temmuz ayında Sivas askeri savcısı olarak atandım. Bunun üzerine ... kod adlı şahıs beni aradı ve Ankara ilinde şu an hatırlamadığım bir eve beni davet etti. ... Bu eve gittiğimde ... isimli şahıs beni ... isimli bir şahısla tanıştırdı. ... isimli şahıs bana ... isimli şahsın Sivas ilinde bizimle ilgileneceğini ve bize sohbet vereceğini söyledi. Bu konuşma sonrası diğer odaya geçtiğimde dönem arkadaşım ve Sivas'ta beraber çalıştığımız F.T. de yan odadaydı. Birbirimizi görünce şaşırdık. İkimize de Sivas'a geldiğimizde sohbetleri beraber alacağımız söylendi. Muhtemelen şahsa telefon numaramızı da verdik. Temmuz ayında Sivas iline geldiğimizde F.T. ile birlikte Kümbet mahalesinde bir ev kiraladık. ... isimli şahıs bu konuda bize herhangi bir yardımda bulunmadı.İlerleyen günlerde telefon ile bizimle irtibata geçti. Kiralamış olduğumuz eve gelerek birlikte geldiği Latif kod adlı şahsı bizimle tanıştırdı ve sohbetleri bu şahısla birlikte yapcağımızı bize söyledi. Bu şekilde bizi Latif isimli şahsa teslim etti. ... Latif kod adlı şahıs ile tanıştıktan birkaç hafta sonra Latif beni ve F.T.yi kendi evine davet etti. Bu eve gittiğimizde aynı yerde görev yaptığımız askeri hakim M.B.nin da burada olduğunu gördük. Latif isimli şahıs bize bundan sonra sohbetleri üçümüze yapacağını söyledi. Sohbetler genelikle bizim bekar evimizde gerçekleşti. Yine bu olaydan sonra 2013 yılı Ekim aylarında Latif kod adlı şahıs bizi evine davet etti. Ben Fatih ve ... bu eve gittik. Eve gittiğimizde ... isimli şahıs da oradaydı. Bizimle tek tek ayrı ayrı görüştü. Bu görüşmede bizimle evlilikle ilgili görüşlerimiz konusunda fikirlerimiz soruldu... Yine aynı konu hakkında onların bilgisi dışında herhangi bir adım atmamamız konusunda ikazlarda bulundu. Mesleki hayatım boyunca bir kez ... isimli şahsa da 2013 yılı Ağustos ayında bir defa 250 tl tutarında himmet parası ödedim. Daha doğrusu benden bu parayı zekat olarak istiyorlardı. Benim bir miktar borcum vardı. Onlar da bu durumu biliyorlardı. Bir kaç kez daha istediler ancak ben bu durumu bahane göstererek ödemedim. Hatta bu nedenle maaşımızın bereketi olmadığını söylüyorlardı. ...Yukarıda da anlattığım gibi birçok kez onların bilgisi dışında evlilik girişiminde bulunmamamızı sert bir şekilde ikaz ediyorlardı. ",
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan E.K.nın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında alınan ifadesi "... biz kendisiyle aynı evde ders çalıştık. 2011 yılının Temmuz ayından 2016 yılının şey 2012 yılının Aralık ayı sonuna kadar idari yargı hakimlik savcılık adli yargı hakimlik savcılık sınavlarına birlikte çalıştık 6 ay boyunca yaklaşık aynı evde Ankara' da Keçiören' deki bir evde ... sermurakıbımız bize askeri yargı idari yargı adli yargı soran sorularını getirmişti askeri yargı sınav sınav sorusunu odada bireysel olarak getirdi yemin ettirdi verdi ...",
Y.T. isimli şahsın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında alınan ifadesi " ...Benim FETÖ üyeliğinden, mahrem imamlardan aramam oldu, yakalamam oldu, ordan bir dava görülüyor, Ankara'da ifade verdim, TEM şubede ifade verdim ve savcılıkta ifadelerim doğrulandı, burda etkin pişmanlıktan yararlandım, ... (İletişimi nasıl kuruyordunuz, ...?) Randevu esaslı, yani müsait vakitlerde, bir haftada, iki haftada bir, randevuya dayalı işte bu saatte, ilgili saatte şey yapardık. Yani evine gitmişsem bile çok nadirdir yani, o davet etmişse yani, çok olmadığı için, ben genelde kendi evimde ağırlardım. (Peki, bu ankesörlü telefonlardan aradığınız oldu mu böyle hani randevuya uyulmadı veya gelinmedi, onu tetkik amaçlı?) ... Yani tek iletişim kurma alternatifimiz öyleydi, misal yani onun geleceği gün benim bir işim çıkmış olsa anca öyle iletişim kurabilirim, başka bir alternatifim yoktu yani öyle söyleyeyim. (Nerede mesela hiç böyle aradığınız oldu mu bu sabit hatlardan, büfelerden veya kontörlü telefonlardan, sanıkları veya başka ilgilendiğiniz kişileri aradığınız oldu mu? ) Olmuştur evet. ..."
Yukarıda yer verilen tespit ve ifadelerin değerlendirilmesinden, örgütün askeri ve yargı yapılanmasına özel önem atfettiği, orduda kadrolaştığı, kadrolaşmayı ve kendisinden olmayanları tasfiye etmeyi kolaylaştırmak için askeri yargıyı bir araç olarak kullandığı, bu amaçla sahte delil kullanılması, yersiz adli/idari soruşturmalar açılması veya amaçlarına zarar vereceği değerlendirilen adli/idari soruşturmaların engellenmesi gibi yöntemlere başvurduğu; örgüt tarafından askeri yargıda görev yapması istenilen kişilerin özenle seçildiği, öğrencilik dönemlerinden itibaren hayatlarının her aşamasında gözetim altında tutuldukları, örgüte ait evlerde kaldıkları, birbirleriyle iletişimde mahremiyete önem vermekle yükümlü kılındıkları, bu evlerde sınavlara hazırlandıkları, tespit edildiği kadarıyla bir kısmı ile sınav sorularının paylaşıldığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği görülmektedir. Nitekim bu örgüt tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
4) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Adlî ve idarî yargı için öngörülen yargı bağımsızlığının, Anayasa’nın, dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan "Askeri yargı" başlıklı 145. ve "Askeri Yargıtay" başlıklı 156. maddelerinde askerî yargı için de kabul edildiği görülmüştür.
Bu bağlamda, tüm yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
5) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa'nın 139. maddesinde hakimler ve savcıların azlonulamayacakları belirtildikten sonra, aynı madde de meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnaların saklı olduğu hükme bağlanmıştır.
Dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan, 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'nun "Yüksek Disiplin Kurulunun vereceği cezalar" başlıklı 34. maddesinde disiplin cezaları uyarma, kınama ve görevden çekilmeye davet olarak sayılmış ve eylemin ağırlığına göre bu cezalardan birinin uygulanabileceği belirtilmiştir.
667 sayılı KHK'nın, 668 sayılı KHK'nın 4(8)/b. maddesi ile değişik, 3. maddesi uyarınca Askeri Yargıtay üyelerinin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesinde, 668 sayılı KHK'nın 4(8)b. maddesi ile yapılan değişiklik ile Askeri Yargıtay üyeleri de, bu tedbirin uygulanabileceği kişiler kapsamına alınmıştır.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve Askeri Yargıtay üyeleri hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir.
Nitekim, Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu Askeri Yargıtay üyeleri hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak veya sosyal birliktelik görünümü içinde olmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
6) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Askeri yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını gösteren delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan bir kısım delillerin, davalı idare ve ilgili idareler tarafından dava konusu kararın tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de, bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Beyanlar
Davacı hakkında verilen Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararındaki beyanlar şu şekildedir:
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan A.B.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 29/07/2016 tarihli ifadesi; "…Bu olaylar dışında şüphelendiğim kişiler ise şunlardır: Askeri Yargıtay Üyeleri Hakim ..., Hakim Albay H.Z., Hakim Albay H.A., Hakim Albay Ş.A., Hakim Albay A.F.Ö.dir. ..."
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 20/03/2018 tarihli ifadesi; "...Askeri Yargıtay'da görev yapan üyeler; ..., H.Z., H.A., Ş.A. ve A.F.Ö. haklarında Fetö ile iltisaklı olduklarına dair bilgiler dolaşan kişilerdir. ..."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; “Sanığın[davacının] Askeri Yargıtay üyesi, kendisinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyesi olduğunu, aynı binada görev yaptıklarından dolayı tanıdığını, ama bir ilişkilerinin arkadaşlıklarının olmadığını, bu yargılamaya ilişkin de herhangi somut bir bilgisinin olmadığını, ancak arkadaşlarından, K.K., Z.Y.den duyduğu kadarıyla bu cemaatle veya FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu yönünde iddiaların olduğunu, o yönden şüphelendiğini belirterek savcılık aşamasındaki ifadesinde bunu beyan ettiğini, ... aynı suçtan Dairemizde yargılanan diğer sanıklarla beraber olduklarını gördüğünü, ama ilişkileri, bağlantıları konusunda bilgisinin olmadığını, ” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.U.nun, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 27/07/2016 tarihli ifadesi; "…Bu örgüte mensup olduğu iddia edilen ...’ın da bir ses kaydı internete düşmüştü. Bu konuda gerek internetteki açık kaynaklarda gerekse Ağacın Kurdu isimli kitapta değişik anlatımlar vardır. Olayın içeriğini tam olarak bilmiyorum. …Askeri Yargıtay'da örgüt hedefleri doğrultusunda hareket ettiklerini duyduğum ve gösterdiklerden tavırlardan anladığım ..., A.F.Ö., H.A., Ş.A.yı biliyorum. M.Ş. ve H.Z.nin de onlarla birlikte tavır gösterdiğini biliyorum. "
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 20/03/2018 tarihli ifadesi; "…Daha önce aynı düşünceleri paylaştığımızı düşündüğümüz Askeri Yargıtay'da ..., H.A., A.F.Ö., Ş.A., H.Z., AYİM'de C.Ç., Y.Y. ile zamanla irtibatlarımız koptu. Bu arkadaşlar daha önce siyasi iktidara sonuna kadar destek verdiklerini söylüyorlardı. Fakat siyasi iktidarın uygulama, tavır ve söylemlerinde bir değişiklik olmamasına rağmen 180 derece değişerek hakarete varan söylemlerde bulunuyorlardı. Bu durup dururken bana manidar geliyordu. Ben bunu örgütsel bir tavır olarak görüyordum. Çünkü; bu arkadaşlar nerede bir araya geliyorlar, nerede görüşüyorlar bilmiyordum ama aynı söylemlerde bulunuyorlardı. Mesela hepsi bir ağızdan MİT Müsteşarına, ülke ismide vererek, başka bir ülkenin adamı diyorlardı. Ben de kendilerine Türkiye'yi sevmediğini açıkça belli eden yabancı ülkelerde bunu söylüyor diyordum. Bunların hepsi benim yaşadığım, tanıdığım kadarıyla dindar, inançlı insanlar olarak geçiniyorlardı. Ancak hemen hemen hepsi cuma namazına gitmezlerdi, namaz kılmazlardı. Sadece H.Z. içki içmezdi, cuma namazına da giderdi. İçlerinde de doğru olarak değerlendirdiğim kişi buydu. Fakat bunun da diğerleri tarafından kullanıldığını düşünüyorum. Bu arkadaşlar çok ketumdu. Onlarda kendi aralarında toplanıp beraber geziyorlardı. Fetöcüler hiç bir örgütün yapamayacağı takiyeyi (kendini gizlemek) yapabiliyorlardı. ... Ocak 2014 de iki kişilik üye seçimi yapıldı. Y.Y. da adaydı. Y. için de tavırları sebebiyle Fetöcü olduğunu düşünüyordum. Y. 8 yıl AYİM’de tetkik hakimliği yapmıştı. Stajı beraber yaptık, o zamandan beri tanırım. Gölzemlerimden, söylemlerinden onun da Fetöcü olduğunu değerlendiriyordum. Zira bunlar, Fetöcüler asla hiç bir zaman hiç bir yerde açıkça Fetöcü olduklarını söylememişlerdir. TSK’nın ortamı kendilerince buna müsait görülmüyordu. Biz seçimde Y.ye oy vermemeye karar verdik. Kendimize yakın gördüğümüz kimselere de bunu söyledik. Seçimde Y. 9 oyu geçemedi. Seçim 103 tur sürdü diye hatırlıyorum. ... Biz 16 kişi oy verdiğimiz için kimin kime oy verdiği rahatlıkla bu kadar tur sonucunda anlaşılıyordu. …Bu seçimden sonra yine Askeri Yargıtay'daki ..., Ş.A., H.A., A.F.Ö. beni gördükleri yerde yüzlerini çeviriyorlardı. Sırtlarını dönüyorlardı. Arkamdan küfür ettiklerini de duydum. Buradan bunların Fetöcü olduklarını anlıyorum. Zaten İstanbul'da ki 1. Ordu Askeri Mahkemesi'ndeki dinleme olayını Turgay'ın yaptığı söyleniyordu…"
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "Önceki ifadelerini tekrar ettiğini, ... sağduyulu arkadaşlarıyla da konuştuklarında Askeri Yargıtayda da 5 arkadaş (FETÖ’cü) olduğunun söylendiğini, 35 üyenin 1/7'si şeklinde bir dedikodu çıktığını, o 5 kişinin içinde sanığın[davacının] isminin de olduğunu, birlikte hareket ettikleri, FETÖ'cü zihniyette olduğu yönünde dedikoduların dolaştığını, İstanbul'daki 1. Ordudaki dinleme konusuna ilişkin, 4 tane hakimin aralarındaki konuşmanın kayda alınma olayında sanığın[davacının] fonksiyonu olduğunun dedikodu olarak söylendiğini, ..." beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.Y.A.nın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 08/08/2016 tarihli ifadesi; "…Askeri Cuntanın Darbe girişiminin elebeşısı olduğu söylenen M.K.yi iyi tanırım. Kendisi Fakülteden devre arkadaşımdır. Siyasi ve ideolojik görüşlerimiz farklıdır. 1988 - 1992 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde askeri öğrenci olarak okumuştur. Çeşitli görevlerden sonra 2011 yılında Askeri Yargıtay'a üye seçilmiştir. 2012 yılında Genel Kurmay Adli müşaviri H.Ç.nin Andıç kumpası ile tutuklanması sonrasında. Askeri Yargıtay üyeliği gibi askeri yargının en yüksek görevinden feragat ederek, yargıçlık güvencesi dahi olmayan Genel Kurmay Adli Müşavirliğine atanmıştır. Genkur Adli müşaviri olarak kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemeler ile yazışmaları bizzat yapmıştır. Askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit eden tüm komisyonları oluşturmuştur. Bu komisyonlar Atatürkçülük ders notlarını, bilgisayar virüs programlarını devletin güvenliğine ilişkin belge olarak niteleyip masum insanların casusluk suçlaması ile onlarca yıl hapis cezası almalarına neden olmuştur. Balyoz kumpası davası sırasında sanıkların istediği belgeleri göndermemiştir. 28 Şubat davası sırasında davanım en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki Genkurda mevcutmuş gibi aslı gibidir diyerek imzalayıp göndermiştir. Kozmik oda araması sırasında devletin en gizli bilgilerini kaydedildiği hard diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ eline geçmesini sağlamıştır. Aynı dava sırasında sahte evrak düzenleyerek Genelkurmay Başkanının adına sahte yazılar göndermiştir. Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin (Y.Y., C.Ç., ..., Z.Y., H.G., H.A., A.F.Ö., M.Ş., H.G.) Asker Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır. ...4. Daire üyesi Hakim ... FETÖcüdür. Elebaşıdır. Cuntacıların Sıkıyönetim direktifinde adı geçmektedir. Mesaj emriyle Genelkurmay ve Ankara sıkıyönetim askeri Mahkemesi savcısı yapılmak istenmiştir. Genelkurmaydaki FETÖcülerle arası iyidir. Çukurambarda yapılan FETÖ mensubu olan ve olmayan bazı üyelerin katıldığı toplantıya o da katılmıştır. Kendisini ve diğer FETÖcü üyeleri deşifre eden üyeleri ve askeri hakimleri emekliliğe zorlamıştır. 1. Ordu Askeri Mahkemesi hakimi Albay B.Ç. da samimidir. 2011 yılında ikisinin ortak bir ses kaydı internette yayınlanmasına rağmen soruşturma yapılmamıştır. M.K. ile ortak hareket etmiş, onun adamı gibi davranmıştır…"
Aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 21/11/2014 tarihli ifadesi; "…Genelkurmay Askeri Mahkemesi A.Z.Ü. hakkında başladığı yargılamayı kanun değişikliği nedeniyle Askeri Yargıtay'a gönderdi. Askeri Yargıtay 4. Dairesi beraat kararı verdi. Yargıtay Başsavcılığı bu beraat kararını aleyhe temyiz etti. Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nda bu temyiz talebi görüşüldü. M.Ç. ve A.Z.Ü.nün yargılandıkları resmi belgede sahtecilik suçundan verilen beraat kararının aleyhe bozulması için yoğun bir kulis ve propaganda yapılmaya başlandı. Daireler Kurulu bu davayı görüşürken E.Ç. ve ben karara mualif kaldık. Yine cemaat mensubu Askeri Yargıtay üyeleri beni sanıklarla ortak hareket etmek ile itham ettiler. Bu kararın bozulmasını isteyenler paralel yapının ele başları idi. Albay rütbesindeki ..., Z.Y., ö.E., A.D., Y.S., H.Z., H.A., S.P. aleyhe oy kullanıp kulis yapan cemaat üyeleri idi. ..."
Aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 17/12/2014 tarihli ifadesi; " …Askeri Yargıtay'daki cemaat yapılanmasının önde gelenleri. Y.S.. H.Z., A.Z.L., Z.Y., Ö.E., Y.T.Ç., ... isimli üyelerdir. …... cemaat üyeleri arasında çok etkin olup, Hukuk Fakültesinde okuyan oğlunu arasıra Amerika'ya göndermektedir. Z.Ç. ve M.Ç.nin davalarında sanıklar aleyhine kulis yapmıştır…"
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.Ç.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 15/12/2016 tarihli ifadesi; "…Sahte evrak suçundan yargılama sırasında, heyette bulunan 4 üye beraat istemiş, ... ise duruşma boyunca düşmanca hareketler sergilemiş ve mahkumiyet istemişti. Askeri Yargıtay Daireler kurulunda temyiz incelemesinde, sonradan tamamının FETÖ terör örgütü üyesi olduğu ortaya çıkan üyelerce oy çokluğu ile aleyhime bozuldu. Bu dava hukukun genel ilkelerine ters şekilde, bir sivil memurun iddiası üzerine açılmıştı, eylemi yapan ve kurgulayan asıl sanık Ş.C. tanık yapılmış, benim de amirimi azmettirdiğim şeklinde hayatın olağan akışı ile bağdaşmayan bir senaryo hazırlanmıştı. ...Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine, bu davanın kumpas olduğu ve adil yargılanma hakkımın ihlal edildiğine yönelik yaptığımız başvuru Anayasa Mahkemesince kabul edilerek adil yargılanmanın ihlal edildiği kararı verilmiştir. Askeri Yargıtay’da görev yaptığım dönemde de sessizce olan biten ve gruplaşmaları izlediğimden kimin cemaatçi gruptan olduğunu tahmin ediyordum. Ancak hakkımda açılan kumpas davası nedeniyle cemaat üyeleri saklanamayacak şekilde açığa çıkmışlardır. Komplo olan davanın asli maddi failinin tek tanık olması, evrak vasfım olmayan bir resmin evrak kabulü ve hiçbirşeyden haberi olmayan tamamen kumpasa getirilen o dönemde Hava Kuvvetleri Başsavcısı olan Hakim Albay A.Z.Ü.nün asıl fail sayılması ve yüzbaşı rütbesindeki benim albay rütbesinde Başsavcıyı azmettirici olarak yargılanmam gibi çok basit bırakın hukukçuluğu ve yüksek yargı üyeliğini sıradan bir vatandaşın bile gülüp geçtiği bir seneryo ile A.Z.Ü. ve benim evrakta sahtecilik suçundan üst sınırdan cezalandırılmamız ve hakimlik mesleğinden atılmamız tamamemen örgütün kararı doğrultusunda örgüt üyelerince icra edilmiş bir harekettir. Bu mahkumiyet kararını veren heyet üyeleri Hakim Albay R.Ş., Hakim Albay Y.S., Hakim Albay S.P., Hakim Albay R.İ., Hakim Albay H.Z., Hakim Albay Z.Y., Hakim Albay Ö.E., Hakim Albay H.A., Hakim Albay A.D., Hakim Albay M.Ş., Hakim Albay İ.U., Hakim ..., Hakim Albay Y.T.Ç., Hakim Albay H.G., Hakim Albay A.F.Ö., Hakim Albay M.A.U., Hakim Albay H.İ.nin den Fetö terör örgütü üyesi olarak hakkımda yaptıkları yanlı yargılama ve hukukun temel ilkelerine aykırı şekilde mahkumiyet kararı vermelerinden dolayı şikayetçiyim .."
Aynı şahsın, Kaçakçılık ve Organize İşlerle Mücadele Daire Başkanlığında alınan 05/09/2017 tarihli ifadesi; "…Sadece halen fetöden tutuklu örgüt lideri ... mahkumiyet istemiş ve duruşmada düşmanca tavırlar sergilemişti. Hatta reddi hakim taleplerimize rağmen duruşmadan çekilmemişti. …... şu an kendisi FETÖ terör örgütünden tutukludur. Kanaatimce askeri yargıdaki elebaşıdır. Kumpas davasını başından sonuna kadar tüm olayları organize etmiştir kendi kararı hilafına verilen beraat kararını bozdurmuş beraat kararı veren iki üyenin ayrılmasını fırsat bilmiş yerine M.Ş. ve İ.U. gibi FETÖ üyesi olan iki hakim alarak beraatı iki oya karşılık üç oyla mahkumiyete çevirmiştir…"
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "2008 ve 2009 yılında FETÖ terör örgütüne bir soruşturma yaptıklarını ve 2008 yılında FETÖ nün bir terör örgütü olduğunu, yabancı istihbarat örgütleriyle bağı olduğuna dair bir karar olduğunu, görevsizlik kararında yazdığını, bu nedenle o dönem Zaman, Taraf, Bugün gazetelerinin yaklaşık 40'ı manşet olmak üzere bir çok haber yaptığını, aracına bomba süsü verilmiş paket konulduğunu, tehdit mektupları geldiğini, hakkında da yaklaşık 9 soruşturma yapıldığını, üçünde dava açıldığını, bir tanesinin resmi evrakta sahtecilik olduğunu, çok komik bir kurgu, komik bir iddia olduğunu, O dönem Askeri Yargıtay’a gönderildiğini, Askeri Yargıtay’a gittiğinde ...'ı daha önceden tanımadığını, cemaatin kendileriyle husumetinin bilindiğini, her gün gazetelere çıkar bir durumda olduklarını, ...’ın duruşmada 5 hakimden biri olduğunu, babasını öldürülmüşcesine düşmanca tavırlar sergilediğini, kin ve nefretle hareket ettiğini hatta diğer üyelerin de buna tanık olduğunu, Z.Ü.nün o tavırlarından dolayı bunu reddi hakim talebinde bulunduğunu, daha sonra 4 oya karşı 1 oyla beraat ettiklerini, muhalif kalanın sanık ... olduğunu, Daireler kurulunda dosyanın bozulduğunu, sonuçta 3 oya karşı 2 oyla mahkum olduklarını, daha sonra yine Daireler Kurulunda onandığını, Anayasa Mahkemesinde bireysel başvurunun olumlu neticelendiğini ve yenilenen yargılamada beraat ettiklerini, yargılamada sanığın kin, nefret ve düşmanlığını gördüğünü, kendisinin cemaat dışında düşmanının olmadığını, o süreçte her ne kadar FETÖ'cüler faaliyette ise de bir de karşı grup olduğunu, onların da ...'ın kendisi hakkında kulis yaptığını mahkum ettireceğini söylediklerini, o nedenle de o dönem istifa ettiğini, Hava Kuvvetleri İstihbaratta sürülen bir Binbaşının kendisine sanığın[davacının] FETÖ’cü olduğunu söylediğini, hatta “cemaatin kılıcı bu dikkat edin” dediğini" beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan H.G.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 25/08/2016 tarihli ifadesi; "…Askeri Yargıtay üyesi olup halen tutuklu olduğunu sandığım ... Adana’da kıta subayı olarak görev yaparken Y.Y.nin evlenmesine aracı olmuştu. ... bir ara odasına gittiğinde bana o zaman Yargıtay Başkanı seçilen A.Z.L.yi kastederek "biz ona şunları şunları genel sekreter yapma dedik ama kendisi bizi dinlemedi, göreceğiz bakalım" şeklinde beyanda bulunmuştu. ... cep telefonunu genelde açık bulunan televizyonun yanına koyardı. Muhtemelen dinlemeye karşı önlem amacıyla bunu yapıyordu. ...Askeri Yargıtay da görev yaptığım dönem içerisinde yapılan üye seçimlerinde ve uyuşmazlık mahkemesi üye seçimlerinde FETÖ ye yakın olabileceğini düşündüğüm üyelerle diğer üyeler arasında çekişmeler yaşandığını gördüm. Özellikle 2011 yılından sonra yapılan seçimlerde bu açıkça belli oluyordu. İ.K. ve Y.Y.nin aday olduğu seçimlerde H.Z., ..., H.A., Ş.A. ve A.F.Ö. ısrarla bu kişileri destekliyorlardı. Bunlara destek olmayan Askeri Yargıtay Başkanı A.Z.L., 2. Başkan Y.S., üyelerden Z.Y., Ö.E., M.A., H.G., H.K., A.T.S., A.D., İ.U. ve daha sonraki dönemde ben ve C.T. ile E.A.ya karşı öfkeliydiler. Bunu açıkça da ifade ettikleri oluyordu. Hatta bunların odalarına dahi girmiyorlardı. ...İsimlerini saydığım ve Fetullahçı yapılanmaya dahil ya da yakın olabileceğini düşündüğüm üyeler aşamalarda genellikle birlikte hareket ediyor, alt derecede kendilerine yakın gördükleri hakimlerin verdikleri kararlar olduğunda aşamalarda o üyelerin ya da hakimlerin verdikleri kararlar doğrultusunda oy kullanıyorlardı. Eğer herhangi bir askerin bulunduğu pozisyonda görev yapmasını istemiyorlarsa ilk derecede ve Yargıtay’da ona göre oy kullanıyorlardı. Örneğin daireler kurulunun … Esas numaralı dosyasına konu olayda içlerinde Tuğgeneral H.S.nin de olduğu bir heyet F16 uçaklarının yaptığı bir arıza ile ilgili olarak tuttukları tutanak davaya konu olmuştur. Gen Kur Askeri Mahkemesinde sanıkların mahkumiyetine karar verilmiş ve temyiz üzerine Askeri Yargıtay 4. Dairesinde karar subüt yönünde bozulmuştu, ancak karara M.Ş. ve ... muhalif kalmıştı ve Gen Kur Askeri Mahkemesi direnme kararı ile tekrar mahkumiyet hükmü kurmuştu. Dosyada daireler kurulan geldiğinde bu üyelere yakın olduğunu bildiğim Ş.A.nın karşı oyuna rağmen oy çokluğu ile direnme kararı bozulmuştu.."
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 14/03/2018 tarihli ifadesi; "…2014 veya 2015'de Uyuşmazlık Mahkemesine Askeri Yargıtay'dan yedek üye seçilmesi gerekiyordu. Z.Y. M.Ş.ye aday olup olmayacağını sormuş ve kendisi kabul etmiş. Sonradan gelip ben aday olmayacağım o grubu karşıma almak istemiyorum demiş. O gruptan kastı muhtemelen H.Z. ve ... ekibidir. Fakat açıkça isim zikretmemiş. Bunları Z.Y. daha iyi bilir. Buna rağmen M.Ş. daha sonra yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi asıl üyeliği seçiminde aday oldu. Ancak biz bunun Fetöcülerin adayı olduğunu düşündüğümüz için oy vermedik ve seçilemedi. …... isimli üye de H.Z.nin odasına çok sık gelirdi. Benim odam ile H.Z.nin odası karşılıklı olduğu için görürdüm. Kapıyı kapatırlardı. Neler konuştuklarını bilemem. Y.Y. ve İ.K.nin seçimleri sırasında H.Z.deki tavrın aynısı ...'ta da vardı. Bana sorarsanız Askeri Yargıtay'daki Fetöcü olarak nitelendirilebilecek grubun yönlendiricisi ve başı ...'tır diyebilirim. Bu ekip A.Z.L. Yargıtay Başkanı seçildiğinde Genel Sekreterlik için isim önermişler fakat Başkan başka birini seçince kendisiyle baş başa olduğum bir sırada bana bunları anlatarak “bizim dediğimizi yapmadı, göreceğiz bakalım” gibi şeyler söylemişti. Ben de muhafazakar bir yapıda insan olduğum için ilk zamanlarda bana yakın duruyorlardı. Bazı şeyleri benim yanımda konuşabiliyorlardı.."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "2002 yılında Edirne’de askeri savcı olarak görev yaparken sanığın[davacının] hakim olarak geldiğini, sanıkla[davacıyla] birlikte 2011 yılında Askeri Yargıtay savcılığında görev yaptığını, o dönemde kararnamelerin Kara Kuvvetleri Personel Dairesi ve Askeri Adalet işlerindeki bu işe bakan askeri hakimle ortaklaşa belirlendiğini, kendilerinin bir türlü önceden öğrenemediklerini, kararnamenin o sene Ağustos ayında yayınlandığını, Haziran veya Temmuz 2011'de spordan veya yemekten çıkıp yolda konuşurken İstanbul'a kimin gittiğine dair bir şey sorduğunu, sanığın[davacının] “Diyarbakır'da adli müşavir F.K.nin İstanbul'a adli müşavir olarak gidiyor, İstanbul’daki adli müşavir B.Ç. geri yerine dönüyor” dediğini, sanığın[davacının] bunu nasıl öğrenmiş olabileceğini merak ettiğini, öğrenmişse Askeri Adalette bu işe bakan İ.K.nin bu ekibin (cemaat) içerisinde yer alan kişi olduğunu, sanığın[davacının] kararnameyi önceden bilmesinin dikkat çeken bir şey olduğunu, kimin nereye gideceğini bilecek kadar ve Haziran veya Temmuz ayında daha kararname yayınlanmadan bilmesinin bunun FETÖ'cülerle irtibatı olduğuna dair söyleyebileceği bir husus olduğunu, 2012 yılında Askeri Yargıtay üye seçimi olduğunu, kendisinin Askeri Yargıtay Savcılığına geçmiş olduğunu, listede 1'inci sırada yine bu ekibin içerisinde yer alan E.E.nin olduğunu, Savcılıkta şöyle bir söylenti çıktığını, sanık ...’ın 6'ncı sıradaki adayla gidip görüştüğü, “biz seni seçtireceğiz ama bizimle çalışacaksın veya bizimle çalışırsan seni seçtireceğiz” gibi bir şey konuştuğu söylentisini duyduğunu, bunun üzerine aynı ekipten olduğunu bildiği için daha seçim sonuçlanmadan H.Z.ye bunu sorduğunu, H.Z.nin hiçbir şey demediğini, sükut ikrardandır kuralı gereği H.nin bu olayı doğrulamış gibi kabul ettiğini, 2013 şûrasında A.Z.L.nin Tuğamiral olduğunu ve Askeri Yargıtay Başkanı olduğunu, göreve başladığında da A.Z.L.nin A.K.nin Genel Sekreter olarak belirlediğini, Sanıkla[davacıyla] odasındaki bir görüşmelerinde sanığın[davacının] “biz ona şunları şunları genel sekreter yapma diye söylemiştik bizi dinlemedi göreceğiz bakalım” dediğini, orayı sanki kendi istediği gibi dizayn etme iradesi ve Askeri Yargıtay Başkanına kafa tutacak şekilde de bir ifadesi olduğunu, bunu Genel Sekreterin belirlenmesinden sonra söylediğini, o konuşma sırasında ikisinden başka kimsenin olmadığını, Dikkatini çeken 4. Dairenin F16'larla ilgili bir kararı olduğunu, 2015 yılı olabileceğini, Amerika’da bir F16'nın arıza gibi bir şeyi tespit edildiğini, orada yanlış hatırlamıyorsa uçuşa engel olmadığına dair tespitten sonra Türkiye'ye döndüğünü ve sanki olay burada olmuş gibi bir tutanak düzenlendiğine dair bir yargılama olduğunu, hakikate muhalif evrak düzenlemek suçundan dolayı Tuğgeneral H.S. hakkında bir dava olduğunu, davaya Genelkurmay Askeri Mahkemesinin baktığını, General yargılamalarına ondan dolayı önem verdikleri bir yer olduğunu, mahkumiyet verildiğini, dairenin kararı bozduğunu, bozma kararına dairede muhalif kalan 2 üyeden birisinin sanık[davacı], birisinin M.Ş. olduğunu, mahkemenin direndiğini, Daireler Kurulunda tek muhalif kalan kişinin Ş.A. olduğunu, bunu tasfiye gibi yorumladığını, Sanığın[davacının] Askeri Yargıtay üyelerinden ve diğer askeri hakim savcılarla samimiyetini bildiklerini, gördüklerini, mesela İ.K.yle bir cep telefonu gönderme olayı olduğunu, Y.Y.yle olan samimiyetlerini bildiklerini, birde Askeri Yargıtay’daki H.Z., H.A., Ş.A. ve diğer A.F.Ö. gibi kişilerle de samimiyetlerini bildiklerini, önceki ifadesinde Askeri Yargıtay’da Fetö’cülerin başı olarak sanık ...’ı söylediğini, halen de oradakilerin en başında kim vardı denirse kanaat olarak söyleyebileceğini, Sanığın[davacının] kendisiyle ilgili değil, İstanbul'la ilgili bir tayini kimin nereye gideceğine kadar bildiğini, mesela bunu bilebilecek kişinin İ.K. olduğunu, bu kişinin 2011'deki bu tayin kararnamesinde kendisini Genelkurmay mahkemesine almak için teklifte bulunan kişi olduğunu, kendisinin kabul etmediğini” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan A.D.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 27/09/2016 tarihli ifadesi; "…Ben 2012 yılında Askeri Yargıtaya geldiğimde bana destek veren arkadaşlarımdan Z.Y. ve Ö.E. açıkça şu anda tutuklu bulunan H.Z., ... ve Ş.A.nın Fetullah cemaati ile bağlantılı olduklarından şüphelendiklerini bu kişiler ile ilişkilerimde dikkatli olmam gerektiğini söylediler. Daha sonra seçilen H.A., A.F.Ö.nün de Fetullah Cemaati ile bağlantılı olduğu söyleniyordu. Biz de bu kişiler ile ilişkilerimizde dikkatli davranmaya başladık. Ben Yargıtaya geldiğimde zaten bu yapılanına ile ilgili gizli bir mücadelenin olduğunu gördüm. ...Askeri Yargıtayda görev yaptığını süreçte özellikle Hava Kuvvetlerinden gelen bazı dosyalarda yasal olmayan dediller ile bir takım kişiler hakkında dava açıldığı izlenimini edindim. Kullandığım oylarda bu hukuksuzluğu önlemeye çalıştım. Bu hususu benimle aynı dairede görevde olan İ.U. ile de paylaştım. Bu dosyalarda dairemizde halen tutuklu bulunan ... ve M.Ş.nin benzer oy kullandıklarını gördüm örneğin; Hava Kuvvetlerine ait bir Tanker Uçağı ABD'de bir tatbikata katılıyor. Tatbikat esnasında uçak inerken kanadını sürtüyor. Daha sonra uçak personeli tarafından teknisyenlerinden görüşü alınmak sureti ile tatbikat bitiminde uçak o haliyle Türkiye'ye uçuruluyor. İncirlik hava üssüne iniyor. Üste iniş doldurulun formlarda uçağın kanadında bir hasar oldğunu tespit edildiği belirtiliyor. Uçak mürettebatı ve ilgili komutanlar hakkında hakikate muhalif rapor tanzim etmek suçundan kamu davası açılıyor. Bu dosya dairemize geldiğinde üyelerin 3'ü suçun subut bulmadığı yönünde oy kullandılar. Ancak ... ve M.Ş. ısrarla suçun subut bulduğu yönünde oy kullanarak ayrıntılı bir karşı oy yazdılar. Bozma kararına yerel mahkeme aynı karşı oy yönünde karar vererek direndiler. Karar daireler kuruluna geldiğinde ezici bir çoğunlukla suçun subut bulmadığı hükmü edilerek direnme kararı bozuldu. bu karar ve bu doğrultuda olan başka karar örneklerini daha sonra dosya ya ibraz edeceğim. H.G., ..., H.A., A.F.Ö.yle ben askeri lojmanlardan Askeri Yargıtaya aynı serviste gelip gidiyorduk. ... Serviste ... mit tırları soruşturması için “Suriyedeki terör örgütlerine Mit tarafından silah veriliyor”, 17-25 Aralık soruşturması için “hükümet gırtlagına kadar yolsuzluğa battı”, barış süreci için “teröristlerle masaya oturuluyor” şeklinde slogan haline getirdiği laflarla hükümeti ağır bir şekilde eleştiriyordu. Bundan ben ve H.G. rahatsız oluyorduk. Aramızda tartışmalar yaşanıyordu. Bir süre sonra tatsız bir olay yaşanmaması için hiç konuşmamayı tercih ettim. Serviste benim olmadığım bir gün ... Yargıtay ve Danıştay üye olup FETÖ ile bağlantılıların tasfiyesi için tüm üyelerin üyeliklerinin düşürülüp tüm üyelerin yeniden seçimine dair sürece ilişkin yasay yönelik olarak ağır bir şekilde eleştirdikten sonra, "Bütün bunlar bir kenara yazılıyor. Kayıt ediliyor. Kimin kimi düzeceği belli olmaz biz bittik demeden bitmez " diye H.G.nin duyacağı şekilde yüksek sesle H.A.ya bir cümle sarf ediyor. H.G. bu durumdan çok rahatsız olmuş. Benim yanıma gelerek bu durumu anlattı ve rahatsız olduğunu söyledi. Bunu Z.Y.ye de söylemiş. Darbe girişiminden önce söylenen bu söz darbe girişiminden sonra bana manidar geldi."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; “2012 yılında Askeri Yargıtay üyesi seçildiğini, bu sırada sanık ...'ın üye olduğunu, dolayısıyla beraber 4 sene kadar çalıştıklarını, bu konuyla ilgili de bundan önce 2 kez ifade verdiğini, o ifadelerini aynen tekrar ettiğini, sanığın doğrudan terör örgütü üyesi, yöneticisi veya darbecilerle irtibatı bulunduğu yönünde somut bir bilgisinin olmadığını, ancak Askeri Yargıtaya geldiğinde ...'la birlikte H.Z. ve 3 kişinin terör örgütünün eski adıyla Fethullah Gülen cemaatinden olduğunun söylendiğini, H.Z., ..., Ş.A., kendisinden sonra seçilen H.A. ve A.F.Ö.nün de bu cemaatin üyesi olduğundan bahsedildiğini, böyle bir söylenti olduğunu, bu kişilerin özellikle Askeri Yargıtay üye seçimlerinde müşterek hareket ettiklerini grup olarak hareket ettiklerini gözlemlediğini, özellikle sanığın[davacının] ismi terör örgütü ile anılan askeri hakimlerin üye seçilmesi için özel çaba sarf ettiğini, Y.Y. ve İ.K. isimli 2 askeri hakim için yoğun bir çaba sarf ettiğini ve tabi bir kısım üyelerin bunu fark edince karşı bir duruş sergilediklerini, dolayısıyla bu grupla aralarında bir husumet oluştuğunu, hatta bu süreç içerisinde bu husumetin gittikçe arttığını, hatta bazı arkadaşların tamamen selamlaşmayı dahi kestiklerini, Sanığın[davacının] FETÖ medyasının söylemlerini birebir konuştuğunu, mesela çözüm sürecinden bahsettiklerinde “hükümet teröristlerle masaya oturdu, Güneydoğuyu teröristlere teslim ettiler, hendek kazılmasına göz yumdular, buradaki şehitlerden hükümet üyeleri sorumludur” tarzında, veya mesela MİT tırları soruşturmaları konusunda aynı FETÖ medyasının kullandığı dille “Suriye'deki terör örgütlerinin vasıtasıyla silahlandırıldığı, bunun uluslararası ve ulusal cezai sorumluluğu olduğunu, bu sorumluların hesap vereceğinden” bahsettiğini, Cmhurbaşkanlığı Külliyesi ile ilgili “milletin parası ile saraylar yaptırdıklarını” söylediğini, 17-25 yargı ve emniyetin darbe girişimi olduğunu, sanığın “hükümet üyelerini, aileleriyle birlikte boğazına kadar usulsüzlüğe, yolsuzluğa battığı, bu soruşturmada görev alan savcıları cesur ve yürekli insanlar” şeklinde tanımladığını, 15 Temmuz darbesinden önce Haziran ayında H.G.nin morali bozuk olduğunu, sorduğunda servis aracında iken Yargıtay üyelerinin, üyeliklerinin kanunla sonlandırılması ve tekrar seçilmesi konusunda basında “Yargıtay tekrar bozulacak, düzülecek” tarzında haberler olduğunu, sanığın[davacının] öndeki H.G.ye duyuracak şekilde yüksek sesle “yani bunların hepsi kayda alınıyor, unutulmayacak. Yarın kimin kimi düzeceği belli olmaz” tarzında konuştuğunu, bu konuşmadan dolayı H.G.nin moralinin bayağı bozuk olduğunu, ...Tanker Uçağının hasar görmesi ile ilgili dosyada kuşkulandığı şeyin şu olduğunu, zannederse M.Ş.yle ...’ın muhalif kaldığını, oy çokluğuyla kararın bozulduğunu, daha sonra Daireler Kuruluna götürüldüğünü, daireler Kurulunda yine bu yapının (FETÖ) içerisinde olduğunu değerlendirdiği Ş.A.nın muhalefet yazdığını, ama muhalefetinde kendi dairelerindeki muhalefetin aynısını alıp yapıştırılmış olduğunu, bunun dikkatlerini çektiğini..” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan H.G.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 02/08/2016 tarihli ifadesi; "…Ben 2012 yılı Ağustos ayında Yarbay oldum. O tarihte Askeri Yargıtay üyelerinden birinin emekli olması nedeniyle bir kişilik boşalan yer için 2012 yılı Kasım ayında seçim yapılacaktı. Ben bu seçimlerden bir süre önce, muhtemelen 2012 yılı Ekim ayında üyeleri dolaşmak için Askeri Yargıtay'a geldim. O tarihte Van'da Askeri Savcı olarak görevliydim. Daha önce beraber çalıştığım Z.Y. Albayın odasında otururken bana “H.Z., ..., H.A. ve Ş.A. isimli Askeri Yargıtay üyelerinin cemaatçi olduğundan şüpheleniyorum” demişti. O tarihlerde bu yapının adı net olarak konulmadığından bu şekilde tarif ediliyordu. Ayrıca saydığım bu isimlerin İ.K. isimli Askeri Hakimi destekleyeceklerini duyduğunu söylemişti. 2012 yılı Kasım ayında bahsettiğim üye seçimi Askeri Yargıtay'da yapıldı. Z.Y. Albayımın bana belirttiği bu tespitleri yani yukarıda isimlerini belirttiğim ve o dönemki adıyla cemaat olarak bilinen yapıya yakın olan kişilerin isimlerini Askeri Yargıtay üyeleri Ö.E. ve A.D. Albaylarım da söylemişlerdi. Ben bu seçimde listeye giremedim. Ben 03/04/2014 tarihinde Askeri Yargıtay 2. Daire Üyesi olarak göreve başladım. ...Bizim lojmanlarımız Batıkent'tedir. Resmi araçla iş yerine gideriz. Bir gün yine servis aracıyla lojmanlara dönerken -yanılmıyorsam 2016 yılı Haziran ayının 20'si civarlarıydı- ... H.A.yla gündelik mevzularla ilgili sohbet ediyordu. ... Askeri Yargıtay 4. Daire Üyesi idi. H.A. ise Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi idi. H.A. bu sohbet sırasında Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerinin sonlandırılıp tekrar seçilmelerine ilişkin mecliste görüşülen yasa tasarısını gündeme getirdi. ... bu sırada şu cümleleri kullandı: “Bozulup düzülecekmişiz, kimin kimi düzeceği belli olmaz, bunların hepsi kaydediliyor, biz bitti demeden bitmez, bunu nereye koyarsan koy” bu sözleri sarf ederken kendilerinden olmadığını düşündükleri bana mesaj verme kaygısıyla hareket ettiklerini tahmin ediyorum. Ertesi gün bu konuyu Z. Albayım ile paylaştım.."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; “…Daha önce 2 Ağustos 2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında, Aralık 2016'da Genelkurmay askeri savcılığında ifade verdiğini, öncelikle bunları tekrar ettiğini, hatırladığı kadarıyla 2012 yılı Ekim ayında Z.Y.nin onun yanına ziyarete geldiğini, orada kendisine Askeri Yargıtayda ..., H.Z., Ş.A., H.A.nın cemaatçi olduğundan şüphelendiğini söylediğini, üye seçiminde İ.K. isimli askeri hakimi bunların destekleyeceğini duyduğunu Z.Y.nin söylediğini, daha sonrasında kendisinin o seçime girdiğini ama listeye giremediğini, 2013 yılı Kasım ayında Askeri Yargıtayda tekrar üye seçimi yapıldığında o zaman listeye girdiğini, 2014 yılı Nisan ayında da Askeri Yargıtay üyesi olarak görev yapmaya başladığını, Kardelen mahallesindeki lojmanda oturduğunu, ...'la beraber aynı servis aracında gidip geldiklerini, 2016 yılı Haziran ayının 20-22'si civarlarında, servis aracıyla birlikte akşam mesaiden dönerken kıdem sırasına göre kendisinin önde ...’ın sağ arkada H.A.nın onun yanında sol tarafta oturduğunu, o dönemde de Yargıtay Danıştay üyelerinin üyeliklerinin sonlandırılıp tekrar üye seçilmelerine ilişkin bir yasa tasarısının meclis gündeminde olduğunu, ikisinin bu konuyu konuştuklarını, H.A.nın konuyu açtığını, ikisinin bunun doğru olmadığı yönünde cümleler sarf ettiklerini, o sırada ...’ın “Bozulup düzülecekmişiz kimin kimi düzeceği belli olmaz. Bunların hepsi kaydediliyor, biz bitti demeden bitmez bunu nereye koyarsan koy” diye yüksek bir ses tonuyla bu lafları söylediğini, kendisinin bunu kendisine duyurma, kendisi aracılığıyla onlara (FETÖ’cülere) karşı mücadele edenlere duyurma kaygısıyla o şekilde cümle sarfettiğini değerlendirdiği için ertesi gün sabah Z.Y.ye, A.D.ye, Ö.E.ye ve samimi olduğu üye arkadaşlarına bu olaydan bahsettiğini, sanığın[davacının] “biz” olarak bahsettiği grubu o zamanlar paralel yapı diye adlandırılan örgüt yapılanması olarak anladığını ..” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan Z.Y.nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 21/03/2018 tarihli ifadesi; "... 2010 yılı Ekim ya da Kasım ayında 8 kişilik üye seçimi yapıldı. Bu seçimden sonra 2011 yılı içerisinde bir gün AYİM üyesi K.K. Albayım bana sivilde olduğu gibi TSK'de da bu yapıya mensup kişiler olabileceğinden bahsetti. Hatta Askeri Yargı içerisinde de bu yapılanmanın başladığını söyledi. Özellikle yeni seçilen üyelerden ..., Ş.A., M.K. ile daha önce üye olan H.Z.den şüphelendiğini söyledi. Ayrıca yine 2010 yılında AYİM'de yapılan seçim sonucu üye olan Y.Y. ile C.Ç.nin de bu yapıya mensup olabileceğini söylemişti. Bunun üzerine ben de Askeri Yargıtay'da güvendiğim bazı arkadaşlarıma bu konudan bahsettim. Paylaştığım kişiler arasında Y.S. ve Ö.E. Albay vardı. ... 2012 yılının Kasım ayında yapılacak olan tek kişilik üye seçiminde H.Z. ile ... MSB'de görevli olan İ.K.nin seçilmesini çok istemişlerdi. Bizde stajdan tanıdığım H.G.nin üye seçilmesini istiyorduk. Zira H. vatanını milletini seven liyakat olarak da son derece düzgün ve iyi ve çalışkan bir savcıydı. Askeri Yargıtay'a güç katacağını değerlendiriyorduk. Turgay stajdan H.yi tanıdığı halde H.yi bize kötülemeye başladı. İ.yi ön plana çıkarıcı bir takım sözler sarf ediyordu. Ben kendisine İ. Fakülte Yüksek Okullar (FYO) mezunu olduğu ve birlikte herhangi bir yerde görev yapmadıkları halde nasıl bu kadar iyi tanıdığını sorduğumda doyurucu cevaplar verememişti. Bunun üzerine o seçimde biz H.yi destekledik. Bu yapıya mensup olan üyelerde İ.K.yi desteklediler. Bu seçimle birlikte biz bu kişilerin kuruma liyakatli kişileri seçmek yerine kendilerinden olan kişileri seçerek burada bir yapılanmaya gideceklerini daha net anladık. Bundan sonra bu kişilerle tamamen ayrıştık. Bizim belirtilen yapıdan farklı olarak, üye seçimindeki kriterlerimiz ehliyet, liyakat ve de hukukun üstünlüğü idi. Bizden ayrışan üyelerin ise amaçlarının farklı olduğu bir grubu ve kendilerine göre doğru gördükleri bir düşünceyi Askeri Yargı'ya egemen kılmaya çalışıyorlardı. Yine hükümetin doğrularına doğru yanlışlarına da yanlış diyebiliyorduk. Bahsettiğim üyeler daha önce idarenin her türlü işlemine kayıtsız şartsız bağlı kalıp doğru derken yukarıdaki tarihlerden sonra hükümetin muhalifler tarafından doğru bulunan ve de hiç eleştirilmeyen tasarruflarının da yanlış olduğu yönünde beyanları olurdu. Bunları eylemleri ile de gösterirlerdi. Dolayısıyla Fethullahçı yapılanmaya mensup üyelerin bu şekilde açıkça ortaya çıktığını düşünüyorum. Bu üyeler Askeri Yargıtay'da H.Z., ..., A.F.Ö., H.A. ve Ş.A. İdi. ...... Askeri Yargıtay üyesi seçilmeden önce İstanbul 1. Ordu'da görev yapıyordu. 2011 yılında internete 1. Ordu Komutanlığı'nda görevli olan ... ve diğer hakimlerin ses kaydı düşmüştü. Bu ses kaydında Balyoz kumpasıyla ilgili bir takım konuşmalar mevcuttu. Konuşmayı dikkatle dinlediğim zaman Turgay'ın sesinin daha net duyulduğunu ve tabiri caizse ortaya çanak sorular sorarak diğerlerini konuşturduğunu fark ettim. Bu olay kendisinden daha da fazla şüphelenmeme sebep oldu. Haziran 2011 tarihinde Turgay üye olarak 4. Daire'de göreve başladı. Aynı dairede M.K.de görevlendirilmişti. Özellikle ikisi son derece samimi bir ilişki içerisinde olup öğlen aralarında da beraberlerdi. ... Kendisiyle[davacıyla] ilgili Fethullahçı olabileceği yönünden yoğun söylentiler olunca bir gün K.K.ye ... ile konuşacağını ve bu yapı ile bağlantısının olup olmadığını soracağımı açıkça ifade ettim. O da olabilir deyince sohbet sırasında bir gün odama davet ettim. Sohbet sırasında kendisiyle ilgili söylentilerden bahsederek herkesin bir yolunun bulunduğunu ancak sonuçta asgari müştereklerde buluşulabileceğini kendisinin bu yapı ile bağlantısının olup olmadığını sordum. Cevap olarak evet öyleyim demedi. Ancak bu yapıyla bağlantılı çok sayıda tanıdığının olduğunu söyledi. Zira o dönemde özellikle Adalet Bakanlığı'nda üst dü...e görev yapan çok sayıda tanıdığı vardı. Eşi Yargıtay da tetkik hakimi iken tayini Adalet Bakanlığı Merkez Teşkilatı'na yapılmıştı. Kendisi[davacı] ayrıca halen Fetö/PDY soruşturması kapsamında tutuklu olduğunu zannettiğim Y.Y.nin üye seçilmesi içinde çok yoğun çaba sarf etmiştir. ... Deniz Harp Okulu'nda okuyan bir öğrencinin çeşitli ortamlarda üstlerine çevresine hakarette bulunduğu gerekçesiyle cezalandırıldığı bir dosya Yargıtay Daireler Kurulu'na geldiğinde sözcü üye olarak dosyayı incelemiştim. İfadelerin alınış tarzı ve içerik itibarıyla ortada bir kumpas olduğunu sezdim. Ayrıca bu öğrenci subay çocuğuydu. O tarihlerde de subay ve astsubay çocuklarının çokça atıldığı bilgileri bizlere geliyordu. Dosyayı bu nedenle daha bir özenle incelemiştim. Sözcülük sırasında durumu anlatınca H.Z. ve ... diğer üyelerden farklı olarak aşırı tepki verdiler ve bu öğrencinin tüm suçlar sebebiyle cezalandırılması yönünde oy kullandılar. Ancak kurulda bulunan diğer üyelerin oylarıyla ... ve H.Z.nin istediği gibi bir sonuç çıkmadı. …A.F.Ö.yü üye seçildiği tarihe kadar tanımıyordum. Ancak FYO mezunu olduğu için Fakülte Yüksek Okullardaki yapılanmayı en iyi bilen Hulusi GÜL'den Arif'in de bu yapıya mensup olabileceğini duymuştum. 2013 yılında üye seçimleri için Arif de aday olarak Askeri Yargıtay'da üyeleri ziyarete gelmişti. Tesadüfen ...'da benim odamda hatta Ö.E. da vardı. A. odaya girdikten sonra kendisini çok cılız bir sesle tanıtıp ürkek tavırlar içerisinde bulununca Turgay araya girerek kendisini azarlar bir tarzda biraz daha canlı ol hakim adam böyle mi olur gibi ifadelerde bulunmuştu. Ö. ile ben bunu duyunca çok yadırgadık. Ama aynı zamanda da Turgay ile ilgili ve A. ile ilgili olan şüphelerimizi pekişmesine de bu tavır yol açmıştı. ... Kara Harp Okulu mezunuydu dolayısıyla A.F.Ö.yü tanıması zordu. Tanımadığı bir hakime karşı bu şekildeki konuşması tuhaftı. Ya da bizim bilmediğimiz bir tanışıklıkları vardı. Daha sonra üye seçiminde biz A.ya oy vermediğimiz halde listeye girerek 2013 yılında üye oldu ve bizim dairede göreve başladı. Ben kendisinden şüphelendiğim için tavır ve hareketlerini takip ediyordum. Bazen görüşme günlerinde ortaya söylediğim bazı lafların ... tarafından da başka ortamlarda alaycı bir edayla konuşulduğunu arkadaşlarımdan duymuştum. Bu laflarında A. tarafından Turgay'a iletildiğini düşünüyorum. Hatta bir toplantımız sırasında ben sivil Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin sonlandırılıp yeniden seçim yapılması hususuna sözü getirerek şaka yollu üyelikler bozulup yeniden dizilecekmiş dedim. Daha sonra bu sözüm ...'a gitmiş olacak ki servis aracında “Yargıtay ve Danıştay üyelikleri bozulup düzülecekmiş biz bitti demeden bitmez kimin kimi düzeceği belli olmaz” şeklinde konuşmuş. Bunu bana H.G. söylemişti. Dolayısıyla bu sözün ...'a taşınması A.F.Ö. ile onun arasındaki ilişkinin bir göstergesidir diye düşünüyorum. ..."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "Daha önce Ağustos 2016 tarihinde ifadesinin alındığını, Askeri Savcılığa verdiği ifadesi olduğunu, bir de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği bir ifade olduğunu, o ifadelerin doğru olduğunu, aynen tekrar ettiğini, ... 2011 yılında yanılmıyorsa Haziran ayı öncesinde bazı arkadaşlarla silahlı kuvvetlerde de özellikle askeri yargıda cemaat yapılanması konusunda bir takım duyumların kendilerine gelmeye başladığını, sanığın[davacının] isminin de geldiğini, ilk etapta çok şaşırdığını, açıkçası tanıdığı bir arkadaş olduğu için de üzüldüğünü, ama somut bir şey olmadığı için eylemlerine ve önemli söylemlerine bakmaya, takip etmeye çalıştığını, Sanığın[davacının] M.K. 2012 yılında Genel Kurmay Adli Müşavirliğine gittikten sonra sanığın[davacının] kendileriyle beraber öğlen araları takılmaya başladığını, kendilerinin de Ö.E.yle beraber sanığı[davacıyı] yalnız bırakmayalım, stajdan arkadaşımızdır diye yanlarına aldıklarını, ama o dönemdeki, hükümete karşı olan söylemlerinin biraz rahatsız edici olduğunu, pek örtüşmeyen görüşlerinin olduğunu ve seçimlerde H.G.yi destekleyelim diye konuştuklarını fakat sanığın[davacının] İ.K.yi destekleyeceğini söylediğini, kendilerinin de sanığa[davacıya] “sen kara harp okulu mezunusun, İ.K. fakülte yüksekokulları mezunu, bununla bir yerde çalıştın mı beraber çalışmadın. Nereden tanıyorsunda hani bunu bize söylüyorsun.” dediklerini, İ. ile ilgili de cemaatçidir şeklinde duyumlar geldiğini, adının zaten bilindiğini, orada zaten şüphelerinin daha da kuvvetlendiğini, bunun 2012 Ekim veya Kasım aylarında olduğunu, ...H.Z.yle ...’ın İ.K.nin çok üzerine durdukları için herkeste özellikle kendilerinde rahatsızlık yarattığını, Y.S.nin orada isimler dayatılmasın, isteyen istediğine oy verir şeklinde konuşmasının olduğunu, kendilerinin H.G.yi desteklediklerini, onların da zaten İ.K.yi desteklediklerini, ikisinin de listeye giremediğini, ondan sonra bunların gerçek niyetini anladıklarını, amaçlarının vatanını milletini seven, çalışkan, hukukun üstünlüğüne inanan insanların orada üye olması değil, benden olsunda ne olursa olsun mantığıyla üyeleri oraya seçtirip oradaki çoğunluğu elde etmek olduğunu anlamış olduklarını, Sanıkla[davacıyla] ilgili çok yoğun şüpheler olunca bir gün sanığı[davacıyı] odasına çağırdığını, açıkçası bu yapıyla (FETÖ) bir ilişkin, bağlantın var mı? diye sorduğunu, kendisine direkt olarak evet cemaatçiyim şeklinde bir şey söylemediğini ama bu yapıdan tanıdıklarım var dediğini, kendisinin de sanığa[davacıya] uyarı babından “gittiğin yol farklı olabilir ama hak yoldan ayrılma” dediğini, ayrıca cemaatçi olarak değerlendirdiği isimleri söylediğini, sanığın[davacının] “Sen sondajlama mı yapıyorsun” dediğini, “Onlar genç, etkilenebilirler” dediğini, onun haricinde de İ.K.nin seçiminde, seçilemeyince ara verildiğini, o arada o bahsi geçen kişileri toplayıp orada konuştuklarını, kendilerinin biraz ötesinde konuşmalarını gördüğünü, ama onlara ne dediğini, ne yaptığını nasıl bir şey söylediğini bilemeyeceğini, 2014-2015 tarihleri arasında Daireler kurulu sözcü üyeliği yaptığını, o dosyanın yanlış hatırlamıyorsa 3. Daireden itiraz üzerine geldiğini, bir Deniz Harp Okulu öğrencisinin bir ortamda bazı kişilere hakaretine ilişkin, küfürlü konuşmalarına ilişkin bir dosya olduğunu, Deniz Harp Okulu makamlarına çocukla ilgili daha öncesinde yine Deniz Harp Okulunda öğrenci olan bir kızla bir ilişkisi olduğuna ilişkin bir takım CD'ler mesajlar gönderilmiş olduğunu, bunların zaten cemaatin yaptığı tipik şeyler olduğunu, özellikle de asker çocuklarına yaptıklarını, ikisinin de yanlış hatırlamıyorsa asker çocuğu olduğunu, heyetin ifade almalarına vesaire dosyaya baktığı zaman onun bir kumpas dosyası olduğunun kendi kanaatince anlaşıldığını, bunu da orada Daireler Kurulunda da ima ettiğini, dile getirdiğini, sanığın[davacının] da 4. Daire üyesi olarak Daireler Kurulunda olduğunu, H.Z.yle ikisinin kendisine bu sözünden sonra bayağı tepki gösterdiklerini" beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.A.nın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 19/03/2018 tarihli ifadesi; "… ... ile Edirne'de ve İstanbul'da çalışmıştım. İstanbul 1. Orduda yardımcı askeri savcı olarak görev yaparken Şubat ya da Mart 2011 tarihinde 1. Ordunun hakim ve savcıları ile ilgili olarak internete bir kayıt düştü. Hakim savcılar Balyoz Davası konusunda sohbet ediyorlardı. Konuşmaları dinlediğimde içlerinde bulunan ...'ın soru sorma yolu ile diğer hakim ve savcıları Balyoz Davasında yapılanlar aleyhine konuşturduğu sonucuna vardım. Normal şartlarda yaşantı itibari ile dini bir grup olarak algılanan cemaatle ilgisi yoktu. Sonraki zamanlarda bunların kendilerini gizlemek amacı ile farklı davrandıklarını da öğrenince ...'tan soğudum. Çok fazla görüşmemeye başladım. Hatta kendisi Yargıtay Üyesi seçildikten sonra Ö.E. ve Z.Y. Albaylarıma M. Abi bana soğuk davranıyor demiş. ... yakında yapılacak seçimde H.Z. ve ...; İ.K. ve Y.Y.yi üye seçtirmek istiyorlardı. Biz de bunların cemaatçi olduğunu duyduğumuz için seçtirmemek için çabalıyorduk. Hatta H.G. İ.K.nin bir ortamda kendisine "benim askeri hakim olarak aldıklarım hizmet için yeter" demiş. Bunu H. bana söyledi. Bu sözleri seçimden önce mi seçimden sonra mı söylediğini şu anda tam olarak hatırlamıyorum. Ayrıca ... seçimden önce bana "Abi Y.Y. ile ilgili bir sorun var mı ?" diye sormuştu. Ben kendisine "Ben Y.Y.yi tanımıyorum, H.G. onu iyi tanıyor, H.ye sorup ona göre hareket edeceğim." demiştim. H.ye sordum. "Abi sıkıntılı." cevabını alınca ona oy vermedik. …Sivil Yargıtay'da yapılan seçimlerden sonra (2011 Şubat) cemaat yapılanmasının devleti ele geçirme gibi bir faaliyete girişmekte olduğu yönünde bilgiler dolaşınca ve yukarıda isimlerini saydığım üyelerin de cemaatçi olduğu söylendiği için kendileri ile benim gibi düşünen Yargıtay Üyeleri arasında bir mesafe oluşmaya başladığı doğrudur..."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "Sanıkla[davacıyla] 2002 yılında Edirne'de 1 yıl mahkemede 2 yılda savcılıkta birlikte çalıştıklarını, İstanbul’da yaklaşık 2 yılın üzerinde birlikte çalıştıklarını, 2010 yılındaki yapılan seçimlerde 24 kişilik listede sanığın[davacının] da yer aldığını, Nisan 2011’de kararnamenin çıktığını, bu süreçte Şubat 2011 veya Mart 2011 başları gibi Balyoz davası ile ilgili ses kaydının internete düştüğünü, sanık[davacı] ile ilgili şüphelerinin oluştuğunu, oradaki konuşmalardan dolayı şüphelenince belirli bir mesafe koyduğunu, 2014 yılında bir gün kendi odasında H.Z., Y.Ç. ve sanık[davacı] ile birlikte otrurlarken yargıda birlik oluşumunun seçimi kazanması ve yeni HSK’nın oluşumu ile ilgili konu açıldığında sanığın[davacının] “Tayyip'in hakimleri” şeklinde bir kelimeyi ağzından duyduğunu, kendisinin biraz bozulduğunu.. ” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan K.K.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 29/07/2016 tarihli ifadesi; "… KKK. Personel başkanı ve aynı dairede görev yaptığım Hakim Albay M.U. ile birlikte bu personeli buradan uzaklaştırıp, bu yapıya mensup olmayan personeli getirebilmek için atama listesi yazdık. Ancak halen tutuklu bulunan Gen Kur Adli Müş. H.K. bizim bu atama listemizi tamamen değiştirmiş…. askeri yargıdaki Fetöcülerin de haberi olmuş, askeri yargıtaydaki fetöcülerin başı olan ... servis aracında giderken hem bu konudan bahsederek hem de sivil yargıtay ve danıştay ile ilgili çıkacak olan yasadan bahsederek '' bozulup yeniden düzülecekmişiz, kimin kimi düzeceği belli olmaz, biz herşeyi takip ediyoruz, biz bitti demeden bitmez'' demiş, bunu da aynı servis arasında giden Askeri Yargıtay üyesi Hakim Yarbay H.G. bana söyledi. Bu olay yaklaşık 20-21 Haziran tarihleri gibi cerayan etti. Dolayısiyle bu tarih itibariyle Turgut ÖZTOPRAK ın darbeden haberi olduğunu düşünüyorum. Zira darbecilerin hazırladığı atama listesinde o tarihlerde henüz Yargıtay üyesi olmayan Hakim yarbay B.D.nin ismi listenin hiçbir yerinde yok. Dolayısiyle bu listenin o tarihlerde hazır olduğunu değerlendiriyorum. ...Y.Y.nin seçilemediği bu seçimden sonra AYİM de görev yapan kurmay albayların tamamı ile hakim albay C.Ç., hakim Albay Y.Y. ve askeri yargıtayda görev yapan FETÖ örgütü üyesi ..., A.F.Ö., H.A., H.Z.in bana ve Y.Y.ye oy vermeyen arkadaşlara karşı tavırları birden değişti, bizlerle selamı sabahı kestiler. Oysaki çoğunun seçilmesinde katkımız vardı. …Yukarıda saydığım isimlerden ... bu örgütün askeri yargıtaydaki liderlerinden birisi olup, darbecelerin atama listesinde de Cumharbaşkanımızı yargılayacak olan bir nolu sıkı yönetim askeri savcısı gözükmektedir. Kendisi askeri yargıtay üyesi Z.Y.ye FETÖ üyesi olduğunu itiraf etmiştir. …... bir FETÖ kumpası olan emekli Hava pilot Kurmay albay Y.K. ile ilgili olarak kendi dairesine gelen bir dosyada dosyanın raportörü ve üye olan hakim albay İ.U.ya dosyayı yeterli anlatmadığını söyleyerek baskı yapmış, dosyanın onanması şeklinde çaba sarfetmiş, ancak karar diğer üyelerin olumlu oyları ve ... ın muhalefeti ile bozulmuştur…"
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 15/03/2018 tarihli ifadesi; "…O tarihte ortak kanaate vardığımız kişiler Askeri Yargıtay'dan ..., H.E. A.F.Ö., H.A., Ş.A. ve AYİM'den C.Ç. ve Y.Y. İdi. Yukarıda ismini saydığım kişilerin Fetöcü olduğunu nitelendirmeme sebep olan bir takım tavır ve davranışları vardı. ... kendilerinin hal ve tavırları onlarla ilgili bir kanaate varmamıza gerekçe idi. ...... ile ilgili olarak benim daha önceki ifadelerimde geçen ve Z.Y.nin ...'ın kendisine cemaatçi ya da hizmet hareketinden olduğunu söylediği hususları doğrudur. Bunu Z.Y.ye sorarsanız size daha net bir şekilde söyler. Ben bu yapıyla ilgili olarak mücadeleye başladıktan sonra ...'ın da tavrı birden değişti. Bu şahıs ben Erzincan'da savcı iken Topçu Tugayında Topçu Subayı idi. Mahkememizin de subay üyelerinden birisi idi. Hem bu sebeple hem de hukuk fakültesi mezunu olduğu için zaman zaman odamıza gelir ve görüşürdük. Dolayısı ile aramızda çok olmasa da bir samimiyet vardı. Bu olaylar başladıktan sonra bana karşı açıktan tavır almaya başladı. ... 2016 yılının Mayıs - Haziran ayları gibi benim hakim atamaları ile ilgili yaptığım çalışmaları da kastederek "Bizim her şeyden haberimiz var, herkes zamanı geldiğinde hesabını verir. Biz bitti demeden hiç birşey bitmez." dediğini ben yine aynı arkadaşlardan duydum. Dolayısı ile ben bu şahsın[davacının] darbeden önce haberinin olduğunu düşünüyorum. Zira hazırlanan görevlendirme listelerinin dışarıdan birisi tarafından hazırlanması mümkün değil. Çünkü bu liste çok önemli kişilik analizleri yapılarak çalışılmış. Bu kişilik analizlerinin de burada çalışmayan birisinin yapabilmesi mümkün değil"
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "... Balyoz davasıyla ilgili hakimlerin konuşma kaydının internete sızdığını, kendisinin dinlemediğini, dinleyen arkadaşların söylediğine göre ... konuşurken sesin daha netleştiğini, ...’ın soruyu sorduğunu ortaya bir soru attığını fakat kendisinin konuşmadığını, daha çok diğerlerinin konuştuğunu, bunu arkadaşlarla paylaştığını, ondan sonra sanığın[davacının] kendisiyle selamı sabahı kestiğini, kendisine düşmana bakar gibi baktığını, Genelkurmay Askeri Mahkemesi Genelkurmay Askeri Savcılığının diğer savcılıklardan ve mahkemelerden farklı olduğunu, çünkü General yargılamalarının hepsinin burada yapıldığını ve FETÖ'nün bu mahkemeyi ve savcıyı çok iyi kullandıklarını, çünkü FETÖ'cülerin tasfiye etmek istedikleri generallerle ilgili bir ihbar mektubu yazıp mahkemeye gönderdiğini sonra soruşturma emri verildiğini, Savcılığın dava açtığını, ondan sonra o kişinin terfisinin gittiğini, askerlik hayatının bittiğini, o yüzden önemli, kritik bir görev olduğunu, Genelkurmay Savcılığının iş ve konum olarak Askeri Yargıtay üyeliğinin altında olduğunu ama görevinin çok daha kritik olduğunu, kaldı ki zaten darbecilerin yayınladığı atama listesinde de sanığın Ankara Bir numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi Genelkurmay Askeri Savcısı olarak atandığını, buranın Cumhurbaşkanı dahil üst düzey yöneticileri yargılayacak sıkıyönetim mahkemesi olduğunu yorumladığını, ... Sanığın[davacının] Askeri Yargıtay’daki FETÖ’cülerin başı olduğunu düşündüğünü, çünkü sanki onların üstü gibi davrandığını, Sanığın[davacını] örgüt bağlantısına dair somut bir bilgisi olmadığını, o yüzden kiminle görüşüyordu, kimden talimat alıyordu bilmediğini, Darbe atama listelerini incelediğinde listede mümkün olduğu kadar mevcut yasal düzenlemelere sadık kalınmış olduğunu, normalde bir üyenin, üyelik dışında bir göreve atanabilmesi için o üyenin muvafakatının alınmasının gerektiğini, Yargıtay üyesini Ankara Sıkıyönetim mahkemesinin 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesine Genelkurmay Askeri Savcılığına atayabilmeniz için onun muvafakatını almanız gerektiğini, sanığın[davacının] durumunun özel olduğunu, çünkü Askeri Yargıtay ve AYİM üyesi olup da Askeri Yargıtay ve AYİM dışında görev verilen tek şahsın sanık[davacı] olduğunu, Genelkurmay Askeri Savcılığında görevlendirilmiş olduğunu, dolayısıyla önceden onun muvafakatını almadan, yani sözlü olarak muvafakatını almadan böyle bir atama yapılmaz diye düşündüğünü…” beyan etmiştir.
Askeri Yargıtayda yazı işleri müdürü olarak görev yapan Z.E., anılan mahkeme huzurunda özetle; "Askeri Yargıtay 1.Dairesinde yazı işleri müdürü olarak görev yaptığı dönemde Dairelerinde üye olan H.Z.nin fetöcü olduğuna yönelik duyumlarının olduğunu, yine ...'ın da fetöcü olduğuna yönelik duyumlar aldığını, ...’ın 4.Daire üyesi olduğunu ancak sık sık 1. Daire üyesi olan H.Z.ye gelip gittiğini, bu görüşmelerde genellikle kapının açık olduğunu, kapı kapalı olduğu zamanlarda bile içeri girdiklerinde gündelik sohbetlere devam ettiklerini, 15 Temmuz darbe girişiminden 1 hafta önce bu sefer ... da dahil fetöcü diye konuşulan üyelerin birbirlerinin odalarına geldiklerinde kapıyı kapattıklarını ve bir iş durumunda gittiklerinde konuşmayı hemen kestiklerini, bu durumun dikkatlerini çektiğini hatta bu durumu üye M.A. ile konuştuklarını onun da “bu durum bizim de dikkatimizi çekti müdürüm, inşallah bir çapanoğlu çıkmaz” dediğini" beyan etmiştir.
Davacı tarafından, bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, yukarıda yer verilen ifadeler değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile irtibat ve iltisak içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Sıkıyönetim Mahkemesi Görevlendirmeleri
i. Genel Değerlendirme
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 10/02/2020 tarih ve E:2018/43, K:2020/11 sayılı kararında Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesine ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
15 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde başlatılan darbe girişimi kapsamında darbeciler tarafından hazırlanan ve girişim başlarken "Harekat Yıldırım" öncelik dereceli olarak bazı askeri birimlere gönderilen "Sıkıyönetim Direktifi" konulu mesaj formunda, Sıkıyönetim Kanunu gereğince 16 Temmuz 2016 saat 03:00 itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu, aynı saatten itibaren tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildiği, saat 06:00 dan itibaren tüm yurtta sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, illerin sıkıyönetim komutanları tarafından idare edileceği, sıkıyönetimin tatbiki ve kamu düzeninin tesisi maksadıyla halen kurulu bulunan askeri mahkemelerin, yetki alanlarını muhafaza ederek sıkıyönetim mahkemesi olarak görevlendirildiği, buralarda görevlendirilen hakim ve savcıların isimlerinin "Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi"nde gösterildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararında gerekçeye esas alınan, Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesine İlişkin Bölüm-2 başlıklı bilirkişi raporu ile 27/03/2017 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle:
Sözde Sıkıyönetim Direktifi ile Sıkıyönetim Mahkemelerine ve adli birimlere yapılan görevlendirmelerin amacının FETÖ örgütü tarafından, askeri yargıyı kontrol altında tutmak, soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu aşamasında yargıya müdahale etmek, sıkıyönetim savcı ve mahkeme üyelerinin tamamen kendi güdümünde hareket etmesini sağlamak ve sıkıyönetim komutanlarına adli müşavir/hukuk müşaviri desteği vermek, aynı zamanda da onları yönlendirmek olduğu;
Sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinde, bazı askeri hakimlerin yeni görevlere atandığı, bazılarının mevcut görevlerine devam etmesinin öngörüldüğü, bazılarının ise görevlerinden alınarak Milli Savunma Bakanlığı emrine atandığı,
Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görevli üyelerin büyük çoğunluğu Milli Savunma Bakanlığı (MSB) emrine alınırken bazılarının söz konusu yüksek yargı organları içerisinde bulundukları görevden başka dairelere atandığı, bu listeye göre dört daireli olan Askeri Yargıtay'ın 2 daireli olarak teşekkül ettirildiği, 1. Dairenin sıkıyönetim mahkemelerinden gelen kararların temyiz mercii olacağı, 2. Dairenin ise askeri mahkemelerden gelen işlere bakmaya devam edeceği,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi hariç olmak üzere, 15/07/2016 tarihinde fiilen görev yapan tüm askeri mahkemelerin, aynı zamanda sıkıyönetim mahkemesi olarak görevlendirildiği, bu mahkemelere bulundukları ilin adının verildiği, aynı ilde birden fazla Askeri Mahkeme olması halinde bunların numaralandırıldığı, bu şekilde toplam 27 Sıkıyönetim Mahkemesinin kurulduğu,
Genel olarak askeri hakim subayların mevcut görev yerlerinde kurulan sıkıyönetim askeri mahkemesinde de görev yapacak şekilde, bir kısım askeri hakim subayın ise mevcut görev yaptığı ilden farklı bir ilde olacak şekilde Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Van'da bulunan sıkıyönetim askeri mahkemelerine veya MSB karargahı, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı gibi birimlerin adli müşavirlikliklerine görevlendirildiği; örgütün bu kişilere ve bu kişilerin atandığı görev yerlerine özel önem verdiği,
Milli Savunma Bakanlığı emrine görevlendirmenin ise, Türk Silahlı Kuvvetleri teamüllerine göre, yeni bir görevlendirme yapılıncaya veya başka bir işlem tesis edilinceye kadar görevden el çektirilmesi anlamına geldiği, böylece örgütün kesinlikle güvenmediği kişilerin tamamını ilk görevlendirme ile MSB emrine aldığı,
Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesinin sonunda yer alan "NOT: (1) Yukarıda isimleri bulunmayan diğer askeri hakimler mevcut görevlerine devam edecektir." notu kapsamında MSB emrine alınmayan veya başka bir göreve atanmayan hakim sınıfı personelin mevcut görevlerine devam etmelerinin örgüt tarafından uygun görüldüğü veya ilk etapta birlikte çalışmakta bir sakınca görülmediği,
Söz konusu atamalar genel olarak değerlendirildiğinde, bu listeyi hazırlayanların Askeri Yargıtay Başkanlığı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına yapılan görevlendirmeler ile Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri, Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı, Sıkıyönetim Mahkemesi Başsavcısı ve Adli Müşavirliklere yapılan görevlendirmelere özel önem verdiği, örgütün darbe maksadıyla kritik ve önemli gördüğü sıkıyönetim mahkemelerinin ve adli müşavirlik kadrolarının tamamını kendi mensuplarından oluşturmaya çalıştığı,
Görevlendirmelerin TSK içerisindeki hiyerarşi ile bağdaşmayacak şekilde yaş, tecrübe ve rütbe ile uyumsuz olduğu, liyakat esası gözetilmeden yapıldığı, bu doğrultuda görevlendirme listesinde yer alan askeri hakimlerin yoğunlukla mesleğe 2007 yılından itibaren yapılan sınavlarla alındığı, 2009 yılı ve sonrasında mesleğe alınanların ise tamamına görevlendirme listesinde yer verildiği; bu durumun, TSK'nın resmi hiyerarşisi ile örgüt hiyerarşisinin farklılığını ve söz konusu personelin, "Yurtta Sulh Komitesi"ni oluşturan üst düzey sivil ve askeri örgüt elemanları tarafından özellikle seçildiğini ortaya koyduğu,
Kendilerine karşı çıkabilecek olanların ya da birlikte hareket etmeyecek olanların görevlerinden alındığı, yerlerine ilgililerin örgüt içerisindeki güvenilirlikleri ve örgüt içerisindeki konumları gibi mülahazalar dikkate alınarak bu örgüte mensup olan veya onlarla birlikte hareket edecek olan ya da en azından onlara karşı çıkmayacak kişilerin askeri yargı sistemi içerisinde bırakıldığı, bu nedenle yapılan görevlendirmelerde ismi olan kişilerin, bu örgüte mensup olduğu veya örgüt üyesi olmamakla birlikte bu örgütle birlikte çalıştığı veya en azından onlar için tehlike arz etmeyeceği düşünülen kişiler olduğu,
Bu çerçevede, örgütün gizliliğe azami önem verdiği ve yıllarca örgüt içerisinde yer alan bir kişinin ancak çok sınırlı sayıda örgüt mensubunu tanıyabildiği, çok sayıda üst dü...e örgüt elemanı hakkındaki bilgilere bir veya iki kişinin hakim olmasının mümkün görülmediği göz önüne alındığında söz konusu listenin örgütün sivil ve askeri üst düzey elemanları arasında koordine edilerek oluşturulduğu sonucunu ortaya çıkardığı, tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür.
Öte yandan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:…, Esas No: … ve İddianame No: … sayılı iddianamesinde yer alan beyanların yukarıdaki tespitler doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır:
Albay H.B.nin 18/08/2016 tarihli ifadesi "...sorumlum …'ın...'acil Ankara'ya gelmen gerekiyor' şeklindeki WhatsApp mesajı üzerine Ankara'ya gittiğimde bulunduğum yere kurmay yarbay T.S. geldi bana ....'tüm kuvvetlerin katılımı ile bir darbe planlamasının yapıldığını, çalışmaların şu an gideceğimiz yerde devam ettiğini' söyledi....sonradan Çayyolu'nun içinde bulunan villaya gittik...orada bulunan kişilerden birisinin TSK'de havacı imam diye adı geçen A.Ö. olduğunu anladım...kendisi konuşmalarında Cumartesi veya Pazar İstanbul'da olacağını oradan yurt dışına uçacağını bir aksilik olmazsa Salı günü büyüğümüzle görüşüp Çarşamba ve Perşembe döneceğini, büyüğümüz diye kastettiği kişinin örgüt lideri Fethullah Gülen olduğunu orada bulunan herkesin anladığını düşünüyorum...karargah olarak kullanılan villada konuşulan konular yapılacak olan askeri darbenin hazırlığı, detayları, görev ve sorumluluklarının belirlenmesini içeren konulardı...yapılan bütün çalışmalarda TSK içerisindeki FETÖ örgüt mensubu komutanlara aktif görevler verilmesi esas alınmış ve darbe girişiminde kullanılacak birliklerin komutanları FETÖ mensubu olanlardan seçilmiştir...Mesaj formunun ekindeki ek görevlendirmelerin askeri darbeye hazırlık aşamasında Ankara ilinde üs olarak kullanılan villada bulunanlar tarafından özellikle örgüt içerisinde faaliyet gösteren sivil sorumluların telkin ve tavsiyeleri ile hazırlandığını düşünüyorum...",
Askeri Hakim O.Ç.nin 29/11/2016 tarihli ifadesi "... FETÖ ile irtibatlı olabileceği kuşkusu dile getirilen personelin büyük bir kısmının önemli sıkıyönetim komutanlığı mahkemelerinde, başsavcılıklarında görevlendirildiklerini fark ettim. Bu söylemle bir şekilde görevlendirilen herkesin FETÖ ile irtibatlı olduğu düşüncesi taşıdığımı belirtemem ancak genel görüntü ve anlayış belirttiğim gibidir....",
Eski Askeri Hakim U.İ.nin, 29/11/2016 tarihli ifadesi "...Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesi'nin 2 nolu sıkıyönetim mahkemesine dönüşmesi ve bu doğrultuda büyük önem arz etmesi sebebiyle adı geçen örgüt tarafından listede belirtildiği üzere görevimden alınmışım ve yerime örgüt üyesi olması sebebiyle ihraç edilen başka bir askeri hakimin mahkeme kıdemli hakimi olarak görevlendirildiğini gördüm. Bunun sebebi örgütün kritik bir mahkemede kendisi ile birlikte hareket edecek kişiyi istemesi olduğunu düşünüyorum. Listeye dair kanaatim, bilhassa adli müşavir, kıdemli hakim ve kıdemli savcı gibi ünvanlı görevlendirmelerde örgüt tarafından özenli davranıldığı yönündedir,...listede bilhassa ünvanlı makamlara görevlendirilenler veya bu görevleri devam ettirilenlerin FETÖ tarafından bizzat uygun görülerek seçildiklerini düşünüyorum...Askeri Yargıtay ve AYİM üye seçimleri, yurtdışı görevlendirmeler, Ankara içindeki kritik görevlendirmeler ile 4 ve 5. coğrafi bölgelere atamalara ilişkin olarak da seçimlerde adı geçen yapıya mensup olmaları sebebiyle Askeri Yargıtay ve AYİM tarafından ihraç edilen üyelerin etkili olduklarını düşünüyorum",
Eski Askeri Yargıtay üyesi S.P.nin 06/12/2016 tarihli ifadesi "...Sözde sıkıyönetim görevlendirme listesinde görevlendirilen askeri hakimler ve yüksek yargı mensupları ise kendilerinden gördükleri veya emin oldukları kişileri hem ödüllendirme hem de atadıkları görevlerde amaçları doğrultusunda kullanmak için listeye yazdıklarını değerlendiriyorum...",
Eski Askeri Hakim H.M.nin 02/12/2016 tarihli ifadesi "...Sözde sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirilmelerinin darbe girişimi öncesinde ciddi bir çalışma ve uzun süre gözlem neticesinde yapıldığını düşünüyorum... ",
KKK Savcısı N.A.nın 02/12/2016 tarihli ifadesi "...Sıkıyönetim görevlendirme listesini gördüğümde, darbecilerin çok önceden ayrıntılı çalışma yaparak kendilerinden olanları belirlediklerini ve onlara kritik görev verdiklerini değerlendirdim...",
Askeri Hakim E.A.nın 22/12/2016 tarihli ifadesi "...görevlendirme listesini yüksek yargı ve diğer askeri hakimler olarak iki[ye] ayırarak değerlendirmek istiyorum ...yüksek yargıdaki üyelerin tamamına yakınını seçilme şekillerini, seçilenlerin niteliklerini de değerlendirildiğimde örgüt mensubu, örgüte biat eden veya başka bir gruba mensup olup örgütle birlikte hareket edenler şeklinde değerlendiriyorum... "
Yukarıda yer verilen bilirkişi raporundaki tespitler ile ifadelerin değerlendirilmesinden, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesi ile askeri yargıyı kontrol altında tutmak suretiyle darbe girişiminin başarılı olmasının ve başarıya ulaşılması durumunda kurulacak düzenin devam ettirilmesinin amaçlandığı; bu amaç doğrultusunda söz konusu liste ile bazı askeri hakimlerin yeni görevlere atandığı, bazılarının mevcut görevlerine devam etmesinin, bir kısmının ise görevlerinden alınarak Milli Savunma Bakanlığı emrine atanmasının öngörüldüğü anlaşılmıştır.
ii. Sıkıyönetim Mahkemesinde Görevlendirilmenin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Davacının, 15/07/2016 tarihi öncesi görevi Askeri Yargıtay Dördüncü Dairesi üyeliği iken sıkıyönetim direktifi eki Ek-B'de yer alan ve sıkıyönetim mahkemesinde görevlendirilenlerin gösterildiği listenin 356. sırasında GNKUR. BŞK.LIĞI Askeri Savcılığı ve Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Savcılığında Askeri Savcı olarak görev yapmasının öngörüldüğü anlaşılmıştır.
Yukarıda değinilen bilirkişi raporunda da yer verildiği üzere sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesine örgütün özel önem verdiği anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "... 15 Temmuz 2016 tarihli Fetöcü darbe girişiminde sözde sıkıyönetim direktifi AYİM ve Askeri Yargıtay'da üye statüsünde bulunan hakim subaylar arasından sadece sanığın bulunduğu kurum dışına Genel Kurmay Bşk.lığı Askeri Savcılığı ve Ankara 1 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesine kıdemli askeri savcı olarak atandığı, sanığın atandığı Ankara 1 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesinin devletin en üst düzey kademesini yargılayacak olan mahkeme olduğunun değerlendirildiği, ve burada görev yapacak savcıların başına sanığın kıdemli savcı olarak atandığı, sıkıyönetim döneminde böyle kritik bir görev ifa edecek mevkiye sanığın atanmasının onun örgüte olan bağlılık ve sadakatinden kaynaklandığı, " tespitine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin hazırlanmasında bilgisi, rızası, dahli ve kabulü olmadığı, aksinin de somut ve açık delille en azından olgu ve emareler ile ortaya konulamadığı, üçüncü kişiler tarafından hazırlanan söz konusu listenin şahsı yönünden hukuksal bir sonuç doğurmayacağı, söz konusu listede ismine yer verildiği halde kamu görevinden çıkarılmamış, hakkında herhangi bir ceza davası açılmamış ya da kamu görevinden çıkarıldıktan sonra mesleğe tekrar kabul edilen askeri hakimler olduğu, mevcut delil durumları aynı olan kişilere farklı muamele yapıldığı ileri sürülmüştür.
Dosyadaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde beyanlarına itibar edilmeyen davacının GNKUR. BŞK.LIĞI Askeri Savcılığı ve Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Savcılığında Askeri Savcı olarak görevlendirilmiş olmasının, örgüt ile olan iltisakı ve irtibatını ortaya koyduğu sonucuna varılmıştır.
c) Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydı
i.Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik veya Ardışık Arama Kayıtları ile İlgili Genel Değerlendirme;
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/12/2019 tarih ve E:2018/44, K:2019/167 sayılı kararında; FETÖ/PDY terör örgütünün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterildiği, FETÖ kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinden;
-Ardışık Arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik Arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek Arama,
şeklinde iletişimin gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Bu kapsamda, örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de; “Kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market, Büfe, Kırtasiye, İddia Bayii ve Lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefon hatlar” olduğu, birim içerisinde sorumlu dü...e bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise; kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market/Büfe/Lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Anılan kararlarda; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock, Eagle vb. gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb. benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların arama işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerinde denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı Kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya Kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının; arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda, aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit(büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının; mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan MAHREM İMAMLAR tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın, askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı ilgisiz ve alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasının amaçlandığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmalar/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden bir aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından, sorumlu bulunan gruplarla ilgili grup içerisinde bulunan tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile işyerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak Yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda, "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK Yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, ancak istisnai durumların olabileceği, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve sözde tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği, redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10”, “100” veya “99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş haliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı tespitlerinde bulunulmuş ve günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şeklinde yapılan aramaların; örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği, sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, FETÖ silahlı terör örgütünün TSK içerisindeki Mahrem Yapılanmasında faaliyet yürüten ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan bazı kişilerin ankesör-sabit hat(büfe-market vb.) aramalarına ilişkin birtakım ifadelerde bulundukları görülmüştür:
FETÖ silahlı terör örgütünün Kara Kuvvetlerindeki Mahrem Yapı içerisinde 2009-2014 yılları arasında askeri şahıslardan sorumlu öğretmen olarak faaliyet yürüten M.S.S. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) … sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 08/02/2018 tarihli ifadesi: “Buluşma esnasında bir sonraki buluşma zamanı belirlenirdi, ters bir şey olması durumunda bir sonraki hafta yine aynı gün ve aynı saate buluşma gerçekleşirdi. Bunların haricinde ben de ve bana bağlı olan Y. B. ve Ş. K. isimli kişilerde tuşlu telefon üzerinden görüşme yapılırdı.. Bir şahıs örgüt adına aranacaksa kontörlü telefonu bulunan büfe, market ve kuruyemişçilerden arama yapılmaktaydı, Ankesörlü numaralar kullanmıyorlardı. Diyarbakır da bulunduğum dönemde … bölgesinde … market yakınında bulunan 3 adet bakkal ve büfeden sabit hatlardan arardık. Ankara ilinde ... Cadde üzerinde bulunan bir kuruyemişçiden, Çankaya civarında bulunan büfelerden arama yapardım.. Benim sorumlu olduğum askeri şahısların telefon numaralarını kendi cep telefonumun rehberine son dört rakamını 9999’a tamamlamak suretiyle kayıt yapmamızı bizle ilgilenen kişiler söylemişlerdi.. Kendi cep telefonlarımızdan kesinlikle arama yapmazdık. Asker şahıslara kendi cep telefon numaramızı, kendi ismimizi, işyerimizi, aile bilgilerimizi kesinlikle vermezdik, kullandığım kod ismi verirdik. İlgilendiğimiz asker şahıslar bizle tanıştırılırken kod adlarıyla tanıştırılırdı, ancak bizden sorumlu müdür ve müdür yardımcısı olan örgüt yöneticileri askerler gerçek isim ve konumlarını bize söylerlerdi” ,
FETÖ/PDY Terör Örgütü TSK Yapılanması içerisinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapan M.B.'nin Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun yürüttüğü Silahlı Kuvvetler Soruşturması kapsamında verdiği ifadesi: “…Cep telefonlarını son iki rakamlarını 99'a tamamlayacak şekilde kodlayıp kâğıda kaydederdik. “aramam gerektiğinde kendi cep telefonumdan asla aramazdım. çünkü bu şekilde irtibat kurmak yasaktı. Bu durumu kısmen akademide görev yaparken de biliyordum, tedbir olarak uyguluyorduk. Bana bağlı öğrencileri aramam gerektiğinde olabildiğince evime uzak büfelerden kontörlü telefonlardan arıyordum. sadece bir kişiyi arardım, birkaç kişiyi arayacağım zaman farklı büfeleri gezerdim, bu da uyulması gereken bir tedbirdi, aynı büfeden art arda askerlerin aranmış olması, o büfeden arayan öğretmenin tedbire uymadığını gösterir.. neticede hangi tedbirleri alacağımız bize öğretilirdi ama tüm tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığı takibi pek mümkün değildi.” Toplantıya gelirken öğrencilerin arabayı mümkün olduğunca uzağa park etmesi gerekiyordu. Normalde cep telefonu da getirmemeleri gerekiyordu. Fakat benim öğrencilerim çoğunlukla doktor olduğu için acil hastaları olur diye getirenler tek tük çıkıyordu. Sorumlular kendi aralarında cep telefonu irtibatını başkası adına kayıtlı telefon hatlarıyla sağlarlardı. Bu telefon hatları ve mümkünse kullanıldığı cihaz ya imha edilirdi ya da sadece cihaz ikinci el olarak satılırdı. Ancak satma işine çok sıcak bakılmazdı. Genelde ucuz telefonlar imha edilirdi. Ben bu şekilde 5-6 civarında hat kullandım. Şuanda numaralarını hatırlamıyorum.”,
Binbaşı olarak görev yapmış olan E.İ. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) … sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 15/01/2018 tarihli ifadesi: “Buluşmalar genellikle buluşma esnasında bir sonraki buluşma yeri ayarlanırdı. Örgüt yöneticilerinin verdiği talimat doğrultusunda deşifre olmamak ve gizli kalması için, buluşma gerçekleşmez ise, bizle irtibat kuran örgüt mensupları bizi genellikle ankesörlü telefonlardan veya büfelerden bulunan sabit hatlardan bizi ararlar, bizde aynı şekilde örgüt yöneticilerini arayacağımız zaman büfelerde bulunan sabit hatlardan veya ankesörlü hatlardan irtibat kurmamız söylenirdi. Örgüt yöneticilerinin vermiş oldukları sabit numaraları veya cep telefonu numaralarını ya ezberlerdik ya da bir kâğıda yazardık. Yazarken de numaraları baştaki GSM şirketinin sabit kalması şartı ile (örneğin 0530 sabit kalırdı) diğer numaraları bir arttırarak kâğıda yazardık, cep telefonumuza kesinlikle kayıt yapmazdık. Hts kayıtlarım incelendiğinde örgüt üyeleri görüştüğüm dönemde sabit numaralardan ve Ankesörlü hatlardan arandığım ve aradığım anlaşılacaktır”
Askeri yargı mensupları tarafından Dairemizde açılan dava dosyalarında bulunan ceza mahkemesi kararlarında yer verilen ve soruşturma/kovuşturma evrelerinde alındığı görülen bazı beyanların da yukarıda yer verilen tespitler doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır:
Y.T. isimli şahsın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında alınan ifadesi "...(İletişimi nasıl kuruyordunuz, ...?) Randevu esaslı, yani müsait vakitlerde, bir haftada, iki haftada bir, randevuya dayalı işte bu saatte, ilgili saatte şey yapardık. Yani evine gitmişsem bile çok nadirdir yani, o davet etmişse yani, çok olmadığı için, ben genelde kendi evimde ağırlardım. (Peki, bu ankesörlü telefonlardan aradığınız oldu mu böyle hani randevuya uyulmadı veya gelinmedi, onu tetkik amaçlı?) ... Yani tek iletişim kurma alternatifimiz öyleydi, misal yani onun geleceği gün benim bir işim çıkmış olsa anca öyle iletişim kurabilirim, başka bir alternatifim yoktu yani öyle söyleyeyim. (Nerede mesela hiç böyle aradığınız oldu mu bu sabit hatlardan, büfelerden veya kontörlü telefonlardan, sanıkları veya başka ilgilendiğiniz kişileri aradığınız oldu mu? ) Olmuştur evet. ..."
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:…, Esas No: … ve İddianame No: … sayılı iddianamesinde yer verilen, eski AYİM üyesi H.D.nin 29/03/2018 tarihli ifadesi “..ByLocku iletişimimizin tespit edilmemesi için kullanıyorduk. ByLock kullanmadan önce getirdikleri telefona yüklü başka birinin adına kayıtlı telefon ile ya da ankesörlü telefonlar ile iletişime geçerdik. Bu başkasının adına telefon kullanma ya da ankesörlü telefon kullanma durumu Marmaris'te görevli olduğum dönem ile önceki dönemlerde oluyordu…”
Dairemizin 20/01/2021 tarihli ara kararı ile Emniyet Genel Müdürlüğünden davacı hakkında örgüt içi iletişim programını (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü/sabit hat telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığı sorulmuş ve var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların bir örneğinin gönderilmesi istenilmiştir.
Bu kapsamda, Emniyet Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ekinde davacı hakkındaki ankesör/büfe sorgu raporu gönderilmiştir.
ii. Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydının Hukuki Niteliği
04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 135. maddesinin ilk halinde:
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. ...
...
(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne,
Anılan maddenin 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanunun 17. maddesi ile değişik halinde:
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. ...
...
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne,
135. maddenin 02/12/2014 tarihli ve 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ve 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik son halinde ise:
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. ...
...
(6) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. ...
...
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne yer verilmiştir.
10/11/2005 tarih ve 25989 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar İle Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin (Değişik:RG-7/8/2009-27312) (h) bendinde "h) İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması: Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmalar ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri,"; (i) bendinde "i) İletişimin tespiti: İletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri,"; (p) bendinde ise "p) Sinyal bilgisi: Bir şebekede haberleşmenin iletimi veya faturalama amacıyla işlenen her türlü veriyi,.. ifade eder." kuralına yer verilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun ... sayılı soruşturması kapsamında İstanbul ilinde/haricinde kurulu ankesör/büfe hatlarına ait HTS verileri (usulüne uygun olarak alınmış mahkeme kararlarıyla birlikte) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) temin edilerek Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığına gönderilerek HTS havuzu oluşturulduğu; Dairemizce yapılan ara kararı ile davacı hakkında ankesörlü/sabit hat telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulması ve var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların bir örneğinin istenilmesi üzerine söz konusu HTS havuzunda yapılan çalışma neticesinde davacı hakkındaki ankesör/büfe sorgu raporunun Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının ilk halinde "(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir” denmek suretiyle aynı maddenin (1). fıkrasında sayılan iletişimin tespiti, dinleme ve kayda alma tedbirlerine sadece 6. fıkranın devamında sayılan katalog suçlar yönünden başvurulabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. 5353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında ise "(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne yer verilmek suretiyle dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine sadece bu fıkranın devamında sayılan katalog suçlarda başvurulabilmesi öngörülmüşken, iletişimin tespitinin ise, bu fıkra kapsamından çıkartılmak suretiyle suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir tedbir olarak kabul edildiği anlaşılmıştır.
Nitekim, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararında iletişimin tespitinin, suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğu; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/09/2021 tarih ve E:2020/9.MD-67, K:2021/372 sayılı kararında ise "FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir" değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi de 28/11/2019 tarihli ve Başvuru No.2017/29347 sayılı kararında FETÖ/PDY imamlarının mahrem hizmetler sınıfındaki kişilerle -özellikle askerlerle- olan iletişimlerini ankesörlü veya kontörlü telefonlar üzerinden arama veya çağrı bırakma şeklinde sürdürmeleri ve bu kapsamda başvurucunun aranmış olmasını kuvvetli suç belirtisi olarak kabul etmiştir.
Netice itibarıyla, iletişimin tespitinin, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğu ve davacı hakkındaki ankesör/büfe sorgu raporunun hazırlanmasına esas alınan iletişimin tespiti verilerinin hukuka uygun olarak elde edildiği anlaşılmıştır.
iii.Ankesörlü/Sabit Hat telefon görüşmesi kaydının davacı yönünden değerlendirilmesi
Dairemizin 20/01/2021 tarihli ara kararına cevaben Emniyet Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ekinde sunulan, davacıya ilişkin ankesör/büfe sorgu raporunun incelenmesinden, aranma tarihinde davacının eşi A.Ö. adına kayıtlı ancak davacı tarafından bir dönem görev yaptığı İstanbul Garnizon Komutanlığına beyan edilen ve silahlı terör örgütüne üyeliği suçundan yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında da eşinin adına kayıtlı ancak bizzat kendisinin kullandığını beyan ettiği … GSM nolu hattının tüm irtibat baz görüşme kayıtlarına göre İstanbul ilinde bulunan ankesörlü telefondan 12/04/2012 tarihinde (1) kez arandığı tespit edilmiştir.
Bununla birlikte, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … muhabere sayılı yazısı ve eki HTS analiz raporu başlığı altında Ek-3'te verilen tabloda ayrıntılı gösterildiği üzere sanığın, 06.09.2006 tarihinden 06.02.2011 tarihine kadar çeşitli ankesörlü telefonlar ile toplam 61 adet arama/aranma kaydı bulunduğu, bu aramaların tamamına yakınının (57 adet) sanığın eşi adına kayıtlı ancak bizzat kendisinin kullandığını beyan ettiği … nolu hat üzerinden olduğu, bu aramaların çoğunlukla sanığın o tarihlerdeki görevli olduğu ildeki ankesörlü telefonlar tarafından yapıldığı, sadece 06.09.2006, 12.11.2006, 14.11.2006, 16.11.2006, 17.11.2006 tarihli aramaların Konya'dan, 11.05.2007, 01.06.2007 tarihli aramaların Ankara'dan, 27.04.2010 tarihli aramanın Kars'tan, 26.06.2010 tarihli iki aramanın Sakarya'dan, 06.02.2011 tarihli aramanın ise Karabük'ten yapıldığı, diğer 49 aramanın ise sanığın görev yaptığı iller olan Edirne ve İstanbul'dan gerçekleştirildiği görülmektedir. ...Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, sanığın 5 yıla yakın bir dönem içerisinde çoğunluğu görev yaptığı illerden olmak üzere bu kadar çok sayıda ankesörlü telefonlardan aranmasının tesadüfle izah edilemeyecek bir durum olduğu, FETÖ üyesi olduğu yönünde tanık beyanları gibi başkaca deliller de bulunan sanığın bu dönemde kendisinden sorumlu örgüt abisi (mahrem imam) tarafından arandığının anlaşıldığı, aramaların özellikle 2007 ve 2008 yıllarında yoğunlaştığı, sonraki yıllarda ise azalmakla birlikte devam ettiği, bu aramaların örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem imamları tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği kanaatine varılmış ve bu husus sanık aleyhine delil olarak kabul edilmiştir." gerekçesine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, ankesörlü/sabit hatlar üzerinden iletişim kurma yönteminin FETÖ/PDY terör örgütünün özellikle asker kişiler için önem verdiği özel bir iletişim şekli olması hususu ile iletişime dair kayıtların birlikte değerlendirilmesinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davacıya ilişkin ankesör/büfe sorgu raporunda … GSM nolu hattının tüm irtibat baz görüşme kayıtlarına göre İstanbul ilinde bulunan (2) ayrı ankesörlü telefondan 15/01/2013 tarihinde toplam (4) kez arandığı tespitine de yer verilmiştir. Ancak anılan rapor ve eklerinde söz konusu GSM hattının aranma tarihindeki hat sahibinin ve hattın gerçek kullanıcısının davacı olduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmediği görülmüştür. Bu nedenle söz konusu GSM hattına ilişkin tespit dikkate alınmamıştır.
d) Diğer Hususlar:
d-1) Operasyonel hat kullandığı:
Davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "Deliller bölümünde 8. Başlıkta belirtilen Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 12.02.2019 tarihli yazısı ve yazı ekinde gönderilen sanık hakkında tanzim edilen 11.02.2019 tarihli Araştırma Tutanağında;
"FETÖ/PDY'nin MAHREM HİZMETLER yapılanmasında Kara Kuvvetleri Karargah Yapılanmasında Temsilci olarak faaliyet yürüten A.Ö. (T.C....) isimli şahsa Müdür seviyesinde faaliyet yürüten M.G.(T.C....) isimli şahsın operasyonel hat kullanmak suretiyle;
M.K. (T.C....)
H.Z. (T.C....)
C.Ç. (T.C....)
...(T.C....) isimli şahıslar ile oluşturulan hücresel haberleşme ağında irtibatlı olduğu,
Şüpheliler hakkında yapılan incelemede,
.....(T.C....) başlığında A.Ö. adına kayıtlı bulunan ... numaralı telefonu, 03.01.2013 abone başlangıcı olan F.M. adına kayıtlı … numaralı operasyonel telefonu kullandığı" belirtilmiştir.
Yine yukarıda deliller bölümünde 10. başlıkta belirtilen Bilgi Teknolojileri Kurumundan gelen 26.07.2019 tarihli cevabi yazı ekinde gönderilen … numaralı F.M. isimli şahıs adına kayıtlı … numaralı hattın HTS kayıtları ile sanığın ve eşinin adına kayıtlı bulunan …, …, … ve … numaralı hatların HTS kayıtlarının karşılaştırılması hususunda alınan 31.08.2019 tarihli Bilirkişi Raporunda;
"… nolu telefon hattının 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasını kapsayan döneme ait HTS kaydının alındığı, bu dönem içerisinde F.M. adına kayıtlı olarak kullanıldığı,
HTS kaydı alınan 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasını dönem içerisinde … nolu GSM hattı ile ... 1 adet cihaza takılı olarak kullanıldığı, (136) kez ARAMA – ARANMA – SMS, MMS kaydının bulunduğunun tespit edildiği,
… nolu telefon hattının 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasında iletişim kurduğu tarihlerdeki sinyal alınan Baz istasyonu bilgileri değerlendirildiğinde en çok ANKARA nın YENİMAHALLE baz verdiğinin tespit edildiği,
… A.Ö. adına kayıtlı GSM hattının baz istasyonu bilgileri ve … ... adına kayıtlı GSM hattının baz istasyonu bilgileri ile … F.M. adına kayıtlı GSM hattının baz istasyonu bilgilerinin eşleştiğnin görüldüğü,
… F.M. adına kayıtlı GSM hattı kullanıldığı dönem olan 05.01.2013-28.05.2014 tarihleri arasında 136 iletişim kurduğu ve bu süreçte 59 defa baz istasyonu bilgisi HTS kayıtlarına düştüğü bu 59 adet baz istasyonu lokasyonu değerlendirildiğinde … A.Ö. adına kayıtlı GSM hattı ile 22 defa aynı lokasyonda baz verdikleri, ... adına kayıtlı GSM hattı ile 9 defa aynı lokasyonda baz verdiklerinin tespit edildiği, tablo 7 de ayrıntılı olarak gösterildiği,
…, …, … ve … sanığın ve yakınlarının kullanıldığı bilinen GSM hatları ile … F.M. adına kayıtlı GSM hattının 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının analiz edildiği, ortak irtibatlı kişi yada kişilerin olmadığı sadece operatör, reklam mesajlarının ve operatör aramaları ortak olduğunun tespit edildiği,
… F.M. adına kayıtlı GSM hattı ile … A.Ö. adına kayıtlı GSM hattı ile 22 defa aynı lokasyonda baz vermesi ve 546...93 T.Ö. adına kayıtlı GSM hattı ile 9 defa aynı lokasyonda baz vermesinden ve Sanık ... adresinin... YENİMAHALLE,ANKARA olduğu, … F.M. adına kayıtlı GSM hattı bu adrese yakın olan MESA POSTANESI lokasyonunda 30 kez baz vermesinden ve tüm bu bilgilerden yola çıkılarak … F.M. adına kayıtlı GSM hattını Sanık ...’ ın yüksek ihtimal ile kullanmış olabileceği kanaatine varıldığı"nın belirtildiği anlaşılmıştır.
Turkcell'den gelen 14.10.2019 tarihli cevabi yazıda; aynı adreste kurulu, ancak numaraları farklı olan baz istasyonlarının farklı yön ve bölgelere hizmet verebileceği gibi, uygulanan teknolojiye (2G, 3G, ve 4G) bağlı olarak aynı yönlere de hizmet verebildiği, genel olarak bir cep telefonunun bulunduğu noktaya çevrede farklı coğrafi konumda bulunan farklı istasyonlardan ve sektörden sinyal gelmesinin muhtemel olduğu, aynı abonenin aynı noktada iken farklı zamanlarda 2 (iki) farklı baz istasyonundan da sinyal almasının teknik olarak mümkün olduğu, aynı yerde bulunan 2(iki) farklı abonenin de yine farklı baz istasyonlarından sinyal almalarının da teknik olarak mümkün olduğu, … ve … numaralı istasyonlarının kapsama alanlarının kesişen ve kesişmeyen alanların da olduğunun görüldüğü, bu bağlamda her iki telefonun aynı mekanda olabileceği gibi farklı mekanlarda olmalarının da ihtimal dahilinde olduğu" belirtilmiştir.
Tanık F.M. duruşmadaki beyanında kendisinin … nolu hattı hiç kullanmadığını, böyle bir hattın üzerine kayıtlı olduğundan dahi bilgisinin olmadığını, sanığı da tanımadığını beyan etmiştir.
Rapor ve rapora esas olan HTS verileri ile Turkcell'den gelen cevabi yazı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın operasyonel hat (örgüt içi iletişimde kullanılan ve deşifre olmayı engellemk için başkası adına kayıtlı olarak edenilen hat) olarak kullandığı iddia edilen … nolu telefon hattının 05/01/2013 –28.05.2014 tarihleri arasını kapsayan dönemde aktif olarak kullanıldığı, yaklaşık 17 aylık bu dönemde telefon hattının toplam 136 defa arama, aranma, sms alma, sms gönderme yaptığı, bunların büyük çoğunluğunun ticari (…, …, …, …, … vb.) merkezlerden alınan sms'ler olduğu, bu hat ile sadece 6 adet gerçek kişi ile irtibat kurulduğu, bunlardan … (B.K.) ile 14 defa, … (İ.E.) ile 42 defa irtibat kurulduğu, diğer dört gerçek kişi (…, …, … ve … nolu hatlar) ile ise sadece 1'er defa iletişim kurulduğu, cep telefonlarının yaygın olarak kullanıldığı günümüzde 17 aylık bir dönemde sadece 6 kişi ile irtibat kuran ve bunlardan da sadece 2'siyle birden fazla defa irtibatı olan bu telefon hattının özellikle bu iki hattın kullanıcısı gerçek kişiler ile irtibat için edinilmiş operasyonel telefon hattı olduğu anlaşılmaktadır. F.M. adına kayıtlı bu operasyonel hattın sanık ... tarafından kullanılmış olup olmadığı hususunda yapılan değerlendirmede;
0535...37 nolu operasyonel telefon hattının 03/01/2013 – 28.05.2014 tarihleri arasında sinyal alınan Baz istasyonu bilgileri değerlendirildiğinde toplam 59 baz sinyalinin HTS kayıtlarına düştüğü, 31 defa (raporda hata ile 30 defa yazılmıştır) sanığın ikamet ettiği Batıkent Kardelen Mahallesindeki lojmanın yakınındaki Mesa Postanesi'nde bulunan …, …, … nolu bazlardan sinyal verdiği, 18 defa yine sanığın ikametine yakın olduğu anlaşılan ... Cadde … …/… adresindeki … nolu bazdan sinyal verdiği, dolayısıyla toplam 59 baz sinyalinden 49'unun sanığın ikameti çevresindeki bazlardan alınmasının bu operasyonel hattın bu çevrede ikamet eden biri tarafından kullanıldığını açıkça ortaya koyduğu, geriye kalan ve sanığın ikamet çevresi dışında alınan 10 adet baz sinyali ile sanığın eşi adına kayıtlı bulunan ve kendisi kullandığını beyan ettiği … nolu hat ile baz çakışmalarına bakıldığında ise;
Sanığın kullandığı … hattın 11.07.2013 günü saat 10:24'te, ... adına kayıtlı operasyonel hattın ise aynı gün saat 11:03'te … Caddesi TBMM ziyaretçi girişindeki bazdan sinyal verdikleri,
F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın 05.11.2013 günü saat 19:50'de … Batıkent adresindeki bazdan sinyal verdiği, sanığın kullandığı … nolu hattın ise aynı gün saat 20:15'te aynı bazdan sinyal verdiği, devamında aynı gün sanığın kullandığı … hattın saat 20:52'de, F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın ise aynı gün saat 21:18'de … Caddesi ... Sokak'ta bulunan baz istasyonundan sinyal verdikleri, dolayısıyla iki telefon hattının Batıkent'teki bir yerden S.Saltoğlu Bulvarındaki bir yere birlikte gittiklerinin anlaşıldığı,
F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın toplam 10 defa Batıkent'teki adres dışında baz vermesi ve bunlardan ikisinde sanığın kullandığı hat ile aynı bazdan sinyal vermesinin tesadüfle izah edilemeyecek bir durum olduğu, özellikle 05.11.2013 tarihinde iki hattın Batıkent'ten … Bulvarına birlikte gittikleri nazara alındığında tesadüf ötesi bir durum söz konusu olduğu, zira açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre Ankara ilinde yaklaşık 14.000 adet baz istasyonu bulunduğu, bunlardan 1/3'ünün yani yaklaşık 4.500-5.000 adetinin Türkcell'e ait olduğu varsayılsa F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın sürekli kullanıldığı adres dışına çıktığında sanığın sürekli kullandığı telefon hattı ile ortak bazdan sinyal verme ihtimali binde bir'den daha düşük bir ihtimal olup bahsi geçen hattın hem sanığın ikamet adresi çevresinde sürekli baz vermesinin hem de iki farklı tarihte başka adreslerde sanığın kullanımındaki hat ile aynı bazdan sinyal vermesinin bu operasyonel hattı sanığın kullandığına dair somut veri olduğu kanaatine varılmıştır.
F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın sanığın ikameti çevresi dışında 10 defa baz sinyali verdiği, bunlardan sadece ikisinde sanık ile baz çakışması olduğu, diğer 8 baz sinyali ile sanığın kullanımındaki telefonun neden baz çakışması olmadığı sorusu akla gelebilir ise de; HTS verileri incelendiğinde, esasında F.M. adına kayıtlı … numaralı hattın sanığın ikameti çevresi dışındaki baz sinyallerinden 4 tanesinin 2 farklı tarihte farklı bazlarda gerçekleştiği, bunların 11.07.2013 tarihinde Dikmen TBMM ziyaretçi girişi ve Çayyolu (…) ile 01.08.2013 tarihinde Ergazi İstanbul yolu ve … Cad. Ostim şeklinde olduğu, dolayısıyla bu dört baz sinyali İkiye indirildiğinde esasında operasyonel hattın sadece 8 farklı tarihte sanığın ikameti çevresi haricindeki bazlardan sinyal verdiği ve bunlardan ikisinde sanık ile baz çakışması bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Kalan 6 ayrı tarihte operasyonel hattın sanığın kullandığı hat ile baz çakışması olmamasının ise çeşitli nedenleri olabilir. FETÖ'de tedbir ve gizliliğe azami önem verildiğinden ve özellikle mahrem imamlarla görüşmeye giderken cep telefonlarının evde bırakılması veya kapalı duruma alınması yaygın olarak görüldüğünden, yahut da telefon açık olmasına rağmen herhangi bir arama yada aranma yapılmadığında baz sinyali vermediğinden operasyonel hattın ikamet dışındaki yerlere gittiği her seferinde sanığın kullandığı … nolu hat ile ortak baz vermesinin beklenemeyeceği, burada esas dikkat çekici olanın operasyonel hattın sürekli olarak sanığın ikameti çevresindeki bazdan sinyal vermesi ve istisna olarak 8 farklı tarihte bu çevreye uzak bazlardan sinyal verdiğinde (Ankara'da Tükcell'in binlerce baz istasyonu bulunduğu da nazara alındığında) bunlardan ikisinde sanık ile baz çakışması gerçekleşmesinin tesadüfle izah edilemeyecek bir durum olmasıdır.
Anlatılan nedenlerle F.M. adına kayıtlı … numaralı hattın sanık ... tarafından sivil mahrem imamlarla irtibat amacıyla kullanıldığı, İ.E. adına kayıtlı … numaralı operasyonel hattı kullanan mahrem imam M.G. ile irtibat halinde olduğu kesin kanaatine varılmıştır. " gerekçesine yer verilmiştir.
Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca yayımlanan FETÖ/PDY Sözlüğünde "operasyonel hatlar", "...; genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinden gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Örgüt operasyonel hat kullanma yöntemine sıklıkla başvurmaktadır. Bu yöntemde; genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. Telefonların değiştirilmesi sürecinde, eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına vb. atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Teknolojik gelişmeleri yakından takip eden, tedbir ve gizliliğe çok önem veren örgüt mensuplarından özellikle 'imam' diye tabir edilen yönetici pozisyonundaki sorumlu örgüt mensupları bu yöntemi kullanmakta ve talimatları örgüt mensuplarına bu hatlar üzerinden iletmektedir." şeklinde; "mahrem abi", "FETÖ'nün mahrem yapılanmalarında görevli erkek örgüt yöneticisidir. Mahrem yapı içerisinde en tepedeki yöneticinin talimatlarını aynen yerine getirmek en önemli görevlerindendir. Mahrem yapı içerisinde örgüt mensuplarının en iyi şekilde yetiştirilip, örgütün mahrem yapı hedefleri doğrultusunda devletin kılcalları ve beyni olarak gördükleri Emniyet, Askeriye, Adliye, Mülkiye, MİT, GATA, TÜBİTAK, TİB gibi kritik kurumlarda görevli örgüt mensuplarını takip etmektedir. Mahrem abi bu kurumlara yerleştirilecek olan örgüt mensuplarının belirlenmesinde ve yetiştirilmesinde de aktif rol almaktadır. 'Mahrem İmam, Mahrem Sorumlu, Mahrem Mesul' olarak da ifade edilmektedir." şeklinde; "mahrem abla", "FETÖ'nün mahrem yapılanmalarında görevli kadın örgüt yöneticisidir. Mahrem yapı içerisinde örgüt mensuplarının en iyi şekilde yetiştirilip, örgütün mahrem yapı hedefleri doğrultusunda devletin kılcalları ve beyni olarak gördükleri Emniyet, Askeriye, Adliye, Mülkiye, MİT, GATA, TÜBİTAK, TİB gibi kritik kurumlarda görevli örgüt mensuplarını takip etmektedir. Bu kurumlara yerleştirilecek olan örgüt mensuplarının belirlenmesinde ve yetiştirilmesinde de aktif rol almaktadırlar. Bir dönem örgütsel faaliyetlerde kullanılan 'mahrem ablalar' daha sonra konuların önemine göre 'mahrem abilerin' kontrolüne devredilmişlerdir." şeklinde açıklanmıştır.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, "mahrem imam" ve "operasyonel hat"a ilişkin olarak yukarıda yer verilen açıklamalar ile davacının FETÖ/PDY mahrem imamları ile operasyonel hatlardan irtibat kayıtlarına dair yine yukarıda yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu tespitlerin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
7) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3/1. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere bağlı kalınarak derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile askeri yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
8) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, fazladan ödenen … TL harcın istemi halinde davacıya iadesine,
3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/6783
Karar No : 2021/3847
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … Bakanlığı / ANKARA
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin, Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Hakkındaki disiplin işlemlerinin ve yargılama faaliyetlerinin 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu hükümleri uyarınca yapılması gerektiği, olağanüstü halin gerekli kıldığı bir konu olmadığından olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi hükümlerinin uygulanamayacağı, sözlü savunma yapma ve avukatı ile birlikte Kurul huzurunda savunma yapma taleplerinin reddedildiği, hakkındaki tanık beyanlarına ve diğer bilgi ve belgelere karşı savunma yapma imkanı tanınmadan, somut bilgi, belge veya delile dayanılmadan, makul ve somut bir gerekçe gösterilmeden, bireysel değerlendirme yapılmadan, tamamen subjektif gerekçelerle meslekten çıkarılmasına karar verildiği, kararda Kurul üyelerinin kişisel kaygı, husumet ve ön yargılarına dayalı değerlendirmeler yapıldığı, kararın dayandığı delillerin kanuna aykırı olduğu, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin hazırlanmasında bilgisi, rızası, dahli ve kabulü olmadığı, aksinin de somut ve açık delille en azından olgu ve emareler ile ortaya konulamadığı, üçüncü kişiler tarafından hazırlanan söz konusu listenin şahsı yönünden hukuksal bir sonuç doğurmayacağı, söz konusu listede ismine yer verildiği halde kamu görevinden çıkarılmamış, hakkında herhangi bir ceza davası açılmamış ya da kamu görevinden çıkarıldıktan sonra mesleğe tekrar kabul edilen askeri hakimler olduğu, mevcut delil durumları aynı olan kişilere farklı muamele yapıldığı, bu kararın Anayasa'ya aykırı olduğu, adil yargılanma hakkının, savunma hakkının, hakimlik teminatı ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6755 sayılı Kanun) Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri'nin dava konusu edilemeyeceği, öte yandan dava konusu kararın 667 sayılı KHK'nın ilgili Komisyon'a verdiği değerlendirme yetkisinin kullanılması suretiyle hukuka uygun olarak tesis edildiği, ölçülü ve gerekli olduğu, davacının bir kamu görevlisi olarak Anayasa'ya sadakat borcunu yerine getirmediği ve kazanılmış haklarının söz konusu olamayacağı, davacının savunma hakkını kullanamadığı iddiasının yersiz olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, askeri yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak (mülga) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunca verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın davacıya ilişkin kısmının iptali ile bu karar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, nitekim bu amaçla 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'nun (8.3.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.) 34. maddesi ile Yüksek Disiplin Kuruluna; (mülga) Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve üyeleri hakkında, hakimlik ve askerlik vakar ve onuruna dokunan, şahsi haysiyet ve itibarını kıran veya görev gereklerine uymayan davranışlarından dolayı kovuşturma yapma ve gerektiğinde disiplin cezası verme yetkisi tanınmıştır.
Öte yandan, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır.) 3. maddesinin birinci fıkrasında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen (mülga) Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (7075 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır.) 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın, karar vermeye yetkili kurul yada komisyonca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme yetkili kurul yada komisyon çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken yetkili kurul yada komisyonu kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca (mülga) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunca verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; haklarında inceleme yapılan (mülga) Askerî Yargıtay üyelerinin 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişiminin başarıya ulaşması halinde yapılması öngörülen atamalara ilişkin listede (mülga) Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, daire üyesi, Genel Sekreteri, Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı ve Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askerî Savcılığı gibi kritik görevlerde görevlendirildikleri; bu üyelerin bir kısmının örgüt üyeleriyle GSM hattı üzerinden iltisaklı olduğu; bir kısmının hem kendisi hem de yakın akrabalarının FETÖ/PDY mensubu ya da bağlantılı kuruluşlarla irtibatlı olduğu; bir kısmının yakın akrabalarının örgütün talimatı doğrultusunda Asya Katılım Bankasında hesap açtırdığı veya mevduat hesabını artırdığı yönünde istihbari bilgiler elde edildiği; yine haklarında inceleme yapılan üyelerin bir kısmının askerî öğrencilik dönemlerinden itibaren FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları, bir kısmının da (mülga) Askerî Yargıtayda görevde bulundukları süre içinde birlikte hareket ettikleri hususunda tanık beyanları bulunduğu; bu kişilerin görevli bulundukları kurul ve dairelerde verilen bazı kararlara ilişkin oy ve karşı oyları ile bunlara ilişkin gerekçelerin de anılan örgüt ile irtibata yönelik kanaat edinilmesinde yol açtığı dikkate alınarak, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu Kurul kararının usule uygun olarak savunması alınmadan verildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve anılan Kurul kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda (mülga) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında Yargıtay ... Ceza Dairesinin (ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, dava konusu Kurul kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6755 sayılı Kanun) Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir.
27/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendi ile 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin 1. fıkrasına, “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; askeri hakimler hakkında Milli Savunma Bakanının başkanlığında, Milli Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askeri hakimler arasından seçilecek iki askeri hakimden oluşan komisyonca” ibaresi eklenmiştir.
667 sayılı KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve E:..., K:... sayılı Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu kararıyla, Askeri Yargıtay üyesi olarak görev yapmakta olan davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz anılan Kurul tarafından ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın, dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan, 21/01/2017 tarih ve 6771 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile mülga 156. maddesinin son fıkrası: "Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıkların ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar alenî olarak açıklanır. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile yaşamına konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık veya ahlakın korunması yahut başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, yasaya uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiç bir şekilde müdahalede bulunulamaz."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş zamanında veya ulusun yaşamını tehdit eden başka olağanüstü bir durumda herhangi bir taraf devlet, uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak koşuluyla, durumun zorunluluklarının kesin olarak gerektirdiği ölçüde, bu Sözleşme çerçevesinde üstlendiği yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Bu hüküm çerçevesinde, hukuka uygun savaş fiilleri sonucunda gerçekleşen ölümler hariç, 2. madde veya 3., 4.(1.paragraf) ve 7. maddeye aykırı tedbirler alınamaz.
Yükümlülüklerine aykırı tedbirler alma hakkını kullanan herhangi bir taraf devlet, almış olduğu tedbirler ve bunların sebepleri hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreterini tüm yönleriyle bilgilendirir. Sözleşmeci taraf ayrıca, bu tür önlemlerin uygulanması sona erdiğinde ve Sözleşme hükümleri tam olarak yeniden uygulanmaya başladığında da Avrupa Konseyi Genel Sekreterini bilgilendirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; askeri hâkimler hakkında Millî Savunma Bakanının başkanlığında, Millî Savunma Bakanı tarafından birinci sınıf askeri hâkimler arasından seçilecek iki askeri hâkimden oluşan komisyonca... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır...”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu tarafından Askeri Yargıtay üyelerinin 667 sayılı KHK'nın, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler ve bu tespitlerin dayanağı olan bilgi ve belgeler bildirilmek suretiyle usulüne uygun karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de, AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, haklarındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha önceki aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu karara karşı dava açma süresi, Danıştayın görevli yargı yeri olarak belirlenmesine ilişkin 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Sonradan ibraz olunan belgeler" kenar başlıklı 21. maddesinde "Dilekçeler ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgeler, bunların vaktinde ibraz edilmelerine imkan bulunmadığına mahkemece kanaat getirilirse, kabul ve diğer tarafa tebliğ edilir" kuralına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının temini bakımından, davalı idare tarafından ek beyan olarak sunulan ve Dairemizce yapılan ara kararına ilgili idareler tarafından cevaben gönderilen bilgi ve belgelerde davacının cevaplandırması gerektiği değerlendirilen hususların bulunması halinde, ilgili bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve davacıya bu yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı Kanun'un "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Talep edilmesi hâlinde Dairemizce taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; Mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda, askeri yargı mensupları tarafından meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde davalar açılmış, 685 sayılı KHK ile bu davaların çözümünde Danıştayın görevli yargı yeri olarak belirlenmesi ve Anayasa değişikliği ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yargılama faaliyetlerine 27/04/2017 tarihi itibarıyla son verilmesinin ardından söz konusu dosyalar Danıştaya gönderilmiş ve bu tarihten sonra Dairemizce bu tür davaların esastan incelenmesine başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare ve ilgili diğer idareler tarafından dava dosyasına sunulan ve uyuşmazlığın esasına etkili olacağı değerlendirilen tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi, bu bilgi ve belgelere karşı cevap hakkını kullanması bakımından davacı tarafa ek süre tanınması gibi geniş usuli uygulamalarla birlikte bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun Tarafsızlığı:
667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3. maddesinin 1. fıkrasında “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca; Askeri Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Başkanlar Kurulunca... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir..." hükmüne yer verilmiştir.
Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun tarafsızlığının incelenmesi gerekmektedir.
AİHM Büyük Dairesinin Ramos Nunes De Carvalho E Sá/Portekiz kararında (Başvuru No: 55391/13, 57728/13 ve 74041/13) yer verdiği üzere:
Mahkeme, tarafsızlık kavramıyla, önyargılı veya tarafgir olmama durumunun kastedildiğini ve tarafsız olunup olunmadığının çeşitli yollarla test edilebileceğini vurgulamaktadır. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, AİHS madde 6 (1) çerçevesinde tarafsızlığın tespiti, bir hâkimin kişisel kanaati ile davranışına, yani, önündeki davada kişisel önyargıyla veya taraflı hareket edip etmediğine bakılarak yapılan öznel bir testle yapılmalı; aynı zamanda mahkemenin hem kendisi hem de oluşumuyla tarafsızlığına dair makul şüpheleri bertaraf edecek şekilde yeterli güvence sağlanıp sağlanmadığını saptamaya dönük nesnel bir teste de başvurulmalıdır.
Öznel ve nesnel tarafsızlık arasında kesin bir ayrım yoktur, zira bir hâkimin davranışı karşısında bir dış gözlemci tarafsızlık hususunda nesnel şüphelere kapılabileceği (nesnel test) gibi o hâkimin kişisel kanaatleri de bu şüphelere yol açabilir (öznel test). Dolayısıyla, hâkimin öznel tarafsızlık karinesini çürütecek kanıtların sunulmasında zorlanılabilecek kimi davalarda nesnel tarafsızlık koşulu daha da önemli bir güvence oluşturur.
Nesnel test, hâkimin davranışından tamamen ayrı olarak tarafsızlığı hakkında şüphe doğurabilecek olay ve olguların araştırılıp ortaya konulmasını gerektirir. Buna göre, bir davada bir hâkim veya mahkeme heyetinin tarafsızlığından endişe etmek için meşru bir sebep olup olmadığına bakarken söz konusu kişinin bakış açısı önemli olmakla beraber belirleyici değildir. Belirleyici olan, bu endişenin nesnel gerekçelere dayanmasıdır.
Nesnel testin konusu çoğunlukla, dava sürecinde hâkim ile diğer ana aktörler arasındaki hiyerarşik ve sair ilişkidir. Dolayısıyla her bir davada söz konusu ilişkilerin, mahkemenin tarafsız olmadığını gösterir nitelik ve derecede olup olmadığına karar verilmelidir. Bu bağlamda görünüş de belirli bir önem taşıyabilir; diğer bir deyişle “adaletin gerçekleşmesi yetmez, gerçekleştiği görülmelidir de.”
Kurulun tarafsızlığına yönelik olarak, meslekten çıkarma kararını veren Kurulun oluşumunun hukuka aykırı olduğu, Kurul üyelerinden bazılarının kamuoyunda İzmir Casusluk Davası olarak bilinen davada mağdur olduğu, FETÖ mağduru olan Başkanlar Kurulu üyelerinin, FETÖ üyeliği ile suçlanan kişilerin değerlendirildiği Kurulda görev yapmalarının uygun olmadığı, söz konusu üyelerin tarafsız kalamadıkları yönünde ciddi endişelerinin olduğu iddia edilmiş ise de, Komisyon üyelerinin söz konusu dava sürecinde davacıların örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı oldukları yönünde bireysel bir isnada yer verdiklerine dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından, Kurulun tarafsızlığına ilişkin endişelerin nesnel olarak gerekçelendirilemediği ve soyut nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Dairemizce yapılan yargılama sonucunda Kurul üyelerinin kişisel önyargılarına işaret eden ciddi bir husus bulunmadığı, Kurulu oluşturan üyelerin makul şüpheleri bertaraf edecek şekilde yeterli güvenceye sahip olduğu ve yukarıda yargılamada izlenen usul ve süreç başlığı altında yer verilen adil yargılanma güvencelerini sunan Dairemiz nezdinde Kurul kararının yargısal denetime tabi tutulmuş olması hususları bir bütün olarak gözetildiğinde, tarafsızlık ilkesinin ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.
Nitekim AİHM de, bağımsızlık ve tarafsızlık ile ilgili sorunların tam yargı yetkisine sahip ve Sözleşme'nin 6/1. maddesinin güvencelerini sunan bir yargı organı huzurunda sonradan denetime tâbi olması suretiyle, belirli şartlar altında giderilebileceğini kabul etmektedir (Volkov/Ukrayna, B.No: 21722/11,§ 123; Tsfayo/Birleşik Krallık, B.No: 60860/00, §42-43; Bryan/Birleşik Krallık, B.No:19178/91, §§ 44-47).
3) FETÖ'nün Askeri Yargı Yapılanmasına İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:…, Esas No: … ve İddianame No: … sayılı iddianamesinde, FETÖ'nün askeri yargı yapılanmasına ilişkin olarak şu tespitlere yer verilmiştir:
FETÖ için öncelikli kadrolaşma yerinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olduğu, bu yapının ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa ulaştığı,
FETÖ'nün TSK'yı denetim altına almak için çok çalıştığı; ordunun cemaatleşmesinin, kontrol altına alınmasının, örgütün siyasi hedefleri için zorunlu ve birinci görevi olduğu,
FETÖ'nün, kendi mensuplarını general ve amiral yapmak ve TSK'nin üst yönetimini ele geçirmek için kendine muhalif/ engel gördüğü TSK mensuplarına karşı soruşturma ve davalar açtırdığı; bu örgütten olmayan albay, amiral ve general kadrosunu tasfiye ettiği; gizlice örgütlenen FETÖ mensuplarının albay ve general kadrolarına terfi ettirildiği ve bu yolla önlerinin açıldığı,
Askeri yargının da, adli ve idari yargı gibi önemli ölçüde Fetullahçı hakimlerden oluştuğu; Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ve diğer askeri mahkemeler ile adli müşavirlik kadrolarının da baskı ve yıldırma sonucu örgüt mensuplarının eline geçtiği; bu nedenle örgüte yönelik yapılan hiçbir soruşturmadan doğru dürüst netice elde edilemediği;
Örgütün, üyeleri aracılığıyla TSK'da görevli ancak örgüte mensup olmayan kesimleri ordudan uzaklaştırırken sahte delil kullandığı, hedef alınan kamu görevlisi, başka yollardan uğraşılmasına rağmen makamı bırakmayacak güce ve otoriteye sahipse bu defa devreye adli bir soruşturmanın sokulduğu; yeni içtihatlar geliştirildiği ve hileye başvurulduğu; askeri yargının Fetullahçıların TSK içinden temizlenmesinde somut delil elde edilemediği bahanesine başvurup gereği gibi bir soruşturma yapmadığı şeklindeki tespit ve değerlendirmeler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ'nün genelde TSK ve özelde askeri yargı içindeki yapılanmasının göstergeleri olarak kabul edilmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/10/2020 tarih ve E:2018/48, K:2020/30 sayılı kararının "FETÖ Silahlı Terör Örgütü İçerisinde Askeri Yargı Mahrem Yapılanması" başlıklı kısmında ise:
"Örgüt liderinin "Devair-i Devlet" yapılanması içerisinde özellikle mülki, askeri ve yargı yapılanmasına özel bir önem atfettiği, bu grupları birer ünite olarak tanımladığı, bu gruplar içerisinde yer alan unsurların sezilmeden, hissettirmeden çok ilerilere kadar gitme talimatını verdiği, hatta can damarları içinde dolaşma kavramını kullandığı bilinen bir gerçekliktir.
Askeri yargı içerisindeki mahremiyet kavramının olağan mahrem yapı kuralları çerçevesinde bulunduğu, özellikle askeri liselerden başlayarak ordu içerisine bireylerin yerleştirildiği, askeri liselere ve polis kolejlerine yerleştirilen öğrencilerin öğrenimleri boyunca kendilerini bu okullara hazırlayan talebe imamı tarafından takibinin sağlandığı, bu talebe imamlarının öğrencilik hayatı boyunca takip ettiği öğrenciyi genelde onbeş günde bir ziyaret ettiği ve irtibat kurduğu, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın zaman ve yerine dair belirlemenin mutlaka belirlendiği ve bunların yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi birbirinden habersiz ve bağımsız ünitelerin oluşturulduğu görülmüştür.
2008 - 2014 yılları arasında örgütün TSK içerisindeki faaliyet yoğunluğunun arttığı, ordu içerisinde belirli bir yoğunluğa ulaşmak için örgütten olmayanların tasfiyesi yoluna gidildiği, bu anlamda isimsiz ve imzasız mektuplarla personelin yıpratılması, zincir mailler gönderilmesi, örgütün kendine bağlı olmayan personeli emekli olmaya sevk edecek teamül dışı tayin ve uygulamaları stratejik noktada bulunan unsurları aracılığı ile gerçekleştirdiği, kendine mensup örgüt elemanları hakkında da terfilerini etkileyecek menfi bilgilerin gizlendiği anlaşılmıştır.
...
Askeri mahrem yapı içerisinde yer alan personel de örgütün temel gizlilik ilkesi çerçevesinde en üst dü...e tedbir uygulaması yapmaktadır. Birimde tedbir çok boyutlu olarak ele alınmakta, bu konuda kapsamlı bir planlamaya gidilmektedir. Bu çerçevede evde, araçta, bir araya gelinen mekanlarda, iş yerlerinde, özel hayatlarında, iletişim kurmada, yolculuk aşamasında tedbirlere azami riayet etmektedirler. Örneğin, askeri öğrencilerin ya da bir sohbet grubunun diğer bir öğrenci grubu ya da sohbet grubu ile tanıştırılmaması, bir askerin ilden tayin olduğunda artık eski öğretmeniyle irtibata geçilmemesi, telefon numaralarının şifrelenmesi, şehir merkezindeki intikallerde toplu ulaşım kullanılması, yolculuk esnasında açık telefon taşınmaması, iletişimde kullanılan internet programı için VPN kullanılması, komşulara karşı yapılanmadan olduğuna dair bir havanın verilmemesi, arama tarama mesulü (ATM) tarafından yapılacak öneri ve denetimlere mutlak surette uyulması, çağdaş, modern ve Atatürkçü bir görüntü çizilmesi, açıktan oruç tutulmaması, namazların ima yoluyla kılınması, alkol kullanılması gibi askeri mahrem hizmetlere özgü yüksek güvenlik ve tedbir ilkesinin uygulandığı yolunda bir çok beyan soruşturma evraklarına yansımıştır. Örgüt genel tedbirleri çerçevesinde askeri yapı içerisinde de yüz yüze buluşmaya özel önem vermiştir. FETÖ elebaşının önemli hususları "Ruberu" şeklinde yüz yüze görüşülmesi yolundaki talimatına önem verilmiş, telefon irtibatlarında da telefon hatlarının genel olarak başkası adına kayıtlı olan hatlar olmasına özen gösterilmiştir.
FETÖ askeri mahrem yapılanmasında öncelikle iletişimde randevulaşma sistemi esas alınmıştır. Bir örgüt mahrem sorumlusunun bir askeri personel ile bir araya geldiğinde bir sonraki görüşmenin o günkü görüşmede netleştirilmesi hali bu sistemin ana mantığıdır. Askeri mahrem yapılanmanın telefon kullanımı çok sıkı kurallara bağlanmıştır. İşte bu sıkı kural çerçevesinde dışarıdan bir telefon bulup arama yöntemi örgüt içerisinde özel bir iletişim şeklini ortaya çıkarmaktadır. Buna göre kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii, lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit hatlar ile ankesörlü telefon hatlarından askeri personelin aranması randevulaşma sisteminin temel alternatifi haline gelerek uygulanmıştır. Bu çerçevede gerek itirafçı beyanları, gerek HTS kayıt incelemeleri sonucunda yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra arama olan ardışık arama; farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığında yapılan arama olan periyodik arama ve tek arama şeklinde iletişimin gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Meslek hayatına başlayan mahrem yapı içindeki örgüt mensubu askeri personelin maaşının %5 veya %10'luk kısmını asgari olmak üzere himmet adı altında vererek örgüte finans sağladığı, evlilik kararı vermesi durumunda örgütün izin verdiği kişiyle evlenip bu evlilikte de abinin bildirdiği tedbirlere uyduğu, periyodik olarak gerçekleştirilen toplantılara katılarak ideolojik bağlarını sürekli canlı tuttuğu, aldığı talimatlar doğrultusunda hareket ederek mesleki hayatını örgüt ideallerini gerçekleştirmeye vakfettiği görülmektedir.
..." şeklindeki değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür.
Öte yandan, askeri yargı mensupları tarafından Dairemizde açılan dava dosyalarında bulunan ceza mahkemesi kararlarında yer verilen ve soruşturma/kovuşturma evrelerinde alındığı görülen beyanların yukarıda yer verilen tespitler doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yerilen eski AYİM üyesi M.U.nun 27/07/2016 tarihli ifadesi "...Askeri Adalet İşleri Başkanlığını 2010 yılından itibaren önce İ.K. daha sonra M.A.A. yaptı. Bu kişilerin döneminde alınan askeri hakim adaylarının neredeyse tamamının bu örgüte mensup kişilerden olduğu kanaatindeyim. İ.K.nın bir yerde "benim yaptığım hizmeti ileride göreceksiniz" dediğini duydum... M.K.nın Yargıtay üyesi seçildikten 1 yıl kadar sonra Genelkurmay Adli Müşavirliği'ne geçti, Yargıtay üyeliği gibi bir görevden idari bir göreve gidilmesi beklenen bir şey değildi. Daha sonra adli müşavirlikte çoğu kendi örgüt mensubu olmak üzere teşkilatını kurdu, sonradan Genelkurmaydaki önemli yerlerin bu örgüt mensubu kişilerin kontrolünde olduğunu gördüm. Genelkurmay askeri savcılığında bu örgüt ile ilgili yapılan şikayetlerde hiçbir sonuç alınmadı, hiçbir soruşturmadan bir karar çıkmadı, hep takipsizlikle sonuçlandı...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen eski AYİM üyesi K.K.nın 29/07/2016 tarihli ifadesi "...Kaldı ki 2009 dan sonra yani İ.K. şube müdürü olduktan sonra TSK alınan askeri hakimlere baktığınızda darbecilerin atama listesinde bu şahısların hemen hemen hepsinin sıkıyönetim askeri mah. görevlendirildikleri görülecektir. Yine Adalet Bakanlığı bürokratlarının beyanlarına göre askeri yargıdaki sınavlara göre çok daha kolay olan Adalet Bakanlığı adli ve idari yargı sınavlarını kazanamayan birçok adayın daha zor olan askeri yargı sınavlarını kazandığı görülmektedir...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen eski Askeri Yargıtay üyesi M.Y.A.nın 08/08/2016 tarihli ifadesi "...M.K. fakülteden arkadaşımdır çeşitli görevlerden sonra 2011 yılında Askeri Yargıtay üyesi olmuştur. 2012 yılında Genelkurmay adli müşaviri H.Ç.'nin andıç kumpası ile tutuklanması sonrasında askeri yargıtay üyeliği gibi askeri yargının en yüksek görevinden feragat ederek yargıçlık güvencesi dahi olmayan Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanmıştır. Genelkurmay adli müşaviri olarak kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemeler ile yazışmaları bizzat yapmıştır. Askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit edilen tüm komisyonları oluşturmuştur. Bu komisyonlar Atatürkçülük ders notlarını bilgisayar virüs programlarını devletin güvenliğine ilişkin belge olarak niteleyip masum insanların casusluk suçlaması ile onlarca yıl hapis cezası almalarına neden olmuştur. Balyoz kumpas davası sırasında sanıkların istediği belgeleri göndermemiştir 28 Şubat davası sırasında davanın en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki genelkurmayda mevcutmuş gibi 'aslı gibidir' diye imzalayıp göndermiştir. Kozmik oda aranması sırasında devletin en gizli bilgilerini kaydedildiği diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ'nün eline geçmesini sağlamıştır. Aynı dava sırasında sahte evrak düzenleyerek Genelkurmay Başkanının adına sahte yazılar göndermiştir Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin (Y.Y., C.Ç. ...) Askeri Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen askeri hakim E.C.P.nin 20/12/2016 tarihli ifadesi"...İ.K.dan itibaren ben, askeri yargının FETÖ tarafından ele geçirildiğini ve tüm askeri hakimlerin alımı, askeri hakimler hakkındaki soruşturmalar ve atamaları ile FETÖ mensupları haricindeki askeri hakimlerin mağdur/tasfiye edildiğini, terör örgütü mensuplarının ise kritik görevleri yerleştirildiklerini düşünüyorum...",
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesinde yer verilen eski AYİM üyesi H.D.nin 29/03/2018 tarihli ifadesi "Harp okulunda iken 1992 - 1993 yıllarında ... cemaatle tanıştım... Koca ... Paşada ... kod adlı (gerçek ismini hala bilmiyorum) cemaat abisi ile tanıştım ve cemaat evine gidip gelmeye başladım.... Fetullah Gülen vaaz kasetlerini de izliyorduk, sohbet yapılıyordu. ... Daha sonra 1994 yılında mezun olup Gölcük'e tayin oldum. ... ismini hatırlamadığım bir abi geliyordu ...tedbir amaçlı komşuların duymaması için Fetullah Gülen'in vaaz kasetleri dinlenmiyordu. ... Deşifre olmamamız için bu tedbiri uyguluyorduk. ... yukarıda bahsettiğim, gittiğim ve kaldığım bütün evlerde deşifre olmamak adına cemaat abilerinin kesin emri üzerine Fetullah Gülen kasetlerini izlemiyorduk, ... Ancak bu toplantılarda Fetullah Gülen'i övücü, yükseltici biri olduğu, müştehit olduğu, daha sonra da cemaat güçlenince Fetullah Gülen'in mehdi benzeri gibi lanse edildiği ve bu şekilde insanların cemaate mutlak itaat etmesi isteniyordu. Hatta ben kendi akrabamla evlenmek istediğimde ilk başta buna karşı çıkmışlardı. Bu konuda beni kararlı gördükleri zaman kabullenmişlerdi. Şunu demek istiyorum, mümkün olduğunca bütün özel hayatımız dahil olmak üzere bütün hayatımızı (sosyal, siyasal, ekonomik) belki de ruhsal durumumuzu bile kontrol altında tutuyorlardı. ...Mezun olup mesleğe başladıktan ve maaşa kavuştuktan sonra mümkün olduğunca düzenli olarak değişmekle birlikte evlendikten sonra maaşımın 1/20'sini elden cemaat abisine veriyordum. Görmemekle beraber yukarıda isimlerini saydığım kişilerin himmet adı altında para vermeleri cemaat sisteminin gereğiydi (cemaat mensuplarının olmazsa olmaz koşuluydu). Cemaat ayrıca üstlerimizle iyi geçinmemizi, her türlü tedbiri almamızı, ortaya çıkmamak için gerektiğinde içki içmemizi hatta söylemlerimizde bile dikkatli olup dini tabirleri kullanmamamızı istiyorlardı. Nitekim kod ismi kullanmamızın sebebi de gizlilikti. Benim kod adım "..." idi. .... Bizim sivil cemaat mensupları ile herhangi bir ilişkimiz olmazdı. Sadece cemaat abisi sivil olurdu. Bu kişi yada kişiler de sohbet sırasında bize tavsiye ve telkinde bulunurlardı. ... Cemaat mensuplarının kendi aralarındaki ilişkiye gelince; Genel olarak yanı görev yerindeki kişiler grup yapılmaya çalışılırdı. Bu tek de olabilirdi çok da olabilirdi. Gruptaki kişi sayısı akademi döneminde iken daha çok olabiliyordu. Ancak kıdem yükseldikçe cemaat mensubu diğer üyelerle ilişik minimum seviyeye indirilir, kural olarak tek bir kişi ile muhatap ettirilirdi. Askeriye içindeki diğer cemaat mensupları ile de muhattap ettirilmezdik. Örneğin ben mesleğimin sonuna doğru kıdemli olduğum için tek gittiğim zamanlar oldu. 1996 ... Gölcük'te lojmanlara taşındım. ... arkadaşlarla İstanbul'da ... kod adlı abinin Erenköy'deki cemaat evine gidiyorduk. ... Vaaz kasedi yada CD de izlenebiliyordu. Yukarıda belirttiğim şekilde Fetullah Gülen anlatılırdı. Daha sonra İstanbul Koşuyolunda Abdullah kod adlı cemaat abisine gitmeye başladık. ... Daha sonra Türkiye'ye 1999 yılı Eylülünde depremden sonra döndük. Depremden dolayı üs tahrip olduğu için gemiler Marmaris'e taşındı. Ben de gemimle beraber Marmaris'e gittim. Burada sadık kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk. ... beraber veya tek başına Sadık isimli abi ile görüşüyorduk. 2000 - 2003 yılları arasıydı. 2003 yılında akademiyi kazandım. Akademiye girmem kendi isteğim ve cemaatin yönlendirmesi ile olmuştur. Akademi sınavlarına hazırlanırken cemaatin hazırladığı çalışma CD ve kitapları bize gönderildi. O kadar profesyonelce hazırlanmıştı ki bu dokümanları okuyup biraz da çaba gösterdiğiniz de sınavı kazanamama gibi bir durum söz konusu olamazdı. Akademideyken Acıbademde ... kod adlı cemaat abisi ile görüşüyorduk. Burada birinci sınıflardan grup halinde görüşüyorduk. ... Akademi öğrencileri arasında bir yarış olduğu için sivil abiler bize hocaların gözüne girmemiz için ve hocaların bize iyi kanaat notu vermesi için hoşlarına gidecek davranışlarda bulunup iyi notlar almamız isteniyordu. Biz de gerek sosyal faaliyetlere katılım olsun gerekse hocaların gözüne girecek davranışlarda bulunuyorduk. Akademiden sonra Gölcük'e tayin oldum. Burada Marmaris'teki Sadık abi de cemaat tarafından gönderilmişti. Çünkü abilerde de bir nevi tayin sistemi vardı. Bunların görev yerlerini belirli periyotlarla değiştirildiğini biliyorum. İzmit'te sahil evleri tarafında evi vardı. Buraya hatırladığım kadarı ile F.G. ile gittik. Daha sonra da H.D. ile beraber gittik. ...2007 yılında Ankara'ya DKK'ya tayin oldum. Burada ... kod adlı bir abiye Şentepe tarafındaki evine gittim. Şubede tek olduğum için (şubede 3 kişi çalışıyorduk) tek gidip geldim. ...2008 yılında Marmaris Aksaz'da TCG Gaziantep gemisine tayin oldum. 2008 - 2013 yılları arasında TCG Gaziantep gemisinde görev yaptım. Gemi ilk önce Gölcük'te modernizasyonda idi. Daha sonra Marmaris'e indi. Burada ... kod adlı cemaat abisinin Armutalan'daki evine gidip geldim. ... 2013 yılında DKK Karargahına tayin oldum. Burada ... kod adlı E.A.nın GİMAT'ın arkasındaki polis teşhisinde gösterdiğim evine tek gidip geldim. Orada askeriye sınıfında yalnız ben vardım. ... Ben fiili olarak 2015 Eylül ayında AYİM'de çalışmaya başladım. ... kod adlı abim beni ... kod adlı TPE Av. T.B.ye teslim etti. ... kod adlı abi ile görüştüğümüzde; özellikle öğrenci dosyaları olduğunu, burada da ağırlıklı somut bilgi ve belgelere göre hareket etmem gerektiğini söyledi. Zaten gelen bilgiler de genelde tek satırlık "... okulundan mezundur, .... yurdunda kalmıştır, babası cemaate bağlı .....'da çalışmaktadır." gibi teyit edilmesi gereken bilgilerdi. ... abi bana cemaat mensubu arkadaşlarımızın atılma, uzaklaştırılma dosyalarıyla ilgili somut bilgi ve delil isteyin. Siz somut bilgi ve delil isteyin zaten böyle bir bilgi gelmez. Bundan sonra da lehe hareket edersiniz gibi şeyler söyledi. Biz de ona göre hareket ettik. Ancak somut olarak bilginin geldiği dosyalar olduğunda gereken ne ise onu yaptım. ... ... kod isimli Av. T.B. bana aynı dairede görev yapan kurmay üye E.Ş.nin bir süredir orada görev yaptığını ve davalarla ilgili hareket tarzımı belirlerken onu da dikkate almamı, E.Ş.nin de cemaat üyesi olabileceğine benzer şeyler söyledi. ...Benim telefonuma ByLocku ... kod adlı E.A. ... yükledi. Ben ByLock mesajlaşmasını sadece E.A. ile buluşmak maksatlı olarak kullandım. ByLocku iletişimimizin tespit edilmemesi için kullanıyorduk. ByLock kullanmadan önce getirdikleri telefona yüklü başka birinin adına kayıtlı telefon ile ya da ankesörlü telefonlar ile iletişime geçerdik. Bu başkasının adına telefon kullanma ya da ankesörlü telefon kullanma durumu Marmaris'te görevli olduğum dönem ile önceki dönemlerde oluyordu. Ankara'ya geldiğimde daha çok yüz yüze görüştüğümüzde bir sonraki buluşmanın gününü de kararlaştırıyorduk. ByLockta problem yaşanınca "Sureshot" adında bir program üzerinden iletişim sağlanıyordu. Bu program benim telefonuma da yüklenmişti. En son bu program üzerinden görüşüyorduk. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki yukarıda isimlerini verdiğim ve benimle ilgilenen cemaat abileri beni bir sonraki cemaat abisine teslim ediyordu, adeta zimmetliyordu. Bu silsile şeklinde devam etti. ..." ,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve İddianame No:... sayılı iddianamede yer verilen askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan İ.Y.nin 02/01/2017 tarihinde Sivas Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesi " ... Bu kaldığım ev o dönem cemaat olarak adlandırılan örgütün evlerinden farklıydı. Hareketli bir ev değildi. Çok fazla eve giden gelen olmuyordu. Diğer evlerdeki gibi çeşitli faaliyetler yapılmıyor, esnaf yardımları gelmiyor, daha doğrusu sivil şahıslarla iletişime girilmiyor, toplantı ve organizasyonlar yapılmyordu. Yine bu evin abilerince başka öğrencilerin eve getirilmemesi, yine diğer evlerle iletişim kurulmaması yönünde telkinlerde bulunuyorlardı. Bu sistemde sadece bizim bildiğimiz 2 ev vardı. Diğer evle iletişim kuruyorduk. Hatta neredeyse sürekli olarak görüşüp aynı ev gibi hareket ediyorduk. Yine bu evde kalan öğrencilerin bazıları ''İlçe Hizmeti'' denen bir görev alıyorlardı. Bu görev kapsamında askeri liseler ve harp okullarının bulunduğu iller hafta sonları gidiliyordu. Görevin içeriğini tam olarak bilmiyorum. Çünkü bana bu görev hiç teklif edilmedi. ... Evden ayrılmaya yakın bir tarihte ise bana Ankara'daki çalışma evlerine beni yönlendireceğini söyledi. Ben de o görüşme sırasında çalışma evlerinin olduğunu öğrendim. ... Keçiören'de bulunan yerini gösterebileceğim başka bir eve gönderdiler. Yaklaşık 4 ay bu evde kaldım. ... Ben sınavları geçtikten sonra bir dönem daha çalışma evinde kaldım. Burada bana ilk maaşımızın tamamını, diğer aylarda ise %20'sini zekat olarak ödememiz gerektiği söylendi. ... 2012 Eylül ayında Hakim adayı Teğmen olarak Ankara Adliyesinde staj eğitimime başladım. Çalışma evinden tanımış olduğum A.M.T. ile Yenimahalle yolu üzerinde Hastane Metro Durağından inildiğinde çok yakın olan bir yerde ev kiraladık. ..., akbinde ... kod adlı bir şahıs bizim evimize geldi. İlk defa bu şahsı burada gördüm. Bildiğim kadarıyla bu şahıs TİB'de çalışıyordu. Hakim veya savcı olup olmadığını bilmiyorum. Olmadığını tahmin ediyorum. ... 2-3 haftada bir evimize gelerek sohbet yapıyordu. Sohbet muhabbet şeklinde geçiyordu. ... Örgüt lideri Fethullah GÜLEN'in Bamteli olarak yayınlanan videolarını bize izletiyordu. Yine dini sohbetler gerçekleştiriyordu. ... Bu şahıs ben Sivas iline atanana kadar bizimle ilgilendi. 2013 yılı Temmuz ayında Sivas askeri savcısı olarak atandım. Bunun üzerine ... kod adlı şahıs beni aradı ve Ankara ilinde şu an hatırlamadığım bir eve beni davet etti. ... Bu eve gittiğimde ... isimli şahıs beni ... isimli bir şahısla tanıştırdı. ... isimli şahıs bana ... isimli şahsın Sivas ilinde bizimle ilgileneceğini ve bize sohbet vereceğini söyledi. Bu konuşma sonrası diğer odaya geçtiğimde dönem arkadaşım ve Sivas'ta beraber çalıştığımız F.T. de yan odadaydı. Birbirimizi görünce şaşırdık. İkimize de Sivas'a geldiğimizde sohbetleri beraber alacağımız söylendi. Muhtemelen şahsa telefon numaramızı da verdik. Temmuz ayında Sivas iline geldiğimizde F.T. ile birlikte Kümbet mahalesinde bir ev kiraladık. ... isimli şahıs bu konuda bize herhangi bir yardımda bulunmadı.İlerleyen günlerde telefon ile bizimle irtibata geçti. Kiralamış olduğumuz eve gelerek birlikte geldiği Latif kod adlı şahsı bizimle tanıştırdı ve sohbetleri bu şahısla birlikte yapcağımızı bize söyledi. Bu şekilde bizi Latif isimli şahsa teslim etti. ... Latif kod adlı şahıs ile tanıştıktan birkaç hafta sonra Latif beni ve F.T.yi kendi evine davet etti. Bu eve gittiğimizde aynı yerde görev yaptığımız askeri hakim M.B.nin da burada olduğunu gördük. Latif isimli şahıs bize bundan sonra sohbetleri üçümüze yapacağını söyledi. Sohbetler genelikle bizim bekar evimizde gerçekleşti. Yine bu olaydan sonra 2013 yılı Ekim aylarında Latif kod adlı şahıs bizi evine davet etti. Ben Fatih ve ... bu eve gittik. Eve gittiğimizde ... isimli şahıs da oradaydı. Bizimle tek tek ayrı ayrı görüştü. Bu görüşmede bizimle evlilikle ilgili görüşlerimiz konusunda fikirlerimiz soruldu... Yine aynı konu hakkında onların bilgisi dışında herhangi bir adım atmamamız konusunda ikazlarda bulundu. Mesleki hayatım boyunca bir kez ... isimli şahsa da 2013 yılı Ağustos ayında bir defa 250 tl tutarında himmet parası ödedim. Daha doğrusu benden bu parayı zekat olarak istiyorlardı. Benim bir miktar borcum vardı. Onlar da bu durumu biliyorlardı. Bir kaç kez daha istediler ancak ben bu durumu bahane göstererek ödemedim. Hatta bu nedenle maaşımızın bereketi olmadığını söylüyorlardı. ...Yukarıda da anlattığım gibi birçok kez onların bilgisi dışında evlilik girişiminde bulunmamamızı sert bir şekilde ikaz ediyorlardı. ",
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan E.K.nın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında alınan ifadesi "... biz kendisiyle aynı evde ders çalıştık. 2011 yılının Temmuz ayından 2016 yılının şey 2012 yılının Aralık ayı sonuna kadar idari yargı hakimlik savcılık adli yargı hakimlik savcılık sınavlarına birlikte çalıştık 6 ay boyunca yaklaşık aynı evde Ankara' da Keçiören' deki bir evde ... sermurakıbımız bize askeri yargı idari yargı adli yargı soran sorularını getirmişti askeri yargı sınav sınav sorusunu odada bireysel olarak getirdi yemin ettirdi verdi ...",
Y.T. isimli şahsın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında alınan ifadesi " ...Benim FETÖ üyeliğinden, mahrem imamlardan aramam oldu, yakalamam oldu, ordan bir dava görülüyor, Ankara'da ifade verdim, TEM şubede ifade verdim ve savcılıkta ifadelerim doğrulandı, burda etkin pişmanlıktan yararlandım, ... (İletişimi nasıl kuruyordunuz, ...?) Randevu esaslı, yani müsait vakitlerde, bir haftada, iki haftada bir, randevuya dayalı işte bu saatte, ilgili saatte şey yapardık. Yani evine gitmişsem bile çok nadirdir yani, o davet etmişse yani, çok olmadığı için, ben genelde kendi evimde ağırlardım. (Peki, bu ankesörlü telefonlardan aradığınız oldu mu böyle hani randevuya uyulmadı veya gelinmedi, onu tetkik amaçlı?) ... Yani tek iletişim kurma alternatifimiz öyleydi, misal yani onun geleceği gün benim bir işim çıkmış olsa anca öyle iletişim kurabilirim, başka bir alternatifim yoktu yani öyle söyleyeyim. (Nerede mesela hiç böyle aradığınız oldu mu bu sabit hatlardan, büfelerden veya kontörlü telefonlardan, sanıkları veya başka ilgilendiğiniz kişileri aradığınız oldu mu? ) Olmuştur evet. ..."
Yukarıda yer verilen tespit ve ifadelerin değerlendirilmesinden, örgütün askeri ve yargı yapılanmasına özel önem atfettiği, orduda kadrolaştığı, kadrolaşmayı ve kendisinden olmayanları tasfiye etmeyi kolaylaştırmak için askeri yargıyı bir araç olarak kullandığı, bu amaçla sahte delil kullanılması, yersiz adli/idari soruşturmalar açılması veya amaçlarına zarar vereceği değerlendirilen adli/idari soruşturmaların engellenmesi gibi yöntemlere başvurduğu; örgüt tarafından askeri yargıda görev yapması istenilen kişilerin özenle seçildiği, öğrencilik dönemlerinden itibaren hayatlarının her aşamasında gözetim altında tutuldukları, örgüte ait evlerde kaldıkları, birbirleriyle iletişimde mahremiyete önem vermekle yükümlü kılındıkları, bu evlerde sınavlara hazırlandıkları, tespit edildiği kadarıyla bir kısmı ile sınav sorularının paylaşıldığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği görülmektedir. Nitekim bu örgüt tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
4) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Adlî ve idarî yargı için öngörülen yargı bağımsızlığının, Anayasa’nın, dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan "Askeri yargı" başlıklı 145. ve "Askeri Yargıtay" başlıklı 156. maddelerinde askerî yargı için de kabul edildiği görülmüştür.
Bu bağlamda, tüm yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
5) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa'nın 139. maddesinde hakimler ve savcıların azlonulamayacakları belirtildikten sonra, aynı madde de meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnaların saklı olduğu hükme bağlanmıştır.
Dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan, 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'nun "Yüksek Disiplin Kurulunun vereceği cezalar" başlıklı 34. maddesinde disiplin cezaları uyarma, kınama ve görevden çekilmeye davet olarak sayılmış ve eylemin ağırlığına göre bu cezalardan birinin uygulanabileceği belirtilmiştir.
667 sayılı KHK'nın, 668 sayılı KHK'nın 4(8)/b. maddesi ile değişik, 3. maddesi uyarınca Askeri Yargıtay üyelerinin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesinde, 668 sayılı KHK'nın 4(8)b. maddesi ile yapılan değişiklik ile Askeri Yargıtay üyeleri de, bu tedbirin uygulanabileceği kişiler kapsamına alınmıştır.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve Askeri Yargıtay üyeleri hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir.
Nitekim, Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu Askeri Yargıtay üyeleri hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak veya sosyal birliktelik görünümü içinde olmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
6) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Askeri yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını gösteren delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan bir kısım delillerin, davalı idare ve ilgili idareler tarafından dava konusu kararın tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de, bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Beyanlar
Davacı hakkında verilen Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararındaki beyanlar şu şekildedir:
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan A.B.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 29/07/2016 tarihli ifadesi; "…Bu olaylar dışında şüphelendiğim kişiler ise şunlardır: Askeri Yargıtay Üyeleri Hakim ..., Hakim Albay H.Z., Hakim Albay H.A., Hakim Albay Ş.A., Hakim Albay A.F.Ö.dir. ..."
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 20/03/2018 tarihli ifadesi; "...Askeri Yargıtay'da görev yapan üyeler; ..., H.Z., H.A., Ş.A. ve A.F.Ö. haklarında Fetö ile iltisaklı olduklarına dair bilgiler dolaşan kişilerdir. ..."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; “Sanığın[davacının] Askeri Yargıtay üyesi, kendisinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyesi olduğunu, aynı binada görev yaptıklarından dolayı tanıdığını, ama bir ilişkilerinin arkadaşlıklarının olmadığını, bu yargılamaya ilişkin de herhangi somut bir bilgisinin olmadığını, ancak arkadaşlarından, K.K., Z.Y.den duyduğu kadarıyla bu cemaatle veya FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu yönünde iddiaların olduğunu, o yönden şüphelendiğini belirterek savcılık aşamasındaki ifadesinde bunu beyan ettiğini, ... aynı suçtan Dairemizde yargılanan diğer sanıklarla beraber olduklarını gördüğünü, ama ilişkileri, bağlantıları konusunda bilgisinin olmadığını, ” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.U.nun, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 27/07/2016 tarihli ifadesi; "…Bu örgüte mensup olduğu iddia edilen ...’ın da bir ses kaydı internete düşmüştü. Bu konuda gerek internetteki açık kaynaklarda gerekse Ağacın Kurdu isimli kitapta değişik anlatımlar vardır. Olayın içeriğini tam olarak bilmiyorum. …Askeri Yargıtay'da örgüt hedefleri doğrultusunda hareket ettiklerini duyduğum ve gösterdiklerden tavırlardan anladığım ..., A.F.Ö., H.A., Ş.A.yı biliyorum. M.Ş. ve H.Z.nin de onlarla birlikte tavır gösterdiğini biliyorum. "
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 20/03/2018 tarihli ifadesi; "…Daha önce aynı düşünceleri paylaştığımızı düşündüğümüz Askeri Yargıtay'da ..., H.A., A.F.Ö., Ş.A., H.Z., AYİM'de C.Ç., Y.Y. ile zamanla irtibatlarımız koptu. Bu arkadaşlar daha önce siyasi iktidara sonuna kadar destek verdiklerini söylüyorlardı. Fakat siyasi iktidarın uygulama, tavır ve söylemlerinde bir değişiklik olmamasına rağmen 180 derece değişerek hakarete varan söylemlerde bulunuyorlardı. Bu durup dururken bana manidar geliyordu. Ben bunu örgütsel bir tavır olarak görüyordum. Çünkü; bu arkadaşlar nerede bir araya geliyorlar, nerede görüşüyorlar bilmiyordum ama aynı söylemlerde bulunuyorlardı. Mesela hepsi bir ağızdan MİT Müsteşarına, ülke ismide vererek, başka bir ülkenin adamı diyorlardı. Ben de kendilerine Türkiye'yi sevmediğini açıkça belli eden yabancı ülkelerde bunu söylüyor diyordum. Bunların hepsi benim yaşadığım, tanıdığım kadarıyla dindar, inançlı insanlar olarak geçiniyorlardı. Ancak hemen hemen hepsi cuma namazına gitmezlerdi, namaz kılmazlardı. Sadece H.Z. içki içmezdi, cuma namazına da giderdi. İçlerinde de doğru olarak değerlendirdiğim kişi buydu. Fakat bunun da diğerleri tarafından kullanıldığını düşünüyorum. Bu arkadaşlar çok ketumdu. Onlarda kendi aralarında toplanıp beraber geziyorlardı. Fetöcüler hiç bir örgütün yapamayacağı takiyeyi (kendini gizlemek) yapabiliyorlardı. ... Ocak 2014 de iki kişilik üye seçimi yapıldı. Y.Y. da adaydı. Y. için de tavırları sebebiyle Fetöcü olduğunu düşünüyordum. Y. 8 yıl AYİM’de tetkik hakimliği yapmıştı. Stajı beraber yaptık, o zamandan beri tanırım. Gölzemlerimden, söylemlerinden onun da Fetöcü olduğunu değerlendiriyordum. Zira bunlar, Fetöcüler asla hiç bir zaman hiç bir yerde açıkça Fetöcü olduklarını söylememişlerdir. TSK’nın ortamı kendilerince buna müsait görülmüyordu. Biz seçimde Y.ye oy vermemeye karar verdik. Kendimize yakın gördüğümüz kimselere de bunu söyledik. Seçimde Y. 9 oyu geçemedi. Seçim 103 tur sürdü diye hatırlıyorum. ... Biz 16 kişi oy verdiğimiz için kimin kime oy verdiği rahatlıkla bu kadar tur sonucunda anlaşılıyordu. …Bu seçimden sonra yine Askeri Yargıtay'daki ..., Ş.A., H.A., A.F.Ö. beni gördükleri yerde yüzlerini çeviriyorlardı. Sırtlarını dönüyorlardı. Arkamdan küfür ettiklerini de duydum. Buradan bunların Fetöcü olduklarını anlıyorum. Zaten İstanbul'da ki 1. Ordu Askeri Mahkemesi'ndeki dinleme olayını Turgay'ın yaptığı söyleniyordu…"
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "Önceki ifadelerini tekrar ettiğini, ... sağduyulu arkadaşlarıyla da konuştuklarında Askeri Yargıtayda da 5 arkadaş (FETÖ’cü) olduğunun söylendiğini, 35 üyenin 1/7'si şeklinde bir dedikodu çıktığını, o 5 kişinin içinde sanığın[davacının] isminin de olduğunu, birlikte hareket ettikleri, FETÖ'cü zihniyette olduğu yönünde dedikoduların dolaştığını, İstanbul'daki 1. Ordudaki dinleme konusuna ilişkin, 4 tane hakimin aralarındaki konuşmanın kayda alınma olayında sanığın[davacının] fonksiyonu olduğunun dedikodu olarak söylendiğini, ..." beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.Y.A.nın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 08/08/2016 tarihli ifadesi; "…Askeri Cuntanın Darbe girişiminin elebeşısı olduğu söylenen M.K.yi iyi tanırım. Kendisi Fakülteden devre arkadaşımdır. Siyasi ve ideolojik görüşlerimiz farklıdır. 1988 - 1992 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde askeri öğrenci olarak okumuştur. Çeşitli görevlerden sonra 2011 yılında Askeri Yargıtay'a üye seçilmiştir. 2012 yılında Genel Kurmay Adli müşaviri H.Ç.nin Andıç kumpası ile tutuklanması sonrasında. Askeri Yargıtay üyeliği gibi askeri yargının en yüksek görevinden feragat ederek, yargıçlık güvencesi dahi olmayan Genel Kurmay Adli Müşavirliğine atanmıştır. Genkur Adli müşaviri olarak kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemeler ile yazışmaları bizzat yapmıştır. Askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit eden tüm komisyonları oluşturmuştur. Bu komisyonlar Atatürkçülük ders notlarını, bilgisayar virüs programlarını devletin güvenliğine ilişkin belge olarak niteleyip masum insanların casusluk suçlaması ile onlarca yıl hapis cezası almalarına neden olmuştur. Balyoz kumpası davası sırasında sanıkların istediği belgeleri göndermemiştir. 28 Şubat davası sırasında davanım en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki Genkurda mevcutmuş gibi aslı gibidir diyerek imzalayıp göndermiştir. Kozmik oda araması sırasında devletin en gizli bilgilerini kaydedildiği hard diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ eline geçmesini sağlamıştır. Aynı dava sırasında sahte evrak düzenleyerek Genelkurmay Başkanının adına sahte yazılar göndermiştir. Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin (Y.Y., C.Ç., ..., Z.Y., H.G., H.A., A.F.Ö., M.Ş., H.G.) Asker Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır. ...4. Daire üyesi Hakim ... FETÖcüdür. Elebaşıdır. Cuntacıların Sıkıyönetim direktifinde adı geçmektedir. Mesaj emriyle Genelkurmay ve Ankara sıkıyönetim askeri Mahkemesi savcısı yapılmak istenmiştir. Genelkurmaydaki FETÖcülerle arası iyidir. Çukurambarda yapılan FETÖ mensubu olan ve olmayan bazı üyelerin katıldığı toplantıya o da katılmıştır. Kendisini ve diğer FETÖcü üyeleri deşifre eden üyeleri ve askeri hakimleri emekliliğe zorlamıştır. 1. Ordu Askeri Mahkemesi hakimi Albay B.Ç. da samimidir. 2011 yılında ikisinin ortak bir ses kaydı internette yayınlanmasına rağmen soruşturma yapılmamıştır. M.K. ile ortak hareket etmiş, onun adamı gibi davranmıştır…"
Aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 21/11/2014 tarihli ifadesi; "…Genelkurmay Askeri Mahkemesi A.Z.Ü. hakkında başladığı yargılamayı kanun değişikliği nedeniyle Askeri Yargıtay'a gönderdi. Askeri Yargıtay 4. Dairesi beraat kararı verdi. Yargıtay Başsavcılığı bu beraat kararını aleyhe temyiz etti. Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nda bu temyiz talebi görüşüldü. M.Ç. ve A.Z.Ü.nün yargılandıkları resmi belgede sahtecilik suçundan verilen beraat kararının aleyhe bozulması için yoğun bir kulis ve propaganda yapılmaya başlandı. Daireler Kurulu bu davayı görüşürken E.Ç. ve ben karara mualif kaldık. Yine cemaat mensubu Askeri Yargıtay üyeleri beni sanıklarla ortak hareket etmek ile itham ettiler. Bu kararın bozulmasını isteyenler paralel yapının ele başları idi. Albay rütbesindeki ..., Z.Y., ö.E., A.D., Y.S., H.Z., H.A., S.P. aleyhe oy kullanıp kulis yapan cemaat üyeleri idi. ..."
Aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 17/12/2014 tarihli ifadesi; " …Askeri Yargıtay'daki cemaat yapılanmasının önde gelenleri. Y.S.. H.Z., A.Z.L., Z.Y., Ö.E., Y.T.Ç., ... isimli üyelerdir. …... cemaat üyeleri arasında çok etkin olup, Hukuk Fakültesinde okuyan oğlunu arasıra Amerika'ya göndermektedir. Z.Ç. ve M.Ç.nin davalarında sanıklar aleyhine kulis yapmıştır…"
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.Ç.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 15/12/2016 tarihli ifadesi; "…Sahte evrak suçundan yargılama sırasında, heyette bulunan 4 üye beraat istemiş, ... ise duruşma boyunca düşmanca hareketler sergilemiş ve mahkumiyet istemişti. Askeri Yargıtay Daireler kurulunda temyiz incelemesinde, sonradan tamamının FETÖ terör örgütü üyesi olduğu ortaya çıkan üyelerce oy çokluğu ile aleyhime bozuldu. Bu dava hukukun genel ilkelerine ters şekilde, bir sivil memurun iddiası üzerine açılmıştı, eylemi yapan ve kurgulayan asıl sanık Ş.C. tanık yapılmış, benim de amirimi azmettirdiğim şeklinde hayatın olağan akışı ile bağdaşmayan bir senaryo hazırlanmıştı. ...Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine, bu davanın kumpas olduğu ve adil yargılanma hakkımın ihlal edildiğine yönelik yaptığımız başvuru Anayasa Mahkemesince kabul edilerek adil yargılanmanın ihlal edildiği kararı verilmiştir. Askeri Yargıtay’da görev yaptığım dönemde de sessizce olan biten ve gruplaşmaları izlediğimden kimin cemaatçi gruptan olduğunu tahmin ediyordum. Ancak hakkımda açılan kumpas davası nedeniyle cemaat üyeleri saklanamayacak şekilde açığa çıkmışlardır. Komplo olan davanın asli maddi failinin tek tanık olması, evrak vasfım olmayan bir resmin evrak kabulü ve hiçbirşeyden haberi olmayan tamamen kumpasa getirilen o dönemde Hava Kuvvetleri Başsavcısı olan Hakim Albay A.Z.Ü.nün asıl fail sayılması ve yüzbaşı rütbesindeki benim albay rütbesinde Başsavcıyı azmettirici olarak yargılanmam gibi çok basit bırakın hukukçuluğu ve yüksek yargı üyeliğini sıradan bir vatandaşın bile gülüp geçtiği bir seneryo ile A.Z.Ü. ve benim evrakta sahtecilik suçundan üst sınırdan cezalandırılmamız ve hakimlik mesleğinden atılmamız tamamemen örgütün kararı doğrultusunda örgüt üyelerince icra edilmiş bir harekettir. Bu mahkumiyet kararını veren heyet üyeleri Hakim Albay R.Ş., Hakim Albay Y.S., Hakim Albay S.P., Hakim Albay R.İ., Hakim Albay H.Z., Hakim Albay Z.Y., Hakim Albay Ö.E., Hakim Albay H.A., Hakim Albay A.D., Hakim Albay M.Ş., Hakim Albay İ.U., Hakim ..., Hakim Albay Y.T.Ç., Hakim Albay H.G., Hakim Albay A.F.Ö., Hakim Albay M.A.U., Hakim Albay H.İ.nin den Fetö terör örgütü üyesi olarak hakkımda yaptıkları yanlı yargılama ve hukukun temel ilkelerine aykırı şekilde mahkumiyet kararı vermelerinden dolayı şikayetçiyim .."
Aynı şahsın, Kaçakçılık ve Organize İşlerle Mücadele Daire Başkanlığında alınan 05/09/2017 tarihli ifadesi; "…Sadece halen fetöden tutuklu örgüt lideri ... mahkumiyet istemiş ve duruşmada düşmanca tavırlar sergilemişti. Hatta reddi hakim taleplerimize rağmen duruşmadan çekilmemişti. …... şu an kendisi FETÖ terör örgütünden tutukludur. Kanaatimce askeri yargıdaki elebaşıdır. Kumpas davasını başından sonuna kadar tüm olayları organize etmiştir kendi kararı hilafına verilen beraat kararını bozdurmuş beraat kararı veren iki üyenin ayrılmasını fırsat bilmiş yerine M.Ş. ve İ.U. gibi FETÖ üyesi olan iki hakim alarak beraatı iki oya karşılık üç oyla mahkumiyete çevirmiştir…"
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "2008 ve 2009 yılında FETÖ terör örgütüne bir soruşturma yaptıklarını ve 2008 yılında FETÖ nün bir terör örgütü olduğunu, yabancı istihbarat örgütleriyle bağı olduğuna dair bir karar olduğunu, görevsizlik kararında yazdığını, bu nedenle o dönem Zaman, Taraf, Bugün gazetelerinin yaklaşık 40'ı manşet olmak üzere bir çok haber yaptığını, aracına bomba süsü verilmiş paket konulduğunu, tehdit mektupları geldiğini, hakkında da yaklaşık 9 soruşturma yapıldığını, üçünde dava açıldığını, bir tanesinin resmi evrakta sahtecilik olduğunu, çok komik bir kurgu, komik bir iddia olduğunu, O dönem Askeri Yargıtay’a gönderildiğini, Askeri Yargıtay’a gittiğinde ...'ı daha önceden tanımadığını, cemaatin kendileriyle husumetinin bilindiğini, her gün gazetelere çıkar bir durumda olduklarını, ...’ın duruşmada 5 hakimden biri olduğunu, babasını öldürülmüşcesine düşmanca tavırlar sergilediğini, kin ve nefretle hareket ettiğini hatta diğer üyelerin de buna tanık olduğunu, Z.Ü.nün o tavırlarından dolayı bunu reddi hakim talebinde bulunduğunu, daha sonra 4 oya karşı 1 oyla beraat ettiklerini, muhalif kalanın sanık ... olduğunu, Daireler kurulunda dosyanın bozulduğunu, sonuçta 3 oya karşı 2 oyla mahkum olduklarını, daha sonra yine Daireler Kurulunda onandığını, Anayasa Mahkemesinde bireysel başvurunun olumlu neticelendiğini ve yenilenen yargılamada beraat ettiklerini, yargılamada sanığın kin, nefret ve düşmanlığını gördüğünü, kendisinin cemaat dışında düşmanının olmadığını, o süreçte her ne kadar FETÖ'cüler faaliyette ise de bir de karşı grup olduğunu, onların da ...'ın kendisi hakkında kulis yaptığını mahkum ettireceğini söylediklerini, o nedenle de o dönem istifa ettiğini, Hava Kuvvetleri İstihbaratta sürülen bir Binbaşının kendisine sanığın[davacının] FETÖ’cü olduğunu söylediğini, hatta “cemaatin kılıcı bu dikkat edin” dediğini" beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan H.G.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 25/08/2016 tarihli ifadesi; "…Askeri Yargıtay üyesi olup halen tutuklu olduğunu sandığım ... Adana’da kıta subayı olarak görev yaparken Y.Y.nin evlenmesine aracı olmuştu. ... bir ara odasına gittiğinde bana o zaman Yargıtay Başkanı seçilen A.Z.L.yi kastederek "biz ona şunları şunları genel sekreter yapma dedik ama kendisi bizi dinlemedi, göreceğiz bakalım" şeklinde beyanda bulunmuştu. ... cep telefonunu genelde açık bulunan televizyonun yanına koyardı. Muhtemelen dinlemeye karşı önlem amacıyla bunu yapıyordu. ...Askeri Yargıtay da görev yaptığım dönem içerisinde yapılan üye seçimlerinde ve uyuşmazlık mahkemesi üye seçimlerinde FETÖ ye yakın olabileceğini düşündüğüm üyelerle diğer üyeler arasında çekişmeler yaşandığını gördüm. Özellikle 2011 yılından sonra yapılan seçimlerde bu açıkça belli oluyordu. İ.K. ve Y.Y.nin aday olduğu seçimlerde H.Z., ..., H.A., Ş.A. ve A.F.Ö. ısrarla bu kişileri destekliyorlardı. Bunlara destek olmayan Askeri Yargıtay Başkanı A.Z.L., 2. Başkan Y.S., üyelerden Z.Y., Ö.E., M.A., H.G., H.K., A.T.S., A.D., İ.U. ve daha sonraki dönemde ben ve C.T. ile E.A.ya karşı öfkeliydiler. Bunu açıkça da ifade ettikleri oluyordu. Hatta bunların odalarına dahi girmiyorlardı. ...İsimlerini saydığım ve Fetullahçı yapılanmaya dahil ya da yakın olabileceğini düşündüğüm üyeler aşamalarda genellikle birlikte hareket ediyor, alt derecede kendilerine yakın gördükleri hakimlerin verdikleri kararlar olduğunda aşamalarda o üyelerin ya da hakimlerin verdikleri kararlar doğrultusunda oy kullanıyorlardı. Eğer herhangi bir askerin bulunduğu pozisyonda görev yapmasını istemiyorlarsa ilk derecede ve Yargıtay’da ona göre oy kullanıyorlardı. Örneğin daireler kurulunun … Esas numaralı dosyasına konu olayda içlerinde Tuğgeneral H.S.nin de olduğu bir heyet F16 uçaklarının yaptığı bir arıza ile ilgili olarak tuttukları tutanak davaya konu olmuştur. Gen Kur Askeri Mahkemesinde sanıkların mahkumiyetine karar verilmiş ve temyiz üzerine Askeri Yargıtay 4. Dairesinde karar subüt yönünde bozulmuştu, ancak karara M.Ş. ve ... muhalif kalmıştı ve Gen Kur Askeri Mahkemesi direnme kararı ile tekrar mahkumiyet hükmü kurmuştu. Dosyada daireler kurulan geldiğinde bu üyelere yakın olduğunu bildiğim Ş.A.nın karşı oyuna rağmen oy çokluğu ile direnme kararı bozulmuştu.."
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 14/03/2018 tarihli ifadesi; "…2014 veya 2015'de Uyuşmazlık Mahkemesine Askeri Yargıtay'dan yedek üye seçilmesi gerekiyordu. Z.Y. M.Ş.ye aday olup olmayacağını sormuş ve kendisi kabul etmiş. Sonradan gelip ben aday olmayacağım o grubu karşıma almak istemiyorum demiş. O gruptan kastı muhtemelen H.Z. ve ... ekibidir. Fakat açıkça isim zikretmemiş. Bunları Z.Y. daha iyi bilir. Buna rağmen M.Ş. daha sonra yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi asıl üyeliği seçiminde aday oldu. Ancak biz bunun Fetöcülerin adayı olduğunu düşündüğümüz için oy vermedik ve seçilemedi. …... isimli üye de H.Z.nin odasına çok sık gelirdi. Benim odam ile H.Z.nin odası karşılıklı olduğu için görürdüm. Kapıyı kapatırlardı. Neler konuştuklarını bilemem. Y.Y. ve İ.K.nin seçimleri sırasında H.Z.deki tavrın aynısı ...'ta da vardı. Bana sorarsanız Askeri Yargıtay'daki Fetöcü olarak nitelendirilebilecek grubun yönlendiricisi ve başı ...'tır diyebilirim. Bu ekip A.Z.L. Yargıtay Başkanı seçildiğinde Genel Sekreterlik için isim önermişler fakat Başkan başka birini seçince kendisiyle baş başa olduğum bir sırada bana bunları anlatarak “bizim dediğimizi yapmadı, göreceğiz bakalım” gibi şeyler söylemişti. Ben de muhafazakar bir yapıda insan olduğum için ilk zamanlarda bana yakın duruyorlardı. Bazı şeyleri benim yanımda konuşabiliyorlardı.."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "2002 yılında Edirne’de askeri savcı olarak görev yaparken sanığın[davacının] hakim olarak geldiğini, sanıkla[davacıyla] birlikte 2011 yılında Askeri Yargıtay savcılığında görev yaptığını, o dönemde kararnamelerin Kara Kuvvetleri Personel Dairesi ve Askeri Adalet işlerindeki bu işe bakan askeri hakimle ortaklaşa belirlendiğini, kendilerinin bir türlü önceden öğrenemediklerini, kararnamenin o sene Ağustos ayında yayınlandığını, Haziran veya Temmuz 2011'de spordan veya yemekten çıkıp yolda konuşurken İstanbul'a kimin gittiğine dair bir şey sorduğunu, sanığın[davacının] “Diyarbakır'da adli müşavir F.K.nin İstanbul'a adli müşavir olarak gidiyor, İstanbul’daki adli müşavir B.Ç. geri yerine dönüyor” dediğini, sanığın[davacının] bunu nasıl öğrenmiş olabileceğini merak ettiğini, öğrenmişse Askeri Adalette bu işe bakan İ.K.nin bu ekibin (cemaat) içerisinde yer alan kişi olduğunu, sanığın[davacının] kararnameyi önceden bilmesinin dikkat çeken bir şey olduğunu, kimin nereye gideceğini bilecek kadar ve Haziran veya Temmuz ayında daha kararname yayınlanmadan bilmesinin bunun FETÖ'cülerle irtibatı olduğuna dair söyleyebileceği bir husus olduğunu, 2012 yılında Askeri Yargıtay üye seçimi olduğunu, kendisinin Askeri Yargıtay Savcılığına geçmiş olduğunu, listede 1'inci sırada yine bu ekibin içerisinde yer alan E.E.nin olduğunu, Savcılıkta şöyle bir söylenti çıktığını, sanık ...’ın 6'ncı sıradaki adayla gidip görüştüğü, “biz seni seçtireceğiz ama bizimle çalışacaksın veya bizimle çalışırsan seni seçtireceğiz” gibi bir şey konuştuğu söylentisini duyduğunu, bunun üzerine aynı ekipten olduğunu bildiği için daha seçim sonuçlanmadan H.Z.ye bunu sorduğunu, H.Z.nin hiçbir şey demediğini, sükut ikrardandır kuralı gereği H.nin bu olayı doğrulamış gibi kabul ettiğini, 2013 şûrasında A.Z.L.nin Tuğamiral olduğunu ve Askeri Yargıtay Başkanı olduğunu, göreve başladığında da A.Z.L.nin A.K.nin Genel Sekreter olarak belirlediğini, Sanıkla[davacıyla] odasındaki bir görüşmelerinde sanığın[davacının] “biz ona şunları şunları genel sekreter yapma diye söylemiştik bizi dinlemedi göreceğiz bakalım” dediğini, orayı sanki kendi istediği gibi dizayn etme iradesi ve Askeri Yargıtay Başkanına kafa tutacak şekilde de bir ifadesi olduğunu, bunu Genel Sekreterin belirlenmesinden sonra söylediğini, o konuşma sırasında ikisinden başka kimsenin olmadığını, Dikkatini çeken 4. Dairenin F16'larla ilgili bir kararı olduğunu, 2015 yılı olabileceğini, Amerika’da bir F16'nın arıza gibi bir şeyi tespit edildiğini, orada yanlış hatırlamıyorsa uçuşa engel olmadığına dair tespitten sonra Türkiye'ye döndüğünü ve sanki olay burada olmuş gibi bir tutanak düzenlendiğine dair bir yargılama olduğunu, hakikate muhalif evrak düzenlemek suçundan dolayı Tuğgeneral H.S. hakkında bir dava olduğunu, davaya Genelkurmay Askeri Mahkemesinin baktığını, General yargılamalarına ondan dolayı önem verdikleri bir yer olduğunu, mahkumiyet verildiğini, dairenin kararı bozduğunu, bozma kararına dairede muhalif kalan 2 üyeden birisinin sanık[davacı], birisinin M.Ş. olduğunu, mahkemenin direndiğini, Daireler Kurulunda tek muhalif kalan kişinin Ş.A. olduğunu, bunu tasfiye gibi yorumladığını, Sanığın[davacının] Askeri Yargıtay üyelerinden ve diğer askeri hakim savcılarla samimiyetini bildiklerini, gördüklerini, mesela İ.K.yle bir cep telefonu gönderme olayı olduğunu, Y.Y.yle olan samimiyetlerini bildiklerini, birde Askeri Yargıtay’daki H.Z., H.A., Ş.A. ve diğer A.F.Ö. gibi kişilerle de samimiyetlerini bildiklerini, önceki ifadesinde Askeri Yargıtay’da Fetö’cülerin başı olarak sanık ...’ı söylediğini, halen de oradakilerin en başında kim vardı denirse kanaat olarak söyleyebileceğini, Sanığın[davacının] kendisiyle ilgili değil, İstanbul'la ilgili bir tayini kimin nereye gideceğine kadar bildiğini, mesela bunu bilebilecek kişinin İ.K. olduğunu, bu kişinin 2011'deki bu tayin kararnamesinde kendisini Genelkurmay mahkemesine almak için teklifte bulunan kişi olduğunu, kendisinin kabul etmediğini” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan A.D.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 27/09/2016 tarihli ifadesi; "…Ben 2012 yılında Askeri Yargıtaya geldiğimde bana destek veren arkadaşlarımdan Z.Y. ve Ö.E. açıkça şu anda tutuklu bulunan H.Z., ... ve Ş.A.nın Fetullah cemaati ile bağlantılı olduklarından şüphelendiklerini bu kişiler ile ilişkilerimde dikkatli olmam gerektiğini söylediler. Daha sonra seçilen H.A., A.F.Ö.nün de Fetullah Cemaati ile bağlantılı olduğu söyleniyordu. Biz de bu kişiler ile ilişkilerimizde dikkatli davranmaya başladık. Ben Yargıtaya geldiğimde zaten bu yapılanına ile ilgili gizli bir mücadelenin olduğunu gördüm. ...Askeri Yargıtayda görev yaptığını süreçte özellikle Hava Kuvvetlerinden gelen bazı dosyalarda yasal olmayan dediller ile bir takım kişiler hakkında dava açıldığı izlenimini edindim. Kullandığım oylarda bu hukuksuzluğu önlemeye çalıştım. Bu hususu benimle aynı dairede görevde olan İ.U. ile de paylaştım. Bu dosyalarda dairemizde halen tutuklu bulunan ... ve M.Ş.nin benzer oy kullandıklarını gördüm örneğin; Hava Kuvvetlerine ait bir Tanker Uçağı ABD'de bir tatbikata katılıyor. Tatbikat esnasında uçak inerken kanadını sürtüyor. Daha sonra uçak personeli tarafından teknisyenlerinden görüşü alınmak sureti ile tatbikat bitiminde uçak o haliyle Türkiye'ye uçuruluyor. İncirlik hava üssüne iniyor. Üste iniş doldurulun formlarda uçağın kanadında bir hasar oldğunu tespit edildiği belirtiliyor. Uçak mürettebatı ve ilgili komutanlar hakkında hakikate muhalif rapor tanzim etmek suçundan kamu davası açılıyor. Bu dosya dairemize geldiğinde üyelerin 3'ü suçun subut bulmadığı yönünde oy kullandılar. Ancak ... ve M.Ş. ısrarla suçun subut bulduğu yönünde oy kullanarak ayrıntılı bir karşı oy yazdılar. Bozma kararına yerel mahkeme aynı karşı oy yönünde karar vererek direndiler. Karar daireler kuruluna geldiğinde ezici bir çoğunlukla suçun subut bulmadığı hükmü edilerek direnme kararı bozuldu. bu karar ve bu doğrultuda olan başka karar örneklerini daha sonra dosya ya ibraz edeceğim. H.G., ..., H.A., A.F.Ö.yle ben askeri lojmanlardan Askeri Yargıtaya aynı serviste gelip gidiyorduk. ... Serviste ... mit tırları soruşturması için “Suriyedeki terör örgütlerine Mit tarafından silah veriliyor”, 17-25 Aralık soruşturması için “hükümet gırtlagına kadar yolsuzluğa battı”, barış süreci için “teröristlerle masaya oturuluyor” şeklinde slogan haline getirdiği laflarla hükümeti ağır bir şekilde eleştiriyordu. Bundan ben ve H.G. rahatsız oluyorduk. Aramızda tartışmalar yaşanıyordu. Bir süre sonra tatsız bir olay yaşanmaması için hiç konuşmamayı tercih ettim. Serviste benim olmadığım bir gün ... Yargıtay ve Danıştay üye olup FETÖ ile bağlantılıların tasfiyesi için tüm üyelerin üyeliklerinin düşürülüp tüm üyelerin yeniden seçimine dair sürece ilişkin yasay yönelik olarak ağır bir şekilde eleştirdikten sonra, "Bütün bunlar bir kenara yazılıyor. Kayıt ediliyor. Kimin kimi düzeceği belli olmaz biz bittik demeden bitmez " diye H.G.nin duyacağı şekilde yüksek sesle H.A.ya bir cümle sarf ediyor. H.G. bu durumdan çok rahatsız olmuş. Benim yanıma gelerek bu durumu anlattı ve rahatsız olduğunu söyledi. Bunu Z.Y.ye de söylemiş. Darbe girişiminden önce söylenen bu söz darbe girişiminden sonra bana manidar geldi."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; “2012 yılında Askeri Yargıtay üyesi seçildiğini, bu sırada sanık ...'ın üye olduğunu, dolayısıyla beraber 4 sene kadar çalıştıklarını, bu konuyla ilgili de bundan önce 2 kez ifade verdiğini, o ifadelerini aynen tekrar ettiğini, sanığın doğrudan terör örgütü üyesi, yöneticisi veya darbecilerle irtibatı bulunduğu yönünde somut bir bilgisinin olmadığını, ancak Askeri Yargıtaya geldiğinde ...'la birlikte H.Z. ve 3 kişinin terör örgütünün eski adıyla Fethullah Gülen cemaatinden olduğunun söylendiğini, H.Z., ..., Ş.A., kendisinden sonra seçilen H.A. ve A.F.Ö.nün de bu cemaatin üyesi olduğundan bahsedildiğini, böyle bir söylenti olduğunu, bu kişilerin özellikle Askeri Yargıtay üye seçimlerinde müşterek hareket ettiklerini grup olarak hareket ettiklerini gözlemlediğini, özellikle sanığın[davacının] ismi terör örgütü ile anılan askeri hakimlerin üye seçilmesi için özel çaba sarf ettiğini, Y.Y. ve İ.K. isimli 2 askeri hakim için yoğun bir çaba sarf ettiğini ve tabi bir kısım üyelerin bunu fark edince karşı bir duruş sergilediklerini, dolayısıyla bu grupla aralarında bir husumet oluştuğunu, hatta bu süreç içerisinde bu husumetin gittikçe arttığını, hatta bazı arkadaşların tamamen selamlaşmayı dahi kestiklerini, Sanığın[davacının] FETÖ medyasının söylemlerini birebir konuştuğunu, mesela çözüm sürecinden bahsettiklerinde “hükümet teröristlerle masaya oturdu, Güneydoğuyu teröristlere teslim ettiler, hendek kazılmasına göz yumdular, buradaki şehitlerden hükümet üyeleri sorumludur” tarzında, veya mesela MİT tırları soruşturmaları konusunda aynı FETÖ medyasının kullandığı dille “Suriye'deki terör örgütlerinin vasıtasıyla silahlandırıldığı, bunun uluslararası ve ulusal cezai sorumluluğu olduğunu, bu sorumluların hesap vereceğinden” bahsettiğini, Cmhurbaşkanlığı Külliyesi ile ilgili “milletin parası ile saraylar yaptırdıklarını” söylediğini, 17-25 yargı ve emniyetin darbe girişimi olduğunu, sanığın “hükümet üyelerini, aileleriyle birlikte boğazına kadar usulsüzlüğe, yolsuzluğa battığı, bu soruşturmada görev alan savcıları cesur ve yürekli insanlar” şeklinde tanımladığını, 15 Temmuz darbesinden önce Haziran ayında H.G.nin morali bozuk olduğunu, sorduğunda servis aracında iken Yargıtay üyelerinin, üyeliklerinin kanunla sonlandırılması ve tekrar seçilmesi konusunda basında “Yargıtay tekrar bozulacak, düzülecek” tarzında haberler olduğunu, sanığın[davacının] öndeki H.G.ye duyuracak şekilde yüksek sesle “yani bunların hepsi kayda alınıyor, unutulmayacak. Yarın kimin kimi düzeceği belli olmaz” tarzında konuştuğunu, bu konuşmadan dolayı H.G.nin moralinin bayağı bozuk olduğunu, ...Tanker Uçağının hasar görmesi ile ilgili dosyada kuşkulandığı şeyin şu olduğunu, zannederse M.Ş.yle ...’ın muhalif kaldığını, oy çokluğuyla kararın bozulduğunu, daha sonra Daireler Kuruluna götürüldüğünü, daireler Kurulunda yine bu yapının (FETÖ) içerisinde olduğunu değerlendirdiği Ş.A.nın muhalefet yazdığını, ama muhalefetinde kendi dairelerindeki muhalefetin aynısını alıp yapıştırılmış olduğunu, bunun dikkatlerini çektiğini..” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan H.G.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 02/08/2016 tarihli ifadesi; "…Ben 2012 yılı Ağustos ayında Yarbay oldum. O tarihte Askeri Yargıtay üyelerinden birinin emekli olması nedeniyle bir kişilik boşalan yer için 2012 yılı Kasım ayında seçim yapılacaktı. Ben bu seçimlerden bir süre önce, muhtemelen 2012 yılı Ekim ayında üyeleri dolaşmak için Askeri Yargıtay'a geldim. O tarihte Van'da Askeri Savcı olarak görevliydim. Daha önce beraber çalıştığım Z.Y. Albayın odasında otururken bana “H.Z., ..., H.A. ve Ş.A. isimli Askeri Yargıtay üyelerinin cemaatçi olduğundan şüpheleniyorum” demişti. O tarihlerde bu yapının adı net olarak konulmadığından bu şekilde tarif ediliyordu. Ayrıca saydığım bu isimlerin İ.K. isimli Askeri Hakimi destekleyeceklerini duyduğunu söylemişti. 2012 yılı Kasım ayında bahsettiğim üye seçimi Askeri Yargıtay'da yapıldı. Z.Y. Albayımın bana belirttiği bu tespitleri yani yukarıda isimlerini belirttiğim ve o dönemki adıyla cemaat olarak bilinen yapıya yakın olan kişilerin isimlerini Askeri Yargıtay üyeleri Ö.E. ve A.D. Albaylarım da söylemişlerdi. Ben bu seçimde listeye giremedim. Ben 03/04/2014 tarihinde Askeri Yargıtay 2. Daire Üyesi olarak göreve başladım. ...Bizim lojmanlarımız Batıkent'tedir. Resmi araçla iş yerine gideriz. Bir gün yine servis aracıyla lojmanlara dönerken -yanılmıyorsam 2016 yılı Haziran ayının 20'si civarlarıydı- ... H.A.yla gündelik mevzularla ilgili sohbet ediyordu. ... Askeri Yargıtay 4. Daire Üyesi idi. H.A. ise Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi idi. H.A. bu sohbet sırasında Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerinin sonlandırılıp tekrar seçilmelerine ilişkin mecliste görüşülen yasa tasarısını gündeme getirdi. ... bu sırada şu cümleleri kullandı: “Bozulup düzülecekmişiz, kimin kimi düzeceği belli olmaz, bunların hepsi kaydediliyor, biz bitti demeden bitmez, bunu nereye koyarsan koy” bu sözleri sarf ederken kendilerinden olmadığını düşündükleri bana mesaj verme kaygısıyla hareket ettiklerini tahmin ediyorum. Ertesi gün bu konuyu Z. Albayım ile paylaştım.."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; “…Daha önce 2 Ağustos 2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında, Aralık 2016'da Genelkurmay askeri savcılığında ifade verdiğini, öncelikle bunları tekrar ettiğini, hatırladığı kadarıyla 2012 yılı Ekim ayında Z.Y.nin onun yanına ziyarete geldiğini, orada kendisine Askeri Yargıtayda ..., H.Z., Ş.A., H.A.nın cemaatçi olduğundan şüphelendiğini söylediğini, üye seçiminde İ.K. isimli askeri hakimi bunların destekleyeceğini duyduğunu Z.Y.nin söylediğini, daha sonrasında kendisinin o seçime girdiğini ama listeye giremediğini, 2013 yılı Kasım ayında Askeri Yargıtayda tekrar üye seçimi yapıldığında o zaman listeye girdiğini, 2014 yılı Nisan ayında da Askeri Yargıtay üyesi olarak görev yapmaya başladığını, Kardelen mahallesindeki lojmanda oturduğunu, ...'la beraber aynı servis aracında gidip geldiklerini, 2016 yılı Haziran ayının 20-22'si civarlarında, servis aracıyla birlikte akşam mesaiden dönerken kıdem sırasına göre kendisinin önde ...’ın sağ arkada H.A.nın onun yanında sol tarafta oturduğunu, o dönemde de Yargıtay Danıştay üyelerinin üyeliklerinin sonlandırılıp tekrar üye seçilmelerine ilişkin bir yasa tasarısının meclis gündeminde olduğunu, ikisinin bu konuyu konuştuklarını, H.A.nın konuyu açtığını, ikisinin bunun doğru olmadığı yönünde cümleler sarf ettiklerini, o sırada ...’ın “Bozulup düzülecekmişiz kimin kimi düzeceği belli olmaz. Bunların hepsi kaydediliyor, biz bitti demeden bitmez bunu nereye koyarsan koy” diye yüksek bir ses tonuyla bu lafları söylediğini, kendisinin bunu kendisine duyurma, kendisi aracılığıyla onlara (FETÖ’cülere) karşı mücadele edenlere duyurma kaygısıyla o şekilde cümle sarfettiğini değerlendirdiği için ertesi gün sabah Z.Y.ye, A.D.ye, Ö.E.ye ve samimi olduğu üye arkadaşlarına bu olaydan bahsettiğini, sanığın[davacının] “biz” olarak bahsettiği grubu o zamanlar paralel yapı diye adlandırılan örgüt yapılanması olarak anladığını ..” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan Z.Y.nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 21/03/2018 tarihli ifadesi; "... 2010 yılı Ekim ya da Kasım ayında 8 kişilik üye seçimi yapıldı. Bu seçimden sonra 2011 yılı içerisinde bir gün AYİM üyesi K.K. Albayım bana sivilde olduğu gibi TSK'de da bu yapıya mensup kişiler olabileceğinden bahsetti. Hatta Askeri Yargı içerisinde de bu yapılanmanın başladığını söyledi. Özellikle yeni seçilen üyelerden ..., Ş.A., M.K. ile daha önce üye olan H.Z.den şüphelendiğini söyledi. Ayrıca yine 2010 yılında AYİM'de yapılan seçim sonucu üye olan Y.Y. ile C.Ç.nin de bu yapıya mensup olabileceğini söylemişti. Bunun üzerine ben de Askeri Yargıtay'da güvendiğim bazı arkadaşlarıma bu konudan bahsettim. Paylaştığım kişiler arasında Y.S. ve Ö.E. Albay vardı. ... 2012 yılının Kasım ayında yapılacak olan tek kişilik üye seçiminde H.Z. ile ... MSB'de görevli olan İ.K.nin seçilmesini çok istemişlerdi. Bizde stajdan tanıdığım H.G.nin üye seçilmesini istiyorduk. Zira H. vatanını milletini seven liyakat olarak da son derece düzgün ve iyi ve çalışkan bir savcıydı. Askeri Yargıtay'a güç katacağını değerlendiriyorduk. Turgay stajdan H.yi tanıdığı halde H.yi bize kötülemeye başladı. İ.yi ön plana çıkarıcı bir takım sözler sarf ediyordu. Ben kendisine İ. Fakülte Yüksek Okullar (FYO) mezunu olduğu ve birlikte herhangi bir yerde görev yapmadıkları halde nasıl bu kadar iyi tanıdığını sorduğumda doyurucu cevaplar verememişti. Bunun üzerine o seçimde biz H.yi destekledik. Bu yapıya mensup olan üyelerde İ.K.yi desteklediler. Bu seçimle birlikte biz bu kişilerin kuruma liyakatli kişileri seçmek yerine kendilerinden olan kişileri seçerek burada bir yapılanmaya gideceklerini daha net anladık. Bundan sonra bu kişilerle tamamen ayrıştık. Bizim belirtilen yapıdan farklı olarak, üye seçimindeki kriterlerimiz ehliyet, liyakat ve de hukukun üstünlüğü idi. Bizden ayrışan üyelerin ise amaçlarının farklı olduğu bir grubu ve kendilerine göre doğru gördükleri bir düşünceyi Askeri Yargı'ya egemen kılmaya çalışıyorlardı. Yine hükümetin doğrularına doğru yanlışlarına da yanlış diyebiliyorduk. Bahsettiğim üyeler daha önce idarenin her türlü işlemine kayıtsız şartsız bağlı kalıp doğru derken yukarıdaki tarihlerden sonra hükümetin muhalifler tarafından doğru bulunan ve de hiç eleştirilmeyen tasarruflarının da yanlış olduğu yönünde beyanları olurdu. Bunları eylemleri ile de gösterirlerdi. Dolayısıyla Fethullahçı yapılanmaya mensup üyelerin bu şekilde açıkça ortaya çıktığını düşünüyorum. Bu üyeler Askeri Yargıtay'da H.Z., ..., A.F.Ö., H.A. ve Ş.A. İdi. ...... Askeri Yargıtay üyesi seçilmeden önce İstanbul 1. Ordu'da görev yapıyordu. 2011 yılında internete 1. Ordu Komutanlığı'nda görevli olan ... ve diğer hakimlerin ses kaydı düşmüştü. Bu ses kaydında Balyoz kumpasıyla ilgili bir takım konuşmalar mevcuttu. Konuşmayı dikkatle dinlediğim zaman Turgay'ın sesinin daha net duyulduğunu ve tabiri caizse ortaya çanak sorular sorarak diğerlerini konuşturduğunu fark ettim. Bu olay kendisinden daha da fazla şüphelenmeme sebep oldu. Haziran 2011 tarihinde Turgay üye olarak 4. Daire'de göreve başladı. Aynı dairede M.K.de görevlendirilmişti. Özellikle ikisi son derece samimi bir ilişki içerisinde olup öğlen aralarında da beraberlerdi. ... Kendisiyle[davacıyla] ilgili Fethullahçı olabileceği yönünden yoğun söylentiler olunca bir gün K.K.ye ... ile konuşacağını ve bu yapı ile bağlantısının olup olmadığını soracağımı açıkça ifade ettim. O da olabilir deyince sohbet sırasında bir gün odama davet ettim. Sohbet sırasında kendisiyle ilgili söylentilerden bahsederek herkesin bir yolunun bulunduğunu ancak sonuçta asgari müştereklerde buluşulabileceğini kendisinin bu yapı ile bağlantısının olup olmadığını sordum. Cevap olarak evet öyleyim demedi. Ancak bu yapıyla bağlantılı çok sayıda tanıdığının olduğunu söyledi. Zira o dönemde özellikle Adalet Bakanlığı'nda üst dü...e görev yapan çok sayıda tanıdığı vardı. Eşi Yargıtay da tetkik hakimi iken tayini Adalet Bakanlığı Merkez Teşkilatı'na yapılmıştı. Kendisi[davacı] ayrıca halen Fetö/PDY soruşturması kapsamında tutuklu olduğunu zannettiğim Y.Y.nin üye seçilmesi içinde çok yoğun çaba sarf etmiştir. ... Deniz Harp Okulu'nda okuyan bir öğrencinin çeşitli ortamlarda üstlerine çevresine hakarette bulunduğu gerekçesiyle cezalandırıldığı bir dosya Yargıtay Daireler Kurulu'na geldiğinde sözcü üye olarak dosyayı incelemiştim. İfadelerin alınış tarzı ve içerik itibarıyla ortada bir kumpas olduğunu sezdim. Ayrıca bu öğrenci subay çocuğuydu. O tarihlerde de subay ve astsubay çocuklarının çokça atıldığı bilgileri bizlere geliyordu. Dosyayı bu nedenle daha bir özenle incelemiştim. Sözcülük sırasında durumu anlatınca H.Z. ve ... diğer üyelerden farklı olarak aşırı tepki verdiler ve bu öğrencinin tüm suçlar sebebiyle cezalandırılması yönünde oy kullandılar. Ancak kurulda bulunan diğer üyelerin oylarıyla ... ve H.Z.nin istediği gibi bir sonuç çıkmadı. …A.F.Ö.yü üye seçildiği tarihe kadar tanımıyordum. Ancak FYO mezunu olduğu için Fakülte Yüksek Okullardaki yapılanmayı en iyi bilen Hulusi GÜL'den Arif'in de bu yapıya mensup olabileceğini duymuştum. 2013 yılında üye seçimleri için Arif de aday olarak Askeri Yargıtay'da üyeleri ziyarete gelmişti. Tesadüfen ...'da benim odamda hatta Ö.E. da vardı. A. odaya girdikten sonra kendisini çok cılız bir sesle tanıtıp ürkek tavırlar içerisinde bulununca Turgay araya girerek kendisini azarlar bir tarzda biraz daha canlı ol hakim adam böyle mi olur gibi ifadelerde bulunmuştu. Ö. ile ben bunu duyunca çok yadırgadık. Ama aynı zamanda da Turgay ile ilgili ve A. ile ilgili olan şüphelerimizi pekişmesine de bu tavır yol açmıştı. ... Kara Harp Okulu mezunuydu dolayısıyla A.F.Ö.yü tanıması zordu. Tanımadığı bir hakime karşı bu şekildeki konuşması tuhaftı. Ya da bizim bilmediğimiz bir tanışıklıkları vardı. Daha sonra üye seçiminde biz A.ya oy vermediğimiz halde listeye girerek 2013 yılında üye oldu ve bizim dairede göreve başladı. Ben kendisinden şüphelendiğim için tavır ve hareketlerini takip ediyordum. Bazen görüşme günlerinde ortaya söylediğim bazı lafların ... tarafından da başka ortamlarda alaycı bir edayla konuşulduğunu arkadaşlarımdan duymuştum. Bu laflarında A. tarafından Turgay'a iletildiğini düşünüyorum. Hatta bir toplantımız sırasında ben sivil Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin sonlandırılıp yeniden seçim yapılması hususuna sözü getirerek şaka yollu üyelikler bozulup yeniden dizilecekmiş dedim. Daha sonra bu sözüm ...'a gitmiş olacak ki servis aracında “Yargıtay ve Danıştay üyelikleri bozulup düzülecekmiş biz bitti demeden bitmez kimin kimi düzeceği belli olmaz” şeklinde konuşmuş. Bunu bana H.G. söylemişti. Dolayısıyla bu sözün ...'a taşınması A.F.Ö. ile onun arasındaki ilişkinin bir göstergesidir diye düşünüyorum. ..."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "Daha önce Ağustos 2016 tarihinde ifadesinin alındığını, Askeri Savcılığa verdiği ifadesi olduğunu, bir de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği bir ifade olduğunu, o ifadelerin doğru olduğunu, aynen tekrar ettiğini, ... 2011 yılında yanılmıyorsa Haziran ayı öncesinde bazı arkadaşlarla silahlı kuvvetlerde de özellikle askeri yargıda cemaat yapılanması konusunda bir takım duyumların kendilerine gelmeye başladığını, sanığın[davacının] isminin de geldiğini, ilk etapta çok şaşırdığını, açıkçası tanıdığı bir arkadaş olduğu için de üzüldüğünü, ama somut bir şey olmadığı için eylemlerine ve önemli söylemlerine bakmaya, takip etmeye çalıştığını, Sanığın[davacının] M.K. 2012 yılında Genel Kurmay Adli Müşavirliğine gittikten sonra sanığın[davacının] kendileriyle beraber öğlen araları takılmaya başladığını, kendilerinin de Ö.E.yle beraber sanığı[davacıyı] yalnız bırakmayalım, stajdan arkadaşımızdır diye yanlarına aldıklarını, ama o dönemdeki, hükümete karşı olan söylemlerinin biraz rahatsız edici olduğunu, pek örtüşmeyen görüşlerinin olduğunu ve seçimlerde H.G.yi destekleyelim diye konuştuklarını fakat sanığın[davacının] İ.K.yi destekleyeceğini söylediğini, kendilerinin de sanığa[davacıya] “sen kara harp okulu mezunusun, İ.K. fakülte yüksekokulları mezunu, bununla bir yerde çalıştın mı beraber çalışmadın. Nereden tanıyorsunda hani bunu bize söylüyorsun.” dediklerini, İ. ile ilgili de cemaatçidir şeklinde duyumlar geldiğini, adının zaten bilindiğini, orada zaten şüphelerinin daha da kuvvetlendiğini, bunun 2012 Ekim veya Kasım aylarında olduğunu, ...H.Z.yle ...’ın İ.K.nin çok üzerine durdukları için herkeste özellikle kendilerinde rahatsızlık yarattığını, Y.S.nin orada isimler dayatılmasın, isteyen istediğine oy verir şeklinde konuşmasının olduğunu, kendilerinin H.G.yi desteklediklerini, onların da zaten İ.K.yi desteklediklerini, ikisinin de listeye giremediğini, ondan sonra bunların gerçek niyetini anladıklarını, amaçlarının vatanını milletini seven, çalışkan, hukukun üstünlüğüne inanan insanların orada üye olması değil, benden olsunda ne olursa olsun mantığıyla üyeleri oraya seçtirip oradaki çoğunluğu elde etmek olduğunu anlamış olduklarını, Sanıkla[davacıyla] ilgili çok yoğun şüpheler olunca bir gün sanığı[davacıyı] odasına çağırdığını, açıkçası bu yapıyla (FETÖ) bir ilişkin, bağlantın var mı? diye sorduğunu, kendisine direkt olarak evet cemaatçiyim şeklinde bir şey söylemediğini ama bu yapıdan tanıdıklarım var dediğini, kendisinin de sanığa[davacıya] uyarı babından “gittiğin yol farklı olabilir ama hak yoldan ayrılma” dediğini, ayrıca cemaatçi olarak değerlendirdiği isimleri söylediğini, sanığın[davacının] “Sen sondajlama mı yapıyorsun” dediğini, “Onlar genç, etkilenebilirler” dediğini, onun haricinde de İ.K.nin seçiminde, seçilemeyince ara verildiğini, o arada o bahsi geçen kişileri toplayıp orada konuştuklarını, kendilerinin biraz ötesinde konuşmalarını gördüğünü, ama onlara ne dediğini, ne yaptığını nasıl bir şey söylediğini bilemeyeceğini, 2014-2015 tarihleri arasında Daireler kurulu sözcü üyeliği yaptığını, o dosyanın yanlış hatırlamıyorsa 3. Daireden itiraz üzerine geldiğini, bir Deniz Harp Okulu öğrencisinin bir ortamda bazı kişilere hakaretine ilişkin, küfürlü konuşmalarına ilişkin bir dosya olduğunu, Deniz Harp Okulu makamlarına çocukla ilgili daha öncesinde yine Deniz Harp Okulunda öğrenci olan bir kızla bir ilişkisi olduğuna ilişkin bir takım CD'ler mesajlar gönderilmiş olduğunu, bunların zaten cemaatin yaptığı tipik şeyler olduğunu, özellikle de asker çocuklarına yaptıklarını, ikisinin de yanlış hatırlamıyorsa asker çocuğu olduğunu, heyetin ifade almalarına vesaire dosyaya baktığı zaman onun bir kumpas dosyası olduğunun kendi kanaatince anlaşıldığını, bunu da orada Daireler Kurulunda da ima ettiğini, dile getirdiğini, sanığın[davacının] da 4. Daire üyesi olarak Daireler Kurulunda olduğunu, H.Z.yle ikisinin kendisine bu sözünden sonra bayağı tepki gösterdiklerini" beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.A.nın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 19/03/2018 tarihli ifadesi; "… ... ile Edirne'de ve İstanbul'da çalışmıştım. İstanbul 1. Orduda yardımcı askeri savcı olarak görev yaparken Şubat ya da Mart 2011 tarihinde 1. Ordunun hakim ve savcıları ile ilgili olarak internete bir kayıt düştü. Hakim savcılar Balyoz Davası konusunda sohbet ediyorlardı. Konuşmaları dinlediğimde içlerinde bulunan ...'ın soru sorma yolu ile diğer hakim ve savcıları Balyoz Davasında yapılanlar aleyhine konuşturduğu sonucuna vardım. Normal şartlarda yaşantı itibari ile dini bir grup olarak algılanan cemaatle ilgisi yoktu. Sonraki zamanlarda bunların kendilerini gizlemek amacı ile farklı davrandıklarını da öğrenince ...'tan soğudum. Çok fazla görüşmemeye başladım. Hatta kendisi Yargıtay Üyesi seçildikten sonra Ö.E. ve Z.Y. Albaylarıma M. Abi bana soğuk davranıyor demiş. ... yakında yapılacak seçimde H.Z. ve ...; İ.K. ve Y.Y.yi üye seçtirmek istiyorlardı. Biz de bunların cemaatçi olduğunu duyduğumuz için seçtirmemek için çabalıyorduk. Hatta H.G. İ.K.nin bir ortamda kendisine "benim askeri hakim olarak aldıklarım hizmet için yeter" demiş. Bunu H. bana söyledi. Bu sözleri seçimden önce mi seçimden sonra mı söylediğini şu anda tam olarak hatırlamıyorum. Ayrıca ... seçimden önce bana "Abi Y.Y. ile ilgili bir sorun var mı ?" diye sormuştu. Ben kendisine "Ben Y.Y.yi tanımıyorum, H.G. onu iyi tanıyor, H.ye sorup ona göre hareket edeceğim." demiştim. H.ye sordum. "Abi sıkıntılı." cevabını alınca ona oy vermedik. …Sivil Yargıtay'da yapılan seçimlerden sonra (2011 Şubat) cemaat yapılanmasının devleti ele geçirme gibi bir faaliyete girişmekte olduğu yönünde bilgiler dolaşınca ve yukarıda isimlerini saydığım üyelerin de cemaatçi olduğu söylendiği için kendileri ile benim gibi düşünen Yargıtay Üyeleri arasında bir mesafe oluşmaya başladığı doğrudur..."
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "Sanıkla[davacıyla] 2002 yılında Edirne'de 1 yıl mahkemede 2 yılda savcılıkta birlikte çalıştıklarını, İstanbul’da yaklaşık 2 yılın üzerinde birlikte çalıştıklarını, 2010 yılındaki yapılan seçimlerde 24 kişilik listede sanığın[davacının] da yer aldığını, Nisan 2011’de kararnamenin çıktığını, bu süreçte Şubat 2011 veya Mart 2011 başları gibi Balyoz davası ile ilgili ses kaydının internete düştüğünü, sanık[davacı] ile ilgili şüphelerinin oluştuğunu, oradaki konuşmalardan dolayı şüphelenince belirli bir mesafe koyduğunu, 2014 yılında bir gün kendi odasında H.Z., Y.Ç. ve sanık[davacı] ile birlikte otrurlarken yargıda birlik oluşumunun seçimi kazanması ve yeni HSK’nın oluşumu ile ilgili konu açıldığında sanığın[davacının] “Tayyip'in hakimleri” şeklinde bir kelimeyi ağzından duyduğunu, kendisinin biraz bozulduğunu.. ” beyan etmiştir.
Askeri yargı mensubu olarak görev yapmış olan K.K.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 29/07/2016 tarihli ifadesi; "… KKK. Personel başkanı ve aynı dairede görev yaptığım Hakim Albay M.U. ile birlikte bu personeli buradan uzaklaştırıp, bu yapıya mensup olmayan personeli getirebilmek için atama listesi yazdık. Ancak halen tutuklu bulunan Gen Kur Adli Müş. H.K. bizim bu atama listemizi tamamen değiştirmiş…. askeri yargıdaki Fetöcülerin de haberi olmuş, askeri yargıtaydaki fetöcülerin başı olan ... servis aracında giderken hem bu konudan bahsederek hem de sivil yargıtay ve danıştay ile ilgili çıkacak olan yasadan bahsederek '' bozulup yeniden düzülecekmişiz, kimin kimi düzeceği belli olmaz, biz herşeyi takip ediyoruz, biz bitti demeden bitmez'' demiş, bunu da aynı servis arasında giden Askeri Yargıtay üyesi Hakim Yarbay H.G. bana söyledi. Bu olay yaklaşık 20-21 Haziran tarihleri gibi cerayan etti. Dolayısiyle bu tarih itibariyle Turgut ÖZTOPRAK ın darbeden haberi olduğunu düşünüyorum. Zira darbecilerin hazırladığı atama listesinde o tarihlerde henüz Yargıtay üyesi olmayan Hakim yarbay B.D.nin ismi listenin hiçbir yerinde yok. Dolayısiyle bu listenin o tarihlerde hazır olduğunu değerlendiriyorum. ...Y.Y.nin seçilemediği bu seçimden sonra AYİM de görev yapan kurmay albayların tamamı ile hakim albay C.Ç., hakim Albay Y.Y. ve askeri yargıtayda görev yapan FETÖ örgütü üyesi ..., A.F.Ö., H.A., H.Z.in bana ve Y.Y.ye oy vermeyen arkadaşlara karşı tavırları birden değişti, bizlerle selamı sabahı kestiler. Oysaki çoğunun seçilmesinde katkımız vardı. …Yukarıda saydığım isimlerden ... bu örgütün askeri yargıtaydaki liderlerinden birisi olup, darbecelerin atama listesinde de Cumharbaşkanımızı yargılayacak olan bir nolu sıkı yönetim askeri savcısı gözükmektedir. Kendisi askeri yargıtay üyesi Z.Y.ye FETÖ üyesi olduğunu itiraf etmiştir. …... bir FETÖ kumpası olan emekli Hava pilot Kurmay albay Y.K. ile ilgili olarak kendi dairesine gelen bir dosyada dosyanın raportörü ve üye olan hakim albay İ.U.ya dosyayı yeterli anlatmadığını söyleyerek baskı yapmış, dosyanın onanması şeklinde çaba sarfetmiş, ancak karar diğer üyelerin olumlu oyları ve ... ın muhalefeti ile bozulmuştur…"
Aynı şahsın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında alınan 15/03/2018 tarihli ifadesi; "…O tarihte ortak kanaate vardığımız kişiler Askeri Yargıtay'dan ..., H.E. A.F.Ö., H.A., Ş.A. ve AYİM'den C.Ç. ve Y.Y. İdi. Yukarıda ismini saydığım kişilerin Fetöcü olduğunu nitelendirmeme sebep olan bir takım tavır ve davranışları vardı. ... kendilerinin hal ve tavırları onlarla ilgili bir kanaate varmamıza gerekçe idi. ...... ile ilgili olarak benim daha önceki ifadelerimde geçen ve Z.Y.nin ...'ın kendisine cemaatçi ya da hizmet hareketinden olduğunu söylediği hususları doğrudur. Bunu Z.Y.ye sorarsanız size daha net bir şekilde söyler. Ben bu yapıyla ilgili olarak mücadeleye başladıktan sonra ...'ın da tavrı birden değişti. Bu şahıs ben Erzincan'da savcı iken Topçu Tugayında Topçu Subayı idi. Mahkememizin de subay üyelerinden birisi idi. Hem bu sebeple hem de hukuk fakültesi mezunu olduğu için zaman zaman odamıza gelir ve görüşürdük. Dolayısı ile aramızda çok olmasa da bir samimiyet vardı. Bu olaylar başladıktan sonra bana karşı açıktan tavır almaya başladı. ... 2016 yılının Mayıs - Haziran ayları gibi benim hakim atamaları ile ilgili yaptığım çalışmaları da kastederek "Bizim her şeyden haberimiz var, herkes zamanı geldiğinde hesabını verir. Biz bitti demeden hiç birşey bitmez." dediğini ben yine aynı arkadaşlardan duydum. Dolayısı ile ben bu şahsın[davacının] darbeden önce haberinin olduğunu düşünüyorum. Zira hazırlanan görevlendirme listelerinin dışarıdan birisi tarafından hazırlanması mümkün değil. Çünkü bu liste çok önemli kişilik analizleri yapılarak çalışılmış. Bu kişilik analizlerinin de burada çalışmayan birisinin yapabilmesi mümkün değil"
Aynı şahıs, anılan mahkeme huzurunda özetle; "... Balyoz davasıyla ilgili hakimlerin konuşma kaydının internete sızdığını, kendisinin dinlemediğini, dinleyen arkadaşların söylediğine göre ... konuşurken sesin daha netleştiğini, ...’ın soruyu sorduğunu ortaya bir soru attığını fakat kendisinin konuşmadığını, daha çok diğerlerinin konuştuğunu, bunu arkadaşlarla paylaştığını, ondan sonra sanığın[davacının] kendisiyle selamı sabahı kestiğini, kendisine düşmana bakar gibi baktığını, Genelkurmay Askeri Mahkemesi Genelkurmay Askeri Savcılığının diğer savcılıklardan ve mahkemelerden farklı olduğunu, çünkü General yargılamalarının hepsinin burada yapıldığını ve FETÖ'nün bu mahkemeyi ve savcıyı çok iyi kullandıklarını, çünkü FETÖ'cülerin tasfiye etmek istedikleri generallerle ilgili bir ihbar mektubu yazıp mahkemeye gönderdiğini sonra soruşturma emri verildiğini, Savcılığın dava açtığını, ondan sonra o kişinin terfisinin gittiğini, askerlik hayatının bittiğini, o yüzden önemli, kritik bir görev olduğunu, Genelkurmay Savcılığının iş ve konum olarak Askeri Yargıtay üyeliğinin altında olduğunu ama görevinin çok daha kritik olduğunu, kaldı ki zaten darbecilerin yayınladığı atama listesinde de sanığın Ankara Bir numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi Genelkurmay Askeri Savcısı olarak atandığını, buranın Cumhurbaşkanı dahil üst düzey yöneticileri yargılayacak sıkıyönetim mahkemesi olduğunu yorumladığını, ... Sanığın[davacının] Askeri Yargıtay’daki FETÖ’cülerin başı olduğunu düşündüğünü, çünkü sanki onların üstü gibi davrandığını, Sanığın[davacını] örgüt bağlantısına dair somut bir bilgisi olmadığını, o yüzden kiminle görüşüyordu, kimden talimat alıyordu bilmediğini, Darbe atama listelerini incelediğinde listede mümkün olduğu kadar mevcut yasal düzenlemelere sadık kalınmış olduğunu, normalde bir üyenin, üyelik dışında bir göreve atanabilmesi için o üyenin muvafakatının alınmasının gerektiğini, Yargıtay üyesini Ankara Sıkıyönetim mahkemesinin 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesine Genelkurmay Askeri Savcılığına atayabilmeniz için onun muvafakatını almanız gerektiğini, sanığın[davacının] durumunun özel olduğunu, çünkü Askeri Yargıtay ve AYİM üyesi olup da Askeri Yargıtay ve AYİM dışında görev verilen tek şahsın sanık[davacı] olduğunu, Genelkurmay Askeri Savcılığında görevlendirilmiş olduğunu, dolayısıyla önceden onun muvafakatını almadan, yani sözlü olarak muvafakatını almadan böyle bir atama yapılmaz diye düşündüğünü…” beyan etmiştir.
Askeri Yargıtayda yazı işleri müdürü olarak görev yapan Z.E., anılan mahkeme huzurunda özetle; "Askeri Yargıtay 1.Dairesinde yazı işleri müdürü olarak görev yaptığı dönemde Dairelerinde üye olan H.Z.nin fetöcü olduğuna yönelik duyumlarının olduğunu, yine ...'ın da fetöcü olduğuna yönelik duyumlar aldığını, ...’ın 4.Daire üyesi olduğunu ancak sık sık 1. Daire üyesi olan H.Z.ye gelip gittiğini, bu görüşmelerde genellikle kapının açık olduğunu, kapı kapalı olduğu zamanlarda bile içeri girdiklerinde gündelik sohbetlere devam ettiklerini, 15 Temmuz darbe girişiminden 1 hafta önce bu sefer ... da dahil fetöcü diye konuşulan üyelerin birbirlerinin odalarına geldiklerinde kapıyı kapattıklarını ve bir iş durumunda gittiklerinde konuşmayı hemen kestiklerini, bu durumun dikkatlerini çektiğini hatta bu durumu üye M.A. ile konuştuklarını onun da “bu durum bizim de dikkatimizi çekti müdürüm, inşallah bir çapanoğlu çıkmaz” dediğini" beyan etmiştir.
Davacı tarafından, bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, yukarıda yer verilen ifadeler değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile irtibat ve iltisak içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Sıkıyönetim Mahkemesi Görevlendirmeleri
i. Genel Değerlendirme
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 10/02/2020 tarih ve E:2018/43, K:2020/11 sayılı kararında Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesine ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
15 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde başlatılan darbe girişimi kapsamında darbeciler tarafından hazırlanan ve girişim başlarken "Harekat Yıldırım" öncelik dereceli olarak bazı askeri birimlere gönderilen "Sıkıyönetim Direktifi" konulu mesaj formunda, Sıkıyönetim Kanunu gereğince 16 Temmuz 2016 saat 03:00 itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu, aynı saatten itibaren tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildiği, saat 06:00 dan itibaren tüm yurtta sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, illerin sıkıyönetim komutanları tarafından idare edileceği, sıkıyönetimin tatbiki ve kamu düzeninin tesisi maksadıyla halen kurulu bulunan askeri mahkemelerin, yetki alanlarını muhafaza ederek sıkıyönetim mahkemesi olarak görevlendirildiği, buralarda görevlendirilen hakim ve savcıların isimlerinin "Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi"nde gösterildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararında gerekçeye esas alınan, Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesine İlişkin Bölüm-2 başlıklı bilirkişi raporu ile 27/03/2017 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle:
Sözde Sıkıyönetim Direktifi ile Sıkıyönetim Mahkemelerine ve adli birimlere yapılan görevlendirmelerin amacının FETÖ örgütü tarafından, askeri yargıyı kontrol altında tutmak, soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu aşamasında yargıya müdahale etmek, sıkıyönetim savcı ve mahkeme üyelerinin tamamen kendi güdümünde hareket etmesini sağlamak ve sıkıyönetim komutanlarına adli müşavir/hukuk müşaviri desteği vermek, aynı zamanda da onları yönlendirmek olduğu;
Sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinde, bazı askeri hakimlerin yeni görevlere atandığı, bazılarının mevcut görevlerine devam etmesinin öngörüldüğü, bazılarının ise görevlerinden alınarak Milli Savunma Bakanlığı emrine atandığı,
Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görevli üyelerin büyük çoğunluğu Milli Savunma Bakanlığı (MSB) emrine alınırken bazılarının söz konusu yüksek yargı organları içerisinde bulundukları görevden başka dairelere atandığı, bu listeye göre dört daireli olan Askeri Yargıtay'ın 2 daireli olarak teşekkül ettirildiği, 1. Dairenin sıkıyönetim mahkemelerinden gelen kararların temyiz mercii olacağı, 2. Dairenin ise askeri mahkemelerden gelen işlere bakmaya devam edeceği,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi hariç olmak üzere, 15/07/2016 tarihinde fiilen görev yapan tüm askeri mahkemelerin, aynı zamanda sıkıyönetim mahkemesi olarak görevlendirildiği, bu mahkemelere bulundukları ilin adının verildiği, aynı ilde birden fazla Askeri Mahkeme olması halinde bunların numaralandırıldığı, bu şekilde toplam 27 Sıkıyönetim Mahkemesinin kurulduğu,
Genel olarak askeri hakim subayların mevcut görev yerlerinde kurulan sıkıyönetim askeri mahkemesinde de görev yapacak şekilde, bir kısım askeri hakim subayın ise mevcut görev yaptığı ilden farklı bir ilde olacak şekilde Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Van'da bulunan sıkıyönetim askeri mahkemelerine veya MSB karargahı, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı gibi birimlerin adli müşavirlikliklerine görevlendirildiği; örgütün bu kişilere ve bu kişilerin atandığı görev yerlerine özel önem verdiği,
Milli Savunma Bakanlığı emrine görevlendirmenin ise, Türk Silahlı Kuvvetleri teamüllerine göre, yeni bir görevlendirme yapılıncaya veya başka bir işlem tesis edilinceye kadar görevden el çektirilmesi anlamına geldiği, böylece örgütün kesinlikle güvenmediği kişilerin tamamını ilk görevlendirme ile MSB emrine aldığı,
Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesinin sonunda yer alan "NOT: (1) Yukarıda isimleri bulunmayan diğer askeri hakimler mevcut görevlerine devam edecektir." notu kapsamında MSB emrine alınmayan veya başka bir göreve atanmayan hakim sınıfı personelin mevcut görevlerine devam etmelerinin örgüt tarafından uygun görüldüğü veya ilk etapta birlikte çalışmakta bir sakınca görülmediği,
Söz konusu atamalar genel olarak değerlendirildiğinde, bu listeyi hazırlayanların Askeri Yargıtay Başkanlığı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına yapılan görevlendirmeler ile Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri, Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı, Sıkıyönetim Mahkemesi Başsavcısı ve Adli Müşavirliklere yapılan görevlendirmelere özel önem verdiği, örgütün darbe maksadıyla kritik ve önemli gördüğü sıkıyönetim mahkemelerinin ve adli müşavirlik kadrolarının tamamını kendi mensuplarından oluşturmaya çalıştığı,
Görevlendirmelerin TSK içerisindeki hiyerarşi ile bağdaşmayacak şekilde yaş, tecrübe ve rütbe ile uyumsuz olduğu, liyakat esası gözetilmeden yapıldığı, bu doğrultuda görevlendirme listesinde yer alan askeri hakimlerin yoğunlukla mesleğe 2007 yılından itibaren yapılan sınavlarla alındığı, 2009 yılı ve sonrasında mesleğe alınanların ise tamamına görevlendirme listesinde yer verildiği; bu durumun, TSK'nın resmi hiyerarşisi ile örgüt hiyerarşisinin farklılığını ve söz konusu personelin, "Yurtta Sulh Komitesi"ni oluşturan üst düzey sivil ve askeri örgüt elemanları tarafından özellikle seçildiğini ortaya koyduğu,
Kendilerine karşı çıkabilecek olanların ya da birlikte hareket etmeyecek olanların görevlerinden alındığı, yerlerine ilgililerin örgüt içerisindeki güvenilirlikleri ve örgüt içerisindeki konumları gibi mülahazalar dikkate alınarak bu örgüte mensup olan veya onlarla birlikte hareket edecek olan ya da en azından onlara karşı çıkmayacak kişilerin askeri yargı sistemi içerisinde bırakıldığı, bu nedenle yapılan görevlendirmelerde ismi olan kişilerin, bu örgüte mensup olduğu veya örgüt üyesi olmamakla birlikte bu örgütle birlikte çalıştığı veya en azından onlar için tehlike arz etmeyeceği düşünülen kişiler olduğu,
Bu çerçevede, örgütün gizliliğe azami önem verdiği ve yıllarca örgüt içerisinde yer alan bir kişinin ancak çok sınırlı sayıda örgüt mensubunu tanıyabildiği, çok sayıda üst dü...e örgüt elemanı hakkındaki bilgilere bir veya iki kişinin hakim olmasının mümkün görülmediği göz önüne alındığında söz konusu listenin örgütün sivil ve askeri üst düzey elemanları arasında koordine edilerek oluşturulduğu sonucunu ortaya çıkardığı, tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür.
Öte yandan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:…, Esas No: … ve İddianame No: … sayılı iddianamesinde yer alan beyanların yukarıdaki tespitler doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır:
Albay H.B.nin 18/08/2016 tarihli ifadesi "...sorumlum …'ın...'acil Ankara'ya gelmen gerekiyor' şeklindeki WhatsApp mesajı üzerine Ankara'ya gittiğimde bulunduğum yere kurmay yarbay T.S. geldi bana ....'tüm kuvvetlerin katılımı ile bir darbe planlamasının yapıldığını, çalışmaların şu an gideceğimiz yerde devam ettiğini' söyledi....sonradan Çayyolu'nun içinde bulunan villaya gittik...orada bulunan kişilerden birisinin TSK'de havacı imam diye adı geçen A.Ö. olduğunu anladım...kendisi konuşmalarında Cumartesi veya Pazar İstanbul'da olacağını oradan yurt dışına uçacağını bir aksilik olmazsa Salı günü büyüğümüzle görüşüp Çarşamba ve Perşembe döneceğini, büyüğümüz diye kastettiği kişinin örgüt lideri Fethullah Gülen olduğunu orada bulunan herkesin anladığını düşünüyorum...karargah olarak kullanılan villada konuşulan konular yapılacak olan askeri darbenin hazırlığı, detayları, görev ve sorumluluklarının belirlenmesini içeren konulardı...yapılan bütün çalışmalarda TSK içerisindeki FETÖ örgüt mensubu komutanlara aktif görevler verilmesi esas alınmış ve darbe girişiminde kullanılacak birliklerin komutanları FETÖ mensubu olanlardan seçilmiştir...Mesaj formunun ekindeki ek görevlendirmelerin askeri darbeye hazırlık aşamasında Ankara ilinde üs olarak kullanılan villada bulunanlar tarafından özellikle örgüt içerisinde faaliyet gösteren sivil sorumluların telkin ve tavsiyeleri ile hazırlandığını düşünüyorum...",
Askeri Hakim O.Ç.nin 29/11/2016 tarihli ifadesi "... FETÖ ile irtibatlı olabileceği kuşkusu dile getirilen personelin büyük bir kısmının önemli sıkıyönetim komutanlığı mahkemelerinde, başsavcılıklarında görevlendirildiklerini fark ettim. Bu söylemle bir şekilde görevlendirilen herkesin FETÖ ile irtibatlı olduğu düşüncesi taşıdığımı belirtemem ancak genel görüntü ve anlayış belirttiğim gibidir....",
Eski Askeri Hakim U.İ.nin, 29/11/2016 tarihli ifadesi "...Kara Kuvvetleri Askeri Mahkemesi'nin 2 nolu sıkıyönetim mahkemesine dönüşmesi ve bu doğrultuda büyük önem arz etmesi sebebiyle adı geçen örgüt tarafından listede belirtildiği üzere görevimden alınmışım ve yerime örgüt üyesi olması sebebiyle ihraç edilen başka bir askeri hakimin mahkeme kıdemli hakimi olarak görevlendirildiğini gördüm. Bunun sebebi örgütün kritik bir mahkemede kendisi ile birlikte hareket edecek kişiyi istemesi olduğunu düşünüyorum. Listeye dair kanaatim, bilhassa adli müşavir, kıdemli hakim ve kıdemli savcı gibi ünvanlı görevlendirmelerde örgüt tarafından özenli davranıldığı yönündedir,...listede bilhassa ünvanlı makamlara görevlendirilenler veya bu görevleri devam ettirilenlerin FETÖ tarafından bizzat uygun görülerek seçildiklerini düşünüyorum...Askeri Yargıtay ve AYİM üye seçimleri, yurtdışı görevlendirmeler, Ankara içindeki kritik görevlendirmeler ile 4 ve 5. coğrafi bölgelere atamalara ilişkin olarak da seçimlerde adı geçen yapıya mensup olmaları sebebiyle Askeri Yargıtay ve AYİM tarafından ihraç edilen üyelerin etkili olduklarını düşünüyorum",
Eski Askeri Yargıtay üyesi S.P.nin 06/12/2016 tarihli ifadesi "...Sözde sıkıyönetim görevlendirme listesinde görevlendirilen askeri hakimler ve yüksek yargı mensupları ise kendilerinden gördükleri veya emin oldukları kişileri hem ödüllendirme hem de atadıkları görevlerde amaçları doğrultusunda kullanmak için listeye yazdıklarını değerlendiriyorum...",
Eski Askeri Hakim H.M.nin 02/12/2016 tarihli ifadesi "...Sözde sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirilmelerinin darbe girişimi öncesinde ciddi bir çalışma ve uzun süre gözlem neticesinde yapıldığını düşünüyorum... ",
KKK Savcısı N.A.nın 02/12/2016 tarihli ifadesi "...Sıkıyönetim görevlendirme listesini gördüğümde, darbecilerin çok önceden ayrıntılı çalışma yaparak kendilerinden olanları belirlediklerini ve onlara kritik görev verdiklerini değerlendirdim...",
Askeri Hakim E.A.nın 22/12/2016 tarihli ifadesi "...görevlendirme listesini yüksek yargı ve diğer askeri hakimler olarak iki[ye] ayırarak değerlendirmek istiyorum ...yüksek yargıdaki üyelerin tamamına yakınını seçilme şekillerini, seçilenlerin niteliklerini de değerlendirildiğimde örgüt mensubu, örgüte biat eden veya başka bir gruba mensup olup örgütle birlikte hareket edenler şeklinde değerlendiriyorum... "
Yukarıda yer verilen bilirkişi raporundaki tespitler ile ifadelerin değerlendirilmesinden, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesi ile askeri yargıyı kontrol altında tutmak suretiyle darbe girişiminin başarılı olmasının ve başarıya ulaşılması durumunda kurulacak düzenin devam ettirilmesinin amaçlandığı; bu amaç doğrultusunda söz konusu liste ile bazı askeri hakimlerin yeni görevlere atandığı, bazılarının mevcut görevlerine devam etmesinin, bir kısmının ise görevlerinden alınarak Milli Savunma Bakanlığı emrine atanmasının öngörüldüğü anlaşılmıştır.
ii. Sıkıyönetim Mahkemesinde Görevlendirilmenin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Davacının, 15/07/2016 tarihi öncesi görevi Askeri Yargıtay Dördüncü Dairesi üyeliği iken sıkıyönetim direktifi eki Ek-B'de yer alan ve sıkıyönetim mahkemesinde görevlendirilenlerin gösterildiği listenin 356. sırasında GNKUR. BŞK.LIĞI Askeri Savcılığı ve Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Savcılığında Askeri Savcı olarak görev yapmasının öngörüldüğü anlaşılmıştır.
Yukarıda değinilen bilirkişi raporunda da yer verildiği üzere sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesine örgütün özel önem verdiği anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "... 15 Temmuz 2016 tarihli Fetöcü darbe girişiminde sözde sıkıyönetim direktifi AYİM ve Askeri Yargıtay'da üye statüsünde bulunan hakim subaylar arasından sadece sanığın bulunduğu kurum dışına Genel Kurmay Bşk.lığı Askeri Savcılığı ve Ankara 1 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesine kıdemli askeri savcı olarak atandığı, sanığın atandığı Ankara 1 No.lu Sıkıyönetim Mahkemesinin devletin en üst düzey kademesini yargılayacak olan mahkeme olduğunun değerlendirildiği, ve burada görev yapacak savcıların başına sanığın kıdemli savcı olarak atandığı, sıkıyönetim döneminde böyle kritik bir görev ifa edecek mevkiye sanığın atanmasının onun örgüte olan bağlılık ve sadakatinden kaynaklandığı, " tespitine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin hazırlanmasında bilgisi, rızası, dahli ve kabulü olmadığı, aksinin de somut ve açık delille en azından olgu ve emareler ile ortaya konulamadığı, üçüncü kişiler tarafından hazırlanan söz konusu listenin şahsı yönünden hukuksal bir sonuç doğurmayacağı, söz konusu listede ismine yer verildiği halde kamu görevinden çıkarılmamış, hakkında herhangi bir ceza davası açılmamış ya da kamu görevinden çıkarıldıktan sonra mesleğe tekrar kabul edilen askeri hakimler olduğu, mevcut delil durumları aynı olan kişilere farklı muamele yapıldığı ileri sürülmüştür.
Dosyadaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde beyanlarına itibar edilmeyen davacının GNKUR. BŞK.LIĞI Askeri Savcılığı ve Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Savcılığında Askeri Savcı olarak görevlendirilmiş olmasının, örgüt ile olan iltisakı ve irtibatını ortaya koyduğu sonucuna varılmıştır.
c) Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydı
i.Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik veya Ardışık Arama Kayıtları ile İlgili Genel Değerlendirme;
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/12/2019 tarih ve E:2018/44, K:2019/167 sayılı kararında; FETÖ/PDY terör örgütünün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterildiği, FETÖ kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinden;
-Ardışık Arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik Arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek Arama,
şeklinde iletişimin gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Bu kapsamda, örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de; “Kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market, Büfe, Kırtasiye, İddia Bayii ve Lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefon hatlar” olduğu, birim içerisinde sorumlu dü...e bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise; kamuya açık ve birbirinden bağımsız Market/Büfe/Lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom’a ait Ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Anılan kararlarda; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock, Eagle vb. gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb. benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların arama işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerinde denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı Kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya Kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının; arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda, aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit(büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının; mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan MAHREM İMAMLAR tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın, askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı ilgisiz ve alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasının amaçlandığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmalar/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden bir aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından, sorumlu bulunan gruplarla ilgili grup içerisinde bulunan tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile işyerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak Yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda, "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK Yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, ancak istisnai durumların olabileceği, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve sözde tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği, redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10”, “100” veya “99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş haliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı tespitlerinde bulunulmuş ve günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şeklinde yapılan aramaların; örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği, sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, FETÖ silahlı terör örgütünün TSK içerisindeki Mahrem Yapılanmasında faaliyet yürüten ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan bazı kişilerin ankesör-sabit hat(büfe-market vb.) aramalarına ilişkin birtakım ifadelerde bulundukları görülmüştür:
FETÖ silahlı terör örgütünün Kara Kuvvetlerindeki Mahrem Yapı içerisinde 2009-2014 yılları arasında askeri şahıslardan sorumlu öğretmen olarak faaliyet yürüten M.S.S. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) … sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 08/02/2018 tarihli ifadesi: “Buluşma esnasında bir sonraki buluşma zamanı belirlenirdi, ters bir şey olması durumunda bir sonraki hafta yine aynı gün ve aynı saate buluşma gerçekleşirdi. Bunların haricinde ben de ve bana bağlı olan Y. B. ve Ş. K. isimli kişilerde tuşlu telefon üzerinden görüşme yapılırdı.. Bir şahıs örgüt adına aranacaksa kontörlü telefonu bulunan büfe, market ve kuruyemişçilerden arama yapılmaktaydı, Ankesörlü numaralar kullanmıyorlardı. Diyarbakır da bulunduğum dönemde … bölgesinde … market yakınında bulunan 3 adet bakkal ve büfeden sabit hatlardan arardık. Ankara ilinde ... Cadde üzerinde bulunan bir kuruyemişçiden, Çankaya civarında bulunan büfelerden arama yapardım.. Benim sorumlu olduğum askeri şahısların telefon numaralarını kendi cep telefonumun rehberine son dört rakamını 9999’a tamamlamak suretiyle kayıt yapmamızı bizle ilgilenen kişiler söylemişlerdi.. Kendi cep telefonlarımızdan kesinlikle arama yapmazdık. Asker şahıslara kendi cep telefon numaramızı, kendi ismimizi, işyerimizi, aile bilgilerimizi kesinlikle vermezdik, kullandığım kod ismi verirdik. İlgilendiğimiz asker şahıslar bizle tanıştırılırken kod adlarıyla tanıştırılırdı, ancak bizden sorumlu müdür ve müdür yardımcısı olan örgüt yöneticileri askerler gerçek isim ve konumlarını bize söylerlerdi” ,
FETÖ/PDY Terör Örgütü TSK Yapılanması içerisinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapan M.B.'nin Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun yürüttüğü Silahlı Kuvvetler Soruşturması kapsamında verdiği ifadesi: “…Cep telefonlarını son iki rakamlarını 99'a tamamlayacak şekilde kodlayıp kâğıda kaydederdik. “aramam gerektiğinde kendi cep telefonumdan asla aramazdım. çünkü bu şekilde irtibat kurmak yasaktı. Bu durumu kısmen akademide görev yaparken de biliyordum, tedbir olarak uyguluyorduk. Bana bağlı öğrencileri aramam gerektiğinde olabildiğince evime uzak büfelerden kontörlü telefonlardan arıyordum. sadece bir kişiyi arardım, birkaç kişiyi arayacağım zaman farklı büfeleri gezerdim, bu da uyulması gereken bir tedbirdi, aynı büfeden art arda askerlerin aranmış olması, o büfeden arayan öğretmenin tedbire uymadığını gösterir.. neticede hangi tedbirleri alacağımız bize öğretilirdi ama tüm tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığı takibi pek mümkün değildi.” Toplantıya gelirken öğrencilerin arabayı mümkün olduğunca uzağa park etmesi gerekiyordu. Normalde cep telefonu da getirmemeleri gerekiyordu. Fakat benim öğrencilerim çoğunlukla doktor olduğu için acil hastaları olur diye getirenler tek tük çıkıyordu. Sorumlular kendi aralarında cep telefonu irtibatını başkası adına kayıtlı telefon hatlarıyla sağlarlardı. Bu telefon hatları ve mümkünse kullanıldığı cihaz ya imha edilirdi ya da sadece cihaz ikinci el olarak satılırdı. Ancak satma işine çok sıcak bakılmazdı. Genelde ucuz telefonlar imha edilirdi. Ben bu şekilde 5-6 civarında hat kullandım. Şuanda numaralarını hatırlamıyorum.”,
Binbaşı olarak görev yapmış olan E.İ. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) … sayılı soruşturma dosyasına istinaden verdiği 15/01/2018 tarihli ifadesi: “Buluşmalar genellikle buluşma esnasında bir sonraki buluşma yeri ayarlanırdı. Örgüt yöneticilerinin verdiği talimat doğrultusunda deşifre olmamak ve gizli kalması için, buluşma gerçekleşmez ise, bizle irtibat kuran örgüt mensupları bizi genellikle ankesörlü telefonlardan veya büfelerden bulunan sabit hatlardan bizi ararlar, bizde aynı şekilde örgüt yöneticilerini arayacağımız zaman büfelerde bulunan sabit hatlardan veya ankesörlü hatlardan irtibat kurmamız söylenirdi. Örgüt yöneticilerinin vermiş oldukları sabit numaraları veya cep telefonu numaralarını ya ezberlerdik ya da bir kâğıda yazardık. Yazarken de numaraları baştaki GSM şirketinin sabit kalması şartı ile (örneğin 0530 sabit kalırdı) diğer numaraları bir arttırarak kâğıda yazardık, cep telefonumuza kesinlikle kayıt yapmazdık. Hts kayıtlarım incelendiğinde örgüt üyeleri görüştüğüm dönemde sabit numaralardan ve Ankesörlü hatlardan arandığım ve aradığım anlaşılacaktır”
Askeri yargı mensupları tarafından Dairemizde açılan dava dosyalarında bulunan ceza mahkemesi kararlarında yer verilen ve soruşturma/kovuşturma evrelerinde alındığı görülen bazı beyanların da yukarıda yer verilen tespitler doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır:
Y.T. isimli şahsın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında alınan ifadesi "...(İletişimi nasıl kuruyordunuz, ...?) Randevu esaslı, yani müsait vakitlerde, bir haftada, iki haftada bir, randevuya dayalı işte bu saatte, ilgili saatte şey yapardık. Yani evine gitmişsem bile çok nadirdir yani, o davet etmişse yani, çok olmadığı için, ben genelde kendi evimde ağırlardım. (Peki, bu ankesörlü telefonlardan aradığınız oldu mu böyle hani randevuya uyulmadı veya gelinmedi, onu tetkik amaçlı?) ... Yani tek iletişim kurma alternatifimiz öyleydi, misal yani onun geleceği gün benim bir işim çıkmış olsa anca öyle iletişim kurabilirim, başka bir alternatifim yoktu yani öyle söyleyeyim. (Nerede mesela hiç böyle aradığınız oldu mu bu sabit hatlardan, büfelerden veya kontörlü telefonlardan, sanıkları veya başka ilgilendiğiniz kişileri aradığınız oldu mu? ) Olmuştur evet. ..."
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:…, Esas No: … ve İddianame No: … sayılı iddianamesinde yer verilen, eski AYİM üyesi H.D.nin 29/03/2018 tarihli ifadesi “..ByLocku iletişimimizin tespit edilmemesi için kullanıyorduk. ByLock kullanmadan önce getirdikleri telefona yüklü başka birinin adına kayıtlı telefon ile ya da ankesörlü telefonlar ile iletişime geçerdik. Bu başkasının adına telefon kullanma ya da ankesörlü telefon kullanma durumu Marmaris'te görevli olduğum dönem ile önceki dönemlerde oluyordu…”
Dairemizin 20/01/2021 tarihli ara kararı ile Emniyet Genel Müdürlüğünden davacı hakkında örgüt içi iletişim programını (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü/sabit hat telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığı sorulmuş ve var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların bir örneğinin gönderilmesi istenilmiştir.
Bu kapsamda, Emniyet Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ekinde davacı hakkındaki ankesör/büfe sorgu raporu gönderilmiştir.
ii. Ankesörlü/Sabit Hat Telefon Görüşmesi Kaydının Hukuki Niteliği
04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 135. maddesinin ilk halinde:
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. ...
...
(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne,
Anılan maddenin 25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanunun 17. maddesi ile değişik halinde:
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. ...
...
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne,
135. maddenin 02/12/2014 tarihli ve 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ve 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik son halinde ise:
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. ...
...
(6) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. ...
...
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne yer verilmiştir.
10/11/2005 tarih ve 25989 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar İle Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin (Değişik:RG-7/8/2009-27312) (h) bendinde "h) İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması: Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmalar ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri,"; (i) bendinde "i) İletişimin tespiti: İletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri,"; (p) bendinde ise "p) Sinyal bilgisi: Bir şebekede haberleşmenin iletimi veya faturalama amacıyla işlenen her türlü veriyi,.. ifade eder." kuralına yer verilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun ... sayılı soruşturması kapsamında İstanbul ilinde/haricinde kurulu ankesör/büfe hatlarına ait HTS verileri (usulüne uygun olarak alınmış mahkeme kararlarıyla birlikte) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) temin edilerek Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığına gönderilerek HTS havuzu oluşturulduğu; Dairemizce yapılan ara kararı ile davacı hakkında ankesörlü/sabit hat telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulması ve var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların bir örneğinin istenilmesi üzerine söz konusu HTS havuzunda yapılan çalışma neticesinde davacı hakkındaki ankesör/büfe sorgu raporunun Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının ilk halinde "(6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir” denmek suretiyle aynı maddenin (1). fıkrasında sayılan iletişimin tespiti, dinleme ve kayda alma tedbirlerine sadece 6. fıkranın devamında sayılan katalog suçlar yönünden başvurulabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. 5353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında ise "(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: ..." hükmüne yer verilmek suretiyle dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine sadece bu fıkranın devamında sayılan katalog suçlarda başvurulabilmesi öngörülmüşken, iletişimin tespitinin ise, bu fıkra kapsamından çıkartılmak suretiyle suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir tedbir olarak kabul edildiği anlaşılmıştır.
Nitekim, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2018/5526, K:2019/6842 sayılı kararında iletişimin tespitinin, suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğu; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/09/2021 tarih ve E:2020/9.MD-67, K:2021/372 sayılı kararında ise "FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir" değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi de 28/11/2019 tarihli ve Başvuru No.2017/29347 sayılı kararında FETÖ/PDY imamlarının mahrem hizmetler sınıfındaki kişilerle -özellikle askerlerle- olan iletişimlerini ankesörlü veya kontörlü telefonlar üzerinden arama veya çağrı bırakma şeklinde sürdürmeleri ve bu kapsamda başvurucunun aranmış olmasını kuvvetli suç belirtisi olarak kabul etmiştir.
Netice itibarıyla, iletişimin tespitinin, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi suç soruşturması kapsamında tüm suçlar yönünden başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğu ve davacı hakkındaki ankesör/büfe sorgu raporunun hazırlanmasına esas alınan iletişimin tespiti verilerinin hukuka uygun olarak elde edildiği anlaşılmıştır.
iii.Ankesörlü/Sabit Hat telefon görüşmesi kaydının davacı yönünden değerlendirilmesi
Dairemizin 20/01/2021 tarihli ara kararına cevaben Emniyet Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ekinde sunulan, davacıya ilişkin ankesör/büfe sorgu raporunun incelenmesinden, aranma tarihinde davacının eşi A.Ö. adına kayıtlı ancak davacı tarafından bir dönem görev yaptığı İstanbul Garnizon Komutanlığına beyan edilen ve silahlı terör örgütüne üyeliği suçundan yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında da eşinin adına kayıtlı ancak bizzat kendisinin kullandığını beyan ettiği … GSM nolu hattının tüm irtibat baz görüşme kayıtlarına göre İstanbul ilinde bulunan ankesörlü telefondan 12/04/2012 tarihinde (1) kez arandığı tespit edilmiştir.
Bununla birlikte, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … muhabere sayılı yazısı ve eki HTS analiz raporu başlığı altında Ek-3'te verilen tabloda ayrıntılı gösterildiği üzere sanığın, 06.09.2006 tarihinden 06.02.2011 tarihine kadar çeşitli ankesörlü telefonlar ile toplam 61 adet arama/aranma kaydı bulunduğu, bu aramaların tamamına yakınının (57 adet) sanığın eşi adına kayıtlı ancak bizzat kendisinin kullandığını beyan ettiği … nolu hat üzerinden olduğu, bu aramaların çoğunlukla sanığın o tarihlerdeki görevli olduğu ildeki ankesörlü telefonlar tarafından yapıldığı, sadece 06.09.2006, 12.11.2006, 14.11.2006, 16.11.2006, 17.11.2006 tarihli aramaların Konya'dan, 11.05.2007, 01.06.2007 tarihli aramaların Ankara'dan, 27.04.2010 tarihli aramanın Kars'tan, 26.06.2010 tarihli iki aramanın Sakarya'dan, 06.02.2011 tarihli aramanın ise Karabük'ten yapıldığı, diğer 49 aramanın ise sanığın görev yaptığı iller olan Edirne ve İstanbul'dan gerçekleştirildiği görülmektedir. ...Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, sanığın 5 yıla yakın bir dönem içerisinde çoğunluğu görev yaptığı illerden olmak üzere bu kadar çok sayıda ankesörlü telefonlardan aranmasının tesadüfle izah edilemeyecek bir durum olduğu, FETÖ üyesi olduğu yönünde tanık beyanları gibi başkaca deliller de bulunan sanığın bu dönemde kendisinden sorumlu örgüt abisi (mahrem imam) tarafından arandığının anlaşıldığı, aramaların özellikle 2007 ve 2008 yıllarında yoğunlaştığı, sonraki yıllarda ise azalmakla birlikte devam ettiği, bu aramaların örgütün “gizlilik” ve “deşifre olmama” kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem imamları tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği kanaatine varılmış ve bu husus sanık aleyhine delil olarak kabul edilmiştir." gerekçesine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, ankesörlü/sabit hatlar üzerinden iletişim kurma yönteminin FETÖ/PDY terör örgütünün özellikle asker kişiler için önem verdiği özel bir iletişim şekli olması hususu ile iletişime dair kayıtların birlikte değerlendirilmesinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davacıya ilişkin ankesör/büfe sorgu raporunda … GSM nolu hattının tüm irtibat baz görüşme kayıtlarına göre İstanbul ilinde bulunan (2) ayrı ankesörlü telefondan 15/01/2013 tarihinde toplam (4) kez arandığı tespitine de yer verilmiştir. Ancak anılan rapor ve eklerinde söz konusu GSM hattının aranma tarihindeki hat sahibinin ve hattın gerçek kullanıcısının davacı olduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmediği görülmüştür. Bu nedenle söz konusu GSM hattına ilişkin tespit dikkate alınmamıştır.
d) Diğer Hususlar:
d-1) Operasyonel hat kullandığı:
Davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "Deliller bölümünde 8. Başlıkta belirtilen Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 12.02.2019 tarihli yazısı ve yazı ekinde gönderilen sanık hakkında tanzim edilen 11.02.2019 tarihli Araştırma Tutanağında;
"FETÖ/PDY'nin MAHREM HİZMETLER yapılanmasında Kara Kuvvetleri Karargah Yapılanmasında Temsilci olarak faaliyet yürüten A.Ö. (T.C....) isimli şahsa Müdür seviyesinde faaliyet yürüten M.G.(T.C....) isimli şahsın operasyonel hat kullanmak suretiyle;
M.K. (T.C....)
H.Z. (T.C....)
C.Ç. (T.C....)
...(T.C....) isimli şahıslar ile oluşturulan hücresel haberleşme ağında irtibatlı olduğu,
Şüpheliler hakkında yapılan incelemede,
.....(T.C....) başlığında A.Ö. adına kayıtlı bulunan ... numaralı telefonu, 03.01.2013 abone başlangıcı olan F.M. adına kayıtlı … numaralı operasyonel telefonu kullandığı" belirtilmiştir.
Yine yukarıda deliller bölümünde 10. başlıkta belirtilen Bilgi Teknolojileri Kurumundan gelen 26.07.2019 tarihli cevabi yazı ekinde gönderilen … numaralı F.M. isimli şahıs adına kayıtlı … numaralı hattın HTS kayıtları ile sanığın ve eşinin adına kayıtlı bulunan …, …, … ve … numaralı hatların HTS kayıtlarının karşılaştırılması hususunda alınan 31.08.2019 tarihli Bilirkişi Raporunda;
"… nolu telefon hattının 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasını kapsayan döneme ait HTS kaydının alındığı, bu dönem içerisinde F.M. adına kayıtlı olarak kullanıldığı,
HTS kaydı alınan 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasını dönem içerisinde … nolu GSM hattı ile ... 1 adet cihaza takılı olarak kullanıldığı, (136) kez ARAMA – ARANMA – SMS, MMS kaydının bulunduğunun tespit edildiği,
… nolu telefon hattının 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasında iletişim kurduğu tarihlerdeki sinyal alınan Baz istasyonu bilgileri değerlendirildiğinde en çok ANKARA nın YENİMAHALLE baz verdiğinin tespit edildiği,
… A.Ö. adına kayıtlı GSM hattının baz istasyonu bilgileri ve … ... adına kayıtlı GSM hattının baz istasyonu bilgileri ile … F.M. adına kayıtlı GSM hattının baz istasyonu bilgilerinin eşleştiğnin görüldüğü,
… F.M. adına kayıtlı GSM hattı kullanıldığı dönem olan 05.01.2013-28.05.2014 tarihleri arasında 136 iletişim kurduğu ve bu süreçte 59 defa baz istasyonu bilgisi HTS kayıtlarına düştüğü bu 59 adet baz istasyonu lokasyonu değerlendirildiğinde … A.Ö. adına kayıtlı GSM hattı ile 22 defa aynı lokasyonda baz verdikleri, ... adına kayıtlı GSM hattı ile 9 defa aynı lokasyonda baz verdiklerinin tespit edildiği, tablo 7 de ayrıntılı olarak gösterildiği,
…, …, … ve … sanığın ve yakınlarının kullanıldığı bilinen GSM hatları ile … F.M. adına kayıtlı GSM hattının 03/01/2013 – 21/07/2016 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının analiz edildiği, ortak irtibatlı kişi yada kişilerin olmadığı sadece operatör, reklam mesajlarının ve operatör aramaları ortak olduğunun tespit edildiği,
… F.M. adına kayıtlı GSM hattı ile … A.Ö. adına kayıtlı GSM hattı ile 22 defa aynı lokasyonda baz vermesi ve 546...93 T.Ö. adına kayıtlı GSM hattı ile 9 defa aynı lokasyonda baz vermesinden ve Sanık ... adresinin... YENİMAHALLE,ANKARA olduğu, … F.M. adına kayıtlı GSM hattı bu adrese yakın olan MESA POSTANESI lokasyonunda 30 kez baz vermesinden ve tüm bu bilgilerden yola çıkılarak … F.M. adına kayıtlı GSM hattını Sanık ...’ ın yüksek ihtimal ile kullanmış olabileceği kanaatine varıldığı"nın belirtildiği anlaşılmıştır.
Turkcell'den gelen 14.10.2019 tarihli cevabi yazıda; aynı adreste kurulu, ancak numaraları farklı olan baz istasyonlarının farklı yön ve bölgelere hizmet verebileceği gibi, uygulanan teknolojiye (2G, 3G, ve 4G) bağlı olarak aynı yönlere de hizmet verebildiği, genel olarak bir cep telefonunun bulunduğu noktaya çevrede farklı coğrafi konumda bulunan farklı istasyonlardan ve sektörden sinyal gelmesinin muhtemel olduğu, aynı abonenin aynı noktada iken farklı zamanlarda 2 (iki) farklı baz istasyonundan da sinyal almasının teknik olarak mümkün olduğu, aynı yerde bulunan 2(iki) farklı abonenin de yine farklı baz istasyonlarından sinyal almalarının da teknik olarak mümkün olduğu, … ve … numaralı istasyonlarının kapsama alanlarının kesişen ve kesişmeyen alanların da olduğunun görüldüğü, bu bağlamda her iki telefonun aynı mekanda olabileceği gibi farklı mekanlarda olmalarının da ihtimal dahilinde olduğu" belirtilmiştir.
Tanık F.M. duruşmadaki beyanında kendisinin … nolu hattı hiç kullanmadığını, böyle bir hattın üzerine kayıtlı olduğundan dahi bilgisinin olmadığını, sanığı da tanımadığını beyan etmiştir.
Rapor ve rapora esas olan HTS verileri ile Turkcell'den gelen cevabi yazı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın operasyonel hat (örgüt içi iletişimde kullanılan ve deşifre olmayı engellemk için başkası adına kayıtlı olarak edenilen hat) olarak kullandığı iddia edilen … nolu telefon hattının 05/01/2013 –28.05.2014 tarihleri arasını kapsayan dönemde aktif olarak kullanıldığı, yaklaşık 17 aylık bu dönemde telefon hattının toplam 136 defa arama, aranma, sms alma, sms gönderme yaptığı, bunların büyük çoğunluğunun ticari (…, …, …, …, … vb.) merkezlerden alınan sms'ler olduğu, bu hat ile sadece 6 adet gerçek kişi ile irtibat kurulduğu, bunlardan … (B.K.) ile 14 defa, … (İ.E.) ile 42 defa irtibat kurulduğu, diğer dört gerçek kişi (…, …, … ve … nolu hatlar) ile ise sadece 1'er defa iletişim kurulduğu, cep telefonlarının yaygın olarak kullanıldığı günümüzde 17 aylık bir dönemde sadece 6 kişi ile irtibat kuran ve bunlardan da sadece 2'siyle birden fazla defa irtibatı olan bu telefon hattının özellikle bu iki hattın kullanıcısı gerçek kişiler ile irtibat için edinilmiş operasyonel telefon hattı olduğu anlaşılmaktadır. F.M. adına kayıtlı bu operasyonel hattın sanık ... tarafından kullanılmış olup olmadığı hususunda yapılan değerlendirmede;
0535...37 nolu operasyonel telefon hattının 03/01/2013 – 28.05.2014 tarihleri arasında sinyal alınan Baz istasyonu bilgileri değerlendirildiğinde toplam 59 baz sinyalinin HTS kayıtlarına düştüğü, 31 defa (raporda hata ile 30 defa yazılmıştır) sanığın ikamet ettiği Batıkent Kardelen Mahallesindeki lojmanın yakınındaki Mesa Postanesi'nde bulunan …, …, … nolu bazlardan sinyal verdiği, 18 defa yine sanığın ikametine yakın olduğu anlaşılan ... Cadde … …/… adresindeki … nolu bazdan sinyal verdiği, dolayısıyla toplam 59 baz sinyalinden 49'unun sanığın ikameti çevresindeki bazlardan alınmasının bu operasyonel hattın bu çevrede ikamet eden biri tarafından kullanıldığını açıkça ortaya koyduğu, geriye kalan ve sanığın ikamet çevresi dışında alınan 10 adet baz sinyali ile sanığın eşi adına kayıtlı bulunan ve kendisi kullandığını beyan ettiği … nolu hat ile baz çakışmalarına bakıldığında ise;
Sanığın kullandığı … hattın 11.07.2013 günü saat 10:24'te, ... adına kayıtlı operasyonel hattın ise aynı gün saat 11:03'te … Caddesi TBMM ziyaretçi girişindeki bazdan sinyal verdikleri,
F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın 05.11.2013 günü saat 19:50'de … Batıkent adresindeki bazdan sinyal verdiği, sanığın kullandığı … nolu hattın ise aynı gün saat 20:15'te aynı bazdan sinyal verdiği, devamında aynı gün sanığın kullandığı … hattın saat 20:52'de, F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın ise aynı gün saat 21:18'de … Caddesi ... Sokak'ta bulunan baz istasyonundan sinyal verdikleri, dolayısıyla iki telefon hattının Batıkent'teki bir yerden S.Saltoğlu Bulvarındaki bir yere birlikte gittiklerinin anlaşıldığı,
F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın toplam 10 defa Batıkent'teki adres dışında baz vermesi ve bunlardan ikisinde sanığın kullandığı hat ile aynı bazdan sinyal vermesinin tesadüfle izah edilemeyecek bir durum olduğu, özellikle 05.11.2013 tarihinde iki hattın Batıkent'ten … Bulvarına birlikte gittikleri nazara alındığında tesadüf ötesi bir durum söz konusu olduğu, zira açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre Ankara ilinde yaklaşık 14.000 adet baz istasyonu bulunduğu, bunlardan 1/3'ünün yani yaklaşık 4.500-5.000 adetinin Türkcell'e ait olduğu varsayılsa F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın sürekli kullanıldığı adres dışına çıktığında sanığın sürekli kullandığı telefon hattı ile ortak bazdan sinyal verme ihtimali binde bir'den daha düşük bir ihtimal olup bahsi geçen hattın hem sanığın ikamet adresi çevresinde sürekli baz vermesinin hem de iki farklı tarihte başka adreslerde sanığın kullanımındaki hat ile aynı bazdan sinyal vermesinin bu operasyonel hattı sanığın kullandığına dair somut veri olduğu kanaatine varılmıştır.
F.M. adına kayıtlı operasyonel hattın sanığın ikameti çevresi dışında 10 defa baz sinyali verdiği, bunlardan sadece ikisinde sanık ile baz çakışması olduğu, diğer 8 baz sinyali ile sanığın kullanımındaki telefonun neden baz çakışması olmadığı sorusu akla gelebilir ise de; HTS verileri incelendiğinde, esasında F.M. adına kayıtlı … numaralı hattın sanığın ikameti çevresi dışındaki baz sinyallerinden 4 tanesinin 2 farklı tarihte farklı bazlarda gerçekleştiği, bunların 11.07.2013 tarihinde Dikmen TBMM ziyaretçi girişi ve Çayyolu (…) ile 01.08.2013 tarihinde Ergazi İstanbul yolu ve … Cad. Ostim şeklinde olduğu, dolayısıyla bu dört baz sinyali İkiye indirildiğinde esasında operasyonel hattın sadece 8 farklı tarihte sanığın ikameti çevresi haricindeki bazlardan sinyal verdiği ve bunlardan ikisinde sanık ile baz çakışması bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Kalan 6 ayrı tarihte operasyonel hattın sanığın kullandığı hat ile baz çakışması olmamasının ise çeşitli nedenleri olabilir. FETÖ'de tedbir ve gizliliğe azami önem verildiğinden ve özellikle mahrem imamlarla görüşmeye giderken cep telefonlarının evde bırakılması veya kapalı duruma alınması yaygın olarak görüldüğünden, yahut da telefon açık olmasına rağmen herhangi bir arama yada aranma yapılmadığında baz sinyali vermediğinden operasyonel hattın ikamet dışındaki yerlere gittiği her seferinde sanığın kullandığı … nolu hat ile ortak baz vermesinin beklenemeyeceği, burada esas dikkat çekici olanın operasyonel hattın sürekli olarak sanığın ikameti çevresindeki bazdan sinyal vermesi ve istisna olarak 8 farklı tarihte bu çevreye uzak bazlardan sinyal verdiğinde (Ankara'da Tükcell'in binlerce baz istasyonu bulunduğu da nazara alındığında) bunlardan ikisinde sanık ile baz çakışması gerçekleşmesinin tesadüfle izah edilemeyecek bir durum olmasıdır.
Anlatılan nedenlerle F.M. adına kayıtlı … numaralı hattın sanık ... tarafından sivil mahrem imamlarla irtibat amacıyla kullanıldığı, İ.E. adına kayıtlı … numaralı operasyonel hattı kullanan mahrem imam M.G. ile irtibat halinde olduğu kesin kanaatine varılmıştır. " gerekçesine yer verilmiştir.
Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca yayımlanan FETÖ/PDY Sözlüğünde "operasyonel hatlar", "...; genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinden gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Örgüt operasyonel hat kullanma yöntemine sıklıkla başvurmaktadır. Bu yöntemde; genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. Telefonların değiştirilmesi sürecinde, eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına vb. atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Teknolojik gelişmeleri yakından takip eden, tedbir ve gizliliğe çok önem veren örgüt mensuplarından özellikle 'imam' diye tabir edilen yönetici pozisyonundaki sorumlu örgüt mensupları bu yöntemi kullanmakta ve talimatları örgüt mensuplarına bu hatlar üzerinden iletmektedir." şeklinde; "mahrem abi", "FETÖ'nün mahrem yapılanmalarında görevli erkek örgüt yöneticisidir. Mahrem yapı içerisinde en tepedeki yöneticinin talimatlarını aynen yerine getirmek en önemli görevlerindendir. Mahrem yapı içerisinde örgüt mensuplarının en iyi şekilde yetiştirilip, örgütün mahrem yapı hedefleri doğrultusunda devletin kılcalları ve beyni olarak gördükleri Emniyet, Askeriye, Adliye, Mülkiye, MİT, GATA, TÜBİTAK, TİB gibi kritik kurumlarda görevli örgüt mensuplarını takip etmektedir. Mahrem abi bu kurumlara yerleştirilecek olan örgüt mensuplarının belirlenmesinde ve yetiştirilmesinde de aktif rol almaktadır. 'Mahrem İmam, Mahrem Sorumlu, Mahrem Mesul' olarak da ifade edilmektedir." şeklinde; "mahrem abla", "FETÖ'nün mahrem yapılanmalarında görevli kadın örgüt yöneticisidir. Mahrem yapı içerisinde örgüt mensuplarının en iyi şekilde yetiştirilip, örgütün mahrem yapı hedefleri doğrultusunda devletin kılcalları ve beyni olarak gördükleri Emniyet, Askeriye, Adliye, Mülkiye, MİT, GATA, TÜBİTAK, TİB gibi kritik kurumlarda görevli örgüt mensuplarını takip etmektedir. Bu kurumlara yerleştirilecek olan örgüt mensuplarının belirlenmesinde ve yetiştirilmesinde de aktif rol almaktadırlar. Bir dönem örgütsel faaliyetlerde kullanılan 'mahrem ablalar' daha sonra konuların önemine göre 'mahrem abilerin' kontrolüne devredilmişlerdir." şeklinde açıklanmıştır.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, "mahrem imam" ve "operasyonel hat"a ilişkin olarak yukarıda yer verilen açıklamalar ile davacının FETÖ/PDY mahrem imamları ile operasyonel hatlardan irtibat kayıtlarına dair yine yukarıda yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu tespitlerin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
7) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4(8)b maddesi ile değişik, 3/1. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere bağlı kalınarak derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile askeri yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
8) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulunun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, maddi haklarının iptali istenilen karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, fazladan ödenen … TL harcın istemi halinde davacıya iadesine,
3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.