Danıştay5. DaireTicaret Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2017/4980 K.2021/243
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4980
Karar No : 2021/243
**DAVACI:** …
**VEKİLLERİ:** Av. …, Av. …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, hakimlik teminatının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği, söz konusu kararda meslekten çıkarılmasına ilişkin soyut ve genel gerekçelere yer verildiği ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı kararın kendisine ilişkin kısmının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.07.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkarma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasa'sının 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının t...nine de olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 11 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 21/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 21/02/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri 25/12/2019 tarih ve E:2017/4980 sayılı ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve aynı ara kararımızla davacıya davalı idarenin 07/09/2018 tarihli ikinci savunmasında cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek söz konusu ikinci savunma dilekçesi ile ek beyan dilekçesi ve eklerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için on gün süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Deli
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Yargıtay üyesi olarak görev yaptığı, ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimler başlığı altında ... ID numaralı kişinin davacıyı "...", Ç.Ş. isimli kişinin "ortak", A.A. isimli kişinin "...", ... ID numaralı kişinin "..." olarak kaydettiği görülmektedir.
Davacıya ait özlük dosyası incelendiğinde, davacının İzmir İli Menemen İlçesi nüfusuna kayıtlı olduğu ve kullanıcı adı olan "..."de yer alan "…" ibaresinin İzmir ilinin plaka kodundan esinlenerek oluşturulduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında, ... ID numaralı A.A. ile ... ID numaralı A.K. arasında "Arkadaş gelince B20 deki (...) ile sizin bloktaki yakuta da aynılarını yüklesin'' şeklinde mesajlaşma olduğu, nüfus vatandaşlık sistemi üzerinde yapılan adres kaydı incelemesinde belirtilen tarihte davacının "..." adresinde … Blok … numarada ikamet ettiği tespitlerine yer verilmiş ve davacının ... nolu GSM hattı ile ByLock programı için kiralanan hedef IP numaralarına 401 kez bağlantı yaptığı belirtilmiştir.
Diğer yandan, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında, "..." ID numaralı ByLock kullanıcısının da davacı olduğu yönünde tespitlerde bulunulmuştur. Anılan dosyaya sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "..." olduğu, bu ID'de kayıtlı kullanıcıların eski yargı mensuplarından oluştuğu, bu kişilerin davacıya "ömür abi", "…" adını verdikleri ve "..."nün davacının çalıştığı daireyi (Yargıtay ... Hukuk Dairesi) ifade ettiği belirtilmiştir.
Davacı tarafından, söz konusu "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"na karşı; dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte hakkında ByLock programını kullandığı yönünde bir iddianın bulunmadığı, daha sonra elde edilen bir delile dayanarak meslekten çıkarma kararı verilemeyeceği, ByLock programını kullandığının kesin surette ispatlanamadığı ve ByLock kullanıcısı olmadığı ileri sürülmüştür.
Netice itibarıyla, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek bahse konu tutanakların incelenmesinden; davacının "..." ve "..." ID numaralarıyla ve iki ayrı kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, davacıya ait olduğu tespit edilen ... ID nolu ByLock hesabından yapılan mesaj çözümleri incelendiğinde;
... (davacı) ile ... (A.A.) arasındaki bazı yazışmalar,
27/11/2015 tarihinde saat 01:32:33'de ''...bilgisayarını kurdu mu'', 01:32:53'te; ''Eagle ı var mıydı'', 21:36:15'te ''... döndü mü.'', 21:38:33'te ''Trq açmıyor galiba. Eagle ı kaçtı.''
A.A.'nın davacıya örgüt tarafından kriptolu haberleşme programları yüklü tablet verilmesi ile ilgili olarak durumunu sorduğu anlaşılmaktadır.
25/01/2016 tarihinde saat 22:36:06'da ''evet trcrp siz'', 22:36:29'da ''ama yine özel bilgisayardan açın'', 22:39:31'de ''Tabletten deneyin''
28/01/2016 tarihinde saat 23:14:37'de ''Onu birde, USB yuvasına takarak dene abi.'', 23:15:34'te ''Takılı verdiğim SD adaptörleri geneldr çalışmıyor. Gebe çalışmazsa yenisini ayarlayalım''
24/01/2016 tarihinde saat 00:50:54'te ''Konu:SD kart Abiler, keyfiyet için 8 micro sd kartım var. ... beye 4, M33 abiye 4 sd kart ihtiyacı biliyorum. Pztsi inşaallah teslim edebilirim. Başka ihtiyaci olan varsa yazsın, cogaltalim inş. DIKKAT: SD kartlar, Hususi tablet veya bilgisayarların dışında asla kullanılmamalı. SD kartlara, not mahiyetinde bir veri ve bilgi asla yazılmamalı, kopyalanmamalı, kaydedilmemeli''
A.A.'nın davacıya verdiği ve içeriğinde örgütsel döküman bulunan SD kartların nasıl açılması gerektiği ile ilgili bilgi verdiği anlaşılmaktadır.
15/12/2015 tarihinde saat 00:16:44'te ''Aşağıdaki abimiz … mi, sorup dönebilir misiniz? (... için)'', 00:16:47'de ''...... (14.12.2015 20:43): abi birlikte oturan ve 2000 tl ve 10 çeyrek ile 15 yarım veren abi kim''
02/01/2016 tarihinde saat 19:38:23'te ''Konu:Seçim Abiler malum 18 Ocakta YSK seçimi var. Duyulan adaylar: A.T., N.H., A.O., S.S. Seçim hakkinda arkadaslarin fikir, gorus, teklif ve tavsiyelerini toplayip ivedilikle donebilirmisiniz''
02/01/2016 tarihinde saat 22:36:24'de ''6 CD ile ilgili Ali suatbey desteklenebilir''
15/01/2016 tarihinde saat 01:35:14'te ''...e seçim konusunda sizinle görüşmesini yazdım''
Davacının A.A.'ya bağlı olarak faaliyet yürüttüğü ve seçimler konusunda ondan aldığı talimatları kendi grubundaki kişilere ilettiği ve yine grubundaki kişilerden örgüte aidat (himmet) topladığı ve Bank... için toplanıp başkası adına bu bankaya yatırılan paraları davacının topladığı anlaşılmaktadır.
... (davacı) ile ... (A.K.) arasındaki bazı yazışmalar,
13/01/2016 tarihinde saat 23:19:27'de ''cuma günü tablatine vs yükleme yapılacak, müsait misin?'' 20:37:59'da ''cuma akşamı saat 19.00 da tablet,bilgisayar ve teçhizatlarla bana bekliyorum''
15/01/2016 tarihinde saat 21:42:14'de ''tmm''
18/01/2016 tarihinde saat 20:02:10'da ''seçimde yarın nasıl davranalım? Görüşünüz ?''
İlk mesajın davacıya örgüt tarafından verildiği anlaşılan tablet bilgisayara kriptolu haberleşme programı kurulması ile ilgili olduğu, diğer mesajlarda ise seçimler konusunda örgüt talimatının davacı tarafından kendi grubundaki kişilere iletildiği anlaşılmaktadır.
... (davacı) ile ... (M.K.) arasındaki bazı yazışmalar;
16/01/2016 tarihinde saat 12:56:43'de "abi telegram da adım Corpara eklerseniz. Bende eklerim.'' 12:58:25'te ''twetter ... ekleyip şifreyi bildirirseniz eklerim.'' 13:08:11'de ''twetter ekledim ... numaram ...'' 20:43:30'da ''abi telegramdaki adınıda ... yapabilirsin''
Örgütün ByLock dışında Telegram, Twitter gibi haberleşme programlarını veya bu programlara görüntü olarak benzeyen içeriği farklı programları kullandığı bilindiğinden mesajların da yine gizli iletişim sağlayan bu programlarla ilgili olduğu görülmektedir.
... (davacı) ile ... (Ç.Ş.) arasındaki bazı yazışmalar;
23/12/2016 tarihinde saat 19:16:12'de ''Konu:Fw: Fw: UYMAMIZ GEREKEN TEDBİR DAVRANIŞLARI 23.12.2015 06:45, a06 yazd?: 23.12.2015 04:10, UYMAMIZ GEREKEN TEDBİR DAVRANIŞLARI EV-GİRİŞ ÇIKIŞ 1-Evlere giriş ve çıkışlarımıza daha da önem vermeliyiz. Her akşam d''
05/02/2016 tarihinde saat 21:31:09'da ''Konu:Fw: Fw: İllgilisi Olanlara Duyuralım 05.01.2016 18:32, … yazd?: 05.01.2016 12:45, ... yazd?: Kiymetli Abiler Boyle bir konu var. Duyuralması isteniyor... Muhataplar Kılıçaslan vakfından kendisi yada çocuğu burs alanlardır... Muhterem abiler; Kayseri Kılıçarslan eğitim Vakfı soruşturmasında geçmişe dönük 850 kişilik burs listesinde ki çocukları arayıp burs aldın mı almadın mı diye tek tek emniyete çağrılıp soruluyor. Tabi burda sıkıntı bir kısım arkadaşlar burs yattığından haberi yok diyebilir. Bazen bizim arkadarlar bile almadım diyebiliyor. Burda aranan arkadaş aldım okurken heryere başvuru yaptım çıktı orası necidir bilmem ben aldığım paraya bakarım vs cümleler sarf etmeliler yoksa 2. bir Çanakkale vakası olur Allah muhafaza ifade ye gidip almadım diyenler varsa düzeltme yapabiliyorlar hatırlamamıştım geçen gün sonra aklıma geldi bir sene almışım adamların parasını yedik vs deyip duzeltebiliyorlar bütün renklere ünitelere ve bölgelere bu mesaj ulaşmalı bu şekilde ifade verilmeli''
14/02/2016 tarihinde saat 23:27:06'de ''Konu:Fw Kitap, 14.02.2016 20:22, a06 yazd?: Saygıdeğer Abiler; V.A. tarafından yazılan Darbe Oyunu kitabın alınmasını ve okunmasınıda fayda var. Bu kitapta, 17 Aralık 2013?ten bu yana Türkiye?de yaşanan olayların bilinmeyen yönlerine ışık tutuluyor. Dershanelerin kapatılmasında ki asıl amaç neydi? 17 Aralık, bir yolsuzluk operasyonu muydu? yoksa bir darbe miydi? Dışişleri dinlemelerini cemaat mi yaptı? Tahşiye operasyonunun aslı nedir? Birilerinin üniversite diploması sahte mi? Söz konusu Kitap Dost Kitapevinden temin edilebiliyor. Tedbir amacıyla internetten alınmaması, kitapçılardan nakit olarak alınması, kredi kartı kullanılmamasına dikkat edilmelidir...:''
01/01/2016 tarihinde saat 19:37:37'de ''Konu:Fw: Fw: BÜYÜĞÜMÜZE DAİR, 01.01.2016 14:32, ... (...) yazd?: 01.01.2016 12:46, ... yazd?: Hocaefendi? nin kalbinin durduğu an!.. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında akla hayale gelmeyecek senaryolar yazmaktan geri durmayanların paranoyaları artık''
16/01/2016 tarihinde saat 20:34:29'da ''Konu:Fw: Fw: CGK BUHAFTA DAĞITIM 15.01.2016 00:01, a06 yazd?: 14.01.2016 23:53, 1-MESELE : A.D.: A.D. dosyası genel kurula daha önce gelmişti, genel kuruldan 24-23 sanık hakkında usuülüne uygun dava açılmadığından bozulmuştu, genel kurulun bu kararına karşı kanun ve uygulamada olmamasına rağmen y başsavcılığı itiraza geliyor, Görüş:Konu daha önce görüşülmüştü.bu hususta masa görüşü; Yargıtay başsavcılığı kanunda olmayan bir hakkı kullanmaya çalışıyor. İtiraz metninde de kanunda olmadığını dile getiriyorlar. Yani açıkca kanuna aykırı davranıyorlar. Genel strateji olarak genel kurul sırasında açıktan görüş beyan etmek konusunda ısrarcı olmayalım. Mümkünse öncesinde sosyal demokrat, ehlibeyt ve ülkücü üyelerin konuşmasına fırsat verelim. Eğer hiç konuşan olmazsa hukuki görüşümüzü ortaya koyan birkaç cümle edilebiliriz. Daha önceki tecrübelerimizden edindiğimiz kadarıyla A.Y., V.D. A.E. gibi şahıslarda açıkça oylarının renklerini belli edeceklerdir. Muhtemelen salona psikolojik olarak hakim olmaya çalışacaklardır. Biz açıkça taraf olmadan hukuki görüşlerimizi açıklayıp, hukukun gereği neyi gerektiyorsa o yönde tavır ortaya koyabiliriz. En nihayetinde biz ne yaparsak yapalım, camia A.D.'ye sahip çıkıyor denecektir. 2-MESELE VE GÖRÜŞ : A.C.K.; 1. ceza daireinin itiraz yoluyla gelen dosyası sanık hakkında öldürmeye teşebbüse azmetirkeden kurulan hükmü 1. cd 2010 yılında onamış, onamadan sonra y. başsavcılığına itiraza yoluna başvurması için iki kez müracat edilmiş ama başsavcılık bu talepleri red etmiş, itiraza gitmemiş, bunun üzerine yeniden yargılama talep edilmiş, yerel mahkeme kabul etmemiş ,itirazı mercii red etmiş, bakanlık aracılığıyla merciin kararına karşı kyb yoluna başvurulmuş, daire kabul etmemiş, bakanlık dairenin karrarına karşı itiraz yoluna başvurulmasını talip etmiş, başsavcılık başvurmamış, bakanlık tekrar talep etmiş bir daha değerlendirilmesini istemiş, bakanlığın bu ikinci yazısını ycbaşsavcılığı kyb formatında daireye göndermiş, daire itiraz olarak kabul etmiş ve cgk göndermiş, ancak sözkonusu talep itiraz mahiyetinde değil, bakanlığın itiraz yoluna başvurulması talebini olduğu gibi itiraz metnine alınmış, itiraz olarak kabulü mümkün değil ortada yasal bir itİraz olmadan karar verilmesine yer olmadığına, daireye gönderilmesine karar verilmesi gerekmekte, bu dosyanın özelliği sanık A.C.K. set yayıncılık yani kanal 7 adına Bolu'dan arsa alıyormuş, mağdur la bu nedenle aralarında husumet olmuş, istanbul bşb mütahitlerinden,uzunun eski arkadaşlarından, uzunu bir kaç kez evinde misafir etmiş, dosyayı uzun takip ediyormuş,bu arada ayrıca ycbaşsavcılığı asıl dosyal ile ilgili olarak ta daireye itİraz da etmişler,''
16/02/2016 tarihinde saat 20:55'de "... yazd?: abi cgk gündemindeki akademi genel sekreteri M.C. ankara hukuk mezunu bizim arkadaş, konyada bizimle kalırdı. çizgisi değişmez bu nedenle haftaya gidecek olanlar itiraz ret demeli.''
19/02/2016 tarihinde saat 07:08:06'da ''Konu:ek teslim döküm Komşum, daha önce m … bey adına size ulaştırdığım bir miktar para vardı dökümünü sanırım size atmadım(attıysam dikkate almayın) ; 1035 ai+200 HIM+15 sdk=1250 TL toplam''
Mesaj içeriklerinden davacının örgüt adına aidat topladığı, Yargıtay'daki bazı dosyalarla ilgili bilgileri ve örgüt talimatlarını ilettiği, ayrıca davacının örgüt liderinden BÜYÜĞÜMÜZ diye bahsettiği, "darbe oyunu" adlı kitabın alınmasını diğer örgüt mensuplarına tavsiye ettiği ancak kitabı alırken tedbirli davranmalarını istediği, internetten ve kredi kartı ile alınmamasını bildirdiği anlaşılmaktadır.
Sonuç itibarıyla, davacının, örgütün sivil kanadından gelen örgütsel talimatların grup sorumlularına iletilmesini sağlama ve örgüt adına himmet toplama gibi örgütsel faaliyetlerde bulunduğunu ve örgüt içerisinde aktif görev aldığını gösteren söz konusu ByLock yazışma içerikleri, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "...; bakanlıkta çalışmasından dolayı tanımıştım. Cemaate yakın bir kişi olduğunu duymuştum. Bakanlığın teklifi üzerine kurul üyeleri seçmiştir."
Serbest meslek mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.S.'ye ait, Menemen İlçe Jandarma Komutanlığınca düzenlenen 17/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Ayrıca, örgütle iltisaklı olduğunu bildiğim Yargıtay’da Hakim olan ve Türkelli Mahallesi nüfusuna kayıtlı ... isimli şahıs vardır. Bu şahsın annesi halen Türkelli Mahallesinde ikamet etmektedir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.G.'ye ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; ".... Bu dönemde genel müdürlük bünyesinde paralel yapı mensupları paralel yapıdan olmadığını düşündükleri yada istediklerini yaptıramadıklarını düşündükleri insanlar üzerinde baskı, yıldırma yada bi olayı üzerine yıkma şeklinde bir çok olay yapıyorlardı. Özellikle V.K.K., F.T. ve F.B. üzerinde bir kısım baskı kurmaktaydılar. Ben genellikle bu kişilere karşı kendilerine yapılan muamelenin haksız olduğunu tasvip etmediğimi, kendilerini görevlerinde ve işinde insanlar olarak tanıdığımı, kendilerine yapılan muamelelerin haksız olduğunu söyledim. Bu esnada F.T.'yi başka bir genel müdürlüğe tetkik hakimi olarak atadılar. Genel müdür arkadaşların etkisi ile benim üzerimde baskı kurup sebepsiz yere benim odamı değiştirdi. Odadan tekli koltuğu çıkarmamı, bana bağırıp çağırmak için bahane etti, genel müdürlükteki genel toplantılarda bir konu üzerinde konuşurken benim sözümü kesip tersleme gibi bir takım tavırları oldu ancak ben bu şekilde çalışmaya devam ettim. Bir çok kez o zamanki müsteşar A.K.'dan beni görevden almasını istedim ancak bana dur bakalım devlet seni göreve getirecektir şeklindeki telkinlerle görev yapmaya devam ettim. ... O dönemde yine R.İ.B. de (H.K. danıştaya gidince onun yerine) genel müdür yardımcısı oldu. Diğer genel müdür yardımcısı B.B. teftiş kuruluna döndü. İş yurtlar daire başkanlığına yine bu yapıdan olduğunu değerlendirdiğim ... atanmıştı. A.K.'nın bağımsız bakan olarak atanacağı dönem Aktif Haber sitesinde hatırladığım kadarıyla Y.G. isimli kişinin köşesinde hakkında Sağmalarda Özel Muaemele Çekilmiş Müsteşar, Amerika'da kendisi ile özel ilgilenilmiş müsteşar, şeklinde iki defa yazılan yazıyı görünce o dönemde Ceza İşleri Genel Müdürü olan hemşerim olan Ç.Ş.'nin yanına gittim. Bu yazıları kendisine gösterdim. A.K.'nın kendilerine bakanlığı ilk alan yardımcı olan kişi olduğunu şimdide müsteşar genel müdürü olarak çalıştıklarını, bu aktif haber sitesinin genel kanaatime göre cemaate yakın polisler tarafından yazılar yazıldığını, idare edildiğini, herşeyi bir tarafa bırakıyorum, bu genel müdür olarak senin görevin, A.K. ile Amerika'ya bakanlık üst düzeyden kim gitti, bu onu yıpratmak için yazılan yazı, bunu bilebilecek kim var, diye sordum. O zamanki müsteşar yardımcısı H.Y.'nin gittiğini söyledi. Ben de ya bu yazının gereğini görev icabı sen yaparsın, ya da ben gereğini yaparım, diyerek Ç.Ş. ile konuştum, o da bana sen karışma ben gereğini yapacağım dedi. Daha sonra Aktif haber sitesinde bu kişinin köşe yazarlığı bitirildi, internette bu kişinin tüm yazıları kaldırıldı. Hatta daha sonra öğrendiğime göre bu kişi gerçek kişi olarak A.K.'nın makamına getirilerek kendisinden özür dilettirilmiş, hakkında manevi t...nat davası açılmış, 10000 TL manevi t...nata hükmedilmiş, ancak paralel yapıdan kişiler yargıtaya seçildikten sonra bu karar yargıtayca bozulmuş, Ankara Hakimi direnme kararı vermiş, daha sonra yargıtay hukuk dairelerinde bu karar tekrar bozulmuş, herkesçe bilinen vakıalardan dolayı iade edilmiş, hatta daha sonraki dönemlerde bu yapıdaki kişiler tarafından A.K.'nın sekreteri ile ilişkisi olduğu yönünde dedikodular yapılmıştır. Ben ceza işleri genel müdürü Ç.Ş. ile bu konuşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra yapılan ilk yargıtay seçiminde müsteşar yardımcısı H.Y. sürpriz biçimde yargıtay üyeliğine seçilmişti. Yine S.M.'nin ete genel müdürü olduğu dönemde, İstanbul'dan Silivri'deki gazeteci N.Ş. yada A.Ş. İstanbul'daki yargılamasına götürülmemişti. A.K. bakan olarak beni arayıp ..., bana personel ve araç yok diyorlar, ama bir bak bakalım, gerçekten öyle mi, bana dön diye söyleyince ben de Silivri Cezaevini aradım, ellerindeki mahkum araç sayısını, o gün görevdeki araç sayısını, görevde ve izinli olan şoförleri, araç, bakımda olan araçları ayrıntılı olarak sorduğumda operasyon amacıyla kamuoyu oluşturmak için maksatlı götürülmediği sonucuna vardım, bunu o zamanki genel müdür S.M.'ye söyledim. Bakan beye de bu şekilde bilgi vereceğimi söyledim. O bana ısrarla ... bey, araç yok şoför yok, ben böyle dedim dedi. Bende araştırdığımı, gerçeğin bu olduğunu, bakan beye bu şekilde cevap vereceğim dedim. O da ilgililer hakkında ceza işleri genel müdürlüğüne suç duyurusunda bulunmamı söyledi. Genel müdürlükten suç duyurusunda bulunduk. Ancak o dönemde Ç.Ş. yargıtay üyeliğine seçilmişti. Yerine ... Ceza işleri genel müdürü olmuştur. Bu olayın üzerine gidilmedi ve kapatıldı bildiğim kadarıyla. ... beni telefon ile arayıp, ... bey olay kapandı, ben bakan beye gerekli bilgiyi veririm, sen bu olayı karıştırma diye söyledi. Ben de herhangi bir şey yapmadım, ancak bizim genel müdürlükten ceza işleri genel müdürlüğüne bu olay ile ilgi suç duyurusu yapıldığını biliyorum. Yine o dönemde V.K.K. üzerindeki psikolojik baskılara dayanamayarak sinir krizi geçirip hastanede bir kaç gün tedavi olmuştur. Tedavisinden sonra ben kendisinin yanına gittim. Genel müdür yardımcısı olarak elimden gelen desteği verdim. Kendi üzerimde belli bir yapının haksız mobingi olduğunu, bunu tasvip etmediğimi de kendisi ile paylaştım. ... Benim bu yapı ile sosyal medya hesaplarında da bir bağlantım yoktur. Herhangi bir beğeni de yapmadım. Ankara hakimliğim döneminde de meslektaşlarım ile beşeri ve mesleki ilişkinin gerektiği zaruretler dahilinde ilişki kurdum, aynı lojmanda oturduğumuz, İzmirli olmasına rağmen daha önce aynı görev yerinde görevli olduğumuz ... ile bu yapıyla bağlantısı nedeniyle selâmlaşmıyordum bile, bu yapıdaki kişilerle lojman ortamında bile ailecek görüşmemiz bulunmamaktaydı. 7-8 yıllık süre zarfından babam ve abim öldüklerinde birkaç tanesi başsağlığına gelmiştir. ...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... A.G., R.A., A.A. ve İ.A.'nın verdiği isimler ile Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat adına girmesini istedikleri isimlerin bazılarının örtüştüğünü görmüştük. Bunlardan en bariz olanı Fetullah Gülen cemaati Edirne Ağır Ceza Reisi T.U.'yu istiyordu. Biz ise diğer ağır ceza reisi T.Ö.'yü istedik. İ.A. bey'de T.E.yi isteyince bu isim öne çıktı. T.Ö. diğer seçimlerde İ.A.'nın istememesi üzerine seçilemedi. Bakanlık kontenjanından seçilmesi istenilen Ç.Ş., ..., S.Ç.'nin isimlerinin de Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat adına girmesini istedikleri hakim ve savcılar arasında vardı. .... 116)...; A.K. bey Bursa Savcısı olduğu dönemde İşyurtları Daire Başkanlığına getirmiştir. Bilahare de Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yapmıştır. Daha sonra Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Fetullah Gülen cemaat mensupları desteklemiş olabilir, ancak A.K. bey'de bu kişinin Yargıtay üyesi olmasını istiyordu. Fetullah Gülen cemaatine yakın kişilerden olduğunu düşünüyorum. "
Serbest meslek mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan H.Y.'ye ait, Menemen Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/09/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Yargıtayda çalıştığını bildiğim ve aslen Türkelli mahallesinden olması sebebiyle tanıdığım ... isimli Cumhuriyet Savcısının lise çağlarında daha sonradan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatlı olduğunu öğrendiğim İzmir Bozyaka'da bulunan Bozyaka öğrenci yurdunda kaldığını biliyorum. Bunun dışında bu silahlı terör örgütüyle başkaca bir irtibatı var mı onu ben bilemiyorum. Kırklarelinde emniyet müdürü olarak görev yaparken 15 Temmuz darbe girişiminin ardından görevden alındığını öğrendiğim M.A.A. isimli şahısla aslen Türkelli mahallesindendir. Ancak bu şahsın FETÖ ile irtibatlı olup olmadığını bilmiyorum. Sadece görevden uzaklaştırıldığını duydum. Kolluktaki ifademde de bu şekilde söylemiştim. Ayrıca yine Türkelli mahallesinde olan O.Ş. isimli şahısta lise öğrenimi boyunca ...'ın kaldığını söylediğim Bozyaka öğrenci yurdunda kaldı. Şu anda kendisi Bursa'da İmam Hatip Lisesinde öğretmen olarak görev yapıyor iken açığa alınmış. Benim bildiklerim bundan ibarettir."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; " [Şu ana kadarki anlatımlarınız bağlamında Adalet Bakanlığında tetkik hakimi olarak göreve başladığınız andan itibaren anılan yapıya mensup başka kişiler ile olan görüşmelerinizde ve tecrübelerinize göre bakanlık teşkilatında örgütün kadrolaşmasında 28 Şubat sürecinin etkisi olmuş mudur, kritik görevlere getirilen isimlerle ilgili sistematik bir çalışma olduğunu düşünüyor musunuz, bu kanaatte iseniz bu görevlendirilmelerde kimler karar verme noktasında olmuştur? sorusuna karşılık olarak;] Baş taraflarda da izah etmeye çalıştığım gibi ben bu yapıya mensup arkadaşları kamu içinde bulunan bir yapı olarak ilk defa bakanlığa geldikten sonra tanımış oldum. Bakanlıkta ilk olarak tanıdığım cemaatçiler H.Y. ve D.M.C.'dir. Örneğin H.Y.'nin bakanlığa gelişi çok enteresandır. İ.O. Bey ve eşini A.K. Bey bakanlığa önermiş ve getirmişti. Benim, İ.O. Bey’in ve İ.A. ve eşinin bakanlığa geldiği dönemde sanıyorum bakanlıkta hiç cemaatçi yoktu. Sayın M.A.'nın Adalet Bakanı olması üzerine bakanlığa ilk önce yine eskiden bakanlıkta çalışan veya bakanlıkta bulunup da pasifize edilen sayın N.Y., sayın A.K., ... gibi milliyetçi muhafazakar isimler gelmişti. SHP’li üst yöneticilerin bakanlıktan ayrılmasından sonra tetkik hakimi ve diğer unvanlarda da ayrılanlar oldu. Bu şekilde birimlerde kısmen bir tetkik hakimi ihtiyacı oluşmuştu. Personel Genel Müdürlüğüne ilk önce ben, İ.A. ve eşi ile İ.O. ve eşi gelmişti. Bildiğim kadarıyla o tarihte bakanlıkta hiç cemaatçi hakim savcı yoktu. Bakanlığa dönen yukarıda saydığım 5 eski bakanlık mensubu ihtiyaç oldukça ya doğrudan tanıdıkları isimleri ya da tanıdıkları isimlere sormak suretiyle bakanlığa tetkik hakimi alımı yapılıyordu. Örneğin ... Hanım idari yargıdan önce Danıştay 5. Ceza Dairesinden K.K. ve H.G.'yi getirmek istemiş, fakat bu arkadaşların ayrılmasına o zaman ki daire başkanı N.A. müsaade etmemiş, bunun üzerine ... Hanım onlara tanıdıkları ve güvendikleri hukuk fakültesi mezunu bir ismi söylemelerini istemiş, sanıyorum onlar da benim ismimi vermişler. İ.O. ve eşini sayın A.K. Bey adaylıktan tanıyormuş, ... Hanım’ın babasıyla A.K. Bey’in ortak dostları olduğunu biliyorum. ... M.C.'yi kimin önerdiğini bilmiyorum ama gördüğüm şuydu; Bakanlıkta tetkik hakimi ihtiyacı oldukça daha önce gelenler üstlerine beraber çalıştıkları, beraber staj yaptıkları, beraber okudukları arkadaşlarını öneriyorlardı. Nitekim ben de o tarihlerde ihtiyaç olduğunda M.E. ve Ö.K.'yi önermiştim. Bakanlığa gelen cemaatçi hakimlerin benim gördüğümü görmemeleri imkansızdır. Muhtemelen bakanlığa gelen üç beş isimle irtibata geçerek ellerindeki ve bakanlığa gelebilecek arkadaşları belirlediklerini, bakanlıktaki arkadaşlarına verdiklerini, onların da ihtiyaç oldukça refere ettiklerini düşünüyorum. Bir de bu işi tamamen kendilerine mensup tetkik hakimlerine yıktıklarını sanmıyorum. Çünkü bakanlığa kim birini refere etse artık o bakanlıkta falancanın arkadaşı diye anılıyordu. Bu onların tercih edeceği bir yöntem değil. Nitekim A.K. 11-12 yıl sonra bana Ö.K. senin arkadaşın değil mi diye sormuştu. Onun için bu refere işleminin yalnızca ilk döneme mahsus ve sınırlı sayıda olduğunu düşünüyorum. Örneğin G.G.T., Ç.Ş., ... isimli arkadaşlar ya İzmirliydiler ya da İzmir ile bağlantılı isimlerdi. A.K. Bey’e hep hemşehricilik üzerinden ulaştıklarını ve irtibat kurduklarını biliyorum. Dolayısıyla bakanlıkta ihtiyaç oldukça bu yapının bakanlıktaki adamları muhtemelen abilerine bildirim yapıyordu. Onlar da tanıdıkları veya hemşehrileri siyasetçiler,Yargıtay ve Danıştay üyeleri, bürokrasideki tanıdıkları üzerinden kendilerini refere ettiriyorlardı diye düşünüyorum. Bu refere eden şahısların büyük çoğunluğunun da bunların cemaatçi olduğunu bildiklerini sanmıyorum. 28 Şubat sürecinden sonra dindar insanlara karşı bir tavır gelişti. Hatta bazı arkadaşlar gönderildi. O dönemde bir ihtiyaç olduğunda sosyal demokrat olarak bilinen insanlara öncelik veriliyordu. ..... [HSYK ve Yüksek Yargı’da 2010 sonrasında üst yönetimden personele kadar yaşanan dönüşümle ilgili tespit ve endişelerinizi yetkililerle paylaştınız mı, paylaştıysanız ne şekilde tedbirler alındı? sorusuna karşılık olarak] Bu konudaki g...lerimi ve yaşananları yukarıda izah etmeye çalışmıştım. 2010 HSYK seçimleri sürecinde bu arkadaşların seçim sürecini manipüle ettiği ve bu manipülesyonların seçim sonuçlarına etki ettiğini görünce daha o tarihte bazı önlemler alınması gerektiğini düşündüm. Bu kapsamda; oradaki yönetimin çoğulcu bir şekilde oluşmasına katkı vermeye çalıştım. Özellikle de Genel Sekreterin bu yapıdan olmaması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü üst yönetimi ele geçirdiklerinde o birimde başkalarına pek hayat hakkı tanımak istemeyeceklerini Bakanlıktaki ve taşradaki uygulamalardan sezinliyor ve yukarıda birkaç örneğini verdiğim şekilde kendi çapımda önlemlerimi almaya çalışıyordum. Bu nedenle; HSYK Genel Sekreterliği için Müsteşar Yardımcısı Z.Y. ve AB Genel Müdürü M.E. ile de istişare ederek Strateji Geliştirme Başkanlığında Daire Başkanı olarak görev yapmakta olan M.E.'yi müsteşar sayın A.K.'ya önerdim. M.E. halen Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Müsteşar Bey biraz düşündü ve olmaz dedi. Ben neden diye sordum, orayı yapabilir mi dedi. Dedim ki orası yeni kurulan bir birim. Hem yapısal anlamda, hem fiziki ihtiyaçlar anlamında, hem organizasyonlar anlamında, hem de mali işlerin yürütülmesi anlamında bilgi sahibi birisinin olması lazım. ... Bey stratejide çalışıyor, mali işlerden anlar, teknik işlere yatkındır, mesleki yönü iyidir, ben yapabileceğini düşünüyorum dedim. O sırada bunlar Yargıtay Savcısı M.K.'yi ön plana çıkarıyorlar, onun genel sekreter olması için ısrar ediyorlardı. M.K.'nin çok prezantabl biri olduğunu, kurulu hem içeride hem dışarıda çok iyi temsil edeceğini savunuyorlardı. O sırada özellikle A.K. beyin yakın hemşehrileri devreye girdi. G.T.T., T.T., Ç.Ş. ve ..., M.K. için müsteşar bey nezdinde yoğun kulis yaptılar. M.K. İ.O. Bey’in de sanıyorum staj arkadaşıymış. Eğitim merkezinde ya aynı oda da ya da yakın odalarda kalmış olabilirler. Ankara’ya geldikten sonra da ara ara ... Bey’i ziyarete geldiğini hatırlıyorum. ... Bey’e M.K.'nın İ.O.'nun da yakın arkadaşı olduğunu, ...’in de onu iyi tanıdığını, ona da sorabileceğini vs. söylediler. Sanıyorum ... Bey’de tercihini M.K.’dan yana kullandı ve müsteşar beyin ikna edilmesiyle kuruldaki arkadaşlara da M.K. ismi önerildi ve genel sekreterliğe M.K. getirilmiş oldu. .... [FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu düşündüğünüz hakim savcılardan isimlerini bildiğiniz kişiler kimlerdir? Bunlarla ilgili anlatacağınız somut hususlar nelerdir? sorusuna karşılık olarak;] Bu kişilerle olan ilişkilerimizin yukarıda açıklanan sebeplerle 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü yukarıda örneklerini verdiğim bir çok olay vesilesiyle izah etmiştim. Ancak özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır; A.B., S.S.U., S.Ö., İ.A., ..., .... H.O.K., G.D. olmak üzere toplam 132 kişi. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.D.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/12/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı; "... Ben 1992 yılı başında Siirt merkeze hakim olarak kura çektim. Siirt'te benden önce göreve başlamış olan ve bu yapıya müzahir olduğunu bildiğim T.E. bana orada sahip çıktı. Muhtemelen stajda birlikte eğitim yaptığımız arkadaşlar benim kendilerine yakın olduğumu söylemişler. Bu nedenle ... da bana yardımcı oldu. O dönemde sohbet yoktu, ancak birbirimizle ...miyetimiz vardı. Birlikte adliyede muhabbet ederdik. Ailecek birkaç kez yemek yedik. Bir süre sonra M.K. Siirt'te göreve başladı. M.K. Siirt'e gelince ben kimden olduğunu hatırlamamakla birlikte M.K.'nın bu yapıya yakın olduğunu öğrendim ve ... ile arkadaşlık kurduk. Ben o dönemde bu kişilerin dindar olmasından ötürü bir yakınlık hissediyordum. Yanlış hatırlamıyorsam 1993 yılı sonlarında ..., ... ve ben sanırım Beşiri ilçesine hatırlamadığım bir hakim arkadaşı ziyarete gittik. Orada Ankara'dan gelen hatırlamadığım iki kişi de vardı ve burada sohbet yapıldı. Sohbetin ardından kim olduğunu hatırlamadığım bir kişi bana hitaben "ağabey artık biz seni de bizden görüyoruz, bizim yanımızda rahat ol, biz seni kendimizden kabul ediyoruz" dedi. Ayrıca aynı şahıs benden öğrencilere verilmek üzere miktarını kendim seçeceğim bir meblayı kendilerine vermemi istedi. Ben; bu paranın öğrencilere gittiğini düşündüğümden çok sık olmamakla birlikte sadaka niyetine bu yapıya para verdim. Ben Siirt'te iken bu parayı T.E.'ye yahut M.K.'ye verdim. 1994 yılı sonunda tayinim Siirt'ten, Rize İkizdere'ye çıktı. Ben İkizdere'ye gittiğimde o dönem orada Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Ş.S. beni karşıladı. Ben ...'ın benden nasıl haberdar olduğunu bilmiyorum. Ben konuşma esnasında ...'ın söylemesi üzerine; ...'ın da bu yapıya mensup olduğunu öğrendim ve ... ile birlikte yakın ilçelerde görev yapan yine bu yapıya mensup olan; ... ve S.K.'yi tanıdım. İkizdere'de adı geçen bu şahıslarla genellikle cemaatin oradaki bir okulunun binasında toplanıyor ve sohbet yapıyorduk. Ancak bu sohbetler çok seyrek yapılıyordu. Zira o dönem bu yapının devlete bu kadar sızma amacının olduğunu bilmiyordum. Ben bu yapıyı Allah rızası için bir araya gelmiş, dini bütün insanlar olarak görmüştüm. Ayrıca bir kaç kez de bu yapıya mensup kaymakamlar ve hakim-savcılar olarak hep birlikte pikniğe gittik. Ancak ben kaymakamların isimlerini aradan uzun zaman geçtiği için hatırlayamadım. Ben o dönem bu yapıya verdiğim aidatları toplu olarak ya ...'a ya da Ş.S.'ye veriyordum. O dönem Ankara'da bu yapının üst düzeyleriyle taşra arasında köprü görevi gören bazı şahısların olduğunu daha sonradan öğrendim. ... [9-Yargıtay imamı ve grup sorumluları kimlerdir? Sivil imamlardan kimleri tanıyorsunuz? sorusuna karşılık olarak] Ben Yargıtay imamını 15 Temmuz sürecinden sonra gazetelerden öğrendim. Fakat daha öncesinde bilmiyordum. Grup sorumlularından hatırladıklarım ise; R.B., D.A., M.S., ... ve ...’dır. "
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/02/2018 tarihli ifade tutanağı; "İkinci görev yerim Rize İkizdere'deki yapıyı daha önceki ifademde belirtmiştim. Orada Ş.S. beni karşıladı. Ş.S.'yi daha önceden tanımıyordum, birileri beni söylemiş olmalı. Kalkandere'deki Yargı mensupları ... ve S.K. ile tanıştık. Her üç beş kişiden bir grup yapmışlar. Biz Rize Merkez'de cemaate ait okulda sohbet yapıyorduk. Bazen ortak piknik yaptırıyorlardı. Bu pikniğe başka meslek gruplarından yapıya mensup kişileri de çağırıyorlardı. Gelen Kaymakamlar da vardı. B.Ö. isimli Hemşin Kaymakamı da bu pikniklere katılmıştı. ...'ın üstündeki kişilerle görüşmek amacıyla birkaç kez Ankara'ya gidip geldiğini biliyorum. 1996 ya da 1997 yılında Hoca Efendi'ye İstanbul'da ziyaret yapılacağı söylendi, herkes gitsin dendi. Ben kendimi tam kendilerinden hissetmediğim için gitme ihtiyacı hissetmedim. Ancak S.K. ve ...'ın daha sonradan gidip geldiklerini farkettim. Sohbetler sırasında kitaplar okunurdu, Kuran ve Risale de okunduğu olurdu. Birlikte cemaat halinde namaz kılınırdı. Yardım adı altında maaş alındıktan sonra para toplanırdı. Bu toplanan paraya aidat denirdi. Her ay olmamakla birlikte ben de para verirdim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.U.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı; "...: Yargıtay ... Hukuk Dairesi üyesi idi. Fethullah Gülen Cemaati üyesi olduğunu düşünüyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... 27/10/2016 tarihinde beyanında Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük yaptığım dönemde Fetullah Gülen mensupları ile yapmış olduğum sohbetlere ilişkin sohbet grubumuzda olan kişileri belirtmiştim. Ancak bu şahıslar dışında Genel Müdürlük yaptığım dönemde sohbetimize Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı N.K. de katılırdı. Genel Müdür olduğum dönemde ise belirttiğim isimler dışında ..., A.B., A.Ç. katılırdı. Şu hususu belirtmek isterim. Ben genel müdür olduğum zaman sadece benim dönemimde genel müdür olanlar ile sohbetlerimiz devam etmişti. Bu gruba sadece müsteşar yardımcısı plan S.M. ile K.Ö. devam etmiştir. Genel müdür yardımcılığı dönemimde ise benim dönemimde genel müdür yardımcısı olan Fetullah Gülen cemaati mensubu kişiler ile sohbet arkadaşlığımız olmuştur."
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/03/2018 tarihli sorgulama tutanağı; "... 2012 Ekim ayında Yargıtay Üyesi seçildim. 2014 Ekim ayında HSYK'ya üye seçilmem nedeniyle Yargıtay'dan fiilen ayrıldım. Yargıtay da ... Hukuk Dairesinde çalıştım. Bu dairede çalışırkenki grubumu da savcılıkta söylemiştim. Ancak bu ifadem de yanlış geçen bir hususu düzeltmek isterim. O da grup sorumluluğunu ve toplantılardaki para toplama işlerini O.Y.'nin yaptığı yönündeki beyanım yanlış anlaşılmıştır. Orada grup abisi ... idi. Paraları da ... topluyordu. Bu yanlışlığı da Yargıtay 9. Ceza Dairesinde H.G.B.'nin duruşmasındaki tanıklığım sırasında düzeltmiştim. Yargıtaydaki genel yapılanmada üst heyetin kimlerden oluştuğunu bilmiyordum. Ama İ.Ş.'nin yargı imamı olduğunu biliyordum. Ayrıca Yargıtay da Ceza ve Hukuk bölümlerinin de imamları olduğu söyleniyordu. Ben Hukuk Bölümünün sorumlu kişisinin 4. Hukuk Dairesi Üyesi A.A. olduğunu biliyorum. Hatta 18. Hukuk Dairesinin cemaat üyelerinin kendi aralarında yaptığı bir toplantıya A.A. da gelmişti. Bizim grubumuzda önceki ifademde de belirttiğim üzere ..., O.Y., H.G.B. ve ben vardım. Hatta o toplantı A.A.'nın isteği üzerine Gölbaşı'ndaki kendi evinde yapılmıştı. Bu toplantı da normal cemaat toplantısına ilaveten Yargıtayda Daire Başkanlığı seçimlerinde kıdem itibariyle kendilerinden yeterli kıdeme sahip kişilerin bulunmaması nedeniyle yapı dışında ancak bize yakın olabilecek kişilerden kimleri desteklenebileceği konuları konuşulmuştu. Hatta 18. Hukuk Dairesinin o zaman ki başkanı A.S.'nin dört yıllık süresinin sona ermesiyle seçiminin yenilenmesi gündemdeydi. Gerek cemaat gerekse cemaat dışındaki bir kısım üyelerin A.S. yerine başka bir ismi seçmek istemeleri nedeniyle M.A.'nın ismi gündeme getirildi. Bunun üzerine 18. Hukuk Dairesinde çalışan ben, H.G.B., O.Y. bu dairede çalışan bizleriz bize sormadan nasıl böyle bir şeyi gündeme getirebilirsiniz diye tepki gösterdik. Birkaç gün sonra S.A.'nın bu konuyla ilgili ziyareti sırasında tepkimize karşılık madem öyle kimi seçmemizi istersiniz diye sormuştu. Bu kişinin cemaat tarafından gönderildiğini ve üst heyette yer alması nedeniyle fikrimizi almak yada bizi yumuşatmak için bu görüşmeyi yaptığını düşünüyorum. Konuşmamız nihayete ermeden kendisinin bir işi olduğunu söyleyerek oradan ayrıldı. Genel olarak Yargıtay içerisindeki her seçim öncesinde kimi destekleyeceğimiz konusunda bize bilgi gelirdi. Bazen de kimseye oy vermeyin seçim kitlensin şeklinde bildirimler iletilirdi. Bu bildirimler çoğunlukla ... tarafından getirilirdi. Ancak kendisine bu hususlarda kimin bilgi verdiğini bilmiyorum. Zannedersem ...'a da A.A. tarafından bu bildirimler iletiliyordu. Yargıtay içerisinde yapının ileri gelen elemanları arasında A.B.'nin yer aldığını, Ceza Daireleri ile ilgili olarak M.K.'nın isminin geçtiğini ancak adının bir dönem Yargıtay imamı olarak anılması ve bu nedenle soruşturma geçirmesinden sonra pasifıze edildiğini duydum. [Yargıtay da yapı mensubu olduğunu bildiğiniz kişiler kimlerdir? sorusuna karşılık olarak;] Cevap: A.B., S.S.U., S.Ö., A.K., ... ..., O.Y., H.G.B., ... S.S.'dir. Ayrıca daha önceki ifadelerimde bu yapıdan olduğunu söylediğim beyanlarım geçerlidir."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... Ben Yargıtay üyesi olarak görev yaptığım süre içerisinde birebir cemaat mensubu olmasından dolayı irtibata geçtiğim ve cemaat mensubu olması nedeni ile birlikte hareket ettiğim kişilerin İsimlerini size bildirdim. Ancak cemaat mensubu olduğunu zannetiğim bazı isimleri de belirtmek istiyorum, dedi. .... ...; Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu zannediyorum."
Serbest meslek mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Y.'ye ait, Menemen İlçe Jandarma Komutanlığınca düzenlenen 18/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "[MENEMEN VEYA BAŞKA BİR YERDE FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ İÇERİSİNDE FAALİYET YÜRÜTEN VE FİNANS SAĞLAYAN SİZİN TANIDIĞINIZ ŞAHISLAR VAR MIDIR? VARSA BU ŞAHISLAR KİMLERDİR? sorusuna karşılık olarak;] CEVABEN: Bildiğim kadarıyla Menemen merkezinde bulunan İnan ticaretin sahibi N.İ. (toptancı) yine Menemen merkezinde bulunan muhasebeci olarak bildiğim muhasebeci Halil, benim eşimin kuzeni ... isimli şahısların örgütle irtibatlı olduklarını bilirim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.T.'ye ait, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "İlk görev yeri Yozgat Çandır: G.D. (Candır Hakimi) , K.G. (Boğazlayan Savcısı), ... geliyordu. Bu tarihler 1995 yılıdır, o yüzden her hangi bir sivil vatandaş ve imam gelmemiştir. Biz Yozgat Çandırdaki toplantılarımızı sırayla evimizde yapıyorduk. Başka ilçelere de gidiyorduk. Toplantılardaki format hep aynıydı, Fethullah gülenin cd leri ya da kasetleri dinlenir, risalei nur okunur, sonradan fethullah gülenin kitapları çıkınca onun kitapları okunurdu. Namaz kılınırdı, gündem konuşulurdu. İkinci görev yeri Ankara AYAŞ (1998-2002) : ... (Beypazarı Savcısı) ,S.S. ( Haymana Hakimi), M.P. (Ayaş Savcısı) ... yine aynı şekilde evlerimizde ilk görev yerimde anlattığım şekilde toplanıyorduk. Aynı konularda toplantılarımız devam ediyordu. Grup sorumlusu S.S. idi .... Beşinci Görev yeri Bursa (2007-2011) ; ... (Bursa Savcısı-Grup Sorumlusu), C.D. (İş hakimi), Y.T. (Kemalpaşa Savcısı). Kendi evlerimizde sırayla toplanıyorduk. Bu toplantılarda aynı şeyleri yapıyorduk. Bu sırada N.Y. Bursa Başsavcı V. idi,. Onlarda ünvan olduğu için başka yerde toplandıklarını duyuyorduk. 2011 yılında Bursa'da iken zaman zaman siviller de bu toplantılara katıldı. Bursadaki bu sivil kişinin adı Bilal'di, ancak takma isim olduğunu düşünüyorum. Birkaç sivil daha katıldı ama isimlerini bilmiyorum eğer resim gösterilirse bunlardan teşhis yapabilirim...."
Aynı şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı 13/01/2017 tarihli dilekçesinde davacı ile ilgili şu ifadelere yer verilmiştir; "Ankara Ayaş'ta görev yaptığım yıllarda sohbet toplantıları Ankara Haymana ilçesinde S.S. ile birlikte görev yapan birisi daha katılıyordu. Adını ve soyadını şu anda hatırlamıyorum. ... Bu dönemde toplantılarda okunacak notları S.S. ve daha sonra da ... getirip okuyorlardı. .... Bursa'da görev yaptığım dönemde Ankara'dan notları getirip okuyan kişi ...'dı. Daha sonra ismini Bilal olarak hatırladığım sivil olarak katılan şahıs notları okumaya başladı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.C.'ye ait, Mudanya Terörle Mücadele Büro Amirliğince düzenlenen 26/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "Ayrıca avukat A.Y.'nin de tanık olarak dinlenmesini önemle talep ediyorum. Çünkü kendisi ile Bursa ve İstanbul’da görüşürdük. Kendisi bir görüşmemizde halen cezaevinde olan eski Yargıtay üyesi, Adalet Bakanlığında genel müdürlük dahi yapan (Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü) ... ile görüştüğünü beni sorduğunu, benim çete ile ilgim olmadığını çete üyesi olmadığımı kesin bir şekilde kendisine söylediğini belirtmiştir. Av. A.Y. çete sözünü ...'a söylediğinde daha bu örgüte terör örgütü denmediği zamanlardı. Buna rağmen N.C. sizin çeteden mi diye açık açık sorduğunu ...miyetleri gereği doğru şekilde açık olarak asla çete üyesi olmamıştır değildir dediğini bana iletmiştir. ... uzun yıllar Bursa ilinde çalışmış ve beni o nedenle tanımaktaydı. ... Yine Bursa, C.Savcısı olarak çalışırken Müracaat savcısı olan ve ardından İşyurtları Daire Başkanlığı ve akabinde Ceza Tevkif Evleri Müdürü olan sonra Yargıtay üyesi seçilen ve görevden ihraç edilen muhtemelen Sincan Kapalı Ceza evinde tutuklu olan ...’a da benim, örgüt üyesi olup olmadığımın kesinlikle tanık olarak sorulmasını talep ediyorum. Kendisinin İstanbul Ak Parti avukatı olan şahısla yaptığı görüşmede benim kesinlikle ilgili çeteden olmadığımı beyan etmiştir. Benim örgüt üyesi olamayacağımı gayet iyi bilebilecek durumdadır."
Davacı tarafından; dava konusu işlem tesis edilmeden önce tanık ifadelerine başvurulmadığı ve söz konusu ifadelere karşı kendisine yazılı savunma hakkı tanınmadığı, tanıklardan hiçbirisinin kendisinin meslekten çıkarılması neticesini doğuracak nitelikte beyanda bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt mensubu olduğuna, örgüt toplantılarına katıldığına, lise döneminde örgüt evlerinde kaldığına, örgüt içerisinde "grup sorumlusu" olarak görev aldığına, örgüt adına himmet topladığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Diğer Hususlar
c-1-Unvanlı görev
Davalı idare, davacının FETÖ'nün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının Bursa Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken FETÖ'nün yargıda etkin olduğu dönemde 16/09/2009 onay tarihli işlemle Bakanlık bünyesindeki Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne Daire Başkanı olarak görevlendirildiği ve 16/09/2009-04/04/2011 tarihleri arasında bu birimde Daire Başkanı olarak görev yaptığı, 02/04/2011 onay tarihli işlemle Bakanlık bünyesindeki Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne Genel Müdür olarak görevlendirildiği ve 02/04/2011-22/12/2011 tarihleri arasında Genel Müdür olarak görev yaptığı, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun 26/12/2011 onay tarihli kararı ile de Yargıtay üyeliğine atandığı ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihe kadar Yargıtay üyesi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'ya ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında, davacı ile ilgili olarak; "...; A.K. bey Bursa Savcısı olduğu dönemde İşyurtları Daire Başkanlığına getirmiştir. Bilahare de Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yapmıştır. Daha sonra Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Fetullah Gülen cemaat mensupları desteklemiş olabilir, ancak A.K. bey'de bu kişinin Yargıtay üyesi olmasını istiyordu. Fetullah Gülen cemaatine yakın kişilerden olduğunu düşünüyorum. " şeklinde beyanlarda bulunulduğu görülmüştür.
Bununla birlikte, dava dosyasına sunulan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/09/2017 tarihli fezlekede; FETÖ/PDY isimli terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Kurulunda çoğunluğu ele geçirmelerine müteakiben yüksek mahkemelere gönderilecek mensuplarının isimlerinin belirlenmesi amacıyla FETÖ/PDY içerisinde bulunan Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu üyeleri ile birlikte aynı yapı içerisinde bulunan diğer örgüt mensuplarının M.K. ve B.Ç.'nin evinde resmi olmayan toplantılar yaptıkları ve bu toplantılar esnasında örgüt mensuplarının isimlerinin belirlendiği, davacının da FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü mensubu olması dolayısıyla, M.K. ve B.Ç.'nin evinde yapılan toplantılar sonucunda Yargıtay'a gönderilmesine karar verilen isimlerden olduğu tespitlerine yer verilmiştir.
Netice itibarıyla, davacının FETÖ'nün HSK'da ve Adalet Bakanlığında etkin olduğu dönemde Bakanlık bünyesinde Daire Başkanı ve Genel Müdür olarak görevlendirilmesi ve akabinde yargıda önemli bir makam olan Yargıtay üyeliğine (örgüt kontenjanından) atanmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c-2- MASAK raporu
Meslekten çıkarılan hakim-savcılardan M.O. hakkında yapılan ceza yargılaması sonucu verilen ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararında; M.O.'nun yakalanması sırasında saklandığı evde yapılan aramada bir kısım dijital materyaller bulunduğu ve bu materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 19/08/2017 tarihli tutanakta; Proton.com isimli şifreli e-posta servisi izlerine rastlandığı, iz içeriğinde European Association of Judges (EAJ) (Avrupa Hakimler Derneği) isimli kuruluşun … şifreli e-posta servisi üzerinden kendileri ile iletişime geçilmesi durumunda fon yardımında bulunacaklarıyla ilgili ingilizce içeriğe ulaşıldığı, buna karşılık yine ingilizce olarak çocuk sağlık ve eğitim masrafları, saklanmak için bir ev kiralamak ve olası faturalar için aylık en az 800 euroya ihtiyaç duyulduğuna ilişkin ibarelerin yer aldığı metin izlerine rastlandığı, bu talebe istinaden … e-posta kullanıcısından 21/05/2017 tarihinde gelen e-posta içeriğinde 20/05/2017 tarihinde 400 euronun ... isimli uluslararası para transfer şirketi üzerinden M.O.'nun eşine gönderildiği, M.O.'nun eşinin parayı sorunsuz alarak teşekkür ettiğinin belirtildiği, konu ile ilgili olarak talep üzerine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından 30/03/2018 tarihinde düzenlenen rapora göre M.O.'nun eşi G.O.'nun ... aracılığıyla iki işlemde toplam 1300,00 euro aldığı, M.O.'nun eşine para gönderen P.S.'nin Almanya'nın Stuttgart şehrinde savcı olduğu ve Alman Hakimler Birliğinin üyeleri arasında bulunduğu, Türkiye'de yürütülen FETÖ/PDY operasyonları ve soruşturmaları kapsamında tutuklanan veya görevden alınan hakim ve savcılara yardım etmek için Birlik Bünyesinde fon oluşturulduğu, fona aktarılan 50.000,00 eurodan ilk etapta 10.000,00 euroluk kısmın dağıtıldığına dair haberlerin bulunduğu ve bu yönde Avrupa Hakimler Derneği ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kaynaklardan meslekten ihraç edilen 45 hakim-savcıya ve yakınlarına para transferleri yapıldığına ilişkin tespitler bulunduğunun ifade edildiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen bilgiler doğrultusunda, FETÖ/PDY yapılanması ile irtibatı ve iltisakı bulunan yargı mensupları tarafından uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iletişime geçilerek anılan yapılanma ile ilgili bu kurum ve kuruluşlar nezdinde bir mağduriyet algısı yaratılmaya çalışıldığı ve bu şekilde hukuki ve maddi destek sağlama amacı güdüldüğü, Dairemizde bu yönde tespitler bulunan diğer dosyalar da göz önüne alındığında bu faaliyetler esnasında organize şekilde hareket edildiği sonucuna varılmıştır.
Somut olayda; Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından düzenlenen rapora göre, göndericisi Avrupa Yargıçlar Birliği Üyesi … olan ve ... kanalıyla yapılan transfer işleminde davacının kızı H.B.'ye 24/07/2017 tarihinde 349,45 USD gönderildiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından; söz konusu belgenin delil niteliğinin bulunmadığı, davanın 12/04/2017 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, 3 ay sonraki bir iddia nedeniyle sorumlu tutulmasının hukukun genel ilkelerine ve genel ispat kurallarına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de yukarıda yer verilen tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Sonuç olarak, davacı tarafından uluslararası bir sivil toplum kuruluşundan organize bir şekilde maddi yardım talebinde bulunulmasının, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c-3- HTS kayıtları
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından, devletin en önemli kurumları olan emniyet, TSK, MİT, mülkiye, yargı gibi alanlarda teşkilatlanmaya ayrı bir önem verildiği, örgüt tarafından mahrem yer sayılan bu kurumlarda örgütün kendi hesabına yürüttüğü hizmetin (örgüt adına kurumlarda kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket etme ve örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etme) "mahrem hizmet" olarak adlandırıldığı ve örgütün sorumlu yöneticisi olan, hiyerarşi içerisinde yer alan, raporları toplayan ve emirleri veren kişi olan "imamlar" arasında örgütün en çok önemsediği imamların bu mahrem hizmetler sınıfı imamları olduğu anlaşılmıştır.
Bu kapsamda, örgüt tarafından, mahrem saydığı kurumlardan biri olan yargı teşkilatında her ilde, mensuplar arasındaki iletişim ve motivasyonu sağlayan farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu bir kişi bulundurulmuş, sohbet grup sorumlularının başına hakim/savcı il grubu sorumlusu görevlendirilmiş, bu kişileri de doğrudan bölge sorumlusuna bağlayıp sadece kendi aralarında iletişim sağlayacak şekilde yapılandırmıştır. Örgüt mensubu olan hâkim ve savcılardan sorumlu olan sohbet grubu sorumluları (imamlar) önceleri yargı mensupları arasından seçilirken belli bir tarihten sonra genellikle öğretmen, mühendis, akademisyen veya serbest meslek sahibi olarak bilinen ancak fiilen herhangi bir işte çalışmayan kişiler arasından seçilmeye başlanmış ve örgüt mensubu olan hâkim ve savcıların asla gerçek isimleriyle bilmedikleri bu kişiler "yargının sivil imamları" olarak adlandırılmıştır.
Bu sivil imamlar, sadece örgüt içinde yer alan yargı mensuplarının sorumluluğu işini yürüterek örgüt yapılanmasında görev almış, bu kapsamda düzenli aralıklarla sohbet adı altında yaptıkları toplantılarda kendisinden daha üst pozisyonda bulunan imamların talimatı doğrultusunda örgüt mensubu olan hakim ve savcılara örgütün amaçlarını gerçekleştirmek için önemli olan soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin örgüt adına talimat vermiş, örgütten olmayan yargı mensupları hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal edecek nitelikte kişisel bilgileri elde etmiş, örgütün finansmanı için himmet adı altında para toplamış, bu çalışmasının karşılığında örgütten maaş almıştır. Örgüt bu suretle mensuplarının mevkisi ne olursa olsun mutlak itaat ve teslimiyeti sağlayarak örgüt liderinin talimatlarını gerçekleştirmeyi hedeflemiştir.
Nitekim yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerle ilgili Dairemiz önünde derdest olan dosyalarda yer alan, aralarında yargıdan sorumlu sivil imam olarak görev yapmış kişilerin ifadelerinin de olduğu birçok ifade de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır:
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I.ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Ben İzmir ilinde iken yani 2014 yılı sonlarında ... İş Proje Danışmanlık Şirketi'nin müdürü ... kod adlı H.Ö. tarafından kendisinin ikametine çağrıldım. Burada daha sonradan kod adını Yusuf olarak bildiğim ancak gerçek isminin daha sonradan Tahsin olarak öğrendiğim Yamanlar Koleji isimli okullarda öğretmenlik yaptığını bildiğim görsem tanıyabileceğim bir şahıs ile birlikte beni E.Y., S.(Demir olabilir), H.Ö.(şirket müdürü değil hakim olan farklı bir şahıs) isimli hakimler ile beni tanıştırarak bu şahıslara aylık olarak sohbet toplantıları yapmamı istedi. ...Bende E.Y., S.(Demir olabilir), H.Ö.(şirket müdürü değil hakim olan farklı bir şahıs), Fatih, ... isimli şahıslara sohbet vermeye başladım. ...Ben bu sohbetleri yaparken benden sorumlu olan ... İş Proje'nin müdürü pozisyonunda olduğunu bildiğim ... kod adlı H.Ö.nin talepleri üzerine Savcı ve Hakimlerden kurban, burs, himmet, gazete dergi aboneliği gibi taleplerde bulunuyordum. ...2014 yılı Haziran ayında ...Denizli iline taşındım. Burada beni ... kod adlı V.D. isimli şahıs karşıladı. ... kod adlı V.D. bana Denizli de hafta içi okulda çalışacağımı söyledi, hafta sonları ise İzmir'de olduğu gibi Hakim ve Savcılardan oluşan T-5 ve A-1 olarak adlandırılan gruplara sohbet vermemi istedi. ...Burada kaldığım dönem içerisinde; …, …, ..., ..., …, N.Ç., B.P., …, M.K., …, ...isimli Denizli ve çevre illerinde görev yapan Hakim ve Savcılara hafta sonları Denizli ilinde ikametim olan ...semtindeki evimde sohbet vermeye başladım. ...o (... kod adlı V.D.) da bana "o zaman şu sende dursun" diyerek içerisinde Tango isimli iletişim programının ara yüzünü kullanan ancak Tango özelliklerinde farklı bir programın yüklü olduğu ... marka beyaz renkli bir tablet verdi. Ayrıca bununla birlikte bu tablet ile internete girebilmem için başkasının adına kayıtlı olan ancak kimin adına olduğunu bilmediğim ... GSM hattının takılı olduğu internet servis sağlayıcısı VINN vermişti. Bu tabletten internete bağlanacağım zaman bu aparatları kullanıyordum, kendi hattım üzerinden bu işlemleri yapmıyordum. ...Bu programdan başkası ile irtibat kuramıyordum. ... buradan bana sohbet konularını, herkül.org da yayınlanan Cuma hutbelerini gönderiyor, sohbetime gelmiş olanların vermiş oldukları himmet paraları ile ilgili bilgileri, yine sohbet grubumdaki kişilerin özgeçmiş gibi bilgilerini, hizmete karşı olan duygu ve düşüncelerini ve benzeri şeyleri soruyordu ve ben de cevaplıyordum. ... Ben sohbet gruplarım dışında yapının şematik olarak bildiğim kadarı ile işleyişi hakkında bilgi vermek istiyorum. ...Her bölgedeki ilin kendi içerisinde farklı sohbet grupları olur ve sohbet gruplarından sorumlu bir kişi olur. Bütün bu sohbet gruplarının sorumlularının başında İl Hakim Savcı Grubu Sorumlusu Pozisyonunda birer kişi bulunurdu. Bu kişiler bağlı bulundukları Bölge sorumlusuna direkt olarak bağlı çalışır ve irtibatı yalnızca bunlar kendi aralarında kurardı. Bu nedenle alt sohbet grupları olarak üst kademeyi fazlaca bilmezdik. Ayrıca sorduğumuz zaman da cevap alamazdık. ... Ben Denizli ilinden itibaren sorumlu olduğum bazı kişilere ... kod adlı V.D.nin bana vermiş olduğu ve içerisinde 32 GB'lık hafıza kartına Fetullah Gülen isimli şahsın sohbetlerinin ve kitaplarının olduğu ... marka "Keyfiyet Tableti" olarak adlandırılan tabletlerden dağıtmıştım. ...tablet vermiş olduğumuz şahıslardan bulundukları Adliyelerdeki Hakim ve Savcılar hakkında "MENFİ VE MÜSPET" bilgileri yani kimin hangi görüşten olduğu şeklindeki bilgileri benden talep eden ... kod adlı V.nin talimatı doğrultusunda talep ediyordum. Bana bilgi geldikçe bilgileri ... ile paylaşıyordum. ...Ayrıca yine tabletler üzerinden şu an terör örgütü olarak gördüğüm ve o dönem cemaat olarak adlandırılan yapının aleyhinde ve lehinde konuşan kişilerin bilgileri, ne konuştukları konusunda bize göndermeleri yani "Adliyenin Fotoğrafını Çekmeleri" ...'ten bana gelen talimatlar üzerine isterdim."
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "Ben eskiden tarihini tam olarak bilmemekle birlikte Hakim-Savcılarla, Hakim-Savcı olan yani meslekten olan kişilerin ilgilendiklerini biliyorum. Ancak benim ilgilenmeye başladığım dönemde Hakim-Savcılarla ilgilenen kişiler genelde sivil (öğretmen, akademisyen, mühendis, işletme kökenli kişiler) idiler. Zaten biz Hakim-Savcılarla ilgilenmeye başladıktan sonra tüm geçmişte görüşmüş olduğumuz kişilerle görüşmememiz ve irtibatı kesmemiz istendi. Benim Hakim-Savcı abisi olarak görev yaptığım dönemin 2016 yılı Ocak ayına kadar sivil yapı Hakim-Savcı ile ilgilenmeye devam etti. Ancak HSYK seçimlerinden sonra sivil yapı geriye çekilmeye başlandı ve kendi aralarında birebir görüşmelerin sürmesi istendi."
S.K. isimli şahsın talimat yoluyla tanık beyanlarının alınmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve Talimat No:… sayılı duruşma tutanağı:"Ben öğretmen olarak görev yapmaktayım. Sanık S.A.yı Malatya ilinde İdare Mahkeme Üyesi olması nedeni ile tanıyorum. Çeşitli defalar sanık ile kendi evimde ve onun evinde ve diğer sanığın meslektaşlarının evinde buluşuyorduk. Bu görüşmelerimiz 2014 yılı Eylül ayı ve 2016 yılı Mart ayı arasında olmuştur. Bu buluşmalarımızda manevi içerikli (çetele, kuran, kitap okuma) ve ... kod isimli ... ve ... kod isimli Resul Yüksektepe den gelen çeşitli gündemleri iletme adına toplantılarda bulunuyorduk. Bu toplantılarımız ve görüşmelerimiz her zaman Malatya ilinde gerçekleşmiştir. Sanık benim grubumda takip ettiğim talebemdi. Yanlış hatırlamıyorsam hatırladığım kadarı ile sanık S. ile bylock programı üzerinden görüşmedik. Şayet görüşmüş isek de çok az görüşmüş olabiliriz."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı:" ...2011 yılı yaz kararnamesi ile Afyon Çay ilçesine atandım. 3 yıl görev yaptım, çalıştığım dönemde Şanlıurfa görev yapan Ö.Ö. de Kütahya'nın Altıntaş ilçesine atanmıştı. O dönemde ben daha kıdemli olmama rağmen Ö.Ö. grup sorumlu olarak görevlendirilmişti. Bu da benim cemaat içerisinde önemli bir noktada bulunmadığımın göstergesidir, o dönemde daha önce yapılmayan bir uygulama yapıldı, meslek dışında bir başka kişiler de toplantılara katılıyordu, her toplantıya gelmezlerdi. Asıl sorumlu bu kişiydi, toplantılara aynı anda ikisinin geldiği olmadı, Ömer daha çok organizasyonu sağlardı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 30/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı:"...Ben Çay ilçesinde çalışırken grubun hakim savcı sorumlusu olan Ö.Ö. akıllı telefon olmayan eski model bir telefon daha kullanıyordu, bu telefonda da kendisi adına kayıtlı olmayan cemaatin verdiği bir hat vardı, bu hat vasıtası ile o zamanki sivil yöneticiler olan ... ve Yusuf isimli kişilerle irtibat kuruyordu, acil bir durum olduğunda bu telefon üzerinden bu kişileri arayıp onlara danışıp ona göre davranılıyordu, birkaç defa bizim yanımızda bu kişilerle konuştuğunu hatırlıyorum. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Z. isimli şahsa ait Samsun Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 25/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...Ben kura çektiğimde Abdullah isimli şahıs beni aradı. Ancak Abdullah'ın telefonunu hatırlamıyorum. Bana "sana bir adres vereceğim, bundan sonra seninle o ilgilenecek" dedi. Bana vermiş olduğu adres Ankara'da Yenimahalle'de bir adreste eve gittim. Aile eviydi. İsmini ... olarak söyleyen görsem teşhis edebileceğim bir şahısla tanıştım. Bu şahıs özel bir şirkette çalıştığını söyledi. Ben bu eve gittiğimde beraber görev yaptığımız N.F.D. ve Çarşamba Cumhuriyet Savcısı T.A.da oradaydı. ...... bana irtibat kurmak için hat takılmış küçük siyah bir telefon verdi ve bu telefondan arayacağını söyledi. Yine kendisinin görev yaptığımız yere geleceğini söyledi. Tahminen 1-1,5 saat kadar bu evde kaldık. Daha sonra ayrıldık. ...Göreve başladıktan 1,5-2 ay sonra ... bana vermiş olduğu telefonla beni aradı. Terme'ye geleceğini söyledi. Bende diğer arkadaşlarım N.F.D., T.A. ve hatırladığım kadarıyla Y.S.yi aradım ve benim evimde buluşacağımızı söyledim. ... eşiyle geldi. Davet ettiğim arkadaşlarda eşleriyle birlikte geldiler. Bayanlar ayrı erkekler ayrı oturduk. Cemaat yapılanmasında okuyan öğrencilere burs için bekarlardan maaşın %10'unu evlilerden maaşın %5'i verilmesi isteniyordu. ... bize öğrenciler için burs vermemizi istedi. Ancak belirli bir rakam konuşulmadı. Ben aylık ortalama 300-400 TL civarında para veriyordum. Bizimle birlikte sohbete gelen arkadaşlarda aynı paraları veriyorlardı. ... sohbete geldiğinde parayı elden ...;'a veriyorduk. Ben bu paraları kendimde hiç toplamadım. Ayrıca zaman gazetesi ve sızıntı dergi abonelik paralarını hepimiz verdik. Ancak bu dergi ve gazeteler güvenlik için bize gelmiyordu. Kurban zamanında kurban parası veriyorduk. ...... tahminen 1 yıl kadar bizimle sohbete geldi. Ayda bir veya en fazla 45 günde bir ... Ankara'dan geliyordu. Geldiğinde benim evimde buluştuğumuz gibi, T.A.nın, Y.S.nin, N.F.D.nin evinde buluştuk. ... ... 2014 yılı Mayıs ayı gibi Hakan isimli öğretmen olduğunu söyleyen bir kişiyide beraberinde getirdi ve şimdiden sonra sohbetlere Hakan'ın geleceğini belirtti."
Davacı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ve davalı idare tarafından dosyaya sunulan … tarih ve İddianame No:… sayılı iddianamede, davacının;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 3. sırasında yer almakta olan, ... ve ... ID'lerini, ... - ... kod adlarını kullanan E.Y. isimli kişi ile temin edilen 10/02/2017 tarihli HTS verilerindeki baz istasyonu (lokasyon) bilgilerine göre … adresinde, 30/05/2016 tarihinde yakın saat aralıklarında kaldığının,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında hakkında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 9. sırasında yer almakta olan … ID'yi, … kod adını kullanan S.A. isimli kişi ile temin edilen 10/02/2017 tarihli HTS verilerindeki baz istasyonu (lokasyon) bilgilerine göre, 16/08/10.2014 tarihi 00.35 ile 13:33 saatleri arasında Baran Tesisleri Makas Kulu Kulu/Konya’da ve Ankara il sınırları içerisinde yakın yer ve saat aralığında çeşitli yerlerde bulunduğunun,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında hakkında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 55. sırasında yer almakta olan Kerem kod adını kullanan M.Ö. isimli kişi ile temin edilen 10/02/2017 tarihli HTS verilerindeki baz istasyonu (lokasyon) bilgilerine göre A.O.Ç Mitas Kule Fabrikası Ankara adresinde 27/06/2016 tarih ve aynı saat aralığında ve Ankara il sınırları içerisinde yakın yer ve saat aralığında çeşitli yerlerde bulunduğunun,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında hakkında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 57. sırasında yer alan, … ID'yi, ... kod adını kullanan H.C., aynı listesinin 21. sırasında yer alan, … ID'yi, … kod adını kullanan C.Ş., listenin 10. sırasında yer alan ... kod adını kullanan H.M.K. isimli kişiler ile çeşitli tarihlerde yakın zaman ve yerlerde bulunduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün sivil imamları olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan kişilerle çeşitli tarihlerde birbirine yakın saatlerde aynı yerde ortak baz hareketliliği bulunduğuna yönelik tespitin, davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Aşağıda dökümü yapılan toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmesi sebebiyle toplam … TL harçtan dava açılırken davacı tarafından ödenen … TL harcın mahsubu sonrasında kalan … TL harcın ve kullanılan … TL posta giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,12/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4980
Karar No : 2021/243
**DAVACI:** …
**VEKİLLERİ:** Av. …, Av. …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, hakimlik teminatının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği, söz konusu kararda meslekten çıkarılmasına ilişkin soyut ve genel gerekçelere yer verildiği ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı kararın kendisine ilişkin kısmının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.07.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkarma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasa'sının 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının t...nine de olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 11 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 21/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 21/02/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri 25/12/2019 tarih ve E:2017/4980 sayılı ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve aynı ara kararımızla davacıya davalı idarenin 07/09/2018 tarihli ikinci savunmasında cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek söz konusu ikinci savunma dilekçesi ile ek beyan dilekçesi ve eklerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için on gün süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Deli
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Yargıtay üyesi olarak görev yaptığı, ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimler başlığı altında ... ID numaralı kişinin davacıyı "...", Ç.Ş. isimli kişinin "ortak", A.A. isimli kişinin "...", ... ID numaralı kişinin "..." olarak kaydettiği görülmektedir.
Davacıya ait özlük dosyası incelendiğinde, davacının İzmir İli Menemen İlçesi nüfusuna kayıtlı olduğu ve kullanıcı adı olan "..."de yer alan "…" ibaresinin İzmir ilinin plaka kodundan esinlenerek oluşturulduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında, ... ID numaralı A.A. ile ... ID numaralı A.K. arasında "Arkadaş gelince B20 deki (...) ile sizin bloktaki yakuta da aynılarını yüklesin'' şeklinde mesajlaşma olduğu, nüfus vatandaşlık sistemi üzerinde yapılan adres kaydı incelemesinde belirtilen tarihte davacının "..." adresinde … Blok … numarada ikamet ettiği tespitlerine yer verilmiş ve davacının ... nolu GSM hattı ile ByLock programı için kiralanan hedef IP numaralarına 401 kez bağlantı yaptığı belirtilmiştir.
Diğer yandan, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında, "..." ID numaralı ByLock kullanıcısının da davacı olduğu yönünde tespitlerde bulunulmuştur. Anılan dosyaya sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "..." olduğu, bu ID'de kayıtlı kullanıcıların eski yargı mensuplarından oluştuğu, bu kişilerin davacıya "ömür abi", "…" adını verdikleri ve "..."nün davacının çalıştığı daireyi (Yargıtay ... Hukuk Dairesi) ifade ettiği belirtilmiştir.
Davacı tarafından, söz konusu "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"na karşı; dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte hakkında ByLock programını kullandığı yönünde bir iddianın bulunmadığı, daha sonra elde edilen bir delile dayanarak meslekten çıkarma kararı verilemeyeceği, ByLock programını kullandığının kesin surette ispatlanamadığı ve ByLock kullanıcısı olmadığı ileri sürülmüştür.
Netice itibarıyla, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek bahse konu tutanakların incelenmesinden; davacının "..." ve "..." ID numaralarıyla ve iki ayrı kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, davacıya ait olduğu tespit edilen ... ID nolu ByLock hesabından yapılan mesaj çözümleri incelendiğinde;
... (davacı) ile ... (A.A.) arasındaki bazı yazışmalar,
27/11/2015 tarihinde saat 01:32:33'de ''...bilgisayarını kurdu mu'', 01:32:53'te; ''Eagle ı var mıydı'', 21:36:15'te ''... döndü mü.'', 21:38:33'te ''Trq açmıyor galiba. Eagle ı kaçtı.''
A.A.'nın davacıya örgüt tarafından kriptolu haberleşme programları yüklü tablet verilmesi ile ilgili olarak durumunu sorduğu anlaşılmaktadır.
25/01/2016 tarihinde saat 22:36:06'da ''evet trcrp siz'', 22:36:29'da ''ama yine özel bilgisayardan açın'', 22:39:31'de ''Tabletten deneyin''
28/01/2016 tarihinde saat 23:14:37'de ''Onu birde, USB yuvasına takarak dene abi.'', 23:15:34'te ''Takılı verdiğim SD adaptörleri geneldr çalışmıyor. Gebe çalışmazsa yenisini ayarlayalım''
24/01/2016 tarihinde saat 00:50:54'te ''Konu:SD kart Abiler, keyfiyet için 8 micro sd kartım var. ... beye 4, M33 abiye 4 sd kart ihtiyacı biliyorum. Pztsi inşaallah teslim edebilirim. Başka ihtiyaci olan varsa yazsın, cogaltalim inş. DIKKAT: SD kartlar, Hususi tablet veya bilgisayarların dışında asla kullanılmamalı. SD kartlara, not mahiyetinde bir veri ve bilgi asla yazılmamalı, kopyalanmamalı, kaydedilmemeli''
A.A.'nın davacıya verdiği ve içeriğinde örgütsel döküman bulunan SD kartların nasıl açılması gerektiği ile ilgili bilgi verdiği anlaşılmaktadır.
15/12/2015 tarihinde saat 00:16:44'te ''Aşağıdaki abimiz … mi, sorup dönebilir misiniz? (... için)'', 00:16:47'de ''...... (14.12.2015 20:43): abi birlikte oturan ve 2000 tl ve 10 çeyrek ile 15 yarım veren abi kim''
02/01/2016 tarihinde saat 19:38:23'te ''Konu:Seçim Abiler malum 18 Ocakta YSK seçimi var. Duyulan adaylar: A.T., N.H., A.O., S.S. Seçim hakkinda arkadaslarin fikir, gorus, teklif ve tavsiyelerini toplayip ivedilikle donebilirmisiniz''
02/01/2016 tarihinde saat 22:36:24'de ''6 CD ile ilgili Ali suatbey desteklenebilir''
15/01/2016 tarihinde saat 01:35:14'te ''...e seçim konusunda sizinle görüşmesini yazdım''
Davacının A.A.'ya bağlı olarak faaliyet yürüttüğü ve seçimler konusunda ondan aldığı talimatları kendi grubundaki kişilere ilettiği ve yine grubundaki kişilerden örgüte aidat (himmet) topladığı ve Bank... için toplanıp başkası adına bu bankaya yatırılan paraları davacının topladığı anlaşılmaktadır.
... (davacı) ile ... (A.K.) arasındaki bazı yazışmalar,
13/01/2016 tarihinde saat 23:19:27'de ''cuma günü tablatine vs yükleme yapılacak, müsait misin?'' 20:37:59'da ''cuma akşamı saat 19.00 da tablet,bilgisayar ve teçhizatlarla bana bekliyorum''
15/01/2016 tarihinde saat 21:42:14'de ''tmm''
18/01/2016 tarihinde saat 20:02:10'da ''seçimde yarın nasıl davranalım? Görüşünüz ?''
İlk mesajın davacıya örgüt tarafından verildiği anlaşılan tablet bilgisayara kriptolu haberleşme programı kurulması ile ilgili olduğu, diğer mesajlarda ise seçimler konusunda örgüt talimatının davacı tarafından kendi grubundaki kişilere iletildiği anlaşılmaktadır.
... (davacı) ile ... (M.K.) arasındaki bazı yazışmalar;
16/01/2016 tarihinde saat 12:56:43'de "abi telegram da adım Corpara eklerseniz. Bende eklerim.'' 12:58:25'te ''twetter ... ekleyip şifreyi bildirirseniz eklerim.'' 13:08:11'de ''twetter ekledim ... numaram ...'' 20:43:30'da ''abi telegramdaki adınıda ... yapabilirsin''
Örgütün ByLock dışında Telegram, Twitter gibi haberleşme programlarını veya bu programlara görüntü olarak benzeyen içeriği farklı programları kullandığı bilindiğinden mesajların da yine gizli iletişim sağlayan bu programlarla ilgili olduğu görülmektedir.
... (davacı) ile ... (Ç.Ş.) arasındaki bazı yazışmalar;
23/12/2016 tarihinde saat 19:16:12'de ''Konu:Fw: Fw: UYMAMIZ GEREKEN TEDBİR DAVRANIŞLARI 23.12.2015 06:45, a06 yazd?: 23.12.2015 04:10, UYMAMIZ GEREKEN TEDBİR DAVRANIŞLARI EV-GİRİŞ ÇIKIŞ 1-Evlere giriş ve çıkışlarımıza daha da önem vermeliyiz. Her akşam d''
05/02/2016 tarihinde saat 21:31:09'da ''Konu:Fw: Fw: İllgilisi Olanlara Duyuralım 05.01.2016 18:32, … yazd?: 05.01.2016 12:45, ... yazd?: Kiymetli Abiler Boyle bir konu var. Duyuralması isteniyor... Muhataplar Kılıçaslan vakfından kendisi yada çocuğu burs alanlardır... Muhterem abiler; Kayseri Kılıçarslan eğitim Vakfı soruşturmasında geçmişe dönük 850 kişilik burs listesinde ki çocukları arayıp burs aldın mı almadın mı diye tek tek emniyete çağrılıp soruluyor. Tabi burda sıkıntı bir kısım arkadaşlar burs yattığından haberi yok diyebilir. Bazen bizim arkadarlar bile almadım diyebiliyor. Burda aranan arkadaş aldım okurken heryere başvuru yaptım çıktı orası necidir bilmem ben aldığım paraya bakarım vs cümleler sarf etmeliler yoksa 2. bir Çanakkale vakası olur Allah muhafaza ifade ye gidip almadım diyenler varsa düzeltme yapabiliyorlar hatırlamamıştım geçen gün sonra aklıma geldi bir sene almışım adamların parasını yedik vs deyip duzeltebiliyorlar bütün renklere ünitelere ve bölgelere bu mesaj ulaşmalı bu şekilde ifade verilmeli''
14/02/2016 tarihinde saat 23:27:06'de ''Konu:Fw Kitap, 14.02.2016 20:22, a06 yazd?: Saygıdeğer Abiler; V.A. tarafından yazılan Darbe Oyunu kitabın alınmasını ve okunmasınıda fayda var. Bu kitapta, 17 Aralık 2013?ten bu yana Türkiye?de yaşanan olayların bilinmeyen yönlerine ışık tutuluyor. Dershanelerin kapatılmasında ki asıl amaç neydi? 17 Aralık, bir yolsuzluk operasyonu muydu? yoksa bir darbe miydi? Dışişleri dinlemelerini cemaat mi yaptı? Tahşiye operasyonunun aslı nedir? Birilerinin üniversite diploması sahte mi? Söz konusu Kitap Dost Kitapevinden temin edilebiliyor. Tedbir amacıyla internetten alınmaması, kitapçılardan nakit olarak alınması, kredi kartı kullanılmamasına dikkat edilmelidir...:''
01/01/2016 tarihinde saat 19:37:37'de ''Konu:Fw: Fw: BÜYÜĞÜMÜZE DAİR, 01.01.2016 14:32, ... (...) yazd?: 01.01.2016 12:46, ... yazd?: Hocaefendi? nin kalbinin durduğu an!.. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında akla hayale gelmeyecek senaryolar yazmaktan geri durmayanların paranoyaları artık''
16/01/2016 tarihinde saat 20:34:29'da ''Konu:Fw: Fw: CGK BUHAFTA DAĞITIM 15.01.2016 00:01, a06 yazd?: 14.01.2016 23:53, 1-MESELE : A.D.: A.D. dosyası genel kurula daha önce gelmişti, genel kuruldan 24-23 sanık hakkında usuülüne uygun dava açılmadığından bozulmuştu, genel kurulun bu kararına karşı kanun ve uygulamada olmamasına rağmen y başsavcılığı itiraza geliyor, Görüş:Konu daha önce görüşülmüştü.bu hususta masa görüşü; Yargıtay başsavcılığı kanunda olmayan bir hakkı kullanmaya çalışıyor. İtiraz metninde de kanunda olmadığını dile getiriyorlar. Yani açıkca kanuna aykırı davranıyorlar. Genel strateji olarak genel kurul sırasında açıktan görüş beyan etmek konusunda ısrarcı olmayalım. Mümkünse öncesinde sosyal demokrat, ehlibeyt ve ülkücü üyelerin konuşmasına fırsat verelim. Eğer hiç konuşan olmazsa hukuki görüşümüzü ortaya koyan birkaç cümle edilebiliriz. Daha önceki tecrübelerimizden edindiğimiz kadarıyla A.Y., V.D. A.E. gibi şahıslarda açıkça oylarının renklerini belli edeceklerdir. Muhtemelen salona psikolojik olarak hakim olmaya çalışacaklardır. Biz açıkça taraf olmadan hukuki görüşlerimizi açıklayıp, hukukun gereği neyi gerektiyorsa o yönde tavır ortaya koyabiliriz. En nihayetinde biz ne yaparsak yapalım, camia A.D.'ye sahip çıkıyor denecektir. 2-MESELE VE GÖRÜŞ : A.C.K.; 1. ceza daireinin itiraz yoluyla gelen dosyası sanık hakkında öldürmeye teşebbüse azmetirkeden kurulan hükmü 1. cd 2010 yılında onamış, onamadan sonra y. başsavcılığına itiraza yoluna başvurması için iki kez müracat edilmiş ama başsavcılık bu talepleri red etmiş, itiraza gitmemiş, bunun üzerine yeniden yargılama talep edilmiş, yerel mahkeme kabul etmemiş ,itirazı mercii red etmiş, bakanlık aracılığıyla merciin kararına karşı kyb yoluna başvurulmuş, daire kabul etmemiş, bakanlık dairenin karrarına karşı itiraz yoluna başvurulmasını talip etmiş, başsavcılık başvurmamış, bakanlık tekrar talep etmiş bir daha değerlendirilmesini istemiş, bakanlığın bu ikinci yazısını ycbaşsavcılığı kyb formatında daireye göndermiş, daire itiraz olarak kabul etmiş ve cgk göndermiş, ancak sözkonusu talep itiraz mahiyetinde değil, bakanlığın itiraz yoluna başvurulması talebini olduğu gibi itiraz metnine alınmış, itiraz olarak kabulü mümkün değil ortada yasal bir itİraz olmadan karar verilmesine yer olmadığına, daireye gönderilmesine karar verilmesi gerekmekte, bu dosyanın özelliği sanık A.C.K. set yayıncılık yani kanal 7 adına Bolu'dan arsa alıyormuş, mağdur la bu nedenle aralarında husumet olmuş, istanbul bşb mütahitlerinden,uzunun eski arkadaşlarından, uzunu bir kaç kez evinde misafir etmiş, dosyayı uzun takip ediyormuş,bu arada ayrıca ycbaşsavcılığı asıl dosyal ile ilgili olarak ta daireye itİraz da etmişler,''
16/02/2016 tarihinde saat 20:55'de "... yazd?: abi cgk gündemindeki akademi genel sekreteri M.C. ankara hukuk mezunu bizim arkadaş, konyada bizimle kalırdı. çizgisi değişmez bu nedenle haftaya gidecek olanlar itiraz ret demeli.''
19/02/2016 tarihinde saat 07:08:06'da ''Konu:ek teslim döküm Komşum, daha önce m … bey adına size ulaştırdığım bir miktar para vardı dökümünü sanırım size atmadım(attıysam dikkate almayın) ; 1035 ai+200 HIM+15 sdk=1250 TL toplam''
Mesaj içeriklerinden davacının örgüt adına aidat topladığı, Yargıtay'daki bazı dosyalarla ilgili bilgileri ve örgüt talimatlarını ilettiği, ayrıca davacının örgüt liderinden BÜYÜĞÜMÜZ diye bahsettiği, "darbe oyunu" adlı kitabın alınmasını diğer örgüt mensuplarına tavsiye ettiği ancak kitabı alırken tedbirli davranmalarını istediği, internetten ve kredi kartı ile alınmamasını bildirdiği anlaşılmaktadır.
Sonuç itibarıyla, davacının, örgütün sivil kanadından gelen örgütsel talimatların grup sorumlularına iletilmesini sağlama ve örgüt adına himmet toplama gibi örgütsel faaliyetlerde bulunduğunu ve örgüt içerisinde aktif görev aldığını gösteren söz konusu ByLock yazışma içerikleri, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "...; bakanlıkta çalışmasından dolayı tanımıştım. Cemaate yakın bir kişi olduğunu duymuştum. Bakanlığın teklifi üzerine kurul üyeleri seçmiştir."
Serbest meslek mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.S.'ye ait, Menemen İlçe Jandarma Komutanlığınca düzenlenen 17/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Ayrıca, örgütle iltisaklı olduğunu bildiğim Yargıtay’da Hakim olan ve Türkelli Mahallesi nüfusuna kayıtlı ... isimli şahıs vardır. Bu şahsın annesi halen Türkelli Mahallesinde ikamet etmektedir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.G.'ye ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; ".... Bu dönemde genel müdürlük bünyesinde paralel yapı mensupları paralel yapıdan olmadığını düşündükleri yada istediklerini yaptıramadıklarını düşündükleri insanlar üzerinde baskı, yıldırma yada bi olayı üzerine yıkma şeklinde bir çok olay yapıyorlardı. Özellikle V.K.K., F.T. ve F.B. üzerinde bir kısım baskı kurmaktaydılar. Ben genellikle bu kişilere karşı kendilerine yapılan muamelenin haksız olduğunu tasvip etmediğimi, kendilerini görevlerinde ve işinde insanlar olarak tanıdığımı, kendilerine yapılan muamelelerin haksız olduğunu söyledim. Bu esnada F.T.'yi başka bir genel müdürlüğe tetkik hakimi olarak atadılar. Genel müdür arkadaşların etkisi ile benim üzerimde baskı kurup sebepsiz yere benim odamı değiştirdi. Odadan tekli koltuğu çıkarmamı, bana bağırıp çağırmak için bahane etti, genel müdürlükteki genel toplantılarda bir konu üzerinde konuşurken benim sözümü kesip tersleme gibi bir takım tavırları oldu ancak ben bu şekilde çalışmaya devam ettim. Bir çok kez o zamanki müsteşar A.K.'dan beni görevden almasını istedim ancak bana dur bakalım devlet seni göreve getirecektir şeklindeki telkinlerle görev yapmaya devam ettim. ... O dönemde yine R.İ.B. de (H.K. danıştaya gidince onun yerine) genel müdür yardımcısı oldu. Diğer genel müdür yardımcısı B.B. teftiş kuruluna döndü. İş yurtlar daire başkanlığına yine bu yapıdan olduğunu değerlendirdiğim ... atanmıştı. A.K.'nın bağımsız bakan olarak atanacağı dönem Aktif Haber sitesinde hatırladığım kadarıyla Y.G. isimli kişinin köşesinde hakkında Sağmalarda Özel Muaemele Çekilmiş Müsteşar, Amerika'da kendisi ile özel ilgilenilmiş müsteşar, şeklinde iki defa yazılan yazıyı görünce o dönemde Ceza İşleri Genel Müdürü olan hemşerim olan Ç.Ş.'nin yanına gittim. Bu yazıları kendisine gösterdim. A.K.'nın kendilerine bakanlığı ilk alan yardımcı olan kişi olduğunu şimdide müsteşar genel müdürü olarak çalıştıklarını, bu aktif haber sitesinin genel kanaatime göre cemaate yakın polisler tarafından yazılar yazıldığını, idare edildiğini, herşeyi bir tarafa bırakıyorum, bu genel müdür olarak senin görevin, A.K. ile Amerika'ya bakanlık üst düzeyden kim gitti, bu onu yıpratmak için yazılan yazı, bunu bilebilecek kim var, diye sordum. O zamanki müsteşar yardımcısı H.Y.'nin gittiğini söyledi. Ben de ya bu yazının gereğini görev icabı sen yaparsın, ya da ben gereğini yaparım, diyerek Ç.Ş. ile konuştum, o da bana sen karışma ben gereğini yapacağım dedi. Daha sonra Aktif haber sitesinde bu kişinin köşe yazarlığı bitirildi, internette bu kişinin tüm yazıları kaldırıldı. Hatta daha sonra öğrendiğime göre bu kişi gerçek kişi olarak A.K.'nın makamına getirilerek kendisinden özür dilettirilmiş, hakkında manevi t...nat davası açılmış, 10000 TL manevi t...nata hükmedilmiş, ancak paralel yapıdan kişiler yargıtaya seçildikten sonra bu karar yargıtayca bozulmuş, Ankara Hakimi direnme kararı vermiş, daha sonra yargıtay hukuk dairelerinde bu karar tekrar bozulmuş, herkesçe bilinen vakıalardan dolayı iade edilmiş, hatta daha sonraki dönemlerde bu yapıdaki kişiler tarafından A.K.'nın sekreteri ile ilişkisi olduğu yönünde dedikodular yapılmıştır. Ben ceza işleri genel müdürü Ç.Ş. ile bu konuşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra yapılan ilk yargıtay seçiminde müsteşar yardımcısı H.Y. sürpriz biçimde yargıtay üyeliğine seçilmişti. Yine S.M.'nin ete genel müdürü olduğu dönemde, İstanbul'dan Silivri'deki gazeteci N.Ş. yada A.Ş. İstanbul'daki yargılamasına götürülmemişti. A.K. bakan olarak beni arayıp ..., bana personel ve araç yok diyorlar, ama bir bak bakalım, gerçekten öyle mi, bana dön diye söyleyince ben de Silivri Cezaevini aradım, ellerindeki mahkum araç sayısını, o gün görevdeki araç sayısını, görevde ve izinli olan şoförleri, araç, bakımda olan araçları ayrıntılı olarak sorduğumda operasyon amacıyla kamuoyu oluşturmak için maksatlı götürülmediği sonucuna vardım, bunu o zamanki genel müdür S.M.'ye söyledim. Bakan beye de bu şekilde bilgi vereceğimi söyledim. O bana ısrarla ... bey, araç yok şoför yok, ben böyle dedim dedi. Bende araştırdığımı, gerçeğin bu olduğunu, bakan beye bu şekilde cevap vereceğim dedim. O da ilgililer hakkında ceza işleri genel müdürlüğüne suç duyurusunda bulunmamı söyledi. Genel müdürlükten suç duyurusunda bulunduk. Ancak o dönemde Ç.Ş. yargıtay üyeliğine seçilmişti. Yerine ... Ceza işleri genel müdürü olmuştur. Bu olayın üzerine gidilmedi ve kapatıldı bildiğim kadarıyla. ... beni telefon ile arayıp, ... bey olay kapandı, ben bakan beye gerekli bilgiyi veririm, sen bu olayı karıştırma diye söyledi. Ben de herhangi bir şey yapmadım, ancak bizim genel müdürlükten ceza işleri genel müdürlüğüne bu olay ile ilgi suç duyurusu yapıldığını biliyorum. Yine o dönemde V.K.K. üzerindeki psikolojik baskılara dayanamayarak sinir krizi geçirip hastanede bir kaç gün tedavi olmuştur. Tedavisinden sonra ben kendisinin yanına gittim. Genel müdür yardımcısı olarak elimden gelen desteği verdim. Kendi üzerimde belli bir yapının haksız mobingi olduğunu, bunu tasvip etmediğimi de kendisi ile paylaştım. ... Benim bu yapı ile sosyal medya hesaplarında da bir bağlantım yoktur. Herhangi bir beğeni de yapmadım. Ankara hakimliğim döneminde de meslektaşlarım ile beşeri ve mesleki ilişkinin gerektiği zaruretler dahilinde ilişki kurdum, aynı lojmanda oturduğumuz, İzmirli olmasına rağmen daha önce aynı görev yerinde görevli olduğumuz ... ile bu yapıyla bağlantısı nedeniyle selâmlaşmıyordum bile, bu yapıdaki kişilerle lojman ortamında bile ailecek görüşmemiz bulunmamaktaydı. 7-8 yıllık süre zarfından babam ve abim öldüklerinde birkaç tanesi başsağlığına gelmiştir. ...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... A.G., R.A., A.A. ve İ.A.'nın verdiği isimler ile Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat adına girmesini istedikleri isimlerin bazılarının örtüştüğünü görmüştük. Bunlardan en bariz olanı Fetullah Gülen cemaati Edirne Ağır Ceza Reisi T.U.'yu istiyordu. Biz ise diğer ağır ceza reisi T.Ö.'yü istedik. İ.A. bey'de T.E.yi isteyince bu isim öne çıktı. T.Ö. diğer seçimlerde İ.A.'nın istememesi üzerine seçilemedi. Bakanlık kontenjanından seçilmesi istenilen Ç.Ş., ..., S.Ç.'nin isimlerinin de Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat adına girmesini istedikleri hakim ve savcılar arasında vardı. .... 116)...; A.K. bey Bursa Savcısı olduğu dönemde İşyurtları Daire Başkanlığına getirmiştir. Bilahare de Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yapmıştır. Daha sonra Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Fetullah Gülen cemaat mensupları desteklemiş olabilir, ancak A.K. bey'de bu kişinin Yargıtay üyesi olmasını istiyordu. Fetullah Gülen cemaatine yakın kişilerden olduğunu düşünüyorum. "
Serbest meslek mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan H.Y.'ye ait, Menemen Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/09/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Yargıtayda çalıştığını bildiğim ve aslen Türkelli mahallesinden olması sebebiyle tanıdığım ... isimli Cumhuriyet Savcısının lise çağlarında daha sonradan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatlı olduğunu öğrendiğim İzmir Bozyaka'da bulunan Bozyaka öğrenci yurdunda kaldığını biliyorum. Bunun dışında bu silahlı terör örgütüyle başkaca bir irtibatı var mı onu ben bilemiyorum. Kırklarelinde emniyet müdürü olarak görev yaparken 15 Temmuz darbe girişiminin ardından görevden alındığını öğrendiğim M.A.A. isimli şahısla aslen Türkelli mahallesindendir. Ancak bu şahsın FETÖ ile irtibatlı olup olmadığını bilmiyorum. Sadece görevden uzaklaştırıldığını duydum. Kolluktaki ifademde de bu şekilde söylemiştim. Ayrıca yine Türkelli mahallesinde olan O.Ş. isimli şahısta lise öğrenimi boyunca ...'ın kaldığını söylediğim Bozyaka öğrenci yurdunda kaldı. Şu anda kendisi Bursa'da İmam Hatip Lisesinde öğretmen olarak görev yapıyor iken açığa alınmış. Benim bildiklerim bundan ibarettir."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; " [Şu ana kadarki anlatımlarınız bağlamında Adalet Bakanlığında tetkik hakimi olarak göreve başladığınız andan itibaren anılan yapıya mensup başka kişiler ile olan görüşmelerinizde ve tecrübelerinize göre bakanlık teşkilatında örgütün kadrolaşmasında 28 Şubat sürecinin etkisi olmuş mudur, kritik görevlere getirilen isimlerle ilgili sistematik bir çalışma olduğunu düşünüyor musunuz, bu kanaatte iseniz bu görevlendirilmelerde kimler karar verme noktasında olmuştur? sorusuna karşılık olarak;] Baş taraflarda da izah etmeye çalıştığım gibi ben bu yapıya mensup arkadaşları kamu içinde bulunan bir yapı olarak ilk defa bakanlığa geldikten sonra tanımış oldum. Bakanlıkta ilk olarak tanıdığım cemaatçiler H.Y. ve D.M.C.'dir. Örneğin H.Y.'nin bakanlığa gelişi çok enteresandır. İ.O. Bey ve eşini A.K. Bey bakanlığa önermiş ve getirmişti. Benim, İ.O. Bey’in ve İ.A. ve eşinin bakanlığa geldiği dönemde sanıyorum bakanlıkta hiç cemaatçi yoktu. Sayın M.A.'nın Adalet Bakanı olması üzerine bakanlığa ilk önce yine eskiden bakanlıkta çalışan veya bakanlıkta bulunup da pasifize edilen sayın N.Y., sayın A.K., ... gibi milliyetçi muhafazakar isimler gelmişti. SHP’li üst yöneticilerin bakanlıktan ayrılmasından sonra tetkik hakimi ve diğer unvanlarda da ayrılanlar oldu. Bu şekilde birimlerde kısmen bir tetkik hakimi ihtiyacı oluşmuştu. Personel Genel Müdürlüğüne ilk önce ben, İ.A. ve eşi ile İ.O. ve eşi gelmişti. Bildiğim kadarıyla o tarihte bakanlıkta hiç cemaatçi hakim savcı yoktu. Bakanlığa dönen yukarıda saydığım 5 eski bakanlık mensubu ihtiyaç oldukça ya doğrudan tanıdıkları isimleri ya da tanıdıkları isimlere sormak suretiyle bakanlığa tetkik hakimi alımı yapılıyordu. Örneğin ... Hanım idari yargıdan önce Danıştay 5. Ceza Dairesinden K.K. ve H.G.'yi getirmek istemiş, fakat bu arkadaşların ayrılmasına o zaman ki daire başkanı N.A. müsaade etmemiş, bunun üzerine ... Hanım onlara tanıdıkları ve güvendikleri hukuk fakültesi mezunu bir ismi söylemelerini istemiş, sanıyorum onlar da benim ismimi vermişler. İ.O. ve eşini sayın A.K. Bey adaylıktan tanıyormuş, ... Hanım’ın babasıyla A.K. Bey’in ortak dostları olduğunu biliyorum. ... M.C.'yi kimin önerdiğini bilmiyorum ama gördüğüm şuydu; Bakanlıkta tetkik hakimi ihtiyacı oldukça daha önce gelenler üstlerine beraber çalıştıkları, beraber staj yaptıkları, beraber okudukları arkadaşlarını öneriyorlardı. Nitekim ben de o tarihlerde ihtiyaç olduğunda M.E. ve Ö.K.'yi önermiştim. Bakanlığa gelen cemaatçi hakimlerin benim gördüğümü görmemeleri imkansızdır. Muhtemelen bakanlığa gelen üç beş isimle irtibata geçerek ellerindeki ve bakanlığa gelebilecek arkadaşları belirlediklerini, bakanlıktaki arkadaşlarına verdiklerini, onların da ihtiyaç oldukça refere ettiklerini düşünüyorum. Bir de bu işi tamamen kendilerine mensup tetkik hakimlerine yıktıklarını sanmıyorum. Çünkü bakanlığa kim birini refere etse artık o bakanlıkta falancanın arkadaşı diye anılıyordu. Bu onların tercih edeceği bir yöntem değil. Nitekim A.K. 11-12 yıl sonra bana Ö.K. senin arkadaşın değil mi diye sormuştu. Onun için bu refere işleminin yalnızca ilk döneme mahsus ve sınırlı sayıda olduğunu düşünüyorum. Örneğin G.G.T., Ç.Ş., ... isimli arkadaşlar ya İzmirliydiler ya da İzmir ile bağlantılı isimlerdi. A.K. Bey’e hep hemşehricilik üzerinden ulaştıklarını ve irtibat kurduklarını biliyorum. Dolayısıyla bakanlıkta ihtiyaç oldukça bu yapının bakanlıktaki adamları muhtemelen abilerine bildirim yapıyordu. Onlar da tanıdıkları veya hemşehrileri siyasetçiler,Yargıtay ve Danıştay üyeleri, bürokrasideki tanıdıkları üzerinden kendilerini refere ettiriyorlardı diye düşünüyorum. Bu refere eden şahısların büyük çoğunluğunun da bunların cemaatçi olduğunu bildiklerini sanmıyorum. 28 Şubat sürecinden sonra dindar insanlara karşı bir tavır gelişti. Hatta bazı arkadaşlar gönderildi. O dönemde bir ihtiyaç olduğunda sosyal demokrat olarak bilinen insanlara öncelik veriliyordu. ..... [HSYK ve Yüksek Yargı’da 2010 sonrasında üst yönetimden personele kadar yaşanan dönüşümle ilgili tespit ve endişelerinizi yetkililerle paylaştınız mı, paylaştıysanız ne şekilde tedbirler alındı? sorusuna karşılık olarak] Bu konudaki g...lerimi ve yaşananları yukarıda izah etmeye çalışmıştım. 2010 HSYK seçimleri sürecinde bu arkadaşların seçim sürecini manipüle ettiği ve bu manipülesyonların seçim sonuçlarına etki ettiğini görünce daha o tarihte bazı önlemler alınması gerektiğini düşündüm. Bu kapsamda; oradaki yönetimin çoğulcu bir şekilde oluşmasına katkı vermeye çalıştım. Özellikle de Genel Sekreterin bu yapıdan olmaması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü üst yönetimi ele geçirdiklerinde o birimde başkalarına pek hayat hakkı tanımak istemeyeceklerini Bakanlıktaki ve taşradaki uygulamalardan sezinliyor ve yukarıda birkaç örneğini verdiğim şekilde kendi çapımda önlemlerimi almaya çalışıyordum. Bu nedenle; HSYK Genel Sekreterliği için Müsteşar Yardımcısı Z.Y. ve AB Genel Müdürü M.E. ile de istişare ederek Strateji Geliştirme Başkanlığında Daire Başkanı olarak görev yapmakta olan M.E.'yi müsteşar sayın A.K.'ya önerdim. M.E. halen Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Müsteşar Bey biraz düşündü ve olmaz dedi. Ben neden diye sordum, orayı yapabilir mi dedi. Dedim ki orası yeni kurulan bir birim. Hem yapısal anlamda, hem fiziki ihtiyaçlar anlamında, hem organizasyonlar anlamında, hem de mali işlerin yürütülmesi anlamında bilgi sahibi birisinin olması lazım. ... Bey stratejide çalışıyor, mali işlerden anlar, teknik işlere yatkındır, mesleki yönü iyidir, ben yapabileceğini düşünüyorum dedim. O sırada bunlar Yargıtay Savcısı M.K.'yi ön plana çıkarıyorlar, onun genel sekreter olması için ısrar ediyorlardı. M.K.'nin çok prezantabl biri olduğunu, kurulu hem içeride hem dışarıda çok iyi temsil edeceğini savunuyorlardı. O sırada özellikle A.K. beyin yakın hemşehrileri devreye girdi. G.T.T., T.T., Ç.Ş. ve ..., M.K. için müsteşar bey nezdinde yoğun kulis yaptılar. M.K. İ.O. Bey’in de sanıyorum staj arkadaşıymış. Eğitim merkezinde ya aynı oda da ya da yakın odalarda kalmış olabilirler. Ankara’ya geldikten sonra da ara ara ... Bey’i ziyarete geldiğini hatırlıyorum. ... Bey’e M.K.'nın İ.O.'nun da yakın arkadaşı olduğunu, ...’in de onu iyi tanıdığını, ona da sorabileceğini vs. söylediler. Sanıyorum ... Bey’de tercihini M.K.’dan yana kullandı ve müsteşar beyin ikna edilmesiyle kuruldaki arkadaşlara da M.K. ismi önerildi ve genel sekreterliğe M.K. getirilmiş oldu. .... [FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu düşündüğünüz hakim savcılardan isimlerini bildiğiniz kişiler kimlerdir? Bunlarla ilgili anlatacağınız somut hususlar nelerdir? sorusuna karşılık olarak;] Bu kişilerle olan ilişkilerimizin yukarıda açıklanan sebeplerle 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü yukarıda örneklerini verdiğim bir çok olay vesilesiyle izah etmiştim. Ancak özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır; A.B., S.S.U., S.Ö., İ.A., ..., .... H.O.K., G.D. olmak üzere toplam 132 kişi. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.D.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/12/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı; "... Ben 1992 yılı başında Siirt merkeze hakim olarak kura çektim. Siirt'te benden önce göreve başlamış olan ve bu yapıya müzahir olduğunu bildiğim T.E. bana orada sahip çıktı. Muhtemelen stajda birlikte eğitim yaptığımız arkadaşlar benim kendilerine yakın olduğumu söylemişler. Bu nedenle ... da bana yardımcı oldu. O dönemde sohbet yoktu, ancak birbirimizle ...miyetimiz vardı. Birlikte adliyede muhabbet ederdik. Ailecek birkaç kez yemek yedik. Bir süre sonra M.K. Siirt'te göreve başladı. M.K. Siirt'e gelince ben kimden olduğunu hatırlamamakla birlikte M.K.'nın bu yapıya yakın olduğunu öğrendim ve ... ile arkadaşlık kurduk. Ben o dönemde bu kişilerin dindar olmasından ötürü bir yakınlık hissediyordum. Yanlış hatırlamıyorsam 1993 yılı sonlarında ..., ... ve ben sanırım Beşiri ilçesine hatırlamadığım bir hakim arkadaşı ziyarete gittik. Orada Ankara'dan gelen hatırlamadığım iki kişi de vardı ve burada sohbet yapıldı. Sohbetin ardından kim olduğunu hatırlamadığım bir kişi bana hitaben "ağabey artık biz seni de bizden görüyoruz, bizim yanımızda rahat ol, biz seni kendimizden kabul ediyoruz" dedi. Ayrıca aynı şahıs benden öğrencilere verilmek üzere miktarını kendim seçeceğim bir meblayı kendilerine vermemi istedi. Ben; bu paranın öğrencilere gittiğini düşündüğümden çok sık olmamakla birlikte sadaka niyetine bu yapıya para verdim. Ben Siirt'te iken bu parayı T.E.'ye yahut M.K.'ye verdim. 1994 yılı sonunda tayinim Siirt'ten, Rize İkizdere'ye çıktı. Ben İkizdere'ye gittiğimde o dönem orada Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Ş.S. beni karşıladı. Ben ...'ın benden nasıl haberdar olduğunu bilmiyorum. Ben konuşma esnasında ...'ın söylemesi üzerine; ...'ın da bu yapıya mensup olduğunu öğrendim ve ... ile birlikte yakın ilçelerde görev yapan yine bu yapıya mensup olan; ... ve S.K.'yi tanıdım. İkizdere'de adı geçen bu şahıslarla genellikle cemaatin oradaki bir okulunun binasında toplanıyor ve sohbet yapıyorduk. Ancak bu sohbetler çok seyrek yapılıyordu. Zira o dönem bu yapının devlete bu kadar sızma amacının olduğunu bilmiyordum. Ben bu yapıyı Allah rızası için bir araya gelmiş, dini bütün insanlar olarak görmüştüm. Ayrıca bir kaç kez de bu yapıya mensup kaymakamlar ve hakim-savcılar olarak hep birlikte pikniğe gittik. Ancak ben kaymakamların isimlerini aradan uzun zaman geçtiği için hatırlayamadım. Ben o dönem bu yapıya verdiğim aidatları toplu olarak ya ...'a ya da Ş.S.'ye veriyordum. O dönem Ankara'da bu yapının üst düzeyleriyle taşra arasında köprü görevi gören bazı şahısların olduğunu daha sonradan öğrendim. ... [9-Yargıtay imamı ve grup sorumluları kimlerdir? Sivil imamlardan kimleri tanıyorsunuz? sorusuna karşılık olarak] Ben Yargıtay imamını 15 Temmuz sürecinden sonra gazetelerden öğrendim. Fakat daha öncesinde bilmiyordum. Grup sorumlularından hatırladıklarım ise; R.B., D.A., M.S., ... ve ...’dır. "
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/02/2018 tarihli ifade tutanağı; "İkinci görev yerim Rize İkizdere'deki yapıyı daha önceki ifademde belirtmiştim. Orada Ş.S. beni karşıladı. Ş.S.'yi daha önceden tanımıyordum, birileri beni söylemiş olmalı. Kalkandere'deki Yargı mensupları ... ve S.K. ile tanıştık. Her üç beş kişiden bir grup yapmışlar. Biz Rize Merkez'de cemaate ait okulda sohbet yapıyorduk. Bazen ortak piknik yaptırıyorlardı. Bu pikniğe başka meslek gruplarından yapıya mensup kişileri de çağırıyorlardı. Gelen Kaymakamlar da vardı. B.Ö. isimli Hemşin Kaymakamı da bu pikniklere katılmıştı. ...'ın üstündeki kişilerle görüşmek amacıyla birkaç kez Ankara'ya gidip geldiğini biliyorum. 1996 ya da 1997 yılında Hoca Efendi'ye İstanbul'da ziyaret yapılacağı söylendi, herkes gitsin dendi. Ben kendimi tam kendilerinden hissetmediğim için gitme ihtiyacı hissetmedim. Ancak S.K. ve ...'ın daha sonradan gidip geldiklerini farkettim. Sohbetler sırasında kitaplar okunurdu, Kuran ve Risale de okunduğu olurdu. Birlikte cemaat halinde namaz kılınırdı. Yardım adı altında maaş alındıktan sonra para toplanırdı. Bu toplanan paraya aidat denirdi. Her ay olmamakla birlikte ben de para verirdim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.U.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı; "...: Yargıtay ... Hukuk Dairesi üyesi idi. Fethullah Gülen Cemaati üyesi olduğunu düşünüyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... 27/10/2016 tarihinde beyanında Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük yaptığım dönemde Fetullah Gülen mensupları ile yapmış olduğum sohbetlere ilişkin sohbet grubumuzda olan kişileri belirtmiştim. Ancak bu şahıslar dışında Genel Müdürlük yaptığım dönemde sohbetimize Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı N.K. de katılırdı. Genel Müdür olduğum dönemde ise belirttiğim isimler dışında ..., A.B., A.Ç. katılırdı. Şu hususu belirtmek isterim. Ben genel müdür olduğum zaman sadece benim dönemimde genel müdür olanlar ile sohbetlerimiz devam etmişti. Bu gruba sadece müsteşar yardımcısı plan S.M. ile K.Ö. devam etmiştir. Genel müdür yardımcılığı dönemimde ise benim dönemimde genel müdür yardımcısı olan Fetullah Gülen cemaati mensubu kişiler ile sohbet arkadaşlığımız olmuştur."
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/03/2018 tarihli sorgulama tutanağı; "... 2012 Ekim ayında Yargıtay Üyesi seçildim. 2014 Ekim ayında HSYK'ya üye seçilmem nedeniyle Yargıtay'dan fiilen ayrıldım. Yargıtay da ... Hukuk Dairesinde çalıştım. Bu dairede çalışırkenki grubumu da savcılıkta söylemiştim. Ancak bu ifadem de yanlış geçen bir hususu düzeltmek isterim. O da grup sorumluluğunu ve toplantılardaki para toplama işlerini O.Y.'nin yaptığı yönündeki beyanım yanlış anlaşılmıştır. Orada grup abisi ... idi. Paraları da ... topluyordu. Bu yanlışlığı da Yargıtay 9. Ceza Dairesinde H.G.B.'nin duruşmasındaki tanıklığım sırasında düzeltmiştim. Yargıtaydaki genel yapılanmada üst heyetin kimlerden oluştuğunu bilmiyordum. Ama İ.Ş.'nin yargı imamı olduğunu biliyordum. Ayrıca Yargıtay da Ceza ve Hukuk bölümlerinin de imamları olduğu söyleniyordu. Ben Hukuk Bölümünün sorumlu kişisinin 4. Hukuk Dairesi Üyesi A.A. olduğunu biliyorum. Hatta 18. Hukuk Dairesinin cemaat üyelerinin kendi aralarında yaptığı bir toplantıya A.A. da gelmişti. Bizim grubumuzda önceki ifademde de belirttiğim üzere ..., O.Y., H.G.B. ve ben vardım. Hatta o toplantı A.A.'nın isteği üzerine Gölbaşı'ndaki kendi evinde yapılmıştı. Bu toplantı da normal cemaat toplantısına ilaveten Yargıtayda Daire Başkanlığı seçimlerinde kıdem itibariyle kendilerinden yeterli kıdeme sahip kişilerin bulunmaması nedeniyle yapı dışında ancak bize yakın olabilecek kişilerden kimleri desteklenebileceği konuları konuşulmuştu. Hatta 18. Hukuk Dairesinin o zaman ki başkanı A.S.'nin dört yıllık süresinin sona ermesiyle seçiminin yenilenmesi gündemdeydi. Gerek cemaat gerekse cemaat dışındaki bir kısım üyelerin A.S. yerine başka bir ismi seçmek istemeleri nedeniyle M.A.'nın ismi gündeme getirildi. Bunun üzerine 18. Hukuk Dairesinde çalışan ben, H.G.B., O.Y. bu dairede çalışan bizleriz bize sormadan nasıl böyle bir şeyi gündeme getirebilirsiniz diye tepki gösterdik. Birkaç gün sonra S.A.'nın bu konuyla ilgili ziyareti sırasında tepkimize karşılık madem öyle kimi seçmemizi istersiniz diye sormuştu. Bu kişinin cemaat tarafından gönderildiğini ve üst heyette yer alması nedeniyle fikrimizi almak yada bizi yumuşatmak için bu görüşmeyi yaptığını düşünüyorum. Konuşmamız nihayete ermeden kendisinin bir işi olduğunu söyleyerek oradan ayrıldı. Genel olarak Yargıtay içerisindeki her seçim öncesinde kimi destekleyeceğimiz konusunda bize bilgi gelirdi. Bazen de kimseye oy vermeyin seçim kitlensin şeklinde bildirimler iletilirdi. Bu bildirimler çoğunlukla ... tarafından getirilirdi. Ancak kendisine bu hususlarda kimin bilgi verdiğini bilmiyorum. Zannedersem ...'a da A.A. tarafından bu bildirimler iletiliyordu. Yargıtay içerisinde yapının ileri gelen elemanları arasında A.B.'nin yer aldığını, Ceza Daireleri ile ilgili olarak M.K.'nın isminin geçtiğini ancak adının bir dönem Yargıtay imamı olarak anılması ve bu nedenle soruşturma geçirmesinden sonra pasifıze edildiğini duydum. [Yargıtay da yapı mensubu olduğunu bildiğiniz kişiler kimlerdir? sorusuna karşılık olarak;] Cevap: A.B., S.S.U., S.Ö., A.K., ... ..., O.Y., H.G.B., ... S.S.'dir. Ayrıca daha önceki ifadelerimde bu yapıdan olduğunu söylediğim beyanlarım geçerlidir."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... Ben Yargıtay üyesi olarak görev yaptığım süre içerisinde birebir cemaat mensubu olmasından dolayı irtibata geçtiğim ve cemaat mensubu olması nedeni ile birlikte hareket ettiğim kişilerin İsimlerini size bildirdim. Ancak cemaat mensubu olduğunu zannetiğim bazı isimleri de belirtmek istiyorum, dedi. .... ...; Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu zannediyorum."
Serbest meslek mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Y.'ye ait, Menemen İlçe Jandarma Komutanlığınca düzenlenen 18/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "[MENEMEN VEYA BAŞKA BİR YERDE FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ İÇERİSİNDE FAALİYET YÜRÜTEN VE FİNANS SAĞLAYAN SİZİN TANIDIĞINIZ ŞAHISLAR VAR MIDIR? VARSA BU ŞAHISLAR KİMLERDİR? sorusuna karşılık olarak;] CEVABEN: Bildiğim kadarıyla Menemen merkezinde bulunan İnan ticaretin sahibi N.İ. (toptancı) yine Menemen merkezinde bulunan muhasebeci olarak bildiğim muhasebeci Halil, benim eşimin kuzeni ... isimli şahısların örgütle irtibatlı olduklarını bilirim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.T.'ye ait, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "İlk görev yeri Yozgat Çandır: G.D. (Candır Hakimi) , K.G. (Boğazlayan Savcısı), ... geliyordu. Bu tarihler 1995 yılıdır, o yüzden her hangi bir sivil vatandaş ve imam gelmemiştir. Biz Yozgat Çandırdaki toplantılarımızı sırayla evimizde yapıyorduk. Başka ilçelere de gidiyorduk. Toplantılardaki format hep aynıydı, Fethullah gülenin cd leri ya da kasetleri dinlenir, risalei nur okunur, sonradan fethullah gülenin kitapları çıkınca onun kitapları okunurdu. Namaz kılınırdı, gündem konuşulurdu. İkinci görev yeri Ankara AYAŞ (1998-2002) : ... (Beypazarı Savcısı) ,S.S. ( Haymana Hakimi), M.P. (Ayaş Savcısı) ... yine aynı şekilde evlerimizde ilk görev yerimde anlattığım şekilde toplanıyorduk. Aynı konularda toplantılarımız devam ediyordu. Grup sorumlusu S.S. idi .... Beşinci Görev yeri Bursa (2007-2011) ; ... (Bursa Savcısı-Grup Sorumlusu), C.D. (İş hakimi), Y.T. (Kemalpaşa Savcısı). Kendi evlerimizde sırayla toplanıyorduk. Bu toplantılarda aynı şeyleri yapıyorduk. Bu sırada N.Y. Bursa Başsavcı V. idi,. Onlarda ünvan olduğu için başka yerde toplandıklarını duyuyorduk. 2011 yılında Bursa'da iken zaman zaman siviller de bu toplantılara katıldı. Bursadaki bu sivil kişinin adı Bilal'di, ancak takma isim olduğunu düşünüyorum. Birkaç sivil daha katıldı ama isimlerini bilmiyorum eğer resim gösterilirse bunlardan teşhis yapabilirim...."
Aynı şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı 13/01/2017 tarihli dilekçesinde davacı ile ilgili şu ifadelere yer verilmiştir; "Ankara Ayaş'ta görev yaptığım yıllarda sohbet toplantıları Ankara Haymana ilçesinde S.S. ile birlikte görev yapan birisi daha katılıyordu. Adını ve soyadını şu anda hatırlamıyorum. ... Bu dönemde toplantılarda okunacak notları S.S. ve daha sonra da ... getirip okuyorlardı. .... Bursa'da görev yaptığım dönemde Ankara'dan notları getirip okuyan kişi ...'dı. Daha sonra ismini Bilal olarak hatırladığım sivil olarak katılan şahıs notları okumaya başladı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.C.'ye ait, Mudanya Terörle Mücadele Büro Amirliğince düzenlenen 26/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "Ayrıca avukat A.Y.'nin de tanık olarak dinlenmesini önemle talep ediyorum. Çünkü kendisi ile Bursa ve İstanbul’da görüşürdük. Kendisi bir görüşmemizde halen cezaevinde olan eski Yargıtay üyesi, Adalet Bakanlığında genel müdürlük dahi yapan (Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü) ... ile görüştüğünü beni sorduğunu, benim çete ile ilgim olmadığını çete üyesi olmadığımı kesin bir şekilde kendisine söylediğini belirtmiştir. Av. A.Y. çete sözünü ...'a söylediğinde daha bu örgüte terör örgütü denmediği zamanlardı. Buna rağmen N.C. sizin çeteden mi diye açık açık sorduğunu ...miyetleri gereği doğru şekilde açık olarak asla çete üyesi olmamıştır değildir dediğini bana iletmiştir. ... uzun yıllar Bursa ilinde çalışmış ve beni o nedenle tanımaktaydı. ... Yine Bursa, C.Savcısı olarak çalışırken Müracaat savcısı olan ve ardından İşyurtları Daire Başkanlığı ve akabinde Ceza Tevkif Evleri Müdürü olan sonra Yargıtay üyesi seçilen ve görevden ihraç edilen muhtemelen Sincan Kapalı Ceza evinde tutuklu olan ...’a da benim, örgüt üyesi olup olmadığımın kesinlikle tanık olarak sorulmasını talep ediyorum. Kendisinin İstanbul Ak Parti avukatı olan şahısla yaptığı görüşmede benim kesinlikle ilgili çeteden olmadığımı beyan etmiştir. Benim örgüt üyesi olamayacağımı gayet iyi bilebilecek durumdadır."
Davacı tarafından; dava konusu işlem tesis edilmeden önce tanık ifadelerine başvurulmadığı ve söz konusu ifadelere karşı kendisine yazılı savunma hakkı tanınmadığı, tanıklardan hiçbirisinin kendisinin meslekten çıkarılması neticesini doğuracak nitelikte beyanda bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt mensubu olduğuna, örgüt toplantılarına katıldığına, lise döneminde örgüt evlerinde kaldığına, örgüt içerisinde "grup sorumlusu" olarak görev aldığına, örgüt adına himmet topladığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Diğer Hususlar
c-1-Unvanlı görev
Davalı idare, davacının FETÖ'nün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının Bursa Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken FETÖ'nün yargıda etkin olduğu dönemde 16/09/2009 onay tarihli işlemle Bakanlık bünyesindeki Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne Daire Başkanı olarak görevlendirildiği ve 16/09/2009-04/04/2011 tarihleri arasında bu birimde Daire Başkanı olarak görev yaptığı, 02/04/2011 onay tarihli işlemle Bakanlık bünyesindeki Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne Genel Müdür olarak görevlendirildiği ve 02/04/2011-22/12/2011 tarihleri arasında Genel Müdür olarak görev yaptığı, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun 26/12/2011 onay tarihli kararı ile de Yargıtay üyeliğine atandığı ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihe kadar Yargıtay üyesi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'ya ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında, davacı ile ilgili olarak; "...; A.K. bey Bursa Savcısı olduğu dönemde İşyurtları Daire Başkanlığına getirmiştir. Bilahare de Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yapmıştır. Daha sonra Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Fetullah Gülen cemaat mensupları desteklemiş olabilir, ancak A.K. bey'de bu kişinin Yargıtay üyesi olmasını istiyordu. Fetullah Gülen cemaatine yakın kişilerden olduğunu düşünüyorum. " şeklinde beyanlarda bulunulduğu görülmüştür.
Bununla birlikte, dava dosyasına sunulan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/09/2017 tarihli fezlekede; FETÖ/PDY isimli terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Kurulunda çoğunluğu ele geçirmelerine müteakiben yüksek mahkemelere gönderilecek mensuplarının isimlerinin belirlenmesi amacıyla FETÖ/PDY içerisinde bulunan Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu üyeleri ile birlikte aynı yapı içerisinde bulunan diğer örgüt mensuplarının M.K. ve B.Ç.'nin evinde resmi olmayan toplantılar yaptıkları ve bu toplantılar esnasında örgüt mensuplarının isimlerinin belirlendiği, davacının da FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü mensubu olması dolayısıyla, M.K. ve B.Ç.'nin evinde yapılan toplantılar sonucunda Yargıtay'a gönderilmesine karar verilen isimlerden olduğu tespitlerine yer verilmiştir.
Netice itibarıyla, davacının FETÖ'nün HSK'da ve Adalet Bakanlığında etkin olduğu dönemde Bakanlık bünyesinde Daire Başkanı ve Genel Müdür olarak görevlendirilmesi ve akabinde yargıda önemli bir makam olan Yargıtay üyeliğine (örgüt kontenjanından) atanmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c-2- MASAK raporu
Meslekten çıkarılan hakim-savcılardan M.O. hakkında yapılan ceza yargılaması sonucu verilen ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararında; M.O.'nun yakalanması sırasında saklandığı evde yapılan aramada bir kısım dijital materyaller bulunduğu ve bu materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 19/08/2017 tarihli tutanakta; Proton.com isimli şifreli e-posta servisi izlerine rastlandığı, iz içeriğinde European Association of Judges (EAJ) (Avrupa Hakimler Derneği) isimli kuruluşun … şifreli e-posta servisi üzerinden kendileri ile iletişime geçilmesi durumunda fon yardımında bulunacaklarıyla ilgili ingilizce içeriğe ulaşıldığı, buna karşılık yine ingilizce olarak çocuk sağlık ve eğitim masrafları, saklanmak için bir ev kiralamak ve olası faturalar için aylık en az 800 euroya ihtiyaç duyulduğuna ilişkin ibarelerin yer aldığı metin izlerine rastlandığı, bu talebe istinaden … e-posta kullanıcısından 21/05/2017 tarihinde gelen e-posta içeriğinde 20/05/2017 tarihinde 400 euronun ... isimli uluslararası para transfer şirketi üzerinden M.O.'nun eşine gönderildiği, M.O.'nun eşinin parayı sorunsuz alarak teşekkür ettiğinin belirtildiği, konu ile ilgili olarak talep üzerine Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından 30/03/2018 tarihinde düzenlenen rapora göre M.O.'nun eşi G.O.'nun ... aracılığıyla iki işlemde toplam 1300,00 euro aldığı, M.O.'nun eşine para gönderen P.S.'nin Almanya'nın Stuttgart şehrinde savcı olduğu ve Alman Hakimler Birliğinin üyeleri arasında bulunduğu, Türkiye'de yürütülen FETÖ/PDY operasyonları ve soruşturmaları kapsamında tutuklanan veya görevden alınan hakim ve savcılara yardım etmek için Birlik Bünyesinde fon oluşturulduğu, fona aktarılan 50.000,00 eurodan ilk etapta 10.000,00 euroluk kısmın dağıtıldığına dair haberlerin bulunduğu ve bu yönde Avrupa Hakimler Derneği ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kaynaklardan meslekten ihraç edilen 45 hakim-savcıya ve yakınlarına para transferleri yapıldığına ilişkin tespitler bulunduğunun ifade edildiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen bilgiler doğrultusunda, FETÖ/PDY yapılanması ile irtibatı ve iltisakı bulunan yargı mensupları tarafından uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iletişime geçilerek anılan yapılanma ile ilgili bu kurum ve kuruluşlar nezdinde bir mağduriyet algısı yaratılmaya çalışıldığı ve bu şekilde hukuki ve maddi destek sağlama amacı güdüldüğü, Dairemizde bu yönde tespitler bulunan diğer dosyalar da göz önüne alındığında bu faaliyetler esnasında organize şekilde hareket edildiği sonucuna varılmıştır.
Somut olayda; Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından düzenlenen rapora göre, göndericisi Avrupa Yargıçlar Birliği Üyesi … olan ve ... kanalıyla yapılan transfer işleminde davacının kızı H.B.'ye 24/07/2017 tarihinde 349,45 USD gönderildiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından; söz konusu belgenin delil niteliğinin bulunmadığı, davanın 12/04/2017 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, 3 ay sonraki bir iddia nedeniyle sorumlu tutulmasının hukukun genel ilkelerine ve genel ispat kurallarına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de yukarıda yer verilen tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Sonuç olarak, davacı tarafından uluslararası bir sivil toplum kuruluşundan organize bir şekilde maddi yardım talebinde bulunulmasının, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c-3- HTS kayıtları
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından, devletin en önemli kurumları olan emniyet, TSK, MİT, mülkiye, yargı gibi alanlarda teşkilatlanmaya ayrı bir önem verildiği, örgüt tarafından mahrem yer sayılan bu kurumlarda örgütün kendi hesabına yürüttüğü hizmetin (örgüt adına kurumlarda kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket etme ve örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etme) "mahrem hizmet" olarak adlandırıldığı ve örgütün sorumlu yöneticisi olan, hiyerarşi içerisinde yer alan, raporları toplayan ve emirleri veren kişi olan "imamlar" arasında örgütün en çok önemsediği imamların bu mahrem hizmetler sınıfı imamları olduğu anlaşılmıştır.
Bu kapsamda, örgüt tarafından, mahrem saydığı kurumlardan biri olan yargı teşkilatında her ilde, mensuplar arasındaki iletişim ve motivasyonu sağlayan farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu bir kişi bulundurulmuş, sohbet grup sorumlularının başına hakim/savcı il grubu sorumlusu görevlendirilmiş, bu kişileri de doğrudan bölge sorumlusuna bağlayıp sadece kendi aralarında iletişim sağlayacak şekilde yapılandırmıştır. Örgüt mensubu olan hâkim ve savcılardan sorumlu olan sohbet grubu sorumluları (imamlar) önceleri yargı mensupları arasından seçilirken belli bir tarihten sonra genellikle öğretmen, mühendis, akademisyen veya serbest meslek sahibi olarak bilinen ancak fiilen herhangi bir işte çalışmayan kişiler arasından seçilmeye başlanmış ve örgüt mensubu olan hâkim ve savcıların asla gerçek isimleriyle bilmedikleri bu kişiler "yargının sivil imamları" olarak adlandırılmıştır.
Bu sivil imamlar, sadece örgüt içinde yer alan yargı mensuplarının sorumluluğu işini yürüterek örgüt yapılanmasında görev almış, bu kapsamda düzenli aralıklarla sohbet adı altında yaptıkları toplantılarda kendisinden daha üst pozisyonda bulunan imamların talimatı doğrultusunda örgüt mensubu olan hakim ve savcılara örgütün amaçlarını gerçekleştirmek için önemli olan soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin örgüt adına talimat vermiş, örgütten olmayan yargı mensupları hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal edecek nitelikte kişisel bilgileri elde etmiş, örgütün finansmanı için himmet adı altında para toplamış, bu çalışmasının karşılığında örgütten maaş almıştır. Örgüt bu suretle mensuplarının mevkisi ne olursa olsun mutlak itaat ve teslimiyeti sağlayarak örgüt liderinin talimatlarını gerçekleştirmeyi hedeflemiştir.
Nitekim yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerle ilgili Dairemiz önünde derdest olan dosyalarda yer alan, aralarında yargıdan sorumlu sivil imam olarak görev yapmış kişilerin ifadelerinin de olduğu birçok ifade de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır:
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I.ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Ben İzmir ilinde iken yani 2014 yılı sonlarında ... İş Proje Danışmanlık Şirketi'nin müdürü ... kod adlı H.Ö. tarafından kendisinin ikametine çağrıldım. Burada daha sonradan kod adını Yusuf olarak bildiğim ancak gerçek isminin daha sonradan Tahsin olarak öğrendiğim Yamanlar Koleji isimli okullarda öğretmenlik yaptığını bildiğim görsem tanıyabileceğim bir şahıs ile birlikte beni E.Y., S.(Demir olabilir), H.Ö.(şirket müdürü değil hakim olan farklı bir şahıs) isimli hakimler ile beni tanıştırarak bu şahıslara aylık olarak sohbet toplantıları yapmamı istedi. ...Bende E.Y., S.(Demir olabilir), H.Ö.(şirket müdürü değil hakim olan farklı bir şahıs), Fatih, ... isimli şahıslara sohbet vermeye başladım. ...Ben bu sohbetleri yaparken benden sorumlu olan ... İş Proje'nin müdürü pozisyonunda olduğunu bildiğim ... kod adlı H.Ö.nin talepleri üzerine Savcı ve Hakimlerden kurban, burs, himmet, gazete dergi aboneliği gibi taleplerde bulunuyordum. ...2014 yılı Haziran ayında ...Denizli iline taşındım. Burada beni ... kod adlı V.D. isimli şahıs karşıladı. ... kod adlı V.D. bana Denizli de hafta içi okulda çalışacağımı söyledi, hafta sonları ise İzmir'de olduğu gibi Hakim ve Savcılardan oluşan T-5 ve A-1 olarak adlandırılan gruplara sohbet vermemi istedi. ...Burada kaldığım dönem içerisinde; …, …, ..., ..., …, N.Ç., B.P., …, M.K., …, ...isimli Denizli ve çevre illerinde görev yapan Hakim ve Savcılara hafta sonları Denizli ilinde ikametim olan ...semtindeki evimde sohbet vermeye başladım. ...o (... kod adlı V.D.) da bana "o zaman şu sende dursun" diyerek içerisinde Tango isimli iletişim programının ara yüzünü kullanan ancak Tango özelliklerinde farklı bir programın yüklü olduğu ... marka beyaz renkli bir tablet verdi. Ayrıca bununla birlikte bu tablet ile internete girebilmem için başkasının adına kayıtlı olan ancak kimin adına olduğunu bilmediğim ... GSM hattının takılı olduğu internet servis sağlayıcısı VINN vermişti. Bu tabletten internete bağlanacağım zaman bu aparatları kullanıyordum, kendi hattım üzerinden bu işlemleri yapmıyordum. ...Bu programdan başkası ile irtibat kuramıyordum. ... buradan bana sohbet konularını, herkül.org da yayınlanan Cuma hutbelerini gönderiyor, sohbetime gelmiş olanların vermiş oldukları himmet paraları ile ilgili bilgileri, yine sohbet grubumdaki kişilerin özgeçmiş gibi bilgilerini, hizmete karşı olan duygu ve düşüncelerini ve benzeri şeyleri soruyordu ve ben de cevaplıyordum. ... Ben sohbet gruplarım dışında yapının şematik olarak bildiğim kadarı ile işleyişi hakkında bilgi vermek istiyorum. ...Her bölgedeki ilin kendi içerisinde farklı sohbet grupları olur ve sohbet gruplarından sorumlu bir kişi olur. Bütün bu sohbet gruplarının sorumlularının başında İl Hakim Savcı Grubu Sorumlusu Pozisyonunda birer kişi bulunurdu. Bu kişiler bağlı bulundukları Bölge sorumlusuna direkt olarak bağlı çalışır ve irtibatı yalnızca bunlar kendi aralarında kurardı. Bu nedenle alt sohbet grupları olarak üst kademeyi fazlaca bilmezdik. Ayrıca sorduğumuz zaman da cevap alamazdık. ... Ben Denizli ilinden itibaren sorumlu olduğum bazı kişilere ... kod adlı V.D.nin bana vermiş olduğu ve içerisinde 32 GB'lık hafıza kartına Fetullah Gülen isimli şahsın sohbetlerinin ve kitaplarının olduğu ... marka "Keyfiyet Tableti" olarak adlandırılan tabletlerden dağıtmıştım. ...tablet vermiş olduğumuz şahıslardan bulundukları Adliyelerdeki Hakim ve Savcılar hakkında "MENFİ VE MÜSPET" bilgileri yani kimin hangi görüşten olduğu şeklindeki bilgileri benden talep eden ... kod adlı V.nin talimatı doğrultusunda talep ediyordum. Bana bilgi geldikçe bilgileri ... ile paylaşıyordum. ...Ayrıca yine tabletler üzerinden şu an terör örgütü olarak gördüğüm ve o dönem cemaat olarak adlandırılan yapının aleyhinde ve lehinde konuşan kişilerin bilgileri, ne konuştukları konusunda bize göndermeleri yani "Adliyenin Fotoğrafını Çekmeleri" ...'ten bana gelen talimatlar üzerine isterdim."
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "Ben eskiden tarihini tam olarak bilmemekle birlikte Hakim-Savcılarla, Hakim-Savcı olan yani meslekten olan kişilerin ilgilendiklerini biliyorum. Ancak benim ilgilenmeye başladığım dönemde Hakim-Savcılarla ilgilenen kişiler genelde sivil (öğretmen, akademisyen, mühendis, işletme kökenli kişiler) idiler. Zaten biz Hakim-Savcılarla ilgilenmeye başladıktan sonra tüm geçmişte görüşmüş olduğumuz kişilerle görüşmememiz ve irtibatı kesmemiz istendi. Benim Hakim-Savcı abisi olarak görev yaptığım dönemin 2016 yılı Ocak ayına kadar sivil yapı Hakim-Savcı ile ilgilenmeye devam etti. Ancak HSYK seçimlerinden sonra sivil yapı geriye çekilmeye başlandı ve kendi aralarında birebir görüşmelerin sürmesi istendi."
S.K. isimli şahsın talimat yoluyla tanık beyanlarının alınmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve Talimat No:… sayılı duruşma tutanağı:"Ben öğretmen olarak görev yapmaktayım. Sanık S.A.yı Malatya ilinde İdare Mahkeme Üyesi olması nedeni ile tanıyorum. Çeşitli defalar sanık ile kendi evimde ve onun evinde ve diğer sanığın meslektaşlarının evinde buluşuyorduk. Bu görüşmelerimiz 2014 yılı Eylül ayı ve 2016 yılı Mart ayı arasında olmuştur. Bu buluşmalarımızda manevi içerikli (çetele, kuran, kitap okuma) ve ... kod isimli ... ve ... kod isimli Resul Yüksektepe den gelen çeşitli gündemleri iletme adına toplantılarda bulunuyorduk. Bu toplantılarımız ve görüşmelerimiz her zaman Malatya ilinde gerçekleşmiştir. Sanık benim grubumda takip ettiğim talebemdi. Yanlış hatırlamıyorsam hatırladığım kadarı ile sanık S. ile bylock programı üzerinden görüşmedik. Şayet görüşmüş isek de çok az görüşmüş olabiliriz."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı:" ...2011 yılı yaz kararnamesi ile Afyon Çay ilçesine atandım. 3 yıl görev yaptım, çalıştığım dönemde Şanlıurfa görev yapan Ö.Ö. de Kütahya'nın Altıntaş ilçesine atanmıştı. O dönemde ben daha kıdemli olmama rağmen Ö.Ö. grup sorumlu olarak görevlendirilmişti. Bu da benim cemaat içerisinde önemli bir noktada bulunmadığımın göstergesidir, o dönemde daha önce yapılmayan bir uygulama yapıldı, meslek dışında bir başka kişiler de toplantılara katılıyordu, her toplantıya gelmezlerdi. Asıl sorumlu bu kişiydi, toplantılara aynı anda ikisinin geldiği olmadı, Ömer daha çok organizasyonu sağlardı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 30/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı:"...Ben Çay ilçesinde çalışırken grubun hakim savcı sorumlusu olan Ö.Ö. akıllı telefon olmayan eski model bir telefon daha kullanıyordu, bu telefonda da kendisi adına kayıtlı olmayan cemaatin verdiği bir hat vardı, bu hat vasıtası ile o zamanki sivil yöneticiler olan ... ve Yusuf isimli kişilerle irtibat kuruyordu, acil bir durum olduğunda bu telefon üzerinden bu kişileri arayıp onlara danışıp ona göre davranılıyordu, birkaç defa bizim yanımızda bu kişilerle konuştuğunu hatırlıyorum. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Z. isimli şahsa ait Samsun Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 25/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...Ben kura çektiğimde Abdullah isimli şahıs beni aradı. Ancak Abdullah'ın telefonunu hatırlamıyorum. Bana "sana bir adres vereceğim, bundan sonra seninle o ilgilenecek" dedi. Bana vermiş olduğu adres Ankara'da Yenimahalle'de bir adreste eve gittim. Aile eviydi. İsmini ... olarak söyleyen görsem teşhis edebileceğim bir şahısla tanıştım. Bu şahıs özel bir şirkette çalıştığını söyledi. Ben bu eve gittiğimde beraber görev yaptığımız N.F.D. ve Çarşamba Cumhuriyet Savcısı T.A.da oradaydı. ...... bana irtibat kurmak için hat takılmış küçük siyah bir telefon verdi ve bu telefondan arayacağını söyledi. Yine kendisinin görev yaptığımız yere geleceğini söyledi. Tahminen 1-1,5 saat kadar bu evde kaldık. Daha sonra ayrıldık. ...Göreve başladıktan 1,5-2 ay sonra ... bana vermiş olduğu telefonla beni aradı. Terme'ye geleceğini söyledi. Bende diğer arkadaşlarım N.F.D., T.A. ve hatırladığım kadarıyla Y.S.yi aradım ve benim evimde buluşacağımızı söyledim. ... eşiyle geldi. Davet ettiğim arkadaşlarda eşleriyle birlikte geldiler. Bayanlar ayrı erkekler ayrı oturduk. Cemaat yapılanmasında okuyan öğrencilere burs için bekarlardan maaşın %10'unu evlilerden maaşın %5'i verilmesi isteniyordu. ... bize öğrenciler için burs vermemizi istedi. Ancak belirli bir rakam konuşulmadı. Ben aylık ortalama 300-400 TL civarında para veriyordum. Bizimle birlikte sohbete gelen arkadaşlarda aynı paraları veriyorlardı. ... sohbete geldiğinde parayı elden ...;'a veriyorduk. Ben bu paraları kendimde hiç toplamadım. Ayrıca zaman gazetesi ve sızıntı dergi abonelik paralarını hepimiz verdik. Ancak bu dergi ve gazeteler güvenlik için bize gelmiyordu. Kurban zamanında kurban parası veriyorduk. ...... tahminen 1 yıl kadar bizimle sohbete geldi. Ayda bir veya en fazla 45 günde bir ... Ankara'dan geliyordu. Geldiğinde benim evimde buluştuğumuz gibi, T.A.nın, Y.S.nin, N.F.D.nin evinde buluştuk. ... ... 2014 yılı Mayıs ayı gibi Hakan isimli öğretmen olduğunu söyleyen bir kişiyide beraberinde getirdi ve şimdiden sonra sohbetlere Hakan'ın geleceğini belirtti."
Davacı hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ve davalı idare tarafından dosyaya sunulan … tarih ve İddianame No:… sayılı iddianamede, davacının;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 3. sırasında yer almakta olan, ... ve ... ID'lerini, ... - ... kod adlarını kullanan E.Y. isimli kişi ile temin edilen 10/02/2017 tarihli HTS verilerindeki baz istasyonu (lokasyon) bilgilerine göre … adresinde, 30/05/2016 tarihinde yakın saat aralıklarında kaldığının,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında hakkında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 9. sırasında yer almakta olan … ID'yi, … kod adını kullanan S.A. isimli kişi ile temin edilen 10/02/2017 tarihli HTS verilerindeki baz istasyonu (lokasyon) bilgilerine göre, 16/08/10.2014 tarihi 00.35 ile 13:33 saatleri arasında Baran Tesisleri Makas Kulu Kulu/Konya’da ve Ankara il sınırları içerisinde yakın yer ve saat aralığında çeşitli yerlerde bulunduğunun,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında hakkında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 55. sırasında yer almakta olan Kerem kod adını kullanan M.Ö. isimli kişi ile temin edilen 10/02/2017 tarihli HTS verilerindeki baz istasyonu (lokasyon) bilgilerine göre A.O.Ç Mitas Kule Fabrikası Ankara adresinde 27/06/2016 tarih ve aynı saat aralığında ve Ankara il sınırları içerisinde yakın yer ve saat aralığında çeşitli yerlerde bulunduğunun,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma dosyasında hakkında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ve bu kapsamda Yargıtay Başsavcılığına gönderilen sivil imamlar listesinin 57. sırasında yer alan, … ID'yi, ... kod adını kullanan H.C., aynı listesinin 21. sırasında yer alan, … ID'yi, … kod adını kullanan C.Ş., listenin 10. sırasında yer alan ... kod adını kullanan H.M.K. isimli kişiler ile çeşitli tarihlerde yakın zaman ve yerlerde bulunduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün sivil imamları olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan kişilerle çeşitli tarihlerde birbirine yakın saatlerde aynı yerde ortak baz hareketliliği bulunduğuna yönelik tespitin, davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Aşağıda dökümü yapılan toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmesi sebebiyle toplam … TL harçtan dava açılırken davacı tarafından ödenen … TL harcın mahsubu sonrasında kalan … TL harcın ve kullanılan … TL posta giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,12/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.