‹ Ana sayfa
Danıştay5. Daireİdare Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2017/4780 K.2021/849

Esas No: 2017/4780 · Karar No: 2021/849 · Karar Tarihi: 30.03.2021
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4780
Karar No : 2021/849

**DAVACI:** …

**VEKİLİ:** Av. …

**DAVALI:** … Kurulu / …

**VEKİLİ:** Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaşlarının karar tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği, FETÖ/PDY dahil herhangi bir terör örgütüne üyeliği, irtibatı veya iltisakı bulunmadığı, dava konusu kararlarda FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren herhangi bir somut delil veya gerekçe ortaya konulmadığı, kişiselleştirme yapılmadığı, karara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, savunma hakkı tanınmadığı, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmaksızın, terör örgütüyle irtibatı bulunduğu iddiası ile işlem tesis edilmesinin hukuka açıkça aykırı olduğu, dava konusu kararlar ile adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin, bağımsız ve tarafsız mahkemeye erişim hakkının, hakkaniyet ilkesinin, Anayasa'nın 15., 36., 38. ve 121. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi yolunda aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali, yoksun kaldığı maaş ve özlük haklarının en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı; 36.maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 138.maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kurala bağlanmış, Anayasa'nın ''Hakimlik ve savcılık teminatı'' başlıklı 139. maddesinde ise ''Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.'' hükmüne yer verilmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmalarının en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkarılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaşlarının karar tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçunu işlediğinden bahisle ceza davası açıldığı ve ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 08/01/2018 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, Dairemizin 24/12/2020 tarihli ara kararıyla, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 23/07/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin davacıya tebliğ edilmesine, davacıya, söz konusu ek beyan dilekçesi ve eklerinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için ara kararın tebliğ tarihinden itibaren davacıya on (10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘‘Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.E. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 16/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"... SORULDU: Hakim adaylığı ve hakim olarak görev yaptığınız süre boyunca Fethullah Gülen cemaatine mensup olduğunu düşündüğünüz veya bildiğiniz yargı teşkilatı içerisinde meslekten uzaklaştırılmış olanlar da olmak üzere kişiler var mıdır varsa kimlerdir? Fethullah Gülen cemaati benim için bir suç örgütüdür. Bu suç örgütü ile anılmaktan büyük rahatsızlık duyuyorum. Fethullah gülen bana göre bir din adamı değildir. Bunu daha önceden de açıkça bir çok kez ifade ettim. Bir süre bu cemaatin evlerinde kaldım. Bunu da açıkladım, bunun haricinde bu örgüt ile herhangi bir bilgim, bağım, iltisakım yoktur. Görev almadım. Bu söylemlerim ile birlikte seçim sürecinde takındığımız tavır nedeni ile bu örgütün hedefi haline geldim. Hatta eşim de aynı şekilde hedef oldu. Buna rağmen bu örgüte ait evlerde kaldığım süre boyunca, Fethullah Gülen cemaatine ait evlerde gördüğüm kişiler; 1- B.K.: Aynı evde kalmadık. Hakim adaylığı sınavına çalışma evlerinde gördüm. Aynı dönem hakim adaylığı yaptık ancak bu kişinin gerek evlerde kalırken gerekse de sonrasında Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum... 5- ... : Hakim adaylığı çalışma evinde 15-20 gün kadar birlikte kaldık. Sonra ben bu evden ayrıldım. Aynı dönem hakim adaylığı yaptık. Bu nedenle bir kaç kez görüştüğümüz olmuştur. 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce bir defa beni aradı ve bağımsız adaylara oy verip veremeyeceğimi sordu bende yargıda birlik adaylarına oy vereceğimi söyledim. Ancak Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum..."
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasındaki talimat yazısına istinaden ... Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 10/12/2018 tarihli 1. Celseye ilişkin duruşma tutanağı:
"Ben sanığı [davacıyı] dönem arkadaşı olduğumuzdan dolayı tanıyorum, daha önce bu konu ile ilgili ifade vermiştim aynen tekrar ederim, sanığın [davacının] örgüte mensup olup olmadığını bilmiyorum, 2014 yılı HSK seçimlerinde daha önceki ifademde belirttiğim gibi kendisi beni aradı fakat kimler için oy istediğini hatırlamıyorum, başka eklemek istediğim bir husus yoktur, bilgim bu kadardır"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.D.A. isimli şahsın, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 06/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"...Ben bu yapı ile lise yıllarında tanıştım ve lise yıllarında 4 yıl boyunca yapının evlerinde kaldım, daha sonra ben 2007 yılında liseden mezun oldum ve sonrasında girmiş olduğum üniversite sınavında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Üniversitenin birinci yılında yapıya ait olmayan bir evde kaldım. Ben bana sormuş olduğunuz çalışma evleri ile ilgili yerlerden devam etmek istiyorum. Ben 4. Sınıfa geldiğimde şuan ismini, soyadı ve kod adını bilmediğim, görsem tanıyamayacağım bir kişi bizimle kariyer planlaması adı altında görüştü ve yapıya ait hakim-savcı çalışma evlerinden bahsetti. Ben de kabul ettim, daha sonra ben okuldan mezun olduktan sonra ben memlekete döndüm. Ben memlekette iken benimle ismini N. olarak bildiğim (kod adını hatırlamıyorum) şahıs beni aradı ve Ankara'ya gelmem gerektiğini söyledi. Ben de memleketten Ankara'ya gittim ve AŞTİ'de kafede biri ile buluştum, ancak şu an onun da adını ve kod adını hatırlamıyorum. Bu ismini hatırlamadığım kişi beni Ankara Dikmen'de bulunan şu an gösterebileceğim bir çalışma evine götürdü. Bu çalışma evinde N.G.P.(B.), M.Ö.S., F.B.Ş., E.A., N. isimli şahıs vardı... Ben bu eve mezun olduğum 2011 yılının Ağustos başı gibi geldim. Ben zaten bu evde 25 Aralık 2011 Adli Yargı ve Kasım ayında yapılan İdari yargı sınavlarına girdim ve ikisininde yazılı sınavlarını kazandım. Adli yargı sınavının mülakatını geçtim ancak İdari Yargı mülakatını kazanamadım, 15. Dönem hakim - savcı adayı olarak Ankara Adliyesinde staja başladım. Ben yukarıda bahsetmiş olduğum eve gittiğimde evin murakıbbı M. isimli (kod adını hatırlamıyorum) kişi vardı. M. isimli şahıs murakıb olarak yaklaşık 1 ay durdu. M.L. isimli şahıstan sonra murakıb olarak yanlış hatırlamıyorsam ... kod adlı T.G. geldi ve murakıb olarak görev yaptı. Hatta bu şahıs en uzun murakıb olan şahıstı. Yanlış hatırlamıyorsam mülakat dönemine kadar bu evde murakıb olarak görev yaptı... Ayrıca bu evlerde murakıbın üstünde SER MURAKIB olarak adlandırılan kişiler en az iki evden sorumlu kişilerdir. Bizim evden sorumlu olan Ser Murakıb kod adı R. gerçek adı R. ya da kod adı R. gerçek adı R.A. olan bir kişi vardı. Ben ders çalışmaya gittiğimden mülakatı kazanmama kadar bizim evden sorumlu SER MURAKIB bu şahıstı. Ayrıca ser murakıbın üstünde ne iş yaptığını bilmediğim bir şahıs geliyordu ancak bu şahsı görsem teşhis edemem, zaten bizim eve 1-2 kez gelmişti... Evde beraber kaldığım yukarıda saydığım şahıslar herhangi bir kod adı kullanmıyordu, ancak murakıb ve ser murakıb olan şahıslar kod adı kullanıyordu. Ben bu eve gittiğimde ev tutulmuş, dayalı-döşeli vaziyetteydi. Ben bu eve girmeden önce Zafer Çarşısından bir sürü kaynak aldım. Günlük bu evde sürekli ders çalışmamız istenirdi. Bir çizelge halinde murakıplarımız nekadar ders çalıştığımızı kontrol ederdi. Bu evde zaman zaman sermurakıp gelerek dini sohbet yapardı. Ayrıca bu eve giderken ben yanlış hatırlamıyorsam telefonumu memkeletimde bırakmıştım. Diğer arkadaşların da cep telefonları yoktu. Bu evde dışardan içeriyi aramaya açık, ancak içerden dışarıya aramaya kapalı bir sabit telefon hattı bulunuyordu... Ancak bu sabit hattın numarasını olabildiğince az kişiye vermemiz, evden kimseye bahsetmememiz, olabildiğince dışarı çıkmamamız söyleniyordu. Bu evde kalan kişiler sadece faturaları ödüyordu. Evin kirasını sermurakıp yada murakıp karşılıyordu. Ancak para nereden geliyordu bilmiyorum. Ben bu evi istenildiğinde gösterebilirim. Ben bu numarayı kimlere verdim hatırlamıyorum. Ancak annemlere verdiğimi hatırlıyorum... Bu evdeki diğer şahıslarda aileleriyle bu numara üzerinden konuşuyordu. Ben bu evde 2011 yılında yapılan idari ve adli yargı sınavlarına çalışarak kazandım. Ben bu evde bulunduğum dönemde kimseye soru verildiğine şahit olmadım. Ayrıca bize ayda 1 deneme adı altında sermurakıp yada murakıp deneme çözdürüyordu. Sonrasında soru kitapçıkları geri toplanıyordu. Sonra da bize ne kadar yanlışımız ne kadar doğrumuz var bize söylüyordu. Şuan düşündüğümde bize deneme adı altında soruları verip vermediğini kestiremiyorum. Ben sınav sorusu alma olayını kesinlikle kabul etmiyorum. Ben kendi emeğimle çalışarak kazandım... Sınava girdikten sonra bize 1 haftalık kitap okuma kampı yaptılar. Hatta bu kamp için İstanbul'a gittik. İstanbul'da bir yurtta kaldık. Burada kitap okuma, sohbet ve benzeri işler yaptık. Kamp bittikten sonra memleketlerimize gittik. Bir müddet memlekette kaldıktan sonra mülakat için tekrar aynı eve döndük. Bu evde yine benle birlikte 6 kişi kaldık. Bizim sınavı kazandığımız kesinleştikten sonra mülakata yakın bir dönemde ser murakıbın üstünde olduğunu söylediğim ve şu an hiçbir bilgisini hatırlamadığım bir bayan ile yine hiç bir bilgisini hatırlamadığım görsem dahi tanıyamayacağım bir bay geldi. Bize mülakat provası yaptı, bu prova yapılırken biz de sanki mülakat yapılacakmış gibi hazırlandık, tek tek odaya girdik, bize sorular sordu, biz de sorulara cevap verdik, sanki bir mülakat yapılıyormuş gibiydi. O gün bize topuk ve makyajın abartılı olmaması gerektiğini, eteğin dizin üzerinde olması gerektiğini, lacivert veya siyah takım elbise, beyaz gömlek giymemiz gerektiğini ve benzeri şeklinde sözler söyledi, ayrıca bize memleketimizle ilgili refarans listesi verilmedi ancak memleketimizden referans bulmamız istendi. Hatta Yargıtay veya Danıştay da görev yapan bir kaç kişinin ismi söylenmişti. Ancak bunların isimlerini hatırlamıyorum. Daha sonra ben mülakata girerek sınavı kazandım. Kimin söylediğini hatırlamıyorum ancak bana staj yeri olarak Ankara'yı tercih etmem söylendi ve ben de Ankara'yı tercih ettim. Mesleğe başlamadan önce toplantı yapıldığını net olarak hatırlamıyorum. Ayrıca bize ev arayarak Ankara'da staj yapacağımız dönemde kalacağımız evler tutmamız söylendi. Ben de B.D. ve M.E.A.'yı arayarak birlikte ev aramaya başladık. Daha sonra şuan gösterebileceğim Ankara Kolej mevkiinde bulunan bir ev tuttuk. Biz ev tuttuktan sonra kimin gönderdiğini hatırlamıyorum ancak bu evlere eşyalar geldi ve biz evde kalmaya başladık... bu evin elektrik, doğalgaz, su, kira gibi giderlerini toplamak ve ödemek ile ben ilgileniyordum. Hatta bu dönemde bizden maaşımızın bekarlardan %15, evlilerden % 10'u isteniyordu. Yine bizden ilk maaşımızın tamamı istendi, ancak ben maaşımın yarısını verdiğimi hatırlıyorum. Ayrıca Ankara'da staj evi olarak tutulan bizim evden başka evler vardı. Kaç ev vardı hatırlamıyorum ancak bizim devre sorumlumuz 15.dönemde hakim savcı olan S.Ç. idi. Bu dönemde S.Ç. de yapıya ait staj evinde kalıyordu ve bizim evlerden sorumlu kişiydi. Ancak kaç evden sorumlu olduğunu şu anda hatırlayamıyorum. Öncelikle S.Ç.'nin kalmış olduğu evde kimler ile kaldığını saymak istiyorum. S.Ç.'nin kalmış olduğu evde F.B., G.B. ve E.A. vardı. Benim hatırladıklarım bu aşamada bundan ibarettir. Ayrıca ilk akademi stajı başladığında daha önceden evli olan Ş.A.Ö. isimli şahıs bizim evde kalmaya başladı. Ayrıca üçüncü evde N.H., M.A., F.B. ve Ş.D. vardı. Dördüncü [ev] SİNCAN Adliyesinde staj yapan kişilerden oluşuyordu, bunlar; S.G., S.E., ... idi. Bu dört evden S.Ç. sorumlu idi. Bu dönemde biz maaşımızın %10'u veya %15'ini (evli-bekar) S.Ç.'ye veriyorduk..."
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasındaki talimat yazısına istinaden … Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 17/12/2018 tarihli 1. Celseye ilişkin duruşma tutanağı:
"Ben Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2011 yılında mezun oldum.2011 yılı Adli Yargı Hakim Savcılık sınavını kazanarak Mart-Nisan 2012 yılında Ankara Adliyesinde staja başladım, staj yaparken Ankara'da ikamet etmiş olduğumuz evler vardı, bu evde benimle birlikte 3 kişi daha kalıyordu, bu evden başka Ankara'da benim bildiğim 3 ev daha vardı, toplam bu 4 evden yine benimle aynı 15.dönem hakim ve savcı adayı S.Ç. görevliydi, bahsettiğim bu 4 evden biri de Sincan'daydı, Sincan adliyesinde staj yapan ve bu evde kalan kişilerden biri de ...'dır, ... ile birlikte bu evde S.E., S.G. kalmaktaydı. Ara ara bu eve benimle birlikte aynı evde kalan kişilerle birlikte gelip gitmişliğimiz olmuştur."
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 10/01/2017 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı ...'ün net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan D.T. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 02/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"... ŞÜPHELİYE ÜNİVERSİTEDE OKUDUĞU DÖNEM, HAZIRLIK EVLERİ VE HAKİM ADAYLIĞI DÖNEMİNDEN TANIDIĞI VE YAPIYA MENSUP OLDUĞUNU BİLDİĞİ KİŞİLER SORULDU : 1. sınıfın ilk döneminde Koza Kız Öğrenci yurdunda çok kısa bir süre kaldığımdan dolayı o döneme ilişkin bildiğim ve size söyleyeceğim herhangi bir isim bulunmamaktadır. Üniversite döneminde yapıya ait 4 ayrı evde kaldığımı yukarıda söylemiştim. Ancak kaldığım bu evlerde benim dışımda hiçbir hukuk fakültesi öğrencisi bulunmamaktaydı. Ancak aynı okulda okuduğum birlikte Hakimlik sınavına hazırlık evlerinde kaldığım ve staj yaptığım ve bu yapıya mensup olduğunu bildiğim isimleri söyleyebilirim. ŞÜPHELİYE 15. DÖNEM ADLİ YARGI ALBÜMÜ DİJİTAL ORTAMDA VERİLMEK SURETİYLE GÖSTERİLDİ : 1. S.T.D., ....13. ... (...),..."
Aynı şahsın, Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 05/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"... Soruldu : 02/05/2017 tarihinde Ankara C. Başsavcılığında ifade vermiştim. Bu ifademde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğimi belirtip, 2007-2013 yılları arası yapıyla bağlantılı olduğum dönemi anlatmıştım. Ayrıca ifademde 2007-2013 dönemi içerisinde tanıdığım yapıyla bağlantılı Hakim - Savcıları n isimlerini vermiştim. Ancak ne şekilde bağlantılı olduklarını belirtmemiştim. İfademe ek olarak aşağıda isimleri yazılı Hakimler ve Savcılar hakkında FETÖ/PDY Terör Örgütüne mensubiyetleriyle ilgili olarak bildiklerimi belirteceğim. Ben 15. Dönem Çağlayan Adliyesi Hakim Adayıyım. Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2011 yılı mezunuyum. Adli Yargı Hakim ve Savcıları; S.T.D., ... ... ( Sicil No: ...) : 15. Dönem Sincan stajyeridir. Kendisi ile akademide tanıştık. Yapıya mensup olanlar kendilerini birbirlerinden gizleme gereği duymaması nedeniyle tanımaktayım..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.M. isimli şahsın, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/12409 numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 21/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"...Meslek için yönlendirme görüşmesinde benim hakim olmamı istediklerini ancak bunun için başımı açmam gerektiğini söylemişlerdi. Ben de kabul etmiştim...2011 yılının Temmuz ayı ortaları gibi belirttiğim ... numaramı ankesör olarak düşündüğüm bir numaradan aradılar. Ş.Ö. ile beni benzer zamanda Ankara'ya çağırmışlar. Onunla konuştuğumuzda da anladım. Aynı zamanda AŞTİ'ye inecek şekilde biletlerimizi aldık. Anlaştığımız saatte adını ... olarak bildiğim (Kod ismidir) kabarık kıvırcık saçlı, Kütahya'lı olup sonradan Samsun'lu biriyle evlendiğini hatırladığım kişi bizi karşıladı. Bu kişiye MURAKIP deniliyordu. Hakim Savcılık sınavına hazırlanan benim gibi kişilerin kaldığı birkaç ev ile ilgilendiğini düşünüyorum. ... ile arada geçen sohbetlerde kendisinin de Ankara Adliyesinde Hakim Savcılık stajını yaptığını anladım. ... bizi Öveçler'de … MARKET civarında ilk aradan girildiğinde 3-4 katlı evlerin düzenli şekilde sıralandığı adresteki eve götürdü... N. hariç beşimiz aynı evde kaldık... Biz ev olarak 2011 yılı Kasım ayında gerçekleşecek İdari Yargı sınavı ile Aralık ayında gerçekleşecek olan Adli Yargı sınavına birlikte hazırlandık. 2011 yılı Ağustos ayından itibaren 4-5 ay bu sınavlara çalıştık. Sınav evraklarının tebliği için bize yakınlarımızdan birinin adresini vermemizi söylediler. Şuan hatırladığım kadarıyla benim akrabam olmadığı için Ş.'nin Ankara'da bulunan teyzesinin adresini verdiğimizi hatırlıyorum. Kasım sınavının hangi gün hatırlamıyorum. Sınavdan bir gün önce G. bizim eve geldi. Geldiğine şaşırdık. Bizi bir araya topladı. Abdest alıp üzerimizi giyinerek toplandık. Kuran-ı Kerim üzerine ve çok ağır bir içerikli olarak yemin ettik. Bu yemin gereği sorulara ilişkin daha sonra aramızda muhabbet edemedik. Neden yemin ettiğimizi anlamadık. Sonradan ise soruları çıkarttı. Bunlar 100 sorudan oluşan alan sorusuydu. Birkaç nüsha vardı. Aramızda paylaştık. Genel kültür soruları yoktu. G. her birimizle ayrı ayrı görüştü. Bizlere yapmamız gereken sorulara ilişkin kota diye tabir edeceğimiz maksimum notu söyledi. Yani herkesin çok puan almamasını sağlamak istedi. Bana 80 civarı demişti. Ben 70'in altında puan aldım. Diğer dört arkadaşım ise 70'i geçti. O anki panik halime bağlıyorum. Soruları bildiğim halde ancak bu şekilde düşük puan almış olabilirim. Soruları birkaç saatliğine dağıtmıştı. Bir yandan bizler soruları ezberlerken diğer yandan G. tekil görüşmeler yapıyordu. Birkaç saat sonra soruları alıp götürdü. Aralık sınavından önce kasım'da girdiğimiz İdari Yargı sınav sonuçları açıklandı, aynı evde hazırlandığımız dört arkadaş kazanmıştı, ben kazanamamıştım. Onlar mülakat için evrak hazırlarken ben epey ağladım. Sınava hazırlandığımız süreçte memleketlerimize dönmemiz genel olarak yasaktı. Birkaç gün bayram için izin verilmişti. Ev içerisinde zaten namaz ve ibadet yaptığımız için başımız kapalıydı. Ancak evden çıktığımızda kapalı olmamız yasaktı. Hatta memlekete gittiğimizde eski kapalı yapımız ve muhafazakar görünümümüzün değiştiğine çevremizin inanmasını istiyorlardı. ... bu yönden sık sık talimatta bulunurdu. İdari yargı sınavı açıklandıktan yaklaşık bir hafta sonra Adli Yargı sınavı oldu. Yine sınavdan bir gece önce G. eve geldi. Bu kez neden geldiğini anlamıştık. Yukarıda belirttiğim beş kişi yine aynı şekilde önce yemin edip sonra soruları aldık. 100 alan sorusunun verildiğini gayet net hatırlıyorum. Ancak genel kültür sorularının verilip verilmediğini hatırlamıyorum. Herhalde oradan yapacağımız yanlışlarla bildiğimiz soruların doğrularının ortalamasının çok yüksek olmayacağını düşündüler. Adli yargı sınavı için bana 87 puan sınırı koydular, o şekilde soruları cevaplamamı istediler. Bende 85 puan alarak sınavı kazandım... Mülakatta başarılı olarak staja başladım. Staj yerimizi de cemaatten belirlediler. Bana Bakırköy Adliyesinde staj yapmamı uygun gördüler. Zaten İstanbul'da okumamış olduğum için orada yaşamak istiyordum. Bakırköy Adliyesinde staja başladım. Birçok arkadaşa ailesi Ankara'da ikamet etmesine rağmen başka illerde staj yapmalarını söylediler. Daha sonradan öğrendiğime göre cemaat mensubu stajyerlerin bizim 15. Döneme kadar hep Ankara'da staj yaptırmışlar. Dışarıda staj yapan ilk grup biz olduk... Bakırköy adayları olarak 18 kişi 4 ev tuttuk. Kiralar bize aitti. Ev eşyalarını ise cemaat sağladı. Bizim grupta sorumlu M. (Y.) B. idi... Bakırköy Adliyesinde 18 kişilik bizim cemaat grubu dışında 4 bayan daha stajyer vardı... Bunlar bizden olmadığı için onlara yakın ilgi gösteriyorduk. Aramızda dönüşümlü olarak onlarla ilgilenip iletişim kurardık. Amaç bu kişilerin yaşantısı ve görüşleri hakkında bilgi sahibi olmaktı. Staj yaptığımız adliyede kendi içimizde de tanışık olduğumuzu anlamasınlar diye sanki ilk defa karşılaşmış gibi davranırdık. Örneğin onlar bizi kendi yaşadıkları eve çaya çağırabilirlerdi ancak biz onları davet edemezdik. Zaten benim de ilk anda o 4 arkadaşla ilgilenmek gibi bir rolüm yoktu... İkinci akademide ise ... ile aynı odada kaldık. ...'te cemaattendi. İkinci akademideki yurtta ya da evde kalma durumunu yine önceden cemaat belirledi. ... eşi ile ilk grupta açığa alındı... Yenişehir ilçesinde görevli iken gittiğim bölge toplantısında B.Z.'nin evinde toplandığımız gün bana 2014 yılı yazında BY LOCK adlı sistem yüklendi. Yüklenen programı nasıl açılıp kullanıldığını B.Z. gösterdi. Ona da toplantıya dışarıdan gelen abinin BY LOCK'u verdiğini düşünüyorum. BYLOCK programının gizli olduğu, zorunlu olmadıkça bu program dışında konuşmamız gerektiği söylendi. Herkesin müstear ismi vardı. Benimki ...'ti diye hatırlıyorum. User ID isimli pasaport giriş numarasını hatırlamıyorum. Programın simgesi vardı. Bize adliyelerde telefonu açıp ta ortada bırakmayın, ekran üzerinde BYLOCK programı açık kalmasın yani kısa yol oluşturmayın şeklinde tedbir konulu anlatımlar oluyordu. Telefonuma nasıl yüklendiğini görmedim. Ben telefonu yüklemesi için B.'ye verdim. O içeride eşine verdi düşünüyorum. Yüklenmiş şekilde bana geldi. Bahsettiğim gibi B. bana kullanılışını anlattı. BY LOCK'tan görüştüklerimiz yukarıda saydığım 7 kişilik bölge grubumuz idi. Orada sıfat ile birbirimize hitap etmezdik. Bir keresinde A.Ş.'ye (Elazığ'lıdır)Hakim Bey dedim. Daha sonra B. ile konuştuğumda bana Hakim Bey olarak hitap ettiğimi, etmemem gerektiğini söyledi. BYLOCK sohbetlerinde 2014 HSYK seçimleri konuşulurdu. Zaten cemaatin gösterdiği adaylar bağımsız adaylar olarak belliydi. Bizleri bunlara yönlendirmişlerdi. Seçim döneminde bir kez Çankırı Kurşunlu'da görev yapan arkadaşım Z.Y.'yi ziyaret ettim. Ona bağımsız listesini desteklemesinde telkinde bulundum. Oda konuşurken bağımsızlara meyilli olduğunu anlattı ve hissettirdi. O yüzden aramızda çok ısrar olmadı... Tam tarihini hatırlamamakla birlikte BYLOCK'u 2014 ekim seçiminden sonra kullanmadım. Bize kaldırılmasını söylediler. Bu programın hatırladığım bir özelliği yazdığın birşeyin aradan kısa süre sonra kendiliğinden silinmesiydi. Yani geçmişe yönelik yazılanlara ulaşmıyorsun. Bursa Yenişehir'den ayrılmadan önce BYLOCK işi bitmişti... Mülakattan önce bir kez Öveçler'de kaldığımız yere yakın bir yerde MÜLAKAT denemesi yapıldı. Oda mülakatta giyeceğimiz kıyafetlerin giyilmesi söylendi. Mülakat grubunda iki abla ile G. adlı hakim vardı. Bu evde zaten o evde sınava hazırlanan ..., E.A. (Savcı B.A.'nın eşidir) ve Ö.Ö. vardı. Kalan iki kişinin ismini şuan hatırlayamıyorum. Ayrıca benim de bulunduğum kendi ev grubum olarak iki grup mülakat denemesine katıldık. Aldığımız takımları ve kıyafetleri giydik. Saç, makyaj olarak bir fark bulunmaksızın sanki gerçek mülakat gibi hazırlandık. Bu da bize cemaatin işi ne kadar ciddiye aldığını gösteriyordu..."
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasındaki talimat yazısına istinaden ... Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 17/04/2019 tarihli 1. Celseye ilişkin duruşma tutanağı:
"Ben 2011 Temmuz - Ağustos aylarında Aralık ayına kadar yapıya ait hakim-savcılık sınavına Ankara Öveçler'de bulunan hazırlanma evinde kalmıştım. Sanık [Davacı] ...'i o dönemden tanıyorum. Sanık [Davacı] benim kaldığım eve yakın bir cemaat evinde kalıyordu. Sanıkla [Davacıyla] o dönemde aynı evde kalmadığımdan 2011 Aralık ayında gireceğimiz sınava ilişkin sanığa [davacıya] herhangi bir soru verilip verilmediğini bilmiyorum. Sanık [Davacı] ve ben 2011 Aralık ayı adli yargı hakim-savcı sınavının yazılı aşamasını yazılı aşamasını başarıyla geçtik. Hatırladığım kadarıyla sonrasında bana ve sanığa [davacıya], sanığın [davacının] sınava hazırlandığı yapıya ait evde yapı tarafından mülakat provası yaptırılmıştı. Mülakata kadar sanık [davacı] ve ben yapıya ait aynı evde kaldık. Sanık [Davacı] ve ben 2012 Nisan ayında adli yargı hakim adaylığı sınavına başladık. Ben stajıma İstanbul'da başladım. Sanığın [Davacının] o dönemde staja hangi ilde başladığını hatırlamıyorum. Stajın Ankara'da gerçekleştirilen akademi bölümünde ben ve sanık [davacı] akademiye ait yurtta aynı odada kaldık. Bu dönemde sanığın [davacının] örgütsel bir eylemine şahit olmadım. Staj sonrası ben Bursa Yenişehir adliyesine atandım. Sanık [Davacı] ise hatırladığım kadarıyla Kars ya da Ağrı iline atanmıştır. Mesleğe başladıktan sonra sanıkla [davacıyla] bir kaç kez yüzyüze görüştük. Meslekte olduğumuz dönemle alakalı olarak sanığın [davacının] örgütle bağlantısına ilişkin bilgi sahibi değilim dedi. Ekli iddianamede yer alan tanığın sanıkla [davacıyla] alakalı özet hazırlık beyanı okundu, soruldu: Doğrudur, aynen tekrar ederim dedi."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.B. isimli şahsın, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 23/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"... 2008 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Şanlıurfa il birincisi oldum. Ankara ilinde yaklaşık 3 ay süre ile Yeni Asya grubuna ait bir evde kaldım. Bu evdeki şartlara alışamadığım için liseden arkadaşım M.A.'yı aradım. Nerede kaldığını ve kalacak yer var mı diye sordum. Kendisi FETÖ örgütünün evlerinde kalıyordu. Beni ilk kez bu örgüt ile tanıştıran ve evlerine getiren odur. Keçiören'de bir evde kalmaya başladım... Arkadaşım T.Ş. ile birlikte Etlik'te bulunan hakim savcılık sınavlarına yönelik çalışma evine gittik. Bu çalışma evinde bizden başka hukuk mezunu Z.A., H.A. ve Y.C. vardı. Bizim evin sorumlusu T.Ş. idi. Ancak bu evin üzerinde istişare grupları vardır. Asıl örgütlenme bu şekildedir. Evleri yöneten ve kimin kalacağına karar veren istişare grubudur. Bizim evin istişare grubu sorumlusu H. isimli bir şahıstı. 14. veya 15 dönem hakim adayı idi ve Şırnak ilinin bir ilçesine atanmıştı. Ancak soy ismini hatırlamıyorum. Mülakat döneminde bizim çalışma evimiz gibi başka evlerinde olduğunu sonradan öğrendim. Bu çalışma evlerinde kalan ve gördüğüm şahısların isimleri 16. Dönem aday E.Ş. (Soyadından emin değilim), M.A., H.F. isimli soy adını bilmediğim şahıs, S.A.T., H.K., K.I.[davacının eşi], M.A., M.Y., A.G., A.S.A., Ş.Ç. vardı... 2013 yılı Temmuz ayında Ankara adliyesinde stajımı başlattım. Staj döneminde yine örgüte ait Cevizlidere mevkinde evde kaldım... Yakın mevki de yine adayların kaldığı örgüt evi vardı. Bu üç evin sorumlusu Ş.Ç. ve onun üzerindeki sorumlu Uyuşmazlık Mahkemesi Raportörü S.K. ve onun üzerinde sorumlu olan Süleyman Kod isimli gözlüklü hafif kır saçlıydı. Görsem tanırım ve teşhis ederim. Bu evlerde cumartesi günleri kahvaltı yapar, kitap okunurdu. Risale ve Fethullah Gülen kitabı okunurdu. Bizim evlere Çarşamba veya Perşembe akşamları sohbete bir grup gelirdir. 40-50 yaşlarında bir gruptu. Bu grubu tetkik hakimleri olarak tahmin ediyorum. Ancak kim olduklarını Ş.Ç. tam olarak bilir. Bizim eve gelen bu kişilerden bir tanesini akademide 6136 Sayılı Kanunla ilgili derse giren Hasan isimli bir tetkik hakimiydi. 1.80 boylarında esmer bir şahıstı. Görsem tanır ve teşhis ederim. Yine Ş. ile aynı pozisyonda istişare grubunda görevli Şanlıurfalı hakim K.A. veya soyadı I. [davacının eşi], vardı. Staj döneminde bize 10 kişilik bir toplantı yapıldı. Toplantıda bize örgütün evlendirme işine bakan Raportör tetkik Hakimi ve Bakanlık Tetkik Hakimi İ.S. vardı. İ.S. evlendirme sorumlusu idi. Bu kişiler bizi her konuda manevi olarak baskı altına alıp örgüt liderinin peygamberimizi rüyasında gördüğünü, her konuyu istişare ettiğini söyleyerek bizimde istişareye uymamızı, evliliğimizi istişare doğrultusunda yapmamamızı zorunlu kıldılar. Örgüt dışında birisiyle evlenirseniz günahkar olursunuz, yoldan çıkarsınız, bizden uzaklaşırsınız veya biz sizi uzaklaştırırız diyorlardı. Örgüt içi evlilik en önemli husustu. Doğan çocukların ismini onlar koymak istiyordu ve çocukların eğitimini de kendileri üstleniyordu. Üst yargıtay üyelerinin dahi çocuklarına bakıcı ve eğitici olarak bu örgütün sorumlularının baktığını duydum. Bu örgüt içerisinde olan kişiler kendi çocuklarını da 6. Sınıftan sonra bu evlere düzenli olarak gönderip eğitim aldırırlardı. Burada örgütü tanıtır ve eğitim aldırırlardı. Duyduğum örgüt için evlenme yapan kişiler Ş.Ç., K.A. veya I. [davacının eşi], M.M., M.Y., M.A.'dır. Bir süre Ş.Ç.'nin işlerine yardımcı oldum. Yani iki evinde kahvaltı toplantılarında buluşmasını sağladım. İki üç ay bu görevi yaptım. 17/25 Aralık olaylarından sonra ben S.K. ile konuştum. Biz bu işin içinde değiliz diye anlattı. Ben bu konuşmadan sonra bu örgüte mesafe koymaya başladım... 17/25 Aralık olaylarından sonra ev toplantıları da yapılmadı. Kuradan önce örgüt içinde arkadaşım M.S. ile buluştum. Örgütten ayrılacağımı söyledim. Kendisininde mesafe koymasını söyledim ve evlenme konusunda kendisini uyardım. 2014 Aralıkta Balıkesir Edremit adliyesine savcı olarak atandım. Atandıktan sonra Ş.Ç. beni sürekli telefonla aramaya başladı. Telefonlarına cevap vermiyordum. Bana önemli diye mesaj attı. Bir kez telefonunu açtım ancak konuşmasına fırsat vermedim. 2015 Haziran ayında Of Hakimi A.G. ziyaretime geldi. Bu ziyaretin örgüt için yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. 2015 ilk aylarında R.A.'nın Gaziantep'teki düğününe gitmiştim. Burada örgüte bağlı H.K. ve K.I.'yı [davacının eşini] gördüm. K. [davacının eşi] bana örgütten ayrıldığım için kötü baktı ve konuşmadı. H.K. benimle konuştu. Hakan bana ''hakkında bazı sıkıntılar duydum, senin için iyi olmaz, manevi olarak yanlış yoldasın'' diye söyledi. Edremit ilçesindeyken başkada örgüt ile irtibatım olmadı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.T. isimli şahsın, Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ... numaralı soruşturma kapsamında verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
"...2014 yılında yapılacak olan HSYK seçimleri içerisinde yanlış hatırlamıyorsan Eylül ayında yanlış hatırlamıyorsan Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yapan H.M.A. arayarak banim de akademide dersime girmesi nedeniyle tanıtığım Y.A.'nın HSYK ya aday olduğunu, bir gün gelerek çayımı içmek istediğini ve kendisinin geleceğini bütün arkadaşlara haber etmemi istemesi üzerine ben de aynı memleketli olmam hasebiyle tamamen almış olduğum terbiye, örf ve adet gereği gelen misafirin geri çevrilmeyeceği yazılı olmayan kuralla hareketle bu daveti olumlu karşıladım. Kendisi Ağrı İl Merkezine geldi. Kendisi gelmeden önce rezervasyon yaptığım Üniversite Konuk Evinde katılmak isteyen diğer meslektaşlarımın da katılımı ile kendisini karşıladım. Burada HSYK sürecinde aday olduğunu ve gerçekleştirmeyi düşündüğü projelerini anlattı, akabinde Ağrı ilinden hareketle Erzurum İline gitti. Bu toplantıya Başsavcı S.D., reis K.T., Cumhuriyet savcısı K.Ç., Cumhuriyet savcısı Y.G., tam hatırlamamakla birlikte Cumhuriyet savcısı B.T., Hakim ... ve ismini şuan hatırlayamadığım aynı adliyede görev yaptığım hakim ve savcılar katıldı. Bu toplantıya farklı fikir ve görüşte olduğunu bildiğim meslektaşlar da katıldılar. Bundaki amaç nezaket gereği idi."
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasındaki talimat yazısına istinaden … Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 20/02/2019 tarihli 2. Celseye ilişkin duruşma tutanağı:
"2014-2016 yıllarında Ağrı merkezde hakim olarak görev yapmaktaydım. O esnada sanık [davacı] ile mesleki olarak taşıklığımız vardır. Sanığın [Davacının] FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile doğrudan veya dolaylı herhangi bir ilgisinin olup olmadığını bilmiyorum. Herhangi bir şeyini de görmedim veya duymadım. 2014 Yılı HSYK seçimlerinde Kahramanmaraş'lı olmam nedeniyle ve seçimde aday olan Y.A. isimli adayın Ağrı iline geldi. Söz konusu aday kendisini anlattı ve projelerini söylediği toplantıda Ağrı Başsavcısı dahil her türlü fikir ve siyasi görüşten hakim savcılar olmak üzere o sırada ağrı ilinde bulunan hemen hemen tüm hakim savcılar o toplantıda bulundu. Bu toplantı tamamen meslektaşlık bilinci ile gerçekleşmiş bir durum idi. Yargıda birlik adayları içinde benzer durum tekrar etti. Dolayısıyla tüm yaşananlar mesleki nezaket kuralları çerçevesinde yaşanmış idi. Daha önceki ifademdeki hususlar söz konusu bu toplantının 'muhtemelen fişleme yapan ve şahsıma iftira atan hakim savcılardan birisi olsa gerek' yasal olmayan bir şekilde bir yerlere bildirilmesi neticesinde bu durumun 15 temmuzun hemen akabinde ifadeyi alan Ağrı Başsavcısına aktarıldığından olsa gerek söz konusu HSYK adayının Ağrı iline gelişi nedeniyle sorulan sorular üzerine verilen cevaplardan ibarettir. Önceki beyanlarıma ekleyeceğim bir şey yoktur. Sadece o beyanlarımda katibsel hatalardan kayıtlı yazım hataları mevcuttur. Bu duruma mütakip ifadelerimde düzeltilmiştir. Bu toplantıya benzer şekilde yargıda birlik adayları ve adalet bakanlığı yetkililerinin HSYK seçimleri nedeniyle Ağrı iline geldiği iki farklı toplantıya da hatırladığım kadarıyla sanık [davacı] ... katılmıştı. Sanığın [Davacının] herhangi bir ablalık vazifesinin olup olmadığını, hakim savcı çalışma evlerinde kalıp kalmadığını, bylock kullanıcısı olup olmadığını, bank Asya'da hesabının bulunup bulunmadığını bilemem."
S.B.B.A. isimli şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasındaki talimat yazısına istinaden … Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 18/06/2019 tarihli 1. Celseye ilişkin duruşma tutanağı:
" Ben 2012 yılında Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Bana sormuş olduğunuz ... benden bir üst dönemdi. 2011 yılında mezun oldu. 2010 ve 2011 yıllarında İstanbul'da Maltepe ilçesinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kontrolünde olan öğrenci evinde birlikte kaldık. Evde toplam 5 kişiydik. ... ev ablamızdı. Ev içerisinde herkes kendi ibadetini kendisi yapmaktaydı. Özel olarak fethullah gülen kitabı okuma videolarını seyretme gibi şeyler yoktu. Okumak isteyen seyretmek isteyen kendisi yapardı. Okul bittikten sonra ...'in hakim savcı çalışma evlerinde kaldığını da duydum. Ancak bu hususa ilişkin bilgi sahibi değilim. Benim sanığa [davacıya] ilişkin bilgim ve görgüm bundan ibarettir..."
Davacı tarafından; tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde; davacının, Maltape Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2011 yılında mezun olduğu, ... sicil numarasıyla 10/04/2012 tarihli onaya istinaden 13/04/2012 tarihinde Ankara Batı (Sincan) Adliyesinde 15. dönem adli yargı hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 22/08/2013 tarihli kur'a kararnamesiyle Ağrı hakimliğine atandığı ve 02/09/2013-21/06/2016 tarihleri arasında Ağrı Hakimi olarak görev yaptığı, akabinde Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … tarihli ve …. sayılı kararnamesiyle Develi (Kayseri) Hakimliğine atandığı ve 21/06/2016 tarihinden meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar Develi (Kayseri) Hakimi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı hakkındaki tanık beyanları incelendiğinde, S.E. adlı tanığın, hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına hazırlık döneminde bir süre davacıyla birlikte örgüte ait aynı hakim savcı çalışma evinde kaldıklarını, akabinde anılan sınavı ve mülakatı geçerek davacıyla dönem arkadaşı olduklarını, mesleğe başladıktan sonra 2014 yılı HSK üye seçimlerinde davacının kendisini arayarak örgütün sözde bağımsız adayları lehine oy talep ettiğini beyan ettiği ve beyanlarını davacının yargılandığı Ceza Mahkemesince yazılan talimata istinaden ... Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında verdiği ifadesinde de tekrarladığı; K.D.A. adlı tanığın, davacıyla dönem arkadaşı olduklarını, davacının Ankara Batı Adliyesinde staj yaptığını ve staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığını beyan ve davacıyı teşhis ettiği, ayrıca anılan beyanlarını davacının yargılandığı Ceza Mahkemesince yazılan talimata istinaden … Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında verdiği ifadesinde de tekrarladığı; D.T. adlı tanığın, davacıyla dönem arkadaşı olduklarını ve dönem içerisinde yer alan örgüt mensubu şahıslar arasında davacının da yer aldığını beyan ettiği; F.M. adlı tanığın, davacıyla dönem arkadaşı olduklarını, staj döneminde akademi yurdu ya da örgüte ait staj evlerinde kalınması hususunun örgüt tarafından belirlendiğini, bu kapsamda 2. akademi stajı döneminde örgütün talimatı doğrultusunda davacıyla birlikte akademi yurdunda kaldıklarını, davacının örgüt mensubunu olduğunu beyan ettiği, anılan beyanlarını davacının yargılandığı Ceza Mahkemesince yazılan talimata istinaden ... Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında verdiği ifadesinde tekrarladığı ve ifadesinin devamında anılan beyanlarına ek olarak davacının hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına örgüte ait mahrem hakim savcı çalışma evinde hazırlandığını, hakim savcılık sınavına hazırlık döneminde davacıyla örgüte ait farklı hakim savcı çalışma evlerinde kaldıklarını, sınavı kazandıktan sonra mülakat tarihine kadar ise davacının kaldığı örgüte ait evde birlikte kaldıklarını ve bu evde örgüt mensupları tarafından kendilerine mülakat provası yaptırıldığını beyan ettiği; S.B. adlı tanığın, esasen davacının eşi hakkında beyanda bulunduğu ve örgüt içinde evlilik yaptığını bildiği kişiler arasında davacının eşini de (dolaylı yoldan da davacıyı) saydığı; R.T. adlı tanığın, davacıyla aynı dönemlerde Ağrı ilinde görev yaptıklarını, 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde kendisinin organize ettiği ve örgütün sözde bağımsız adayı Y.A.'nın katılımıyla yapılan toplantıya davacının da katıldığını beyan ettiği, anılan beyanlarını davacının yargılandığı Ceza Mahkemesince yazılan talimata istinaden … Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında verdiği ifadesinde tekrarladığı ve ifadesinin devamında anılan beyanlarına ek olarak davacının anılan toplantı dışında Yargıda Birlik adayları ve Adalet Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla yapılan toplantılara katıldığını da hatırladığını beyan ettiği; S.B.B.A. adlı tanığın, davacının yargılandığı Ceza Mahkemesince yazılan talimata istinaden ... Ağır Ceza Mahkemesinin … numaralı talimat dosyası kapsamında verdiği ifadesinde davacıyla aynı üniversiteden (Maltape Üniversitesinden) mezun olduklarını, davacının kendisinin bir üst dönem olduğunu ve 2011 yılında üniversiteden mezun olduğunu, üniversite döneminde 2010-2011 yıllarında davacıyla birlikte örgüte ait evde birlikte kaldıklarını ve bu dönemde evin ablalığı görevini davacının ifa ettiğini, davacının mezun olduktan sonra ise örgüte ait mahrem hakim savcı çalışma evlerinde sınavlara hazırlandığını duyduğunu beyan ettiği görülmüştür.
Davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacıya ait hizmet cetveli birlikte incelendiğinde, S.B.B.A. adlı tanığın, davacının üniversite döneminde 2010-2011 yıllarında örgüte ait evde kaldığı ve bu dönemde ev ablalığı görevini ifa ettiği şeklindeki beyanının davacıya ait mezuniyet bilgileriyle uyumlu olduğu; S.E., F.M. ve S.B.B.A adlı tanıkların, davacının hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına örgüte ait mahrem hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde hazırlandığı şeklindeki beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu; davacıyla dönem arkadaşı olan K.D.A. ve F.M. adlı tanıkların, davacının staj döneminde örgüt talimatı doğrultusunda örgüte ait staj evinde ve akademi yurdunda kaldığı şeklindeki beyanlarının net ve tutarlı olduğu; yine davacıyla dönem arkadaşı olan D.T. adlı tanığın, davacının dönem içerisinde örgüt mensubu kişiler arasında yer aldığı şeklindeki beyanının, K.D.A. ve F.M. adlı tanıkların beyanlarıyla uyumlu ve bu beyanları destekler mahiyette olduğu; S.E. ve R.T. adlı tanıkların, davacının 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde davacının tutumuyla ilgili beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu; UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesinde, davacının eşi K.I.'nın, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedildiği, davacının eşi K.I. tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile anılan karar karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş haklarının yasal faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle açtığı Dairemizin E:2017/3834 sayısına kayıtlı dava dosyasında, Dairemizin 25/11/2020 tarih ve K:2020/5387 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, anılan kararda, davacının eşi hakkında, "staj döneminde örgüt evlerinde kaldığı, örgüt içerisinde devreci ve murakıp olarak görev aldığı, örgütün istişare grubunda bulunduğu, Serhat kod adını kullandığı ve örgüt toplantılarına katıldığı yönündeki tanık ifadelerinin değerlendirilmesi sonucunda FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı"nın belirtildiği, ayrıca yine davacının eşi hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürütülen ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla mahkumiyet kararı verildiği ve anılan kararın istinaf aşamasında olduğu hususları ile S.B. adlı tanığın, davacının eşini ve dolaylı yoldan davacıyı yapı evliliği yapan kişiler arasında sayması hususu birlikte değerlendirildiğinde, S.B. adlı tanığın beyanlarının davacının ve eşinin örgüt içerisindeki konumuna uygun olduğu; tanıkların davacı hakkındaki yukarıda yer verilen beyanlarının itibar edilebilir nitelikte olduğu ve davacının örgüt ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına ve "ev ablalığı" görevi yaptığına, hakim-savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına örgüte ait mahrem hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim savcı adaylığına başladıktan sonra örgüt talimatı doğrultusunda örgüte ait staj evlerinde ve akademi yurdunda kaldığına, yapı evliliği yaptığına, 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde örgüt lehine faaliyette bulunduğuna ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen davacı hakkındaki tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaşlarının karar tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaşlarının karar tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Aşağıda gösterilen ve dava dosyasında kullanılan toplam …-TL posta giderinden davanın açıldığı sırada davacı tarafından ödenen …-TL posta gideri avansının mahsubu sonrasında kalan ve davacının adli yardım isteminin kabul edilmesi nedeniyle tahsil edilemeyen … TL posta gideri ile yine aynı sebeplerle tahsil edilemeyen …-TL harcın davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?