Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2017/4094 K.2022/354
Özet: (1) Davacı, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kararnamenin 3/1. maddesi gereği, FETÖ bağlantısı nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına dayanan Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. (2) Danıştay 5. Daire, davanın usul ve esas yönünden reddine karar vererek, kararın 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi kapsamında hukuka ve mevzuata uygun olarak tesis edildiğini, disiplin cezası niteliğinde
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4094
Karar No : 2022/354
**DAVACI:** …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın savunması dahi alınmadan tesis edildiği, Anayasa'ya, 2802 sayılı Kanun'a ve idare hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğu, kararda tarafına herhangi bir eylem isnat edilmediği, görev süresince hiç kimseden emir veya talimat almadığı, ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden mesleğini yapmasına engel bir mahkumiyet hükmünden söz edilemeyeceği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi'ne dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının ve söz konusu işlem sebebiyle yoksun kalınan tüm parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemleriyle açılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içerisinde yer alan ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu işlemlerin hukuka uygun olduğu saptandığından davacının parasal haklarının ödenmesi talebinin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi ve gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. ve 6. fıkraları uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeden 10/04/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından 14/02/2020 tarihli üst yazı ekinde dosyaya sunulan davacı hakkındaki "Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ile davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD 07/10/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu "Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ile Danıştay Savcısı Düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ... (davacı) hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda ...'ın (davacı)129.862 satırlık ByLock abone listesinin 1854. satırında kaydının olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ..., USER ID numarasının ... ve tespit edilen tarihin 12/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde ise; "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında ...'ın (davacı) adı ve T.C. kimlik numarası ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "...", adının "…" olduğu, Abone Tespit Kayıtları" başlığı altında tespit edilen GSM numarasının "...", "SGK Kayıtları" başlığı altında Yüksekova Adliyesinde görev yaptığı, "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında Ö.U. isimli kişi tarafından "…" olarak kaydedildiği görülmektedir.
Söz konusu Tutanaklar ile davacıya ait UYAP sisteminde yer alan aile nüfus kayıt örneği ve özlük dosyası incelendiğinde; davacının ... olan adını ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:…, K:… sayılı ve 26/02/2015 kesinleşme tarihli kararı ile Kemal olarak değiştirdiği, yukarıda yer verilen Tutanakların davacıya ait olduğu, Tutanakta "..." olarak belirlenen şifrenin isim değişikliğinden önceki adı olan "..." ismi kullanılarak oluşturulduğu, Ö.U. isimli ByLock kullanıcısı tarafından ... ismi ve … soy isminin baş harfi olan "a" ile uyumlu olarak kaydedildiği, davacının 26/06/2015 tarihinden hakkında meslekten çıkarma kararı verilinceye kadar Yüksekova Adliyesinde görev yaptığı görülmüştür.
Bununla birlikte davacının, ceza yargılaması sonucunda silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 231. maddesinin 5. ve 6. fıkraları uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "...sanık [davacı] adına kayıtlı olan ... numaralı GSM hattı ile ... ID numaralı FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının gizli ve şifreli haberleşme programı olan Bylock isimli programı 12.08.2014 tarihinden itibaren kullandığının tespit edildiği, bylock değerlendirme tespit tutanağının tetkikinde kullanıcı adının "..." olduğu, şifre bilgisinin "..." olarak bulunduğu, ...sanığın ... ID numarası bylock'u kullandığı anlışılmıştır." gerekçesine yer verilmiştir.
Davacı tarafından; söz konusu "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"na karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların incelenmesinden; davacının "..." ID numarasıyla kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B.ye ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/03//2017 tarihli sorgulama tutanağı; "...Çayeline atandıktan sonra Çayelinde birlikte görev yaptığımız E.B. ile Rize merkezde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan ... ...'’ın evine gittik. Burada yine Rizede görev yapan A.D. ve Hopa'da hakim olarak görev yapan N.K. vardı. Haftalık yada iki haftalık sohbetler yapıyorduk. Grup sorumlusu N.K.ydi. N.K.ye himmet adı altında maaşımdan para veriyordum. Ancak her zaman ona para vermiyordum. Ayrıca eve ... isimli sivil bir şahısta geliyordu. Daha seyrek geliyordu. Ben hareketlerinden ve konuşmalarından N.nin üstünde biri olduğunu düşünüyorum. Daha sonradan bu şahıs değişti. İsmini hatırlamadığım başka bir şahıs gelmeye başladı. Biz genelde himmeti elden N.ye veriyorduk.. Başkasına da para vermiş olabiliriz ancak şuan hatırlayamıyorum. "
Ayrıca aynı şahıs, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiş, davacı hakkıda "... ( ... ) İfademde belirttim. Rize Hakimi olarak görev yapıyordu. Evine sohbete gidiyorduk. ... isimli kişiyle ilk defa onun evinde tanıştık. Tam ve eksiksiz olarak teşhis ettim." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan E.B.ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış 31/12/2016 tarihli dilekçe; "...Staj bittikten sonra Rize'nin Çayeli ilçesine kura çekmiştim. 2011 yılının Ağustos ayında buradaki görevime başlamıştım. ...aynı yerde görev yaptığımız C.Savcısı A.B. aracılığıyla bana ulaşıp sohbete çağırdılar. Akabinde A.yla birlikte söz konusu sohbetlere katılmaya başlamıştık. Sohbet grubunda Rize'de savcı olarak görev yapan A.D. ve ... ...'la Hopa'da hakim olarak görev yapan N.K. vardı. Grubun mesulü N.K.ydi. Sohbetleri haftada bir olacak şekilde ... ...'ın Rize Merkezdeki evinde yapıyorduk. Ev lojmanda olmadığı için genelde burası tercih ediliyordu. Evin cemaat faaliyetlerinde kullanılmak için özel olarak lojman dışında tutulduğunu düşünüyordum. Çünkü ... ... kendisine lojman çıkmasına karşın uzun bir süre buraya taşınmamıştı. Ayrıca sohbetlere duruma göre 15 günde veya ayda bir olacak şekilde "sivil abi" olarak bildiğimiz "..." ismini kullanan biride geliyordu."
Ayrıca aynı şahsa ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/02/2017 tarihli ek ifade tutanağı; "2011 yılının Ağustos ayında kura çekerek Çayeli ilçesinde görevime başladım. Yaklaşık 2-3 ay sonra aynı yerde görev yapağınız Cumhuriyet Savası A.B. beni sohbete çağırdı. Rize merkezde ... ... isimli Cumhuriyet Savcısının evinde yine Rize'de görev yapan Savcı A.D. ve Hopa hakimi N.K. ile birlikte haftalık sohbetlere başladık. Grup sorumlusu N.K.ydi. Ev lojman dışındaydı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.T.ye ait, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Bozüyük'e geldiğimde şuanda Diyarbakır Başsavcı Vekili olarak görev yapan T.B.nin aynı adliyede görev yapan ve şu anda açığa alınanlar listesinde adlarını gördüğüm M.S., S.S., İ.T.K., K.K., ... ve D.A. tarafından hükümet ajanı olarak lanse edildiğimi ve tamamen yalnız bırakıldığımı gördüm. Ortada bir örgüt gibi bir yapı vardı. Ben Ekim 2014 tarihinde başladığımdan beri hep T.B.nin yanında yer aldım. T.B. bana her alanda destek oldu. Ben bu örgütlü yapıyı farkedince çevremde cemaatçi olmayanları da uyandırmaya çalıştım."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.K.ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişince düzenlenen 04/01/2011 tarihli tanık ifade tutanağı; "2014 HSYK seçimleri sırasında Diyarbakır adliyesinde görev yapıyordum. ... Seçim sürecinde Kurban bayramından yaklaşık 1 hafta önce Bozüyük adliyesinde hakimi D.A. ve eşi ... ... Diyarbakır'a evimize ziyaret bahanesi ile geldiler. Ben ve eşimden sözde bağımsız FETÖ adayları için oy isteyerek YBP adaylarının seçimi kazanma ihtimalinin bulunmadığını söylediler. YBP adayları aleyhine konuşmalar yaptılar. Eşim Engin'in tepki göstermesi üzerine ortam gerildi. Eşim YBP adaylarını destekleyeceğini söyledi. Ben de misafirlerim olmaları nedeni ile kırmak istemediğimden uygun bir dille sözde bağımsız FETÖ adaylarını desteklemeyeceğimi söyledim. ... Diyarbakır’lı olması nedeni ile ailesinin evine bizi davet etti. Israrcı olmaları nedeni ile davete icabet ettik. Evlerinde bulunduğumuz sırada yine HSYK seçimleri konusu açıldı. Özellikle D.A. beni FETÖ adaylarını desteklemem için ikna etmeye çalıştı. Özellikle İ.Ç. ve A.N.G. için benden oy istediler. Ben YBP adaylarını destekleyeceğimi söyledim. Konuşma esnasında D.Y.nin konusu açıldı. Bu konudaki D.A. ve ...'ın söylemlerine eşim çok sert tepki gösterdi. Bunun sonrasında kalkmak zorunda kaldık. ... ... ..., Bozüyük adliyesinde birlikte görev yapmıştık. 2014 HSYK seçimlerinde sözde bağımsız FETÖ adaylarına oy istemişti. Meslekten ihraç edildiğini biliyorum. ... olan adını Kemal olarak değiştirdiğini duymuştum."
Öğrenci olan ve ifadesine başvurulan F.S.ye ait, Bilecik Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Bylock programını hiç kullanmadım ama HSYK tarafından açığa alınan ve Van da Cezaevinde bulunan hakim olan ablam D.A. veya eniştem Cumhuriyet Savcısı ... bylock programını kullanmış olabilir. Benim kullanmış olduğum üç telefon hattım bulunmaktadır. Bunlardan ... nolu hattı ben aktif olarak kullanıyorum. Kimin kullandıklarını bilmediğim diğer iki hat hakkında bylock programı yüklenmişse bunların da ablam veya eşi [...] tarafından yüklenmiş olabileceğini tahmin edebiliyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.N.B., Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/02/2020 tarihli fotoğraftan teşhis ve kimlik bilgileri tespit tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiş, davacı hakkında "...Ben Adalet Akademisinde 2008-2010 yılları arasında Adli Hakim Adayı olarak staj yaparken, stajer hakim adayı olan ve cemaat evlerinde kalan şahısların hafta sonlarında evlerinde yapılan sohbet toplantılarına gidiyordum. Sohbet toplantılarına benimle beraber aynı staj döneminden arkadaşlarım olan T.T., F.Y., S.G., S.A., İ.G., İ.E., S.G., ..., ... (Sonradan isminin Kemal olarak değiştiğini biliyorum), U.A.isimli şahıslarda katılıyordu. Sohbet toplantılarında dini sohbetler, Fetullah GÜLEN'in kitapları okunuyordu, video kasetleri izleniyordu. Sohbet toplantılarını yapan kişiler sivil şahıslardı. Kim olduklarını bilmiyordum." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davacının kendi beyanları şu şekildedir:
Davacıya ait, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/07/2018 tarihli sorgulama tutanağı; "...etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyorum. ... Hakimlik stajına başlayana kadar FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile herhangi bîr bağlantım yoktu. ... Stajyerken Ankara Adalet Akademisinde ilk dönem eğitimi sırasında H. yanıma gelerek "Allah rızası birşeyler yapmaya çalışıyoruz, sen de Allah rızası için bize dahil ol dedi" ben de söz konusu yapının herhangi bir ard niyet taşımadığını düşünerek H.nin teklifini kabul ettim. Ben Adalet Akademisi'nde Diyarbakır stajyeri olduğum için ilk başta akademinin yurdunda kalıyordum.
Ben her ne kadar ifademde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile staj dönemimle irtibata geçtiğimi söylemişsem de yanlış anlaşılmıştır. Aynı fakültede okuduğumuz H.Ö. beni söz konusu yapının evlerine sohbete davet etmiştir. 4 yıl boyunca birkaç kez söz konusu sohbetlere katıldım. Söz konusu ev H.nin kaldığı örgüte ait hir evdir. Bu ev Ofis Semti'ndeydi. Sohbetleri Hakan düzenlerdi. ...
Akademinin ikinci döneminde H. beni fakülteden arkadaşım olan S.G. ve döneni arkadaşım olun K.O.ya yönlendirdi. Bu kişilerde bana örgütün evine çıkmamı teklif ettiler ben de bu teklifi kabul ettim, kaldığım ev Ankara ili Sıhhiye semtindeydi. Aynı dönem Hakim ve Cıımhurivet -Savcısı stajyeri omu S.S., İ.B. kalmaktaydı.
Söz konusu eve çıkınca K. benden himmet vermemi istedi. Ben de kabul ettim. İik başka 100.00 TL veriyordum. Daha sonra ise maaşımın %10'unu istediler. Ben de her ay maaşımın % lO'unu K.ye vermeye başladım. Görev yaptığım Rize Merkez, Bozhöyük ve Yüksekova'da da maaşınım % 15'ini himmet olarak vermeye başladım.
2010 yılında Rize Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. Rize idare Mahkemesi Hakimi olan İ.T. Benimle Ankara ilinde ilgilenen K.O.nun selamı ile aradı ve Rize ilinde görev yaptığım süre boyunca bağlı bulunduğum grubun sorumlu abiliğini İ.T. yapmıştır. 2010-2013 yılları arasında benim de dahil olduğum grupta Hakim ve Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Y.G., C.Ü. vardı. Sorumluluğu da dediğim gibi İ. yapmaklaydı. Maaşımın %15'ini himmet olarak her ay elden İ.ye veriyordum. Genellikle ayda bir kendi evlerimizde sırayla toplanır Fethullah Gülen'in kitaplarını okuyup ve videolarını seyrederdir.
2011 yılının Mayıs ayının askerden dönüp tekrar Rize ilindeki görevime başladım. Tayinler sebebiyle bağlı bulunduğum grup değişmişti. Benim bulunduğum grupta soyadını hatırlamadığım Rize Cumhuriyet Savcım A., Çayeli Hakimi E.B. ve Çayeli Cumhuriyet Savcısı A.B. vardı. Bu grubun sorumlusu ise Hopa Hakimi N.K.ydi. Aynı şekilde görüşmelerimiz devam etti. Kendi evlerimize gidip gelmelerimiz devam etti.
N.K. bana katalog evlilik önerdi. Ben de bunu kabul ettim. N.nin yönlendirmesi ile Ankara iline gittim. Burada staj döneminde de arada sırada bizimle ilgilenen ve Bakanlıkta Tetkik Hakimi olarak çalıştığını bildiğim, ama gerçek ismini bilmediği, görsem tanıyabileceğim ... isimli kişi ile görüştüm. ... beni evlendirmek istediğini söyledi ve boşandığım eski eşim D.S. ile tanıştırdı. Belli bir süre görüştükten sonra 13/06/2012 tarihinde evlendik. Duygu bu sırada Ankara ili stajyeriydi. Evlenince stajını Rize iline aldırdı.
2013 yılında ... Mayıs ayında eş birleştirmesi ile Bozüyük Adliyesi'ne atandık. Bozhüyük'te 2013-2015 yılları arasında görev yaptım. Benim ve eşimle Bilecik Cumhuriyet Savcısı olan H.Ö. irtibata geçti. Ayrıca tam olarak görev yerini bilmediğim, görsem tanıyabileceğim U. isimli Cumhuriyet Savcısı da bu yapıya mensuptur. Bu şekilde oluşan bir grubumuz vardı. Sohbetlerimiz ve himmetlerimiz devam ediyordu. H. ve U.nun tayini çıktı. Bu grubun abisi ... isimli İstanbul ilinde göıev yaptığını bildiğim bir öğretmendi. Ara ara Bilecik'e gelip gidiyordu. Hatta İstanbul ili Kartal'daki evine bizde giderdik.
2014 yılı HSYK seçimlerinden önce beni ve Osmaneli Cumhuriyet Savcısı M.S.Ç.yi İstanbul iline çağırdı. HSK seçimlerinin kaybedilmemesi ve birbirimizle irtibatlı olmak için telefonuma ByLock isiınii programı ... isimli şahıs yükledi. Programın ismini söyledi. Amacını da seçimlerde haberleşmek olduğunu belirtti. ByLock üzerinden ... ve S. ile görüşmeye başladım. Seçimin kazanılması için ByLock'a mesajlar atılıyordu. Seçim bittikten sonra ben ByLock programını telefonumdan kaldırdım.
Ben Bozhöyük Adliyesi'nde HSYK içimlerinde örgütün aday gösterdiği kişilere oy verilmesi için çalışma yaptım. Aynı adliyede görev yaptığım E.T. ve İ.B. ile görüştüm. Bozhöyük Adliyesi'nde bcıiimic birlikte görev yapan İ.T.K., M.S.nin da bu yapıya dahil olduğunu bilirim, fakat onların grubu ayrıydı. Ama yine arada hep beraber toplanırdık. Bylock üzerinden M.S. ile de görüştüğümü biliyorum. Bilecik'te ben ve eşim maaşlarımızın %15'ini Ali(K) isimli bu kişiye himmet olarak vermeye devam ettik.
2015 yılı yaz kararnamesi ile eşimin ve benim tayinim Yüksekova Adliyesi'ne çıktı. Burada ben ve eşim ile öğretmen kökenli olan fakat mesleğini yapmayan, görsem tanıyabileceğim ... isimli kişi ilgilenmeye başladı. Bu kişinin Van Öğretmen Evi'nin yakınında evi vardı. 2-3 ayda bir Yüksekova Adliyesi'nde görevli Hakim ve Cumhuriyet Savcılarından ben, eşim, İ.Y., M.Y., A.D., H.A., H.A.nın ismini hatırlayamadığım eşi, H.E. bu kişinin evine gider sohbetler düzenlerdik. ... Yüksekova'ya hiçbir zaman gelmedi. Van iline gittiğimde ... bana bir tablet verdi. İçinde Tango isimli bir program olduğunu söyledi ve bununla haberleşileceğini söyledi. ... bana Tango programı ile mesajlar gönderirdi. Mesajlar genellikle Fethullah Gülen‘in rüyaları ile ve yaşamları ile ilgiliydi. Ayrıca cemaate mensup kişileri birarada tutmaya yönelik mesajlardı. Ben de mesaj geldiğinde bu mesajları İ.Y.ye aktarırdım.
15/07/2016 günü darbe girişimini evde televizyondun öğrendim. Aynı gece saat 21:00-22:00 sıralarında tablete bir mesaj geldi. Mesaj ...'dan gelmişti. Söz konusu mesajda "Bu mesele için dua edin. Darbeyi yapanlara yardımcı olmak için gerekeni yapın " cümleleri yazmaktaydı. Ben de ...'a (K) cevap olarak "Allah sizin gibilerin belasını versin, hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım, böyle birşey yapmayacağım, bundan böyle benimle irtibata geçmeyin" yazdım ve hemen ardından tableti kapattım. Söz konusu tablete soruşturma aşamasında el konulmuştur ve kriminal incelemesi devam etmededir. ...'un kim olduğunu ve nerede olduğunu bilmemekteyim. ..."
Davacıya ait, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/07/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 27.07.2018 günü giderek etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğimi belirttim. ...Benim bu yapıyla tanışmam 2003 yılı itibariyle Diyarbakır ili Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesine başlamam ile birliktedir.
2003 - 2007 yılları arasında Diyarbakır Dicle Üniversitesi dönemi
... Üniversitenin 2. Yılında benimle aynı sınıfta bulunan S.G. ... ve H.Ö. ... isimli şahısların beni Ofis semtinde bulunan kendi öğrenci evlerine sohbet etmek amacıyla çağırdılar. Bende arkadaşlarım olması sebebiyle gittim. Bu ve diğer buluşmalarımızda kendileriyle güncel konular ve Risalei Nur sohbetleri yaptık. Dini konulardan konuşuyorduk. Bu şekilde eğitim hayatım sonuna kadar birkaç defa bu sohbetlere katıldım. ... Bu evin bir örgüt evi olduğunu o zaman söylemişlerdi.
...
Bu örgütün mensuplarına güvene dayalı olarak verdikleri 5'lik sistem adıyla bilinen güven sorgulamasına yarayan bir sistem olduğunu biliyordum. Bu sistemde 5 en güvenilir örgüt mensubu (kardeş) kişilere verilirdi. 4 daha az güvenilen örgüt mensubu kişilere (refik) verilirdi. 3 ise pek güvenilmeyen kişilere verilirdi. Bu kişilerle diyalog kopmasın diye 3 ayda bir gibi değişik periyotlarda ziyaret edilerek bağın kopmaması sağlanırdı.
2008 yılı Ankara Adalet Akademisi Dönemi
Ben stajyer iken Ankara Adalet Akademisi ilk dönemi için Ankara iline gittim. ...Stajyer iken Ankara Adalet Akademisinde ilk eğitim dönemi sırasında H.Ö. yanıma gelerek hal hatır sorduktan sonra "Allah rızası bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, sende Allah rızası için bize dahil ol” dedi. Bende o günkü düşüncelerimle bu örgütün kötü olduğunu düşünmediğim için H.nin teklifini herhangi bir art niyet taşımadığını düşünerek Allah rızası için kabul ellim. Ben Adalet Akademisinde Diyarbakır stajyeri olduğum için öğrenim dönemimin ilk dönemi olan 4 ay boyunca Akademi yurdunda kalıyordum. İlk dönem bitiminde tekrar Diyarbakır iline geldim. 2009 -2010 yıllarında eğitimimin ikinci dönemi için tekrar Ankara iline gittim ve tekrardan Akademinin yurdunda kalmaya başladım. 1 ya da 1 buçuk ay sonra Fakülteden arkadaşım H.Ö. ve S.G. beni hakimlik döneminden devre arkadaşım olan K.O. ... isimli şahsa yönlendirdiler. Bu şahsı örgülün içerisinde olduğunu ve benim eve çıkmama yardımcı olacağını söylediler. Ben teklifi kabul ettim ve örgütün Ankara ili Sıhhiye semtinde bulunan evine yerleştim. ... Ben bu eve çıktıktan bir süre sonra K.O. bana "biz okuyan çocuklara muhtaçlara yardım amacıyla himmet topluyoruz. Bizim cemaatimize üye olanlardan bu parayı topluyoruz ve hayır işlerinde kullanıyoruz” dedi. Ben ilk olarak aylık 100 TL para veriyordum. İlerleyen zamanlarda maaşımın yüzde 10’unu istediler. Bende her ay maaşımın yüzde 10’unu K.O.ya elden vermeye başladım. Benim cemaat ile asıl ilişkim ve irtibatım bundan sonra başladı. 2010 yılına kadar staj dönemi devam etti. Ben görev yaptığım Rize Merkez, Bozüyük ve Yüksekova’da da maaşımın yüzde 15’ini himmet olarak benden sorumlu olan şahıslara elden veriyordum. Ben staj döneminde de toplantılara ve sohbetlere katılıyordum. Bu dönemde K.O.'ya sohbetlere geliyordu. Ama bizimle aynı evde kalmıyordu. ...Benim bildiğim kadarıyla bizim Hakimlik Savcılık dönemindeki devre sorumlumuzun ... isimli bir şahıs olduğunu biliyorum. Bu şahıs gelip bizlerle birlikte sohbetlere katılırdı. Sohbetlerde sorumluydu.
...
2010 yılı Rize dönemi
Ben Hakimlik Savcılık stajından sonra 2010 yılında Rize ili Merkezine Cumhuriyet Savcısı olarak atandım ve göreve başladım. Rize Adliyesinde göreve başladıktan sonra odamda bulunduğum sırada dahili telefondan kendisini Rize İdare Mahkemesi hakimi olarak tanıtan İ.T. ... isimli şahıs beni arayarak "K.O.nun selamı ile arıyorum. Görüşebilir miyiz?” dedi. Bu örgütün yapısında bildiğim kadarıyla zaten usûl bu şekilde oluyor. Görev yerine gittiğinizde sîzin tanıdığınız birinin selamıyla örgüte üye olan oradaki şahıs arayarak görüşmek istiyor. Bunu bildiğim için İ.T.nin görüşme talebini örgütsel görüşme olduğunu anlayarak kabul ettim. Bu telefon görüşmesinden sonra İ.T. odama geldi. Kendisini tanıttı ve görüşme yerini söyleyerek ayrıldı. Kendisiyle daha sonra ilerleyen bir vakitte bir hafta içerisinde belirlediği kendine ait evinde buluştuk. Bu buluşmamızda bana benden, Y.G., C.Ü. isimli şahıslar ile birlikte bir grup olduğumuzu kendisinin bizi erden sorumlu abi olduğunu söyledi. Aynı adliyede çalıştığımız için haberleşmemizde bir sıkıntı yoktu.
...
Ben Rize ilinde görev yapmakta iken İ.T.nin grubunda sohbetlere genelde kendimizin kullanmış olduğumuz evlerde sıra ile ortalama 2 haftada bir ya da ayda bir şeklinde değişik periyotlarda buluşuyorduk. Bu buluşmalarda Fethullah GÜLEN'in kitapları okunuyor, CD’leri dinleniyor ve bu konularla ilgili sohbetler yapıp dağılıyorduk. Burada da himmet verme işlemi devam ediyordu. Yine maaşımın yüzde 15’ini İ.T.ye elden veriyordum. ...
2011 - 2013 villan Rize Dönemi
2011 yılı Mayıs ayında Askerlik görevinden dönerek yine Rize ili merkezinde görevime başladım. ... Biz yine Y.G. ve C.Ü. ile birlikte Y.G.nin önderliğinde sohbetlere devam ettik ve ben bu süreçte maaşımın yüzde 15’ini himmet olarak Y.G.e vermeye devam ettim. Bir zaman sonra tayinlere bağlı olarak grubumuz değişti. ... Yeni grubumuz tayin olarak Rize İline atanan Cumhuriyet Savcısı A.D., Çayeli Hakimi E.B., Çayeli Cumhuriyet Savcısı A.B. ve benden oluşuyordu. Bizden sorumlu ise Hopa Hakimi N.K. idi.
...
Ben maaşımın yüzde 15’ini himmet olarak N.K.ye vermeye başladım. Toplantılar genelde Rize İlinde olmaktaydı. Benim bekar olmam sebebiyle N.K. bana geliyordu. Bu şekilde toplantılar yapıyorduk. Sırayla diğer arkadaşların da evinde toplandığımız oldu. N.K.nin Artvin ili Hopa ilçesindeki evine nadiren birkaç defa gittik. Bu gittiğimiz ev kendi şahsi evi idi. 2011 yılının sonlarına doğru örgüt içerisinde yapılan toplantılarda örgütün yapısı gereği genelde aynı meslek grubundaki şahıslar toplanırdı ancak belirttiğim tarihlerde Hakim Savcı grubuna öğretmen bir sorumlu atandı ve bizden asıl sorumlu olan ... (K) ... isimli soy ismini hatırlamadığım şahıs gruba dahil oldu. Bu şahıs N.K. ile irtibata geçip bizim grubumuzdan sorumlu oldu.
...
2012-2013 yıllan Rize İli Evlilik dönemleri
2011 yılı sonlarına doğru N.K., devrem olan K.O. ve ... (K ) ... isimli şahıs gruptaki tek bekarın ben olmam sebebiyle bana evlenmeyi düşünüp düşünmediğimi sordu. Düşünüyorsam beni birileri ile görüştürebileceklerini söylediler. Ben bu teklifi evlenmeyi düşündüğümü söyleyerek kabul ettim. Benim için uygun gördükleri bayan ile görüşmeyi kabul ettim. N.K.benim evleneceğim kişi ile görüşme yapmam için benim Ankara iline gitmemi ve ... ile görüşmem gerektiğini söyledi. Ankara iline gittiğimde K.O. ile birlikte ... ‘in yanına gittik. ... isimli şahsı Ankara'daki Akademi döneminden zaten tanıyordum. ... ( K )’ın Ankara Hakim Savcı lojmanlarındaki evine gittim. Burada ..., ... ‘ın eşi evlenmemi istedikleri D.S. ve ben vardım. Bizi burada evin bir odasında D.S. ile birlikte yalnız bıraktılar. Birkaç saat D.S. ile sohbet ettik. Bu sohbette birbirimizi tanıdık. Kafalarımız uyuşunca görüşmeye devam etlik ve 13.06.2012 tarihinde D.S. ile evlendik. Örgütün D.S.yi bana uygun görme sebepleri hem aynı meslekten olmamız hem de memleketlerimizin yakın olmasıdır.
...
2013- 2015 yıllan Bilecik Bozüyük dönemi
Ben eski eşim D.S. ile evlendikten sonra eski eşim kurada Bilecik ili Bozüyük ilçesini çekince benim de atamam eş birleştirmesi ile Bozüyük ilçesine yapıldı. Ben Bozüyük Adliyesinde göreve başladıktan sonra beni dahili telefondan Bilecik Cumhuriyet Savcısı H.Ö. olduğunu söyleyen bir şahıs aradı ve K.O.nun selamıyla beni aradığını söyledi. Burada bundan sonra beraber görüşeceğimizi söyledi. Bunun üzerine H.Ö.in de bu örgütün içerisinde olduğunu anladım. H.Ö. ile kendi evinde buluştum. Bu buluşmada U. ve E. isimli soy isimlerini hatırlamadığım iki şahıs daha vardı. Bu buluşmalara İstanbul ilinden öğretmen olduğunu söyleyen ancak örgütün bu işleri ile ilgilenen ... isimli bir şahıs da geliyordu. Grubun asıl sorumlusu bu şahıstı. Ben burada da himmet vermeye devam ediyordum. Burada himmeti maaşımın yüzde 10’u olarak H.Ö.ye veriyorduk. Bu gittiğimiz toplantılara hepimizin evli olması sebebiyle eşlerimiz ile birlikte katılıyorduk. Bayanlar kendi arasında sohbet ediyor erkekler kendi arasında sohbet ediyordu. Bayanlar da erkekler de örgütsel sohbetlerde bulunuyordu. Eşimin de maaşının yüzde 10’unu himmet olarak H.Ö.ye veriyorduk. Daha sonra bu sohbetlere M.S.Ç. isimli şahıs da dahil oldu. Tayinler çıktıktan sonra H.Ö.nün U. ve E.nin tayinleri çıktı. Biz M.S.Ç. ile ... ile görüşmek için İstanbul ili Kartal ilçesindeki örgüt evine gidiyorduk. Çoğu zaman da ... Bozüyük’e geliyordu.
...
2014 yılı HSYK seçimlerinden önce ... isimli şahıs Osmaneli Cumhuriyet Savcısı M.S.Ç. ve beni görüşme amacıyla İstanbul iline çağırdı. Ancak M.S.Ç. gelemediği için ben tek başıma İstanbul ili Kartal ilçesinde ...’nin evine gittim. ... bana HSK seçimlerinin kaybedilmemesi ve birbirimizle irtibatlı olmamızı söyledi ve bu amaçla el koyulan telefonuma ve ... numaralı hattıma Bylock isimli programı yükleyeceğini söyledi. Ben Bylock isimli bir programın ismini daha önce hiç duymamıştım. Bu programı mesajlaşma programı olarak söyledi. Burada sohbet edip konuştuktan sonra ben ayrılarak tekrar Bozüyük’e döndüm. ... Bilecik'e toplantıya geldiği zaman M.S.Ç.nin telefonuna da Bylock programım yükledi. Ona da ayın şekilde haberleşmek amacıyla yüklediğini söyledi. Bu programı HSK seçimlerinde haberleşmek için kullandık. Seçim bittikten sonra hep bu programı telefonumdan kaldırdım. HSK seçimleri döneminde örgüt kendi elemanlarından oluşan bir listeyi bize Bylock üzerinden ve yazılı olarak gönderip bu isimlere oy vermemizi istedi. Bende bu doğrultuda Bozüyük Adliyesinde HSYK seçimlerinde örgütün aday gösterdiği kişilere ov verilmesi amacıyla çalışma yaptım. Aynı adliyede görev yaptığım Cumhuriyet Savcısı E.T. ve Asliye Ceza Hakimi İ.B. ile görüştüm. Bu şahısları hiçbir örgüt toplantısında görmedim. Bu şahısların örgüte dahil olmadıklarım düşünüyorum. Ben Bylock üzerinden M.S., M.S.Ç. ve ... ile görüştüm.
2015 yılı Yüksekova dönemi
2015 yılı yaz kararnamesi ile eşim ile birlikte tayinimiz Hakkari ili Yüksekova Adliyesine çıktı. Ben Cumhuriyet Savcısı olarak eşim ise Hakim olarak göreve başladık. Burada aynı adliyede çalıştığımız Cumhuriyet Savcısı A.D. bana kendisinin de bu örgütün içerisinde olduğunu, benim buraya yeni tayin olduğumu öğrendiklerini, Hakkari, Van ve Malatya illerinde Hakim ve Savcılardan sorumlu olan ... isimli birinin benimle konuşmak istediğini söyledi. Bende görüşmeyi kabul ettim ancak şahsın Yüksekova’da değil Van ilinde olduğunu, eğer görüşme talebini kabul edersem hatırlamadığım bir tarih söyleyerek bu tarihte beni Van ilinde bulunan Öğretmenevi’nin orada bekliyor olacağını söyledi. Ben de o tarihle Van ilinde bulunan Öğretmenevine eşim ile beraber gittim. ... isimli şahıs ile buluştuk. Bir süre sohbet ettikten sonra bana kullanmam için gözaltına alındığım tarihte evimde ele geçirilen ve şu an incelemesi devam eden marka ve modelini hatırlamadığım bir tablet verdi. Bu tabletin içerisinde Tango isimli bir programın yüklü olduğunu ve buradan görüşme yapacağımızı söyledi. Sohbet sonrasında ben tekrardan Yüksekova’ya döndüm. Bu vermiş olduğu tablet ile ben Tango isimli program üzerinden ... ile nıesajlaşıp haberleşiyordum. Genellikle Fethullah GÜIEN'in yaşantıları ve videoları ile ilgili gönderim yapıyordu. FETÖ terör örgütü içerisinde mensuplarını bir arada tutmaya yönelik mesajlar atarlardı. Biz Yüksekova’da görevli kaldığımız süre içerisinde eşim ile birlikte Yüksekova Adliyesi'nde görev yapan Hakim ve Savcılardan İ.Y., eşi M.Y., A.D., H.A., H.A.nın eşi H.A., H.E. isimli şahıslar ile birlikte ... île görüşmek için 2-3 ayda bir Van iline giderdik. Van ilinde ... ( ) ‘nın sohbetlerine katılırdık. Ancak bu saydığım şahıslar ile birlikte Yüksekova’da dikkat çekmemek amacıyla toplu olarak bir araya gelmezdik. Sadece Van ilindeki toplantılarda bir araya gelirdik. Yüksekova'da hepimiz birbirimizden haberdardık. Fakat ikili sohbet gruplan yapardık. Benim sohbet grubum İ.Y. ve ara sıra da A.D.ydi. ... bana tango programı üzerinden göndermiş olduğu mesajları ve videoları da İ.Y.ya aktarırdım. Çünkü onda tablet yoktu. A.D. ve H.A.da da bildiğim kadarıyla örgütün vermiş olduğu tabletlerden vardı. Biz burada da maaşımızın yüzde 15’ini himmet olarak ...’a vermeye devam ettik. Darbe girişimine kadar bu toplantılar ve görüşmeler devam etti. Yüksekova ilçesinde görev yaptığım sürede bu örgütün içerisinde bulunduğunu bildiğim kendi dönemim Ö.D. isimli hakim de vardı. Aynı dönem olmamız sebebiyle kendisini tanıyordum. Birbirimizin evine gidip örgütsel anlamda birbirimizi tanıdığımız için rahat bir şekilde örgütsel konularda konuşup sohbet ediyorduk. ...
...
15 Temmuz 2016 günü
15 Temmuz 2016 günü darbe girişiminden ikametimde televizyon izlerken haberlerden öğrendim. Aynı gece saat:21.00 ya da 22.00 sıralarında bana vermiş oldukları tabletteki Tango programı üzerinden ... isimli şahıstan bir mesaj geldi, Mesajda “ Bu mesele için dua edin. Darbeyi yapanlara yardımcı olmak için gerekeni yapın ” cümleleri yazıyordu. Bende bu darbenin FETÖ/PDY Terör Örgütü tarafından yapıldığını anladım ve bu konuya sitem edip sinirlenerek bu mesaja cevap olarak ...’a “ Allah sizin gibilerin belasını versin, hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım, böyle bir şey yapmayacağım bundan sonra benimle irtibata geçmeyin ” yazdım ve ardından da tableti kapattım. Bana gelen bu mesajdan eşime dahi haber vermedim. O gece beni kimse aramadı ve bu mesajdan başka herhangi bir mesaj almadım. 16 Temmuz 2016 günü sabah evde bulunan Fethullah GÜLEN’e ait olan kitapları yaktım. ..."
Davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında 25/09/2018 tarihli duruşmadaki beyanı; "Daha önce etkin pişmanlıktan yararlanmak için dilekçe verdim. Şuanda etkin pişmanlık kapsamında ifade vereceğim. ...etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istiyorum. Benim bu terör örgütüyle münasebetim Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçtiğim 2. ve 3. Sınıf dönemleri arasında olmuştur. H.Ö. ve S.G. adlı teröristlerin beni evlerine davet etmeleri sonucunda bu örgüte ait evlere sohbet amacıyla en fazla 3 defa gittim. 4 yıllık üniversite hayatım boyunca sadece 3 defa bu evlere gittim. Örgüt evlerinde kalmadım. Ailemin evinde kaldım. Gittiğim evlerde sohbetler yapılıyordu, ... 2008 Mart dönemi sınava girdim, yazılıyı geçtim, mülakatı da geçtim ve mesleğe başladım. 2008-2010 dönemi arasında staj yaparken H.Ö. adlı terörist bana hitaben biz Allah rızası için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, sen de dahil olur musun şeklinde teklifte bulundu. Ben de 2009 dönemi itibariyle bu yapının bir art niyet taşımadığını düşündüğüm için yine devlet kurumlarında başörtülü şekilde çalışılabilmesi, insanların kendini ifade edebilmesi düşüncesi ile yapıya dahil oldum. H.Ö. ve S.G. benimle ilgilenmeye başladı. Sonra K.O.ya yönlendirdiler. Akademi dönemimin sonlarında birkaç ay fetöye ait evlerde kaldım. Bu kaldığım evde İ.B., S.Ş. isimli hakim adayları ile birlikte kaldım. Yine o dönemde ... kod adlı Bakanlık Tetkik Hakimi bir terörist gidip geliyordu. Sohbetler veriliyordu. ... kod adlı şahsın gerçek ismini hatırlamıyorum. O dönemde yani 2009 yılı itibariyle Bakanlık Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nde Tetkik Hakimi'ydi, sonrasında fetö üyeliğinden tutuklanmıştı. Bize ait evlerden sorumluydu. Hakim-savcı lojmanlarında kalıyordu. K.O. bana hitaben biz Allah rızası için yardım topluyoruz, bu nedenle sen de fakirlere yardım eder misin, bunun adı himmet, himmet adı altında bu parayı topluyoruz dedi. Ben de Allah rızası içinse veririm dedim ve önce 100 TL, daha sonra %10 oranında ödemeye başladım. Bundan sonra Rize'ye C. Savcısı olarak atandım. Burada İ.T. beni aradı. Daha önce ... kod ve K.O. tarafından aranacaksın denilmişti, İ.T., K.O.nun selamıyla görüşebilir miyiz dedi. Kendisiyle görüştük ve İ.T., Y.G. ve C.Ü., C.K., E.A., H.A., A.D., E.B., A.B. isimli teröristlerle çeşitli periyotlarla görüştük. En başta İ.T., Y.G. ve C.Ü. görüştük. İ.T.ye himmet ödemeye devam ettim. %15 miktarındaydı. 2010 Aralık döneminde askere gittim. Geri döndükten sonra diğer şahıslarla görüşmeye başladık. Görüşmelerde Fetullah Gülen'in kasetleri dinletiliyordu. Himmet adı verilen aidatlar toplanıyordu. ...N.K. adlı terörist de var. Örgütsel aidatları bu sefer bu şahsa vermeye başladık. Ara ara gruplar değişiyordu. N. Hopa'da görev yapıyordu. Oradan gidip geliyordu. 2011 yıllarıydı. K.O., N.K. ve 2011 sonlarına doğru Savcı grubuna öğretmen gelmeye başladı. Bizim gruba da ... kod adlı C. isimli soyismini hatırlamadığım öğretmen geldi. Örgütsel aidatları bu sefer buna ödemeye başladık. Evlenmek istiyor musun diye sordular. Ben de evet böyle bir düşüncem var dedim. İstersen seni biriyle görüştürebiliriz dediler. 2011 dönemi itibariyle beni Ankara'ya ... kod adlı teröriste yönlendirdiler. Yanına gittim. K.O.yla görüştük, ardından hakim-savcı lojmanlarına gittik. ... kod ile görüştük. Karşınızda bulunan eski eşim D.S. ile görüştük. Bizim de kafalarımız uyuştu. O dönemde evliliği kabul ettik. 2012 Haziran ayında evlendik. ... kod aracılığı ile evlenmiş olduk. ... D.S. Ankara'da staj yapıyordu. Evlendikten sonra stajını Rize'ye aldırttı. Sonra Bozhöyük'e atamamız gerçekleşti. Orada H.Ö. bizi aradı. Eşi de fetö üyesidir. Aynı şekilde görüşmeler yapmaya başladık. Söğüt'ten E., Bolu Göynük'ten U. isimli teröristlerle grup oluşturduk. ... kod adlı öğretmen terörist İstanbul'dan bizim gruplara atandı. Bu şekilde örgütsel aidatı bu şahsa %10 olarak verdik. Aynı adliyeden M.S., İ.T., Y.G. de bizleydi. 2013-2015 yılları arasındaydı. ... kodun söylemesi üzerine bu şahıslarla ara ara görüşmeye başladık. ... kodun gerçek adını bilmiyorum. İstanbul'da yaşıyordu. Deccal Fetullah Gülen'in sohbetlerinden kitaplarından bahsediyordu. Bu şekilde görüşmeler devam ediyordu. Himmetleri ödüyorduk. 2014 HSYK seçimlerinden kısa süre önce ... kod adlı terörist yine o dönemde oraya atanan Bilecik Osmaneli eski Savcısı M.S.Ç. ile birlikte beni İstanbul'a davet etti. Orada bana bylock isimli programı yükleyeceğini söyledi. 2014 Ağustos-Eylül dönemiydi. Telefona yükledikten sonra bunun bir yazılım programı olduğunu, HSYK seçimleriyle ilgili konuları buradan konuşacağımızı ve birbirimizle bu şekilde haberleşeceğimizi söyledi. M.S.Ç. gelememişti. Kendisine Bilecik Osmaneli'nde bylock yüklendi. Bylock grubunda M.S.Ç., M.S., ben, ... kod adlı terörist vardı. Benim bylockumda başka birisi yoktu. ... kod adlı terörist bu programı herkese sırayla yüklemişti. HSYK seçimleri sırasında fetö denen terörist yapının desteklediği teröristlerin olduğu liste bylocktan bize gönderildi. Bize çalışmalar yapalım deniliyordu. D.S. ile birlikte birkaç kişiden oy istedik. Fetö ile alakası olmayan, görevine devam eden S.K., E.K., E.T. ve İ.B.den oy istedik. Bu şahısların fetö ile hiçbir alakaları yoktur. HSYK seçimleri sonuçlandı. Ben bylocku seçimlerden sonra sildim. 2015 Haziran kararnamesi ile Yüksekova'ya atandık. Burada A.D. adlı terörist bizimle irtibata geçti. Burada bize yönelik görüşme yapmak istiyorsanız ... kod adlı teröristle Van'da görüşülüyor dedi. Mesleği öğretmenlikti. Bize tarih ve saat söyledi. Biz de uygun bir zaman diliminde D.S. ile birlikte Van öğretmenevinin oraya gittik, ... kod bizi alarak evine götürdü. Bizden başka kimse yoktu. Burda da fetullah gülenin kitapları, örgütü ayakta tutmaya yönelik birtakım laflar söylendi. Tango ve eagle isimli programların yüklendiği bir tableti bana teslim etti. Bu tableti biz D.S. ile birlikte kullanmaya başladık. ... kod bize ayda 2 defa görüşme yapılacağını söyledi, ben de tehlikeden dolayı mümkün olmadığını, 2-3 aylık dönemlerde gidip geleceğimizi söyledim. D.S. ile birlikte ... koda örgütsel aidatlarımızı bu şekilde ödemeye devam ettik. Yüksekova'da İ.Y. ve M.Y. adlı teröristlerle görüştük. ... Görüşmelerimiz M.Y., İ.Y. ve A.D. ileydi. Diğerleri kendi arasında görüşüyordu. ... kodun yanına ara ara gidip geliyorduk. 15 Temmuz'da akşam televizyon izlerken bu olayı öğrendik. Saat 22:00 sularında ... koddan tango üzerinden mesaj geldi. Mesajda bu mesele için dua edin ve darbeye yardım için gerekeni yapın yazıyordu. Ben de bunun üzerine ... koda Allah belanızı versin, hiçbir şekilde böyle bir şey yapmayacağım, hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım, bir daha benimle irtibat kurmayın yazdım ve bilgisayarı kapattım. Fetullah Gülen'e ait bütün kitapları yaktım. ..."
Davacıya ait, ... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazılmış 05/10/2018 tarihli "MÜDAFAM" başlıklı dilekçe; "...etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayı ... istirham ediyorum.
2)2003-2007 TARİHLERİ ARASINDAKİ DİCLE ÜNİVERSİTESİ DÖNEMİM:
Benim bu yapıyla üniversiteden önce herhangi bir tanışıklığım olmamıştır. Üniversitenin Hukuk Fakültesine girdikten sonra 2. veya 3. Sınıfta Fetöyle H.Ö. ve S.G. vasıtasıyla tanıştım. Söz konusu fetö üyelerinin üniversite boyunca bir kaç defa örgüt evlerine (bahsi geçen evlerde başka fakülteleri okuyan başka öğrenci örgüt üyeleri de vardı ancak hiç birini tanımıyorum.) beni dinî sohbet için çağırmaları üzerine sadece 3 defa dini sohbete katılmak üzere gittim. Bu örgüt üyeleriyle dini sohbetler yaptık. ...
3)2008-2010 YILLARI ARASINDAKİ ADALET AKADEMİSİ VE HAKİM-SAVCI ADAYLIĞI DÖNEMİM
... Diyarbakır Hakim-Savcı Adayı olarak 07/07/2008 tarihinde staja başladım ... Akademinin ilk dönemini Adalet Akademisi yurdunda kalarak geçirdim. Akademinin 2. döneminde H.Ö. bana hitaben "Biz Allah rızası için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Sende Allah rızası için bize dahil olur musun" dedi. Bende o dönemki düşüncemle bu yapının herhangi bir artniyet taşımadığını düşünerek insanların rahat ibadet edebilmeleri ve Devlet Dairelerimizde vatandaşlarımızın rahatça başörtülü durabilmeleri ile çalışabilmeleri için (Nur Süresinin 30-31. ayetlerinde yer alan başörtüsü emri yüzünden kimsenin sıkıntı görmemesi adına) Allah rızasını düşünerek bu örgüte dahil olmayı kabul eltim. Benim bu örgüte üye olmam ilk olarak bu dönem olan 2009-2010 Adalet Akademisi dönemidir. Ancak maalesef bahsi geçen terör örgülünün hainliğini o dönem göremedim. Bahsi geçen teklif kabul edince fakülteden dönem arkadaşlarım olan H.Ö. ve S.G. benimle bir süre ilgilenmeye başladıktan sonra yine aynı dönemden tanıdığım terörist K.O. beni yönlendirdiler. Adalet Akademisi döneminin 2. .Döneminin ilk 1-1.5 ayında yine terörist M.D. birlikte kaldıktan sonra terörist K.O. tarafından fakülte döneminde hiç örgüt evlerinde kalmamam dikkate alınarak, en azından Adalet Akademisi döneminde terör örgütüne ait evlerde 1 kaç ayda olsa kalarak Fetö terör örgütü evlerinde kalmanın nasıl bir şey olduğunu anlamam adına örgütün Sıhhiye semtinde yer alan evlerinde aynı dönemden teröristler S.Ş. ve İ.B. birlikte kalmaya başladım. K.O. bu dönemde örgüte ait bu ikamete gidip geliyor ve o dönemde Bakanlıkta Tetkik Hakimi olan terörist ... kod adlı kişiyle ayrıca tarafımıza sohbetlere geliyorlardı. K.O. bu dönem bana hitaben; "biz okuyan çocuklara, muhtaçlara fakirlere yardım amacıyla para topluyoruz. Bu örgüte üye olanlardan bu parayı toplayıp hayır işlerinde kullanıyoruz. Sende yardımcı olmak ister misin’’ dedi. Bende yardım amaçlı Allah rızası için önce aylık 100 TL daha sonra maaşımın %10'unu bu terör örgütüne himmet adı verilen örgütsel aidat olarak ödemeye başladım. Bu dönemde ... kod adlı terörist ... K.O. ve M.D. adlı teröristler Sıhhiye de bulunan ikamelimize sohbet amacıyla gidip geliyorlardı. ...
4)2010-2013 TARİHLERİ ARASINDAKİ RİZE ADLİYESİ DÖNEMİ
Diyarbakır Adli Yargı Savcı Adaylığı stajımı bitirip. 2010 yılında kura çekerek ... Rize'de Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladım. Burada aynı ilde görev yaptığım meslektaşlardan biri tarafından örgütsel bağlantı adına K.O.nun selamıyla aranarak benimle diyalog kurulacağı Ankara'da ... kod ve K.O. taralından tarafıma bildirildi. Rize'de göreve başladıktan sonra aynı adliyede görev yapan terörist eski idari hakim İ.T. tarafından “K.O.nun selamıyla arıyorum. Görüşebilir miyiz” denilerek telefonla arandım. Sonra Adliyedeki odama gelerek ona ait evde buluşmak istediğini söyledi. Bende bunu kabul ederek onun lojmandaki ikametine gittim. Burada fetö üyeleri olan teröristler eski Çamlıhemşin hakimi C.Ü. eski Çamlıhemşin savcısı C.K. ve eski Rize İdare mahkemesi hakimi Y.G. birlikte görüşeceğimizi söyledi. Bundan sonra dediğim teröristlerle benim ve onların evlerinde örgütsel görüşmeler yapmaya haşladık. Aylık % 15 oranında himmet adı verilen örgütsel aidatı İ.T.ye elden ödemeye başladık. Terörist başı DECCAL Fethullah Gülenin kitaplarını ve cd'lerini okumaya ve dinlemeye başladık. Örgütsel görüşmeler yaptık. ...
...İ.T. İngilizce kursunda olduğu için Y.G. Adlı teröristin sorumluluğunda Ben ve C.Ü. haftalık, 2 haftalık ve aylık görüşmelere devam ettik. Bu teröristlerin tayini çıkınca yeni grubumuz Rize İline atanan terörist A.D., Çayeli eski hakimi E.B., Çayeli eski savcısı A.B., Kalkandere eski savcısı E.A. ve eşi H.A. ile eski Hopa hakimi N.K.den oluştu, Grup sorumlusu N.K.ydi. Burada evlenmeden önce maaşımın %15'ini örgütsel aidat olarak himmet adı altında bu teröriste ödemeye devam ettik. Toplantılar bazen benim bazen diğer teröristlerin ikametinde oluyordu. Burada sohbetler yapılıyor ve DECCAL Fethullah Gülenin cdleri izleniyordu, 2011 yılının sonlarına doğru sistem değişikliğine gidilerek hakim-savcı gruplarına öğretmen terörist sorumlular verilmeye başlandı. Bu dönem bizim gruba atanan terörist sorumlu eski Öğretmen ... kod adlı ve C. gerçek adlı teröristtir. Bahsi geçen terörist ara sıra sohbetlere geliyordu. Bu dönemde of eski hakimi Ş.L.A.inde A.D. vasıtasıyla terörist okluğunu öğrendim. Bu kapsamda görüşmemizde oldu.
2011 yılının sonlarında K.O., N.K. ve ... kod C. gerçek adlı teröristler evlenmeyi düşünüp düşünmediğimi eğer düşünürsem bir bayanla görüşıürebilecekierini söylediler. Bende evlenmeyi düşündüğümü söyleyerek teklifi kabul ettim. Bunun üzerine Ankara'ya 2011 yılında gitmek suretiyle K.O.yla görüştüm. Onunla Akademi dönemimizde bizimle ilgilenip, sohbetlere gelen eski Bakanlık tetkik hakimi ... kod adlı teröristin ikametine gittik. ...Hakim savcı lojmanlarında ... kod adlı Teröristin ikametine gittiğimizde 11 Mayıs 2018 tarihinde boşandığım eski eşim D.S.yle yüz yüze görüştürdü. Kendisiyle tek başımıza bir odada birkaç saat görüştükten sonra kafalarımızın uyuştuğu kanaatine vardığımızdan ve birbirimizi beğendiğimizden görüşmemize devam ederek 06/06/2012 tarihinde evlendik. D.S. bu sebeple Ankara ilinde yaptığı hakim-savcılık stajını Rize merkeze yanıma aldı. Burada hep birlikte örgütsel görüşmelerimize devam elik.
...
5)2013-2015 TARİHLERİ ARASINDAKİ BOZÜYÜK ADLİYESİ DÖNEMİ
Eski eşim D.S. evlendikten ve 2013 yılında kurasını çektikten sonra eş birleştirmesiyle 2013 yılının mayıs ayında Bozüyükte hakim ve savcı olarak göreve başladık. Burada Bilecik eski savcısı terörist H.Ö. Hakkari eski hakimi K.O.nun selamıyla arayarak görüşmek islediğini söyledi. Bunun üzerine kendisiyle buluştuğumuzda Söğüt eski hakimi E., Bolu Göynük eski hakimi U. adlı teröristle grup olarak görüşeceğimizden bahsetti. ... kod adlı eski Öğretmen teröristinde Örgütsel sohbetlere görüşmelere başladık. Eski eşim D.S.yle beraber bu toplantılara gittiğimizde bayanlar kendi aralarında, erkekler kendi aralarında DECCAL Fethullah Gülenin kitaplarını okuyor ve cd dinliyorduk. D.S.yle her bîrimiz maaşlarımızın %10’luk kısımlarını … kod adlı teröriste ve yine H.Ö.ye veriyorduk. Bu dönemde ... kod adlı teröristten aynı adliyede görev yaptığımız eski savcılar ve hakimler M.S., İ.T.K. ve Y.G. de fetö üyesi teröristlerden olduğunu öğrendim. Bu dönemde bu teröristlerle de ara sıra örgütsel olarak toplandığımız oluyordu.
2014 yılı HSYK seçimlerinden önce ... kod adlı terörist İstanbul Kartalda olan örgüt evine bizi 2014 yılının ağustos ayında çağırdı. Buraya gittiğimde kendi aramızda haberleşmemiz ve HSYK seçimlerinde bazı notlar atmak için Bylock adlı mesajlaşma programım telefonuma ağustos ayı içerisinde yüklemek istedi. Bende bunu kabul ederek telefonuma Bylock'u onun aracılığıyla yükledim. İşinin çıkması nedeniyle benimle birlikte oraya gelemeyen ve sonradan Osmaneline atanan eski savcı M.S.Ç.de Bylock aynı şekilde Ali tarafından onun Osmanelindeki ikametinde yüklendi. Bylock adlı programı ilk olarak 12/08/2014 tarihinde kullandım. Bylock üzerinden Ali, M.S.Ç. ve M.S.yle görüştüm. HSYK seçimlerinde fetönün desteklediği terörist liste Bylock üzerinden tarafımıza atıldı. Bu kapsamda ayın adiiyede görev yaptığımız E.T., İ.B. ve Diyarbakır'da o dönem görev yapan misafirliğe gittiğimiz ve misafir ettiğimiz S.K. ve E.K.den eski eşim D.S.yle bu kapsamda oy istedik. Bu saydığım kişiler halen görevde otan hakim ve savcılarımız olup. Fetöyle herhangi bir alakaları yoktur. Başka kimseden oy istemedik.
...
6)2015-2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ YÜKSEKOVA ADLİYESİ DÖNEMİ
2015 Yılı yaz kararnamesiyle tayinimiz Yüksekova Adliyesine çıktı. Burada göreve başladığımızda orada görev yapan eski savcı A.D. kendisinin feto üyesi teröristlerden olduğunu söyleyerek. Hakkari, Van, Malatya illerinden sorumlu olan ... kod adlı önceki mesleği öğretmenlik otan teröristin benimle ve eski eşim D.S.yle görüşmek istediğini söyledi. Bu teröristin Vanda olduğunu hatırlamadığım bir tarih ve saatle Van Öğrefmenevinin orada bizi bekleyeceğini gitmemiz halinde görüşebileceğimizi söyledi. Ben de bunun üzerine uygun okluğum için teklifi kabul ederek öğretmenevinin oraya eski eşim D.S.yle birlikte gittik, Orada ... kod adlı terörist bizi karşıladı. Onun yapılabilecek keşif sırasında Emniyet Görevlilerimizle birlikle bulabileceğim evinde hangi periyotlarla görüşebileceğimiz konusunu görüştük. Kendisi ayda 2 defa görüşme önerdi. Ben ise her ay bu şekilde görüşme yapmanın pek mümkün ve güvenlikli (Yüksekovanın terör tehlikesinden) olmadığını, ancak 1 aydan sonra 2 veya 3 ayda bir görüşmelere gidebileceğimizi söyledim. Bunun üzerine 1aydan sonra 2-3 ayda bîr Vanda öğretmenevinin yakınlarında onunla ona ait örgüt evlerinde görüşmelerimize D.S.yle devam ettik. Burada örgütsel sohbetler yaptı ve tarafımıza Kriminal incelemesi halen devam eden tableti içine Eagle ve tango adlı programları yüklemek suretiyle haberleşmek üzere teslim etti. Bu program üzerinden terörist yapıyı ayakta tutmaya yönelik mesajlar ve terörist başı DECCAL Fethullah Gülenin sohbetleri falan atılırdı. Yüksekovada görev yapan eski hakim ve savcılar İ.Y., eşi M.Y., A.D., l.A., eşi H.A. ve H.E. adlı teröristlerde ... kod adlı teröristle görüşürdü. Onun terör örgütsel toplantılarına katılırlardı. Bu teröristlerle aynı görev yerinde pek örgütsel görüşmeler yapılmazdı. Daha çok ikili görüşmeler yapılırdı. Biz eski eşimle İ.Y. ve M.Y.yle görüşürdük. Ara sırada A.D. ile görüşürdük. Diğerleri de kendi aralarında ikişerli sohbet gruplan kurup örgütsel görüşmeler yaparlardı. A.D. ve H.A.da da ...'ın verdiği tabletlerden vardı. İ.Y.de ve M.Y.de tablet olmadığı için atılan mesajlardan ben ve eski eşim onları haberdar ederdik. D.S.yle birlikte maaşlarımızın %10''unu ... adlı teröriste elden öderdik. ...
15 temmuz 2016 tarihinde DECCAL Fethullah Gülenin talimatıyla, münafık ve hain fetönün yaptığı hain darbe girişimini tv izlerken, akşam tvden öğrendim. Bunu tv’den öğrendikten sonra aynı gece saat: 22:00 sularında bana ve eski eşim D.S.ye vermiş oldukları tablete tango programı üzerinden ... adlı teröristten mesaj geldi. Bu teröristin yazdığı mesajda: "Bu mesele için dua edin. Darbeyi yapanlara yardımcı olmak için gerekeni yapın" cümleleri yazıyordu. Bende bu mesaja karşılık sinirlenerek ... adlı teröriste; "Allah sizin gibilerin belasını versin. Hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım. Böyle bir şey yapmayacağım. Bundan sonra benimle irtibata geçmeyin.“ yazarak tableti kapattım. 16 temmuz günü DECCAL Fethullah Gülene ait kitapları yaktım. Yine Kriminale giden ve ikamette bulunan Kindle adlı cihazda önceki görev yerlerinde aldığımız içinde DECCAL Fethullah Gülenin kitaplarının ve dini kitapların bulunduğu okuma cihazıdır. ..."
Kararımızın "Bylock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi" kısmında da belirtildiği üzere, davacıya ait UYAP sistemi üzerinde yer alan aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde; davacının ... olan adını ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:…, K:… sayılı ve 26/02/2015 kesinleşme tarihli kararı ile Kemal olarak değiştirdiği, yukarıda yer verilen tanık beyanları ile davacıya ilişkin bilgilerin uyumlu olduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, meslek stajını yaptığı dönemde örgüt toplantılarına katıldığına, mesleğe başladıktan sonra da bu toplantılara katılmaya devam ettiğine ve bu toplantılara ev sahipliği yaptığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adayları için oy istediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile örgütle üniversite döneminde tanıştığına, meslek stajını yaptığı dönemde bir süre örgüt evlerinde kaldığına, örgüte himmet verdiğine, mesleğe başladıktan sonra da örgütle iletişiminin devam ettiğine ve örgüt toplantılarına katıldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, Bylock uygulamasını kullandığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adayları için oy istediğine, bu seçimlerden sonra iletişim kurmak için kendisine eagle ve tango yüklü bir tablet verildiğine ve diğer hususlara yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği (YARSAV) Üyeliği
i. YARSAV'a Üyelik Hususunda Genel Değerlendirme
YARSAV, 2006 yılında 501 kurucu üye ile Ö.F.E.nin başkanlığında, yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak kurulmuştur. YARSAV, 2009 yılının Ekim ayında, Uluslararası Yargıçlar Birliği üyeliğine kabul edilerek uluslararası alanda faaliyette bulunmaya başlamıştır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca YARSAV Derneğine üyelik hususunda hazırlanan 26/04/2017 tarih ve 26-1 sayılı inceleme raporunda; anılan Derneğe 2007 yılında 146, 2008 yılında 157, 2009 yılında 70, 2010 yılında 525, 2011 yılında 45, 2012 yılında 64, 2013 yılında 3, 2014 yılında 17, 2015 yılında 10 ve 2016 yılında 17 olmak üzere toplam 1054 hâkim ve savcının üye olduğu görülmüştür.
667 sayılı KHK'nın “Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin tedbirler” kenar başlıklı 2. maddesi uyarınca anılan KHK’ya ekli III sayılı listenin derneklere ilişkin kısmının 250. satırında adına yer verilmek suretiyle millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğinin kapatılmasına karar verilmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında “YARSAV kurulduktan sonra yavaş yavaş gündem olmaya başladı. [Ö.F.E.] sık sık basın açıklamaları yapıyordu …cemaat/örgüt yapılanmasını eleştiriyordu. Bu durum o dönem Adalet Bakanlığında bulunan örgüt-cemaat mensubu bürokratları rahatsız etmişti. …Süreç böyle devam ederken YARSAV’ın üye sayısı artmaya başlamıştı. …[Ö.F.E.'nin] sivri çıkışları cemaat/örgütü rahatsız ediyordu ve bu amaçla 2008 yılından itibaren cemaat/örgüt kendi mensuplarını YARSAV üyesi olmaya yönlendiriyor ve YARSAV’a girmeleri konusunda gizli telkinlerde bulunuyorlardı. …Bu süreç devam ederken YARSAV seçimleri yaklaşmıştı. Cemaat/ örgüt üyeleri YARSAV’ın içerisinde bulunanlar YARSAV aidatlarını düzenli olarak ödüyorlardı. Cemaat/ örgüt stratejisini bu süreçte önce [Ö.F.E.'nin] devrilmesine göre ayarlamıştı. Fakat sonradan bunun tepki çekeceğini kararlaştırıp bu stratejiden vazgeçtiler. Nihai amacı [Ö.F.E.'yi] tasfiye edip yönetimini, yönetimde bırakmak olarak belirlediler. Yapılan seçimlerde [Ö.F.E.] liste dışı kaldı ancak yönetim kurulu üyeleri yeniden seçildi." şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Yine aynı kişiye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında ise “YARSAV'a o dönemki adı ile cemaatin 2007 - 2008 yılından itibaren ciddi bir yönelmesi oldu, bize gelen talimatlar ile biz YARSAV'a üye olduk. Ben de gelen talimat üzerine 2009 yılında üye oldum. O dönem yine T3 ( taşra mesulü) U.Y. bize YARSAV yönetiminin tamamen ele geçirilmesi hususunda F. Gülen'e sorulduğunu söyledi. Ve F. Gülen'in "YARSAV yönetimini ele geçirecek gücümüz var" şeklinde sorulduğunu bize aktardı. F. Gülen'in de o dönemki Türkiye yargı mesulü'ne "sadece başkan değişsin" şeklinde talimat verdiğini bize iletti. …[Ö.F.E.] yönetime seçilemedi. O dönemde bize YARSAV aidatlarının düzenli ödenmesi talimatları da geliyordu. Hatta o dönem cemaat/örgüt YARSAV aidatların ödenmesi için mensup hâkim savcılara maddi destek veriyorlardı. Mesela bana da bu aidatı ödemem konusunda maddi destek verildi.” şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/01/2019 tarih ve E:2017/98, K:2019/20 numaralı kararında da muhtelif tarihlerde beyanları alınan Derneğin kurucu başkanı olarak görev yapmış Ö.F.E., yönetim kurulunda görev yapmış L.K. ve B.Y. tarafından da örgüt mensuplarının YARSAV'a organize bir şekilde üye oldukları, bu kişilerin zamanla çoğunluk haline gelip etkili bir konuma ulaşarak yönetimde söz sahibi olduklarının ifade edildiği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Selçuk Özdemir (B. No: 2016/49158, 26/07/2017) kararında ise, FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalıştığı, bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde bulundukları, bu bağlamda FETÖ ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, yine yapılanmadan gelen talimat uyarınca kısa bir süre içinde YARSAV'a üye oldukları belirtilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için yargı organlarının, yargı erkiyle bağlantılı kurumların ve bu bağlamda yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi niteliğinde bulunan YARSAV’ın ele geçirilmesi ve yönetiminde söz sahibi olunmasının FETÖ’nün amaçlarını gerçekleştirebilmesi bakımından önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. YARSAV Üyeliğinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
2007-2008 yıllarından itibaren FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının örgüt talimatı doğrultusunda sistematik bir şekilde üye olduğu YARSAV'a, davacının da aynı süreç dâhilinde … üye numarası ile 20/09/2010 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmektedir.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Örgütlenme özgürlüğünün, kişilerin kendi menfaatlerini korumak için kendilerini temsil eden bir toplu teşekkül oluşturarak bir araya gelmeleri özgürlüğü olarak tanımlanması mümkündür. Anayasa'nın 33., 51. ve 68. maddelerinde düzenlenen "Dernek Kurma Hürriyeti", "Sendika Kurma Hakkı" ve "Siyasi Parti Kurma Hakkı " gibi örgütlenmeye yönelik haklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 11. maddesinde karşılığını bulmaktadır. ''Örgüt'' kavramı ise Anayasa Mahkemesi kararlarında AİHM kararlarına yapılan atıfla ''kişilerin serbest iradesiyle kurulan, ortak bir amaç için bir araya gelen kişiler topluluğu'' olarak tanımlanmıştır (Hüseyin Demirdizen, B.No:2014/11286, 21/09/2013, §§ 35). İrade unsuru, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip toplulukları, kamu tüzel kişiliğine sahip topluluklardan ayıran en önemli ölçüdür (Le Compte, Van Leuven ve De Meyere/Belçika, 6878/75, 7238/75, 23/6/1981, § 43; Barthold/Federal Almanya, 8734/79, 25/3/1985, § 61; Sigurdur Sigurjonsson İzlanda, 16130/90, 30/6/1993, § 31 ). Kamu iradesi bulunmayan toplulukların örgütlenme özgürlüğü temelinde, kamu gücüne karşı menfaatlerinin koruması için dayanışma ve toplu ifade gücünden faydalanması söz konusu olmaktadır. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı, sağlıklı bir toplumun önemli bir bileşenidir.
YARSAV da 2006 yılında 501 kurucu üye ile üyelerinin ortak menfaatlerini savunabilmek amacıyla yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak dernek statüsünde kurulmuştur. Bununla birlikte yukarıda da yer verildiği üzere YARSAV'ın faaliyetlerinden rahatsız olan FETÖ/PDY tarafından derneğin yönetiminin ele geçirilmesi ve kendi amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesinin sağlanması maksadıyla FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı hakim ve savcıların anılan derneğe üye yapılması yönünde organize şekilde çalışmalar yürütülmüştür. Bir başka anlatımla FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları kendi serbest iradeleriyle ve yargının ortak menfaatlerinin savunulması maksadıyla değil, derneğin yönetimini ele geçirmek ve kendi maksatları doğrultusunda yönlendirmek gayesiyle YARSAV'a üye olmuşlardır.
Bu nedenle, 2007-2008 yıllarından itibaren talimat doğrultusunda olunan YARSAV üyeliğinin, davalı idarece yargı mensubunun meslekten çıkarılmasında FETÖ'ye irtibat ve iltisak noktasında sebep unsuru olarak kabul edilmesinin, davacının örgütlenme özgürlüğüne bir müdahale olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Bu kapsamda, YARSAV Derneğine üyelik şekli ile ilgili olarak yukarıda anlatılanlarla birlikte değerlendirildiğinde davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
d) Hakim/Savcı Adaylığı Döneminde Adalet Akademisi Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı
i. Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı Hususunda Genel Değerlendirme
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" kısmında ortaya konulduğu üzere anılan örgüt tarafından, hakim ve savcılara yönelik olarak adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kariyer programları düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim ve savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında da; mülakat sınavını kazanan ve hakim-savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacaklarının ve ev sorumlularının kim olacağının anlatıldığı, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibinin yapıldığı; staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmalarının sağlandığı, her ev için bir sorumlu tayin edildiği yönünde tespitlerin yapıldığı görülmektedir.
Bu şekilde hakim ve savcıların, adaylık sürecine örgüt tarafından ayrı bir önem atfedilmekte ve bu dönem içerisinde örgüte bağlı bulunan adayların, örgütle irtibat ve iltisakı bulunmayan diğer adaylardan daha ön plana çıkarılması, dönem arkadaşları arasında örgütsel tabiriyle ''parlatılması'' ve bu kişilerin gelecekte unvanlı görevlere getirilmesinin önünün açılması hedeflenmiştir.
Bu hedefin gerçekleştirilmesi amacıylada örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının görev aldığı mezuniyet yıllık (albüm) kurulları oluşturulduğu ve yıllık (albüm) kurulu üyelerinin albümün hazırlanması amacıyla tertip ettikleri üst düzey ziyaretlerle yüksek yargı ve kamu bürokrasine kendilerini refere ettikleri, yine örgüt tarafından kendisine iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının Adalet Akademisinde sınıf başkanı seçilmesi sağlanarak Akademi üst yönetimiyle ve ders veren öğretim görevlileriyle yakın temaslarının sağlanmaya çalışıldığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca Adalet Akademisi Yıllık (albüm) Kurulu başkan ve üyeliği hususunda hazırlanan 05/06/2017 tarih ve 05-1 sayılı inceleme raporunda, staj döneminde yıllık kurulu başkan ve üyesi olan toplam 292 hâkim ve savcının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca FETÖ ile irtibat ve iltisakları nedeniyle görevden uzaklaştırılmalarına ve/veya meslekten çıkarılmalarına karar verildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Ayrıca söz konusu Tetiş Kurulu raporunda, "Gizli Tanık 'DEFNE' beyanında; Akademi sınıf başkan ve yardımcılarının cemaat abileri tarafından belirlenen kişilerden oluşmasının temel hedeflerden biri olduğu, diğer bir amacın ise yıllık komitesinin mümkün mertebe cemaat abileri tarafından önceden belirlenen stajyerlerden oluşması olduğu, zira yılsonu gösterisinin yıllık komitesi tarafından hazırlandığı, yılsonu gösterilerinin içeriğinin konjonktüre göre değişmesinin nedenlerinden birinin de yıllık komitelerinin cemaatçilerden oluşmasından kaynaklandığı, incelenmesi halinde bu durumun anlaşılabileceği,
N.Ç. beyanında; İlk akademi döneminde bulunduğu sınıfta sınıf başkanının E.A., sınıf başkan yardımcısının ise S.B. olduğu, sınıf başkanlığı seçimi öncesinde yapılan toplantılarda sınıf başkanlığı seçimlerinde belirlenen adaylara oy verilmesinin söylendiği, verilen talimat doğrultusunda sınıf başkanlarının seçildiği, son akademi döneminde S.B.'in sınıf başkanı seçilmesi nedeniyle yapının bayanlar grubundan olduğunu düşündüğü, ayrıca son akademi döneminde akademi yıllıklarının düzenlendiği, bu yıllıkları sınıf başkanlarının düzenlediği, sınıf başkanlarının da ağırlıklı olarak yapı elemanı olduğu,
İ.E. beyanında; Staj dönemi bittikten sonra 2007 yılında ilk görev yeri olan Mersin İdare Mahkemesine atandığı, o dönem akademide yıllık kurulunda olan kişilerin cemaatçi olduklarının söylendiği, bu kişiler arasında L.K. ve E.B.'in de bulunduğu,
T.D. beyanında; Fetullah Gülen Cemaati mensubu K.O.'un, en son Tokat İlinde hâkim olarak görev yaptığı, 8. Dönem Adli Yargı hâkim ve savcı adaylarının tümünün sorumlusu yani abisi konumunda bulunduğu, aynı zamanda akademide yıllık kurulu organizasyonunda yer aldığı, Fetullah Gülen cemaatindeki aktif pozisyonunu devam ettirdiği," şeklinde tanık beyanlarına yer verilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için hakim ve savcıların adaylık döneminin de ayrı bir önem arz ettiği, örgüt tarafından Adalet Akademisindeki eğitim sürecinde örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının emsalleri arasında ön plana çıkarılması sağlanarak gelecekteki unvanlı görevlere getirilebilmeleri adına hazırlık yapıldığı, bu kapsamda da staj döneminde albüm kurulu üyelikleri ile sınıf başkanlarının özellikle örgüte irtibat ve iltisakı bulunan hakim ve savcı adaylarından seçilmesinin sağlanmasına özel önem verildiği anlaşılmaktadır.
ii. Yıllık Kurulu Üyeliğinin/Sınıf Başkanlığının Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında davalı idare tarafından davacının 8. Dönem Adli Yargı Yıllık (Albüm) Kurulu üyesi olduğuna ilişkin belge sunulduğu görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının yukarıda yer verilen tespit ve açıklamalar doğrultusunda FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
e) Diğer Hususlar
ii. 2014 Yılı HSK Üye Seçimlerinde FETÖ'nün İl Seçim Sorumlusu Olarak Belirlenmesi
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde FETÖ/PDY'nin 2010-2014 yılları arasında yapılan denetimler, incelemeler ve soruşturmalar, unvanlı görevler başta olmak üzere yapılan atamalar, terfiler ve yüksek mahkemelere üye seçimleri sonucunda yargıda etkin bir güce ulaştığı, yargıda bu örgütsel etkinliği ve baskıyı devam ettirebilmek amacıyla da 2014 yılında yapılan HSK üye seçimlerine daha fazla önem atfettikleri anlaşılmıştır.
Örgütün bu kapsamda adli yargıda on bir, idari yargıda ise beş sözde bağımsız aday ile 2014 yılı HSK üye seçimlerine katıldığı, örgüt mensubu hâkim ve savcıların ise örgütün bu seçimlerde başarılı olabilmesi için temel düsturları olan gizliliği de göz ardı ederek deşifre olma pahasına sözde bağımsız olan örgüt adaylarına destek olmak, oy toplayabilmek adına tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlediği, bu organizasyonlar için yapılan masrafların örgüt tarafından karşılandığı, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcılar ile birebir yakınlık kurmak ve zaman zaman hediyeler vermek suretiyle oy tercihlerini etkilemeye çalıştığı; seçim günü ise oy kullanmaya gelen hâkim ve savcıları markaja alarak baskı yaptığı, oy kullandıktan sonra seçim mahallinden ayrılmayarak seçim mahallinde kamera kaydı yapmak ve sandık başlarında seçim sonuçlarını birebir takip etmek gibi faaliyetlerle bulunduğu, bu şekilde örgüt tarafından diğer hâkim ve savcılar üzerinde baskı oluşturularak anayasal bir hak olan seçme/seçilme hakkının manipüle edildiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, tarafsız ve bağımsız yargının teminatı niteliğinde bir kurum olan HSK'ya üye seçimlerinde tüm hâkim ve savcıların özgür iradeleri ile oy kullanması esas iken, örgüte mensup hâkim ve savcılar tarafından talimat ile örgütün sözde bağımsız adaylarına toplu şekilde oy verilmiştir. Nitekim farklı görev mahallerinde çalışıp, farklı mesleki dönemlerden olmalarına karşın, kendilerini ''bağımsız aday'' olarak lanse eden örgüt adaylarının hepsinin birden HSK seçimlerinde adli yargıda yaklaşık 4500-5000 bandında, idari yargıda ise yaklaşık 600-700 bandında oy alması, örgüt mensubu hâkim ve savcıların talimat üzerine toplu halde oy kullandıklarının açık belirtisidir.
Bununla birlikte, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerle ilgili Dairemiz önünde derdest olan dosyalarda yer alan 2014 yılı HSK seçimlerine ilişkin birçok ifade de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.K.'ye ait, Menemen Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...2014 yılının ekim ayında yapılan HSYK üye seçimi döneminde Sarız hâkimi olarak görev yapıyordum. Bu seçim sürecinde ilk olarak aramızda yapmış olduğumuz sohbet toplantıları sırasında M.K. HSYK seçimlerinin yaklaştığını, burada liste belirleneceğini, cemaati kastederek bu seçimin bizim için çok önemli olduğunu, Yargıda Birliğin kazanmaması gerektiğini, bunun için çok çalışılması gerektiğini söylüyordu... M.K. bana bylocktan mesaj attığında whatsapptan sana mesaj attım, bakarsın yazıyordu. Ben de bunun üzerine bylocka girip M.'nin attığı mesajı görüyordum. M.K. ilk attığı mesajında HSYK seçimlerinde cemaatin oluşturduğu 11 kişilik HSYK üyeliğine aday listesini gönderdi. Bu listede N.Ö., T.G., A.K., O.G., Y.A., L.Ü., ... F.S. isimli şahıslar vardı. Bu mesajda M.K. bana cemaat olarak bunları destekliyoruz, çevremizden bunlara oy isteyeceğiz yazmıştı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...HSYK seçimleri ile ilgili tanıdığımız kişilerle irtibat halinde olmamız istenmişti, görüşeceğimiz kişilerle seçim öncesinde değil seçimlere 3-4 ay kala sürekli arayıp görüşmemizi söylemişlerdi. ...HSYK seçim süreci yaklaşınca telefonlara BYLOCK isimli program yüklendi. ...HSYK ile ilgili paylaşımlar bu program üzerinden yapılıyordu, ben de bana sorulan hususlara cevap veriyordum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.E.'ye ait, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "2014 yılı HSYK seçimlerinde bu yapının belli bir amaca hizmet ettiğini ve legal bir yapı olmadığını kesin olarak anladım. Erzincan'da staj yaptım, Perşembe'ye kura çekip göreve başladıktan 1,5 yıl sonra Erzincan'da komisyon başkanı olan Y.K. beni aradı bağımsız adaylardan isimleri cemaatin adayı olarak geçen 11 kişi için oy istedi....Bu 1,5 yıl içinde başkan beyin kendisiyle hiçbir şekilde görüşmemiştik. Seçim öncesi beni iki defa arayarak aynı adaylar için oy istedi. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.T. isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış 13/01/2017 tarihli dilekçe: "... Eskişehir'de HSYK seçimlerinden kısa bir süre önce o dönemde lojman dışında kirada oturan Eskişehir C. Savcısı olarak görev yapan [İ.'nin] ... evinde toplandık…Bahsi geçen evde 8O.Ç.), (A.Ş.),(Z.K.), M.A., ... ile bir araya geldik. Adı geçenlerin hepsi (O.Ç.) hariç Eskişehir’de görevli hâkim ve savcılardı. Bazıları kamera çekimi bazıları da müşahitlik görevi aldılar."
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I.'ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "Burada bulunduğum dönemde HSYK seçimleri olmuştu. ... kod adlı ... bana sohbet grubunda bulunan şahıslara Bağımsızları desteklemeleri doğrultusunda telkinde bulundu ve desteklenecek isimlerin bulunduğu bir listenin fotoğrafını az önce bahsettiğim program üzerinden bana gönderdi. Ben de sohbet grubumda bulunan şahıslara (Sivil imam olan ifade sahibinin sohbet grubunda bulunan hâkim-savcılara) bu isim listesini okuyarak desteklemeleri yönünde ... in talimatı doğrultusunda tavsiyede bulundum…"
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "…HSYK seçimi için gittiklerinde (örgüt içindeki hâkim ve savcıların seçime yönelik propaganda çalışması için) yaptıkları masraflar yapı tarafından karşılanırdı. Genelde bu masraflar alacağımız himmet parasından düşülüyordu."
Somut olayda ise, davalı idare tarafından dosyaya sunulan örgüt eksenindeki bir sosyal medya paylaşımında, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde sandık başında seçim sonuçlarını takip edecek örgütün il seçim sorumlularının isimlerinin yazılı olduğu bir liste yer aldığı ve davacının da bu listede Bilecik seçim sorumlusu olarak belirlendiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite yönelik herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, hizmet belgesinin incelenmesinden 2014 yılı HSK üye seçimi döneminde Bilecik ili Bozüyük ilçesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı anlaşılan davacının örgütün Bilecik seçim sorumlusu olarak belirlenmesinin, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
i. Ev Aramasında Ele Geçirilen Cihaz ve Belgeler
Davalı idarece Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … soruşturma sayılı arama ve el koyma kararına istinaden davacının ev araması sonrasında düzenlenen 16/07/2016 tarihli "tutanakta", "...Çamaşır makinesinin kapağı açıldığında içerisinden yeni yıkandığı anlaşılan ve sıcak olan üzerinde Arapça ve Türkçe yazılı kitap sayfaları olarak düşünülen sayılamayan zedelenmiş olduğu görülmüş, ayrıca yine makinenin içinde üzerinde … ve arka yüzünde … model no … ibareli yazılı elektronik cihaz olarak değerlendirilen cihaz ele geçirilmiştir. Aramanın devamında çamaşır makinesinin sağ tarafında bulunan mutfak dolabı açıldığında tencere içerisinde yanmış kağıt parçaları bulunmuş, yanmadan dolayı kağıtların üzerindeki yazıların zor okunacak vaziyette olduğu görülmüştür." tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının ikametinde yapılan arama neticesinde düzenlenen tutanaktaki bu tespitin; ayrıntısına kararımızın "Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları" kısmında yer verilen davacının etkin pişmanlık kapsamında verdiği 16 Temmuz günü sözde örgüt lideri olan Fethullah Gülen'e ait kitapları yaktığı ve ikamet aramasında ele geçirilen Kindle adlı cihazın örgütün şahsına verdiği, içerisinde Fethullah Gülen'in kitaplarının yer aldığı okuma cihazı olduğu yönündeki ifadeleri ve dosyadaki diğer tespitler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak veya irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 09/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4094
Karar No : 2022/354
**DAVACI:** …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın savunması dahi alınmadan tesis edildiği, Anayasa'ya, 2802 sayılı Kanun'a ve idare hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğu, kararda tarafına herhangi bir eylem isnat edilmediği, görev süresince hiç kimseden emir veya talimat almadığı, ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden mesleğini yapmasına engel bir mahkumiyet hükmünden söz edilemeyeceği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi'ne dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının ve söz konusu işlem sebebiyle yoksun kalınan tüm parasal haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemleriyle açılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içerisinde yer alan ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu işlemlerin hukuka uygun olduğu saptandığından davacının parasal haklarının ödenmesi talebinin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi ve gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. ve 6. fıkraları uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeden 10/04/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından 14/02/2020 tarihli üst yazı ekinde dosyaya sunulan davacı hakkındaki "Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ile davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD 07/10/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu "Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ile Danıştay Savcısı Düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ... (davacı) hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda ...'ın (davacı)129.862 satırlık ByLock abone listesinin 1854. satırında kaydının olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ..., USER ID numarasının ... ve tespit edilen tarihin 12/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde ise; "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında ...'ın (davacı) adı ve T.C. kimlik numarası ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "...", adının "…" olduğu, Abone Tespit Kayıtları" başlığı altında tespit edilen GSM numarasının "...", "SGK Kayıtları" başlığı altında Yüksekova Adliyesinde görev yaptığı, "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında Ö.U. isimli kişi tarafından "…" olarak kaydedildiği görülmektedir.
Söz konusu Tutanaklar ile davacıya ait UYAP sisteminde yer alan aile nüfus kayıt örneği ve özlük dosyası incelendiğinde; davacının ... olan adını ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:…, K:… sayılı ve 26/02/2015 kesinleşme tarihli kararı ile Kemal olarak değiştirdiği, yukarıda yer verilen Tutanakların davacıya ait olduğu, Tutanakta "..." olarak belirlenen şifrenin isim değişikliğinden önceki adı olan "..." ismi kullanılarak oluşturulduğu, Ö.U. isimli ByLock kullanıcısı tarafından ... ismi ve … soy isminin baş harfi olan "a" ile uyumlu olarak kaydedildiği, davacının 26/06/2015 tarihinden hakkında meslekten çıkarma kararı verilinceye kadar Yüksekova Adliyesinde görev yaptığı görülmüştür.
Bununla birlikte davacının, ceza yargılaması sonucunda silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 231. maddesinin 5. ve 6. fıkraları uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "...sanık [davacı] adına kayıtlı olan ... numaralı GSM hattı ile ... ID numaralı FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının gizli ve şifreli haberleşme programı olan Bylock isimli programı 12.08.2014 tarihinden itibaren kullandığının tespit edildiği, bylock değerlendirme tespit tutanağının tetkikinde kullanıcı adının "..." olduğu, şifre bilgisinin "..." olarak bulunduğu, ...sanığın ... ID numarası bylock'u kullandığı anlışılmıştır." gerekçesine yer verilmiştir.
Davacı tarafından; söz konusu "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"na karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların incelenmesinden; davacının "..." ID numarasıyla kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B.ye ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/03//2017 tarihli sorgulama tutanağı; "...Çayeline atandıktan sonra Çayelinde birlikte görev yaptığımız E.B. ile Rize merkezde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan ... ...'’ın evine gittik. Burada yine Rizede görev yapan A.D. ve Hopa'da hakim olarak görev yapan N.K. vardı. Haftalık yada iki haftalık sohbetler yapıyorduk. Grup sorumlusu N.K.ydi. N.K.ye himmet adı altında maaşımdan para veriyordum. Ancak her zaman ona para vermiyordum. Ayrıca eve ... isimli sivil bir şahısta geliyordu. Daha seyrek geliyordu. Ben hareketlerinden ve konuşmalarından N.nin üstünde biri olduğunu düşünüyorum. Daha sonradan bu şahıs değişti. İsmini hatırlamadığım başka bir şahıs gelmeye başladı. Biz genelde himmeti elden N.ye veriyorduk.. Başkasına da para vermiş olabiliriz ancak şuan hatırlayamıyorum. "
Ayrıca aynı şahıs, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiş, davacı hakkıda "... ( ... ) İfademde belirttim. Rize Hakimi olarak görev yapıyordu. Evine sohbete gidiyorduk. ... isimli kişiyle ilk defa onun evinde tanıştık. Tam ve eksiksiz olarak teşhis ettim." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan E.B.ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış 31/12/2016 tarihli dilekçe; "...Staj bittikten sonra Rize'nin Çayeli ilçesine kura çekmiştim. 2011 yılının Ağustos ayında buradaki görevime başlamıştım. ...aynı yerde görev yaptığımız C.Savcısı A.B. aracılığıyla bana ulaşıp sohbete çağırdılar. Akabinde A.yla birlikte söz konusu sohbetlere katılmaya başlamıştık. Sohbet grubunda Rize'de savcı olarak görev yapan A.D. ve ... ...'la Hopa'da hakim olarak görev yapan N.K. vardı. Grubun mesulü N.K.ydi. Sohbetleri haftada bir olacak şekilde ... ...'ın Rize Merkezdeki evinde yapıyorduk. Ev lojmanda olmadığı için genelde burası tercih ediliyordu. Evin cemaat faaliyetlerinde kullanılmak için özel olarak lojman dışında tutulduğunu düşünüyordum. Çünkü ... ... kendisine lojman çıkmasına karşın uzun bir süre buraya taşınmamıştı. Ayrıca sohbetlere duruma göre 15 günde veya ayda bir olacak şekilde "sivil abi" olarak bildiğimiz "..." ismini kullanan biride geliyordu."
Ayrıca aynı şahsa ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/02/2017 tarihli ek ifade tutanağı; "2011 yılının Ağustos ayında kura çekerek Çayeli ilçesinde görevime başladım. Yaklaşık 2-3 ay sonra aynı yerde görev yapağınız Cumhuriyet Savası A.B. beni sohbete çağırdı. Rize merkezde ... ... isimli Cumhuriyet Savcısının evinde yine Rize'de görev yapan Savcı A.D. ve Hopa hakimi N.K. ile birlikte haftalık sohbetlere başladık. Grup sorumlusu N.K.ydi. Ev lojman dışındaydı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.T.ye ait, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Bozüyük'e geldiğimde şuanda Diyarbakır Başsavcı Vekili olarak görev yapan T.B.nin aynı adliyede görev yapan ve şu anda açığa alınanlar listesinde adlarını gördüğüm M.S., S.S., İ.T.K., K.K., ... ve D.A. tarafından hükümet ajanı olarak lanse edildiğimi ve tamamen yalnız bırakıldığımı gördüm. Ortada bir örgüt gibi bir yapı vardı. Ben Ekim 2014 tarihinde başladığımdan beri hep T.B.nin yanında yer aldım. T.B. bana her alanda destek oldu. Ben bu örgütlü yapıyı farkedince çevremde cemaatçi olmayanları da uyandırmaya çalıştım."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.K.ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişince düzenlenen 04/01/2011 tarihli tanık ifade tutanağı; "2014 HSYK seçimleri sırasında Diyarbakır adliyesinde görev yapıyordum. ... Seçim sürecinde Kurban bayramından yaklaşık 1 hafta önce Bozüyük adliyesinde hakimi D.A. ve eşi ... ... Diyarbakır'a evimize ziyaret bahanesi ile geldiler. Ben ve eşimden sözde bağımsız FETÖ adayları için oy isteyerek YBP adaylarının seçimi kazanma ihtimalinin bulunmadığını söylediler. YBP adayları aleyhine konuşmalar yaptılar. Eşim Engin'in tepki göstermesi üzerine ortam gerildi. Eşim YBP adaylarını destekleyeceğini söyledi. Ben de misafirlerim olmaları nedeni ile kırmak istemediğimden uygun bir dille sözde bağımsız FETÖ adaylarını desteklemeyeceğimi söyledim. ... Diyarbakır’lı olması nedeni ile ailesinin evine bizi davet etti. Israrcı olmaları nedeni ile davete icabet ettik. Evlerinde bulunduğumuz sırada yine HSYK seçimleri konusu açıldı. Özellikle D.A. beni FETÖ adaylarını desteklemem için ikna etmeye çalıştı. Özellikle İ.Ç. ve A.N.G. için benden oy istediler. Ben YBP adaylarını destekleyeceğimi söyledim. Konuşma esnasında D.Y.nin konusu açıldı. Bu konudaki D.A. ve ...'ın söylemlerine eşim çok sert tepki gösterdi. Bunun sonrasında kalkmak zorunda kaldık. ... ... ..., Bozüyük adliyesinde birlikte görev yapmıştık. 2014 HSYK seçimlerinde sözde bağımsız FETÖ adaylarına oy istemişti. Meslekten ihraç edildiğini biliyorum. ... olan adını Kemal olarak değiştirdiğini duymuştum."
Öğrenci olan ve ifadesine başvurulan F.S.ye ait, Bilecik Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "Bylock programını hiç kullanmadım ama HSYK tarafından açığa alınan ve Van da Cezaevinde bulunan hakim olan ablam D.A. veya eniştem Cumhuriyet Savcısı ... bylock programını kullanmış olabilir. Benim kullanmış olduğum üç telefon hattım bulunmaktadır. Bunlardan ... nolu hattı ben aktif olarak kullanıyorum. Kimin kullandıklarını bilmediğim diğer iki hat hakkında bylock programı yüklenmişse bunların da ablam veya eşi [...] tarafından yüklenmiş olabileceğini tahmin edebiliyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.N.B., Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/02/2020 tarihli fotoğraftan teşhis ve kimlik bilgileri tespit tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiş, davacı hakkında "...Ben Adalet Akademisinde 2008-2010 yılları arasında Adli Hakim Adayı olarak staj yaparken, stajer hakim adayı olan ve cemaat evlerinde kalan şahısların hafta sonlarında evlerinde yapılan sohbet toplantılarına gidiyordum. Sohbet toplantılarına benimle beraber aynı staj döneminden arkadaşlarım olan T.T., F.Y., S.G., S.A., İ.G., İ.E., S.G., ..., ... (Sonradan isminin Kemal olarak değiştiğini biliyorum), U.A.isimli şahıslarda katılıyordu. Sohbet toplantılarında dini sohbetler, Fetullah GÜLEN'in kitapları okunuyordu, video kasetleri izleniyordu. Sohbet toplantılarını yapan kişiler sivil şahıslardı. Kim olduklarını bilmiyordum." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davacının kendi beyanları şu şekildedir:
Davacıya ait, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/07/2018 tarihli sorgulama tutanağı; "...etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyorum. ... Hakimlik stajına başlayana kadar FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile herhangi bîr bağlantım yoktu. ... Stajyerken Ankara Adalet Akademisinde ilk dönem eğitimi sırasında H. yanıma gelerek "Allah rızası birşeyler yapmaya çalışıyoruz, sen de Allah rızası için bize dahil ol dedi" ben de söz konusu yapının herhangi bir ard niyet taşımadığını düşünerek H.nin teklifini kabul ettim. Ben Adalet Akademisi'nde Diyarbakır stajyeri olduğum için ilk başta akademinin yurdunda kalıyordum.
Ben her ne kadar ifademde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile staj dönemimle irtibata geçtiğimi söylemişsem de yanlış anlaşılmıştır. Aynı fakültede okuduğumuz H.Ö. beni söz konusu yapının evlerine sohbete davet etmiştir. 4 yıl boyunca birkaç kez söz konusu sohbetlere katıldım. Söz konusu ev H.nin kaldığı örgüte ait hir evdir. Bu ev Ofis Semti'ndeydi. Sohbetleri Hakan düzenlerdi. ...
Akademinin ikinci döneminde H. beni fakülteden arkadaşım olan S.G. ve döneni arkadaşım olun K.O.ya yönlendirdi. Bu kişilerde bana örgütün evine çıkmamı teklif ettiler ben de bu teklifi kabul ettim, kaldığım ev Ankara ili Sıhhiye semtindeydi. Aynı dönem Hakim ve Cıımhurivet -Savcısı stajyeri omu S.S., İ.B. kalmaktaydı.
Söz konusu eve çıkınca K. benden himmet vermemi istedi. Ben de kabul ettim. İik başka 100.00 TL veriyordum. Daha sonra ise maaşımın %10'unu istediler. Ben de her ay maaşımın % lO'unu K.ye vermeye başladım. Görev yaptığım Rize Merkez, Bozhöyük ve Yüksekova'da da maaşınım % 15'ini himmet olarak vermeye başladım.
2010 yılında Rize Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. Rize idare Mahkemesi Hakimi olan İ.T. Benimle Ankara ilinde ilgilenen K.O.nun selamı ile aradı ve Rize ilinde görev yaptığım süre boyunca bağlı bulunduğum grubun sorumlu abiliğini İ.T. yapmıştır. 2010-2013 yılları arasında benim de dahil olduğum grupta Hakim ve Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Y.G., C.Ü. vardı. Sorumluluğu da dediğim gibi İ. yapmaklaydı. Maaşımın %15'ini himmet olarak her ay elden İ.ye veriyordum. Genellikle ayda bir kendi evlerimizde sırayla toplanır Fethullah Gülen'in kitaplarını okuyup ve videolarını seyrederdir.
2011 yılının Mayıs ayının askerden dönüp tekrar Rize ilindeki görevime başladım. Tayinler sebebiyle bağlı bulunduğum grup değişmişti. Benim bulunduğum grupta soyadını hatırlamadığım Rize Cumhuriyet Savcım A., Çayeli Hakimi E.B. ve Çayeli Cumhuriyet Savcısı A.B. vardı. Bu grubun sorumlusu ise Hopa Hakimi N.K.ydi. Aynı şekilde görüşmelerimiz devam etti. Kendi evlerimize gidip gelmelerimiz devam etti.
N.K. bana katalog evlilik önerdi. Ben de bunu kabul ettim. N.nin yönlendirmesi ile Ankara iline gittim. Burada staj döneminde de arada sırada bizimle ilgilenen ve Bakanlıkta Tetkik Hakimi olarak çalıştığını bildiğim, ama gerçek ismini bilmediği, görsem tanıyabileceğim ... isimli kişi ile görüştüm. ... beni evlendirmek istediğini söyledi ve boşandığım eski eşim D.S. ile tanıştırdı. Belli bir süre görüştükten sonra 13/06/2012 tarihinde evlendik. Duygu bu sırada Ankara ili stajyeriydi. Evlenince stajını Rize iline aldırdı.
2013 yılında ... Mayıs ayında eş birleştirmesi ile Bozüyük Adliyesi'ne atandık. Bozhüyük'te 2013-2015 yılları arasında görev yaptım. Benim ve eşimle Bilecik Cumhuriyet Savcısı olan H.Ö. irtibata geçti. Ayrıca tam olarak görev yerini bilmediğim, görsem tanıyabileceğim U. isimli Cumhuriyet Savcısı da bu yapıya mensuptur. Bu şekilde oluşan bir grubumuz vardı. Sohbetlerimiz ve himmetlerimiz devam ediyordu. H. ve U.nun tayini çıktı. Bu grubun abisi ... isimli İstanbul ilinde göıev yaptığını bildiğim bir öğretmendi. Ara ara Bilecik'e gelip gidiyordu. Hatta İstanbul ili Kartal'daki evine bizde giderdik.
2014 yılı HSYK seçimlerinden önce beni ve Osmaneli Cumhuriyet Savcısı M.S.Ç.yi İstanbul iline çağırdı. HSK seçimlerinin kaybedilmemesi ve birbirimizle irtibatlı olmak için telefonuma ByLock isiınii programı ... isimli şahıs yükledi. Programın ismini söyledi. Amacını da seçimlerde haberleşmek olduğunu belirtti. ByLock üzerinden ... ve S. ile görüşmeye başladım. Seçimin kazanılması için ByLock'a mesajlar atılıyordu. Seçim bittikten sonra ben ByLock programını telefonumdan kaldırdım.
Ben Bozhöyük Adliyesi'nde HSYK içimlerinde örgütün aday gösterdiği kişilere oy verilmesi için çalışma yaptım. Aynı adliyede görev yaptığım E.T. ve İ.B. ile görüştüm. Bozhöyük Adliyesi'nde bcıiimic birlikte görev yapan İ.T.K., M.S.nin da bu yapıya dahil olduğunu bilirim, fakat onların grubu ayrıydı. Ama yine arada hep beraber toplanırdık. Bylock üzerinden M.S. ile de görüştüğümü biliyorum. Bilecik'te ben ve eşim maaşlarımızın %15'ini Ali(K) isimli bu kişiye himmet olarak vermeye devam ettik.
2015 yılı yaz kararnamesi ile eşimin ve benim tayinim Yüksekova Adliyesi'ne çıktı. Burada ben ve eşim ile öğretmen kökenli olan fakat mesleğini yapmayan, görsem tanıyabileceğim ... isimli kişi ilgilenmeye başladı. Bu kişinin Van Öğretmen Evi'nin yakınında evi vardı. 2-3 ayda bir Yüksekova Adliyesi'nde görevli Hakim ve Cumhuriyet Savcılarından ben, eşim, İ.Y., M.Y., A.D., H.A., H.A.nın ismini hatırlayamadığım eşi, H.E. bu kişinin evine gider sohbetler düzenlerdik. ... Yüksekova'ya hiçbir zaman gelmedi. Van iline gittiğimde ... bana bir tablet verdi. İçinde Tango isimli bir program olduğunu söyledi ve bununla haberleşileceğini söyledi. ... bana Tango programı ile mesajlar gönderirdi. Mesajlar genellikle Fethullah Gülen‘in rüyaları ile ve yaşamları ile ilgiliydi. Ayrıca cemaate mensup kişileri birarada tutmaya yönelik mesajlardı. Ben de mesaj geldiğinde bu mesajları İ.Y.ye aktarırdım.
15/07/2016 günü darbe girişimini evde televizyondun öğrendim. Aynı gece saat 21:00-22:00 sıralarında tablete bir mesaj geldi. Mesaj ...'dan gelmişti. Söz konusu mesajda "Bu mesele için dua edin. Darbeyi yapanlara yardımcı olmak için gerekeni yapın " cümleleri yazmaktaydı. Ben de ...'a (K) cevap olarak "Allah sizin gibilerin belasını versin, hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım, böyle birşey yapmayacağım, bundan böyle benimle irtibata geçmeyin" yazdım ve hemen ardından tableti kapattım. Söz konusu tablete soruşturma aşamasında el konulmuştur ve kriminal incelemesi devam etmededir. ...'un kim olduğunu ve nerede olduğunu bilmemekteyim. ..."
Davacıya ait, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/07/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına 27.07.2018 günü giderek etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğimi belirttim. ...Benim bu yapıyla tanışmam 2003 yılı itibariyle Diyarbakır ili Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesine başlamam ile birliktedir.
2003 - 2007 yılları arasında Diyarbakır Dicle Üniversitesi dönemi
... Üniversitenin 2. Yılında benimle aynı sınıfta bulunan S.G. ... ve H.Ö. ... isimli şahısların beni Ofis semtinde bulunan kendi öğrenci evlerine sohbet etmek amacıyla çağırdılar. Bende arkadaşlarım olması sebebiyle gittim. Bu ve diğer buluşmalarımızda kendileriyle güncel konular ve Risalei Nur sohbetleri yaptık. Dini konulardan konuşuyorduk. Bu şekilde eğitim hayatım sonuna kadar birkaç defa bu sohbetlere katıldım. ... Bu evin bir örgüt evi olduğunu o zaman söylemişlerdi.
...
Bu örgütün mensuplarına güvene dayalı olarak verdikleri 5'lik sistem adıyla bilinen güven sorgulamasına yarayan bir sistem olduğunu biliyordum. Bu sistemde 5 en güvenilir örgüt mensubu (kardeş) kişilere verilirdi. 4 daha az güvenilen örgüt mensubu kişilere (refik) verilirdi. 3 ise pek güvenilmeyen kişilere verilirdi. Bu kişilerle diyalog kopmasın diye 3 ayda bir gibi değişik periyotlarda ziyaret edilerek bağın kopmaması sağlanırdı.
2008 yılı Ankara Adalet Akademisi Dönemi
Ben stajyer iken Ankara Adalet Akademisi ilk dönemi için Ankara iline gittim. ...Stajyer iken Ankara Adalet Akademisinde ilk eğitim dönemi sırasında H.Ö. yanıma gelerek hal hatır sorduktan sonra "Allah rızası bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, sende Allah rızası için bize dahil ol” dedi. Bende o günkü düşüncelerimle bu örgütün kötü olduğunu düşünmediğim için H.nin teklifini herhangi bir art niyet taşımadığını düşünerek Allah rızası için kabul ellim. Ben Adalet Akademisinde Diyarbakır stajyeri olduğum için öğrenim dönemimin ilk dönemi olan 4 ay boyunca Akademi yurdunda kalıyordum. İlk dönem bitiminde tekrar Diyarbakır iline geldim. 2009 -2010 yıllarında eğitimimin ikinci dönemi için tekrar Ankara iline gittim ve tekrardan Akademinin yurdunda kalmaya başladım. 1 ya da 1 buçuk ay sonra Fakülteden arkadaşım H.Ö. ve S.G. beni hakimlik döneminden devre arkadaşım olan K.O. ... isimli şahsa yönlendirdiler. Bu şahsı örgülün içerisinde olduğunu ve benim eve çıkmama yardımcı olacağını söylediler. Ben teklifi kabul ettim ve örgütün Ankara ili Sıhhiye semtinde bulunan evine yerleştim. ... Ben bu eve çıktıktan bir süre sonra K.O. bana "biz okuyan çocuklara muhtaçlara yardım amacıyla himmet topluyoruz. Bizim cemaatimize üye olanlardan bu parayı topluyoruz ve hayır işlerinde kullanıyoruz” dedi. Ben ilk olarak aylık 100 TL para veriyordum. İlerleyen zamanlarda maaşımın yüzde 10’unu istediler. Bende her ay maaşımın yüzde 10’unu K.O.ya elden vermeye başladım. Benim cemaat ile asıl ilişkim ve irtibatım bundan sonra başladı. 2010 yılına kadar staj dönemi devam etti. Ben görev yaptığım Rize Merkez, Bozüyük ve Yüksekova’da da maaşımın yüzde 15’ini himmet olarak benden sorumlu olan şahıslara elden veriyordum. Ben staj döneminde de toplantılara ve sohbetlere katılıyordum. Bu dönemde K.O.'ya sohbetlere geliyordu. Ama bizimle aynı evde kalmıyordu. ...Benim bildiğim kadarıyla bizim Hakimlik Savcılık dönemindeki devre sorumlumuzun ... isimli bir şahıs olduğunu biliyorum. Bu şahıs gelip bizlerle birlikte sohbetlere katılırdı. Sohbetlerde sorumluydu.
...
2010 yılı Rize dönemi
Ben Hakimlik Savcılık stajından sonra 2010 yılında Rize ili Merkezine Cumhuriyet Savcısı olarak atandım ve göreve başladım. Rize Adliyesinde göreve başladıktan sonra odamda bulunduğum sırada dahili telefondan kendisini Rize İdare Mahkemesi hakimi olarak tanıtan İ.T. ... isimli şahıs beni arayarak "K.O.nun selamı ile arıyorum. Görüşebilir miyiz?” dedi. Bu örgütün yapısında bildiğim kadarıyla zaten usûl bu şekilde oluyor. Görev yerine gittiğinizde sîzin tanıdığınız birinin selamıyla örgüte üye olan oradaki şahıs arayarak görüşmek istiyor. Bunu bildiğim için İ.T.nin görüşme talebini örgütsel görüşme olduğunu anlayarak kabul ettim. Bu telefon görüşmesinden sonra İ.T. odama geldi. Kendisini tanıttı ve görüşme yerini söyleyerek ayrıldı. Kendisiyle daha sonra ilerleyen bir vakitte bir hafta içerisinde belirlediği kendine ait evinde buluştuk. Bu buluşmamızda bana benden, Y.G., C.Ü. isimli şahıslar ile birlikte bir grup olduğumuzu kendisinin bizi erden sorumlu abi olduğunu söyledi. Aynı adliyede çalıştığımız için haberleşmemizde bir sıkıntı yoktu.
...
Ben Rize ilinde görev yapmakta iken İ.T.nin grubunda sohbetlere genelde kendimizin kullanmış olduğumuz evlerde sıra ile ortalama 2 haftada bir ya da ayda bir şeklinde değişik periyotlarda buluşuyorduk. Bu buluşmalarda Fethullah GÜLEN'in kitapları okunuyor, CD’leri dinleniyor ve bu konularla ilgili sohbetler yapıp dağılıyorduk. Burada da himmet verme işlemi devam ediyordu. Yine maaşımın yüzde 15’ini İ.T.ye elden veriyordum. ...
2011 - 2013 villan Rize Dönemi
2011 yılı Mayıs ayında Askerlik görevinden dönerek yine Rize ili merkezinde görevime başladım. ... Biz yine Y.G. ve C.Ü. ile birlikte Y.G.nin önderliğinde sohbetlere devam ettik ve ben bu süreçte maaşımın yüzde 15’ini himmet olarak Y.G.e vermeye devam ettim. Bir zaman sonra tayinlere bağlı olarak grubumuz değişti. ... Yeni grubumuz tayin olarak Rize İline atanan Cumhuriyet Savcısı A.D., Çayeli Hakimi E.B., Çayeli Cumhuriyet Savcısı A.B. ve benden oluşuyordu. Bizden sorumlu ise Hopa Hakimi N.K. idi.
...
Ben maaşımın yüzde 15’ini himmet olarak N.K.ye vermeye başladım. Toplantılar genelde Rize İlinde olmaktaydı. Benim bekar olmam sebebiyle N.K. bana geliyordu. Bu şekilde toplantılar yapıyorduk. Sırayla diğer arkadaşların da evinde toplandığımız oldu. N.K.nin Artvin ili Hopa ilçesindeki evine nadiren birkaç defa gittik. Bu gittiğimiz ev kendi şahsi evi idi. 2011 yılının sonlarına doğru örgüt içerisinde yapılan toplantılarda örgütün yapısı gereği genelde aynı meslek grubundaki şahıslar toplanırdı ancak belirttiğim tarihlerde Hakim Savcı grubuna öğretmen bir sorumlu atandı ve bizden asıl sorumlu olan ... (K) ... isimli soy ismini hatırlamadığım şahıs gruba dahil oldu. Bu şahıs N.K. ile irtibata geçip bizim grubumuzdan sorumlu oldu.
...
2012-2013 yıllan Rize İli Evlilik dönemleri
2011 yılı sonlarına doğru N.K., devrem olan K.O. ve ... (K ) ... isimli şahıs gruptaki tek bekarın ben olmam sebebiyle bana evlenmeyi düşünüp düşünmediğimi sordu. Düşünüyorsam beni birileri ile görüştürebileceklerini söylediler. Ben bu teklifi evlenmeyi düşündüğümü söyleyerek kabul ettim. Benim için uygun gördükleri bayan ile görüşmeyi kabul ettim. N.K.benim evleneceğim kişi ile görüşme yapmam için benim Ankara iline gitmemi ve ... ile görüşmem gerektiğini söyledi. Ankara iline gittiğimde K.O. ile birlikte ... ‘in yanına gittik. ... isimli şahsı Ankara'daki Akademi döneminden zaten tanıyordum. ... ( K )’ın Ankara Hakim Savcı lojmanlarındaki evine gittim. Burada ..., ... ‘ın eşi evlenmemi istedikleri D.S. ve ben vardım. Bizi burada evin bir odasında D.S. ile birlikte yalnız bıraktılar. Birkaç saat D.S. ile sohbet ettik. Bu sohbette birbirimizi tanıdık. Kafalarımız uyuşunca görüşmeye devam etlik ve 13.06.2012 tarihinde D.S. ile evlendik. Örgütün D.S.yi bana uygun görme sebepleri hem aynı meslekten olmamız hem de memleketlerimizin yakın olmasıdır.
...
2013- 2015 yıllan Bilecik Bozüyük dönemi
Ben eski eşim D.S. ile evlendikten sonra eski eşim kurada Bilecik ili Bozüyük ilçesini çekince benim de atamam eş birleştirmesi ile Bozüyük ilçesine yapıldı. Ben Bozüyük Adliyesinde göreve başladıktan sonra beni dahili telefondan Bilecik Cumhuriyet Savcısı H.Ö. olduğunu söyleyen bir şahıs aradı ve K.O.nun selamıyla beni aradığını söyledi. Burada bundan sonra beraber görüşeceğimizi söyledi. Bunun üzerine H.Ö.in de bu örgütün içerisinde olduğunu anladım. H.Ö. ile kendi evinde buluştum. Bu buluşmada U. ve E. isimli soy isimlerini hatırlamadığım iki şahıs daha vardı. Bu buluşmalara İstanbul ilinden öğretmen olduğunu söyleyen ancak örgütün bu işleri ile ilgilenen ... isimli bir şahıs da geliyordu. Grubun asıl sorumlusu bu şahıstı. Ben burada da himmet vermeye devam ediyordum. Burada himmeti maaşımın yüzde 10’u olarak H.Ö.ye veriyorduk. Bu gittiğimiz toplantılara hepimizin evli olması sebebiyle eşlerimiz ile birlikte katılıyorduk. Bayanlar kendi arasında sohbet ediyor erkekler kendi arasında sohbet ediyordu. Bayanlar da erkekler de örgütsel sohbetlerde bulunuyordu. Eşimin de maaşının yüzde 10’unu himmet olarak H.Ö.ye veriyorduk. Daha sonra bu sohbetlere M.S.Ç. isimli şahıs da dahil oldu. Tayinler çıktıktan sonra H.Ö.nün U. ve E.nin tayinleri çıktı. Biz M.S.Ç. ile ... ile görüşmek için İstanbul ili Kartal ilçesindeki örgüt evine gidiyorduk. Çoğu zaman da ... Bozüyük’e geliyordu.
...
2014 yılı HSYK seçimlerinden önce ... isimli şahıs Osmaneli Cumhuriyet Savcısı M.S.Ç. ve beni görüşme amacıyla İstanbul iline çağırdı. Ancak M.S.Ç. gelemediği için ben tek başıma İstanbul ili Kartal ilçesinde ...’nin evine gittim. ... bana HSK seçimlerinin kaybedilmemesi ve birbirimizle irtibatlı olmamızı söyledi ve bu amaçla el koyulan telefonuma ve ... numaralı hattıma Bylock isimli programı yükleyeceğini söyledi. Ben Bylock isimli bir programın ismini daha önce hiç duymamıştım. Bu programı mesajlaşma programı olarak söyledi. Burada sohbet edip konuştuktan sonra ben ayrılarak tekrar Bozüyük’e döndüm. ... Bilecik'e toplantıya geldiği zaman M.S.Ç.nin telefonuna da Bylock programım yükledi. Ona da ayın şekilde haberleşmek amacıyla yüklediğini söyledi. Bu programı HSK seçimlerinde haberleşmek için kullandık. Seçim bittikten sonra hep bu programı telefonumdan kaldırdım. HSK seçimleri döneminde örgüt kendi elemanlarından oluşan bir listeyi bize Bylock üzerinden ve yazılı olarak gönderip bu isimlere oy vermemizi istedi. Bende bu doğrultuda Bozüyük Adliyesinde HSYK seçimlerinde örgütün aday gösterdiği kişilere ov verilmesi amacıyla çalışma yaptım. Aynı adliyede görev yaptığım Cumhuriyet Savcısı E.T. ve Asliye Ceza Hakimi İ.B. ile görüştüm. Bu şahısları hiçbir örgüt toplantısında görmedim. Bu şahısların örgüte dahil olmadıklarım düşünüyorum. Ben Bylock üzerinden M.S., M.S.Ç. ve ... ile görüştüm.
2015 yılı Yüksekova dönemi
2015 yılı yaz kararnamesi ile eşim ile birlikte tayinimiz Hakkari ili Yüksekova Adliyesine çıktı. Ben Cumhuriyet Savcısı olarak eşim ise Hakim olarak göreve başladık. Burada aynı adliyede çalıştığımız Cumhuriyet Savcısı A.D. bana kendisinin de bu örgütün içerisinde olduğunu, benim buraya yeni tayin olduğumu öğrendiklerini, Hakkari, Van ve Malatya illerinde Hakim ve Savcılardan sorumlu olan ... isimli birinin benimle konuşmak istediğini söyledi. Bende görüşmeyi kabul ettim ancak şahsın Yüksekova’da değil Van ilinde olduğunu, eğer görüşme talebini kabul edersem hatırlamadığım bir tarih söyleyerek bu tarihte beni Van ilinde bulunan Öğretmenevi’nin orada bekliyor olacağını söyledi. Ben de o tarihle Van ilinde bulunan Öğretmenevine eşim ile beraber gittim. ... isimli şahıs ile buluştuk. Bir süre sohbet ettikten sonra bana kullanmam için gözaltına alındığım tarihte evimde ele geçirilen ve şu an incelemesi devam eden marka ve modelini hatırlamadığım bir tablet verdi. Bu tabletin içerisinde Tango isimli bir programın yüklü olduğunu ve buradan görüşme yapacağımızı söyledi. Sohbet sonrasında ben tekrardan Yüksekova’ya döndüm. Bu vermiş olduğu tablet ile ben Tango isimli program üzerinden ... ile nıesajlaşıp haberleşiyordum. Genellikle Fethullah GÜIEN'in yaşantıları ve videoları ile ilgili gönderim yapıyordu. FETÖ terör örgütü içerisinde mensuplarını bir arada tutmaya yönelik mesajlar atarlardı. Biz Yüksekova’da görevli kaldığımız süre içerisinde eşim ile birlikte Yüksekova Adliyesi'nde görev yapan Hakim ve Savcılardan İ.Y., eşi M.Y., A.D., H.A., H.A.nın eşi H.A., H.E. isimli şahıslar ile birlikte ... île görüşmek için 2-3 ayda bir Van iline giderdik. Van ilinde ... ( ) ‘nın sohbetlerine katılırdık. Ancak bu saydığım şahıslar ile birlikte Yüksekova’da dikkat çekmemek amacıyla toplu olarak bir araya gelmezdik. Sadece Van ilindeki toplantılarda bir araya gelirdik. Yüksekova'da hepimiz birbirimizden haberdardık. Fakat ikili sohbet gruplan yapardık. Benim sohbet grubum İ.Y. ve ara sıra da A.D.ydi. ... bana tango programı üzerinden göndermiş olduğu mesajları ve videoları da İ.Y.ya aktarırdım. Çünkü onda tablet yoktu. A.D. ve H.A.da da bildiğim kadarıyla örgütün vermiş olduğu tabletlerden vardı. Biz burada da maaşımızın yüzde 15’ini himmet olarak ...’a vermeye devam ettik. Darbe girişimine kadar bu toplantılar ve görüşmeler devam etti. Yüksekova ilçesinde görev yaptığım sürede bu örgütün içerisinde bulunduğunu bildiğim kendi dönemim Ö.D. isimli hakim de vardı. Aynı dönem olmamız sebebiyle kendisini tanıyordum. Birbirimizin evine gidip örgütsel anlamda birbirimizi tanıdığımız için rahat bir şekilde örgütsel konularda konuşup sohbet ediyorduk. ...
...
15 Temmuz 2016 günü
15 Temmuz 2016 günü darbe girişiminden ikametimde televizyon izlerken haberlerden öğrendim. Aynı gece saat:21.00 ya da 22.00 sıralarında bana vermiş oldukları tabletteki Tango programı üzerinden ... isimli şahıstan bir mesaj geldi, Mesajda “ Bu mesele için dua edin. Darbeyi yapanlara yardımcı olmak için gerekeni yapın ” cümleleri yazıyordu. Bende bu darbenin FETÖ/PDY Terör Örgütü tarafından yapıldığını anladım ve bu konuya sitem edip sinirlenerek bu mesaja cevap olarak ...’a “ Allah sizin gibilerin belasını versin, hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım, böyle bir şey yapmayacağım bundan sonra benimle irtibata geçmeyin ” yazdım ve ardından da tableti kapattım. Bana gelen bu mesajdan eşime dahi haber vermedim. O gece beni kimse aramadı ve bu mesajdan başka herhangi bir mesaj almadım. 16 Temmuz 2016 günü sabah evde bulunan Fethullah GÜLEN’e ait olan kitapları yaktım. ..."
Davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında 25/09/2018 tarihli duruşmadaki beyanı; "Daha önce etkin pişmanlıktan yararlanmak için dilekçe verdim. Şuanda etkin pişmanlık kapsamında ifade vereceğim. ...etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istiyorum. Benim bu terör örgütüyle münasebetim Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçtiğim 2. ve 3. Sınıf dönemleri arasında olmuştur. H.Ö. ve S.G. adlı teröristlerin beni evlerine davet etmeleri sonucunda bu örgüte ait evlere sohbet amacıyla en fazla 3 defa gittim. 4 yıllık üniversite hayatım boyunca sadece 3 defa bu evlere gittim. Örgüt evlerinde kalmadım. Ailemin evinde kaldım. Gittiğim evlerde sohbetler yapılıyordu, ... 2008 Mart dönemi sınava girdim, yazılıyı geçtim, mülakatı da geçtim ve mesleğe başladım. 2008-2010 dönemi arasında staj yaparken H.Ö. adlı terörist bana hitaben biz Allah rızası için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, sen de dahil olur musun şeklinde teklifte bulundu. Ben de 2009 dönemi itibariyle bu yapının bir art niyet taşımadığını düşündüğüm için yine devlet kurumlarında başörtülü şekilde çalışılabilmesi, insanların kendini ifade edebilmesi düşüncesi ile yapıya dahil oldum. H.Ö. ve S.G. benimle ilgilenmeye başladı. Sonra K.O.ya yönlendirdiler. Akademi dönemimin sonlarında birkaç ay fetöye ait evlerde kaldım. Bu kaldığım evde İ.B., S.Ş. isimli hakim adayları ile birlikte kaldım. Yine o dönemde ... kod adlı Bakanlık Tetkik Hakimi bir terörist gidip geliyordu. Sohbetler veriliyordu. ... kod adlı şahsın gerçek ismini hatırlamıyorum. O dönemde yani 2009 yılı itibariyle Bakanlık Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nde Tetkik Hakimi'ydi, sonrasında fetö üyeliğinden tutuklanmıştı. Bize ait evlerden sorumluydu. Hakim-savcı lojmanlarında kalıyordu. K.O. bana hitaben biz Allah rızası için yardım topluyoruz, bu nedenle sen de fakirlere yardım eder misin, bunun adı himmet, himmet adı altında bu parayı topluyoruz dedi. Ben de Allah rızası içinse veririm dedim ve önce 100 TL, daha sonra %10 oranında ödemeye başladım. Bundan sonra Rize'ye C. Savcısı olarak atandım. Burada İ.T. beni aradı. Daha önce ... kod ve K.O. tarafından aranacaksın denilmişti, İ.T., K.O.nun selamıyla görüşebilir miyiz dedi. Kendisiyle görüştük ve İ.T., Y.G. ve C.Ü., C.K., E.A., H.A., A.D., E.B., A.B. isimli teröristlerle çeşitli periyotlarla görüştük. En başta İ.T., Y.G. ve C.Ü. görüştük. İ.T.ye himmet ödemeye devam ettim. %15 miktarındaydı. 2010 Aralık döneminde askere gittim. Geri döndükten sonra diğer şahıslarla görüşmeye başladık. Görüşmelerde Fetullah Gülen'in kasetleri dinletiliyordu. Himmet adı verilen aidatlar toplanıyordu. ...N.K. adlı terörist de var. Örgütsel aidatları bu sefer bu şahsa vermeye başladık. Ara ara gruplar değişiyordu. N. Hopa'da görev yapıyordu. Oradan gidip geliyordu. 2011 yıllarıydı. K.O., N.K. ve 2011 sonlarına doğru Savcı grubuna öğretmen gelmeye başladı. Bizim gruba da ... kod adlı C. isimli soyismini hatırlamadığım öğretmen geldi. Örgütsel aidatları bu sefer buna ödemeye başladık. Evlenmek istiyor musun diye sordular. Ben de evet böyle bir düşüncem var dedim. İstersen seni biriyle görüştürebiliriz dediler. 2011 dönemi itibariyle beni Ankara'ya ... kod adlı teröriste yönlendirdiler. Yanına gittim. K.O.yla görüştük, ardından hakim-savcı lojmanlarına gittik. ... kod ile görüştük. Karşınızda bulunan eski eşim D.S. ile görüştük. Bizim de kafalarımız uyuştu. O dönemde evliliği kabul ettik. 2012 Haziran ayında evlendik. ... kod aracılığı ile evlenmiş olduk. ... D.S. Ankara'da staj yapıyordu. Evlendikten sonra stajını Rize'ye aldırttı. Sonra Bozhöyük'e atamamız gerçekleşti. Orada H.Ö. bizi aradı. Eşi de fetö üyesidir. Aynı şekilde görüşmeler yapmaya başladık. Söğüt'ten E., Bolu Göynük'ten U. isimli teröristlerle grup oluşturduk. ... kod adlı öğretmen terörist İstanbul'dan bizim gruplara atandı. Bu şekilde örgütsel aidatı bu şahsa %10 olarak verdik. Aynı adliyeden M.S., İ.T., Y.G. de bizleydi. 2013-2015 yılları arasındaydı. ... kodun söylemesi üzerine bu şahıslarla ara ara görüşmeye başladık. ... kodun gerçek adını bilmiyorum. İstanbul'da yaşıyordu. Deccal Fetullah Gülen'in sohbetlerinden kitaplarından bahsediyordu. Bu şekilde görüşmeler devam ediyordu. Himmetleri ödüyorduk. 2014 HSYK seçimlerinden kısa süre önce ... kod adlı terörist yine o dönemde oraya atanan Bilecik Osmaneli eski Savcısı M.S.Ç. ile birlikte beni İstanbul'a davet etti. Orada bana bylock isimli programı yükleyeceğini söyledi. 2014 Ağustos-Eylül dönemiydi. Telefona yükledikten sonra bunun bir yazılım programı olduğunu, HSYK seçimleriyle ilgili konuları buradan konuşacağımızı ve birbirimizle bu şekilde haberleşeceğimizi söyledi. M.S.Ç. gelememişti. Kendisine Bilecik Osmaneli'nde bylock yüklendi. Bylock grubunda M.S.Ç., M.S., ben, ... kod adlı terörist vardı. Benim bylockumda başka birisi yoktu. ... kod adlı terörist bu programı herkese sırayla yüklemişti. HSYK seçimleri sırasında fetö denen terörist yapının desteklediği teröristlerin olduğu liste bylocktan bize gönderildi. Bize çalışmalar yapalım deniliyordu. D.S. ile birlikte birkaç kişiden oy istedik. Fetö ile alakası olmayan, görevine devam eden S.K., E.K., E.T. ve İ.B.den oy istedik. Bu şahısların fetö ile hiçbir alakaları yoktur. HSYK seçimleri sonuçlandı. Ben bylocku seçimlerden sonra sildim. 2015 Haziran kararnamesi ile Yüksekova'ya atandık. Burada A.D. adlı terörist bizimle irtibata geçti. Burada bize yönelik görüşme yapmak istiyorsanız ... kod adlı teröristle Van'da görüşülüyor dedi. Mesleği öğretmenlikti. Bize tarih ve saat söyledi. Biz de uygun bir zaman diliminde D.S. ile birlikte Van öğretmenevinin oraya gittik, ... kod bizi alarak evine götürdü. Bizden başka kimse yoktu. Burda da fetullah gülenin kitapları, örgütü ayakta tutmaya yönelik birtakım laflar söylendi. Tango ve eagle isimli programların yüklendiği bir tableti bana teslim etti. Bu tableti biz D.S. ile birlikte kullanmaya başladık. ... kod bize ayda 2 defa görüşme yapılacağını söyledi, ben de tehlikeden dolayı mümkün olmadığını, 2-3 aylık dönemlerde gidip geleceğimizi söyledim. D.S. ile birlikte ... koda örgütsel aidatlarımızı bu şekilde ödemeye devam ettik. Yüksekova'da İ.Y. ve M.Y. adlı teröristlerle görüştük. ... Görüşmelerimiz M.Y., İ.Y. ve A.D. ileydi. Diğerleri kendi arasında görüşüyordu. ... kodun yanına ara ara gidip geliyorduk. 15 Temmuz'da akşam televizyon izlerken bu olayı öğrendik. Saat 22:00 sularında ... koddan tango üzerinden mesaj geldi. Mesajda bu mesele için dua edin ve darbeye yardım için gerekeni yapın yazıyordu. Ben de bunun üzerine ... koda Allah belanızı versin, hiçbir şekilde böyle bir şey yapmayacağım, hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım, bir daha benimle irtibat kurmayın yazdım ve bilgisayarı kapattım. Fetullah Gülen'e ait bütün kitapları yaktım. ..."
Davacıya ait, ... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazılmış 05/10/2018 tarihli "MÜDAFAM" başlıklı dilekçe; "...etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayı ... istirham ediyorum.
2)2003-2007 TARİHLERİ ARASINDAKİ DİCLE ÜNİVERSİTESİ DÖNEMİM:
Benim bu yapıyla üniversiteden önce herhangi bir tanışıklığım olmamıştır. Üniversitenin Hukuk Fakültesine girdikten sonra 2. veya 3. Sınıfta Fetöyle H.Ö. ve S.G. vasıtasıyla tanıştım. Söz konusu fetö üyelerinin üniversite boyunca bir kaç defa örgüt evlerine (bahsi geçen evlerde başka fakülteleri okuyan başka öğrenci örgüt üyeleri de vardı ancak hiç birini tanımıyorum.) beni dinî sohbet için çağırmaları üzerine sadece 3 defa dini sohbete katılmak üzere gittim. Bu örgüt üyeleriyle dini sohbetler yaptık. ...
3)2008-2010 YILLARI ARASINDAKİ ADALET AKADEMİSİ VE HAKİM-SAVCI ADAYLIĞI DÖNEMİM
... Diyarbakır Hakim-Savcı Adayı olarak 07/07/2008 tarihinde staja başladım ... Akademinin ilk dönemini Adalet Akademisi yurdunda kalarak geçirdim. Akademinin 2. döneminde H.Ö. bana hitaben "Biz Allah rızası için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Sende Allah rızası için bize dahil olur musun" dedi. Bende o dönemki düşüncemle bu yapının herhangi bir artniyet taşımadığını düşünerek insanların rahat ibadet edebilmeleri ve Devlet Dairelerimizde vatandaşlarımızın rahatça başörtülü durabilmeleri ile çalışabilmeleri için (Nur Süresinin 30-31. ayetlerinde yer alan başörtüsü emri yüzünden kimsenin sıkıntı görmemesi adına) Allah rızasını düşünerek bu örgüte dahil olmayı kabul eltim. Benim bu örgüte üye olmam ilk olarak bu dönem olan 2009-2010 Adalet Akademisi dönemidir. Ancak maalesef bahsi geçen terör örgülünün hainliğini o dönem göremedim. Bahsi geçen teklif kabul edince fakülteden dönem arkadaşlarım olan H.Ö. ve S.G. benimle bir süre ilgilenmeye başladıktan sonra yine aynı dönemden tanıdığım terörist K.O. beni yönlendirdiler. Adalet Akademisi döneminin 2. .Döneminin ilk 1-1.5 ayında yine terörist M.D. birlikte kaldıktan sonra terörist K.O. tarafından fakülte döneminde hiç örgüt evlerinde kalmamam dikkate alınarak, en azından Adalet Akademisi döneminde terör örgütüne ait evlerde 1 kaç ayda olsa kalarak Fetö terör örgütü evlerinde kalmanın nasıl bir şey olduğunu anlamam adına örgütün Sıhhiye semtinde yer alan evlerinde aynı dönemden teröristler S.Ş. ve İ.B. birlikte kalmaya başladım. K.O. bu dönemde örgüte ait bu ikamete gidip geliyor ve o dönemde Bakanlıkta Tetkik Hakimi olan terörist ... kod adlı kişiyle ayrıca tarafımıza sohbetlere geliyorlardı. K.O. bu dönem bana hitaben; "biz okuyan çocuklara, muhtaçlara fakirlere yardım amacıyla para topluyoruz. Bu örgüte üye olanlardan bu parayı toplayıp hayır işlerinde kullanıyoruz. Sende yardımcı olmak ister misin’’ dedi. Bende yardım amaçlı Allah rızası için önce aylık 100 TL daha sonra maaşımın %10'unu bu terör örgütüne himmet adı verilen örgütsel aidat olarak ödemeye başladım. Bu dönemde ... kod adlı terörist ... K.O. ve M.D. adlı teröristler Sıhhiye de bulunan ikamelimize sohbet amacıyla gidip geliyorlardı. ...
4)2010-2013 TARİHLERİ ARASINDAKİ RİZE ADLİYESİ DÖNEMİ
Diyarbakır Adli Yargı Savcı Adaylığı stajımı bitirip. 2010 yılında kura çekerek ... Rize'de Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladım. Burada aynı ilde görev yaptığım meslektaşlardan biri tarafından örgütsel bağlantı adına K.O.nun selamıyla aranarak benimle diyalog kurulacağı Ankara'da ... kod ve K.O. taralından tarafıma bildirildi. Rize'de göreve başladıktan sonra aynı adliyede görev yapan terörist eski idari hakim İ.T. tarafından “K.O.nun selamıyla arıyorum. Görüşebilir miyiz” denilerek telefonla arandım. Sonra Adliyedeki odama gelerek ona ait evde buluşmak istediğini söyledi. Bende bunu kabul ederek onun lojmandaki ikametine gittim. Burada fetö üyeleri olan teröristler eski Çamlıhemşin hakimi C.Ü. eski Çamlıhemşin savcısı C.K. ve eski Rize İdare mahkemesi hakimi Y.G. birlikte görüşeceğimizi söyledi. Bundan sonra dediğim teröristlerle benim ve onların evlerinde örgütsel görüşmeler yapmaya haşladık. Aylık % 15 oranında himmet adı verilen örgütsel aidatı İ.T.ye elden ödemeye başladık. Terörist başı DECCAL Fethullah Gülenin kitaplarını ve cd'lerini okumaya ve dinlemeye başladık. Örgütsel görüşmeler yaptık. ...
...İ.T. İngilizce kursunda olduğu için Y.G. Adlı teröristin sorumluluğunda Ben ve C.Ü. haftalık, 2 haftalık ve aylık görüşmelere devam ettik. Bu teröristlerin tayini çıkınca yeni grubumuz Rize İline atanan terörist A.D., Çayeli eski hakimi E.B., Çayeli eski savcısı A.B., Kalkandere eski savcısı E.A. ve eşi H.A. ile eski Hopa hakimi N.K.den oluştu, Grup sorumlusu N.K.ydi. Burada evlenmeden önce maaşımın %15'ini örgütsel aidat olarak himmet adı altında bu teröriste ödemeye devam ettik. Toplantılar bazen benim bazen diğer teröristlerin ikametinde oluyordu. Burada sohbetler yapılıyor ve DECCAL Fethullah Gülenin cdleri izleniyordu, 2011 yılının sonlarına doğru sistem değişikliğine gidilerek hakim-savcı gruplarına öğretmen terörist sorumlular verilmeye başlandı. Bu dönem bizim gruba atanan terörist sorumlu eski Öğretmen ... kod adlı ve C. gerçek adlı teröristtir. Bahsi geçen terörist ara sıra sohbetlere geliyordu. Bu dönemde of eski hakimi Ş.L.A.inde A.D. vasıtasıyla terörist okluğunu öğrendim. Bu kapsamda görüşmemizde oldu.
2011 yılının sonlarında K.O., N.K. ve ... kod C. gerçek adlı teröristler evlenmeyi düşünüp düşünmediğimi eğer düşünürsem bir bayanla görüşıürebilecekierini söylediler. Bende evlenmeyi düşündüğümü söyleyerek teklifi kabul ettim. Bunun üzerine Ankara'ya 2011 yılında gitmek suretiyle K.O.yla görüştüm. Onunla Akademi dönemimizde bizimle ilgilenip, sohbetlere gelen eski Bakanlık tetkik hakimi ... kod adlı teröristin ikametine gittik. ...Hakim savcı lojmanlarında ... kod adlı Teröristin ikametine gittiğimizde 11 Mayıs 2018 tarihinde boşandığım eski eşim D.S.yle yüz yüze görüştürdü. Kendisiyle tek başımıza bir odada birkaç saat görüştükten sonra kafalarımızın uyuştuğu kanaatine vardığımızdan ve birbirimizi beğendiğimizden görüşmemize devam ederek 06/06/2012 tarihinde evlendik. D.S. bu sebeple Ankara ilinde yaptığı hakim-savcılık stajını Rize merkeze yanıma aldı. Burada hep birlikte örgütsel görüşmelerimize devam elik.
...
5)2013-2015 TARİHLERİ ARASINDAKİ BOZÜYÜK ADLİYESİ DÖNEMİ
Eski eşim D.S. evlendikten ve 2013 yılında kurasını çektikten sonra eş birleştirmesiyle 2013 yılının mayıs ayında Bozüyükte hakim ve savcı olarak göreve başladık. Burada Bilecik eski savcısı terörist H.Ö. Hakkari eski hakimi K.O.nun selamıyla arayarak görüşmek islediğini söyledi. Bunun üzerine kendisiyle buluştuğumuzda Söğüt eski hakimi E., Bolu Göynük eski hakimi U. adlı teröristle grup olarak görüşeceğimizden bahsetti. ... kod adlı eski Öğretmen teröristinde Örgütsel sohbetlere görüşmelere başladık. Eski eşim D.S.yle beraber bu toplantılara gittiğimizde bayanlar kendi aralarında, erkekler kendi aralarında DECCAL Fethullah Gülenin kitaplarını okuyor ve cd dinliyorduk. D.S.yle her bîrimiz maaşlarımızın %10’luk kısımlarını … kod adlı teröriste ve yine H.Ö.ye veriyorduk. Bu dönemde ... kod adlı teröristten aynı adliyede görev yaptığımız eski savcılar ve hakimler M.S., İ.T.K. ve Y.G. de fetö üyesi teröristlerden olduğunu öğrendim. Bu dönemde bu teröristlerle de ara sıra örgütsel olarak toplandığımız oluyordu.
2014 yılı HSYK seçimlerinden önce ... kod adlı terörist İstanbul Kartalda olan örgüt evine bizi 2014 yılının ağustos ayında çağırdı. Buraya gittiğimde kendi aramızda haberleşmemiz ve HSYK seçimlerinde bazı notlar atmak için Bylock adlı mesajlaşma programım telefonuma ağustos ayı içerisinde yüklemek istedi. Bende bunu kabul ederek telefonuma Bylock'u onun aracılığıyla yükledim. İşinin çıkması nedeniyle benimle birlikte oraya gelemeyen ve sonradan Osmaneline atanan eski savcı M.S.Ç.de Bylock aynı şekilde Ali tarafından onun Osmanelindeki ikametinde yüklendi. Bylock adlı programı ilk olarak 12/08/2014 tarihinde kullandım. Bylock üzerinden Ali, M.S.Ç. ve M.S.yle görüştüm. HSYK seçimlerinde fetönün desteklediği terörist liste Bylock üzerinden tarafımıza atıldı. Bu kapsamda ayın adiiyede görev yaptığımız E.T., İ.B. ve Diyarbakır'da o dönem görev yapan misafirliğe gittiğimiz ve misafir ettiğimiz S.K. ve E.K.den eski eşim D.S.yle bu kapsamda oy istedik. Bu saydığım kişiler halen görevde otan hakim ve savcılarımız olup. Fetöyle herhangi bir alakaları yoktur. Başka kimseden oy istemedik.
...
6)2015-2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ YÜKSEKOVA ADLİYESİ DÖNEMİ
2015 Yılı yaz kararnamesiyle tayinimiz Yüksekova Adliyesine çıktı. Burada göreve başladığımızda orada görev yapan eski savcı A.D. kendisinin feto üyesi teröristlerden olduğunu söyleyerek. Hakkari, Van, Malatya illerinden sorumlu olan ... kod adlı önceki mesleği öğretmenlik otan teröristin benimle ve eski eşim D.S.yle görüşmek istediğini söyledi. Bu teröristin Vanda olduğunu hatırlamadığım bir tarih ve saatle Van Öğrefmenevinin orada bizi bekleyeceğini gitmemiz halinde görüşebileceğimizi söyledi. Ben de bunun üzerine uygun okluğum için teklifi kabul ederek öğretmenevinin oraya eski eşim D.S.yle birlikte gittik, Orada ... kod adlı terörist bizi karşıladı. Onun yapılabilecek keşif sırasında Emniyet Görevlilerimizle birlikle bulabileceğim evinde hangi periyotlarla görüşebileceğimiz konusunu görüştük. Kendisi ayda 2 defa görüşme önerdi. Ben ise her ay bu şekilde görüşme yapmanın pek mümkün ve güvenlikli (Yüksekovanın terör tehlikesinden) olmadığını, ancak 1 aydan sonra 2 veya 3 ayda bir görüşmelere gidebileceğimizi söyledim. Bunun üzerine 1aydan sonra 2-3 ayda bîr Vanda öğretmenevinin yakınlarında onunla ona ait örgüt evlerinde görüşmelerimize D.S.yle devam ettik. Burada örgütsel sohbetler yaptı ve tarafımıza Kriminal incelemesi halen devam eden tableti içine Eagle ve tango adlı programları yüklemek suretiyle haberleşmek üzere teslim etti. Bu program üzerinden terörist yapıyı ayakta tutmaya yönelik mesajlar ve terörist başı DECCAL Fethullah Gülenin sohbetleri falan atılırdı. Yüksekovada görev yapan eski hakim ve savcılar İ.Y., eşi M.Y., A.D., l.A., eşi H.A. ve H.E. adlı teröristlerde ... kod adlı teröristle görüşürdü. Onun terör örgütsel toplantılarına katılırlardı. Bu teröristlerle aynı görev yerinde pek örgütsel görüşmeler yapılmazdı. Daha çok ikili görüşmeler yapılırdı. Biz eski eşimle İ.Y. ve M.Y.yle görüşürdük. Ara sırada A.D. ile görüşürdük. Diğerleri de kendi aralarında ikişerli sohbet gruplan kurup örgütsel görüşmeler yaparlardı. A.D. ve H.A.da da ...'ın verdiği tabletlerden vardı. İ.Y.de ve M.Y.de tablet olmadığı için atılan mesajlardan ben ve eski eşim onları haberdar ederdik. D.S.yle birlikte maaşlarımızın %10''unu ... adlı teröriste elden öderdik. ...
15 temmuz 2016 tarihinde DECCAL Fethullah Gülenin talimatıyla, münafık ve hain fetönün yaptığı hain darbe girişimini tv izlerken, akşam tvden öğrendim. Bunu tv’den öğrendikten sonra aynı gece saat: 22:00 sularında bana ve eski eşim D.S.ye vermiş oldukları tablete tango programı üzerinden ... adlı teröristten mesaj geldi. Bu teröristin yazdığı mesajda: "Bu mesele için dua edin. Darbeyi yapanlara yardımcı olmak için gerekeni yapın" cümleleri yazıyordu. Bende bu mesaja karşılık sinirlenerek ... adlı teröriste; "Allah sizin gibilerin belasını versin. Hiçbir şekilde yardımcı olmayacağım. Böyle bir şey yapmayacağım. Bundan sonra benimle irtibata geçmeyin.“ yazarak tableti kapattım. 16 temmuz günü DECCAL Fethullah Gülene ait kitapları yaktım. Yine Kriminale giden ve ikamette bulunan Kindle adlı cihazda önceki görev yerlerinde aldığımız içinde DECCAL Fethullah Gülenin kitaplarının ve dini kitapların bulunduğu okuma cihazıdır. ..."
Kararımızın "Bylock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi" kısmında da belirtildiği üzere, davacıya ait UYAP sistemi üzerinde yer alan aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde; davacının ... olan adını ... Asliye Hukuk Mahkemesinin E:…, K:… sayılı ve 26/02/2015 kesinleşme tarihli kararı ile Kemal olarak değiştirdiği, yukarıda yer verilen tanık beyanları ile davacıya ilişkin bilgilerin uyumlu olduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, meslek stajını yaptığı dönemde örgüt toplantılarına katıldığına, mesleğe başladıktan sonra da bu toplantılara katılmaya devam ettiğine ve bu toplantılara ev sahipliği yaptığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adayları için oy istediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile örgütle üniversite döneminde tanıştığına, meslek stajını yaptığı dönemde bir süre örgüt evlerinde kaldığına, örgüte himmet verdiğine, mesleğe başladıktan sonra da örgütle iletişiminin devam ettiğine ve örgüt toplantılarına katıldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, Bylock uygulamasını kullandığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adayları için oy istediğine, bu seçimlerden sonra iletişim kurmak için kendisine eagle ve tango yüklü bir tablet verildiğine ve diğer hususlara yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği (YARSAV) Üyeliği
i. YARSAV'a Üyelik Hususunda Genel Değerlendirme
YARSAV, 2006 yılında 501 kurucu üye ile Ö.F.E.nin başkanlığında, yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak kurulmuştur. YARSAV, 2009 yılının Ekim ayında, Uluslararası Yargıçlar Birliği üyeliğine kabul edilerek uluslararası alanda faaliyette bulunmaya başlamıştır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca YARSAV Derneğine üyelik hususunda hazırlanan 26/04/2017 tarih ve 26-1 sayılı inceleme raporunda; anılan Derneğe 2007 yılında 146, 2008 yılında 157, 2009 yılında 70, 2010 yılında 525, 2011 yılında 45, 2012 yılında 64, 2013 yılında 3, 2014 yılında 17, 2015 yılında 10 ve 2016 yılında 17 olmak üzere toplam 1054 hâkim ve savcının üye olduğu görülmüştür.
667 sayılı KHK'nın “Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin tedbirler” kenar başlıklı 2. maddesi uyarınca anılan KHK’ya ekli III sayılı listenin derneklere ilişkin kısmının 250. satırında adına yer verilmek suretiyle millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğinin kapatılmasına karar verilmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında “YARSAV kurulduktan sonra yavaş yavaş gündem olmaya başladı. [Ö.F.E.] sık sık basın açıklamaları yapıyordu …cemaat/örgüt yapılanmasını eleştiriyordu. Bu durum o dönem Adalet Bakanlığında bulunan örgüt-cemaat mensubu bürokratları rahatsız etmişti. …Süreç böyle devam ederken YARSAV’ın üye sayısı artmaya başlamıştı. …[Ö.F.E.'nin] sivri çıkışları cemaat/örgütü rahatsız ediyordu ve bu amaçla 2008 yılından itibaren cemaat/örgüt kendi mensuplarını YARSAV üyesi olmaya yönlendiriyor ve YARSAV’a girmeleri konusunda gizli telkinlerde bulunuyorlardı. …Bu süreç devam ederken YARSAV seçimleri yaklaşmıştı. Cemaat/ örgüt üyeleri YARSAV’ın içerisinde bulunanlar YARSAV aidatlarını düzenli olarak ödüyorlardı. Cemaat/ örgüt stratejisini bu süreçte önce [Ö.F.E.'nin] devrilmesine göre ayarlamıştı. Fakat sonradan bunun tepki çekeceğini kararlaştırıp bu stratejiden vazgeçtiler. Nihai amacı [Ö.F.E.'yi] tasfiye edip yönetimini, yönetimde bırakmak olarak belirlediler. Yapılan seçimlerde [Ö.F.E.] liste dışı kaldı ancak yönetim kurulu üyeleri yeniden seçildi." şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Yine aynı kişiye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında ise “YARSAV'a o dönemki adı ile cemaatin 2007 - 2008 yılından itibaren ciddi bir yönelmesi oldu, bize gelen talimatlar ile biz YARSAV'a üye olduk. Ben de gelen talimat üzerine 2009 yılında üye oldum. O dönem yine T3 ( taşra mesulü) U.Y. bize YARSAV yönetiminin tamamen ele geçirilmesi hususunda F. Gülen'e sorulduğunu söyledi. Ve F. Gülen'in "YARSAV yönetimini ele geçirecek gücümüz var" şeklinde sorulduğunu bize aktardı. F. Gülen'in de o dönemki Türkiye yargı mesulü'ne "sadece başkan değişsin" şeklinde talimat verdiğini bize iletti. …[Ö.F.E.] yönetime seçilemedi. O dönemde bize YARSAV aidatlarının düzenli ödenmesi talimatları da geliyordu. Hatta o dönem cemaat/örgüt YARSAV aidatların ödenmesi için mensup hâkim savcılara maddi destek veriyorlardı. Mesela bana da bu aidatı ödemem konusunda maddi destek verildi.” şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/01/2019 tarih ve E:2017/98, K:2019/20 numaralı kararında da muhtelif tarihlerde beyanları alınan Derneğin kurucu başkanı olarak görev yapmış Ö.F.E., yönetim kurulunda görev yapmış L.K. ve B.Y. tarafından da örgüt mensuplarının YARSAV'a organize bir şekilde üye oldukları, bu kişilerin zamanla çoğunluk haline gelip etkili bir konuma ulaşarak yönetimde söz sahibi olduklarının ifade edildiği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Selçuk Özdemir (B. No: 2016/49158, 26/07/2017) kararında ise, FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalıştığı, bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde bulundukları, bu bağlamda FETÖ ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, yine yapılanmadan gelen talimat uyarınca kısa bir süre içinde YARSAV'a üye oldukları belirtilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için yargı organlarının, yargı erkiyle bağlantılı kurumların ve bu bağlamda yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi niteliğinde bulunan YARSAV’ın ele geçirilmesi ve yönetiminde söz sahibi olunmasının FETÖ’nün amaçlarını gerçekleştirebilmesi bakımından önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. YARSAV Üyeliğinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
2007-2008 yıllarından itibaren FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının örgüt talimatı doğrultusunda sistematik bir şekilde üye olduğu YARSAV'a, davacının da aynı süreç dâhilinde … üye numarası ile 20/09/2010 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmektedir.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Örgütlenme özgürlüğünün, kişilerin kendi menfaatlerini korumak için kendilerini temsil eden bir toplu teşekkül oluşturarak bir araya gelmeleri özgürlüğü olarak tanımlanması mümkündür. Anayasa'nın 33., 51. ve 68. maddelerinde düzenlenen "Dernek Kurma Hürriyeti", "Sendika Kurma Hakkı" ve "Siyasi Parti Kurma Hakkı " gibi örgütlenmeye yönelik haklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 11. maddesinde karşılığını bulmaktadır. ''Örgüt'' kavramı ise Anayasa Mahkemesi kararlarında AİHM kararlarına yapılan atıfla ''kişilerin serbest iradesiyle kurulan, ortak bir amaç için bir araya gelen kişiler topluluğu'' olarak tanımlanmıştır (Hüseyin Demirdizen, B.No:2014/11286, 21/09/2013, §§ 35). İrade unsuru, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip toplulukları, kamu tüzel kişiliğine sahip topluluklardan ayıran en önemli ölçüdür (Le Compte, Van Leuven ve De Meyere/Belçika, 6878/75, 7238/75, 23/6/1981, § 43; Barthold/Federal Almanya, 8734/79, 25/3/1985, § 61; Sigurdur Sigurjonsson İzlanda, 16130/90, 30/6/1993, § 31 ). Kamu iradesi bulunmayan toplulukların örgütlenme özgürlüğü temelinde, kamu gücüne karşı menfaatlerinin koruması için dayanışma ve toplu ifade gücünden faydalanması söz konusu olmaktadır. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı, sağlıklı bir toplumun önemli bir bileşenidir.
YARSAV da 2006 yılında 501 kurucu üye ile üyelerinin ortak menfaatlerini savunabilmek amacıyla yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak dernek statüsünde kurulmuştur. Bununla birlikte yukarıda da yer verildiği üzere YARSAV'ın faaliyetlerinden rahatsız olan FETÖ/PDY tarafından derneğin yönetiminin ele geçirilmesi ve kendi amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesinin sağlanması maksadıyla FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı hakim ve savcıların anılan derneğe üye yapılması yönünde organize şekilde çalışmalar yürütülmüştür. Bir başka anlatımla FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları kendi serbest iradeleriyle ve yargının ortak menfaatlerinin savunulması maksadıyla değil, derneğin yönetimini ele geçirmek ve kendi maksatları doğrultusunda yönlendirmek gayesiyle YARSAV'a üye olmuşlardır.
Bu nedenle, 2007-2008 yıllarından itibaren talimat doğrultusunda olunan YARSAV üyeliğinin, davalı idarece yargı mensubunun meslekten çıkarılmasında FETÖ'ye irtibat ve iltisak noktasında sebep unsuru olarak kabul edilmesinin, davacının örgütlenme özgürlüğüne bir müdahale olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Bu kapsamda, YARSAV Derneğine üyelik şekli ile ilgili olarak yukarıda anlatılanlarla birlikte değerlendirildiğinde davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
d) Hakim/Savcı Adaylığı Döneminde Adalet Akademisi Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı
i. Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı Hususunda Genel Değerlendirme
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" kısmında ortaya konulduğu üzere anılan örgüt tarafından, hakim ve savcılara yönelik olarak adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kariyer programları düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim ve savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında da; mülakat sınavını kazanan ve hakim-savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacaklarının ve ev sorumlularının kim olacağının anlatıldığı, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibinin yapıldığı; staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmalarının sağlandığı, her ev için bir sorumlu tayin edildiği yönünde tespitlerin yapıldığı görülmektedir.
Bu şekilde hakim ve savcıların, adaylık sürecine örgüt tarafından ayrı bir önem atfedilmekte ve bu dönem içerisinde örgüte bağlı bulunan adayların, örgütle irtibat ve iltisakı bulunmayan diğer adaylardan daha ön plana çıkarılması, dönem arkadaşları arasında örgütsel tabiriyle ''parlatılması'' ve bu kişilerin gelecekte unvanlı görevlere getirilmesinin önünün açılması hedeflenmiştir.
Bu hedefin gerçekleştirilmesi amacıylada örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının görev aldığı mezuniyet yıllık (albüm) kurulları oluşturulduğu ve yıllık (albüm) kurulu üyelerinin albümün hazırlanması amacıyla tertip ettikleri üst düzey ziyaretlerle yüksek yargı ve kamu bürokrasine kendilerini refere ettikleri, yine örgüt tarafından kendisine iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının Adalet Akademisinde sınıf başkanı seçilmesi sağlanarak Akademi üst yönetimiyle ve ders veren öğretim görevlileriyle yakın temaslarının sağlanmaya çalışıldığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca Adalet Akademisi Yıllık (albüm) Kurulu başkan ve üyeliği hususunda hazırlanan 05/06/2017 tarih ve 05-1 sayılı inceleme raporunda, staj döneminde yıllık kurulu başkan ve üyesi olan toplam 292 hâkim ve savcının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca FETÖ ile irtibat ve iltisakları nedeniyle görevden uzaklaştırılmalarına ve/veya meslekten çıkarılmalarına karar verildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Ayrıca söz konusu Tetiş Kurulu raporunda, "Gizli Tanık 'DEFNE' beyanında; Akademi sınıf başkan ve yardımcılarının cemaat abileri tarafından belirlenen kişilerden oluşmasının temel hedeflerden biri olduğu, diğer bir amacın ise yıllık komitesinin mümkün mertebe cemaat abileri tarafından önceden belirlenen stajyerlerden oluşması olduğu, zira yılsonu gösterisinin yıllık komitesi tarafından hazırlandığı, yılsonu gösterilerinin içeriğinin konjonktüre göre değişmesinin nedenlerinden birinin de yıllık komitelerinin cemaatçilerden oluşmasından kaynaklandığı, incelenmesi halinde bu durumun anlaşılabileceği,
N.Ç. beyanında; İlk akademi döneminde bulunduğu sınıfta sınıf başkanının E.A., sınıf başkan yardımcısının ise S.B. olduğu, sınıf başkanlığı seçimi öncesinde yapılan toplantılarda sınıf başkanlığı seçimlerinde belirlenen adaylara oy verilmesinin söylendiği, verilen talimat doğrultusunda sınıf başkanlarının seçildiği, son akademi döneminde S.B.'in sınıf başkanı seçilmesi nedeniyle yapının bayanlar grubundan olduğunu düşündüğü, ayrıca son akademi döneminde akademi yıllıklarının düzenlendiği, bu yıllıkları sınıf başkanlarının düzenlediği, sınıf başkanlarının da ağırlıklı olarak yapı elemanı olduğu,
İ.E. beyanında; Staj dönemi bittikten sonra 2007 yılında ilk görev yeri olan Mersin İdare Mahkemesine atandığı, o dönem akademide yıllık kurulunda olan kişilerin cemaatçi olduklarının söylendiği, bu kişiler arasında L.K. ve E.B.'in de bulunduğu,
T.D. beyanında; Fetullah Gülen Cemaati mensubu K.O.'un, en son Tokat İlinde hâkim olarak görev yaptığı, 8. Dönem Adli Yargı hâkim ve savcı adaylarının tümünün sorumlusu yani abisi konumunda bulunduğu, aynı zamanda akademide yıllık kurulu organizasyonunda yer aldığı, Fetullah Gülen cemaatindeki aktif pozisyonunu devam ettirdiği," şeklinde tanık beyanlarına yer verilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için hakim ve savcıların adaylık döneminin de ayrı bir önem arz ettiği, örgüt tarafından Adalet Akademisindeki eğitim sürecinde örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının emsalleri arasında ön plana çıkarılması sağlanarak gelecekteki unvanlı görevlere getirilebilmeleri adına hazırlık yapıldığı, bu kapsamda da staj döneminde albüm kurulu üyelikleri ile sınıf başkanlarının özellikle örgüte irtibat ve iltisakı bulunan hakim ve savcı adaylarından seçilmesinin sağlanmasına özel önem verildiği anlaşılmaktadır.
ii. Yıllık Kurulu Üyeliğinin/Sınıf Başkanlığının Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında davalı idare tarafından davacının 8. Dönem Adli Yargı Yıllık (Albüm) Kurulu üyesi olduğuna ilişkin belge sunulduğu görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının yukarıda yer verilen tespit ve açıklamalar doğrultusunda FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
e) Diğer Hususlar
ii. 2014 Yılı HSK Üye Seçimlerinde FETÖ'nün İl Seçim Sorumlusu Olarak Belirlenmesi
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde FETÖ/PDY'nin 2010-2014 yılları arasında yapılan denetimler, incelemeler ve soruşturmalar, unvanlı görevler başta olmak üzere yapılan atamalar, terfiler ve yüksek mahkemelere üye seçimleri sonucunda yargıda etkin bir güce ulaştığı, yargıda bu örgütsel etkinliği ve baskıyı devam ettirebilmek amacıyla da 2014 yılında yapılan HSK üye seçimlerine daha fazla önem atfettikleri anlaşılmıştır.
Örgütün bu kapsamda adli yargıda on bir, idari yargıda ise beş sözde bağımsız aday ile 2014 yılı HSK üye seçimlerine katıldığı, örgüt mensubu hâkim ve savcıların ise örgütün bu seçimlerde başarılı olabilmesi için temel düsturları olan gizliliği de göz ardı ederek deşifre olma pahasına sözde bağımsız olan örgüt adaylarına destek olmak, oy toplayabilmek adına tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlediği, bu organizasyonlar için yapılan masrafların örgüt tarafından karşılandığı, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcılar ile birebir yakınlık kurmak ve zaman zaman hediyeler vermek suretiyle oy tercihlerini etkilemeye çalıştığı; seçim günü ise oy kullanmaya gelen hâkim ve savcıları markaja alarak baskı yaptığı, oy kullandıktan sonra seçim mahallinden ayrılmayarak seçim mahallinde kamera kaydı yapmak ve sandık başlarında seçim sonuçlarını birebir takip etmek gibi faaliyetlerle bulunduğu, bu şekilde örgüt tarafından diğer hâkim ve savcılar üzerinde baskı oluşturularak anayasal bir hak olan seçme/seçilme hakkının manipüle edildiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, tarafsız ve bağımsız yargının teminatı niteliğinde bir kurum olan HSK'ya üye seçimlerinde tüm hâkim ve savcıların özgür iradeleri ile oy kullanması esas iken, örgüte mensup hâkim ve savcılar tarafından talimat ile örgütün sözde bağımsız adaylarına toplu şekilde oy verilmiştir. Nitekim farklı görev mahallerinde çalışıp, farklı mesleki dönemlerden olmalarına karşın, kendilerini ''bağımsız aday'' olarak lanse eden örgüt adaylarının hepsinin birden HSK seçimlerinde adli yargıda yaklaşık 4500-5000 bandında, idari yargıda ise yaklaşık 600-700 bandında oy alması, örgüt mensubu hâkim ve savcıların talimat üzerine toplu halde oy kullandıklarının açık belirtisidir.
Bununla birlikte, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerle ilgili Dairemiz önünde derdest olan dosyalarda yer alan 2014 yılı HSK seçimlerine ilişkin birçok ifade de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.K.'ye ait, Menemen Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...2014 yılının ekim ayında yapılan HSYK üye seçimi döneminde Sarız hâkimi olarak görev yapıyordum. Bu seçim sürecinde ilk olarak aramızda yapmış olduğumuz sohbet toplantıları sırasında M.K. HSYK seçimlerinin yaklaştığını, burada liste belirleneceğini, cemaati kastederek bu seçimin bizim için çok önemli olduğunu, Yargıda Birliğin kazanmaması gerektiğini, bunun için çok çalışılması gerektiğini söylüyordu... M.K. bana bylocktan mesaj attığında whatsapptan sana mesaj attım, bakarsın yazıyordu. Ben de bunun üzerine bylocka girip M.'nin attığı mesajı görüyordum. M.K. ilk attığı mesajında HSYK seçimlerinde cemaatin oluşturduğu 11 kişilik HSYK üyeliğine aday listesini gönderdi. Bu listede N.Ö., T.G., A.K., O.G., Y.A., L.Ü., ... F.S. isimli şahıslar vardı. Bu mesajda M.K. bana cemaat olarak bunları destekliyoruz, çevremizden bunlara oy isteyeceğiz yazmıştı."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...HSYK seçimleri ile ilgili tanıdığımız kişilerle irtibat halinde olmamız istenmişti, görüşeceğimiz kişilerle seçim öncesinde değil seçimlere 3-4 ay kala sürekli arayıp görüşmemizi söylemişlerdi. ...HSYK seçim süreci yaklaşınca telefonlara BYLOCK isimli program yüklendi. ...HSYK ile ilgili paylaşımlar bu program üzerinden yapılıyordu, ben de bana sorulan hususlara cevap veriyordum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.E.'ye ait, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "2014 yılı HSYK seçimlerinde bu yapının belli bir amaca hizmet ettiğini ve legal bir yapı olmadığını kesin olarak anladım. Erzincan'da staj yaptım, Perşembe'ye kura çekip göreve başladıktan 1,5 yıl sonra Erzincan'da komisyon başkanı olan Y.K. beni aradı bağımsız adaylardan isimleri cemaatin adayı olarak geçen 11 kişi için oy istedi....Bu 1,5 yıl içinde başkan beyin kendisiyle hiçbir şekilde görüşmemiştik. Seçim öncesi beni iki defa arayarak aynı adaylar için oy istedi. "
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.T. isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış 13/01/2017 tarihli dilekçe: "... Eskişehir'de HSYK seçimlerinden kısa bir süre önce o dönemde lojman dışında kirada oturan Eskişehir C. Savcısı olarak görev yapan [İ.'nin] ... evinde toplandık…Bahsi geçen evde 8O.Ç.), (A.Ş.),(Z.K.), M.A., ... ile bir araya geldik. Adı geçenlerin hepsi (O.Ç.) hariç Eskişehir’de görevli hâkim ve savcılardı. Bazıları kamera çekimi bazıları da müşahitlik görevi aldılar."
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I.'ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "Burada bulunduğum dönemde HSYK seçimleri olmuştu. ... kod adlı ... bana sohbet grubunda bulunan şahıslara Bağımsızları desteklemeleri doğrultusunda telkinde bulundu ve desteklenecek isimlerin bulunduğu bir listenin fotoğrafını az önce bahsettiğim program üzerinden bana gönderdi. Ben de sohbet grubumda bulunan şahıslara (Sivil imam olan ifade sahibinin sohbet grubunda bulunan hâkim-savcılara) bu isim listesini okuyarak desteklemeleri yönünde ... in talimatı doğrultusunda tavsiyede bulundum…"
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "…HSYK seçimi için gittiklerinde (örgüt içindeki hâkim ve savcıların seçime yönelik propaganda çalışması için) yaptıkları masraflar yapı tarafından karşılanırdı. Genelde bu masraflar alacağımız himmet parasından düşülüyordu."
Somut olayda ise, davalı idare tarafından dosyaya sunulan örgüt eksenindeki bir sosyal medya paylaşımında, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde sandık başında seçim sonuçlarını takip edecek örgütün il seçim sorumlularının isimlerinin yazılı olduğu bir liste yer aldığı ve davacının da bu listede Bilecik seçim sorumlusu olarak belirlendiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite yönelik herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, hizmet belgesinin incelenmesinden 2014 yılı HSK üye seçimi döneminde Bilecik ili Bozüyük ilçesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı anlaşılan davacının örgütün Bilecik seçim sorumlusu olarak belirlenmesinin, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
i. Ev Aramasında Ele Geçirilen Cihaz ve Belgeler
Davalı idarece Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … soruşturma sayılı arama ve el koyma kararına istinaden davacının ev araması sonrasında düzenlenen 16/07/2016 tarihli "tutanakta", "...Çamaşır makinesinin kapağı açıldığında içerisinden yeni yıkandığı anlaşılan ve sıcak olan üzerinde Arapça ve Türkçe yazılı kitap sayfaları olarak düşünülen sayılamayan zedelenmiş olduğu görülmüş, ayrıca yine makinenin içinde üzerinde … ve arka yüzünde … model no … ibareli yazılı elektronik cihaz olarak değerlendirilen cihaz ele geçirilmiştir. Aramanın devamında çamaşır makinesinin sağ tarafında bulunan mutfak dolabı açıldığında tencere içerisinde yanmış kağıt parçaları bulunmuş, yanmadan dolayı kağıtların üzerindeki yazıların zor okunacak vaziyette olduğu görülmüştür." tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının ikametinde yapılan arama neticesinde düzenlenen tutanaktaki bu tespitin; ayrıntısına kararımızın "Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları" kısmında yer verilen davacının etkin pişmanlık kapsamında verdiği 16 Temmuz günü sözde örgüt lideri olan Fethullah Gülen'e ait kitapları yaktığı ve ikamet aramasında ele geçirilen Kindle adlı cihazın örgütün şahsına verdiği, içerisinde Fethullah Gülen'in kitaplarının yer aldığı okuma cihazı olduğu yönündeki ifadeleri ve dosyadaki diğer tespitler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak veya irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 09/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.