‹ Ana sayfa
Danıştay5. DaireCeza Hukuku

Danıştay 5. Daire E.2017/2869 K.2022/80

Esas No: 2017/2869 · Karar No: 2022/80 · Karar Tarihi: 31.01.2022
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/2869
Karar No : 2022/80

**DAVACI:** ...

**VEKİLİ:** Av. ...

**DAVALI:** ... Kurulu / ...

**VEKİLİ:** Av. ...

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının iadesi ile maaşlarının karar tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın usulüne uygun disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, kararda örgütle irtibatı veya iltisakının olduğu yönünde hiçbir somut bilgi, belge ve gerekçeye yer verilmediği, kişiselleştirme yapılmadığı, adil yargılanma hakkının, silahların eşitliği ilkesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, tarafsız ve bağımsız mahkemeye erişim hakkının, orantılılık ilkesinin, hakkaniyet ilkesinin, masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka, uluslararası sözleşmelere, Anayasa ve kanunlara aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'NÜN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ... 'IN DÜŞÜNCESİ:Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile mahrum kalınan parasal ve özlük haklarının en yüksek mevduat faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. Maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11'inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir. 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.9.2017 tarih, 2017/16-956 esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Her ne kadar dava konusu meslekten çıkarma kararı öncesinde savunma alınması adil yargılanma hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de; adil yargılanma hakkı yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ve 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliği taşıması ve davaya konu kararın, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu husus dava konusu işlemin iptalini gerektirir nitelik taşımamaktadır.
Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önünde en büyük engel olduğu gibi toplum nazarında yargıya olan güvene zarar vermesi kaçınılmazdır.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşıldığından, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle davacının yoksun kaldığı hakların tazmini isteminin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının iadesi ile maaşlarının karar tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması sonucu 1 yıl, 6 ay, 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, CMK 231/5-6 maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararın itiraz edilmeksizin 14/02/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 17/02/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idarenin 23/10/2018 tarihli ikinci savunmasında davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek, 19/11/2018 tarihinde tebliğ edilen ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelerle ilgili cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir. Bunun yanında, davalı idarenin 14/02/2020 tarihli dilekçesi ekinde davacı hakkında düzenlenmiş olan ''Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı''nın davacıya tebliğ edilmesi gerektiği sonucuna varılmış, 19/10/2020 tarihli ara kararımızla cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydl... / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ... kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın gerekçesini oluşturan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de, bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ... adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …... abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ... kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ve 3 adet ''Bylock CBS Sorgu Sonucu Raporu'' yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporlarından ilkinde; davacının ByLock kullandığı tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ..., ilk tespit tarihinin 16/11/2014 olduğu, ikinci ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunda; USERID'sinin ... olduğu, üçüncü ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunda ise; davacının ByLock kullandığı tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının ..., ..., ilk tespit tarihinin 11/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.

Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ... tarih ve ... sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 63868. satırında kaydının olduğu, davacının tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihazlara ait IMEI numaralarının …, …, tespit edilen ilk tarihin 16/11/2014 olduğu; Bylock abone listesinin 63874. satırında ikinci kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, tespit edilen ilk tarihin ise 11/08/2014 olduğu belirtilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun 14/02/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ekinde dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde ise, davacının ID numarasının "... ", kullanıcı adının "... ", şifrenin "... " olduğu; "ID'yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler" başlığı altında davacının "... , ... ... " olarak kaydedilmiş olduğu görülmektedir. Öte yandan, söz konusu tutanakta ''379377'' ID numaralı bylock kullanıcının ''önemli acil rica'' başlığı ile davacının kullandığı "... " ID numaralı bylock hesabına 26/12/2015 tarihinde gönderdiği mesaj içeriğinin; ''Abilerimiz Hizmetin terör örgütü suçlamalarına karşı Hukuki metinler hazırlamalarını istiyoruz.savunma.Karşı tarafı oyalayacak, birbirine düşürecek, bizle uğraşmalarına fırsat vermeyecek fikirler üretin, dedi Hocamız bununla ilgilide fikirlerinizi rica ediyoruz, abiler bunu biraz hızlı istiyor..", aynı kullanıcının davacıya gönderdiği 28/12/2015 tarihli mesaj içeriğinin ise; '' Abi bugün itibarıyla artık bylock turquaz kullanmiyoriz artık size gelen prodan habeeleşelim abi'' olduğu görülmüştür.
Bununla birlikte davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında; ''Sanığın dosyada mevcut Bylock sorgu raporları içeriğine göre; sanığın adına kayıtlı olup kendisinin kullandığını beyan ettiği ... numaralı Gsm hattı "... - ... " İMEİ numaralı telefon cihazı ile 11.08.2014 tarihinden, ... numaralı Gsm hattı "... " İMEİ numaralı telefon cihazı ile 16.11.2014 tarihinden itibaren farklı iki gsm hattı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizli haberleşme programı olan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan Bylock isimli gizli, kriptolu programı kullandığı,
-Dosya arasında mevcut sanığa ait Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı içeriğinden; Bylock ID: ''... '', Kullanıcı Adı: ''... '' , Şifre: ''... '', Son Online Tarihi: ''2016-02-14 '', Gönderilen Mail Sayısı: ''0', Alınan Mail Sayısı: ''8', Alınan Mesaj Sayısı: ''40'', Alınan Dosya Sayısı: ''14'', Gönderilen Mesaj Sayısı: ''57'', olarak tespit edildiği, ''... '' nolu ID yi ekleyenlerden ... nolu ID nin sanığa ait ID yi "bunyan", N.A.'ın ise "... bey bunyan" olarak eklediği, bir kısım yazışma içeriklerinin çözüldüğü "..." numaralı ID ile yapılan yazışma içeriklerinde "diğeri tango ikinci program", "esas kurmamız gereken turquaz abi", "bir tango kaldı","tangoyu kurmayın abi", "o zaten sizde var", " Abilerimiz Hizmetin terör örgütü suçlamalarına karşı Hukuki metinler hazırlamalarını istiyuruz.savunma.Karşı tarafı oyalayacak, birbirine düşürecek, bizle uğraşmalarına fırsat vermeyecek fikirler üretin, dedi Hocamız bununla ilgilide fikirlerinizi rica ediyoruz, abiler bunu biraz hızlı istiyor.." şeklinde mesajlaşmaların ve maillerin bulunduğu;
örgütsel konuşmalar yapıldığı, HTS-CGNAT kayıtları ve sanığın Bylock programını cep telefonuna yüklediği ve kullandığının ikrarı ve bu suretle sanığın bylock isimli örgütiçi gizli haberleşme programını örgüt liderinin talimatı doğrultusunda cep telefonuna yükleyip çok sayıda giriş yapmak sureti ile kullandığı'' tespit edilmiştir.
Davacı tarafından Bylock deliline ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ve 3 adet ''Bylock CBS Sorgu Sonucu Raporu''nun incelenmesinden; davacı tarafından ... ve ... GSM numaralarından, ... , ... IMEI numaralı cihazlarla ByLock uygulamasının yüklendiği, davacının ... ID numarasıyla bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildedir:
Ayrıca, davalı idare tarafından sunulan ... ID numaralı Bylock kullanıcısına ait "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"nda; bu kullanıcının 07/01/2016 tarihinde ... ID numaralı Bylock kullanıcısına gönderdiği ''... bey ... '' başlıklı mesaj; ''AB? BÜNYANDAN ... KARACAO?LU BEY SORUYOR: BÜNYAN KIDEML? SAVCISI M.B., H?ZMETE VE BÜYÜ?ÜMÜZE AÇIKTAN SÖVÜYOR, H?ZMET DÜ?MANI B?R, DEVLET?N TAHS?S ETT??? ARABA ?LE ADL?YEYE YAPRAK VE PATATES GET?R?YOR, M?LLETE ZORLA SATIYOR, ADI BÜNYANDA YAPRAKÇI MUSTAFA YA ÇIKTI D?YOR AB?M?Z, PATATES TARLASINDA ZORLA ADL?YE H?ZMETL?LER?N? ÇALI?TIRIYOR, S?YAS? PART?LER?N HEPS?NE YALAKALIK YAPIYOR AMA K?MSE BU ADAMI SEVM?YOR, ... BEY MESELEY? BA?SAVCIYA SORMU? ODA D?LEKÇE YAZ DEM?Ş, AB? HSYK BU D?LEKÇEY? KABUL ETMEZSE ADAM BA?IMA BELA OLUR D?YOR,?S*MS?Z D?LEKÇEDE YAZILAB?L?R DED?, NASIL YAPAYIM KEND? ?MZAMLA D?LEKÇE YAZAYIMMI YADA NE YAPALIM DED? AB?''
Davacı tarafından Bylock yazışma içeriğine ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Söz konusu ByLock yazışma içeriğinde davacının adı ve soyadının açıkça geçtiği dikkate alındığında, söz konusu ByLock konuşma içeriği davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.Ö.'a ait,Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 26/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; ''Hukuk Fakültesi 2. sınıfa geçtiğimde FET)Ö/PDY evlerinde kalan hukuk fakültesi öğrencilerinin sayısı artmıştı. Bundan dolayı çoğunluğu hukukçu öğrencilerden oluşan ayrı bir bölge kuruldu. Benim 1. Sınıfın sonunda şimdiki eşim ile arkadaş olunca bu duruma cemaat o dönemde karşı çıktı ve hukukçu bölgesindeki evlere beni almadılar. Ben 2. Sınıfta Bosnahersek mahallesinde farklı bir eve yerleştirildim. Bu ev Dilruba Apartmanında bulunan bir evdi. Bu evde 2. Sınıfın 1. Döneminde C. Savcısı olduğunu duyduğum ... ile birlikte kaldım. ... üniversitede üst düzey görev aldığını biliyorum. Üniversitede ... kod adım kullanıyordu. ... 2. Sınıfın 2. Döneminde başka bir eve geçti. Kendisini üniversitede ara ara görüyordum. Fazla bir samimiyetim yoktu.
... (...): Bana göstermiş olduğunuz Adalet Akademisi 13. Dönem adli yargı yıllığında fotoğrafı yer alan ...’nu tanıyorum. Ben bu kişi ile üniversite 2 sınıfın ilk döneminde aynı evde kaldım. Bu kişi FETÖ/PDY içeresinde üst düzey görev aldığını biliyorum. Çünkü BTM düzeyinde ve üst düzey kişiler ile görüştüğünü düşünüyorum. Çünkü BTM görevinde olan kişiler ...’na saygı ve hürmet gösteriyorlardı. Bu tavır ve davranışlardan ben ...’nun FETÖ/PDY İçeresinde üst düzey bir görevi olduğunu anlıyordum. ... üniversite döneminde ... kod adını kullanıyordu. ...’un bir ara dershane öğrencileri ile üniversite öğrencilerini FETÖ’ye kazandırılmasında görev aldığını biliyorum. B.Z.’in yapmış olduğu görevi bir süre ...’da yapmıştı. ...’nun FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunu biliyorum. ... okulu uzatarak çok geç bitirmesine rağmen ilk girdiği hakimlik sınavını kazanmasına çok şaşırmıştım.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.S.'a ait, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; ''Ben 3. veya 4. sınıftayken talebe mesulümüz bizden üst dönem olan ... İdi. Bildiğim kadar ... halen meslektedir. Hatırladığım kadarıyla Cumhuriyet Savcısıydı açığa alınıp alınmadığını bilmiyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.'a ait, Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/10/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; ''3.isminin ... olarak hatırladığım kişi: Kendisinin Kilis'li olduğunu ve hukuk fakültesinde 2 yada 3 dönem üstüm olduğunu hatırlıyorum. Benim yukarıda anlatmış olduğum evde 2. Sınıfta kaldığım süreçte bölge abisi olduğunu hatırlıyorum. Kendisinin kalmış olduğum eve geldiğini ve ev ile ilgilendiğini biliyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.N.E.'e ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında;''İkinci olarak beni Van a çağırdığında yine aynı evde ... GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS la buluştuk. Bu görüşmemizde benim haricimde dönem arkadaşım olan VanÇaldıran ilçesinde Savcı olarak görev yapan ... isimli şahısta vardı. Yine aynı şekilde bize dini sohbet verdikten sonra ve o ayın himmetini kendisine verdikten sonra görev yerlerimize ayrıldık Üçüncü görüşmemizde ... GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS la yine Van ilinde kendi evinde oldu. Hatırladığım kadarıyla o zaman ... GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHSIN evinde yatılı kaldım. Benim haricimde dönem arkadaşım olan ... isimli şahısta vardı. Daha sonra ben tarihini hatırlamadığım bir günde adliyede iken iş telefonundan dönem arkadaşım olan ... isimli şahıs beni aradı. Akşamüzeri birlikte Van a gideceğimizi söyledi. Beni Patnostan kendi arabasıyla aldı ve birlikte Van a gittik. Orada ... GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHSIN evine gittik. Bizimle bu saatten sonra ... KOD YADA GERÇEK İSİMLİ ŞAHSIN yerine artık kendisinin ilgileneceğini söyledi. O tarihlerde HSYK seçimlerine iki ay gibi bir süre kalmıştı. ... GERÇEK YADA KODADLI ŞAHIS HSYK seçimlerinin yapı için önemli olduğunu bu yüzden çalışma yapmamız gerektiğini ve birilerineHSYK seçimlerinde oy istemek için bu dönemde gidip gelebileceğimizi söyledi. Benimle ve ... isimli şahısla birebir görüştü. Ben evlendikten sonra iki kez daha ... GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHISLA görüştüm. Bu görüşmelerin sonuncusunda bana artık ... GERÇEK YADA KOD ADLI şahıs benim evlendiğim için başka bir guruba dahil olacağımı bu görüşmelere eşimle birlikte katılacağımı söyledi. Bu iki defa yapmış olduğumuz görüşmede ... dışında şuan İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İDARİ HAKİM olan şahıs ta vardı. Bildiğim kadarıyla benim bu katıldığım meslek içerisindeki görüşmelere T5 toplantıları deniliyordu. Ancak açılımını tam olarak bilmiyorum. T4, T3, T2,TI toplantılarını duymadım. T5 Toplantılarına kendimce yorumladığım üzere 13, 14, 15 Dönem adli yargı ve varsa aynı yıllarda bulunan idari yargı hakim yada savcılarının katıldıkları toplantı olarak olduğunu düşünüyorum. Bu yorumu da Taşraya gitmeden önce staj döneminde son olarak görüştüğüm E... isimli şahsın bahsetmesi üzerine yapıyorum.
47-... İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahıs Kilisli idi. Hangi üniversite mezun olduğunu bilmiyorum. Van ili Çaldıran ilçesinde Savcı olarak çalışıyordu. Bu şahıs benimle birlikte ... Gerçek ya da Kod adlı şahıs ve ... Gerçek Yada Kod adlı şahısla birkaç kez taşra görüşmesine katılan şahıstır. Yapıdan olduğunu biliyorum. 15. Dönem Adli Yargı Hakim Adayıdır. Görsem teşhis ederim... ”
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07/05/2018 tarihli teşhis tutanağında ise, davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.A.'a ait, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/07/2016 tarihli ifade tutanağında;''Üniversite öğrenimim sırasında barınmak maksadıyla cemaatin evinde kalmaya başladım. Fakültede ahlaki zaafiyete düşmemek ve derslerimde başarılı olmak maksadıyla böyle bir tercihte bulundum. Öğretmenim vasıtasıyla tanıştığım cemaate mensup kişiler aracılığı ile Konya'da Selçuk Üniversitesi kampüsü karşısında Kamer Sitesindeki bir dairede kalmaya başladım. Bu eve beni Konya Hukuk’ta okuyan A... isimli abi yerleştirdi. Yine Konya Hukuk'ta ... isimli kişi kaldığım evin abisiydi.''

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.'e ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında;''...Ben bu çalışma evine geldiğimde evde M.A. ve İ.Y. vardı. Sonrasında bu eve A.A., İ.P., ..., Y.E.K. isimli şahıslar geldi. Bu evde toplam 7 kişi olarak kalmaya başladık...Benim ilk ve son kez kalmış olduğum çalışma evinin su faturasını, doğalgaz, elektrik faturasını ödemelerini ben yapardım, Bu faturaların parasını ... VE ... KOD ADLI M.G. bana aylık verirdi ve bende ödemeleri yapardım. Bu çalışma evlerinin giderleri yapı tarafından bu şekilde karşılanıyordu. Ben bu evde mali konularla ilgileniyordum. Ancak bu evin gerçek sorumlusu ... idi...Çalışma evinde bulunduğum bir tarihle SERMURAKIBIMIZ OLAN ... KOD İSİMLİ E.G. isimli şahıs bana askeri yargı sınavları olacağım ve bu sınavlara başvurmamız gerektiğini söyledi. Bu evde kalan ... hariç evde kalan diğer kişilere askeri sınavlara başvurması yönünde talimat verdi. Talimatı herkesle tek tek görüşerek verdi. ... ile bu olaydan sonra görüşmemizde kendisinin niye askeri yargıya başvurmadığını sorduğumda bana Ankara'da başka görev düşünüyorlar şeklinde cevap verdi...Ben ayrıca 2011 yılındaki Kasım ayında yapılan idari yargı sınavına da girdim. Bu sınava evde kalan şahısların hepsi girdi. Yine bu sınavın akşamına gece saat 22:00-23:00 sıralarında ... KOD ADLI E.G. isimli sermurakıb eve geldi. Evde bulunanlarla tek tek odada görüştü. Ben odaya girdiğimde bana hitaben aynı askeri yargı sınav sorularının vermeden önce olduğu gibi abdestli olup olmadığımı sordu. Bende abdestliyim dedim, Bunun üzerine Kuranı Kerim e el basarak, askeri yargı hakimlik sınav sorularının verilmesinde anlattığım gibi yemin ettirdi. Yemin metninin içeriği yine aynı şekildeydi. Ben askeri yargı sınav sorularının verilmesinden önce de bu tür yemin merasimine şahit olduğum için İçimden demekki idari yargı sorularını verecek diye düşündüm. Evde kalanlarla aynı şekilde birebir görüştü ve sonrasında vaktinin olmadığını saatin geç olduğunu başka evlere de gitmesi gerektiğini söyleyerek hepimizi salonda topladı ve ertesi gün gireceğimiz idari yargı sınav sorularını bize verdi. Toplam 140 soru vardı ve cevaplar a,b.c,d, e şeklindeydi ve doğru şık kırmızı kalemle işaretlenmişti. Yaklaşık yarım saat kadar bizim bu sorulara bakmamızı bekledi Bizde evde bulunan ben, ..., İ.P., A.A., M.A., İ.Y. Ve Y.E.K. olmak üzere toplam 7 kişi olarak sırasıyla A4 kağıtlarım birbirimize vererek tüm sorulara baktık. Sonrasında sermurakıb bu soruları alarak başka evlere gideceğini söyleyerek evden ayrıldı. Bende ertesi gün girmiş olduğum idari yargı sınavında 140 sorunun 140 ın da çıktığını gördüm. 140 sorunun yerleri ve doğru cevaplarının yerleri sınavda değiştirilmişti ancak tüm sorular aynıydı. Bu sınav sorularını vermeden önce sermurakıb bize sınavdan kaç puan alacağımızı söylemedi ve yüksek bir puan aLmamız gerektiğini, mülakat aşamasında yapının bize referans olması konusunda ellerinin güçtü olacağını söyledi ...Ben yine 2011 yılı Aralık ayındaki adli yargı sınavının sorularının verilmesine ilişkin bildiklerimi anlatacağım .Bu sınava evde kalan şahıslardan ve sonrasın da eve gelen ... KOD ADLI N.A. isimli şahısta girdi. Yani toplamda bizim evden bu sınava 8 kişi girdi . Yine bu sınavın akşamına ... KOD ADLI E.G. isimli sermurakıb gece 2 yada 3 gibi eve geldi. Hatta o gün geç saate kadar gelmediği için evde kalanlar arasında sermurakıb gelmeyecek herhalde, sınava da yeterince hazırlanmamıştık, soruları vermezse biz nasıl yaparız diye serzenişte bulunmaya başladılar. O saatte evde kalanların çoğu yatmıştı. Bende odamda uyumaktaydım. Gece 2-3 gibi sermurakıbın gelmesi üzerine uyandım. Evde kalanlarla yine oda da tek tek görüştü. Bu görüşme içeriği de yukarıda idari ve adli yargı hakim savcılık sınav sorularının verilmesi olayındaki gibiydi ve aynı şekilde yemin metni okutularak kuran a el bastırıldı. Daha sonra soruları evde bırakarak siz yarım saat kadar bakın ben başka bir eve gidip geleceğim şeklinde söyledi. Bizde dönüşümlü olarak bakabildiğimiz kadar sorulara baktık. Toplum 140 soru vardı cevaplar a,b,c,d, e şeklindeydi ve doğru şık kırmızı kalemle işaretlenmişti. Yaklaşık yarım saat kadar bu sorulara baktık. Biz evde bulunan ben, ... KOD ADLI N.A., ..., İ.P., A.A., M.A., İ.Y. VE Y.E.K. olmak üzere toplam 8 kişi olarak sırasıyla A4 kağıtlarını birbirimize vererek tüm sorulura baktık. Sonrasında sermurakıb eve gelerek soruları alarak evden ayrıldı. Bende ertesi günü girmiş olduğum adli yargı sınavında 140 sorunun 140 in da çıktığını gördüm ancak bir önceki akşam bu 140 sorunun yerleri ve doğru cevaplarının yerleri sınavda değiştirilmişti...Bu süreçte yazılı sınav sonuçları açıklandı, Çalışma evinde kalanlardan hatırladığım kadarıyla ben, M.A., A.A., İ.Y. VE Y.E.K. hem adlı hemde idari yargı sınavını kazanmıştık. İ.P., ... VE ... KOD ADLI N.A. isimli kişiler ise sadece adli yargı sınavını kazanmıştı... ... isimli kişinin grubuna ise S.Ş., Ş.A., İzmir’de staj yapan R.D., M.A.K. ve M.E.A. isimli kişileri vermişlerdi...
Aynı şahsa ait, Tokat Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; ''76-...: Bu şahıs Kilislidir. Konya Selçuk hukuk mezunudur, bu şahısla hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım, bu şahıs en son Kayseri Bünyan ilçesinde savcı olarak görev yapmaktaydı, görsem teşhis ederim.''
Aynı şahsa ait, Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında;''Yine aynı evde kalan ... ve M.A., isimli kişilerde Aralık ayında yapılan Adli Yargı sınavını kazandılar. Diğer iki kişi olan Y.E.K. ve İ.P. isimli kişiler askeri hakimlik sınavını kazandılar. İ.P. isimli kişi Gölcük de askeri savcı olarak görev yapıyordu. Y.E.K.'se bildiğim kadarıyla Eskişehir'e havacı hakim ya da savcı olarak atandığını biliyorum. M.A. isimli kişiye mülakatı geçtikten sonra Gaziantep'de staj yapması söylendi ve Gaziantep'i seçti. Stajını orada yaptı. ... ve bana ise Ankara'da staj yapmamız istendi ve birinci sıraya Ankara'yı yazdım ve Ankara'da 12 Nisan 2012 tarihinde Adli Yargı Hakim adayı olarak staja başladım. Yazılı sınavı kazanıp mülakatlara girmeden önce sınavı kazanan ben, ... ve M.A.'a bir takım sorular sormak amacıyla eve ben staj yaparken Adalet Akademisinde koordinatör hakim olduğunu öğrendiğim İdari Hakim Ü.A. isimli kişi geldi...En son 2015 yılının Temmuz ayında N.A. beni Ankara'ya çağırdı. Oraya gittim. Yanımızda ... ve F.Ç. ile A.Y.'da vardı. Bize sadece neler yaptığımızı, dil çalışıp çalışmadığımızı, doktora yapıp yapmadığını vs sordu. Oradaki görüşmemizden sonra bir daha kendisiyle görüşmedim.''
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında ise, davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.K.'a ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında;''Ayrıca şu hususu da belirtmek isterim ki ikinci akademide başkanlık seçimlerinde savcı adayı ... aday oldu bizde sınıftaki bazi arkadaşlarla başta Tokat Cumhuriyet Savcısı D.Y. olmak üzere şuan isimlerini hatırlayamadığım belli arkadaşlarla sınıfımızdaki D.K.'yı (İlk savcılık görev yeri Kayseri olan ) başkan adayı olarak önerdik ve başkan olmasını İstedik. Hatta birçok kişi aynı şekilde destekledi. Ancak başkanlık seçimlerinde hiçbir desteği olmayan ... isimli şahıs sınıf başkanı oldu. İkinci akademide iken ... isimli şahsın Kayseride düğünü oldu ancak ben cemaatseI bir şahıs olduğunu düşündüğüm için düğününe gitmedim. Bu hususa tüm savcılık 4 sınıfı şahittir.''
Aynı şahsa ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği'ne yazılmış 12/05/2017 tarihli dilekçesinde; ''Ayrıca ilk ve ikinci akademide sınıf başkanlığı seçimi döneminde arkadaşlar ile kendi aramızda başkan olarak aday gösterdiğimiz kişi başkan olarak seçilmemiştir, herhangi biri tarafından aday gösterilmeyen ve kendiliğinden aday olan ... ve B.K. isimli şahıslar başkan olarak seçilmişlerdir. Biz bazı arkadaşlar bu durumun saçma olduğunu sınıfta çok kez söylemişizdir, bu olaya sınıf arkadaşlarım S.T. ve D.Y. isimli şahıslar şahitlerdir. ''(Tanık Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında davacının soyadını … olarak belirtmiş ise de, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği'ne hitaben aynı tanık tarafından yazılmış 12/05/2017 tarihli dilekçede davacının adı ve soyadına doğru bir şekilde yer verilmiştir.)
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.'a ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ''ÇALIŞMA VE MÜLAKAT EVİ: (2011 yılı temmuz ayından 2012 yılının mart ayına kadar kaldığını beyan eder)
DEVAMLA:
Bu eve ... KOD ADLI E.G. beni bıraktıktan sonra aynı günün akşamında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden dönem arkadaşım olan İ.Y. geldi. Bir gün sonra Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden dönem arkadaşım olan E.K. geldi. Ne kadar süre sonra geldiklerini tam olarak hatırlamamakla birlikte sonrasında yine Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden dönem arkadaşlarım olan İ.P., A.A. geldi. En son olarak Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Y.E.K. ile ... geldiler. Bu evde benimle birlikte toplam olarak 7 kişiydik. Bu şahısların hepsi Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan kişilerdi. Ev 3+1'idi. Evin murakıbı ... KOD ADLİ M.G. idi. Evin ser murakıbı ise ... KOD ADLI E.G.'dü. Bu iki şahıs kendilerinin hakim-savcı staj evi olduğunu, artık her sıkıntımızda, ihtiyacımızda kendilerinin ilgileneceğini söylediler. Evin murakıbı ... KOD ADLI M.G. eve haftada 1-2 kez ziyarete geleceğini söyledi. Yine bu evde İ.Y. ile aynı odada kalmaya karar verdim. E.K. ile Y.E.K. aynı odada kaldılar. İ.P. ile A.A. aynı odada kaldılar. ... ise tek başına bir odada kaldı. Evin murakıbı ... KOD ADLI M.G. evdeki sorumlu kişinin ... olduğunu söyledi. 2011 yılı temmuz ayı itibari ile sınavlara çalışmaya başladık. Evde bulunan İ.Y., ailesi Ankara'da yaşadığı için evin murakıbı ... KOD ADLI M.G.'dan izin alırdı ve bazen ailesinin yanına giderdi... Biz evde sürekli ders çalışıyorduk. Üst dönemlerimiz olan Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ... ve Y.E.K. evde çok ders çalışmıyorlardı. Bu evde N.A. geldikten sonra toplamda 8 kişi olduk. N.A. idari ve askeri yargı sınavlarından sonra gelmesi nedeniyle bu sınavlara başvuru yapamadı. Sadece adli yargı sınavına başvurdu... Evde bulunanlardan ... haricinde diğer 6 arkadaş ile birlikte askeri yargı sınavına başvurmamızı söylediler. ...'nun askeri yargı sınavına başvurmamasının sebebini sonradan öğrendik. Yapı o dönemde ...'nu idari veya adli yargı hakim-savcı adayı yapıp bu şahsa Ankara'da murakıplık ya da ser murakıplık görevi vermeyi düşünüyormuş. Biz bunu sonrasında ...'ndan duyduk. Bu nedenle ... askeri yargı sınavına başvurmadı. ... ve N.A. dışında diğer herkes hem idari, hem adli ve hem de askeri yargı sınavlarına girdik...2011 yılının ekim aylarının başında idari yargı sınavına başvurduk. Sınav kasım ayının sonlarına doğru yapıldı. Sınavdan bir gün önce gece saat 00:00-01:00 sularında evin ser murakıbı olan ... KOD ADLI E.G. eve geldi... Bizimle odada tek tek görüştükten sonra bu sınav sorularını salonda toplu halde bize gösterdi...Evdeki 7 kişi yani ..., E.K., Y.E.K., İ.Y., A.A., İ.P. ve ben 2011 yılı kasım ayında yapılan idari yargı sınav sorularına bakıp sınava girdik. Soruların getirildiği kitapçıktaki bazı cevaplar yanlış çıktı ve beklediğimizden düşük puanlar aldık. Evde bulunan ... ve İ.P. idari yargı sınavını çok az bi puanla kazanamadı. E.K., İ.Y., A.A., Y.E.K. ve ben 2011 yılında kasım ayında yapılan idari yargı sınavını kazandık. Yukarıda evde kaldığını beyan etmiş olduğum N.A. bu sınavdan sonra eve geldiği için bu soru verilme olayında evde yoktu. Benim idari yargı sınav sorularının verilmesi ile ilgili bildiklerim ve hatırladıklarım şu aşamada bundan ibarettir.2011 yılında yapılan adli yargı sınavına girdim. Bu sınava girmeden önce eve N.A. geldi. Yanlış hatırlamıyorsam yine sınavdan 1 gün önce gündüz vakti evin ser murakıbı ... KOD ADLI E.G. yine soruları getirdi. İdari veya adli sınav sorularının birinden birinin gece geldiğini net olarak hatırlıyorum. Düşündüğümde de idari yargının gece, adli yargının gündüz geldiğini anımsıyorum. Tekrar aynı şekilde yemin ettirildi. Ben yine itiraz ettim ve yine beni ikna etmek için konuştu. Sonrasında odada herkesle tek tek görüştü. Akabinde 2011 aralık ayında yapılan adli yargı sınav sorularını fotokopi kitapçık halinde bize verdi, biz de evde bulunan N.A., ..., İ.Y., A.A., İ.P., E.K., Y.E.K. ve ben soruları aldık, ezberledik, sınava girdik. Bu sınavı evde bulunan 8 kişinin tamamı kazandı, yine bu sınavda sorular verildikten sonra kaç puan alacağımı söylemişti. 2011 yılında aralık ayında yapılan adli yargı sınavından sonra Denizli'nin bir ilçesindeki yanlış hatırlamıyorsam Tavas ilçesinde yapıya ait yurda okuma kampına gittik. Bu kampa evdeki 7 arkadaş ..., ... ve ben katıldık Bu yurdu sınava birlikte hazırlandığımız İ.P. ayarladı. Yurda gittiğimizde yurt müdürü ve yurttaki öğrencilere avukat olduğumuz söylendi. Biz de avukat olduğumuzu söyleyerek yaklaşık 1 hafta okuma kampı yaptık... İdari yargı sınavını kazanamayan ... başka bir eve gitti...Ben Ankara 15. dönem hakim-savcı adayı staj yapılanmasında hatırladığım kadarıyla yapıya ait 3 ev biliyorum. Bu evden ikisinin sorumlularını ve kalanlarını yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlattım. Diğer bildiğim ev de ...'nun kaldığını bildiğim evdir. Bu evin sorumlusunun kim olduğunu bilmiyorum. Ancak bu evde ..., S.Ş. ve Ş.A.'ın kaldığını gördüm ... Benim staj yaptığım süre boyunca murakıplık yaptığını bildiğim kişiler şunlardır. 15. dönem hakim-savcı adayı olan ..., ...'dır.''
Aynı şahsa ait, Tokat Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; ''..93-...: Bu şahıs Kilislidir. Bu şahıs yapının öğrenci evlerinde kalmıştır. Hakim savcı çalışma evinde birlikte kalıp 2011 yılı adli ve idari yargı sınav sorularını birlikte aldığımız şahıstır. Selçuk Hukuk mezunudur. Bu şahıs 2012 yılından itibaren Askeri Hakim olarak görev yaptığını biliyorum. Görsem teşhis ederim..."
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/02/2018 tarihli teşhis tutanağında ise, davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.A.'a ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; '' Ben ifademe kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Ben 15.dönem hakim-savcı adayı olarak staja başladıktan sonra Ankara'daki staj evlerinde kalmaya başladım. Benim kaldığım evde benim dışımda M.K. vardı. Stajın sonlarına doğru F.Y. da bizim staj evine geldi. Staj evinin sorumlusu M.K.'dı. Bizim dönemden net olarak staj evi olarak bildiğim A.Y.'ın sorumlu olduğu staj evi vardı. Bu evde A.Y. ile beraber O.T. ve H.Ş.S. kalıyordu. A.Y. bizim grup başkanımızdı. Yine A.Y. ile birlikte E.K., ... ve M.A.'ı grup sorumlusu olarak biliyorum. Bunların üstünde N.A. vardı....Yine N.A. vasıtasıyla ... isimli şahsı FETÖCÜ olarak biliyorum, ...’nu da A.Y. gibi grupçu olarak duydum. ''
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 18/01/2018 tarihli teşhis tutanağında ise, davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, davacının ceza yargılamasının yapıldığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E: ... sayılı dosyasına etkin pişmanlık kapsamında sunduğu 23/01/2018 tarihli savunmasında; '' Lise 3. Sınıfa giderken başarılı bir öğrenciydim ancak ailemin maddi durumu iyi değildir. Annem ev hanımı babam da çalıştığı iş yerinden yeni ayrılmış, hamallık yaparak geçimimizi sağlıyordu. Bu tarihe kadar ne ilkokul ne ortaokul ve lisede herhangi bir dershaneye gitmedim. Bu tarihte yani 2003 yılında okuldaki hocalarımın ve arkadaşlarımın tavsiyesiyle Kilis'te bulunan dershanelerin sınavlarına girdim. Zaten o tarihte Kilis'te sadece 2 tane dershane vardı. Birisi Bilfen isimli dershane, diğeri de cemaatin dershanesi olarak bilinen Safa dershanesiydi. Ben de Safa dershanesinin sınavlarında daha çok indirim aldığım için o zamanki fiyatının yaklaşık onda birine bu dershaneye kaydoldum. Cemaatle ilk tanışmam da dolayısıyla burada gerçekleşti. Dershaneye gittiğim yıllarda bize dershanenin altında ayda 1 ya da 15 günde 1 dini sohbet yapıyorlardı. Bu sohbetlere dershanedeki öğrencilerin büyük çoğunluğu katılırdı. 2005 yılında girdiğim ÖSS sınavında başarılı oldum ve Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Üniversiteye kayıt için dershanedeki hocalar yardımcı olacağını söylediler. Ben de Konya'da kimsemiz olmadığı için kayıt için beraber gitmeyi kabul ettim. Konya'da kayıt için gittiğimizde bana dershanedeki geometri hocası olan soy ismini hatırlayamadığım S... hoca eşlik etti. Beni Konya'da bulunan ... yurduna götürdü. Bu yurt cemaatin yurduydu. Beni yurda bıraktıktan sonra S... hoca Konya'dan ayrıldı. Yurtta 1 gece kaldıktan sonra ertesi sabah kayıt için okula gitmezden önce yurdun sorumlularından 1 kişi beni yurt ya da ev için mülakata aldı. Bana evde kalmamı istediklerini, ev kirasını vermemde bana yardımcı olacaklarını ve ayrıca burs vereceklerini söyledi. Ben de o sıralar babam işsiz olduğu ve maddi sıkıntılarımız olduğu için bu teklifi kabul ettim. Hakikaten de okula kaydımı yaptırdıktan sonra memlekete dönüş için otogara gidecek param dahi yoktu. Yaklaşık 10 12 kilometrelik yolu yürüyerek otogara gitmiştim. Sonrasında okullar başladığında beni daha önce telefonla arayarak numarasını bırakan bir kişi karşıladı. Ve beni üniversitenin karşısında Kamer Sitesi A Bloktaki cemaat evine götürdü. Kalacağım evin burası olduğunu bana söyledi. Bu evde benden başka B.D. isimli Samsun'lu Hukuk Fakültesi 1.sınıf öğrencisi, yine H.G. isimli hukuk fakültesi 3.sınıf öğrencisi, yine H... isimli ama soy ismini hatırlamadığım hukuk fakültesi 3.sınıf öğrencisi ile birlikte kaldım. Bu eve bu evle ilgilenmek için H.S.K. isimli hukuk fakültesinden o yıl mezun olmuş bir kişi arada sırada gelirdi. Zannedersem bu kişi bölgenin talebe mensulü idi. Bu ismini saydığım kişilerden sınıf arkadaşım B.D. haricinde hiç bir kimseyle 1. sınıftan sonra görüşmedim. Meslek hayatımda da karşılaşmadım ancak bu kişilerin hepsinin Hakim ya da Savcı olduklarını duydum. Yine ben bu evde kalırken ismini İ.F. olarak duyduğum, Urfalı olarak bildiğim matematik öğretmenliği mezunu bir abiden bizim eve gelir arada bir sohbet ederdi. Sohbetleri hep dini içerikli olurdu ve Said Nursinin Risail-e Nur isimli kitaplarından sohbet yapardı. Yine bizim bu eve cemaatin başka bir evinde kalan hukuk fakültesi 1.sınıf öğrencisi olan daha sonra idari Hakim olan M.T. gelirdi. Bu evde namazlarımızı düzenli kılıp kılmadığımız takip edilir, günlük ve haftalık kaç sayfa Kur'an, cevşen, risale ve kitap okuyup okumadığımız kontrol edilirdi. Said Nursi'nin kitaplarını Risale, Fethullah GÜLEN'in kitaplarına Pırlanta denirdi. Bana burada hem burs verdiler hem ev kirasını öderken düşük bir ücret alıyorlardı. Daha sonra öğrenim kredisi almaya başladım ve 1.sınıfın sonlarına doğru bu evden ayrılarak devlet yurdu olan kredi yurtlar kurumuna kaydoldum. Yurda çıkmak istememin sebebi evde rahat ders çalışma ortamı bulamadığımdandı. Birinci sınıfın sonu ve ikinci sınıfın tamamında Selçuk Üniversitesi kampüsü içerisinde bulunan kredi yurtlar kurumunda kaldım ve cemaatle bağım da bu dönemde kalmadı. Onlar da bana verdikleri bursu kestiler. Sonrasında kaldığım yurt beklentilerimi karşılamadı. Etüt salonları ders çalışmak için yeterli ve iyiydi ancak odaların dar ve 8 kişilik olması, yemeklerine alışamamam ve aşırı kilo kaybetmemden ötürü 2007 2008 yılı arasında, ayni 3.sınıfın başında daha önce bahsettiğim İ.F. isimli kişiyle görüştüm. İ.F. isimli kişi beni üniversitenin karşısındaki ... Sitesi ... Bloktaki eve yerleştirmek istediğini ve bu evin ev mesullüğünü benim yapmamı istedi. Ben de kabul ettim ve 1 yıl boyunca bu evde benimle birlikte E.A. isimli Aliağalı hukuk fakültesi 1.sınıf öğrencisi K.T. isimli matematik öğretmenliği 2.sınıf öğrencisi ve kaldığımız bölgenin bölge abisi olan matematik öğretmenliği son sınıf öğrencisi olan, isminin N... olduğunu bildiğim soy ismini bilmediğim biriyle beraber kaldık. Bu eve bu şahıslardan başka cemaatin başka yerlerinde kaldıklarını bildiğim hukuk fakültesi 1.sınıf öğrencileri olan Uşaklı R.E. ve Ankaralı olarak bildiğim S.D. da ziyarete gelirdi. Bu evlerin olduğu yerin sorumlusu hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi A.U. isimli kişiydi. Daha sonra aynı yıl K.T. cemaatten ayrılarak başka bir arkadaşı ile kendisi ev tuttu ve çıktı. E..., R... ve S... da yine kendileri başka bir ev tuttu ve oraya çıktılar. Ancak yapıyla bağlantılarının devam edip etmediğini bilmiyordum. Bu ismini saydıklarımdan E.A. Trabzon Cumhuriyet Savcısı olarak atandı. A.U.'un askeri hakim savcı oluğunu, S.D.'ın hakim savcı adayı olduğunu, R.E.'in de Uşak'ta Avukatlık yaptığını duydum. 3.sınıfın sonlarına doğru eşim olan ve üniversiteden sınıf arkadaşım olan F.K. ile arkadaş olmaya başladım. Ancak bu birlikteliği cemaatten kimseye söylemedim. Söylersem beni dışlayacaklarını biliyordum çünkü o zamanlar sigarası olana ya da kız arkadaşı olana iyi gözle bakmıyorlar hatta evden çıkmasını istedikleri dahi oluyordu. 4.sınıfın başında beni sanayi tramvay durağının yakınlarıdaki bir bölgeye gönderdiler. Bu bölgede hukukçular kalmıyordu. Genelde meslek yüksek okulu ve fen edebiyat öğrencileri ile benimle birlikte birkaç tane hukukçu vardı. Buranın bölge abisi eğitim fakültesi mezunu A... isminde evli ve o zaman sanayi durağı yakınalrındaki Kipa AVM arkasında evi bulunan bir kişiydi. Yine bu bölgede isimlerini ve okudukları bölümleri hatırladığım ancak üzerinden 10 yıl geçtiği için bazılarının soy isimlerini hatırlayamadığım Osman ve Yaşar isimli adalet meslek yüksek okulu 2.sınıf öğrencileri, ... isimli fen edebiyat fakültesi öğrencisi, ... isimli sosyal bilimler meslek yüksek okulu 1.sınıf öğrencisi, F... isimli Elazığlı olduğunu bildiğim beden eğitimi bölümü son sınıf öğrencisi kalıyordu. Yine aynı bölgede A... fen edebiyat fakültesi son sınıf öğrencisi ile F... isimli eğitim fakültesi son sınıf öğrencisi vardı. Ayrıca hukuk fakültesi 2.sınıf öğrencileri olan Y.S. ve M.A. da bu bölgede kalıyordu. Bu iki şahıs da Y... ve M... 2013 yılı Temmuz ayında Hakim Savcı olarak atandılar. M.A.'ın Ovacık'a atandığını biliyorum ancak Y.S.'ı hatırlamıyorum. Biz bu bölgede kaldığımız müddetçe arada bir bizi sohbete çağırırlardı. Bu sohbetler ya Konya merkezdeki Sabah dershanesinin, Sabah dershanesi cemaatin dershanesiydi, Sabah dershanesinin alt katında ya da M.A.Ş. yurdunun altınadaki büyük salonda olurdu. Buradaki sohbetleri yapan kişiler genelde S... isminde İngilizce öğretmeni olan Konya'nın üniversite mezunu ile Konya'nın eğitim danışmanı olan bildiğim kadarıyla Ankara PDR mezunu T... isimli kişilerdi. Bu kişilerin soy ismini bilmiyorum ancak Konya'da bunları tanıyacak çok kişi vardır. 4.sınıfın sonlarına doğru benim kız arkadaşım olduğunu öğrendiler ve bunun üzerine benden bölgeden ayrılmamı, ... yurduna geçmemi istediler. Ben de bunu kabul etmeyerek finallere girip çıktıktan sonra memleketime gittim ve sınavlardan sınavlara Konya'ya geliş gidiş yaptım. 4.sınıfta iken Ankara'dan gelen 2 kişi son sınıf öğrencilerini Ankara'daki çalışma evlerine almak için ön mülakat yapıyorlardı. Beni de onlardan bir tanesine çağırdılar. Beni çağıran kişi o yurdun belletmeni olan daha sonra idari Hakim olan M.T.'du. Bu şahıslar cemaatin hukukçu yurdu olarak bilinen üniversitenin karşısındaki Güven yurdunda tek tek görüşüyordu. Bizlere üniversiteden sonra ne olmak istediğimizi, sigara içip içmediğimizi, kız arkadaşımız olup olmadığını sorarlardı. Ayrıca üniversite yıllarında iken bu ismini saydıklarımın dışında sınıf arkadaşları olan B.Z. ve M.S.'in de malum yapının içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu ismini söylediklerimden B.Z.'in İdari Hakim olduğunu, M.S.'in ise Askeri Hakim Savcı olduğunu duydum. 2011 yılında üniversiteden mezun olunca Ankara'dan bir numara aradı. Arayan kişi isim vermedi ancak Ankara'dan aradığını, çalışma evlerine davet ettiğini söyledi ben de kabul ettim ve Ankara'ya gittim. AŞTİden beni 12.dönem Hakim Savcı adayı E.G. karşıladı. Ve Keçiören'de bir eve götürdü. Bu evde benden başka 1.5 dönem adli yargı Hakim Savcı adayı olan M.A. ile E.K. ve Askeri Hakim Savcı olduğunu öğrendiğim İ.P. ve isminin Y... olduğunu bildiğim, daha sonra adli ya da idai yargı Hakim Savcısı olmayan bir kişiyle birlikte kaldık. Bu evlerle ilgilenen kişilere murakıp deniliyodu. Murakıplar ise o dönem Hakim Savcı adaylarından seçiliyordu. Bizim murakıpımız ya 13. ya da 14. dönem Hakim Savcı adayı olan M.G. isimli Maraşlı olduğunu bildiğim bir kişiydi. Bu evde günde 10 saatten fazla ders çalışılıyordu. Yaklaşık 5 ay bu şekilde çalıştıktan sonra 2011 yılı Aralık ayında açılan adli yargı Hakimlik ve Savcılık sınavını kazandım. Sınavı kazandıktan sonra mülakattan önce ben M.A. ve E.K.'in bulunduğu eve biz akademideyken koordinatör Hakim olan Ü.A. Danıştayda Tetkik Hakimi olan soy ismini bilmediğim S... isimli bir Hakim ve daha sonra stajyerlerden sorumlu olduğunu öğrendiğim E... isimli sivil bir kişi geldi. Bunlar bize ailesel bilgilerimizi, kız arkadaşımızın olup olmadığını, aldığımız maaşın bir kısmını cemaate verip veremeyeceğimizi sordular. Ayrıca gerçek mülakatta heyecanlanmamamız ve deneyimlerimizin artması için evin salonunda sanal mülakat yaptılar. Burada mülakatta nasıl davranmamız gerektiğini anlattılar. Daha sonra mülakata girdim ve kazandım. 12 Nisan 2012 yılında staja başladım. Stajımı Ankara Adliyesinde yaptım. Staj dönemimin başlarında 1 ya da 2 ay Ankara Cevizlidere'deki bir evde 15. dönem Hakim Savcı adayları olan S.Ş. ve Ş.A. ile birlikte kaldım. Bu 2 kişi de bildiğim kadarıyla Sakarya'lıydı. Daha sonra evlilik hazırlılıkları yaptığım ve eşyalarını düzeceğim için Keçiören'de kendim bir ev tuttum ve kendi eşyalarımı düzmeye başladım. Ve kendi evimde kaldım. Stajın hemen başında evlenmek istediğimi grupçumuz ve 15. dönem Hakim Savcı Adayı, sonra Kızılcahamam Savcılığına atanan N.A.'e söyledim. O da üstlerine söylemiş. Eşim cemaatten olmadığı için bu işe hiç sıcak bakmadıklarını, beklemem gerektiğini söylediler. Ben de beklemedim ve staja başladıktan 2 hafta sonra 28 Nisan 2012 günü Nişan yaptım. 10 Nisan 2012'de de evlendim. Bu olayın üzerine benimle iyice aralarına mesafe koydular. Düğünüme gelmediler, hatta sonradan hayırlı olsuna bile gelmediler. Bana murakıplık ve benzer görev de vermediler. Daha sonra Temmuz 2013'te kura çektim ve Van ili Çaldıran ilçesine Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. Gittiğim yerde cemaatle irtibatımı kopratmamak için beni Ankara'da bir evde S... isimli öğretmen olduğunu bildiğim bir siville tanıştırdılar. Bu kişi benden irtibat bilgilerimi aldı. S...'ın soyadını bilmiyorum efendim. S... ismini kullanıyor aynı zamanda. S... mi gerçek ismi S... mı gerçek ismi bilmiyorum. Sivil imam bu. Ama teşhis yapabilirim gösterilebilirse. Bu kişi benden irtibat bilgilerimi aldı, daha sonra bu kişi ile Van'da görüştüm. Bana her ay görüşmemiz gerektiğini söyledi ancak ben buna pek uymadım. 2 ya da 3 ayda 1 görüştüm. Görüşmelerimizde herkul.org sitesinde indirilen kırıktesti ismini verdikleri yazılardan sohbetler yapılıyor, burs ya da himmet verip veremeyeceğimizi soruyorlardı. Ben her ay düzenli burs veremeyeceğimi daha önce de söylemiştim. O dönem de 1 kere ihtiyaç sahiplerine dağıtılsın diye kurban parası verdim. Birkaç kez de yine ihtiyaç sahibi öğrencilere versinler diye maaşımın %10'unu bu kişiye verdim. Bu dönemlerde henüz cemaat 17-25 kumpasını yapmamış, dini cemaat göründüğünü vermeye devam ediyordu. Bu dönemde benimle birlikte sohbetlere gelen kişiler Van Hakimi olan, adli yargı Van Hakimi olan H.T., Van İdari Mahkemesi Hakimi N.B., Van'ın Sado ilçesi Hakimi H.A.'tı. 2014 yılında HSYK seçimlerinden önce bu kişi benim telefonuma ya bu S... isimli kişi benim telefonuma bylock isimli programı yükledi. Bu programı seçim çalışmaları için kullanacağımızı söyledi. Kullanmakta olduğum Samsung Galaxy GEO marka telefonuma bu programı indirdim. 2 telefon numaram var birisi ... . Kendi adıma kayıtlı. Diğeri de ... . İkisi de kendi adıma kayıtlı efendim. Bu program, Samsung Galaxy GEO marka telefona bu programı indirdim ancak telefonun işlemcisi programı çalıştırmaya yeterli olmadığı için programı indirmiş olmama rağmen çalıştıramadım. Ben de üzerine başka bir telefon aldım ve bu telefona bylock isimli programı yine Googlestore'dan indirerek çalıştırdım. Note 3 efendim markası Note 3 yalnız yurt dışı çıkışlı bir telefon olduğu için başka bir telefonun IMEI takılıdır büyük ihtimal o nasıl deyim. Yalnız ben bu numarada bylock kullandım onu şey yapıyorum, söylüyorum. Ve bu telefona bylock isimli programa yine Googlestore'dan indirerek çalıştırdım. Bu programı telefona yükledikten sonra irtibatı bylock üzerinden yaptık. Kısa süre sonra bu kişi Van'dan ayrılacağını, kendisinin yerine başka birinin bakacağını söyledi. Bu yeni gelen kişi de Y... isimli cemaatin Van'daki bir okulunda öğretmen olduğunu söyleyen sivil imamdı. Sivil imam değişikliği oldu orada efendim orada devam ediyorum. Bu kişiyle de bylocktan haberleştik. Görüşmelerimizde bana kripto olabilecek herhangi bir mesaj atmadı. Mesajlar genelde hal hatır sorma, bayram, kandil, cuma kutlama mesajları, dini içerikli sohbet makaleleri şeklinde oluyordu. Seçimler öncesinde de bana bylock üzerinden HSYK seçimlerinde cemaatin desteklediğini belirttiği aday listesini gönderdi. Listede kamuoyunun da bildiği isimler olan İ.B., O.G., ... ve Y.S.'nın isimleri vardı. Y... isimli sivil imam HSYK seçimlerinden kısa süre önce gelmişti. Bu kişinin gelmesinden sonraki dönemde maaşımın ancak kendime yettiğini söyleyerek burs, himmet kurban ve benzeri bir para yardımı yapmadım. Yine Van'da iken N.A. beni arayarak Ankara'ya davet etti. Ben de bir keresinde gittim. Gittiğimde Ankara Kurtuluş'ta bir cafede buluştuk. Buraya benden başka N.A. ve 15.dönem Hakim Savcıları olan F.Ç., A.Y. ve E.K. gelmiştir. N.A. bize yabancı dil çalışıp çalışmadığımızı, yüksek lisans yapıp yapmadığımızı, doktora yapıp yapmadığımızı sordu. Bizden yüksek lisans yapmamızı istedi. Ben dil kursuna da gitmedim, doktora ya da yüksek lisans da yapmadım. 2014 yılının sonuna doğru ben bizimle ilgilenen Y... isimli imama telefonumdan bylock programını silmek istediğimi, bu programı artık kullanmak istemediğimi söyledim. Doğal olmayan bu bağlantının başıma iş açacağını düşünmeye başlamıştım. Ayrıca yapıyla arama mesafe koymak istiyordum. Devamlı Ankara'ya çağırmalarına rağmen 1 kere Van'dayken, 1 kere de 2015 yılında Kayseri Bünyan adliyesine yeni atandığımda çok ısrar ettikleri için gittim. Ben bylock isimli programı telefonumdan silmek isteyince bana bylock için kullanabileceğim içinde bylock yüklü bir telefon verdi. Ben buna kendi hattımı takmadım. Programı da çok az kullandım. Bir kaç sefer merak ettiğimden açtım. Onu da eşimin telefonunun Hotspot uygulamasının wifi gibi yaparak oradan bağlandım. Bundan öncesinde de sonrasında da birkaç kez kendi telefonumdan hem kendi telefonumdan hem de verdikleri telefondan eşimin telefonunun wifisini kullanmıştım. 2015 yılının yaz kararnamesiyle Bünyan adliyesine atandım. N.A.'ün daveti üzerine daha önce söylediğim gibi Ankara'ya gittim. Bu tarihten sonra bu kişiler beni ne kadar Ankara'ya davet etmek için aradılarsa da onlarla görüşmeye bir daha gitmedim. Kendileri de gelmediler. 2015 yılının yanılmıyorsam yaz sonuna doğru beni bir numara aradı. Kendisinin Kırşehir Savcısı İ.G. olduğunu, benimle Kayseri Talas'ta görüşmek istediğini söyledi. Ben önce işim olduğunu gelemeyeceğimi söyledim. Karşıda konuştuğum kişi ısrar edince telefonda meseleyi uzatmamak için verdiği adrese, yani Talas'ta bulunan Beğendik marketin oraya gittim. Gittiğimde ilk İ.G.'in yanında bir kişi daha vardı. Bu kişi bana burs, kurban ve benzeri verip veremeyeceğimi sordu. Kendisini M... olarak tanıttı ve sivil abi olduğunu söyledi. Kendisini sadece 2 kez gördüm ama resmini görsem tanırım. Bu şahsa burs ya da kurban veremeyeceğimi söyledim. Hakikaten de Kayseri'deyken gözaltına alındığım güne kadar bu yapıya ne burs ne himmet ne de kurban yardımı yapmadım. Bunun üzerine bu kişi benimle bylock üzerinden irtibata geçmek istediğini söyledi. Ben de telefonuma bylock yüklemek istemediğimi söyledim. Şahsın ısrarları üzerine ben de kayınvalidemin adına Turkcell'den bir data hat alarak Van'da iken bana verdikleri telefona taktım. Ben bu numarayı telefon numarası olarak kullanmadım sadece internet için kullandım. … . ... isimli kişi ile tanıştıktan kısa bir süre sonra bana bylock üzerinden kendisinin Kayseri'den ayrıldığını ve ... isimli yeni sivil imamın geldiğini söyledi. ... isimli kişinin endüstri ya da çevre mühendisi olduğunu, ancak mesleğini yapmadığını, bu işler ile uğraştığını hatırlıyorum. Bu kişi de yine aynı bylock üzerinden bana cuma mesajları ya da dini içerikli sohbetler atıyordu. Yanılmıyorsam 2015 yılının sonunda ya da 2016 yılının başında bylock isimli programı cemaatle bağımı kopartmak için telefonda sildim ve yapıyla olan bağımı o tarihten sonra koparttım. Kayseri'ye gittikten sonra hiç sohbet falan da yapmadılar efendim bunu da ayrıca söyleyeyim. Yani bir toplanma falan olmadı. Bu tarihten sonra beni arayanların telefonlarına da cevap vermedim. Esasen 2014 yılından beri yapılanları içime sindiremiyordum ... Eşim Avukat efendim serbest Avukat. Hakkında Şu anda kovuşturma aşamasında. Yok, serbest. (Onun da bylock listesinden ismi geçiyormuş. Bylock kullanımıdan. Siz mi kullandınız yani bunu?) Ben kullandım efnedim, şöyle söyleyeyim onun CGNOT kayıtlarında girmiş olduğu sayı sadece 132, bunun da 125'ine aynı günde girilmiş yani giren kişi ben olduğum için çünkü benim 7.800 küsür olması lazım benim CGNOT kaydım, eşimin çok az. ... eşimin numarası. Evet onun wifisini açarak hotspot uygulaması yaparak ben kullandım. Bylockla ilgili ilk kullanma tarihi Ben tam olarak tarihini hatırlamıyorum ama burada benim ilk 11/08/2014 olarak görünüyor. İki telefon hattıyla birlikte Evet efendim, doğru efendim. Kullandığım isim ...kemal65, bu ID olarak geçiyor yanılmıyorsam. Şifre de ... ( Diğerinde de iki hattan kullanmışsınız iki ayrı hatta ayrı şifre yok mu? Aynı şifreyle mi kullandınız?) Şifre aynı, diğeri de efendim kodluyorum Ankara, Nİğde, Kayseri ank 91, orada 910'lu bir sayı ama o son rakamını gerçekten hatırlamıyorum. Sonrasında da Adana, Rize, Adana. İsim bu o kendilerinin vermiş olduğu şeyde geçen o yüklemiş olduğu bylockta geçen kullanıcı adım bu, şifrem aynı. Ben ilk önce ismim ... olduğu için ... olsun dedim, Van'da da görev yapıyorum o sırada. Programı yükleyen kişi işte sanırım 8 hanenin üzerinde olması lazımmış, dedi ki kendi ismini de verdi, böyle yapalım dedi o yk yi ... ... olarak açtı. Van'da sadece 3 kişi benim dışımda 3 kişi benim gittiğmi sohbete geldi. Onlar da isimlerini verdim zaten H.T., N.B., H.A., E.A. benimle ilgili beyanda bulundu efendim. (Ev abisi olduğunu söylemiş. )Doğrudur, ben de ifademde zaten bunu doğruladım efendim. M.A. beyanları Doğrudur efendim. M.A.'la da Ankara'daki çalışma evinde beraber kaldık.
Sayın Başkanım şöyle diyeyim bir kere üzerime söylenen suç ağır bir suç yani ilk önce bundan bir kere sıyrılmak istedim yani. İkincisi ilk öncelerde bu 15 Temmuz hain darbe girişimini bu yapının yapamayacağını, bu kadar insanın üzerine kurşun sıkamayacağını ilk önce düşündüm yani şüphelerim vardı. Daha sonradan İddianameler hazırlanınca, yine TRT'nin veya diğer kanalların belgesellerini falan izleyince aklımda tamamen oturdu yani bunların yapmış olduğu. İkincisi, bu da en önemli sebebi, bunların bu hainlikleri ortaya çıktıktan sonra ben de bunların içindeyim, diyemedim. Yani utandım bir nebze. Şimdi de artık daha sonrasından zaten her şey ortaya çıkınca da duruşma gününü bekledim, duruşma gününde itirafçı olmayı, etkin pişmanlıktan yararlanmayı zaten kafama koymuştum efendim. Efendim haklısınız ben burada kendime de zulmettim yani bir nebze. Dediğim gibi işte kafamda bazı şeyler tam oturunca bir de İddianamemi de görmemiştim, dosyamda ne var ne yok tam olarak bilmiyordum ondan sonra. Ben bu yapının içerisindeydim diyemedim yani hicap ettim Başkanım yani, gerçekten de böyle yani. Efendim M.A. ve Y.S.'la aynı yıl aynı bölgede kaldık. Bir tanesi bölge imamı olduğunu söylüyor, aynı yıl içerisinde, bir tanesi de talebe mesulü olduğunu söylüyor. Zaten ifadeler kendi içinde çelişkili, bölge imamı zaten bölge imamının da kim olduğunu da ifademde az önce verdim ... isimli. O zamanki Kipa AVM merkezinin arka tarafında evi olan bir şahıs. (Kod adı neydi bölge imamının?) Kod adını bilmiyorum, ama gerçek ismiydi A... Soy ismini bilmiyorum efendim. 10 yıl geçti onun üzerinden. Şöyle, sayın Başkanım şöyle, eğer Konya'da bu şahsın muhakkak başka söyleyenler de olmuştur. Konya emniyetinden araştırdıklarında bana fotoğraf falan gösterecek olurlarsa ben tespit ederim. Y.S. diye bir şahıs var sizinle ilgili. Evet az önce onu şey yaptım efendim. Aynı yerde kaldık aynı bölgede kaldık. Sermurakıp E.G., onu da söyledim ben az önce. Daha sonradan kız arkadaşım olduğunu öğrenince mesala bu arkadaşlar E...'ler falan, murakıplık, başka arkadaşlar da artık bilmiyorum sermurakıplık falan vermişlerdir ama bana hiç bir şey vermediler. Askeri hakim savcılık sınavına da benim girmemi istemediler. Çok büyük ihtimalle de ben şöyle düşünüyorum. Üniversite 2.sınıftayken ben cemaat evinde kalmadım. 1.sınıfta 3. sınıfta 4.sınıfta kaldım 3 sene. Bana güvenmediklerini düşünüyorum ben o noktada güvenmediklerini düşünüyorum çünkü o noktada güvenmediklerini düşünüyorum. Çünkü oraya daha güvendiği kişileri Askeri Hakim Savcı yapıyorlar. İdari yargı sınav sorularını Çünkü ben almadım yani soruları. Doğal olarak da kazanamadım yani. Bylock kullanıcı listemde zaten ismini saydığım bu sivil imamlar vardı 4 tane. ... isimli, ... isimli, ... isimli, ... isimli. Bunlar biri gidince diğeri geldi. İkisi aynı zamanda bylocktan arkadaşım olmadı. Bunun dışında da Van'dayken, Kayseri'deyken bu sivil imam dışında benim bylocktan başka kayıtlı olan kimse olmadı efendim daha. Bunun dışında Van'dayken bylocka H.T., N.B. ve H.A. kayıtlıydı. İşte Cuma mesajı, nasılsın? İyi misin? Falan normal mesajlar. Aslında yüklemenin hiç bir gereği de yokmuş yani. Bir de mesela eğer sohbet yapılacaksa sayın Başkanım işte şu saatte ... beyin evindeyiz, sohbete gidiyoruz, gibi. Onu bildirmek için. Bir de seçim çalışmalarında işte adayların listesini gönderdi Y... isimli kişi. Ya dedi ki işte, sayın Başkanım bu bizim desteklediğimiz adaylar. İşte bunların oy verilmesini, bunlara oy verilmesini istiyoruz. Onun dışında çok fazla şey yapmadılar mesela bir kaç sefer şunu sordular işte, adliyenizde durum nasıl? Yani durum mesela diğer şahıslar ne diye düşünüyor? Ben de hani bu tür şeylere pek girmedim yani adliyedeki arkadaşlarla. Zaten onların da bir kısmı işte, ortadaydı yani arkadaşlar, ben de bunu söyledim yani. ( Peki niye böyle bir şifreli haberleşme programı kullanılması gerektiği söylendi size?) Bu, yani biz sebep gösterilmesi işin esası. Yalnız işte hani birbirimizle olan bağımız anlaşılmasın denildi. Ondan sonra işte bu programı şifreli, cemaatin yaptığını söylediler. Ondan sonra, bu tür şeylerden, yani irtibatın anlaşılmaması için. (Darbe öncesi bir çalışma var mıydı? Darbe öncesi veya seçimler öncesi? İşte 17-25 Aralık sürecinde bu örgütün size karşı bir talimatı, telkini, tavsiyesi oldu mu?) Yok efendim zaten ben toplam 3 yıllık Hakim Savcılık yaptım Van'da Çaldıran'dayken daha yeni atandıydım. O sene atandıydım, ondan sonra bana danışacakları bir durum da yoktu yani, söyleyeceklerim bir şey yoktu. (İddia makamının talebi üzerine sanıktan soruldu:) Efendim beni zaten Askeri Hakimlik sınavına gir demediler, tavsiye de etmediler. Tavsiye ettiği kişiler girdi. Onların soru alıp almadığını bilmiyorum. Söylemediler yani. O noktada bir şey diyemeyeceğim. Aldıklarını da bilmiyorum, almadıklarını da bilmiyorum. Adli yargı, idari yargı Hakimlik sınav soruları Bana verilmedi. Çünkü ben sınavdan bir kaç gün önce de zaten evde değildim. Ondan sonra. Sınavı da kazanamadım zaten idari yargıda verildiğini mesela söylemiş oradaki kişi. Ben sınavı zaten kazanamadım. Ondan sonra adli yargıda da verilmedi, ben kendi emeğimle kazandım. Başkalarına verildiğini ben görmedim efendim ama kamuoyundan herkesin bildiği gibi işte verilmiş, sorular dağıtılmış falan onu kamuoyu nasıl duyduysa ben de öyle duydum sayın Başkanım. M.N.E.'in beyanlarını biliyorum, bu beyanlara da bir diyeceğim yoktur. Ayrıca benim mahkemenize bildirdiğim ... nolu ID numarasında geçen görüşme içerikleri bana aittir. Bu görüşme içeriklerinde H... olarak geçen şahıs, bu örgütün sivil imamlarındandır. ... nolu ID'nin kime ait olduğunu bilemiyorum. 23 kişilik bir liste yaptım. Bunu duruşmadan sonra mahkemeye ayrıntılı bir şekilde yazılı olarak sunacağım. Bu kişiler benim görev yaptığım dönemde ya da tahsil hayatım döneminde fethullah gülen cemaati denilen ve şimdi FETÖ denilen yapıya dahil olan kişilerdir. Faaliyetleri ya da kimlikleriyle ilgili bilgiler vardır. ByLock'u ilk ifademde de söylediğim gibi Y... isimli birisi yüklemişti daha sonra Kayseri iline tayin olduğumda H... isimli şahıs yüklemişti. M.N.E.'i tanırım. N.A. isimli şahıs H... olabilir,"
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüt içerisinde talebe mesulü, bölge abisi gibi aktif görevler aldığına, kod adı kullandığına, hakim savcı yazılı sınav sorularının verildiğine, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının etkin pişmanlık kapsamındaki ifadesinin değerlendirilmesi sonucunda FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile maaşlarının karar tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile maaşlarının karar tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Aşağıda dökümü yapılan toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına.
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 31/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?