Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2017/223 K.2021/3365
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/223
Karar No : 2021/3365
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Meslekten çıkarma kararının savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, Anayasanın 15/2., 36., 38.,139. ve 140. maddelerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 7/1. maddelerinin, suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesinin, belirlilik ilkesinin, yargının bağımsızlığı ilkesinin, özel yaşam ve aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı Kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmektedir. Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile davalı yanın usule yönelik itirazları yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.
Dosyada mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile suçu sabit görülerek on sekiz yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği ve kararın Yargıtay incelemesinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, dosyaya düşüncenin verildiği tarih itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında mahkumiyetine hükmedilmiş ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı Kararı hukuka uygun olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi ile ilgili Anayasaya aykırılık itirazı ise yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 14/02/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri, 27/02/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir. Yine bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 24/06/2020 tarihli Danıştay Savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD, 22/10/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu Danıştay Savcı Düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD içeriğinde yer alan bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. D
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından ... Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ... adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …... abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ... kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
a-1) Davacıya ait ByLock bilgisi:
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş üç ayrı "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde, ilk Tutanakta, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", adının "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Kocaeli İli'nde görev yaptığı; "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında M.B. isimli kişinin davacıyı "...", O.I.D. isimli kişinin ise "raso" olarak kaydettiği görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen ikinci ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında, davacının ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "...
" olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Kocaeli İli'nde görev yaptığı görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen üçüncü ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında ise, davacının ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", adının "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Kocaeli İli'nde görev yaptığı; "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında ... ID numaralı kişinin davacıyı "...", S.M./R.M. isimli kişilerin "...", A.H./M.B. isimli kişilerin "..." olarak kaydettiği görülmektedir.
Söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları ile UYAP sistemi üzerinde yer alan davacıya ait aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde, davacının "R.A." isimli çocuğunun olduğu, söz konusu Tutanaklarda "..." olarak belirlenen kullanıcı adı / adının çocuğunun isminden esinlenerek oluşturulmuş olabileceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, davacının diğer ByLock kullanıcıları tarafından (kullanıcı adı olarak belirlenen) çocuğunun ismi [...] ile veya isminin ilk üç harfi ile [raso] uyumlu olarak kaydedildiği görülmüştür.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında, davacı ile ilgili olarak; "... Benim özellikle kararname döneminde çok yoğun çalışmam nedeniyle sohbet toplantılarına gitmem aksıyordu. Bu nedenle bir sohbet sırasında ... ByLock isimli bir uygulamadan söz etti bunun Android marketten indirilebildiğini ve oradan sohbet toplantılarındaki şekilde paylaşımların yapılacağını söyledi. Bu şekilde o programı daha sonra ben telefonuma indirdim. Android markette görünen simgesi telefonumda vardı. Her hangi bir farklı ara yüz kullanılmıyordu. Tarihini hatırlamıyorum ancak 2014 yılı yaz ayları olabilir. Programı telefonuma indirdim. ... kendisini "..." ismiyle, M.Ç. ise M. ismiyle kaydettiler . Bana da C. ismiyle kaydolmamı ... söylemişti. Bu şekilde kayıt yapıldıktan sonra karşı tarafa davet gönderip onun kabulü halinde iletişim sağlanabiliyordu. Yapılan paylaşımlar genellikle Fethullah Gülen'in sohbetleri gündem adı altında oluyordu. Burada hükümeti eleştiren ve cemaate yönelik yoğun o dönemdeki operasyonlarla ilgili değerlendirmeler genellikle oluyordu. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Öte yandan, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, davacının ByLock programını ... nolu telefon hattı üzerinden 11/08/2014-24/01/2015 tarihleri arasında toplam 13319 kez sinyal bağlantı girişi yaparak kullandığı, ... nolu telefon hattı üzerinden ise 12/08/2014-26/01/2015 tarihleri arasında toplam 3161 kez sinyal bağlantı girişi yaparak kullandığı, HTS, GPRS ve ByLock baz istasyon bilgilerinin karşılaştırılmasında girişlerin beslendiği bazların birbiri ile uyum içinde olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.
Davacı tarafından; "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"na karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların ve ceza yargılaması aşamasında yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden; davacının "...", "..." ve "..." ID numaralarıyla ve üç ayrı kullanıcı adı almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
a-2) Davacıya ait ... ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri:
Davacıya ait olan "..." ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinden bazıları şu şekildedir:
....
... ... N.-r-f (20.11.2015 23:09): "büyükbaş hizmetimize gelen sıkıntılarımız için...adak kurbanı a. isimli kızımızın ameliyatı için abi"
... ... "abi notlürı alabildin mi hemen silindi de "
... ... "500$ nafile 100 $adak "
....
... ... N. (27.12.2015 12:06): "abi..sa...bu 2 büyükbaş....arkadaşlarımızdan toplanan kurban paraları....hizmetimize ve arkadaşlarımıza gelebilecek bela ve musibetlere karşı...Efendimiz..sahabe efendilerimiz...üstad hz..he ve cemaatimiz adına her iki kurbanda kesilebilir....isterseniz hemen..isterseniz para size ulaşınca kesilebilir abi..aro..sağolun abi"
... ... "abi arkadaşın iki kurban talebi. 500x2=1000$ lık"
....
... 117910 ...b (13.12.2015 19:03): hikmet42 (13.12.2015 17:26): hikmet42 (13.12.2015 20:26): "İrşadi baba (bu hafta yaşanmış) Malum süreçten dolayı başka bir isimle açacağımız okulumuz için hizmetten bilinmeyen, emekli bir kurucu müdür arayışındaydık. Bir tanıdığımızın tavsiyesiyle MEB'den emekli A. Beyle tanıştık. Kendisini ikna için "Sizi çok yormayacağız, sadece ruhsatlandırma aşamasında işlemleri sizin adınıza yapacağız, bir de müfettişler gelirse siz muhatap olacaksınız o kadar" deyince A. Bey "Ne demek, bana ne düşüyorsa ben yapmaya hazırım. Çünkü bu vazifeyi bana Bayburtlu ... Baba verdi" dedi ve şunları anlattı. "Bu yaz Bayburt'un manevi sahiplerinden İrşadi Baba'nın kabrini ziyaret etmek ve torunu ... Baba'nın duasını almak üzere köylerine gittim. ... Baba dedesinin kabrini göstererek "Zaman zaman yeşil parlak bir ışık kabrine doğru iniyor, tam kayboldu derken birden yeniden parlayarak göğe yükseliyor" dedi. Ben "Neye işarettir efendim o ışık?" deyince buyurdularki; "O Işık Bediüzzaman'ın ruhaniyetidir. Şimdi o tasarruf Hocaefendiye geçti. Şimdi herkes onun hizmeti bitti zannediyorya, bitmeyecek. O yeşil ışık gibi yeniden parlayacak. Bu konuda sana da bir vazife düşecek, ne derlerse kabul et" dedi. Ben de birkaç aydır benden hizmet adına kim ne isteyecek diye merak ediyordum. Şimdi siz geldiniz. Bana ne düşüyorsa hazırım dedi. İstanbulda hadiseye şahit üç arkadaş zor günlerimizde bu müjdeyle çok duygulandık. Hizmetimizin teyidat altında olduğunu ve Üstadımızın bizi himaye ettiğini bir kez daha müşahede ettik. Şevke medar olması niyetiyle arkadaşlarımızla paylaşıyoruz. Not:Bizler İrşadi Baba nasıl bir zattır, ... Baba kimdir diye araştırırken ... Baba'nın yakın bir zamanda vefat ettiğini öğrendik. Ruhu için bir Fatiha rica ediyoruz.
"
....
... (GT:2015-12-17 20:35:18) 117910 (AT:) "Konu:Fw: Fw: BİR DÖNEM GELECEK, O DÖNEMDE EN BÜYÜK HİZMET, HİZMETE İHANET ETMEMEK OLACAK. İhtimal ki, Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) bu imtihanlarla, bizim sabır, tahammül, vefa ve sadakatimizi ortaya çıkarmakta, böylece hem kendi lütuflarını hem de bizim gerçek değerlerimizi ihtar etmek istemektedir. Evet O, sabır ve sadakatinizi, geçirdiğiniz imtihanlar karşısında gösterdiğiniz tavır mezurasıyla ölçecek ve kendinizi kendinize tanıttıracaktır. Ta ki, kimsenin Allah?a (celle celâluhu) karşı bir delili kalmasın. Belki de kul böyle bir ölçü ve tartı ile kendini deneyip ölçtükten sonra şu itiraflarda bulunacaktır: Yâ Rabbi, meğer ben ne dönek insanmışım. Sen beni bir kere imtihan ettin, kapıyı yüzüme bir kere kapadın, dümenimi bir kere bozdun, ben de? Artık bu iş olmaz!? dedim, ayrılıp gittim. Oysaki bu bozgun, hiç durmadan tekerrür edip dursaydı, bana düşen vazife, yerimde sebat etmek ve Senin düşmanlarınla yaka paça olmaktı. Sen belki, yüzlerce defa benim ordumu bozguna uğratacaktın; ama ben hep ?Seni, Seni!? diyecektim. Sen evimi başıma yıkacak, evlât ve mal acısıyla yüreğimi yakacaktın; ben hiç tavır değiştirmeden ?Seni, Seni!? diyecektim. Sen tepeden tırnağa vücuduma hastalıklar salacaktın, ben de dayanamayarak inim inim inleyecektim; ama biraz derman bulunca ve iki kelime konuşma fırsatı yakalayınca yine ?Seni, Seni!? diyecek ve hep Seni isteyecektim. Bunları demem gerekirken, diyemedim, sarsıldım, döndüm ve ayrılıp gittim. Meğer ben ne dönek biriymişim..! HZ.BEDIUZZAMAN: NE ZAMAN HIZMET-I İMANİYEYE BİR TAARRUZ OLSA YA DEPREM YADA SAVAŞ KORKUSU BAŞLAR. BU DÜNYA FANİDİR. EN BÜYÜK DAVA HAYATI EBEDİYEYİ KAZANMAKTIR.İNSANIN İMANI SAĞLAM OLMAZSA DAVAYI KAYBEDER. AYET: 2:153 - Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir. HADİSİ: ?Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.? (Tirmizî, Fiten, 79/2267) BİR DÖNEM GELECEK, O DÖNEMDE EN BÜYÜK HİZMET , HİZMETE İHANET ETMEMEK OLACAK. (TAHİRİ MUTLU AĞABEY).Rabbim hizmette muhafaza Eylesin. AMİN"
Yukarıda yer verilen mesajlarda; örgütün içinde bulunduğu zor durumdan kurtulması için kurban kesileceğinin bildirildiği, ayrıca örgütü / örgüt liderini öven paylaşımlarda bulunularak örgüte ihanet edilmemesi gerektiğinin vurgulandığı görülmektedir.
Netice itibarıyla, FETÖ/PDY terör örgütünü öven ve destekleyen bu yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.U.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: "... 2007 yılında Yargıtay Tetkik Hakimi olarak göreve başladım. F.A., H.G.B. ile birlikte aynı odada çalışmaya başladım. Yan odamız da 16. Hukuk Dairesi Tetkik Hâkimi ve o dönem de YARSAV Genel Sekreteri olan L.K. oturuyordu. Bir süre sonra yakında oturan diğer tetkik hâkimleri ile birlikte olumlu bir diyaloğumuz oldu. Bu arada biz H.G.B. ve O.Y. ile birlikte sohbet toplantılarımıza H.'nin evinde devam ediyorduk, maaşımın %10’unu himmet olarak H.'ye veriyordum. L.K. ile insanî diyaloğumuz ilerleyince bana YARSAV üyesi olmamı teklif etti. Bu dönem de YARSAV’ın çok fazla cazibesi kalmamıştı. İlk anda muhafazakâr bir yapıya sahip olduğumu ve meslektaşlarımca da bilindiğini söyledim. L. Hanım, Ö.F.E. ile itibar kaybettiklerini, kamuoyunca aşırı solcu olarak tanındıklarını, bu imajı yıkmak istediklerini, kamuoyunun cazibesini tekrar kazanmaya çalışacaklarını söyledi. Bunun üzerine 2010 yılında yapılan referandumdan sonra 2011 veya 2012 yılında YARSAV’a üye oldum. ... O tarihte YARSAV yedek veya asil üyeleri içerisinde Fethullah Gülen Cemaati mensubu olduğunu düşündüğüm sadece M.S. vardı. Süreç içerisinde önce N.H.K. istifa etti, yerine M.S. yönetim kurulu asıl üyeliğine seçildi, sonra M.K. istifa edince, yerine D.B. seçildi, N.H.K.'nin istifası üzerine M.D. seçildi. ... Bir süre sonra tavır ve davranışlarından ötürü M.A.'nın da Fethullah Gülen Cemaati mensubu veya en azından iş birliği yaptığını anladım. E.Ü.T.'nin istifası üzerine olağanüstü kongre kararı alındı, benim gerek yönetim kurulu üyesi olmam gerekse de görev yaptığım dairenin vakıf ve derneklerle ilgili dosyalara bakması nedeniyle kongre sürecinde aktif olarak görev aldım, bu nedenle O.Y. kongre sürecinde Mithatpaşa Caddesi üzerinde açık adresini hatırlamadığım, bir adreste bulunan ofise gitmemi istedi. Bu ofise gittiğimde İ.Ş., ..., M.A., O.A., ve Y.Ö. de vardı. Bu kişilerden O.A. hariç diğerleri ile ilk kez orada tanıştım. Daha öncesinde ismen tanıyordum. O.Y.'nin yönlendirmesi ile bu şahısların hepsinin Fethullah Gülen Cemaati ile irtibatlı veya işbirliği yaptığını biliyordum. Bu şekilde ben, üç veya dört toplantıya çağrıldım, ancak tavır ve davranışlarından diğerlerinin sıklıkla toplantı yaptığını anlıyordum. Toplantılarda lider pozisyonunda İ.Ş. görünüyordu, hatta İ.Ş.'nin “...” kod ismini kullandığını ve Yargıtay’dan sorumlu veya daha üst pozisyonda birisi olduğunu öğrendim. Bu toplantılarda kongre sürecinde yapılması gerekenleri ve İ.Ş. ile M.A.'nın hazırladığını düşündüğüm 13 kişilik yönetim kurulu listesinin delinmeden nasıl seçileceğine dair konuşmalar ve stratejiler yapılıyordu, usûlle ilgili kısımları bana soruyorlardı. Bir defasında ...’e seçimde 13 adayın tamamının seçilmesinin zor olduğunu, bunun nasıl başarılabileceğini sordum, bana YARSAV’a Fetullah Gülen cemaati mensubu meslektaşlardan çok sayıda üye yaptıklarını, bu listenin herkese verileceğini ve sorun çıkmayacağını söyledi. ... M.A. başkanlığındaki yönetim kurulu faaliyete başladıktan sonra YARSAV ekonomik olarak sıkıntılı bir sürece girdi, bazı üyeler istifa etti, istifa etmeyenler de üyelik aidatını yatırmayarak pasif direnişe geçti. Fethullah Gülen Cemaati mensupları olan İ.Ş. ve ...’e bu durumu yani ekonomik sıkıntıları anlatarak YARSAV’a neden bu kadar önem verdiklerini sordum. ... Bey, 2014 yılında yapılacak HSYK seçiminde YARSAV’ın etkin bir rol oynayacağını, ayrıca YARSAV’ın yurtdışı bağlantılarının önemli olduğunu ve yaşaması gerektiğini söyledi. Ekonomik sıkıntı giderek arttı, hatta dernek kirasını ve çalışanının ücretini ödeyememeye başladı, icra gelmek üzereydi, bu sıralarda YARSAV'ın hesabına 30-40.000 TL’lik daha az veya daha fazla olabilir, ihtiyacı görebilecek kadar para girişi oldu. Bu paranın kaynağı ile ilgili olarak ... Bey, yapılan toplantıların birinde “biz yatırırız, yardımcı oluruz” demişti. Bu konuşmasından bir süre sonra para girişi olmuştu, ... Bey'in “biz” olarak belirttiği kesimin Fethullah Gülen Cemaati olduğunu düşünüyorum. Parayı yatıran kişiler YARSAV’ın 2012 ile 2014 arasındaki hesapları incelenince ortaya çıkacaktır, o tarihlerde üyelik ücreti 300 TL’ydi. Bu paranın tahminince 3.000 veya 5.000 TL şeklinde 3-4 farklı kişi tarafından yatırıldığını düşünüyorum. ... Yukarıda Mithatpaşa Caddesinde yapıldığını beyan ettiğim toplantılardan üç veya dördüne katıldığımı ifade etmiştim. 2014 yılı HSYK Seçim sürecinde ve aday belirleme esnasında benim katıldığım bu toplantılarda YARSAY tarafından ilân edilen 11 kişilik aday listesindeki kişiler konuşulmadı, daha doğrusu benim yanımda konuşulmadı. ... Tekrar belirtmem gerekirse Mithatpaşadaki toplantılara İ.Ş., ..., M.A., Y.Ö. ve O.A. katılıyorlardı. ..."
Aynı şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: "... M.Ç.: Şahsen tanımıyorum, 11 Aralık’tan sonra bir önceki ifademde bahsettiğim Mithatpaşa Caddesi’ndeki bir ofiste yapılan özel YARSAV toplantılarından birinde 17/25 Aralık süreci ile ilgili yapılan sohbet sırasında ... ile İ.Ş. arasında, bu kişinin geçmişte Fethullalı Gülen Cemaati mensubu olduğu, cemaatten ayrıldığı ancak sempatisinin veya kişisel irtibatının devam ettiği, bu kişi üzerinden cemaatle ilgili soruşturmalar hakkında bilgi alınabileceği (veya alındığı tam hatırlamıyorum) şeklinde bir konuşma oldu. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.E.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Bu cemaatin genel tavrı ve özelliği gereği kendi ellerinde yetişmemiş ve cemaat geçmişi olmayan birine adaylık ve mezun hizmeti gibi cemaatin önemli sayılacak işlerinin sorumluluğunu vermezler, ana sorumluyu tam olarak bilmemekle beraber benim gözlemleyebildiğim kadarıyla bu işleri yani mezunların organize edilme işlerini, Ankara’ya getirilip evlerinin tutulma işlerini, her türlü ihtiyaçlarının görülme işlerini fakültedeyken hizmet dedikleri yapı içinde sorumluluklar almış, hizmet denilen yapının iç işleyişini iyi bilen ve kendisine güvenilen hakim adayları yürütüyorlardı. Mesela bu kişiler beni sohbet yapmak üzere bu evlere getirip götüren, A.C.G., ... ve H.C. gibi adaylardı. Ta ki Ankara’ya M.C., İ.Ş., A.T., R.Ç. ve M.B. gibi isimler gelinceye kadar. Bunlar geldikten sonra ki bunların tamamı Elvankent’de oturuyorlardı ve komşularımızdı ve bakanlıkta, serviste her gün gelip giderken tanışmıştık. Beni daha sonra bu sohbetlere yapmak üzere bu şahıslar davet ediyordu. Taki İ.H.Ş. diye bir kişi gelip bu işler sanıyorum kendisine verilinceye kadar bu kişi geldikten sonra da M.C. sanıyorum beni bir iki defa davet etti. İ.H.Ş. dışarıdan kabul ettikleri bir şahsın hem gelip gitmesini hem de yaptıkları sohbetin içeriğini beğenmediği için de kısa süre sonra artık beni çağırmaz oldular. ... Yine de ben gözden kaçabileceği düşüncesiyle özellikle 2012 yılına kadar yaptığım gözlemlere dayanarak bu yapı içerisinde önde ve aktif olduklarını düşündüğüm isimleri ayrıca belirtmek istiyorum. Bu kişiler; ... Yargıtay’da; İ.Ş., N.D., ..., A.T., ... S.M...."
Aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/06/2017 tarihli sorgulama tutanağında da yukarıda yer verilen beyanları ile aynı yönde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Doktor olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.P.'ye ait, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17/8/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: "... Tahminim o ki 1993 mezunlarının ilk 10 derecesinin tamamı cemaat mensuplarından oluşmakta idi. Aynı sene başka evlerde imamlık yapan ... İsa (SELİM) ..., C. (C.) G., M. (A.) Y. ve sonraları özel savcı olduğunu öğrendiğim pek çok isim harp okullarına öğrenci soktular. Sonraki sene Sultan... semtinin semt imamı olarak tayin edildim. O semtte 7 tane ev ve İstanbul Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi, Sultan... Teknik Liselerinin sorumluğunu yaptım. Bu okullardan kazanılan öğrencilerden İstanbul Lisesinden M.M.A. ve Cağaloğlu Anadolu Lisesinden G.B. isimli öğrenciler o sene Hava Harp okuluna girdiler. Bu öğrencilerle olan irtibatım 1994 yılına kadar devam etti. Az önce de söylediğim gibi öğrenciler Harp Okulundan mezun olduktan sonra özel Murakıplara devir edilip sonrasında başkası ile muhatap olmaları ihanet sayılırdı. ... 1993-1994 yılma kadar Sur içinde devam eden görevim 1994 yılında İstanbul'un 11 eyaletinden birisi olan Maltepe Eyalet Sorumlusu olarak değişti. O dönemdeki örgüt yapılanmasında Anadolu yakası üç eyalete, Avrupa yakası ise 8 eyalete bölünmüştü. Üsküdar'dan Maltepe'ye kadar olan kısımdan şu anda Üsküdar Kara Davut Camisinin imamı olan ve benden sonra cemaatten atılan H.B., Kadıköy Eyaletinden ..., Maltepe'den Tuzla'ya kadar olan Maltepe Eyaletinden de ben sorumluydum. ... Aşağıda yazılan isimler gazetelerde yayınlanan açığa alınan Hâkim ve Savcılar listesinden tanıdığım isimler olup, geçmişte yapmış oldukları görevler karşılarına yazılmıştır: İ.H.Ş. Esnaf sorumlusu, H.A. Semt imamı ... ... … (...) ... Bölge İmamı, S.S.H. Bölge İmamı ... Karşısında Semt İmamı veya Bölge İmamı yazan isimlerin tamamı Öğrenci evlerinin sorumluluğunu yapmış ve Harp Okullarına öğrenci yetiştirmiş isimlerdir. 1990 yılında yetiştirdikleri öğrencilerin, şu anda Kurmay Albay ve daha üst seviyede Askeri Personel olduğu kuvvetle muhtemeldir. Aynı zamanda bu şahıslar yargı yapılanmasında da kritik isimler olup yargı yapılanmasının çözümlenmesinde aktif rol oynayabilecek isimlerdir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... [ SORULDU: ... ile bu dönemde 9 defa görüşme yaptığınız tespit edilmiştir. Bu şahıs kimdir? Fetullah Gülen cemaati mensubumudur? Aranızdaki irtibatı belirtiniz. ] CEVABEN: Alt komşumdur. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğünde çalışmıştır. Fetullâh Gülen cemaati mensudur; Kendisini tanırım. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.T..'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 14/02/2017 tarihli müşteki ifade tutanağı: "... Stajı bitirip Hâkim ve Savcılık kurası çektiğimiz sırada, Bakanlık Tetkik Hâkimleri olması nedeniyle törende bulunan İ.O. ve A.H.'yi ilk defa orada gördüm. Bunların kim olduğunu oda arkadaşlarıma sorduğumda İ.O. ve A.H. olduğunu söylediler. Kuradan sonra cemaatçi Hâkim ve Savcılardan F.D., E.B., A.G. ve ... önderliğinde aynı cemaate mensup iki otobüs yaklaşık 80-90 kişilik aynı cemaate mensup dönem arkadaşlarımız ile yine dönem arkadaşımız olan ve eş kurası çeken ancak ismini hatırlamadığım Trakya Lüleburgaz civarında bulunan bir köyde düğünü olan Hâkim ve Savcı meslektaşımızın düğününe katıldık. O gece her birimize farklı aileler köydeki evlerine götürerek misafir ettiler. Ertesi gün aynı grup Fetullah Gülen’in duasını almak için İstanbul’a gittik. İstanbul’da yerini şu an tam olarak bilmediğim Akademi denilen ve Fetullah Gülen’in sürekli kaldığı, burada sohbetler yaptığı yere gittik. Akşam burada Fetullah Gülen ve yanında 100-150 kişi ile beraber yemek yedik. Yemekten sonra Fetullah Gülen vaaz kapsamında olmayan, dini argümanlar içermeyen ve liderlik sıfatını öne çıkaran bir konuşma yaptı. Bu toplantıda eski HSYK Birinci Daire Başkanımız olan İ.O. da vardı. İ.O. bizim katıldığımız etkinliğe bizimle beraber gelmemişti. Nasıl ve ne şekilde İstanbul’a geldiğini de bilmiyorum. Bizim dışımızda İstanbul’a gelerek bu toplantıya katılmıştı. İ.O. da Fetullah Gülen’in sohbetini dinleyip duâsını aldı. Duanın yapıldığı sırada yaklaşık 50 tane yer sofrası vardı. İ.O. Fetullah Gülen’in sofrasında değildi. Ayrı bir sofrada ismini bilmediğim kişilerle birlikte oturuyordu. Fetullah Gülen’in konuşmasından sonra toplantıya katılan Hâkim ve Savcılar ile İ.O.'ya dualı olduğu söylenen kalem ve ajanda dağıtıldı. Bu toplantıya eski Genel Sekreter Yardımcısı B.A. da katılmıştı. B.A. da İ.O. gibi Akademi denilen yere bizim dışımızda ayrıca gelmişti. Yemeğin olduğu akşam hep birlikte Akademi denilen yerde kaldık. Ertesi gün hep beraber İstanbul’da cemaat tarafından düzenlenen bir geziye katıldık. Ancak bu geziye İ.O. ve B.A. katılmamıştı. ... F.D., E.B., A.G., ..., B.A., A.R.Ç. kısaca yukarıda isimlerini söylediğim şahıslar cemaatin tebliğ görevini yerine getirmek için eğitim merkezinin etrafında bulunan evlere cemaat mensubu olmayan hâkim ve savcı adaylarını götürerek burada çay, kahve ve çiğköfte bahanesi ile toplantılar yapıp ısındırma için faaliyetlerde bulunuyorlardı. Hâkim ve Savcı Eğitim Merkezinde cemaat adına birden fazla kişi himmet adı altında para topluyorlardı. Benden himmet parasını E.B. alıyordu. O da parayı F.D.'ye verdiğini söylüyordu. Ayrıca diğer farklı odalarda kalan arkadaşlardan grup sorumlusu olarak ...’in himmet parası topladığını hatırlıyorum. Stajın bitimine müteakip F.D., E.B., ... Eğitim Merkezinde kalan cemaate mensup arkadaşları topluca İstanbul’a götürdüler. Bu organizasyona bende katılmıştım. Yukarıda ayrıntılı şekilde anlattığım gibi İstanbul da Akademi denilen binaya bizi götürdüler. Burada Fetullah Gülen’in de bulunduğu yemeğe katıldık. Bu yemekte Fetullah Gülen tarafından yaptığımız yargı görevinin önemini vurgulayan bir konuşma yapılmıştı. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.Ş.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan da bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım; .... A.C.G., M.D., ... (adı geçen bu şahıslar üç bacanaklar olarak adlandırılmıştı), H.G., N.A., ... M.Ş. ve Y.S.'dir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.S.'ye ait, Seydişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... Eğitim merkezinde çok başarılı 3,5 yıl geçirdim. Bu dönemde B.B.'nin adamı olarak bilindiği için o Amerika'ya gönderilince beni dışladılar. Kendileri defalarca yurt dışına gitmelerine rağmen ben bir defa yurt dışına gidebildim. O da genel müdür bir toplantı sırasında S. niye gitmiyor diye sorması nedeniyle beni Viyana programına dahil ettiler ancak bu programda bu yapıdan olan kimse yoktu. İ.K. isimli daire başkanı ile birlikte gitmiştik. O kadar tavır almışlardı ki geçmiş olsun maksadıyla ziyaretine gittiğim ... isimli genel müdür yardımcısı beni yarım saat kapısında bekletmişti. Sonrasında T.A. Ankara Eğitim Merkezinden ayrılınca herkes benim Ankara Eğitim Merkezine gideceğimi konuşoyordu. Ancak buna da engel oldular. Bu yapıdan olan ve hiçbir tecrübesi olmayan N.U. isimli meslektaşımızı eğitim merkezi başkanı yapınca bu işten iyice soğudum ve mesleğe dönmeye karar verdim. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.G.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/02/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "... H.U. yine genel müdür yardımcılığı döneminde tetkik hakimi olarak çalışması nedeniyle tanıyorum, eğitim şube dış ilişkiler de görevliydi bana bağlı çalışmadı, fetöcülerle birlikte hareket ederdi diye tanıyorum. Manisa Demircili idi, bana da yakın durmaya çalışırdı ancak ben kendisine fazla güvenmezdim. Yabancı dil için 1 yıl yurt dışında kaldı, ...’in kendisine istediğin yere Cumhuriyet savcısı atanman için yardımcı olayım teklifine bundan sonraki mesleki kariyerine yine bakanlıkta devam etmek istediğini, bu teklifi kabul etmediğini kendisi bana anlatmıştı ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... [ Adalet Bakanlığı'nda tetkik hakimliği dışında aldığınız görevler nedir? Ne tür işlemlerinizde cemaat tarafından yönlendirildiniz? sorusuna cevaben; ] Ben göreve başladığımda icra biriminde tetkik hakimi olarak çalıştım. Bu birim o dönemlerde tercih edilen ve önem verilen bir birim değildi. Avrupa Birliği Projesi kapsamında icra dairelerindeki dönüşümle ilgili çok yoğun ve titiz çalışmalar yaptık. Hatta toplantılarımıza müsteşar veya Bakan düzeyinde katılımlar oluyordu. Avrupa Delegasyonu ve Adalet Bakanlığının en başarılı projelerinden birisi oldu ve dolayısıyla icra birimi de bir anlamda Bakanlığın bir numaralı birimi haline geldi. 2013 yılında oluşturulan İcra Hizmetleri Daire Başkanlığı bünyesinde kurulan Daire Başkan Yardımcılıklarından birine atandım. 2014 yılı mart ayında HSYK tetkik hakimliğine geçene kadar bu görevi yürüttüm. Bu göreve gelmem M.Ü.'nün Genel Müdür olmasıyla olmuştur. Burada şunu belirtmeliyim. Benim tetkik hakimi iken KAYDER ile olan temasım ayrıca M.Ç.'nin ara sıra yine KAYDER ekibinin kahvaltılarına gidip gelmesi nedeniyle cemaat içerisinde bulunduğum gruptan beni ve M.'yi ayrıldılar. "Vefa Birimi" adı altında oluşturulan ve o tarihte CTE Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcı olan ...'in sorumluluğuna ikimizi verdiler. Personel Genel Müdürlüğü'ndeki diğer arkadaşlarla irtibatımızı kesmemiz ve bu şekilde devam etmemiz söylendi. KAYDER içerisinde yer alanlar Vefa Birimi, ülkücü camia içerisinde yer alanlar Ay Yıldız Birimi olarak adlandırılmıştı. Sosyal Demokrat gruplar içerisinde de bir yapılanmaya gidilmişti ancak ismini şu anda hatırlamıyorum. Bu yeni teşkilatlanmanın Bakanlık içerisinde cemaate yönelik başlatılan tasfiye sürecine karşılık bir tedbir olduğunu hatta yapılanmanın Taşraya da sirayet ettirileceğini ... söylemişti. Benim KAYDER ile yukarıda belirttiğim şekilde ilk temasım kendi irademle olmuştu, zaten geçmişim buna yatkındı fakat sonradan cemaatin bu yöndeki yeni yapılanmasında bu şekilde yer aldım. Bu dönemde de genellikle iki haftada bir birimizin evinde toplanarak önceki şekilde ağırlıklı olarak manevi sohbetler yapılırdı. Fakat burada cemaat mensubu diğer kişilerle kesinlikle görüşmememiz söylenirdi. Süreç devam ederken 17/25 Aralık 2013 operasyonları ile karşılaştık. ... Başbakanın ve hükümetin yolsuzluğa ve harama bulaştığını belirterek operasyonlara sahip çıkar şekilde konuşuyordu. ... [ Bulunduğunuz konum itibariyle kendinizi bu şekilde gizli tutmanız, cemaat mensubu olan kişilerle temas kurmamanız, KAYDER içerisinde bulunmanız yönünde talimatları kimden aldınız, bu anlamda bu şekilde gizli kalmanıza karşın örgüt mensubu başka kişilerle ilgili ne tür bir fayda öngörülmüş olabilir yahut size cemaat içerisindeki durumunuza göre bu derece önem atfedilmiş olabilir? sorusuna cevaben; ] Bu yöndeki talimatlar bana ve M.Ç.'ye ... tarafından verilmiştir. Bakanlık içerisinde cemaat mensubu olmadığı düşünülen çok az sayıda insan vardı. Benim referansımın A.K. olması, ayrıca KAYDER ile irtibatım nedeniyle muhtemelen ileride yine cemaat için faydalı olabileceğimi düşünmüş olabilirler. Kaldı ki benim fıtrat olarak zaten normal hayat tarzım çerçevesinde hareket ediyordum. Özel olarak ayrıca gizlenmek ihtiyacı hissetmedim. Bugün geçmişe dönük sorgulama yaptığımda bu birimi kurarak bizi bu şekilde yönlendirenlerin geleceğe ilişkin farklı planlamaları varmış. ... [ HSYK Tetkik Hakimliği görevine nasıl atandınız? Bu görevi yaptığınız sırada yukarıda belirttiğiniz vefa birimi çerçevesinde ilişkileriniz devam etti mi, bu anlamda hangi talimatları aldınız? HSYK bünyesinde cemaat mensubu kişilerle temas kurdunuz mu? sorusuna cevaben; ] 17/25 Aralık süreci sonrasında HSYK kanununda değişiklik yapıldı ve orada Genel Sekreterlik bünyesinde yaşanan değişim nedeniyle Tetkik hakim ihtiyacı doğdu. Personel Genel Müdürlüğünde birlikte çalıştığımız S.M. 1. Daire ile çalışan genel sekreter yardımcısı olmuştu. Beni de severdi. Özellikle benim üç yıl boyunca Personel Genel Müdürlüğünde icra müdürlüğüyle ilgili kararname çalışmalarımı bildiği için HSYK'da kararnamede çalışacak güvenilir tetkik hakimleri gerektiğini söyleyerek ve bana güvendiği için oraya gelmem hususunda ısrarcı oldu. M.Ü. ise oradan gitmemi istemedi. Keza H.D. de benim icra ile ilgili başarılı çalışmalarım nedeniyle burada devam etmemden yanaydı. Esasında bende çok istekli değildim. Teknik olarak da unvanlı bir görevden tetkik hakimliğine geçmem söz konusuydu. ... de bakanlıkta kalmamı burada ilerleyebileceğimi düşünüyordu. Bunun yanında kurulun yeni halinde kararname çıkartılamaması durumunun cemaatin işine geleceğini söylüyordu. Yani o da HSYK tetkik hakimliğine gitmememi söyledi. Sonuçta bu yönde ben kendi kararımı verince dilekçe yolladım fakat genel kurulda yapılan ilk oylamada bana 11 oy çıktı. O dönem HSYK 'da tetkik hakim olan İ.B. sanırım 22 oy almıştı. HSYK'daki cemaat mensubu üyelerin genel politika olarak yeni gelecek hiç kimseye oy vermediğini biliyordum. ... ile sonradan konuştuğumuzda bana benim ismimi HSYK'daki üyelere vermediklerini söylemişti. Zaten ilk oylamadan sanırım bir hafta sonra yapılan oylamada da 13 veya 14 oy alarak seçildim. ... Bunun dışında cemaat mensubiyetim veya yukarıda izah ettiğim vefa biriminin içerisinde yer almamla ilgili bir refleks değildir. Hatta aksine ... ile o dönemlerdeki görüşmelerimde beni eleştirdiğini bu kadar çalışmamamı ve kararnamede aksaklıklar olmasını istendiğini belirtiyordu buna rağmen ben işimi yaptım ve ilan edildiği üzere 12 Haziran'da kararnameyi yetiştirdik. Kararname 250-300 unvanlı kişinin atamasının yapıldığı, ayrıca TMK ve Sulh Cezalarla ilgili ciddi sistem değişikliğinin, ticaret mahkemelerinin de aynı şekilde farklılaşmaya gidildiğinin bulunduğu bir dönemde çıkmıştır. Bu şekilde kararnamelerde hiç bir suistimalde bulunmadan işimi layıkıyla yaptım. 2014 yılındaki bu kararname sonrasında yapılan HSYK seçimlerinin Yargıda Birlik Platformu tarafından kazanılmasında da bence çok önemli bir rol üstlenmiştir. [ Kararname çalışmaları sırasında kararname taslağını cemaat mensubu kurul üyesi, tetkik hakimi yahut kurul dışında görevli hakim savcı veya sivil kişilere sızdırdınız mı ? Böyle bir şey yapmış iseniz ne şekilde yaptınız? sorusuna cevaben; ] Ben asla kararname taslağını hiç kimseye sızdırmadım. Bunun dışında kararname içerisinde hiç bir şekilde kötü niyetli bir işlem ya da değişiklik yapma imkanım olmasına rağmen yapmadım. Ayrıca şunu da belirteyim ki ben HSYK üyelerinden cemaat mensubu olarak bilinen hiç kimseyle hiç bir zaman ve hiç bir yerde görüşmüş değilim. ... ile görüşmelerimizde kendisinin cemaat mensubu olduğunu söylediği HSYK üyeleri A.B., T.G., N.Ö., A.H., R.Y.'dir. ... [ FETÖ/PDY'nin yargı yapılanmasıyla ilgili bilgileriniz nedir? Yargı İmamı, Yargıtay ve/veya HSYK İmamı, Bakanlık İmamı ile ilgili bildiğiniz gerçek yahut kod isimler nelerdir? sorusuna cevaben; ] Ben bu bağlamda A.C. ismini eskiden Yargı İmamı olarak duymuştum. ... ile yapılan sohbetlerde de ... ağabey isimli birinden söz ederek Amerikaya giden ... ağabeyin hoca efendiden sohbet notları getirdiğini vs. söylüyordu. ... isimli bu kişinin Yargıtay üyesi olduğundan bahsetmişti. Onun dışında Yargıtay imamı veya HSYK imamı ile ilgili bir isim duymadım. Benim HSYK'da görev yaptığım sürede cemaat mensubu tetkik hakimlerinin tamamı gönderilmişti. ... [ ByLock isimli uygulamanın size ait cep telefonu hattında kullanıldığı yönünde tespitler bulunmakla bu uygulamayı ne şekilde, ne maksatla ve kimin aracılığıyla yüklediniz, uygulamanın telefonunuzdaki simgesi farklı mıydı, örneğin bir oyun ara yüzü ile mi indirdiniz? Kimlerle ByLock üzerinden iletişim kurdunuz? sorusuna cevaben; ] Benim özellikle kararname döneminde çok yoğun çalışmam nedeniyle sohbet toplantılarına gitmem aksıyordu. Bu nedenle bir sohbet sırasında ... ByLock isimli bir uygulamadan söz etti bunun Android marketten indirilebildiğini ve oradan sohbet toplantılarındaki şekilde paylaşımların yapılacağını söyledi. Bu şekilde o programı daha sonra ben telefonuma indirdim. Android markette görünen simgesi telefonumda vardı. Her hangi bir farklı ara yüz kullanılmıyordu. Tarihini hatırlamıyorum ancak 2014 yılı yaz ayları olabilir. Programı telefonuma indirdim. ... kendisini R. ismiyle, M.Ç. ise M. ismiyle kaydettiler . Bana da C. ismiyle kaydolmamı ... söylemişti. Bu şekilde kayıt yapıldıktan sonra karşı tarafa davet gönderip onun kabulü halinde iletişim sağlanabiliyordu. Yapılan paylaşımlar genellikle Fethullah Gülen'in sohbetleri gündem adı altında oluyordu. Burada hükümeti eleştiren ve cemaate yönelik yoğun o dönemdeki operasyonlarla ilgili değerlendirmeler genellikle oluyordu. [ ByLock uygulamasını hangi hattınız üzerinden kullandınız? ...'in ve M.Ç.'nin telefon numaralarını hatırlıyor musunuz, R.K. ismi size bir şey hatırlatıyor mu ? sorusuna cevaben; ] Ben kendime ait 505... 29 No'lu hattım ile kullandığım cep telefonumdan ByLock'u kullandım. ... ve M.'nin telefon numaralarını hatırlamıyorum keza R.K. isimli hiç bir tanıdığım yoktur. Bu ismi ilk kez duydum. ... bu isim adına kayıtlı bir hat kullanmış ise bilemem. ... [15 Temmuz darbe girişimi ile en açık bir şekilde ortaya çıktığı üzere FETÖ/PDY içerisinde tam bir gizlilik ile o tarihe kadar kalmaya devam ettiğiniz uzun yıllar birlikte çalıştığınız kişilere bu konuda en ufak şüphe uyandırmadığınız anlaşılmaktadır. Yine bu dönemde örgüt mensubu kişilerle irtibatınızın kapalı devre çalışan bir sistem içinde sürdüğü dikkate ahndığında bunun illegal bir yapı olduğunu, devlet içerisinde gizli bir ajandası bulunduğunu anlamadınız mı? Tespit edilinceye kadar neden bu hususta müspet bir yaklaşımınız olmadı? sorusuna cevaben; ] Benim devlet içinde kamu görevini yürütürken kurduğum ilişkiler ve yaptığım işler ile cemaat içerisindeki kesinlikle birbirine karıştırmadım. Ben manevi olarak ve dini duygularla cemaat irtibatımı sürdürdüm. Tabiki süreç içerisinde karşı çıktığım veya bana ters gelen olaylar uygulamalar olduğunda itirazımı yaptım. Hatta yukarıda anlattığım üzere bazı dönemlerde irtibatımı kestim ancak hareket noktam manevi olarak beslenme ihtiyacıdır. ByLock uygulamasını da 4-5 ay kullandım ve sonrasında kendiliğimden kaldırdım. ByLock kullanılmadığı dönemde bu kez ... bize birer tablet getirdi. Tablet içerisinde Risale ve Fethullah Gülen'e ait bazı kitapların olduğunu ayrıca Telegram isimli programın olduğunu söyledi. Bu programın üzerinden iletişimler sürdü. Tabletin Ankara dışına mesela memlekete gitmemiz halinde götürülmemesi söylendiği için memlekete gittiğim zaman ...'e bu tableti bırakmıştım. Sonrasında da onda kaldı. Eagle isimli bir uygulamayı o tarihte duymadım. Bu süreçte haberlerden öğrendim. Tablette yüklü olan programın ismi Telegram olmakla birlikte bahsi geçen eagle olup olmadığını bilemem. 2015 yılında ... Kocaeli savcılığına atanınca bizim görüşmelerimiz de bir anlamda bitti. 1-2 kez Ankara'ya geldiğinde görüştük. Bir kez de ben İzmit'de oturan ağabeyimin yanına gittiğim de kendisiyle görüştüm. ..."
Davacı tarafından; tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde YARSAV derneğine örgüt mensubu kişilerin üye olmasında aktif rol üstlendiğine, hakim adaylarını örgüt sohbetlerine yönlendirdiğine, örgüt içerisinde Kadıköy eyaletinden sorumlu bölge imamı olarak görev aldığına, örgüt mensubu kişilerin harp okullarına girmesine yönelik çalışmalar yaptığına, örgüt adına himmet topladığına, örgüte mensup olmayan hakim savcı adaylarını örgüt evlerindeki toplantılara davet ederek örgüte ısındırmayı amaçladığına, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü liderinin Türkiye’de bulunduğu dönemde İstanbul’da yaptığı sohbet toplantılarına örgüt mensubu hakim ve savcıların götürülmesine öncülük ettiğine, örgüt içerisinde "vefa birimi" olarak adlandırılan birimde görev aldığına, ByLock programını kullandığına ve diğer hususlara yönelik tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olarak görev yapmakta iken 03/07/2009 onay tarihli işlemle aynı birime Daire Başkanı olarak atandığı ve 03/07/2009-24/05/2011 tarihleri arasında Daire Başkanı olarak görev yaptığı; daha sonra 24/05/2011 onay tarihli işlem ile aynı birime Genel Müdür Yardımcısı olarak atandığı ve 24/05/2011-03/11/2011 tarihleri arasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı; Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Hakimler ve Savcılar Kurulu 1. Dairesinin 03/11/2011 tarih ve 2254 sayılı kararıyla Yargıtay Cumhuriyet savcısı olarak atandığı ve 03/11/2011-18/12/2014 tarihleri arasında Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı; HSK'da FETÖ/PDY terör örgütünün etkisinin kırılmasından sonra aynı Dairenin 18/12/2014 tarih ve 2805 sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet savcılığı görevinden alınarak Kocaeli Cumhuriyet savcılığına atamasının yapıldığı görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında ve HSK'da etkin olduğu dönemde Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı ve Yargıtay savcısı olarak atanmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d) Diğer Hususlar
Davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, Ankara Emniyet Müdürlüğünün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği … tarih ve … sayılı yazıda, C.U.'nun 30/07/2014 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan çıkış yaptığı, davacının kızı olan A.S.B.'nin de aynı tarihte C.U.'dan 7 dakika önce sınır kapısından çıkış yaptığının belirtildiği, C.U.'nun aşamalarda alınan beyanlarında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hakim savcı çocuklarının cemaate ait okullara ve eğitim kurumlarına gönderilmemesi ve kendileri ile ilgilenilmemesi nedeniyle özellikle manevi yönden eksik kalmamaları için oluşturulan ve kendisinin de içinde olduğu “Eğitim Birimi”nin faaliyeti kapsamında hakim savcı çocuklarının dil kursu için Amerika Birleşik Devletleri New Jersey şehrine kendisi tarafından götürüldüğünü belirttiği, bu kapsamda yapılan soruşturma neticesinde dil kursuna giden çocuklardan birisinin de davacının kızı olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte, davacının ceza yargılaması aşamasında yaptığı savunmasında, üç kızının Erkul Kolejinde (KHK ile kapatılan) öğrenim gördüğünü beyan ettiği görülmüştür.
Bu durumda, davacının çocuklarının örgüte müzahir okullarda eğitim kaydının bulunmasının ve A.S.B. isimli kızını örgüt içerisinde yer alan "Eğitim Birimi"nin faaliyetleri kapsamında dil kursu için yurt dışına göndermesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 27/10/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/223
Karar No : 2021/3365
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … Kurulu / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Meslekten çıkarma kararının savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, Anayasanın 15/2., 36., 38.,139. ve 140. maddelerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 7/1. maddelerinin, suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesinin, belirlilik ilkesinin, yargının bağımsızlığı ilkesinin, özel yaşam ve aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı Kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmektedir. Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile davalı yanın usule yönelik itirazları yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.
Dosyada mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile suçu sabit görülerek on sekiz yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği ve kararın Yargıtay incelemesinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, dosyaya düşüncenin verildiği tarih itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında mahkumiyetine hükmedilmiş ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı Kararı hukuka uygun olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi ile ilgili Anayasaya aykırılık itirazı ise yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 14/02/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri, 27/02/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir. Yine bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 24/06/2020 tarihli Danıştay Savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD, 22/10/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu Danıştay Savcı Düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD içeriğinde yer alan bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. D
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından ... Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ... adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …... abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ... kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
a-1) Davacıya ait ByLock bilgisi:
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş üç ayrı "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde, ilk Tutanakta, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", adının "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Kocaeli İli'nde görev yaptığı; "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında M.B. isimli kişinin davacıyı "...", O.I.D. isimli kişinin ise "raso" olarak kaydettiği görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen ikinci ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında, davacının ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "...
" olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Kocaeli İli'nde görev yaptığı görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen üçüncü ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında ise, davacının ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", adının "..." olduğu, "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Kocaeli İli'nde görev yaptığı; "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında ... ID numaralı kişinin davacıyı "...", S.M./R.M. isimli kişilerin "...", A.H./M.B. isimli kişilerin "..." olarak kaydettiği görülmektedir.
Söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları ile UYAP sistemi üzerinde yer alan davacıya ait aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde, davacının "R.A." isimli çocuğunun olduğu, söz konusu Tutanaklarda "..." olarak belirlenen kullanıcı adı / adının çocuğunun isminden esinlenerek oluşturulmuş olabileceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, davacının diğer ByLock kullanıcıları tarafından (kullanıcı adı olarak belirlenen) çocuğunun ismi [...] ile veya isminin ilk üç harfi ile [raso] uyumlu olarak kaydedildiği görülmüştür.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında, davacı ile ilgili olarak; "... Benim özellikle kararname döneminde çok yoğun çalışmam nedeniyle sohbet toplantılarına gitmem aksıyordu. Bu nedenle bir sohbet sırasında ... ByLock isimli bir uygulamadan söz etti bunun Android marketten indirilebildiğini ve oradan sohbet toplantılarındaki şekilde paylaşımların yapılacağını söyledi. Bu şekilde o programı daha sonra ben telefonuma indirdim. Android markette görünen simgesi telefonumda vardı. Her hangi bir farklı ara yüz kullanılmıyordu. Tarihini hatırlamıyorum ancak 2014 yılı yaz ayları olabilir. Programı telefonuma indirdim. ... kendisini "..." ismiyle, M.Ç. ise M. ismiyle kaydettiler . Bana da C. ismiyle kaydolmamı ... söylemişti. Bu şekilde kayıt yapıldıktan sonra karşı tarafa davet gönderip onun kabulü halinde iletişim sağlanabiliyordu. Yapılan paylaşımlar genellikle Fethullah Gülen'in sohbetleri gündem adı altında oluyordu. Burada hükümeti eleştiren ve cemaate yönelik yoğun o dönemdeki operasyonlarla ilgili değerlendirmeler genellikle oluyordu. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Öte yandan, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, davacının ByLock programını ... nolu telefon hattı üzerinden 11/08/2014-24/01/2015 tarihleri arasında toplam 13319 kez sinyal bağlantı girişi yaparak kullandığı, ... nolu telefon hattı üzerinden ise 12/08/2014-26/01/2015 tarihleri arasında toplam 3161 kez sinyal bağlantı girişi yaparak kullandığı, HTS, GPRS ve ByLock baz istasyon bilgilerinin karşılaştırılmasında girişlerin beslendiği bazların birbiri ile uyum içinde olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.
Davacı tarafından; "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"na karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların ve ceza yargılaması aşamasında yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden; davacının "...", "..." ve "..." ID numaralarıyla ve üç ayrı kullanıcı adı almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
a-2) Davacıya ait ... ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri:
Davacıya ait olan "..." ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içeriklerinden bazıları şu şekildedir:
....
... ... N.-r-f (20.11.2015 23:09): "büyükbaş hizmetimize gelen sıkıntılarımız için...adak kurbanı a. isimli kızımızın ameliyatı için abi"
... ... "abi notlürı alabildin mi hemen silindi de "
... ... "500$ nafile 100 $adak "
....
... ... N. (27.12.2015 12:06): "abi..sa...bu 2 büyükbaş....arkadaşlarımızdan toplanan kurban paraları....hizmetimize ve arkadaşlarımıza gelebilecek bela ve musibetlere karşı...Efendimiz..sahabe efendilerimiz...üstad hz..he ve cemaatimiz adına her iki kurbanda kesilebilir....isterseniz hemen..isterseniz para size ulaşınca kesilebilir abi..aro..sağolun abi"
... ... "abi arkadaşın iki kurban talebi. 500x2=1000$ lık"
....
... 117910 ...b (13.12.2015 19:03): hikmet42 (13.12.2015 17:26): hikmet42 (13.12.2015 20:26): "İrşadi baba (bu hafta yaşanmış) Malum süreçten dolayı başka bir isimle açacağımız okulumuz için hizmetten bilinmeyen, emekli bir kurucu müdür arayışındaydık. Bir tanıdığımızın tavsiyesiyle MEB'den emekli A. Beyle tanıştık. Kendisini ikna için "Sizi çok yormayacağız, sadece ruhsatlandırma aşamasında işlemleri sizin adınıza yapacağız, bir de müfettişler gelirse siz muhatap olacaksınız o kadar" deyince A. Bey "Ne demek, bana ne düşüyorsa ben yapmaya hazırım. Çünkü bu vazifeyi bana Bayburtlu ... Baba verdi" dedi ve şunları anlattı. "Bu yaz Bayburt'un manevi sahiplerinden İrşadi Baba'nın kabrini ziyaret etmek ve torunu ... Baba'nın duasını almak üzere köylerine gittim. ... Baba dedesinin kabrini göstererek "Zaman zaman yeşil parlak bir ışık kabrine doğru iniyor, tam kayboldu derken birden yeniden parlayarak göğe yükseliyor" dedi. Ben "Neye işarettir efendim o ışık?" deyince buyurdularki; "O Işık Bediüzzaman'ın ruhaniyetidir. Şimdi o tasarruf Hocaefendiye geçti. Şimdi herkes onun hizmeti bitti zannediyorya, bitmeyecek. O yeşil ışık gibi yeniden parlayacak. Bu konuda sana da bir vazife düşecek, ne derlerse kabul et" dedi. Ben de birkaç aydır benden hizmet adına kim ne isteyecek diye merak ediyordum. Şimdi siz geldiniz. Bana ne düşüyorsa hazırım dedi. İstanbulda hadiseye şahit üç arkadaş zor günlerimizde bu müjdeyle çok duygulandık. Hizmetimizin teyidat altında olduğunu ve Üstadımızın bizi himaye ettiğini bir kez daha müşahede ettik. Şevke medar olması niyetiyle arkadaşlarımızla paylaşıyoruz. Not:Bizler İrşadi Baba nasıl bir zattır, ... Baba kimdir diye araştırırken ... Baba'nın yakın bir zamanda vefat ettiğini öğrendik. Ruhu için bir Fatiha rica ediyoruz.
"
....
... (GT:2015-12-17 20:35:18) 117910 (AT:) "Konu:Fw: Fw: BİR DÖNEM GELECEK, O DÖNEMDE EN BÜYÜK HİZMET, HİZMETE İHANET ETMEMEK OLACAK. İhtimal ki, Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) bu imtihanlarla, bizim sabır, tahammül, vefa ve sadakatimizi ortaya çıkarmakta, böylece hem kendi lütuflarını hem de bizim gerçek değerlerimizi ihtar etmek istemektedir. Evet O, sabır ve sadakatinizi, geçirdiğiniz imtihanlar karşısında gösterdiğiniz tavır mezurasıyla ölçecek ve kendinizi kendinize tanıttıracaktır. Ta ki, kimsenin Allah?a (celle celâluhu) karşı bir delili kalmasın. Belki de kul böyle bir ölçü ve tartı ile kendini deneyip ölçtükten sonra şu itiraflarda bulunacaktır: Yâ Rabbi, meğer ben ne dönek insanmışım. Sen beni bir kere imtihan ettin, kapıyı yüzüme bir kere kapadın, dümenimi bir kere bozdun, ben de? Artık bu iş olmaz!? dedim, ayrılıp gittim. Oysaki bu bozgun, hiç durmadan tekerrür edip dursaydı, bana düşen vazife, yerimde sebat etmek ve Senin düşmanlarınla yaka paça olmaktı. Sen belki, yüzlerce defa benim ordumu bozguna uğratacaktın; ama ben hep ?Seni, Seni!? diyecektim. Sen evimi başıma yıkacak, evlât ve mal acısıyla yüreğimi yakacaktın; ben hiç tavır değiştirmeden ?Seni, Seni!? diyecektim. Sen tepeden tırnağa vücuduma hastalıklar salacaktın, ben de dayanamayarak inim inim inleyecektim; ama biraz derman bulunca ve iki kelime konuşma fırsatı yakalayınca yine ?Seni, Seni!? diyecek ve hep Seni isteyecektim. Bunları demem gerekirken, diyemedim, sarsıldım, döndüm ve ayrılıp gittim. Meğer ben ne dönek biriymişim..! HZ.BEDIUZZAMAN: NE ZAMAN HIZMET-I İMANİYEYE BİR TAARRUZ OLSA YA DEPREM YADA SAVAŞ KORKUSU BAŞLAR. BU DÜNYA FANİDİR. EN BÜYÜK DAVA HAYATI EBEDİYEYİ KAZANMAKTIR.İNSANIN İMANI SAĞLAM OLMAZSA DAVAYI KAYBEDER. AYET: 2:153 - Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir. HADİSİ: ?Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.? (Tirmizî, Fiten, 79/2267) BİR DÖNEM GELECEK, O DÖNEMDE EN BÜYÜK HİZMET , HİZMETE İHANET ETMEMEK OLACAK. (TAHİRİ MUTLU AĞABEY).Rabbim hizmette muhafaza Eylesin. AMİN"
Yukarıda yer verilen mesajlarda; örgütün içinde bulunduğu zor durumdan kurtulması için kurban kesileceğinin bildirildiği, ayrıca örgütü / örgüt liderini öven paylaşımlarda bulunularak örgüte ihanet edilmemesi gerektiğinin vurgulandığı görülmektedir.
Netice itibarıyla, FETÖ/PDY terör örgütünü öven ve destekleyen bu yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.U.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: "... 2007 yılında Yargıtay Tetkik Hakimi olarak göreve başladım. F.A., H.G.B. ile birlikte aynı odada çalışmaya başladım. Yan odamız da 16. Hukuk Dairesi Tetkik Hâkimi ve o dönem de YARSAV Genel Sekreteri olan L.K. oturuyordu. Bir süre sonra yakında oturan diğer tetkik hâkimleri ile birlikte olumlu bir diyaloğumuz oldu. Bu arada biz H.G.B. ve O.Y. ile birlikte sohbet toplantılarımıza H.'nin evinde devam ediyorduk, maaşımın %10’unu himmet olarak H.'ye veriyordum. L.K. ile insanî diyaloğumuz ilerleyince bana YARSAV üyesi olmamı teklif etti. Bu dönem de YARSAV’ın çok fazla cazibesi kalmamıştı. İlk anda muhafazakâr bir yapıya sahip olduğumu ve meslektaşlarımca da bilindiğini söyledim. L. Hanım, Ö.F.E. ile itibar kaybettiklerini, kamuoyunca aşırı solcu olarak tanındıklarını, bu imajı yıkmak istediklerini, kamuoyunun cazibesini tekrar kazanmaya çalışacaklarını söyledi. Bunun üzerine 2010 yılında yapılan referandumdan sonra 2011 veya 2012 yılında YARSAV’a üye oldum. ... O tarihte YARSAV yedek veya asil üyeleri içerisinde Fethullah Gülen Cemaati mensubu olduğunu düşündüğüm sadece M.S. vardı. Süreç içerisinde önce N.H.K. istifa etti, yerine M.S. yönetim kurulu asıl üyeliğine seçildi, sonra M.K. istifa edince, yerine D.B. seçildi, N.H.K.'nin istifası üzerine M.D. seçildi. ... Bir süre sonra tavır ve davranışlarından ötürü M.A.'nın da Fethullah Gülen Cemaati mensubu veya en azından iş birliği yaptığını anladım. E.Ü.T.'nin istifası üzerine olağanüstü kongre kararı alındı, benim gerek yönetim kurulu üyesi olmam gerekse de görev yaptığım dairenin vakıf ve derneklerle ilgili dosyalara bakması nedeniyle kongre sürecinde aktif olarak görev aldım, bu nedenle O.Y. kongre sürecinde Mithatpaşa Caddesi üzerinde açık adresini hatırlamadığım, bir adreste bulunan ofise gitmemi istedi. Bu ofise gittiğimde İ.Ş., ..., M.A., O.A., ve Y.Ö. de vardı. Bu kişilerden O.A. hariç diğerleri ile ilk kez orada tanıştım. Daha öncesinde ismen tanıyordum. O.Y.'nin yönlendirmesi ile bu şahısların hepsinin Fethullah Gülen Cemaati ile irtibatlı veya işbirliği yaptığını biliyordum. Bu şekilde ben, üç veya dört toplantıya çağrıldım, ancak tavır ve davranışlarından diğerlerinin sıklıkla toplantı yaptığını anlıyordum. Toplantılarda lider pozisyonunda İ.Ş. görünüyordu, hatta İ.Ş.'nin “...” kod ismini kullandığını ve Yargıtay’dan sorumlu veya daha üst pozisyonda birisi olduğunu öğrendim. Bu toplantılarda kongre sürecinde yapılması gerekenleri ve İ.Ş. ile M.A.'nın hazırladığını düşündüğüm 13 kişilik yönetim kurulu listesinin delinmeden nasıl seçileceğine dair konuşmalar ve stratejiler yapılıyordu, usûlle ilgili kısımları bana soruyorlardı. Bir defasında ...’e seçimde 13 adayın tamamının seçilmesinin zor olduğunu, bunun nasıl başarılabileceğini sordum, bana YARSAV’a Fetullah Gülen cemaati mensubu meslektaşlardan çok sayıda üye yaptıklarını, bu listenin herkese verileceğini ve sorun çıkmayacağını söyledi. ... M.A. başkanlığındaki yönetim kurulu faaliyete başladıktan sonra YARSAV ekonomik olarak sıkıntılı bir sürece girdi, bazı üyeler istifa etti, istifa etmeyenler de üyelik aidatını yatırmayarak pasif direnişe geçti. Fethullah Gülen Cemaati mensupları olan İ.Ş. ve ...’e bu durumu yani ekonomik sıkıntıları anlatarak YARSAV’a neden bu kadar önem verdiklerini sordum. ... Bey, 2014 yılında yapılacak HSYK seçiminde YARSAV’ın etkin bir rol oynayacağını, ayrıca YARSAV’ın yurtdışı bağlantılarının önemli olduğunu ve yaşaması gerektiğini söyledi. Ekonomik sıkıntı giderek arttı, hatta dernek kirasını ve çalışanının ücretini ödeyememeye başladı, icra gelmek üzereydi, bu sıralarda YARSAV'ın hesabına 30-40.000 TL’lik daha az veya daha fazla olabilir, ihtiyacı görebilecek kadar para girişi oldu. Bu paranın kaynağı ile ilgili olarak ... Bey, yapılan toplantıların birinde “biz yatırırız, yardımcı oluruz” demişti. Bu konuşmasından bir süre sonra para girişi olmuştu, ... Bey'in “biz” olarak belirttiği kesimin Fethullah Gülen Cemaati olduğunu düşünüyorum. Parayı yatıran kişiler YARSAV’ın 2012 ile 2014 arasındaki hesapları incelenince ortaya çıkacaktır, o tarihlerde üyelik ücreti 300 TL’ydi. Bu paranın tahminince 3.000 veya 5.000 TL şeklinde 3-4 farklı kişi tarafından yatırıldığını düşünüyorum. ... Yukarıda Mithatpaşa Caddesinde yapıldığını beyan ettiğim toplantılardan üç veya dördüne katıldığımı ifade etmiştim. 2014 yılı HSYK Seçim sürecinde ve aday belirleme esnasında benim katıldığım bu toplantılarda YARSAY tarafından ilân edilen 11 kişilik aday listesindeki kişiler konuşulmadı, daha doğrusu benim yanımda konuşulmadı. ... Tekrar belirtmem gerekirse Mithatpaşadaki toplantılara İ.Ş., ..., M.A., Y.Ö. ve O.A. katılıyorlardı. ..."
Aynı şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: "... M.Ç.: Şahsen tanımıyorum, 11 Aralık’tan sonra bir önceki ifademde bahsettiğim Mithatpaşa Caddesi’ndeki bir ofiste yapılan özel YARSAV toplantılarından birinde 17/25 Aralık süreci ile ilgili yapılan sohbet sırasında ... ile İ.Ş. arasında, bu kişinin geçmişte Fethullalı Gülen Cemaati mensubu olduğu, cemaatten ayrıldığı ancak sempatisinin veya kişisel irtibatının devam ettiği, bu kişi üzerinden cemaatle ilgili soruşturmalar hakkında bilgi alınabileceği (veya alındığı tam hatırlamıyorum) şeklinde bir konuşma oldu. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.E.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Bu cemaatin genel tavrı ve özelliği gereği kendi ellerinde yetişmemiş ve cemaat geçmişi olmayan birine adaylık ve mezun hizmeti gibi cemaatin önemli sayılacak işlerinin sorumluluğunu vermezler, ana sorumluyu tam olarak bilmemekle beraber benim gözlemleyebildiğim kadarıyla bu işleri yani mezunların organize edilme işlerini, Ankara’ya getirilip evlerinin tutulma işlerini, her türlü ihtiyaçlarının görülme işlerini fakültedeyken hizmet dedikleri yapı içinde sorumluluklar almış, hizmet denilen yapının iç işleyişini iyi bilen ve kendisine güvenilen hakim adayları yürütüyorlardı. Mesela bu kişiler beni sohbet yapmak üzere bu evlere getirip götüren, A.C.G., ... ve H.C. gibi adaylardı. Ta ki Ankara’ya M.C., İ.Ş., A.T., R.Ç. ve M.B. gibi isimler gelinceye kadar. Bunlar geldikten sonra ki bunların tamamı Elvankent’de oturuyorlardı ve komşularımızdı ve bakanlıkta, serviste her gün gelip giderken tanışmıştık. Beni daha sonra bu sohbetlere yapmak üzere bu şahıslar davet ediyordu. Taki İ.H.Ş. diye bir kişi gelip bu işler sanıyorum kendisine verilinceye kadar bu kişi geldikten sonra da M.C. sanıyorum beni bir iki defa davet etti. İ.H.Ş. dışarıdan kabul ettikleri bir şahsın hem gelip gitmesini hem de yaptıkları sohbetin içeriğini beğenmediği için de kısa süre sonra artık beni çağırmaz oldular. ... Yine de ben gözden kaçabileceği düşüncesiyle özellikle 2012 yılına kadar yaptığım gözlemlere dayanarak bu yapı içerisinde önde ve aktif olduklarını düşündüğüm isimleri ayrıca belirtmek istiyorum. Bu kişiler; ... Yargıtay’da; İ.Ş., N.D., ..., A.T., ... S.M...."
Aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/06/2017 tarihli sorgulama tutanağında da yukarıda yer verilen beyanları ile aynı yönde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Doktor olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.P.'ye ait, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17/8/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: "... Tahminim o ki 1993 mezunlarının ilk 10 derecesinin tamamı cemaat mensuplarından oluşmakta idi. Aynı sene başka evlerde imamlık yapan ... İsa (SELİM) ..., C. (C.) G., M. (A.) Y. ve sonraları özel savcı olduğunu öğrendiğim pek çok isim harp okullarına öğrenci soktular. Sonraki sene Sultan... semtinin semt imamı olarak tayin edildim. O semtte 7 tane ev ve İstanbul Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi, Sultan... Teknik Liselerinin sorumluğunu yaptım. Bu okullardan kazanılan öğrencilerden İstanbul Lisesinden M.M.A. ve Cağaloğlu Anadolu Lisesinden G.B. isimli öğrenciler o sene Hava Harp okuluna girdiler. Bu öğrencilerle olan irtibatım 1994 yılına kadar devam etti. Az önce de söylediğim gibi öğrenciler Harp Okulundan mezun olduktan sonra özel Murakıplara devir edilip sonrasında başkası ile muhatap olmaları ihanet sayılırdı. ... 1993-1994 yılma kadar Sur içinde devam eden görevim 1994 yılında İstanbul'un 11 eyaletinden birisi olan Maltepe Eyalet Sorumlusu olarak değişti. O dönemdeki örgüt yapılanmasında Anadolu yakası üç eyalete, Avrupa yakası ise 8 eyalete bölünmüştü. Üsküdar'dan Maltepe'ye kadar olan kısımdan şu anda Üsküdar Kara Davut Camisinin imamı olan ve benden sonra cemaatten atılan H.B., Kadıköy Eyaletinden ..., Maltepe'den Tuzla'ya kadar olan Maltepe Eyaletinden de ben sorumluydum. ... Aşağıda yazılan isimler gazetelerde yayınlanan açığa alınan Hâkim ve Savcılar listesinden tanıdığım isimler olup, geçmişte yapmış oldukları görevler karşılarına yazılmıştır: İ.H.Ş. Esnaf sorumlusu, H.A. Semt imamı ... ... … (...) ... Bölge İmamı, S.S.H. Bölge İmamı ... Karşısında Semt İmamı veya Bölge İmamı yazan isimlerin tamamı Öğrenci evlerinin sorumluluğunu yapmış ve Harp Okullarına öğrenci yetiştirmiş isimlerdir. 1990 yılında yetiştirdikleri öğrencilerin, şu anda Kurmay Albay ve daha üst seviyede Askeri Personel olduğu kuvvetle muhtemeldir. Aynı zamanda bu şahıslar yargı yapılanmasında da kritik isimler olup yargı yapılanmasının çözümlenmesinde aktif rol oynayabilecek isimlerdir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... [ SORULDU: ... ile bu dönemde 9 defa görüşme yaptığınız tespit edilmiştir. Bu şahıs kimdir? Fetullah Gülen cemaati mensubumudur? Aranızdaki irtibatı belirtiniz. ] CEVABEN: Alt komşumdur. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğünde çalışmıştır. Fetullâh Gülen cemaati mensudur; Kendisini tanırım. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.T..'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 14/02/2017 tarihli müşteki ifade tutanağı: "... Stajı bitirip Hâkim ve Savcılık kurası çektiğimiz sırada, Bakanlık Tetkik Hâkimleri olması nedeniyle törende bulunan İ.O. ve A.H.'yi ilk defa orada gördüm. Bunların kim olduğunu oda arkadaşlarıma sorduğumda İ.O. ve A.H. olduğunu söylediler. Kuradan sonra cemaatçi Hâkim ve Savcılardan F.D., E.B., A.G. ve ... önderliğinde aynı cemaate mensup iki otobüs yaklaşık 80-90 kişilik aynı cemaate mensup dönem arkadaşlarımız ile yine dönem arkadaşımız olan ve eş kurası çeken ancak ismini hatırlamadığım Trakya Lüleburgaz civarında bulunan bir köyde düğünü olan Hâkim ve Savcı meslektaşımızın düğününe katıldık. O gece her birimize farklı aileler köydeki evlerine götürerek misafir ettiler. Ertesi gün aynı grup Fetullah Gülen’in duasını almak için İstanbul’a gittik. İstanbul’da yerini şu an tam olarak bilmediğim Akademi denilen ve Fetullah Gülen’in sürekli kaldığı, burada sohbetler yaptığı yere gittik. Akşam burada Fetullah Gülen ve yanında 100-150 kişi ile beraber yemek yedik. Yemekten sonra Fetullah Gülen vaaz kapsamında olmayan, dini argümanlar içermeyen ve liderlik sıfatını öne çıkaran bir konuşma yaptı. Bu toplantıda eski HSYK Birinci Daire Başkanımız olan İ.O. da vardı. İ.O. bizim katıldığımız etkinliğe bizimle beraber gelmemişti. Nasıl ve ne şekilde İstanbul’a geldiğini de bilmiyorum. Bizim dışımızda İstanbul’a gelerek bu toplantıya katılmıştı. İ.O. da Fetullah Gülen’in sohbetini dinleyip duâsını aldı. Duanın yapıldığı sırada yaklaşık 50 tane yer sofrası vardı. İ.O. Fetullah Gülen’in sofrasında değildi. Ayrı bir sofrada ismini bilmediğim kişilerle birlikte oturuyordu. Fetullah Gülen’in konuşmasından sonra toplantıya katılan Hâkim ve Savcılar ile İ.O.'ya dualı olduğu söylenen kalem ve ajanda dağıtıldı. Bu toplantıya eski Genel Sekreter Yardımcısı B.A. da katılmıştı. B.A. da İ.O. gibi Akademi denilen yere bizim dışımızda ayrıca gelmişti. Yemeğin olduğu akşam hep birlikte Akademi denilen yerde kaldık. Ertesi gün hep beraber İstanbul’da cemaat tarafından düzenlenen bir geziye katıldık. Ancak bu geziye İ.O. ve B.A. katılmamıştı. ... F.D., E.B., A.G., ..., B.A., A.R.Ç. kısaca yukarıda isimlerini söylediğim şahıslar cemaatin tebliğ görevini yerine getirmek için eğitim merkezinin etrafında bulunan evlere cemaat mensubu olmayan hâkim ve savcı adaylarını götürerek burada çay, kahve ve çiğköfte bahanesi ile toplantılar yapıp ısındırma için faaliyetlerde bulunuyorlardı. Hâkim ve Savcı Eğitim Merkezinde cemaat adına birden fazla kişi himmet adı altında para topluyorlardı. Benden himmet parasını E.B. alıyordu. O da parayı F.D.'ye verdiğini söylüyordu. Ayrıca diğer farklı odalarda kalan arkadaşlardan grup sorumlusu olarak ...’in himmet parası topladığını hatırlıyorum. Stajın bitimine müteakip F.D., E.B., ... Eğitim Merkezinde kalan cemaate mensup arkadaşları topluca İstanbul’a götürdüler. Bu organizasyona bende katılmıştım. Yukarıda ayrıntılı şekilde anlattığım gibi İstanbul da Akademi denilen binaya bizi götürdüler. Burada Fetullah Gülen’in de bulunduğu yemeğe katıldık. Bu yemekte Fetullah Gülen tarafından yaptığımız yargı görevinin önemini vurgulayan bir konuşma yapılmıştı. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.Ş.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan da bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım; .... A.C.G., M.D., ... (adı geçen bu şahıslar üç bacanaklar olarak adlandırılmıştı), H.G., N.A., ... M.Ş. ve Y.S.'dir. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.S.'ye ait, Seydişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... Eğitim merkezinde çok başarılı 3,5 yıl geçirdim. Bu dönemde B.B.'nin adamı olarak bilindiği için o Amerika'ya gönderilince beni dışladılar. Kendileri defalarca yurt dışına gitmelerine rağmen ben bir defa yurt dışına gidebildim. O da genel müdür bir toplantı sırasında S. niye gitmiyor diye sorması nedeniyle beni Viyana programına dahil ettiler ancak bu programda bu yapıdan olan kimse yoktu. İ.K. isimli daire başkanı ile birlikte gitmiştik. O kadar tavır almışlardı ki geçmiş olsun maksadıyla ziyaretine gittiğim ... isimli genel müdür yardımcısı beni yarım saat kapısında bekletmişti. Sonrasında T.A. Ankara Eğitim Merkezinden ayrılınca herkes benim Ankara Eğitim Merkezine gideceğimi konuşoyordu. Ancak buna da engel oldular. Bu yapıdan olan ve hiçbir tecrübesi olmayan N.U. isimli meslektaşımızı eğitim merkezi başkanı yapınca bu işten iyice soğudum ve mesleğe dönmeye karar verdim. ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.G.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/02/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "... H.U. yine genel müdür yardımcılığı döneminde tetkik hakimi olarak çalışması nedeniyle tanıyorum, eğitim şube dış ilişkiler de görevliydi bana bağlı çalışmadı, fetöcülerle birlikte hareket ederdi diye tanıyorum. Manisa Demircili idi, bana da yakın durmaya çalışırdı ancak ben kendisine fazla güvenmezdim. Yabancı dil için 1 yıl yurt dışında kaldı, ...’in kendisine istediğin yere Cumhuriyet savcısı atanman için yardımcı olayım teklifine bundan sonraki mesleki kariyerine yine bakanlıkta devam etmek istediğini, bu teklifi kabul etmediğini kendisi bana anlatmıştı ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... [ Adalet Bakanlığı'nda tetkik hakimliği dışında aldığınız görevler nedir? Ne tür işlemlerinizde cemaat tarafından yönlendirildiniz? sorusuna cevaben; ] Ben göreve başladığımda icra biriminde tetkik hakimi olarak çalıştım. Bu birim o dönemlerde tercih edilen ve önem verilen bir birim değildi. Avrupa Birliği Projesi kapsamında icra dairelerindeki dönüşümle ilgili çok yoğun ve titiz çalışmalar yaptık. Hatta toplantılarımıza müsteşar veya Bakan düzeyinde katılımlar oluyordu. Avrupa Delegasyonu ve Adalet Bakanlığının en başarılı projelerinden birisi oldu ve dolayısıyla icra birimi de bir anlamda Bakanlığın bir numaralı birimi haline geldi. 2013 yılında oluşturulan İcra Hizmetleri Daire Başkanlığı bünyesinde kurulan Daire Başkan Yardımcılıklarından birine atandım. 2014 yılı mart ayında HSYK tetkik hakimliğine geçene kadar bu görevi yürüttüm. Bu göreve gelmem M.Ü.'nün Genel Müdür olmasıyla olmuştur. Burada şunu belirtmeliyim. Benim tetkik hakimi iken KAYDER ile olan temasım ayrıca M.Ç.'nin ara sıra yine KAYDER ekibinin kahvaltılarına gidip gelmesi nedeniyle cemaat içerisinde bulunduğum gruptan beni ve M.'yi ayrıldılar. "Vefa Birimi" adı altında oluşturulan ve o tarihte CTE Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcı olan ...'in sorumluluğuna ikimizi verdiler. Personel Genel Müdürlüğü'ndeki diğer arkadaşlarla irtibatımızı kesmemiz ve bu şekilde devam etmemiz söylendi. KAYDER içerisinde yer alanlar Vefa Birimi, ülkücü camia içerisinde yer alanlar Ay Yıldız Birimi olarak adlandırılmıştı. Sosyal Demokrat gruplar içerisinde de bir yapılanmaya gidilmişti ancak ismini şu anda hatırlamıyorum. Bu yeni teşkilatlanmanın Bakanlık içerisinde cemaate yönelik başlatılan tasfiye sürecine karşılık bir tedbir olduğunu hatta yapılanmanın Taşraya da sirayet ettirileceğini ... söylemişti. Benim KAYDER ile yukarıda belirttiğim şekilde ilk temasım kendi irademle olmuştu, zaten geçmişim buna yatkındı fakat sonradan cemaatin bu yöndeki yeni yapılanmasında bu şekilde yer aldım. Bu dönemde de genellikle iki haftada bir birimizin evinde toplanarak önceki şekilde ağırlıklı olarak manevi sohbetler yapılırdı. Fakat burada cemaat mensubu diğer kişilerle kesinlikle görüşmememiz söylenirdi. Süreç devam ederken 17/25 Aralık 2013 operasyonları ile karşılaştık. ... Başbakanın ve hükümetin yolsuzluğa ve harama bulaştığını belirterek operasyonlara sahip çıkar şekilde konuşuyordu. ... [ Bulunduğunuz konum itibariyle kendinizi bu şekilde gizli tutmanız, cemaat mensubu olan kişilerle temas kurmamanız, KAYDER içerisinde bulunmanız yönünde talimatları kimden aldınız, bu anlamda bu şekilde gizli kalmanıza karşın örgüt mensubu başka kişilerle ilgili ne tür bir fayda öngörülmüş olabilir yahut size cemaat içerisindeki durumunuza göre bu derece önem atfedilmiş olabilir? sorusuna cevaben; ] Bu yöndeki talimatlar bana ve M.Ç.'ye ... tarafından verilmiştir. Bakanlık içerisinde cemaat mensubu olmadığı düşünülen çok az sayıda insan vardı. Benim referansımın A.K. olması, ayrıca KAYDER ile irtibatım nedeniyle muhtemelen ileride yine cemaat için faydalı olabileceğimi düşünmüş olabilirler. Kaldı ki benim fıtrat olarak zaten normal hayat tarzım çerçevesinde hareket ediyordum. Özel olarak ayrıca gizlenmek ihtiyacı hissetmedim. Bugün geçmişe dönük sorgulama yaptığımda bu birimi kurarak bizi bu şekilde yönlendirenlerin geleceğe ilişkin farklı planlamaları varmış. ... [ HSYK Tetkik Hakimliği görevine nasıl atandınız? Bu görevi yaptığınız sırada yukarıda belirttiğiniz vefa birimi çerçevesinde ilişkileriniz devam etti mi, bu anlamda hangi talimatları aldınız? HSYK bünyesinde cemaat mensubu kişilerle temas kurdunuz mu? sorusuna cevaben; ] 17/25 Aralık süreci sonrasında HSYK kanununda değişiklik yapıldı ve orada Genel Sekreterlik bünyesinde yaşanan değişim nedeniyle Tetkik hakim ihtiyacı doğdu. Personel Genel Müdürlüğünde birlikte çalıştığımız S.M. 1. Daire ile çalışan genel sekreter yardımcısı olmuştu. Beni de severdi. Özellikle benim üç yıl boyunca Personel Genel Müdürlüğünde icra müdürlüğüyle ilgili kararname çalışmalarımı bildiği için HSYK'da kararnamede çalışacak güvenilir tetkik hakimleri gerektiğini söyleyerek ve bana güvendiği için oraya gelmem hususunda ısrarcı oldu. M.Ü. ise oradan gitmemi istemedi. Keza H.D. de benim icra ile ilgili başarılı çalışmalarım nedeniyle burada devam etmemden yanaydı. Esasında bende çok istekli değildim. Teknik olarak da unvanlı bir görevden tetkik hakimliğine geçmem söz konusuydu. ... de bakanlıkta kalmamı burada ilerleyebileceğimi düşünüyordu. Bunun yanında kurulun yeni halinde kararname çıkartılamaması durumunun cemaatin işine geleceğini söylüyordu. Yani o da HSYK tetkik hakimliğine gitmememi söyledi. Sonuçta bu yönde ben kendi kararımı verince dilekçe yolladım fakat genel kurulda yapılan ilk oylamada bana 11 oy çıktı. O dönem HSYK 'da tetkik hakim olan İ.B. sanırım 22 oy almıştı. HSYK'daki cemaat mensubu üyelerin genel politika olarak yeni gelecek hiç kimseye oy vermediğini biliyordum. ... ile sonradan konuştuğumuzda bana benim ismimi HSYK'daki üyelere vermediklerini söylemişti. Zaten ilk oylamadan sanırım bir hafta sonra yapılan oylamada da 13 veya 14 oy alarak seçildim. ... Bunun dışında cemaat mensubiyetim veya yukarıda izah ettiğim vefa biriminin içerisinde yer almamla ilgili bir refleks değildir. Hatta aksine ... ile o dönemlerdeki görüşmelerimde beni eleştirdiğini bu kadar çalışmamamı ve kararnamede aksaklıklar olmasını istendiğini belirtiyordu buna rağmen ben işimi yaptım ve ilan edildiği üzere 12 Haziran'da kararnameyi yetiştirdik. Kararname 250-300 unvanlı kişinin atamasının yapıldığı, ayrıca TMK ve Sulh Cezalarla ilgili ciddi sistem değişikliğinin, ticaret mahkemelerinin de aynı şekilde farklılaşmaya gidildiğinin bulunduğu bir dönemde çıkmıştır. Bu şekilde kararnamelerde hiç bir suistimalde bulunmadan işimi layıkıyla yaptım. 2014 yılındaki bu kararname sonrasında yapılan HSYK seçimlerinin Yargıda Birlik Platformu tarafından kazanılmasında da bence çok önemli bir rol üstlenmiştir. [ Kararname çalışmaları sırasında kararname taslağını cemaat mensubu kurul üyesi, tetkik hakimi yahut kurul dışında görevli hakim savcı veya sivil kişilere sızdırdınız mı ? Böyle bir şey yapmış iseniz ne şekilde yaptınız? sorusuna cevaben; ] Ben asla kararname taslağını hiç kimseye sızdırmadım. Bunun dışında kararname içerisinde hiç bir şekilde kötü niyetli bir işlem ya da değişiklik yapma imkanım olmasına rağmen yapmadım. Ayrıca şunu da belirteyim ki ben HSYK üyelerinden cemaat mensubu olarak bilinen hiç kimseyle hiç bir zaman ve hiç bir yerde görüşmüş değilim. ... ile görüşmelerimizde kendisinin cemaat mensubu olduğunu söylediği HSYK üyeleri A.B., T.G., N.Ö., A.H., R.Y.'dir. ... [ FETÖ/PDY'nin yargı yapılanmasıyla ilgili bilgileriniz nedir? Yargı İmamı, Yargıtay ve/veya HSYK İmamı, Bakanlık İmamı ile ilgili bildiğiniz gerçek yahut kod isimler nelerdir? sorusuna cevaben; ] Ben bu bağlamda A.C. ismini eskiden Yargı İmamı olarak duymuştum. ... ile yapılan sohbetlerde de ... ağabey isimli birinden söz ederek Amerikaya giden ... ağabeyin hoca efendiden sohbet notları getirdiğini vs. söylüyordu. ... isimli bu kişinin Yargıtay üyesi olduğundan bahsetmişti. Onun dışında Yargıtay imamı veya HSYK imamı ile ilgili bir isim duymadım. Benim HSYK'da görev yaptığım sürede cemaat mensubu tetkik hakimlerinin tamamı gönderilmişti. ... [ ByLock isimli uygulamanın size ait cep telefonu hattında kullanıldığı yönünde tespitler bulunmakla bu uygulamayı ne şekilde, ne maksatla ve kimin aracılığıyla yüklediniz, uygulamanın telefonunuzdaki simgesi farklı mıydı, örneğin bir oyun ara yüzü ile mi indirdiniz? Kimlerle ByLock üzerinden iletişim kurdunuz? sorusuna cevaben; ] Benim özellikle kararname döneminde çok yoğun çalışmam nedeniyle sohbet toplantılarına gitmem aksıyordu. Bu nedenle bir sohbet sırasında ... ByLock isimli bir uygulamadan söz etti bunun Android marketten indirilebildiğini ve oradan sohbet toplantılarındaki şekilde paylaşımların yapılacağını söyledi. Bu şekilde o programı daha sonra ben telefonuma indirdim. Android markette görünen simgesi telefonumda vardı. Her hangi bir farklı ara yüz kullanılmıyordu. Tarihini hatırlamıyorum ancak 2014 yılı yaz ayları olabilir. Programı telefonuma indirdim. ... kendisini R. ismiyle, M.Ç. ise M. ismiyle kaydettiler . Bana da C. ismiyle kaydolmamı ... söylemişti. Bu şekilde kayıt yapıldıktan sonra karşı tarafa davet gönderip onun kabulü halinde iletişim sağlanabiliyordu. Yapılan paylaşımlar genellikle Fethullah Gülen'in sohbetleri gündem adı altında oluyordu. Burada hükümeti eleştiren ve cemaate yönelik yoğun o dönemdeki operasyonlarla ilgili değerlendirmeler genellikle oluyordu. [ ByLock uygulamasını hangi hattınız üzerinden kullandınız? ...'in ve M.Ç.'nin telefon numaralarını hatırlıyor musunuz, R.K. ismi size bir şey hatırlatıyor mu ? sorusuna cevaben; ] Ben kendime ait 505... 29 No'lu hattım ile kullandığım cep telefonumdan ByLock'u kullandım. ... ve M.'nin telefon numaralarını hatırlamıyorum keza R.K. isimli hiç bir tanıdığım yoktur. Bu ismi ilk kez duydum. ... bu isim adına kayıtlı bir hat kullanmış ise bilemem. ... [15 Temmuz darbe girişimi ile en açık bir şekilde ortaya çıktığı üzere FETÖ/PDY içerisinde tam bir gizlilik ile o tarihe kadar kalmaya devam ettiğiniz uzun yıllar birlikte çalıştığınız kişilere bu konuda en ufak şüphe uyandırmadığınız anlaşılmaktadır. Yine bu dönemde örgüt mensubu kişilerle irtibatınızın kapalı devre çalışan bir sistem içinde sürdüğü dikkate ahndığında bunun illegal bir yapı olduğunu, devlet içerisinde gizli bir ajandası bulunduğunu anlamadınız mı? Tespit edilinceye kadar neden bu hususta müspet bir yaklaşımınız olmadı? sorusuna cevaben; ] Benim devlet içinde kamu görevini yürütürken kurduğum ilişkiler ve yaptığım işler ile cemaat içerisindeki kesinlikle birbirine karıştırmadım. Ben manevi olarak ve dini duygularla cemaat irtibatımı sürdürdüm. Tabiki süreç içerisinde karşı çıktığım veya bana ters gelen olaylar uygulamalar olduğunda itirazımı yaptım. Hatta yukarıda anlattığım üzere bazı dönemlerde irtibatımı kestim ancak hareket noktam manevi olarak beslenme ihtiyacıdır. ByLock uygulamasını da 4-5 ay kullandım ve sonrasında kendiliğimden kaldırdım. ByLock kullanılmadığı dönemde bu kez ... bize birer tablet getirdi. Tablet içerisinde Risale ve Fethullah Gülen'e ait bazı kitapların olduğunu ayrıca Telegram isimli programın olduğunu söyledi. Bu programın üzerinden iletişimler sürdü. Tabletin Ankara dışına mesela memlekete gitmemiz halinde götürülmemesi söylendiği için memlekete gittiğim zaman ...'e bu tableti bırakmıştım. Sonrasında da onda kaldı. Eagle isimli bir uygulamayı o tarihte duymadım. Bu süreçte haberlerden öğrendim. Tablette yüklü olan programın ismi Telegram olmakla birlikte bahsi geçen eagle olup olmadığını bilemem. 2015 yılında ... Kocaeli savcılığına atanınca bizim görüşmelerimiz de bir anlamda bitti. 1-2 kez Ankara'ya geldiğinde görüştük. Bir kez de ben İzmit'de oturan ağabeyimin yanına gittiğim de kendisiyle görüştüm. ..."
Davacı tarafından; tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde YARSAV derneğine örgüt mensubu kişilerin üye olmasında aktif rol üstlendiğine, hakim adaylarını örgüt sohbetlerine yönlendirdiğine, örgüt içerisinde Kadıköy eyaletinden sorumlu bölge imamı olarak görev aldığına, örgüt mensubu kişilerin harp okullarına girmesine yönelik çalışmalar yaptığına, örgüt adına himmet topladığına, örgüte mensup olmayan hakim savcı adaylarını örgüt evlerindeki toplantılara davet ederek örgüte ısındırmayı amaçladığına, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü liderinin Türkiye’de bulunduğu dönemde İstanbul’da yaptığı sohbet toplantılarına örgüt mensubu hakim ve savcıların götürülmesine öncülük ettiğine, örgüt içerisinde "vefa birimi" olarak adlandırılan birimde görev aldığına, ByLock programını kullandığına ve diğer hususlara yönelik tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olarak görev yapmakta iken 03/07/2009 onay tarihli işlemle aynı birime Daire Başkanı olarak atandığı ve 03/07/2009-24/05/2011 tarihleri arasında Daire Başkanı olarak görev yaptığı; daha sonra 24/05/2011 onay tarihli işlem ile aynı birime Genel Müdür Yardımcısı olarak atandığı ve 24/05/2011-03/11/2011 tarihleri arasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı; Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Hakimler ve Savcılar Kurulu 1. Dairesinin 03/11/2011 tarih ve 2254 sayılı kararıyla Yargıtay Cumhuriyet savcısı olarak atandığı ve 03/11/2011-18/12/2014 tarihleri arasında Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı; HSK'da FETÖ/PDY terör örgütünün etkisinin kırılmasından sonra aynı Dairenin 18/12/2014 tarih ve 2805 sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet savcılığı görevinden alınarak Kocaeli Cumhuriyet savcılığına atamasının yapıldığı görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında ve HSK'da etkin olduğu dönemde Daire Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı ve Yargıtay savcısı olarak atanmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d) Diğer Hususlar
Davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, Ankara Emniyet Müdürlüğünün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği … tarih ve … sayılı yazıda, C.U.'nun 30/07/2014 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan çıkış yaptığı, davacının kızı olan A.S.B.'nin de aynı tarihte C.U.'dan 7 dakika önce sınır kapısından çıkış yaptığının belirtildiği, C.U.'nun aşamalarda alınan beyanlarında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hakim savcı çocuklarının cemaate ait okullara ve eğitim kurumlarına gönderilmemesi ve kendileri ile ilgilenilmemesi nedeniyle özellikle manevi yönden eksik kalmamaları için oluşturulan ve kendisinin de içinde olduğu “Eğitim Birimi”nin faaliyeti kapsamında hakim savcı çocuklarının dil kursu için Amerika Birleşik Devletleri New Jersey şehrine kendisi tarafından götürüldüğünü belirttiği, bu kapsamda yapılan soruşturma neticesinde dil kursuna giden çocuklardan birisinin de davacının kızı olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte, davacının ceza yargılaması aşamasında yaptığı savunmasında, üç kızının Erkul Kolejinde (KHK ile kapatılan) öğrenim gördüğünü beyan ettiği görülmüştür.
Bu durumda, davacının çocuklarının örgüte müzahir okullarda eğitim kaydının bulunmasının ve A.S.B. isimli kızını örgüt içerisinde yer alan "Eğitim Birimi"nin faaliyetleri kapsamında dil kursu için yurt dışına göndermesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 27/10/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.