Danıştay5. Daireİdare Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2016/58930 K.2022/4819
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/58930
Karar No : 2022/4819
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların, savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, FETÖ ile iltisak ve irtibatı konusunda kişiselleştirme yapılmadığı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, kanunların geriye yürümezliği ilkesinin, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin, adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği, kararlarda bahsedilen soruşturmalarla şahsının hiçbir ilgisi bulunmadığı, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi veya mensubu olmadığı gibi iltisakı ve irtibatının da bulunmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. ve 4. maddelerinin, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen … tarih ve … sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Davalı idarece derdestlik nedeniyle davanın incelenmeksizin reddi gerektiği ileri sürülmekte ve yapılan araştırmada da bu davadan başka davacı adına aynı istemle Danıştay Beşinci Dairesi'nin E:2017/5837 esasına kayıtlı bir davanın daha açıldığı anlaşılmakta ise de, bakılan davanın açılan ilk dava olması nedeniyle derdestlik hususunun sonradan açılan davada değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun dava konusu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu sabit görülmekle beraber hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği de tespit edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve anılan kararının itiraz edilmeden 18/05/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 24/03/2021 tarihli Danıştay Savcı Düşüncesine Cevap Dilekçesi ve eki CD, 29/03/2022 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacının Kendi Beyanı ve Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacının etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği ifade şu şekildedir:
Davacı Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/01/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "Ben 2005 yılında Ankara Hukuk Fakültesini kazandım, 2009 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum ve ben Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğum 4 yıllık süreçte 1,5 yılını yapıya ait olmayan yurtta kaldım, diğer kısımlarda ise yapıya ait evlerde kaldım. Ben 4. Sınıfın ikinci dönemine geldiğimde yapı evinde kalırken kariyer görüşmesi adı altında benimle bir görüşme yaptılar. Bu görüşme genelde bölgedeki evlerden birisinde yapılıyordu. Benimle de bölgedeki bir evde kariyer görüşmesi yaptılar. Benimle görüşmeyi kod adını hatırlamadığım E.G. isimli yaptı. Bu şahıs benim Ankara Hukuk Fakültesinde üst dönemden mezundur. Bu şahıs bana ne yapmak istediğimi sordu, ben de hakim, savcı, avukatlık veya akademisyenlik yapabilirim diye söylemem üzerine bana "biz sizin hakim savcılığı daha iyi yapabileceğinizi düşünüyoruz" şeklinde söyledi. Benimde kafamda somut bir şey olmaması nedeniyle olabileceğini söyledim. Ayrıca benimle beraber N.K., N.H., M.Y., G.Ş., A.Ö. de vardı. Bunlar da kariyer görüşmesi için E.G. ile görüştüler. Sonra okuldan mezun olduk. Ben okuldan mezun olduktan sonra memleketime gittim, benimle telefonla irtibata geçtiler ancak benimle kimin irtibata geçtiğini hatırlamıyorum, Ağustos ayının ikinci haftasında ben Ankara'ya gittim. Beni otogarda gideceğim evin murakıbı olan ... kod adlı ... isimli şahıs karşıladı, daha sonra eve gittik. Eve gittiğimizde benim dışımda E.B., S.S., ... isimli şahıs, Y.C. (soyisminden emin değilim) vardı. Bu evin sorumlusu yani murakıbı ... kod adlı ... idi. Bu evin ser murakıbı kimdi ben bilmiyorum, çünkü bizim eve ... kod adlı ... dışında hiç gelen olmadı. Biz bu saydığım kişilerle 2009 yılında açılan Adli Yargı Hakim - Savcı sınavlarına hazırlandık, o dönemde sadece Adli Yargı sınavı açılmıştı, İdari Yargı Sınavı açılmamıştı. Bu eve gittiğimizde bizden telefonların kartı ya da bataryasının alındığını hatırlıyorum, bu evde telefon kullanmak yasaktı. Bu evde telefon kullanmanın yasak olması nedeniyle ... kod adlı ... bana "sen Ankara Hukuk mezunusun dikkat çekmez, bu eve senin üzerine içerden dışarı aramaya kapalı, dışardan içeri aramaya açık bir hat alalım şeklinde söyledi. Ben de bu durumu kabul ederek telekomdan üzerime olan sabit bir hat aldım. Daha sonra telefonlarımız toplandıktan sonra bu hat ile evde bulunan kişiler-aileleri ile irtibata geçiyordu. Ben de ailemle görüştüğümü hatırlıyorum, başka kimse ile görüşmedim diye hatırlıyorum. Bize bu evlerin var olduğunu kimseye anlatmamamız, bahse konu telefon numarasını çekirdek ailemiz dışında kimseye söylemememiz hususunda telkinde bulunuyorlardı. Bu evde ... kod adlı ... genelde haftada bir toplantı yapıyordu. Ne kadar çalıştığımızı, ne iş yaptığımızı an itibari ile soruyorlardı. Bu evin kirasını ... kod adlı ... hallediyordu, diğer iaşe ve faturaları da evde bulunan bizler ödüyorduk. Bu evlere evde bulunan kişiler dışında girilmesi yasaktı. Ben bu evde çalıştığım dönemde soru verilmesine ve soru alınmasına ilişkin herhangi bir olaya şahit olmadım. Ben soru almadım, bu hususu kabul etmiyorum. Ayrca biz bu evde kaldığımız dönemde/aylık deneme adı altında teşt çözüyorduk, denemeleri çözüp cevaplarına baktıktan sonra ... kod adlı ... bu denemeleri topluyordu. Ben bu evde yukarıda saymış olduğum arkadaşlarla birlikte 2009 yılında açılan Adli Yargı Hakim-Savcı sınavlarına gjrerek kazandım. Benimle beraber E.B. de bu sınavı kazandı, ancak evde kalan aığer üç kişi sınavı kazanamadı. Bunun üzerine mülakat döneminde beni bu evden alarak Batıkentte görsem teşhis edebileceğimi düşündüğüm bir eve götürdü. Ben E.B.'nin mülakat evine gidip gitmediğini, kalıp kalmadığını tam olarak hatırlayamıyorum. Ben mülakat evine gittiğimde bu evde B.D., Z.M., N.C., A.Ö. isimli şahıslar vardı. Ben bu evde sorumlu, murakıp veya ser murakıp varmıydı, yokmuydu tam olarak hatırlamıyorum. Bu mülakat evinde kimin getirdiğini hatırlamıyorum, ancak mülakat sınavlarında çıkabilecek soruları içerir bir fasikül dağıtıldı. Biz bu evde bulunduğumuz dönemde şu an ismini hatta fiziki görüntüsünü dahi hatırlamadığım bir bayanın mülakat provası yaptığını hatırlıyorum, ancak bunu görsem teşhis edemem, zaten bu evin sorumlusunu da hatırlayamadım, aklıma gelirse evin sorumlusu ve eve mülakat provasına geleni söylemek istiyorum. Kimin verdiğini hatırlamıyorum ancak bu evde bulunduğumuzda bize hitaben etek boyunun dizin dört parmak altında olsun, çok kalında olmayacak ince de olmayacak ten çorap giyilecek, saçlar düzgün olacak, topuklar ve makyaj abartılı olmayacak, lacivert veya siyah takım olacak, mümkün mertebe beyaz ve sade gömlek giyilecek diye söylediler, ayrıca bize hemşerilerden veya memleketimizde çalışmış kişilerden referans aramamızı söylediler. Daha sonra bu evde kalan arkadaşlarla birlikte mülakata girdik. Bu evde kalan tüm arkadaşlar benimle birlikte mülakatı kazanarak 2010 yılı Mayıs ayında 12.Dönem Hakim-Savcı adayı olarak staja başladık.... Ben mülakatı kaldıktan sonra kimin dediğini tam olarak hatırlamıyorum ancak bana Ankara ilini staj yeri olarak seçmem söylendi. Ben de Ankara Adliyesini seçtim, daha sonra Ankara Adliyesinde 12. Dönem hakim savcılardan oluşan bir grupla birlikte dört ev tutuldu, bunların bir tanesini de ben tuttum. Göreve başladıktan sonra bizden ilk maaşımızın tamamını istediler, ben de ilk maaşımın tamamını verdim, ancak adaylık döneminde maaşlarımızdan % 10, %15 lik gibi bir oranda para vermedik, çünkü adaylık maaşımız azdı, biz kendi evlerimizin masraflarını karşıladık. Ayrıca 12. Dönemde Ankara Adliyesinde staj yapan ve yapıya mensup olan kişiler ile 4 ev tutuldu....Bu evlerden sorumlu olan kişi yani Devre Mesulü olan kişi H.G. idi. Halime'nin üstünde bir dönem Yargıtay Tetkik Hakimliği yapan F.B.Ö. vardı. F.B.Ö. bu görevde bulunduğu dönemde o dönemde Ankara Adliyesinde staj yapan adli ve idari tüm hakim-savcı adaylarından sorumlu devre mesulü ise Yargıtay Tetkik Hakimi olan R.A. idi. Bizim dönemde Hakim-Savcılar çok deşifre olmaya başlayınca Devre Mesulünün üstünde sivil olan kişiler görevlendirildi. Bu dönemde ...'nin üstü olan F.B.Ö. ve onun üstü olan R.A. görevlerini sivillere devrettiler. F.B.Ö. bu-görevi ... kod adlı birine devretti, R.A. ise görevini ... kod adlı şahsın eşi olan ismini ve kod adını hatırlamadığım bir şahsa devretti. Biz; bu staj evlerinde kaldığımız dönemde bize başka devrelerin evlerinde kalmamamız ve o evlerle ilgilenmememiz hususunda telkinde bulundulduğu için ben başka evler varmıydı bilmiyorum. Biz dönem olarak toplamda iki sene staj yaptık, staj döneminde yapıya mensup olmayan bir kişi ile ilgilenilmesi hususu vardı, buna zimmetlenme deniyordu. Zimmetlenmedeki amaç zimmetlenen kişilerin de ileride hakim-savcı olacak olmaları ve bu kişilerin bizleri ve yapıyı iyi bilmelerini sağlamak olduğunu düşünüyorum. Bana zimmetlenen kişi yapıyla alakası olmayan E.T.'dir. Ben bunun dışında staj döneminde kimin kime zimmetlendiğini tam olarak hatırlamıyorum. Ben yaklaşık bir sene staj yapıp yapıya ait staj evlerinde kaldıktan sonra hemşerim olan ve mülakat döneminde bana da yardımcı olan M. F. isimli şahıs bana "U.D. isminde birini tanıyorum, seni evlilik amacıyla hemşerim olman nedeniyle iyi biri ile tanıştırmak istiyorum" diyerek beni eşim ile tanıştırdı ve ben eşim ile evlendim. Zaten daha sonradan M.F.'nin evlenmeden sorumlu olduğunu öğrendim. Bizim evlendirilmemizde cemaatte bu işlerle uğraşıyor olmasından çok hemşerim olmasından dolayı aracılık etti, ancak birilerinden illaki onay aldığını düşünüyorum, zaten eşim de o dönemde yapıya ait staj evlerinde kalıyordu....Yukarıda belirttiğim 4 staj evinde kalan şahıslar ile staj sonrası 2013 yılı bahar aylarında bir kez Ankara'da biraraya geldik. Bunun dışında bu şahıslar ile görüşemedim. Zaten bu buluşmamızda da herkes başka şehirlerden geldiğinden 2 saat kadar birlikte zaman geçirdikten sonra ayrıldık. Ayrılmadan önce her yıl bahar ya da yaz aylarında biraraya gelmeyi planlamıştık, ancak bu buluşmadan sonra 17/25 Aralık olayları olunca tedbir maksadı ile bir daha bin araya gelmedik. Bu nedenle yukarıda isimlerini belirttiğim staj evlerinde kalanların görev yaptıkları yerlerde yapıyla alakalı neler yaptıklarını bilmiyorum. Ben Ankara Adliyesinde staj yaptığım sırada Akademi stajı döneminde yanlış hatırlamıyorsam H.G.’nin üstündeki F.B.Ö. bana sınıf başkanı olmam gerektiğini söyledi ve ben de ilk akademi de sınıf başkanı olarak seçildim, ikinci akademide başkan olmam istenmediği için sınıf başkanı olmadım. Ben ayrıca akademide kalmadığım için sınıfların ayarlanması hususunda bilgim yoktur.... Ayrıca ben yapı içerisinde staj yaparken kimin aracılık ettiğini hatırlamıyorum ancak ... kod adlı bir şahıs ile görüşme yaptım. Bu şahıs bana bizden sonra adli yargı hakimlik-savcılık sınavına girecek dört kişi ile bir evde ilgilenmemi istedi. Sonradan öğrendiğim kadarıyla bu dört kişi ile ilgilenen kişiye MURAKIP deniyordu. Bana arada sırada bunların hallerini hatırlarını sorarsın ve ilgilenirsin şeklinde söylemişti. Ben de bu durumu kabul ettim. Bu şahıslar ile ilgilendiğim dönemde 15 günde bir gidip hal ve hatırlarını soruyordum. Bu şahıslara bu evde deneme çözdürdüğümü hatırlıyorum, bu denemeleri ... Kod adlı şahıstan alıyordum. Ben bu evle ilgilenmeye başladığım dönemde bu evde E.Ö.Y., E.P.Z., Nesibe isimli şahıs ve Ş.A. isimli şahıslar vardı. Başka bir şahıs varmıydı şu an hatırlamıyorum, ancak bu dört şahsı net olarak hatırlıyorum, görsem teşhis edebilirim. Ayrıca bu evle ilgilendiğim dönemde benim üstüm olan ve SER MURAKIP olarak adlandırılan kişi ... KOD ADLI şahıstı. Bu şahıs o dönemde Danıştay'da tetkik hakimi olarak görev yapıyordu. Bu şahsın bu bilgisi dışında başka bir bilgisini hatırlamıyorum, bu şahıs kısa boylu, hafif kilolu, küt saçlı biriydi. Bu şahsı görsem kesin olarak teşhis ederim. Ben ... kod adlı şahsın bana bir takma ad kullanmam gerektiğini söylemesi sonrasında ben ... adını kullandım. Bunlarla ilgilenmeyi bıraktıktan sonra da bu ... adını kullanmayı bıraktım. Ayrıca murakıplık görevi yaptığım dönemde yanlış hatırlamıyorsam ...'nın vermiş olduğu ikinci bir telefon kullandım. Bu telefonu sadece ... kod adlı şahıs ile irtibata geçmek için kullandım. O iş bittikten sonra da bu telefonu imha ettim. Bu telefonla sadece ... Kod adlı şahsın çakma hattı ile irtibat kurdum, başka işlerde kullanmadım.". Davacı Tokat CBS de alınan 20/01/2017 tarihli ifadesinde; '' Ben 2012 yılının Temmuz ayında Siirt Merkez e kura çektim. Eşimde yanıma stajer olarak geldi. Biz kura çekmeden önce kura çektiğimiz yerde bizimle irtibata geçileceği söylendi, daha sonra ben Siirt merkeze gittim. Siirt ilinde görev yaptığım sırada yapıdan benimle H.S.K. isimli şahıs irtibata geçti. H.S.K. bana ve eşime ailecek tanışacağımızı, bizim küçük grubumuz olacak ve grup halinde görüşeceğiz, şeklinde söyledi. Grup sorumlusu H. S. K. idi. Bu grupta H.S.K. ve eşi G.K., ben ve eşim, M.B. ve eşi E.B., C.Ü. ve eşi F.Ü. vardı. Bu grupta ayda bir ortalama toplanıyordu. Klasik olarak dini sohbetler yapılıyordu. Ayrıca bu gruptaki herkesin evli olması nedeniyle maaşımızın yüzde 10 unu himmet olarak veriyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam ortalama 100- 120 TL civarında yıllık gazete dergi aboneliği parası alıyorlardı. Ancak abonelikler bizim üzerimize olmuyordu. Ayrıca H.S.K. nın üstünde sivil olduğunu bildiğim Gaziantep ten gelen yanlış hatırlamıyorsam Sait kod adlı bir kişi vardı. Bu toplantılarda bayanlar H.S.K. nın eşi olan G.K. ile birlikte erkeklerde ayrı ayrı odalarda toplanıyorduk. Biz Siirt te 2012 yılının Mayıs ayından 2013 yılının Haziran ayına kadar görev yaptık ve bir sene boyunca bu grupla devam ettik. Daha sonra eşimin stajı bitti ve eşim Sivas merkeze kura çekti. Daha sonra bende Sivas a gelerek görev yapmaya başladım....2013 yılı Haziran ayında eşimin Sivas merkeze kura çekmesi nedeniyle Sivas a geçtik. Gittiğimizde ara dönem olduğu için lojmanda yer olmadığını, yaz kararnamesinin henüz çıkmadığını, en az üç dört ay beklememiz gerektiğini söylediler. Bunun üzerine Sivas ta adliyeye yakın ev tutmak zorunda kaldık. Biz Sivas a yerleştikten sonra yanlış hatırlamıyorsam ... isimli o dönemde Ankara dan geldiği söylenen bir kişinin telefon numarası verildi. Bu şahsı bir kereye mahsus adliyeden bağlatarak aramamız söylenildi. Eşim bu şahsı aradı ve evimizin adresini verdi. ... isimli kişi bize zaman söyleyerek sizin eve geleyim tanışalım sonrasında yine görüşürüz şeklinde söyledi. ... isimli şahıs sivildi. Hatırladığım kadarıyla bu gruptan ... isimli şahıs sorumluydu. Bu dönemde grup başkanı olup olmadığını hatırlamıyorum. Bu grupta ben ve eşim, İdari yargı hakimi B.K. ve eşi hakim A. K., hakim H.Ç., Divriği hakimi G.Ö. ve Sivas ın Koyulhisar ilçesinde hakim olarak görev yapan ismini hatırlayamadığım erkek şahıs vardı. Bu grubun T4 veya T5 grubu olduğunu hatırlıyorum. ... isimli şahıs ilk toplantı da bize "Telefonla irtibata geçmeyeceğimizi, her toplantıda bir sonraki toplantının gün ve saatinin belirleneceğini, toplantıları bizzat kendi yapacağını, himmet paralarının bizzat kendisinin alacağını, toplantıların evimizin Sivas merkezde olması nedeniyle bizim evimizde ve B.K.' nın evinde dönüşümlü olarak yapılacağını" söyledi. Yine Siirt teki grupta olduğu gibi maaşlarımızın yüzde 10 unu himmet olarak veriyorduk. Dergi aboneliği parası veriyorduk. Ayrıca biz Sivas ta bulunduğumuz dönemde HSYK seçimleri o dönemde yapılmıştı. Bana ve eşime bağımsızlar olarak adlandırılan gruba oy vermemiz için ... isimli şahıs bize listeyi verdi. Çoğunluğu bağımsızlar olmak üzere bir kısım diğer adaylara da oy verdim. Biz Sivas ta görev yaptığımız dönemde yüzde 10 luk himmet yüzünden ekonomik kriz yaşıyorduk bu nedenle yapıdaki kişilerle sıkıntı yaşadık. Bu nedenle zaman zaman yapıyla büyük sorunlar yaşadık. Biz sivas tan 2015 yılındaki yaz kararnamesi ile Mardin ili Ömerli ilçesine tayin gittik. HSYK seçimleri dönemünde Fethullah GÜLEN in rüyasında gördüğünü, seçimleri bağımsızların kazanacağı söylendi. Biz HSYK seçimlerini bağımsızların kazanamaması, Sivas taki maddi sorunlar nedeniyle eşim Ömerli ilçesine gittiğimizde bir daha yapıyla görüşmeme kararı aldı hatta Sivas ta bulunduğumuz dönemde yanlış hatırlamıyorsam ... isimli şahıs bylock yüklemek istedi, eşimde bu kadar gizli bir programı yüklemeye gerek var mı, başımızı belaya sokacaksınız şeklinde söyledi. Ancak ... isimli şahıs ısrarla o dönemde bylock yüklediğini hatırlıyorum. Biz Ömerli ilçesinden sonra bir daha görüşmeme kararı aldık ve kimseyle görüşmedik...... Bizim üniversite, akademi, staj ve meslek hayatımız boyunca bizden sorumlu olan kişiler genelde namaz kılar, kılmaz, oruç tutar, tutmaz, içki içer içmez, hayat görüşü, alevi mi değil mi, ülkücü mü , ulusal cı mı , cemaate yakın mı uzak mı sempatisi var mı yok mu şeklinde sorular soruyorlardı. Bizde bildiğimiz kadarıyla tanıdığımız kişiler hakkında bilgi verdiğimiz olmuştur. Yapı içerisinde bu duruma menfi müspet bilgi toplama deniliyordu, dedi. Benim bildiğim gördüğüm bundan ibarettir. Ben eşim U.D. ile görüştüm, eşimde buraya gelerek ifade vermek istiyor..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.D., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31/07/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; '... bizimle görüşmeye geldiğinde yanında ismini ... olarak bildiğimiz eşi ile birlikte geliyordu. ... bayanlarla bir araya geliyordu. İlgilendiği bayanlar ise ..., ... ve eşim ...’ydı.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ö.Y., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "Mezun olduktan sonra tahminimce yukarıda bahsettiğim ... isimli kızında üstünde görevli olan Şube isimli (kod adı olabilir), açık kimlik bilgilerini bilmediğim görsem tanıyabileceğimi düşündüğüm başka bir sohbet ablası beni memleketimde bulunduğum sırada arayarak çalışma evlerine gelmem gerektiğini söyledi ve ne zaman gelebileceğini söyledi ve ne zaman gelebileceğimi sordu. Ben de ramazan bayramından sonra geleceğimi söyledim. Yine bu dönemde bizim evden sorumlu ve kod adı ... olan ancak gerçek isminin ... olduğunu öğrendiğim 12. Dönemde hakim savcı olan bir şahıs vardı. Bu şahıs bizimle ilgilendiği dönemde bizden üst dömedi ve stajyerdi. Benim tahlimin evin kira ödemesini ve evin kurulmasını, ev sahibi ve emlakçı ile görüşmeleri bu kişi sağlıyordu. Ben bu kişiyi görsem rahatlıkla teşhis edebilirim. Bu şahıs haftada bir defa gelerek sohbet yapardı. Ayda bir yapılan denemeleri eve bu şahıs getirirdi. Haftalık ders çalışma saatimizin 10 saat olup olmadığın, haftalık ne kadar kitap okuduğmuzu takip ediyordu. evde kim kiminle, hangi odada kalacak bunları ayarlıyordu, herhangi bir sorun yaşandığında sorunun giderilmesinden bu şahısm sorumlu idi. Ayrıca bu evde sohbetler esnasında bir şeye şahit olmuştum, evdeki bulunan arkadaş ve ... ile sohbet ettiğimiz esnada, ... bize hitaben " size cemaat meslekten istifa edin çıkın şeklinde söylese istifa eder misiniz" şeklinde söylemişti. Bunun üzerine ben ...'ya "Niye istifa edeyim ki " şeklinde söyledim. Cep telefonumu ... kod adlı ... ankesörlü telefondan arayarak ikinci sınava hazırlanmak için ne zaman geleceğim konusunda bilgi aldı. Tam olarak hatırlayamadığım bir tarihte ikinci sınava hazırlanmak üzere tekrar Ankara'ya gittim. ... kod adlı şahıs beni ikinci sınava hazırlandığım eve götürdü, şu anda bu evin hangi semtte olduğnu tam olarak hatırlayamadım.''
Aynı kişiye ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/02/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "....:Bu şahsın Mersinli olduğunu hatırlıyorum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Bu şahısla 1. Hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldık, adli hakimlik sınavını kazanarak evden ayrıldı, sonrada yapıdaki pozisyonunu bilmiyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Y.Ş., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 20/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Ben 2.Hakim Savcı Çalışma evinde 15-20 gün kadar kaldım. Bu evin sorumlusu yani Murakıbı ... isimli şahıstı. Bu şahsın üzerinde başkaca bir şahıs olup olmadığını bilmiyorum. Bu ev öncesinde kullanılan Hakim Savcı Çalışma evi olarak kullamlıyordu.2010 Adli yargı smavına az bir süre kaldığı için bi evde söylediğim üzere 15-20 gün kadar kaldım. Kalmış olduğum bu süre zarfında beraber kaldığım şahıslar E.G., ... İSİMLİ ŞAHIS, E. Ö., E.P. ve İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 1 KİŞİ vardı. Bu Şahıslar yeni mezun hukuk öğrencileriydi ve bu çalışma evinde smava hazırlanıyorlardı. Bu evde yine sabit bir hat vardı. Kalmış olduğum 1.Hakim Savcı çalışma evindeki tüm kurallar bu evde de geçerliydi. Yine çalışma evinin murakıbı olan ... isimli şahısta aynı şekilde eve kalmış olduğum süre zarfında 1 kere deneme kitapçığı getirdi ve gerçek sınav ortamında gibi çözdük ve sonrasında kaç puan aldığımızı hesapladık. Ben 2010 yılı Adli yargı sınavına bu evde girdim ve girmiş olduğum smavdan 85 civarında puan alarak 2010 yılında yapılan İdari ve Adli yargı sınavlarım kazanmış oldum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.D.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Ben 2009 yılı aralık ayındaki adli yargı sınavından mülakata hak kazanınca memleketimdeyken murakıb ... isimli şahıs beni tekrar arayıp mülakat evine davet etti. Bende kendi imkanlarımla üçüncü hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldığım ve benimle birlikte sınavı kazanan A.S. ile irtibata geçtim. Birlikte Batıkent semtindeki mülakat evine gittik. Bu eve bizi daha sonradan birlikte kalacağımız ... ... isimli şahıs götürmüştü. Çünkü ... ... bu eve bizden önce gelip kalmaya başlamışlardı. Bu mülakat evinde benimle birlikte A.S., ... ..., ... ve Z.M. isimli şahıslar vardı. Bu mülakat evinin sorumlusu da ... isimli şahıstı. Bu dönem içerisinde bizimle ... isimli şahıs ilgilendi. Bu evin kuralları hakim savcı çalışma evlerinin kurallarına benziyordu, kira ve fatura ödemiyorduk. Herkesin yanında cep telefonu vardı. Ailelerimizle cep telefonu ile görüşüyorduk. Evde sabit hat olup olmadığını hatırlamıyorum. Ayrıca bu evde mülakat için hazırlanmış yayın evi belli olmayan fotokopi halinde mülakat çıkmış soruları adı altında bir kitapçık olduğunu ve ordan mülakata çalıştığımızı hatırlıyorum. Bu evde kalmaya devam ederken evin sorumlusu ... isimli şahıs bize referans arayışımızda yön gösteriyor, Mülakat aşamasında ne tarz giyineceğimiz hakkında bilgiler veriyordu. Bize kıyafetlerin nasıl olması gerektiğini söylemişti. Siyah renkli takım elbise, içerisine beyaz gömlek, siyah topuklu ayakkabı, takım elbisenin etek kısmının oturduğumuz vakit dizin gözükmeyecek şekilde olması gerektiğini söyledi. Bunun şık durmayacağını belirtip söylemişti. Referanslarımıza giderken de bu kıyafetleri giyip gitmemizin uygun olacağını belirtmişti. Mülakat evinde kalmaya devam ederken gerçek mülakata gidiyor gibi mülakat hazırlığı yaptık. Evin sorumlusu ... isimli şahısla birlikte İSİMLERİNİ VE KOD ADLARINI BİLMEDİĞİM 3 ERKEK ŞAHIS geldi ve bizlere yani A.S., ... ..., ... ve Z.M. ve bana sırayla salona çağırarak gerçek bir mülakatmış gibi prova yaptık. Bana sıra geldiğinde bana hukuki sorular sordular. Prova sonrası hepimizi tek tek hakkımızdaki görüşlerini söylemek için tekrar çağırdılar. Beni çağırdıklarında etekten dolayı rahatsız olduğumu çok belli ettiğimi söylediler. Bunu belli etmememi eteğin beni bu kadar rahatsız ediyorsa eteğini biraz daha uzun giyebilirsin diye söylediler. Mülakatta çok heyecanlandığımı referanslarımı bir kez daha dolaşarak heyecanımı yenmem gerektiğini söylediler ve evden ayrıldılar. Ben bu evde kalmaya devam ederken 2010 yılındaki gerçek adli yargı mülakatına girdim ve mülakattan başarılı oldum. Benimle birlikte kalan A.S., ... ..., ... ve Z.M. de başarılı oldular."
Aynı kişiye ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 16/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında;“...İSTİŞARE TOPLANTISI: (KARİYER GÖRÜŞMESİ GERÇEKLEŞTİREN ŞAHISLARIN KATILDIĞI TOPLANTI): Ben ilk olarak istişare toplantısı olarak adlandırılan kariyer görüşmesi yapan şahısların bulunduğu grup olan benim üst dönemlerin bulunduğu gruba benimle birlikte ..., ... ,DİĞER İSTİŞARE GRUBUNDA DA OLAN İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 9 EYLÜL MEZUNU isimli şahıslar vardı. Bu gurubun İSTİŞARE ABLASI İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHISTIR. Benim bu kariyer görüşmesi ile ilgili açıklamak istediğim husus hukuk öğrencileri ile bir ve birden fazla toplu ve birebir görüşmelerin yapıldığı adına yapı içerisinde kariyer görüşmesinin denildiği ve bu kariyer görüşmesini o dönemde stajer hakimlerin yaptığını bildiğim kariyer görüşmesi öncesi kariyer görüşmesini yapacak kişilerin toplandığı İSTİŞARE TOPLANTINSINDA benimle birlikte ..., ..., İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 9 EYLÜL MEZUNU bir üst dönemim olan şahıslarla birlikte yaklaşık ayda bir kez yaptığımız toplantıya İSTİŞARE TOPLANTISI deniliyordu. Bizim İSTİŞARE ABLAMIZ da ... isimli Yargıtay tetkik hakimi olan şahıstı. Bu toplantıya da başkanlık eden kişiye İSTİŞARE ABLASI deniliyordu. 6-... İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadını ve nereli olduğunu bilmiyorum, Ankara Hukuk mezunudur, babasının imam olduğunu hatırlıyorum, bu şahısla 1. İstişare grubumda olan şahıstır, bu şahıs orta boylu, kilolu, açık tenli bir şahıstır, görsem teşhis edebilirim."
Aynı kişiye ait Tokat Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 16/11/2017 tarihli teşhis tutanağında ... olarak bildiği şahsı ... ... olarak net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanaklarında; "Ben E.Ç. ile yakın arkadaşımdır, ben Ankara'da 13.dönem hakim-savcı adaylığı stajı yaparken E.Ç de 12.dönem Ankara staj yapılanmasındaki evlerde kalıyordu. Arkadaş olmamız nedeniyle zaman zaman E.Ç.'nin kalmış olduğu 12.dönem staj evine gidiyordum. Bu nedenle yapının 12.dönem staj evlerinde kaldığım bildiğim kişiler vardır.... Ayrıca yine bu evlere gitmem ve ...'den duymam sebebiyle 12.dönem Ankara staj yapılanmasındaki staj evlerinde kaldığını öğrendiğim kişiler vardır. SOY İSİMLERİNİ HATIRLAMADIĞIM ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS vardı. Yine E.Ç.'nin bana anlatması üzerine bazı kişilerin yapı aracılığı ile evlendiğini duydum, bu bilgim duyuma dayalıdır, bunlardan da bahsetmek istiyorum. N.D. A.D. İSİMLİ şahısla, ... İSİMLİ şahıs ... İSİMLİ şahısla, ... İSİMLİ şahıs ... İSİMLİ şahısla yapı aracılığı ile evlendiğini biliyorum......102-... isimli şahıs: Nereli olduğunu ve hangi hukuk fakültesinden mezun olduğunu bilmiyorum. Buğday tenli kahverengi saçlı orta boylu kilolu açık bir bayandı. ... isimli şahıs benim üst dönemim olan 12. Dönem Adli Yargı Hakim adayıydı. Yapının staj evine gittiğimde yapının staj evinde kaldığını gördüm ve biliyorum. Yapı tarafından ... isimli şahısla evlendirildi. Yapıdaki görevi hakkında bilgim yoktur..."
Aynı kişiye ait Tokat Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında ... İSİMLİ ŞAHIS olarak bildiği şahsı ... ... olarak net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.C.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/08/2017 tarihli teşhis tutanağında; "İlk olarak 2005 -2006 yılları arasında Cebeci semtinde bulunan cemaat evinde kaldım. Bu evde benimle birlikte 3 kişi kalıyordu bunlardan soy ismini hatırlayamadığım ev ablalığı yapan Hukuk 2. Sınıf öğrencisi ... isimli bir şahıs vardı. ... haricinde yine soy ismini hatırlayamadığım ... ve ... isimli bölüm arkadaşlarım da vardı. Bu kaldığım evde normal rutin hayatımızın haricinde dini vecibelerimizi yerine getirirdik. Bunun haricinde haftalık olarak sohbetler yapılırdı. Bu sohbetleri genelde ... isimli şahıs yapardı. Bu sohbetler tamamıyla dini konular üzerine oluyordu ... Soy ismini hatırlamadığı ... isimli şahıs; bu şahıs ile birlikte üniversite birinci sınıfta Cebeci semtinde bulunan cemaat evinde kaldım. Bu şahıs Ankara Hukuk öğrencisiydi. Bildiğim kadarı ile Hakimlik savcılık sınavım kazanmıştı. Bildiğim kadarı ile ... yapı mensubu insanlardan birisiydi. Sonrasında yapı ile bağlantısını kesti mi kesmedi mi bilmiyorum....”
Aynı kişiye ait teşhis tutanağında ... İSİMLİ ŞAHIS olarak bildiği şahsı ... ... ... olarak net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö., Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/03/2016 tarihli sorgulama tutanağında; " İsmini ... olarak biliyorum kendisi yapıya mensuptur. FETÖ mensubudur."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.E., İstanbul(Anadolu) Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/04/2017 tarihli sorgulama tutanağında;''… sicil nolu … ...'nin hakim olduğunu biliyorum. Örgüt evlerinde kalıyordu ve birkaç evden sorumlu bölge sorumlusu olduğunu biliyorum. Ayrıca orgüt adına aktif faaliyet içerisinde idi. Gazete aboneliği, burs toplama gibi faaliyetler içerisindeydi. Sonraki faaliyetleriyle ilgili bir bilgim yoktur. ''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ç., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli sorgulama tutanağında;'Cemaatçi olarak bildiklerim Hakim ..., Hakim ... vardı. Bunlar benimle stajda irtibatı koparmamak için irtibata geçtiler. Cemaatçi olduklarını net olarak biliyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.S., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında;''Bunların haricinde eşlerinin kim olduğunu bilmediğim ancak cemaat evliliği yaptıklarını bildiğim kişiler; H.A., Ş. L.A., M.S.Ç., R.U., A.G., N.A., T.Ö., H.C., E.E.E., A.D. (Hâkim adaylığı döneminde Fethullah Gülen Cemaati mensubu evlerde kalıyordu, ... isminde bir kişiyle tanıştırıldı ve evlendirildi.) ... ..., S.A., G.K.'dir. Bu kişiler, gerek adaylıkları gerekse de adaylık sınavına hazırlık dönemlerinde Fethullah Gülen Cemaati mensubu evlerde kalmışlardır, bu nedenle cemaat tarafından uygulanan sistemle katalog evlilik yapmışlardır diye biliyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/09/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında;''... KOD ADLI ... (... DA OLABİLİR) İSİMLİ ŞAHIS; Bu şahsın adı ... ya da ... olabilir. Bu şahısın nereli olduğunu bilmiyorum. Hakim Adayı idi. Bu şahıs 1. Çalışma evine DİMOND isimli kitapları getiren şahıstır. Orta boylu biraz kilolu ve beyaz tenli idi.Görsem teşhis ederim.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K., ... Ağır Ceza Mahkemesine hitaplı olarak yazmış olduğu 21/06/2018 tarihli dilekçesinde; "Sonra yine bu yapıda mülakat evlerinin devamı olan staj evlerinde kalmaya başladım.Burada bize kendisini ... Olarak tanıtan F.B.Ö. ile tanıştık.Bir de ... olarak tanıtan isminin R.A. olduğunu öğrendiğim kişi vardı.Staj döneminde ben Demirtepe’de bir evde ...,...,... ile kalıyordum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.B.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/09/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ''Ben yukarıda beyan ettiğim gibi 2009 Aralık ayındaki Hakimlik Savctılık sınavlarına hazırlanmak için kaldığım yapılanmaya ait evde sabit bir numara vardı, … noIu numaranın kimin üzerine kayıtlı olduğunu bilmiyorum, ailemiz bize evdeki sabit numaradan ulaşıyordu, hatta ben ailem Ankara ilinde ikamet ettiği için bu evden ayrılarak yanlarına gittiğim zamanlarda birlikte aynı evde kaldığım ... ...’ü aileme alt sabit numaradan aramışlığım olmuştur, ''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.A., Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu Başkınlığına hitaplı olarak yazmış olduğu 16/05/2017 tarihli dilekçesinde; ''N.K. ve ...'in yakın arkadaşıydı. Hakim olduğunu duymuştum. Tahminen 12. Dönem hakimlerindendir. Akademide bir kez dolmuşta görmüştüm. Normalde soyadını hatırlamıyorum ancak E.Ç. isimli hakime sordum ve ondan öğrendim. Fakültede, ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... aynı dönemde okumuşlardı. ..., ben fakültede iken büyük ablalığa kadar yükselmişti. Fakülteden sonra onunla görüşmediğimizden cemaatle bağlantısını devam ettirip ettirmediğini bilemem.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.A., Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına hitaplı olarak yazmış olduğu 02/11/2016 tarihli dilekçesinde; ''HSYK Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarihli ve 02.09.2016 tarihli meslekten ihraç kararlarındaki isim listelerindeki A.B., N.H., ..., M.Ç. adlı kişiler üniversitede sınıftan ve üst dönemden tanıdığım, ev ablası olduğunu bildiğim kişilerdi. ''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.Ç., Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/03/2017 tarihli sorgulama tutanağında; ''Akabinde akademide tanıştığım ... beni seçimlerden kısa bir süre önce telefonla aradı. Kendisi ile bir samimiyetimiz yoktu beni aradığına şaşırmıştım. Telefonda bana kararnamede Susurluk'a tayin olduğumu gördüğünü kendisinin de Balıkesir civarından geçtiğini evime uğrayıp beni ziyaret etmek istediğini söyledi. Ben de gelebileceğini söyledim. Evime geldi. Ben misafir olduğu için eşimi de çağırdım. Havadan sudan sohbet ettikten sonra bana şuan isimlerini hatırlayamadığım ancak HSYK seçimlerine bağımsız adı verilen listeden girecek olan 2 kişinin ismini söyleyerek bu kişilere kendisinin oy vereceğini benim de vermemi tavsiye ettiğini söyledi. Ben ziyaretinin amacını anlayınca bozuldum sinirlendim ve ben kime oy vereceğimi bilirim ... diyerek konuyu kapattım. ...'nın bana söylediği isimleri şuan hatırlayamıyorum ancak bağımsız listeden olduklarına eminim isimleri şuan çıkartamadım.''
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgütün hakim savcı çalışma evlerinin sorumlu ablası olarak görev yaptığına, kod isim kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
a-2) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları:
Dava dosyasına sunulan ... user id numaralı Bylock kullanıcısı ile ... user id numaralı Bylock kullanıcısı arasındaki yazışma içeriklerinde ''... ... … ... T T5 139933 ... … T T5'' şeklinde davacının isminin geçtiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen mesajlarda; davacının görev yeri ve örgüt içerisinde derecesini gösteren ibarenin olduğu görülmüştür.
Davacı tarafından bu yazışmalara ilişkin beyanda bulunulmamıştır.
Yukarıda yer verilen davacının adının geçtiği ByLock yazışma içerikleri ve kararda yer alan tanık ifadeleri birlikte dikkate alındığında, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD ...hlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.
...
-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.
...
-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY ...hlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
"...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı ... ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine ... kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı."
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“... 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan ... KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.
...
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum...
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..."
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 08/11/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, 5 numaralı hakimlik-savcılık sınavına çalışma evinde 17/09/2009-12/10/2011 yılları arasında davacının üzerine kayıtlı … numaralı sabit hattın kullanıldığı ve bu evde kalanların bu numara üzerinden yakınları ile iletişime geçtikleri; 08/12/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, davacının 18 numaralı çalışma evinin murakıplık görevini yaptığı; 05/10/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, davacının 85 numaralı çalışma evinin murakıplık görevini yaptığı ve burada kalan adaylara evin mülakat evi olarak kullanımına başlanmasında sonra mülakat provası yaptırdığı hususlarının tespit edildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 08/11/2018, 08/12/2018, 05/10/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarından davacının hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığı, hakim- savcı adaylığı döneminde ise bu evlerden sorumlu murakıp olarak görev yaptığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalmış ve bazı evlerden sorumlu murakıp olarak örgüt içinde görevlendirilmiş olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/58930
Karar No : 2022/4819
**DAVACI:** …
**VEKİLİ:** Av. …
**DAVALI:** … / …
**VEKİLİ:** Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların, savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, FETÖ ile iltisak ve irtibatı konusunda kişiselleştirme yapılmadığı, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, kanunların geriye yürümezliği ilkesinin, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin, adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği, kararlarda bahsedilen soruşturmalarla şahsının hiçbir ilgisi bulunmadığı, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi veya mensubu olmadığı gibi iltisakı ve irtibatının da bulunmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. ve 4. maddelerinin, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen … tarih ve … sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Davalı idarece derdestlik nedeniyle davanın incelenmeksizin reddi gerektiği ileri sürülmekte ve yapılan araştırmada da bu davadan başka davacı adına aynı istemle Danıştay Beşinci Dairesi'nin E:2017/5837 esasına kayıtlı bir davanın daha açıldığı anlaşılmakta ise de, bakılan davanın açılan ilk dava olması nedeniyle derdestlik hususunun sonradan açılan davada değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun dava konusu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu sabit görülmekle beraber hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği de tespit edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve anılan kararının itiraz edilmeden 18/05/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 24/03/2021 tarihli Danıştay Savcı Düşüncesine Cevap Dilekçesi ve eki CD, 29/03/2022 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacının Kendi Beyanı ve Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacının etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği ifade şu şekildedir:
Davacı Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/01/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "Ben 2005 yılında Ankara Hukuk Fakültesini kazandım, 2009 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum ve ben Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğum 4 yıllık süreçte 1,5 yılını yapıya ait olmayan yurtta kaldım, diğer kısımlarda ise yapıya ait evlerde kaldım. Ben 4. Sınıfın ikinci dönemine geldiğimde yapı evinde kalırken kariyer görüşmesi adı altında benimle bir görüşme yaptılar. Bu görüşme genelde bölgedeki evlerden birisinde yapılıyordu. Benimle de bölgedeki bir evde kariyer görüşmesi yaptılar. Benimle görüşmeyi kod adını hatırlamadığım E.G. isimli yaptı. Bu şahıs benim Ankara Hukuk Fakültesinde üst dönemden mezundur. Bu şahıs bana ne yapmak istediğimi sordu, ben de hakim, savcı, avukatlık veya akademisyenlik yapabilirim diye söylemem üzerine bana "biz sizin hakim savcılığı daha iyi yapabileceğinizi düşünüyoruz" şeklinde söyledi. Benimde kafamda somut bir şey olmaması nedeniyle olabileceğini söyledim. Ayrıca benimle beraber N.K., N.H., M.Y., G.Ş., A.Ö. de vardı. Bunlar da kariyer görüşmesi için E.G. ile görüştüler. Sonra okuldan mezun olduk. Ben okuldan mezun olduktan sonra memleketime gittim, benimle telefonla irtibata geçtiler ancak benimle kimin irtibata geçtiğini hatırlamıyorum, Ağustos ayının ikinci haftasında ben Ankara'ya gittim. Beni otogarda gideceğim evin murakıbı olan ... kod adlı ... isimli şahıs karşıladı, daha sonra eve gittik. Eve gittiğimizde benim dışımda E.B., S.S., ... isimli şahıs, Y.C. (soyisminden emin değilim) vardı. Bu evin sorumlusu yani murakıbı ... kod adlı ... idi. Bu evin ser murakıbı kimdi ben bilmiyorum, çünkü bizim eve ... kod adlı ... dışında hiç gelen olmadı. Biz bu saydığım kişilerle 2009 yılında açılan Adli Yargı Hakim - Savcı sınavlarına hazırlandık, o dönemde sadece Adli Yargı sınavı açılmıştı, İdari Yargı Sınavı açılmamıştı. Bu eve gittiğimizde bizden telefonların kartı ya da bataryasının alındığını hatırlıyorum, bu evde telefon kullanmak yasaktı. Bu evde telefon kullanmanın yasak olması nedeniyle ... kod adlı ... bana "sen Ankara Hukuk mezunusun dikkat çekmez, bu eve senin üzerine içerden dışarı aramaya kapalı, dışardan içeri aramaya açık bir hat alalım şeklinde söyledi. Ben de bu durumu kabul ederek telekomdan üzerime olan sabit bir hat aldım. Daha sonra telefonlarımız toplandıktan sonra bu hat ile evde bulunan kişiler-aileleri ile irtibata geçiyordu. Ben de ailemle görüştüğümü hatırlıyorum, başka kimse ile görüşmedim diye hatırlıyorum. Bize bu evlerin var olduğunu kimseye anlatmamamız, bahse konu telefon numarasını çekirdek ailemiz dışında kimseye söylemememiz hususunda telkinde bulunuyorlardı. Bu evde ... kod adlı ... genelde haftada bir toplantı yapıyordu. Ne kadar çalıştığımızı, ne iş yaptığımızı an itibari ile soruyorlardı. Bu evin kirasını ... kod adlı ... hallediyordu, diğer iaşe ve faturaları da evde bulunan bizler ödüyorduk. Bu evlere evde bulunan kişiler dışında girilmesi yasaktı. Ben bu evde çalıştığım dönemde soru verilmesine ve soru alınmasına ilişkin herhangi bir olaya şahit olmadım. Ben soru almadım, bu hususu kabul etmiyorum. Ayrca biz bu evde kaldığımız dönemde/aylık deneme adı altında teşt çözüyorduk, denemeleri çözüp cevaplarına baktıktan sonra ... kod adlı ... bu denemeleri topluyordu. Ben bu evde yukarıda saymış olduğum arkadaşlarla birlikte 2009 yılında açılan Adli Yargı Hakim-Savcı sınavlarına gjrerek kazandım. Benimle beraber E.B. de bu sınavı kazandı, ancak evde kalan aığer üç kişi sınavı kazanamadı. Bunun üzerine mülakat döneminde beni bu evden alarak Batıkentte görsem teşhis edebileceğimi düşündüğüm bir eve götürdü. Ben E.B.'nin mülakat evine gidip gitmediğini, kalıp kalmadığını tam olarak hatırlayamıyorum. Ben mülakat evine gittiğimde bu evde B.D., Z.M., N.C., A.Ö. isimli şahıslar vardı. Ben bu evde sorumlu, murakıp veya ser murakıp varmıydı, yokmuydu tam olarak hatırlamıyorum. Bu mülakat evinde kimin getirdiğini hatırlamıyorum, ancak mülakat sınavlarında çıkabilecek soruları içerir bir fasikül dağıtıldı. Biz bu evde bulunduğumuz dönemde şu an ismini hatta fiziki görüntüsünü dahi hatırlamadığım bir bayanın mülakat provası yaptığını hatırlıyorum, ancak bunu görsem teşhis edemem, zaten bu evin sorumlusunu da hatırlayamadım, aklıma gelirse evin sorumlusu ve eve mülakat provasına geleni söylemek istiyorum. Kimin verdiğini hatırlamıyorum ancak bu evde bulunduğumuzda bize hitaben etek boyunun dizin dört parmak altında olsun, çok kalında olmayacak ince de olmayacak ten çorap giyilecek, saçlar düzgün olacak, topuklar ve makyaj abartılı olmayacak, lacivert veya siyah takım olacak, mümkün mertebe beyaz ve sade gömlek giyilecek diye söylediler, ayrıca bize hemşerilerden veya memleketimizde çalışmış kişilerden referans aramamızı söylediler. Daha sonra bu evde kalan arkadaşlarla birlikte mülakata girdik. Bu evde kalan tüm arkadaşlar benimle birlikte mülakatı kazanarak 2010 yılı Mayıs ayında 12.Dönem Hakim-Savcı adayı olarak staja başladık.... Ben mülakatı kaldıktan sonra kimin dediğini tam olarak hatırlamıyorum ancak bana Ankara ilini staj yeri olarak seçmem söylendi. Ben de Ankara Adliyesini seçtim, daha sonra Ankara Adliyesinde 12. Dönem hakim savcılardan oluşan bir grupla birlikte dört ev tutuldu, bunların bir tanesini de ben tuttum. Göreve başladıktan sonra bizden ilk maaşımızın tamamını istediler, ben de ilk maaşımın tamamını verdim, ancak adaylık döneminde maaşlarımızdan % 10, %15 lik gibi bir oranda para vermedik, çünkü adaylık maaşımız azdı, biz kendi evlerimizin masraflarını karşıladık. Ayrıca 12. Dönemde Ankara Adliyesinde staj yapan ve yapıya mensup olan kişiler ile 4 ev tutuldu....Bu evlerden sorumlu olan kişi yani Devre Mesulü olan kişi H.G. idi. Halime'nin üstünde bir dönem Yargıtay Tetkik Hakimliği yapan F.B.Ö. vardı. F.B.Ö. bu görevde bulunduğu dönemde o dönemde Ankara Adliyesinde staj yapan adli ve idari tüm hakim-savcı adaylarından sorumlu devre mesulü ise Yargıtay Tetkik Hakimi olan R.A. idi. Bizim dönemde Hakim-Savcılar çok deşifre olmaya başlayınca Devre Mesulünün üstünde sivil olan kişiler görevlendirildi. Bu dönemde ...'nin üstü olan F.B.Ö. ve onun üstü olan R.A. görevlerini sivillere devrettiler. F.B.Ö. bu-görevi ... kod adlı birine devretti, R.A. ise görevini ... kod adlı şahsın eşi olan ismini ve kod adını hatırlamadığım bir şahsa devretti. Biz; bu staj evlerinde kaldığımız dönemde bize başka devrelerin evlerinde kalmamamız ve o evlerle ilgilenmememiz hususunda telkinde bulundulduğu için ben başka evler varmıydı bilmiyorum. Biz dönem olarak toplamda iki sene staj yaptık, staj döneminde yapıya mensup olmayan bir kişi ile ilgilenilmesi hususu vardı, buna zimmetlenme deniyordu. Zimmetlenmedeki amaç zimmetlenen kişilerin de ileride hakim-savcı olacak olmaları ve bu kişilerin bizleri ve yapıyı iyi bilmelerini sağlamak olduğunu düşünüyorum. Bana zimmetlenen kişi yapıyla alakası olmayan E.T.'dir. Ben bunun dışında staj döneminde kimin kime zimmetlendiğini tam olarak hatırlamıyorum. Ben yaklaşık bir sene staj yapıp yapıya ait staj evlerinde kaldıktan sonra hemşerim olan ve mülakat döneminde bana da yardımcı olan M. F. isimli şahıs bana "U.D. isminde birini tanıyorum, seni evlilik amacıyla hemşerim olman nedeniyle iyi biri ile tanıştırmak istiyorum" diyerek beni eşim ile tanıştırdı ve ben eşim ile evlendim. Zaten daha sonradan M.F.'nin evlenmeden sorumlu olduğunu öğrendim. Bizim evlendirilmemizde cemaatte bu işlerle uğraşıyor olmasından çok hemşerim olmasından dolayı aracılık etti, ancak birilerinden illaki onay aldığını düşünüyorum, zaten eşim de o dönemde yapıya ait staj evlerinde kalıyordu....Yukarıda belirttiğim 4 staj evinde kalan şahıslar ile staj sonrası 2013 yılı bahar aylarında bir kez Ankara'da biraraya geldik. Bunun dışında bu şahıslar ile görüşemedim. Zaten bu buluşmamızda da herkes başka şehirlerden geldiğinden 2 saat kadar birlikte zaman geçirdikten sonra ayrıldık. Ayrılmadan önce her yıl bahar ya da yaz aylarında biraraya gelmeyi planlamıştık, ancak bu buluşmadan sonra 17/25 Aralık olayları olunca tedbir maksadı ile bir daha bin araya gelmedik. Bu nedenle yukarıda isimlerini belirttiğim staj evlerinde kalanların görev yaptıkları yerlerde yapıyla alakalı neler yaptıklarını bilmiyorum. Ben Ankara Adliyesinde staj yaptığım sırada Akademi stajı döneminde yanlış hatırlamıyorsam H.G.’nin üstündeki F.B.Ö. bana sınıf başkanı olmam gerektiğini söyledi ve ben de ilk akademi de sınıf başkanı olarak seçildim, ikinci akademide başkan olmam istenmediği için sınıf başkanı olmadım. Ben ayrıca akademide kalmadığım için sınıfların ayarlanması hususunda bilgim yoktur.... Ayrıca ben yapı içerisinde staj yaparken kimin aracılık ettiğini hatırlamıyorum ancak ... kod adlı bir şahıs ile görüşme yaptım. Bu şahıs bana bizden sonra adli yargı hakimlik-savcılık sınavına girecek dört kişi ile bir evde ilgilenmemi istedi. Sonradan öğrendiğim kadarıyla bu dört kişi ile ilgilenen kişiye MURAKIP deniyordu. Bana arada sırada bunların hallerini hatırlarını sorarsın ve ilgilenirsin şeklinde söylemişti. Ben de bu durumu kabul ettim. Bu şahıslar ile ilgilendiğim dönemde 15 günde bir gidip hal ve hatırlarını soruyordum. Bu şahıslara bu evde deneme çözdürdüğümü hatırlıyorum, bu denemeleri ... Kod adlı şahıstan alıyordum. Ben bu evle ilgilenmeye başladığım dönemde bu evde E.Ö.Y., E.P.Z., Nesibe isimli şahıs ve Ş.A. isimli şahıslar vardı. Başka bir şahıs varmıydı şu an hatırlamıyorum, ancak bu dört şahsı net olarak hatırlıyorum, görsem teşhis edebilirim. Ayrıca bu evle ilgilendiğim dönemde benim üstüm olan ve SER MURAKIP olarak adlandırılan kişi ... KOD ADLI şahıstı. Bu şahıs o dönemde Danıştay'da tetkik hakimi olarak görev yapıyordu. Bu şahsın bu bilgisi dışında başka bir bilgisini hatırlamıyorum, bu şahıs kısa boylu, hafif kilolu, küt saçlı biriydi. Bu şahsı görsem kesin olarak teşhis ederim. Ben ... kod adlı şahsın bana bir takma ad kullanmam gerektiğini söylemesi sonrasında ben ... adını kullandım. Bunlarla ilgilenmeyi bıraktıktan sonra da bu ... adını kullanmayı bıraktım. Ayrıca murakıplık görevi yaptığım dönemde yanlış hatırlamıyorsam ...'nın vermiş olduğu ikinci bir telefon kullandım. Bu telefonu sadece ... kod adlı şahıs ile irtibata geçmek için kullandım. O iş bittikten sonra da bu telefonu imha ettim. Bu telefonla sadece ... Kod adlı şahsın çakma hattı ile irtibat kurdum, başka işlerde kullanmadım.". Davacı Tokat CBS de alınan 20/01/2017 tarihli ifadesinde; '' Ben 2012 yılının Temmuz ayında Siirt Merkez e kura çektim. Eşimde yanıma stajer olarak geldi. Biz kura çekmeden önce kura çektiğimiz yerde bizimle irtibata geçileceği söylendi, daha sonra ben Siirt merkeze gittim. Siirt ilinde görev yaptığım sırada yapıdan benimle H.S.K. isimli şahıs irtibata geçti. H.S.K. bana ve eşime ailecek tanışacağımızı, bizim küçük grubumuz olacak ve grup halinde görüşeceğiz, şeklinde söyledi. Grup sorumlusu H. S. K. idi. Bu grupta H.S.K. ve eşi G.K., ben ve eşim, M.B. ve eşi E.B., C.Ü. ve eşi F.Ü. vardı. Bu grupta ayda bir ortalama toplanıyordu. Klasik olarak dini sohbetler yapılıyordu. Ayrıca bu gruptaki herkesin evli olması nedeniyle maaşımızın yüzde 10 unu himmet olarak veriyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam ortalama 100- 120 TL civarında yıllık gazete dergi aboneliği parası alıyorlardı. Ancak abonelikler bizim üzerimize olmuyordu. Ayrıca H.S.K. nın üstünde sivil olduğunu bildiğim Gaziantep ten gelen yanlış hatırlamıyorsam Sait kod adlı bir kişi vardı. Bu toplantılarda bayanlar H.S.K. nın eşi olan G.K. ile birlikte erkeklerde ayrı ayrı odalarda toplanıyorduk. Biz Siirt te 2012 yılının Mayıs ayından 2013 yılının Haziran ayına kadar görev yaptık ve bir sene boyunca bu grupla devam ettik. Daha sonra eşimin stajı bitti ve eşim Sivas merkeze kura çekti. Daha sonra bende Sivas a gelerek görev yapmaya başladım....2013 yılı Haziran ayında eşimin Sivas merkeze kura çekmesi nedeniyle Sivas a geçtik. Gittiğimizde ara dönem olduğu için lojmanda yer olmadığını, yaz kararnamesinin henüz çıkmadığını, en az üç dört ay beklememiz gerektiğini söylediler. Bunun üzerine Sivas ta adliyeye yakın ev tutmak zorunda kaldık. Biz Sivas a yerleştikten sonra yanlış hatırlamıyorsam ... isimli o dönemde Ankara dan geldiği söylenen bir kişinin telefon numarası verildi. Bu şahsı bir kereye mahsus adliyeden bağlatarak aramamız söylenildi. Eşim bu şahsı aradı ve evimizin adresini verdi. ... isimli kişi bize zaman söyleyerek sizin eve geleyim tanışalım sonrasında yine görüşürüz şeklinde söyledi. ... isimli şahıs sivildi. Hatırladığım kadarıyla bu gruptan ... isimli şahıs sorumluydu. Bu dönemde grup başkanı olup olmadığını hatırlamıyorum. Bu grupta ben ve eşim, İdari yargı hakimi B.K. ve eşi hakim A. K., hakim H.Ç., Divriği hakimi G.Ö. ve Sivas ın Koyulhisar ilçesinde hakim olarak görev yapan ismini hatırlayamadığım erkek şahıs vardı. Bu grubun T4 veya T5 grubu olduğunu hatırlıyorum. ... isimli şahıs ilk toplantı da bize "Telefonla irtibata geçmeyeceğimizi, her toplantıda bir sonraki toplantının gün ve saatinin belirleneceğini, toplantıları bizzat kendi yapacağını, himmet paralarının bizzat kendisinin alacağını, toplantıların evimizin Sivas merkezde olması nedeniyle bizim evimizde ve B.K.' nın evinde dönüşümlü olarak yapılacağını" söyledi. Yine Siirt teki grupta olduğu gibi maaşlarımızın yüzde 10 unu himmet olarak veriyorduk. Dergi aboneliği parası veriyorduk. Ayrıca biz Sivas ta bulunduğumuz dönemde HSYK seçimleri o dönemde yapılmıştı. Bana ve eşime bağımsızlar olarak adlandırılan gruba oy vermemiz için ... isimli şahıs bize listeyi verdi. Çoğunluğu bağımsızlar olmak üzere bir kısım diğer adaylara da oy verdim. Biz Sivas ta görev yaptığımız dönemde yüzde 10 luk himmet yüzünden ekonomik kriz yaşıyorduk bu nedenle yapıdaki kişilerle sıkıntı yaşadık. Bu nedenle zaman zaman yapıyla büyük sorunlar yaşadık. Biz sivas tan 2015 yılındaki yaz kararnamesi ile Mardin ili Ömerli ilçesine tayin gittik. HSYK seçimleri dönemünde Fethullah GÜLEN in rüyasında gördüğünü, seçimleri bağımsızların kazanacağı söylendi. Biz HSYK seçimlerini bağımsızların kazanamaması, Sivas taki maddi sorunlar nedeniyle eşim Ömerli ilçesine gittiğimizde bir daha yapıyla görüşmeme kararı aldı hatta Sivas ta bulunduğumuz dönemde yanlış hatırlamıyorsam ... isimli şahıs bylock yüklemek istedi, eşimde bu kadar gizli bir programı yüklemeye gerek var mı, başımızı belaya sokacaksınız şeklinde söyledi. Ancak ... isimli şahıs ısrarla o dönemde bylock yüklediğini hatırlıyorum. Biz Ömerli ilçesinden sonra bir daha görüşmeme kararı aldık ve kimseyle görüşmedik...... Bizim üniversite, akademi, staj ve meslek hayatımız boyunca bizden sorumlu olan kişiler genelde namaz kılar, kılmaz, oruç tutar, tutmaz, içki içer içmez, hayat görüşü, alevi mi değil mi, ülkücü mü , ulusal cı mı , cemaate yakın mı uzak mı sempatisi var mı yok mu şeklinde sorular soruyorlardı. Bizde bildiğimiz kadarıyla tanıdığımız kişiler hakkında bilgi verdiğimiz olmuştur. Yapı içerisinde bu duruma menfi müspet bilgi toplama deniliyordu, dedi. Benim bildiğim gördüğüm bundan ibarettir. Ben eşim U.D. ile görüştüm, eşimde buraya gelerek ifade vermek istiyor..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.D., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31/07/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; '... bizimle görüşmeye geldiğinde yanında ismini ... olarak bildiğimiz eşi ile birlikte geliyordu. ... bayanlarla bir araya geliyordu. İlgilendiği bayanlar ise ..., ... ve eşim ...’ydı.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ö.Y., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "Mezun olduktan sonra tahminimce yukarıda bahsettiğim ... isimli kızında üstünde görevli olan Şube isimli (kod adı olabilir), açık kimlik bilgilerini bilmediğim görsem tanıyabileceğimi düşündüğüm başka bir sohbet ablası beni memleketimde bulunduğum sırada arayarak çalışma evlerine gelmem gerektiğini söyledi ve ne zaman gelebileceğini söyledi ve ne zaman gelebileceğimi sordu. Ben de ramazan bayramından sonra geleceğimi söyledim. Yine bu dönemde bizim evden sorumlu ve kod adı ... olan ancak gerçek isminin ... olduğunu öğrendiğim 12. Dönemde hakim savcı olan bir şahıs vardı. Bu şahıs bizimle ilgilendiği dönemde bizden üst dömedi ve stajyerdi. Benim tahlimin evin kira ödemesini ve evin kurulmasını, ev sahibi ve emlakçı ile görüşmeleri bu kişi sağlıyordu. Ben bu kişiyi görsem rahatlıkla teşhis edebilirim. Bu şahıs haftada bir defa gelerek sohbet yapardı. Ayda bir yapılan denemeleri eve bu şahıs getirirdi. Haftalık ders çalışma saatimizin 10 saat olup olmadığın, haftalık ne kadar kitap okuduğmuzu takip ediyordu. evde kim kiminle, hangi odada kalacak bunları ayarlıyordu, herhangi bir sorun yaşandığında sorunun giderilmesinden bu şahısm sorumlu idi. Ayrıca bu evde sohbetler esnasında bir şeye şahit olmuştum, evdeki bulunan arkadaş ve ... ile sohbet ettiğimiz esnada, ... bize hitaben " size cemaat meslekten istifa edin çıkın şeklinde söylese istifa eder misiniz" şeklinde söylemişti. Bunun üzerine ben ...'ya "Niye istifa edeyim ki " şeklinde söyledim. Cep telefonumu ... kod adlı ... ankesörlü telefondan arayarak ikinci sınava hazırlanmak için ne zaman geleceğim konusunda bilgi aldı. Tam olarak hatırlayamadığım bir tarihte ikinci sınava hazırlanmak üzere tekrar Ankara'ya gittim. ... kod adlı şahıs beni ikinci sınava hazırlandığım eve götürdü, şu anda bu evin hangi semtte olduğnu tam olarak hatırlayamadım.''
Aynı kişiye ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/02/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "....:Bu şahsın Mersinli olduğunu hatırlıyorum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Bu şahısla 1. Hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldık, adli hakimlik sınavını kazanarak evden ayrıldı, sonrada yapıdaki pozisyonunu bilmiyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Y.Ş., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 20/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Ben 2.Hakim Savcı Çalışma evinde 15-20 gün kadar kaldım. Bu evin sorumlusu yani Murakıbı ... isimli şahıstı. Bu şahsın üzerinde başkaca bir şahıs olup olmadığını bilmiyorum. Bu ev öncesinde kullanılan Hakim Savcı Çalışma evi olarak kullamlıyordu.2010 Adli yargı smavına az bir süre kaldığı için bi evde söylediğim üzere 15-20 gün kadar kaldım. Kalmış olduğum bu süre zarfında beraber kaldığım şahıslar E.G., ... İSİMLİ ŞAHIS, E. Ö., E.P. ve İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 1 KİŞİ vardı. Bu Şahıslar yeni mezun hukuk öğrencileriydi ve bu çalışma evinde smava hazırlanıyorlardı. Bu evde yine sabit bir hat vardı. Kalmış olduğum 1.Hakim Savcı çalışma evindeki tüm kurallar bu evde de geçerliydi. Yine çalışma evinin murakıbı olan ... isimli şahısta aynı şekilde eve kalmış olduğum süre zarfında 1 kere deneme kitapçığı getirdi ve gerçek sınav ortamında gibi çözdük ve sonrasında kaç puan aldığımızı hesapladık. Ben 2010 yılı Adli yargı sınavına bu evde girdim ve girmiş olduğum smavdan 85 civarında puan alarak 2010 yılında yapılan İdari ve Adli yargı sınavlarım kazanmış oldum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.D.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Ben 2009 yılı aralık ayındaki adli yargı sınavından mülakata hak kazanınca memleketimdeyken murakıb ... isimli şahıs beni tekrar arayıp mülakat evine davet etti. Bende kendi imkanlarımla üçüncü hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldığım ve benimle birlikte sınavı kazanan A.S. ile irtibata geçtim. Birlikte Batıkent semtindeki mülakat evine gittik. Bu eve bizi daha sonradan birlikte kalacağımız ... ... isimli şahıs götürmüştü. Çünkü ... ... bu eve bizden önce gelip kalmaya başlamışlardı. Bu mülakat evinde benimle birlikte A.S., ... ..., ... ve Z.M. isimli şahıslar vardı. Bu mülakat evinin sorumlusu da ... isimli şahıstı. Bu dönem içerisinde bizimle ... isimli şahıs ilgilendi. Bu evin kuralları hakim savcı çalışma evlerinin kurallarına benziyordu, kira ve fatura ödemiyorduk. Herkesin yanında cep telefonu vardı. Ailelerimizle cep telefonu ile görüşüyorduk. Evde sabit hat olup olmadığını hatırlamıyorum. Ayrıca bu evde mülakat için hazırlanmış yayın evi belli olmayan fotokopi halinde mülakat çıkmış soruları adı altında bir kitapçık olduğunu ve ordan mülakata çalıştığımızı hatırlıyorum. Bu evde kalmaya devam ederken evin sorumlusu ... isimli şahıs bize referans arayışımızda yön gösteriyor, Mülakat aşamasında ne tarz giyineceğimiz hakkında bilgiler veriyordu. Bize kıyafetlerin nasıl olması gerektiğini söylemişti. Siyah renkli takım elbise, içerisine beyaz gömlek, siyah topuklu ayakkabı, takım elbisenin etek kısmının oturduğumuz vakit dizin gözükmeyecek şekilde olması gerektiğini söyledi. Bunun şık durmayacağını belirtip söylemişti. Referanslarımıza giderken de bu kıyafetleri giyip gitmemizin uygun olacağını belirtmişti. Mülakat evinde kalmaya devam ederken gerçek mülakata gidiyor gibi mülakat hazırlığı yaptık. Evin sorumlusu ... isimli şahısla birlikte İSİMLERİNİ VE KOD ADLARINI BİLMEDİĞİM 3 ERKEK ŞAHIS geldi ve bizlere yani A.S., ... ..., ... ve Z.M. ve bana sırayla salona çağırarak gerçek bir mülakatmış gibi prova yaptık. Bana sıra geldiğinde bana hukuki sorular sordular. Prova sonrası hepimizi tek tek hakkımızdaki görüşlerini söylemek için tekrar çağırdılar. Beni çağırdıklarında etekten dolayı rahatsız olduğumu çok belli ettiğimi söylediler. Bunu belli etmememi eteğin beni bu kadar rahatsız ediyorsa eteğini biraz daha uzun giyebilirsin diye söylediler. Mülakatta çok heyecanlandığımı referanslarımı bir kez daha dolaşarak heyecanımı yenmem gerektiğini söylediler ve evden ayrıldılar. Ben bu evde kalmaya devam ederken 2010 yılındaki gerçek adli yargı mülakatına girdim ve mülakattan başarılı oldum. Benimle birlikte kalan A.S., ... ..., ... ve Z.M. de başarılı oldular."
Aynı kişiye ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 16/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında;“...İSTİŞARE TOPLANTISI: (KARİYER GÖRÜŞMESİ GERÇEKLEŞTİREN ŞAHISLARIN KATILDIĞI TOPLANTI): Ben ilk olarak istişare toplantısı olarak adlandırılan kariyer görüşmesi yapan şahısların bulunduğu grup olan benim üst dönemlerin bulunduğu gruba benimle birlikte ..., ... ,DİĞER İSTİŞARE GRUBUNDA DA OLAN İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 9 EYLÜL MEZUNU isimli şahıslar vardı. Bu gurubun İSTİŞARE ABLASI İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHISTIR. Benim bu kariyer görüşmesi ile ilgili açıklamak istediğim husus hukuk öğrencileri ile bir ve birden fazla toplu ve birebir görüşmelerin yapıldığı adına yapı içerisinde kariyer görüşmesinin denildiği ve bu kariyer görüşmesini o dönemde stajer hakimlerin yaptığını bildiğim kariyer görüşmesi öncesi kariyer görüşmesini yapacak kişilerin toplandığı İSTİŞARE TOPLANTINSINDA benimle birlikte ..., ..., İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 9 EYLÜL MEZUNU bir üst dönemim olan şahıslarla birlikte yaklaşık ayda bir kez yaptığımız toplantıya İSTİŞARE TOPLANTISI deniliyordu. Bizim İSTİŞARE ABLAMIZ da ... isimli Yargıtay tetkik hakimi olan şahıstı. Bu toplantıya da başkanlık eden kişiye İSTİŞARE ABLASI deniliyordu. 6-... İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadını ve nereli olduğunu bilmiyorum, Ankara Hukuk mezunudur, babasının imam olduğunu hatırlıyorum, bu şahısla 1. İstişare grubumda olan şahıstır, bu şahıs orta boylu, kilolu, açık tenli bir şahıstır, görsem teşhis edebilirim."
Aynı kişiye ait Tokat Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 16/11/2017 tarihli teşhis tutanağında ... olarak bildiği şahsı ... ... olarak net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanaklarında; "Ben E.Ç. ile yakın arkadaşımdır, ben Ankara'da 13.dönem hakim-savcı adaylığı stajı yaparken E.Ç de 12.dönem Ankara staj yapılanmasındaki evlerde kalıyordu. Arkadaş olmamız nedeniyle zaman zaman E.Ç.'nin kalmış olduğu 12.dönem staj evine gidiyordum. Bu nedenle yapının 12.dönem staj evlerinde kaldığım bildiğim kişiler vardır.... Ayrıca yine bu evlere gitmem ve ...'den duymam sebebiyle 12.dönem Ankara staj yapılanmasındaki staj evlerinde kaldığını öğrendiğim kişiler vardır. SOY İSİMLERİNİ HATIRLAMADIĞIM ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS vardı. Yine E.Ç.'nin bana anlatması üzerine bazı kişilerin yapı aracılığı ile evlendiğini duydum, bu bilgim duyuma dayalıdır, bunlardan da bahsetmek istiyorum. N.D. A.D. İSİMLİ şahısla, ... İSİMLİ şahıs ... İSİMLİ şahısla, ... İSİMLİ şahıs ... İSİMLİ şahısla yapı aracılığı ile evlendiğini biliyorum......102-... isimli şahıs: Nereli olduğunu ve hangi hukuk fakültesinden mezun olduğunu bilmiyorum. Buğday tenli kahverengi saçlı orta boylu kilolu açık bir bayandı. ... isimli şahıs benim üst dönemim olan 12. Dönem Adli Yargı Hakim adayıydı. Yapının staj evine gittiğimde yapının staj evinde kaldığını gördüm ve biliyorum. Yapı tarafından ... isimli şahısla evlendirildi. Yapıdaki görevi hakkında bilgim yoktur..."
Aynı kişiye ait Tokat Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında ... İSİMLİ ŞAHIS olarak bildiği şahsı ... ... olarak net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.C.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/08/2017 tarihli teşhis tutanağında; "İlk olarak 2005 -2006 yılları arasında Cebeci semtinde bulunan cemaat evinde kaldım. Bu evde benimle birlikte 3 kişi kalıyordu bunlardan soy ismini hatırlayamadığım ev ablalığı yapan Hukuk 2. Sınıf öğrencisi ... isimli bir şahıs vardı. ... haricinde yine soy ismini hatırlayamadığım ... ve ... isimli bölüm arkadaşlarım da vardı. Bu kaldığım evde normal rutin hayatımızın haricinde dini vecibelerimizi yerine getirirdik. Bunun haricinde haftalık olarak sohbetler yapılırdı. Bu sohbetleri genelde ... isimli şahıs yapardı. Bu sohbetler tamamıyla dini konular üzerine oluyordu ... Soy ismini hatırlamadığı ... isimli şahıs; bu şahıs ile birlikte üniversite birinci sınıfta Cebeci semtinde bulunan cemaat evinde kaldım. Bu şahıs Ankara Hukuk öğrencisiydi. Bildiğim kadarı ile Hakimlik savcılık sınavım kazanmıştı. Bildiğim kadarı ile ... yapı mensubu insanlardan birisiydi. Sonrasında yapı ile bağlantısını kesti mi kesmedi mi bilmiyorum....”
Aynı kişiye ait teşhis tutanağında ... İSİMLİ ŞAHIS olarak bildiği şahsı ... ... ... olarak net ve kesin olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö., Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/03/2016 tarihli sorgulama tutanağında; " İsmini ... olarak biliyorum kendisi yapıya mensuptur. FETÖ mensubudur."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.E., İstanbul(Anadolu) Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/04/2017 tarihli sorgulama tutanağında;''… sicil nolu … ...'nin hakim olduğunu biliyorum. Örgüt evlerinde kalıyordu ve birkaç evden sorumlu bölge sorumlusu olduğunu biliyorum. Ayrıca orgüt adına aktif faaliyet içerisinde idi. Gazete aboneliği, burs toplama gibi faaliyetler içerisindeydi. Sonraki faaliyetleriyle ilgili bir bilgim yoktur. ''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ç., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli sorgulama tutanağında;'Cemaatçi olarak bildiklerim Hakim ..., Hakim ... vardı. Bunlar benimle stajda irtibatı koparmamak için irtibata geçtiler. Cemaatçi olduklarını net olarak biliyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.S., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında;''Bunların haricinde eşlerinin kim olduğunu bilmediğim ancak cemaat evliliği yaptıklarını bildiğim kişiler; H.A., Ş. L.A., M.S.Ç., R.U., A.G., N.A., T.Ö., H.C., E.E.E., A.D. (Hâkim adaylığı döneminde Fethullah Gülen Cemaati mensubu evlerde kalıyordu, ... isminde bir kişiyle tanıştırıldı ve evlendirildi.) ... ..., S.A., G.K.'dir. Bu kişiler, gerek adaylıkları gerekse de adaylık sınavına hazırlık dönemlerinde Fethullah Gülen Cemaati mensubu evlerde kalmışlardır, bu nedenle cemaat tarafından uygulanan sistemle katalog evlilik yapmışlardır diye biliyorum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/09/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında;''... KOD ADLI ... (... DA OLABİLİR) İSİMLİ ŞAHIS; Bu şahsın adı ... ya da ... olabilir. Bu şahısın nereli olduğunu bilmiyorum. Hakim Adayı idi. Bu şahıs 1. Çalışma evine DİMOND isimli kitapları getiren şahıstır. Orta boylu biraz kilolu ve beyaz tenli idi.Görsem teşhis ederim.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K., ... Ağır Ceza Mahkemesine hitaplı olarak yazmış olduğu 21/06/2018 tarihli dilekçesinde; "Sonra yine bu yapıda mülakat evlerinin devamı olan staj evlerinde kalmaya başladım.Burada bize kendisini ... Olarak tanıtan F.B.Ö. ile tanıştık.Bir de ... olarak tanıtan isminin R.A. olduğunu öğrendiğim kişi vardı.Staj döneminde ben Demirtepe’de bir evde ...,...,... ile kalıyordum.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.B.,Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/09/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ''Ben yukarıda beyan ettiğim gibi 2009 Aralık ayındaki Hakimlik Savctılık sınavlarına hazırlanmak için kaldığım yapılanmaya ait evde sabit bir numara vardı, … noIu numaranın kimin üzerine kayıtlı olduğunu bilmiyorum, ailemiz bize evdeki sabit numaradan ulaşıyordu, hatta ben ailem Ankara ilinde ikamet ettiği için bu evden ayrılarak yanlarına gittiğim zamanlarda birlikte aynı evde kaldığım ... ...’ü aileme alt sabit numaradan aramışlığım olmuştur, ''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.A., Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu Başkınlığına hitaplı olarak yazmış olduğu 16/05/2017 tarihli dilekçesinde; ''N.K. ve ...'in yakın arkadaşıydı. Hakim olduğunu duymuştum. Tahminen 12. Dönem hakimlerindendir. Akademide bir kez dolmuşta görmüştüm. Normalde soyadını hatırlamıyorum ancak E.Ç. isimli hakime sordum ve ondan öğrendim. Fakültede, ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... aynı dönemde okumuşlardı. ..., ben fakültede iken büyük ablalığa kadar yükselmişti. Fakülteden sonra onunla görüşmediğimizden cemaatle bağlantısını devam ettirip ettirmediğini bilemem.''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.A., Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına hitaplı olarak yazmış olduğu 02/11/2016 tarihli dilekçesinde; ''HSYK Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarihli ve 02.09.2016 tarihli meslekten ihraç kararlarındaki isim listelerindeki A.B., N.H., ..., M.Ç. adlı kişiler üniversitede sınıftan ve üst dönemden tanıdığım, ev ablası olduğunu bildiğim kişilerdi. ''
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.Ç., Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/03/2017 tarihli sorgulama tutanağında; ''Akabinde akademide tanıştığım ... beni seçimlerden kısa bir süre önce telefonla aradı. Kendisi ile bir samimiyetimiz yoktu beni aradığına şaşırmıştım. Telefonda bana kararnamede Susurluk'a tayin olduğumu gördüğünü kendisinin de Balıkesir civarından geçtiğini evime uğrayıp beni ziyaret etmek istediğini söyledi. Ben de gelebileceğini söyledim. Evime geldi. Ben misafir olduğu için eşimi de çağırdım. Havadan sudan sohbet ettikten sonra bana şuan isimlerini hatırlayamadığım ancak HSYK seçimlerine bağımsız adı verilen listeden girecek olan 2 kişinin ismini söyleyerek bu kişilere kendisinin oy vereceğini benim de vermemi tavsiye ettiğini söyledi. Ben ziyaretinin amacını anlayınca bozuldum sinirlendim ve ben kime oy vereceğimi bilirim ... diyerek konuyu kapattım. ...'nın bana söylediği isimleri şuan hatırlayamıyorum ancak bağımsız listeden olduklarına eminim isimleri şuan çıkartamadım.''
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgütün hakim savcı çalışma evlerinin sorumlu ablası olarak görev yaptığına, kod isim kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
a-2) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları:
Dava dosyasına sunulan ... user id numaralı Bylock kullanıcısı ile ... user id numaralı Bylock kullanıcısı arasındaki yazışma içeriklerinde ''... ... … ... T T5 139933 ... … T T5'' şeklinde davacının isminin geçtiği belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen mesajlarda; davacının görev yeri ve örgüt içerisinde derecesini gösteren ibarenin olduğu görülmüştür.
Davacı tarafından bu yazışmalara ilişkin beyanda bulunulmamıştır.
Yukarıda yer verilen davacının adının geçtiği ByLock yazışma içerikleri ve kararda yer alan tanık ifadeleri birlikte dikkate alındığında, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD ...hlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.
...
-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.
...
-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY ...hlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
"...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı ... ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine ... kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı."
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“... 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan ... KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.
...
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum...
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..."
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 08/11/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, 5 numaralı hakimlik-savcılık sınavına çalışma evinde 17/09/2009-12/10/2011 yılları arasında davacının üzerine kayıtlı … numaralı sabit hattın kullanıldığı ve bu evde kalanların bu numara üzerinden yakınları ile iletişime geçtikleri; 08/12/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, davacının 18 numaralı çalışma evinin murakıplık görevini yaptığı; 05/10/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, davacının 85 numaralı çalışma evinin murakıplık görevini yaptığı ve burada kalan adaylara evin mülakat evi olarak kullanımına başlanmasında sonra mülakat provası yaptırdığı hususlarının tespit edildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 08/11/2018, 08/12/2018, 05/10/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarından davacının hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığı, hakim- savcı adaylığı döneminde ise bu evlerden sorumlu murakıp olarak görev yaptığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalmış ve bazı evlerden sorumlu murakıp olarak örgüt içinde görevlendirilmiş olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.