Danıştay5. DaireTicaret Hukuku
Danıştay 5. Daire E.2016/48197 K.2021/2710
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/48197
Karar No : 2021/2710
**DAVACI:** ...
**VEKİLİ:** Av. ...
**DAVALI:** ... Kurulu / ...
**VEKİLİ:** Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu karar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ...tarih ve ...sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı; 36.maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 138.maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kurala bağlanmış, Anayasa'nın ''Hakimlik ve savcılık teminatı'' başlıklı 139. maddesinde ise ''Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.'' hükmüne yer verilmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmalarının en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda
faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan
kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan, davacı vekili tarafından 25/08/2020 tarihli dilekçe ile dava konusu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu karara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan 31/05/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesinde cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu davacıya 04/06/2020 tarihli ara kararımızla bildirilmiş, ikinci savunma dilekçesine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ...adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …...abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “...isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …...bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ...kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" yer almaktadır. Anılan tutanakta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.12.2016 tarih ve 2016/180056 sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin 0507.....34, tespit edilen cihazlara ait IMEI numaralarının ...ve ...olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:...sayılı dosyasında davacının 0507.....34 nolu GSM hattı ile 09/11/2014-04/02/2015 tarihleri arasında 637 kez ByLock uygulamasına bağlantı kurduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, Bylock kullanıcısı olmadığı, Bylock delilinin hukuka aykırı olarak elde edildiği, bylock kullanımına ilişkin ID, mesaj, içerik ve kayıtların bulunmadığı beyan edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit Tutanağı"nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı"nın incelenmesinden; davacı tarafından 0507.....34 GSM numarasından, ...ve ...IMEI numaralı cihazlarla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.A., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 06/09/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "..."... 1. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ:(2013 YILI TEMMUZ YADA AĞUSTOS AYINDAN 2013 YILI ARALIK AYINDA YAPILAN ADLİ YARGI SINAVINA KADAR KALDIĞINI BEYAN EDER); ...KOD ADLI şahıs ile bu eve ilk giden bendim. Sonrasında bu eve ... isimli şahıslar geldi ve bu evde 6 kişi olarak 2013 yılı Aralık ayında yapılan Adli Yargı Sınavına kadar birlikte kaldık. Bu evde bulunduğum süre zarfından MURAKIP ve SERMURAKIP kavramlarını öğrendim. Yapı içerisinde MURAKIP olarak adlandırılan şahıs haftada en az bir kere çalışma evine gelir, bire bir bizimle ilgilenirdi. Dışardan yardımcı kaynak kitap isteğimiz olduğunda MURAKIP getirirdi. Zaman zamanda ihtiyaçlarımız için maddi yardım sağlardı. Bu paraları ortak olarak ev ihtiyaçlarında kullanırdık Yapı içerisinde SERMURAKIP olarak adlandırılan şahıs ise daha seyrek olarak gelirdi. MURAKIP ’ın üstü idi. Bu şahısta yine geldiği zamanlarda hal hatır sorar sorunlarımızı dinlerdi. Kalmış olduğum 1. Hakim Savcı çalışma evinin MURAKIP’ı ... KOD ADLI ... isimli şahıs idi. SERMURAKIP’ı ise … KOD ADLI H.N. isimli şahıstı. Bu şahısların KOD adı kullandığını biliyordum, gerçek isimlerini Gümüşhane CBS ’na vermiş olduğum ifadem esnasında öğrendim. Kalmış olduğum 1. Hakim Savcı çalışma evinde ara ara bu evde yaşananlar ve birlikte kaldığımız şahıslar ile yaşadığımız şeylerle ilgili yemin ediyorduk. Bu yemini sorumlularımız yaptırmaktaydı. Kalmış olduğum çalışma evinde cep telefonu kullanmak yasaktı. Benim yanımda götürmüş olduğum cep telefonumu ... KOD ADLI MURAKIP’İMİZ aldı. Bu evde ailelilerimiz ile iletişim kurmamız için eve sabit bir hat bağlamamız istendi ve bunun üzerine ... KOD ADLI SERMURAKIP bana hat almamı söyledi. Alacağım hattında içerden dışarıya kapalı olmasını yani bir tek dışardan ailelerimizin bizi arayabileceği şekilde olmasını tembihledi ve bende bunun üzerine Telekom bayiine giderek bu evde kullanılmak üzere adıma sabit bir hat aldım. Bu sabit hattın numarasını şu an hatırlamıyorum. Bu hattın sözleşmesi ve sözleşmedeki imzalar bana aittir. Ben ve çalışma evinde birlikte kaldığımız şahıslar aileleri ile adıma olan bu sabit hat üzerinden iletişimlerini sağlamışlardır. Kalmış olduğum çalışma evinin kimin kiraladığını aboneliklerinin kime ait olduğunu bilmiyorum. Sabit hat benim adımadır. Bu evde aylık çok cüzi bir miktarda iaşe giderlerimiz için para topluyorduk, onun haricinde kira giderleri ve diğer abonelik giderleri sorumlularımız yani yapı tarafından karşılanıyordu. Bu evde toplu olarak dışarı çıkmamız yasaktı. Herhangi bir durum olduğunda ... KOD ADLI MURAKIP’IMIZ eve bir GSM numarası bırakmıştı. Biz de dışardan ankesörden ya da büfelerden sorunumuzu bildirmek için aradığımız olmuştu. ... KOD ADLI MURAKIP’IN bize ulaşmamız için vermiş olduğu GSM numarasını birkaç kez değiştirdiğini hatırlıyorum. Bu evde kaldığımız süre boyunca komşularımız ile muhatap olmamamız konusunda uyarılmıştık. Bu çalışma evinde kural olarak başı açık olmamız gerekiyordu. Bu evde kalanlardan kimin başının kapalı olduğunu bilmiyorum ancak evde kalan herkesin başı açıktı. Bu evde yine dini vecibelerimizi yerine getirirdik. Bu evde yine sorumlularımız tarafından ne kadar ders çalıştığımıza dair ve ne kadar ibadet ettiğimize dair iki yönlü çetelelerimiz bireysel olarak bizden alınırdı. Özellikle sabah namazına kalktığımızda her odanın ışığının yanması yerine ortak kullanım alanımızın ışığının yanmasını ve burada namazımızın kılmamızın tedbiren uygun olduğunu tembih etmişlerdi. Sabah ve akşam tesbihat yapmaktaydık. Bu tesbihatların da toplu ve komşuların duyamayacağı şekilde yapmamız tembih edilirdi.
35-MURAKIP ... KOD ADLI ...; Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs Ankarada akademide Hakim Adayı idi. Bu şahıs 1. Hakim-Savcı Çalışma evinin sorumlusu yani Murakıbı olan şahıstır. Görsem teşhis ederim..."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 08/09/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.D.Ç., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 14/10/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "....HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ; (2013 YILI EKİM AYI BAŞINDAN 2013 YILI ARALIK AYINDA YAPILAN ADLİ YARGI SINAV SONUNA KADAR KALDIĞINI BEYAN EDER); Bu hakim savcı çalışma evine en son giden bendim. Bu eve gittiğimde evdekiler bir - bir buçuk aydır ders çalıştıklarını öğrendim. Bu hakim savcı çalışma evine gittiğimde evde kalan şahıslar .... idi. Ben bu eve yerleştikten sonra aynı gün içerisinde evin sorumlusuna MURAKIB denildiğini öğrendim. Evin bir üst sorumlusuna ne denildiğini hatırlamıyorum. Ancak üst sorumlunun kim olduğunu hatırlıyorum. Kalmış olduğum evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs idi. Bu şahsın gerçek ismini evde kaldığım süre içerisinde eve geldiği bir günde arkadaşının ağzından kaçırmasıyla öğrenmiştim. MURAKIB ... KOD ADLI ... isimli şahsın üzerinde benim üniversiteden bir üst dönem olarak bildiğim ve tanıdığım ... KOD ADLİ HATİCE NUR isimli şahıs vardı. Ben bu şahsın yapı içerisindeki isminin ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Ben evde kalmaya başladıktan sonra evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs eve geldi. Bana bu evde cep telefonunun yasak olduğunu söyleyerek yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu benden aldı. Telefonumu aldıktan sonra sim kartını yada bataryasını çıkarıp çıkarmadığını hatırlamıyorum. Ben daha sonra kendisine ailemle nasıl iletişime geçeceğimi sorduğumda evde bir tane sabit hat olduğunu bu sabit hat ile ailemizin bizi arayarak görüşebileceğini söyledi. Bu hattın dışarıya kapalı olduğunu söyledi ancak ben bu evde su vb siparişler için dışarı arama yaptığımızı hatırlıyorum. Bu sabit hattı sadece aile yakınlarımıza vermemizi söyledi. Evde bulunan sabit hattan ben ve evde kalan .... isimli şahıslar evde kaldığımız zaman zarfında aileleriyle farklı zamanlarda defaten görüşme yapmışlardı. Komşularla fazla muhattap olmamamız gerektiğinden bahsetti. Evin giderleri için sîzler kendi aranızda her ay bir miktar para toplayın evin kirası olan bölümü ben sizden alacağım diğer giderlerinizin parasını siz ödeyeceksiniz dedi. Ben hatırladığım kadarıyla kişi başı ayda 300-350 tl civarında bir para topladığımızı hatırlıyorum. Bu paradan kira kısmını ayırıp sorumluya veriyorduk. Geri kalanı ile gıda ve faturalarımızı ödüyorduk. Sabah namazına kalktığımız zamanda odaların ışığını değil de holün yada ortada bir yerin ışıklarını açmamız gerektiğini söyledi. Evde kalanlarla birlikte toplu olarak dışarıya çıkmamamız gerektiğini söyledi. Bu evde kalırken kod ismi kullanmamız yönünde herhangi bir şey söylemedi. Evde düzenli olarak ders çalışacağımızı söyledi....Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evini kimin kiraladığını bilmiyorum. Ancak faturalardan bir tanesinin S.A. adına olduğunu hatırlıyorum. Kalmış olduğum evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs eve haftada bir ya da iki kez gelir. Bizlerin bir ihtiyacı olup olmadığını evde bir problemin olup olmadığını sorardı. Evde ne kadar ders çalıştığımızın çetelesini bizden alırdı. Ayrıca bir ihtiyacımız olması durumunda kendisini dışarıdan ankesorlu telefondan aramamız için bir numara bıraktığını hatırlıyorum. Ancak ben bu şahsı telefonla aramadım diye hatırlıyorum... Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evinde kendi kitaplarım haricinde bir kitap daha vardı. Bu kitabın yayın evi belli değildi, beyaz kaplı, fotokopi halinde, önceki yıllarda çıkmış hakim savcı sınav sorularının olduğu bir kitaptı. Bu kitabı dışarıya çıkartmamız, üzerinde karalama yapmamız yasak idi. Ben konularımı yetiştiremediğim için bu kitabı çok fazla inceleme fırsatım olmadı. Bu kitap haricinde evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs tarafından getirilen denemelerden 3 kez civarında olduğumuzu hatırlıyorum. Bu denemeyi evin salonunda toplu olarak, gerçek bir sınav süresince çözerdik. Cevapları optik forma dolduruyorduk. Optik formun üzerine kendi isimlerimizi yazdığımızı hatırlıyorum. Sınav bitiminde evde kalanlar olarak ne kadar doğru yaptığımızı kontrol ederdik. Bu yapmış olduğumuz denemeler piyasada bulunan denemelerdendi. Fotokopi halinde değildi. Sınav sonrasında çözdüğümüz deneme soruları evde kalır, optik form evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... tarafından götürülürdü. Ben evde kaldığım dönem içerisinde beyaz kitabın üzeri karalanmayacak, dışarı çıkarılmayacak muhabbeti çıktıktan sonra bu durumdan ürkmeye başladım. Bu tedirlinliğimi ... KOD ADLI ... isimli şahsa sordum. Kendisi bu kitabın sıkıntılı bir durum olmadığını, bu kitabın çıkmış sorulardan ve piyasada bulunan sorulardan ibaret olduğunu söyledi. Hatta benim kendi normal çıkmış sorular kitabım vardı. Çıkmış soruların bulunduğunu kendi kitabımdan bakarak bu durumu teyit ettik. Üzerinin karalanmama sebebini sordum. O da bana bu kitabın tekrardan kullanılacağı ve bu durumu diğer çalışan arkadaşları etkileyeceği için normal bir durum gibi bahsetti. Ancak bu tarz söylemesinde çokta tatmin olmadım. Bu kitabı da o yüzden çok fazla inceleme fırsatım olmadı. Konularımı dahi sınav zamanına kadar anca bitirmiştim. Ben bu evde kalırken 2013 yılı İdari ve Adli yargı sınavına girdim. İdari yargı sınavından kaç puan aldığımı hatırlamıyorum. Ancak bu sınavı kazanamamıştım. Adli yargı sınavından 70 civarında bir puan aldım. Bu sınavı da kazanamadım. Evin murakıbı ... KOD ADLI ... isimli şahıs her iki sınav öncesinde de eve geldiğini hatırlıyorum. Eve geldiği zaman evde birlikte kaldığım .... isimli şahıslarda evde olduğunu hatırlıyorum. Eve geldiğinde bizlere toplu olarak salonda sınav öncesinde heyecan yapmamamıza gerek olmadığını, siz elinizden geleni yaptınız tarzında motive edici sözler söyledi. Evin üst sorumlusu ... KOD ADLI ... isimli şahsın sınav öncesinde eve gelip gelmediğini hatırlamıyorum. Ben bu iki sınav öncesinde herhangi bir soru almadım. Soru verilme olayına da şahit olmadım...Ben Adli yargı sınavı olduktan sonra aynı gün içerisinde memleketim Alanya ya döndüm. Ben eve dönmeden önce 17-25 Aralık olayları dahi olmamıştı. Ben eve gittiğim zamanda bu olaylar patlak vermeye başladı. Ben bu süreçten sonra Alanya dışına dahi çıkmadım. Benim birkaç eşyam çalıştığım hakim savcı çalışma evinde kalmıştı. Onları dahi almaya gitmedim. Ben memleketimdeyken 2014 yılı başlarında ... KOD ADLI ... isimli şahıs beni aradı. Kendisinin Alanya ilçesine gelerek benimle görüşeceğini söyledi. Ben gelmesine gerek olmadığını, hakim savcı çalışma evine bir daha dönmeveceğimi izah edebileceğimi söyledim. Ama kendisi ısrarla Alanya ilçesine geleceğini söyledi, Aradıktan bir müddet sonra benimle görüşmek için Alanya ya geldi, Kendisiyle bir pastanede buluştuk. Buluşmamızda bana tekrardan gelip hakim savcılık sınavlarına hazırlanmam hususunda bana telkinlerde bulundu. Ben o dönemde avukatlık stajımı Antalya Barosuna bağlı olarak başlattığımı ve memleketimden başka bir yere gitmeyeceğimi söyledim. Kendisine avukatlık stajımı yapıp memleketimde avukat olarak devam edeceğimi söyledim, Kesinlikle de hakim savcı çalışma evine bir daha dönmeyeceğimi söyledim. O da benim bu ısrarlı tutumumdan dolayı bir daha beni ne aradı nede sordu. Yapı adına başka kimseyle de bu saatten sonra görüşmedim, Alanya ilçesi dışına dahi çıkmadım.
16-MURAKIB ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin murakıbıdır. Bu şahsın o dönemde hakim olduğunu biliyorum, Görsem teşhis ederim...”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 15/10/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.U., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 26/10/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "..Ben A.B. isimli şahsın söylediği tarih ve saatte kendi imkanlarımla Ankara da Emek Metro durağına gittim. Orada beni ... KOD ADLI ŞAHIS karşıladı. ... KOD ADLI ŞAHIS la ilk önce Metro durağına yakın bir kafede oturduk. ... KOD ADLI şahıs beni birine teslim edeceğini söyledi. Daha sonra kafede İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS geldi. İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS ile birlikte kalacağım eve ticari taksiyle gittik. Kalmış olduğum hakim savcı çalışma evi Batıkent semtinde bir sitedeydi. Ancak bu evin tam açık adresini hatırlamıyorum. Bu eve giderken asansörde İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS bana bu evde kendi ismimi söylemeyeceğimi kendimi YEŞİM KOD ismimle tanıtmamı söyledi. Bu evde kalan şahıslar senin hakkında hiçbir şey bilmesin, nereli olduğunu, hangi okulda okuduğunu, ailenle ilgili bir şey söylememem hususunda beni tembihledi. Bende eve gittiğimde kendimi … KOD ismimle tanıttım. Eve gittiğimde … ve … isimli şahıslar evdeydi. Ben kendimi kod ismimle tanıttığım için evdekilerinde Kod ismi olduğunu düşündüm. Evde bir müddet kaldıktan sonra …, …, … isimli şahıslar geldiler. Bu evde kalan şahısların gerçek isimlerini evde kaldığım zaman içerisinde öğrendim. Bu evde beraber kaldığım şahıslar ... olduğunu öğrendim. Bizim bu evin sorumlusu beni eve getiren İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS idi. Bu şahsın ben hakim stajeri olduğunu tahmin ediyorum. Bu şahsın üzerinde kimin olduğunu bilmiyorum. Bizim evle ilgilenen tek şahıs buydu. Ben evin sorumlusuna MURAKIB ya da SERMURAK1B denildiğini hiç duymadım. Bu terimleri ifadem aşamasında öğrendim. Bizi er evin sorumlusuna ABLA diye hitap ederdik. Evin sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS eve geldiği bir gün evin kurallarını evde kalanlara toplu olarak bahsetti. Hatırladığım kadarıyla hakim savcı çalışma evinin kuralları; bu evde kim ve fatura ödemeyeceğimizi sadece şıda ihtiyaçlarınım karşılayacağım söyledi. Bu evde sürekli olarak ders çalışılacağını, maneviyata yani namaz hususuna dikkat etmemizi söyledi. Fetullah GÜLEN e ait kitapları okumamızı söylerlerdi. Bu evde cep telefonunun kullanımın yasak olduğunu söyledi. Evde sabit bir hat olduğunu bu hat ile sadece aile yakınlarımızla görüşeceğinim söyledi. Bu hattın dışardan aramalara açık, içeriden dışarıya aramalara kapalı olduğu hususundan bahsetti. Komşularla fazla muhattan olmamamız, Toplu bir sektkle dışarıya çıkmamamız söyledi. Hatırladığım kadarıyla evin kuralları bu şekildeydi. /Kuralları unlattıktan sonra herlufnşi bir yemin etme olayı olmadı.Evin kuralları anlatıldıktan sonra evin sabit hat numarasını dışarıdan ankesörlü telefondan ailemizi arayarak kalmış olduğum evin numarasını verdim. Ailem beni farklı tarihlerde zaman zaman aramışlardır. Ben ailemi evdeki sabit hattan ar ayamıyor dum. Evde birlikte kaldığım şahıslarda evdeki sabit hat ile aileleriyle görüşüyorlardı. Evdeki sabit hattın kimin üzerine olduğunu bilmiyorum. Hakim savcı çalışma evine evin sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS iki haftada bir gelir, eve geldiği zamanlarda bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorardı. Evde bir sıkıntımız olup olmadığını sorardı. Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evini kimin kiraladığını, elektrik, su, doğalgaz aboneliklerinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Ben bu evde iken üzerime herhangi bir hat almadım. Ancak evde birlikte kaldığım şahıslardan sonrasında bir faturayı üzerine aldığını hatırlıyorum. Bu hakim savcı çalışma evinde önceki yıllarda çıkmış hakim savcılık sorularının olduğu, beyaz kaplı, fotokopi halinde üzerinde DİAMOND ibareli bir çalışma kitabı vardı. Bu kitap üzerinde karalama yapmamız, dışarıyla çıkartmamız yasaktı. Bu DİAMOND ibareli kitabı evin sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM şahıs getirmişti. Bu eve zaman gazetesi almamız istenmiyordu, bu gazete haricinde diğer gazetelerin alınmasına bir şey denilmiyordu. Bu evin sorumluluğunu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM şahıs bir süre yaptıktan sonra değişti. Bu şahsın yerine ... KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs geldi, ... KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS eve geldiği zamanlarda deneme getirirdi. Bu deneme sınavları da toplu bir şekilde salonda gerçek bir sınav süresince olurdu. Bu denemeyi yaklaşık olarak sınava yakın tarihlerde 4 ya da 5 kez olduk. Bu deneme sınavının cevaplarını optik forma doldururduk. Optik formun üzerine ne yazdığımızı hatırlamıyorum. Deneme sonrasında evin sorumlusu ... KOD YADA GERÇEK isimli şahıs bu deneme sınavlarını evde bırakırdı. Doğrularımıza yanlışlarımıza bakmamızı söylerdi. Sonrasında ise suya koyup üzerine çamaşır suyu döküp yok etmemizi, Sonrasında ise yazıları silindikten sonra çöpe atmamızı söylediğini hatırlıyorum. Ben bu söylediği şeyi hiçbir zaman yapmadım. Evde kalanlarda söylenildiği gibi yapıyordu ancak kimin net olarak yaptığını hatırlamıyorum.
20-İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin ilk sorumlusudur. Hakim adayı olabileceğini tahmin ediyorum. Görsem teşhis ederim... ”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 27/10/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.S.Ö., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 19/09/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "Tekrar etmek gerekirse ... isimli şahıs; Ben bu şahsın isminin gerçek ismi olmadığını biliyorum... gerçek ismini bilmiyorum. Nereli olduğunu bilmiyorum. Şahsın o dönemde Hâkim olarak görev yaptığını biliyorum. Yanlış hatırlamıyorsam İdari Hâkimlik yaptığını düşünüyorum. Benim kalmış olduğum Hâkim Savcı Çalışma Evi ’nin sorumlusu olduğunu tahmin ediyorum... bizim çalışmalarımızı takip ederdi. Bundan dolayı bu şekilde düşünüyorum. Görsem bu şahsı teşhis edebilirim... Ben yukarıda belirtmiş olduğum isimlerle birlikte 2013 yılı Ağustos ayından Aralık ayına kadar birlikte kaldık... Kendi içimizde evin sorumlusu yoktu ancak ... isimli şahıs.. haftada bir eve gelir, bizlere ihtiyaçlarımızın olup olmadığını, ne kadar ders çalıştığımızı sorardı.. muhabbet eder, geldiği zamanlarda piyasada bulunan hazırlık kitaplarından ve notları bizim isteğimiz üzerine getirirdi. Birde hatırladığım kadarıyla birkaç kez deneme sınavı getirdiğini hatırlıyorum Biz deneme sınavlarını çözdükten sonra bizden geri aldığını hatırlıyorum...2013 yılı Aralık ayında yapılan Adli Yargı sınavından önce ... isimli şahsın kalmış olduğumı ait çalışma evine sınavdan 1 gün önce motive etmek amacıyla geldiğini hatırlıyorum. Eve geldiğime olarak bizimle görüşme yaparak; sınavda sakin olun, ders çalışmayı bırakabilirsiniz.. şeklinde söylemi oldu. Daha sonrasında evde kalanlarla birebir özel görüşme yaptı....Sınav sonuçları açıklandıktan sonra ... isimli şahıs yine beni halen kullanmış olduğum GSM numarasından tekrar aradı... Ben ... isimli şahsa hitaben kalmış olduğum Hâkim Savcı evindeki gizlilikten rahatsız olduğumu eğer yapılan işin doğru bir iş ise neden gizlenmeye çalışıldığını söyledim.."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 20/09/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.D., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 01/01/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "...2014-2015 YILLARINDA YAPININ KALMIŞ OLDUĞUM HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVLERİ VE AVUKATLIK EVİ: Ben yapı içerisinde kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde mıırakıb ve sermurakıb kavramlarını ilk kez burada duydum. Murakıb tabirini anlatmam gerekirse bildiğim kadarıyla yapı içerisinde görev alan mıırakıblar 2-3 hakim savcı çalışma evlerinden sorumlu kişilerdir. Yapı içerisinde görev alan Sermurakıblar ise 5-6 evden sorumlu olduklarını tahmin ediyorum. Ben ilk başlarda murakıbları bir evden sorumlu olarak bildiğim halde yine kalmış olduğum hakim savcı çalışma evini değiştirdiğimde aynı murakıbında değiştirmiş olduğum evin sorumlusundan dolayı murakıbların söylediğim gibi 2-3 hakim savcı çalışma evlerinden sorumlu oldukları kanısına vardım. Benim birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusu yani murakıbı İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS idi. Bu şahsın üzerinde de sermurakıb olarak yine İSMİNİ KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM başkaca sivil bir şahıs vardı. Ben murakıb ve sermurakıb ile bir kere çalışma evinde görüştüm. Sonrasında bu şahıslar değişti. Ben bu şahısların hakim yada savcı adayı olduğunu biliyordum. Ancak sonrasında yapı içerisinde sorumlu olan hakim savcı adaylarının yerine sivil şahısların geldiğini öğrenmiş oldum. Ben birinci çalışma evimde hakim adayı olan murakıb ve sermurakıbımı sadece bir kere gördüğüm için kod adını ve gerçek isimlerini bilmiyorum. Ancak görsem teşhis edebilirim. Birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin bir kez gördüğüm hakim adayı olan murakıb yada sermurakıb haricinde genel itibariyle sivil sorumlusu ... KOD ADLI şahıs idi. Bu şahsın üzerinde yine KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM başkaca bir sivil sorumlu vardı. Ben birinci hakim savcı çalışma evine gittiğimde hakim adayı olan ve bir kez gördüğüm, sonrasında değişen KOD ADINI VE İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM MURAKIBIM benimle birebir odada görüştü ve benim 2014 yılı ağustos ayında kalmaya başladığım birinci hakim savcı çalışma evimin kurallarından bahsetti.
61-MURAKIB İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS: Bu şahsın ismini ve kod adını bilmiyorum. Nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahsın hakim adayı olabileceğini düşünüyorum. Ben bu şahsı bir kez gördüm ve sonrasında yapıdaki murakıplık görevini bırakmıştır. Görsem teşhis ederim...."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 17/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.G., Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..3. Sınıfta bizim evimizin bulunduğu bölgede Betül İsimli coğrafya öğretmenliğinden mezun olmuş ancak öğretmenlik yapmayan sadece BTM olarak görev yaptığı için yapıdan maaş alan bir bayandı. Yapı içerisinde duyduklarımdan bildiğim kadarıyla semt sorumluları ve bölgeciler sırf bu işleri yaptıkları için belli bir miktar para alıyorlardı. 4. Sınıfa geçtiğimde Laleli'de üniversiteye yakın bir yerde bulunan apart şeklindeki Reyhan Kız Öğrenci yurdunde kalmaya başladım. Yurtta kaldığım süre içerisinde bana yine yurtta bulunan.. hukuk öğrencilerinden yada aynı sınıfta olsak dahi başka fakülte öğrencilerinden 6-7 kişiyle ilgilenmem hususunda görev verildi. Yani bu 6-7 kişinin yapı içerisindeki adıyla ablası olarak görev aldım. Benim gibi öğrencilerle ilgilenen, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Fakültesinde okuyan soyismini hatırlayamadığım Pervin, İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümünde okuyan K.T., İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinde okuyan E.Ş.B. isimli kişiler vardı, Bizim dördümüzün muhatap olduğu yani bizim sorumlumuz olan şahıs ise vergi denetmenliğine hazırlanan … isminde kapalı bir bayandı. Üniversite hayatım boyunca kod isim kullanıldığım çok fazla duymadım. Sadece şu hususu biliyorum ki hukuk bölgesinde bulunan kişilerden birine başka bir bölgede bu kişilere görev verilmesi halinde bu kişinin hukukçu olduğunun yapılan tedbir dolayısıyla bilinmemesi amacıyla bu şahsa kod adı veriliyordu. Öğrencilik yıllarımı Beyazıt'ta bulunan ...kız öğrenci yurdunun üst katını hukukçular olarak sohbet amacıyla kullanıyorduk. Hukukçu olanlar kendisinden sorumlu olan kişilerle yani ablalarıyla bu yurtta bir araya gelip sohbet yapıyorlardı. Bu sohbetlcride genelde hukukçu olan birisi gelip yapıyordu. Bu hukukçu kişiler genelde üst dönemimizde bulunan öğrenciler oluyordu. Ama son sınıflara doğru artık kendi dönemimizden birkaç kişi yapmaya başladı. Hukuk bölgesinde kalan arkadaşlar şunlardı; benimde içinde bulunduğum grubun sorumlusu olan ve bizi sohbetlere çağırıp sohbet yapan ve başka yerlere sohbet yapmaya giden E.Ç., N.A., İktisadi ve idari bilimler fakültesi sorumlusu olan D.E., D. ve E. aynı konumda olan fakat neden sorumlu olduğunu bilmediğim .., ... ...,...., üniversitede aynı dönemim olan uzun boylu kumral açık tenli olan ve mezun olunca askeri hakim veya savcı olan soyismini hatırlayamadığım E. ve S.Y.. Bu arkadaşlardan Ş.Ş. harici diğerlerinin hepsi hakim olarak göreve başladılar..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A., Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..Yapının genel eğilimi aynı çatı altında toplamak amaçlı olarak Ankara yada İstanbul ilinde stajların yapılmasıydı. Esasen bu yönde bana karşı kesin bir talimat olmadı. Stajı Bölge İdare Mahkemelerinin olduğu merkezlerde yapmak zorundaydım. Memleketim olan Batman da bölge idare mahkemesi olmadığından stajı Ankara'da yapmak benim için daha mantıklı gözüküyordu. Ben staja başladıktan sonra bu kez kendi içimizde "staj evi" olarak tabir ettiğimiz evlerde kalmaya başladık. Bu evler maksimum 4 kişiden oluşuyordu. Kalabalık olup dışarıdan dikkat çekmesi istenmiyordu. Ben bu yapının "5'lik" olarak tabir edilen grup içerisinde yer alıyordum. 9. Dönem idari yargı hakim adayı içerisinde bu dönemin sorumlusu olan "devreci" olarak tabir edilen şahıs D.E. (K.) (Kod adı ...) idi. Bulunduğu bu görevi mülakat aşamasında başlamıştı. 2013 yılı itibariyle Bylock programını kullanıyordu. Bu programı kendilerince "has" gördükleri kişilere veriyorlardı. Bu program üzerinden kendisi gibi üst düzey sorumlular veya daha üstlerle irtibat kuruyordu. Bylocktan aldığı bilgiyi şifai olarak bize aktarıyordu. Çevremdeki şahıslardan başka kimsede Bylock olduğuna dair bir bilgim yoktur. Benim staj döneminde kod adım benim belirlediğim "..."'ydı. Daha eskiden kod isim çok daha önemliymiş. Bu kod ismin Fettullah GÜLEN tarafınfan tespit edilerek verildiği düşünülüyormuş. Hatta insanlar çocukları olduğunda kendi kod isimlerini kendi çocuklarına koyuyorlarmış. Bizden sorumlu olan ... yapı içerisinde özellikle Bylock iletişiminde benim adımı "..." olarak kullanıyordu. Dönem içerisinde 5lik grubun kaldığı 3 ev, 4'lük grubunda kaldığı 2 ayn ev bulunmaktaydı. 5lik grubun içerisinde kaldığı evlerden birinci evde; ben, .., ikinci evde; .., üçüncü evde .., ... ...(...), D.K.(...) kalıyordu..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.U., Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "...Türkiye genelinde ve adliyemizde yürütülmekte olan FETÖ/PDY soruşturması kapsamında adiiyemizde görev yapan bazı hakim ve savcıların, açığa alındığını, haklarında tutuklama ve adli kontrol kararları verildiğini duydum, soruşturma kapsamında bulunan ..., E.S.O., ..., Y.B. isimli hakim ve savcılar genellikle birlikte gezerlerdi, ben bu şahısların örgüt üyesi olup olmadıklarını bilmiyorum, hatta bu meslektaşlar birlikte dışarılarda bazı aktivitelerde bulunuyorlardı, hatta bir defasında Hatay gezisi düzenlemişlerdi, beni de çağırmışlardı, fakat ben gitmedim, yine bu meslektaşlarım kendi aralarında, kendi içlerinden gidenler için veda yemeği de düzenlediklerini duydum, ben bunu darbe girişiminin olduğu tarihten sonra duydum. Bu soruşturma kapsamında açığa alman E.S.O. benim odama çok gelip giderdi ve konuşmalarının birinde MİT tırları hadisesinden sonra İstanbul'da 2 hakim tarafından verilen o dönem çok konuşulan tahliye kararlarından sonra söz konusu hakimlerin tutuklanmasına ilişkin olayla ilgili hakimlerin tutuklanmasının yanlış olduğunu ve bu kapsamda bir iki şey daha söyledi, fakat çok ayrıntılı hatırlamıyorum, bu olaydan sonra hakime hanımın bu vermiş olduğu tepkiye şaşırmıştım, ben bu konu ile ilgili aksi kanaatte olduğumu kendisine söyleyince kendisi de bu konuyu kapatmıştı, daha sonra odama geldiğinde bu konu ile ilgili bir şey söylemedi. Yine soruşturma kapsamında açığa alman aynı dönemde akademide bulunduğumuz Ç.T. (Ö.) isimli hakim meslektaşım ile akademiden tanışırız, çok samimi değiliz, kendisiyle ikimizde Osmaniye iline atanınca dönem arkadaşı olmamız dolayısıyla diyaloglarımız gelişti. Biz kendisiyle çok samimi değildik, onun ayrı bir arkadaş grubu vardı, dediğim Osmaniye ilinde aynı dönem olunca diyalogumuz oluştu, dönem dönem kendisiyle muhabbet ederdik, evlilik döneminde hakime hanım bana şimdiki eşiyle bir arkadaşı tarafından tanıştırıldığı söyledi, tahmin ediyorum Mart ayı gibiydi (tanıştırdığını söylediği arkadaşı Şanlıurfa İdare Mahkemesi hakimi ... isimli hakimin de soruşturma kapsamında olduğunu tahmin ediyorum), bana nişan olacağını, Eylül-Ekim gibi de evleneceklerini söylüyordu, hatta kısa sürede evlenmek istemediğini de sürekli söylerdi.."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ç., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 15/10/2018 tarihli sorgulama tutanağında; " ...1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: (2013 Yılı Ağustos avından 2013 yılı Aralık avına kadar kaldığını sonrasında 2014 yılı ocak avında tekrardan bu eve geldiğini ve 2014 yılı hatırladığı kadarıyla Temmuz avına kadar (2014 Ramazan Bayramı sonrası) kaldığını sonrasında başka bir çalışma evine seçtiğini beyan eder.) Ben belirttiğim tarihte çalışma evine gittim. Bu evde bulunduğum süre zarfında MURAKIP ve SERMURAKIP kavramlarını öğrendim. MURAKIP yapıda görev alan çalışma evinden sorumlu olan şahsı denir. MURAKIP haftada genelde iki kez gelerek kaç saat ders çalıştığımızı, kaç soru çözdüğümüzü, Hangi dersi bitirdiğimizi ve ne kadar dini kitap ve Fetullah GÜLEN’in kitaplarını okuduğumuz sorardı. Ancak bu evde çok fazla Fetullah GÜLEN’in kitapları kendilerince tedbiren bulundurulmazdı. SERMURAKIP Murakıba nazaran daha seyrek gelirdi. Murakıbın üstü konumda idi. Sermerakıp geldiğinde daha çok tatlı getirir ve derslerimizi sorardı. almış olduğum Hakim Savcı çalışma evinin MURAKIBI ... KOD ADLI şahıs idi. SERMURAKIBI İSE ... KOD ADLI ŞAHIS idi. Bu şahıslar gerçek isimlerini sorduğumuzda söylemezlerdi çok da soru sormamamızı istemiyorlardı. Ben çalışma evine gittikten sonra bir süre cep telefonum yanımda idi. Sonrasında SERMURAKIB ... KOD ADLI ŞAHIS benden ve evde kalanlardan cep telefonumuzu aldı. Sonrasında ilerleyen süreçte ... KOD ADLI SERMURAKIB eve geldi Evde kalanlar olarak abdest alarak bizimle evin mutfağında tek tek görüştü. Benimle görüşmesinde bana hitaben elinde bulunan bir kağıt uzatarak okumamı söyledi Hatırladığım kadarıyla bu kağıtta evde yaşananlardan, evde kalanlardan, evin kurallarından kimseye bahsetmeyeceğime dair annemin, babamın ve sevdiklerimin hatta doğacak çocuklarımın üzerine kuranı kerime el bastırarak yemin ettirdi Yine bu yemin metninde eğer anlatır isen ileride çocuğumun sakat kalsın şeklinde cümlelerde vardı. Bu evde beraber kaldığım ve çalışma evinin kurallarına tabi olan şahıslar ... idi. Bu şahıslar ile 2013 Aralık ayında yapılan Adli yargı sınavına kadar beraber kaldım. Bu evde kimsenin KOD ADI yoktu. Hatta soy isimlerimizi birbirimize söylemememiz istenmiş ise de zaman içerisinde soy isimlerimizi öğrendik. Evde kalanların aileleri aradığında yakınları ile görüşmek islediklerini söylerlerdi ve bu şeklide soy isimlerimizi öğrenmiş olduk. Bu evde bulunduğum süre zarfında evin kurallarını anlatmak istiyorum. Bu evde cep telefonu kullanmak yasaktı. Bu evde sabit bir hat vardı. Evde kalanlar olarak bu sabit hat üzerinden ailelerimizin bizi aramaları üzerine iletişim sağlıyorduk Bu evdeki sabit hat hatırladığım kadarıyla şehir içine açık şehirler arasına kapalı idi. Bu evdeki sabit hat S.A. isimli şahıs adına idi. Yine bu evde komşular ile iletişim kurmamamız istenmişti.Kalmış olduğum Hakim savcı çalışma evini kimin kiraladığını, aboneliklerinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma bu evde bir abonelik bulunmamaktadır. Bu evde sadece iaşe ihtiyaçlarımız için aramızda para veriyorduk onun haricindeki tüm giderler yapı tarafından karşılanıyordu. Bu evde yoğun bir şekilde günde en av 10 saat ders çalışıyorduk. Bu evde yardımcı kaynaklar olarak beyaz kaplı soru bankası çalışma kitapları vardı. Yine bu evde hatırladığım kadarıyla DIAMOND ibareli soru bankaları da bulunuyordu. Bu soru bankaları evde kalanlar sayısınca olmadığı için karalama yapmıyorduk. Bu evde yine 2-3 kere deneme olduğumuzu hatırlıyorum. Hatırladığım kadarıyla ... KOD ADLI MURAKIP deneme yaptırırdı. Bu denemeler evin salonunda gerçek bir sınav modunda ve süresince olurdu. Cevaplarımızı optik forma doldururduk. Optik forma adımızı ve soyadımızın baş harfini yazardık. Sonrasında da kimin kaç puan aldığını hesaplıyorduk.
7-) ... KOD ADLI MURAKIB; Bu şahısın gerçek adını soyadını nereli olduğunu bilmiyorum. 1. Çalışma evinin sorumlusu idi. Hakim Adayı olduğunu düşünüyorum. Esmer, orta boylu bir şahıs idi. Görsem teşhis ederim...."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 16/10/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.K., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 05/12/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "“...Ben bu eve gittiğimde bu evde; D.K., ... isimli şahıs, ... isimli şahıs, ... isimli şahıs, E.Ö. isimli şahıs olmak üzere 6 kişiydik. Bu evin MURAKIBI ... KOD adlı şahıstı. SER MURAKIP … isimli şahıstı. Bu eve gittiğimde ... KOD adlı şahıs beni tek odaya aldı. Bana abdest almamı, başımı örtmemi söyledi. Ben de abdest aldım, başımı örttüm ve ... KOD adlı şahsın bulunduğu odaya gittim. ... KOD isimli şahıs bana "bu evden, bu evdeki kişilerden ve DIAMOND isimli çalışma kitabından kimseye bahsetmeyeceğime dair yemin edermiş in" şeklinde söyledi. Ben de yemin ederim diyerek yemin ettim. Ayrıca eve gittiğimde ... KOD ADLI ŞAHIS bu evde telefon kullanmak yasak, en az 10 saat ders çalışılacak şeklinde söyledi ve benden o zaman üstümde getirmiş olduğum numarasını hatırlamadığım hattın takılı olduğu telefonun bataryasını ve kartım çıkararak kendisine teslim etmemi söyledi. Ben de telefonumu istediği şekilde ... KOD İSİMLİ ŞAHSA teslim ettim. Ayrıca ... KOD ADLI ŞAHIS bu görüşmemizde ve sonraki geldiklerinde komşularla çok konuşmamızı, konuşmak zorunda kaldığımız durumlarda da avukat stajı yaptığımızı söylememizi istedi. Ayrıca binlerini aramamız gerektiğinde büfe tarzı kontörlü telefonlardan aramamızı söyledi. Bu evde yanlış hatırlamıyorsam içeriden dışarıya araması Ankara içine açık olan ve diğer il dışlarına kapalı olan bir sabit hat vardı. Bu sabit hattın dışarıdan içeriyi araması açıktı. Bu sabit hattın numarasının ailemize vermemiz söyleniyordu. Ben bu hattı anneme, babama, ablalarıma verdim ve bu hat üzerinden görüşme yaptık. Bu evin sabit hattının D.K. adına kayıtlı olduğunu hatırlıyorum. Bu evin doğalgaz, su, elektrik gibi aboneliklerin kimin üzerine olduğunu hatırlamıyorum. Bu evde kaldığımız dönemde düzenli bir miktar para veriyorduk, diğer kısmını ... KOD adlı şahıs getiriyordu. Yanlış hatırlamıyorsam bu evin fatura yatırma ve kira ödeme işlerini de o yapıyordu. Biz mülakat evinde kaldığımız sırada daha sonra devreciliğimizi yapan ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS mülakat evine geldi. Bize hitaben "benim altımda 3 ev kiralanacak, bu üç evin her birinde 4'er kişi kalacak" şeklinde sözler söyledi. Biz mülakatı kazandıktan sonra ... KOD adlı ... İSİMLİ şahsın altında sorumlu olacağı 3 tane staj evi kiraladık. Bu evlerden birini ben kiraladım. Diğer iki evin kimin kiraladığını şu an hatırlamıyorum. Biz evleri kiraladıktan sonra ... KOD adlı ... isimli şahıs kiraladığımız evin birine ... KOD adlı gerçek ismini bilmediğim bir şahsı getirdi.Bu toplantıya ... KOD adlı ... isimli şahsın sorumlu olduğu 3 evde kalacak olan; ben, G.H., A.A., ...isimli şahıs, M.Ö., ...isimli şahıs, F.A., E.Ö., D.K., HİLAL isimli şahıs, ... isimli şahıs ve ...isimli şahıslar katılmışlardı. Bu toplantıda ... KOD ADLI ŞAHIS bize önce dini sohbet yaptı, sonrasında bize hitaben genel bir konuşma yaptı, bu konuşmada bize "Namazlarınızı açıktan kılmayın, namazlarınızı zor durumda kalırsanız ima ile kılabilir veya cem edebilirsiniz, diz altı pantolon, diz altı etek, makyaj abartısız, topuklu ayakkabı giyebilirsiniz, birbirinizle samimi görüntü vermeyin vb. " şeklinde sözler söyledi. Zaten bana kimin söylediğini tam olarak hatırlamıyorum ancak Ankara Adliyesini staj yeri olarak seçmemi söylemişlerdi. Ayrıca bu toplantıda ... KOD adlı ... isimli şahsın üzerinde yapı içerisinde ne ad verildiğini bilmediğim konumda olan ... KOD adlı şahıs olduğunu öğrendik. Yani bizim dönemde Ankara staj yapılanmasının üstünde olduğunu bildiğim kişi ... KOD adlı şahıstır, onun altında DEVRECÎ olarak adlandırılan ... KOD adlı ... isimli şahıstı. ... KOD adlı ... isimli şahsın altında da grupçu dediğimiz kod adını hatırlamadığım G.H. vardı. ... KOD adlı ... isimli şahsın altında 9. Dönem Ankara İdari Yargı Staj yapılanmasına ilişkin yukarıda belirttiğim gibi 3 ev vardı. Bu evlerin birincisinde ben, .., ...isimli şahıs kalıyordu. İkinci evde; M.Ö., ...isimli şahıs, F.A., E.Ö. kalıyordu. Üçüncü evde; D.K., ...isimli şahıs, ... isimli şahıs ve ...isimli şahıs kalıyordu. Yine staj döneminde staj evinde kalıpta murakıplık yaptığını bildiğim kişiler ... İSİMLİ ŞAHIS, F.A. isimli şahısları hatırlıyorum. Bu şahısların kod adlarını hatırlamıyorum ancak bu şahıslarda kod adı kullanıyordu. ... KOD ADLI ... isimli şahsı DEVRECİYDİ. ...KOD ADLI G.H. ve KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ...İSİMLİ ŞAHISLAR GRUPÇU olarak görev yapıyorlardı..."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 07/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ö., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 05/11/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "....Mezun olduktan sonra ... isimli şahısla Ankara Demetevler semtinde hastane durağında buluştuk. Buluşmaya gittiğimde D.G.İ. isimli şahısta yanındaydı. Ben öncesinde D.G.E. isimli şahısla aynı evde kalacağımı ... isimli şahıs bana söylemişti. Buluşmaya gittiğimizde cep telefonum yanımdaydı. ... isimli şahıs cep telefonumun yanımda olduğunu öğrenince cep telefonumun bataryasını ve sim kartını çıkartmamı söyledi. Bende söylendiği gibi telefonumun sim kartını ve bataryasını çıkarttım. Cep telefonum yine bende kaldı. D.G.E. isimli şahsın telefonunu bu şekilde yapıp yapmadığını ben görmedim. Ben bu görüşmede eve giderken ... isimli şahsın öncesinde gerçek ismimi söylememem hususunda telkinde bulunduğu için eve giderken ... ismini kullandım. D.G.E. isimli şahısta ... kod ismini kullandı. Bu kod isimleri ... mi, ... mı yoksa kendimiz mi belirledik hususunu üzerinden zaman geçtiği için net olarak hatırlayamıyorum.... isimli şahıs D.G.E. ve bana bizi hakim savcı çalışma evine götürmek için birisinin gelip bizi eve götüreceğini söyledi. Sonrasında bizi almak için kendisini ... olarak tanıtan bir şahıs geldi. ... ismimin ben kod ismi olduğunu sonrasında çalışma evinde kaldığım süre içerisinde kendisinin söylemesinden dolayı biliyorum. ... KOD isimli şahıs beni ve D.G.E. isimli şahsı alarak ticari taksiyle kalacağım hakim savcı çalışma evine gittik. Bu ev hatırladığım kadarıyla Batıkent semtinde tam açık adresini hatırlamadığım bir yerdeydi. Bu eve giderken taksicinin bizi evin yakınlarında indirdiğini hatırlıyorum. Çalışma evine geçmek için biraz yürüdüğümüzü hatırlıyorum. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: (2014 Yılı Ağustos Ayından Aynı Yıl Yapılan Adli Yargı Sınav Sonuna Kadar Kaldığını Beyan Eder.) Ben kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evine ... KOD ve D.G.E. isimli şahısla birlikte gittik. Eve gittiğimizde kendisini ilk başta Y., NU. olarak tanıtan şahıslar vardı. Bizde kendimizi Kod isimlerimizle tanıttık. ... isimli şahsın gerçek ismini evde kaldığını süre içerisinde Y. olduğunu öğrendim. Bu şahsın soy ismininde K. olduğunu hakim savcı çalışma evinden ayrıldıktan sonra Türkiye Barolar Birliği avukat arama motorundan merakımdan arayıp bulmuştum. N. isimli şahsın da gerçek ismini ifademin ilerisinde anlatacağım mülakat evinde birlikte kaldığım süre içerisinde öğrendim. Soy isminin A. olduğunu da yine aynı TBB arama motorundan öğrenmiştim. Bu evde biz kalmaya başladıktan birkaç gün sonra kendisini S. ve Y. kod isimleriyle tanıtan iki şahıs daha geldi. Bu şahıslardan ...isimli şahsın gerçek ismini sonrasında S. Ç. olarak öğrendim. Y. kod adlı şahsın da gerçek ismini Y. U. olarak öğrendim. Bu hakim savcı çalışma evinde ...KOD ADLI D.G.E., ...KOD ADLI Y.K., ...KOD ADLI N.A., ...KOD ADLI S.Ç., ...KOD ADLI Y.U.isimli şahısla toplamda altı kişi kaldık. Bu şahıslardan sadece D.G.E. isimli şahsı aynı fakülteden mezun olduğumuz için tanıyorum. Diğer şahısları ilk defa bu hakim savcı çalışma evinde gördüm. Eve gittiğimizde bu evin ilk sorumlusunun ... KOD adlı şahıs olduğunu öğrendim. Evin sorumlusuna ..., bir üst sorumlusuna da SERMURAKIB denildiğini ifadem esnasında öğrendim. Bizler evin sorumlusuna ABLA diye hitap ederdik. ... KOD ADLI ŞAHIS eve gittiğimizde toplu olarak evin kurallarından bahsetti. Bu hakim savcı çalışma evinde düzenli bir şekilde günde 10 saat ders çalışmamız gerektiğini söyledi. Bu evde sadece gıda ihtiyaçlarımızı karşılayacağımızdan bahsettiğini hatırlıyorum. Pencere kenarlarında fazla bulunmamız gerektiğini söylediğini hatırlıyorum. Evden toplu olarak ya da izinsiz dışarı çıkmamız gerektiğini söylemişti. Komşulara kendimizi hukukçu değil de öğretmen olarak tanıtmamız gerektiğini söylemişti. Sabah namazına kalktığınız zamanlarda çok fazla ses çıkarmamamız gerektiğini söyledi. Dini vecibelerimizi de sessiz bir şekilde yapmamız gerektiğini söyledi. Ailemizle iletişimimizi evde kurulacak olan sabit hat ile gerçekleştirebileceğimizi söyledi. Bu hattında dışarıya aramalara açık, içeriden dışarı aramalara kapalı bir hat olacağından bahsetti. Bu hattında evde kalanlardan birisinin üzerine olacağını söyledi. Evde birlikte kaldığınız şahısların nereli olduklarını, hangi okul mezunu olduklarını çok fazla merak etmememiz gerektiğini söylediğini hatırlıyorum. Biz kendisine hakim savcılık sınavına hazırlanmak için hangi kaynaklardan çalışmamız gerektiğini sorduğumuzda bizlere İdari hukuk için Ahmet Nohutçunun kitabını, ceza hukuku için on iki levha yayınlarını söylediğini hatırlıyorum. Evin kuralları hatırladığım kadarıyla bu şekildeydi. Kuralları anlattıktan sonra ben öncesinde yemin ettiğim için tekrar bir yemin etme olayı yaşanmadı. Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evininin kontratının sonrasında ...KOD ADLI Y.K. adına olduğunu biliyorum. Elektıik, su, doğalgaz aboneliklerinin kimin adına olduğunu net olarak bilmiyorum. Ancak ...KOD ADLI Y.K. isimli şahsın üzerine olacağını evin kira kontratı onun üzerine olduğu için tahmin ediyorum. Ben bu hakim savcı çalışma evinde üzerime herhangi bir abonelik almadım. Biz bu hakim savcı çalışma evinde kira ve fatura ödemiyorduk, sadece gıda ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılıyorduk. Evin sorumlusu ... KOD ADLI şahıs eve iki haftada bir gelirdi. Geldiği zamanlarda çalışmalarımızın nasıl gittiğini, çalışma evine adapte olup olmadığımızı, bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorardı. Bizde kendisinin idari hakini adayı olduğunu bildiğimiz için meslek hakkında bir takım sorular sorardık. O da bize çalışkanlığın, bilginin meslekte de önemli olacağını söylerdi. ... KOD ADLI ŞAHSIN öncesinde bize sabit hattın birimizin üzerine olması gerektiğini söyledikten sonra evde kendi aramızda kura çeklik. Bu kurada ...KOD ADLI N.A. isimli şahıs çıktı. ...KOD ADLI N.A. sonrasında Türk Telekoma giderek eve sabit hat bağlattığını hatırlıyorum. Ben bu sabit hat ile annem, babam, kız kardeşlerimle farklı zamanlarda defaten görüştüğümü hatırlıyorum. Evde birlikte kaldığım şahıslarda bu sabit hat ile aileleriyle görüşmüşlerdir. Bu hakim savcı çalıma evinde yayın evi belli olmayan, beyaz kaplı, önceki yıllarda hakim savcılık sınavlarında çıkmış soruların derlendiği DIAMOND ibareli soru bankası vardı. Bu kitaptan evde sadece bir tane vardı. Bu kitap üzerinde karalama yapmamız yasak idi. Ben kendi imkanlarımla temin ettiğim yardımcı kaynaklarımdan ders çalışırdım. Kendi imkanlarımla aldığını Justice soru bankamı yetiştiremediğim için DIAMOND isimli kitaba bakmaya fırsatım olmadı. ... KOD ADLI ŞAHIS evin sorumluluğunu hatırladığım kadarıyla yaklaşık iki ay yaptıktan sonra eve hiç gelmedi...
15-... KOD ADLI ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs o dönemde idari yargı hakim adayı idi. Bu şahıs beni hakim savcı çalışma evine götüren ve evin sorumluluğu bir iki ay kadar yapan şahıstır. Görsem teşhis ederim...."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 06/11/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Aynı doğrultuda yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.T, Türkiye Adalet Akademisinde düzenlenen 09/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağında,".. ... (9. Dönem İdari Hakim Adayı): Eşi dönem arkadaşım M.S. ile örgüt evliliği yapmıştır..."
Davacı tarafından bu tanıkların kendisiyle ilgili beyanlarının soyut ve kendilerini ceza soruşturma ve kovuşturma tehdidinden kurtarmaya yönelik maddi gerçeklere uymayan beyanlar olduğu karara gerekçe oluşturamayacağı beyan edilmiştir.
Öte yandan davacı tarafından; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığında verilen 17/07/2016 tarihli ifadesinde; "... Sadece Savaştepe Zaonos isimli dershaneye gittim. O yıllarda bizim ilçede sadece bu dershane vardı, bende bu dershaneye gittim..." Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığında verilen 19/07/2016 tarihli ifadesinde ise "..Daha önce Şanlıurfa CBS de 17/08/2016 tarihinde ifade vermiştim orada verdiğim ifade doğrudur tekrar ederim. 0507....34 numaralı hat bana aittir üzerime kayıtlıdır 2013 yılından bu yana kullanıyorum, bildiğim kadarıyla benden başka bu hattı kullanan kimse yoktur, ben BYLOCK programını yüklemedim en fazla yanlışlıkla yüklemiştirim kimseyle görüşmedim, Ocak 2015 tarihine kadar Googleplayda olduğunu biliyorum yanlışlıkla yüklemiş olabilirim,.."
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, kod adı kullandığına, bu evlerde murakıplık yaptığına, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahısın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.
...
-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.
...
-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
"...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine ... kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı."
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“... 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan ... KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.
...
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum...
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..."
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 24/06/2019 tarihli dilekçesi ekinde yer alan CD ile dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen; 17/01/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 102 numaralı çalışma evinde kalanların beyanlarının değerlendirilmesi sonucu davacının bu çalışma evinde hücre evlerinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev yaptığı; 03/04/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 25 numaralı hakim-savcılık sınavına çalışma evinin 25/06/2014-06/06/2016 tarihleri arasında çalışma evi olarak kullanıldığı eve ait su aboneliğinin 23/09/2013 tarihinden itibaren davacı adına kayıtlı olduğu, mahrem çalışma evlerinin kiralanması ve kira bedellerinin ödenmesi, aboneliklere ilişkin işlemlerin evlerden sorumlu şahıslar tarafından yapılmasına ilişkin tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu çalışma evinde hücre evinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev yaptığı; 08/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 45 numaralı hakim-savcılık sınavına çalışma evine ait 21/05/2013-15/12/2013 tarihleri arasında sekiz (8) ay kira ödemelerinin davacı tarafından yapıldığının tespit edildiği, mahrem çalışma evlerinin kiralanması ve kira bedellerinin ödenmesine ilişkin işlemlerin evlerden sorumlu şahıslar tarafından yapılmasına ilişkin tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu çalışma evinde hücre evinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev yaptığı; 02/10/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 96 ve 167 numaralı çalışma evlerinin kira sözleşmesinde davacının kimlik fotokopisinin bulunduğu ve bu evde kalanların beyanlarının değerlendirilmesi sonucu mahrem çalışma evlerinin kiralanması ve kira bedellerinin ödenmesine ilişkin işlemlerin evlerden sorumlu şahıslar tarafından yapılmasına ilişkin tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu çalışma evlerinde de hücre evlerinden sorumlu sermurakıp olarak görev yaptığı hususlarının tespit edildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 17/01/2019, 03/04/2019, 08/07/2019, 02/10/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarından davacının bu evlerde kalacak kişileri karşıladığı ve bu evlere yerleştirdiği, örgüt içerisinde aktif bir rol üstlenmiş olduğu görülmüştür.
Davacı tarafından hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığına yönelik tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde anılan sınavlara hazırlanmış ve bu evlerden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev almış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, davacı vekili tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen 25/08/2018 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde dava konusu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3.Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 27/09/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/48197
Karar No : 2021/2710
**DAVACI:** ...
**VEKİLİ:** Av. ...
**DAVALI:** ... Kurulu / ...
**VEKİLİ:** Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu karar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ...tarih ve ...sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı; 36.maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 138.maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kurala bağlanmış, Anayasa'nın ''Hakimlik ve savcılık teminatı'' başlıklı 139. maddesinde ise ''Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.'' hükmüne yer verilmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmalarının en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda
faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan
kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan, davacı vekili tarafından 25/08/2020 tarihli dilekçe ile dava konusu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu karara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan 31/05/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesinde cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu davacıya 04/06/2020 tarihli ara kararımızla bildirilmiş, ikinci savunma dilekçesine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ...adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …...abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “...isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …...bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ...kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" yer almaktadır. Anılan tutanakta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.12.2016 tarih ve 2016/180056 sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin 0507.....34, tespit edilen cihazlara ait IMEI numaralarının ...ve ...olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:...sayılı dosyasında davacının 0507.....34 nolu GSM hattı ile 09/11/2014-04/02/2015 tarihleri arasında 637 kez ByLock uygulamasına bağlantı kurduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, Bylock kullanıcısı olmadığı, Bylock delilinin hukuka aykırı olarak elde edildiği, bylock kullanımına ilişkin ID, mesaj, içerik ve kayıtların bulunmadığı beyan edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit Tutanağı"nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı"nın incelenmesinden; davacı tarafından 0507.....34 GSM numarasından, ...ve ...IMEI numaralı cihazlarla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.A., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 06/09/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "..."... 1. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ:(2013 YILI TEMMUZ YADA AĞUSTOS AYINDAN 2013 YILI ARALIK AYINDA YAPILAN ADLİ YARGI SINAVINA KADAR KALDIĞINI BEYAN EDER); ...KOD ADLI şahıs ile bu eve ilk giden bendim. Sonrasında bu eve ... isimli şahıslar geldi ve bu evde 6 kişi olarak 2013 yılı Aralık ayında yapılan Adli Yargı Sınavına kadar birlikte kaldık. Bu evde bulunduğum süre zarfından MURAKIP ve SERMURAKIP kavramlarını öğrendim. Yapı içerisinde MURAKIP olarak adlandırılan şahıs haftada en az bir kere çalışma evine gelir, bire bir bizimle ilgilenirdi. Dışardan yardımcı kaynak kitap isteğimiz olduğunda MURAKIP getirirdi. Zaman zamanda ihtiyaçlarımız için maddi yardım sağlardı. Bu paraları ortak olarak ev ihtiyaçlarında kullanırdık Yapı içerisinde SERMURAKIP olarak adlandırılan şahıs ise daha seyrek olarak gelirdi. MURAKIP ’ın üstü idi. Bu şahısta yine geldiği zamanlarda hal hatır sorar sorunlarımızı dinlerdi. Kalmış olduğum 1. Hakim Savcı çalışma evinin MURAKIP’ı ... KOD ADLI ... isimli şahıs idi. SERMURAKIP’ı ise … KOD ADLI H.N. isimli şahıstı. Bu şahısların KOD adı kullandığını biliyordum, gerçek isimlerini Gümüşhane CBS ’na vermiş olduğum ifadem esnasında öğrendim. Kalmış olduğum 1. Hakim Savcı çalışma evinde ara ara bu evde yaşananlar ve birlikte kaldığımız şahıslar ile yaşadığımız şeylerle ilgili yemin ediyorduk. Bu yemini sorumlularımız yaptırmaktaydı. Kalmış olduğum çalışma evinde cep telefonu kullanmak yasaktı. Benim yanımda götürmüş olduğum cep telefonumu ... KOD ADLI MURAKIP’İMİZ aldı. Bu evde ailelilerimiz ile iletişim kurmamız için eve sabit bir hat bağlamamız istendi ve bunun üzerine ... KOD ADLI SERMURAKIP bana hat almamı söyledi. Alacağım hattında içerden dışarıya kapalı olmasını yani bir tek dışardan ailelerimizin bizi arayabileceği şekilde olmasını tembihledi ve bende bunun üzerine Telekom bayiine giderek bu evde kullanılmak üzere adıma sabit bir hat aldım. Bu sabit hattın numarasını şu an hatırlamıyorum. Bu hattın sözleşmesi ve sözleşmedeki imzalar bana aittir. Ben ve çalışma evinde birlikte kaldığımız şahıslar aileleri ile adıma olan bu sabit hat üzerinden iletişimlerini sağlamışlardır. Kalmış olduğum çalışma evinin kimin kiraladığını aboneliklerinin kime ait olduğunu bilmiyorum. Sabit hat benim adımadır. Bu evde aylık çok cüzi bir miktarda iaşe giderlerimiz için para topluyorduk, onun haricinde kira giderleri ve diğer abonelik giderleri sorumlularımız yani yapı tarafından karşılanıyordu. Bu evde toplu olarak dışarı çıkmamız yasaktı. Herhangi bir durum olduğunda ... KOD ADLI MURAKIP’IMIZ eve bir GSM numarası bırakmıştı. Biz de dışardan ankesörden ya da büfelerden sorunumuzu bildirmek için aradığımız olmuştu. ... KOD ADLI MURAKIP’IN bize ulaşmamız için vermiş olduğu GSM numarasını birkaç kez değiştirdiğini hatırlıyorum. Bu evde kaldığımız süre boyunca komşularımız ile muhatap olmamamız konusunda uyarılmıştık. Bu çalışma evinde kural olarak başı açık olmamız gerekiyordu. Bu evde kalanlardan kimin başının kapalı olduğunu bilmiyorum ancak evde kalan herkesin başı açıktı. Bu evde yine dini vecibelerimizi yerine getirirdik. Bu evde yine sorumlularımız tarafından ne kadar ders çalıştığımıza dair ve ne kadar ibadet ettiğimize dair iki yönlü çetelelerimiz bireysel olarak bizden alınırdı. Özellikle sabah namazına kalktığımızda her odanın ışığının yanması yerine ortak kullanım alanımızın ışığının yanmasını ve burada namazımızın kılmamızın tedbiren uygun olduğunu tembih etmişlerdi. Sabah ve akşam tesbihat yapmaktaydık. Bu tesbihatların da toplu ve komşuların duyamayacağı şekilde yapmamız tembih edilirdi.
35-MURAKIP ... KOD ADLI ...; Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs Ankarada akademide Hakim Adayı idi. Bu şahıs 1. Hakim-Savcı Çalışma evinin sorumlusu yani Murakıbı olan şahıstır. Görsem teşhis ederim..."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 08/09/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.D.Ç., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 14/10/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "....HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ; (2013 YILI EKİM AYI BAŞINDAN 2013 YILI ARALIK AYINDA YAPILAN ADLİ YARGI SINAV SONUNA KADAR KALDIĞINI BEYAN EDER); Bu hakim savcı çalışma evine en son giden bendim. Bu eve gittiğimde evdekiler bir - bir buçuk aydır ders çalıştıklarını öğrendim. Bu hakim savcı çalışma evine gittiğimde evde kalan şahıslar .... idi. Ben bu eve yerleştikten sonra aynı gün içerisinde evin sorumlusuna MURAKIB denildiğini öğrendim. Evin bir üst sorumlusuna ne denildiğini hatırlamıyorum. Ancak üst sorumlunun kim olduğunu hatırlıyorum. Kalmış olduğum evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs idi. Bu şahsın gerçek ismini evde kaldığım süre içerisinde eve geldiği bir günde arkadaşının ağzından kaçırmasıyla öğrenmiştim. MURAKIB ... KOD ADLI ... isimli şahsın üzerinde benim üniversiteden bir üst dönem olarak bildiğim ve tanıdığım ... KOD ADLİ HATİCE NUR isimli şahıs vardı. Ben bu şahsın yapı içerisindeki isminin ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Ben evde kalmaya başladıktan sonra evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs eve geldi. Bana bu evde cep telefonunun yasak olduğunu söyleyerek yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu benden aldı. Telefonumu aldıktan sonra sim kartını yada bataryasını çıkarıp çıkarmadığını hatırlamıyorum. Ben daha sonra kendisine ailemle nasıl iletişime geçeceğimi sorduğumda evde bir tane sabit hat olduğunu bu sabit hat ile ailemizin bizi arayarak görüşebileceğini söyledi. Bu hattın dışarıya kapalı olduğunu söyledi ancak ben bu evde su vb siparişler için dışarı arama yaptığımızı hatırlıyorum. Bu sabit hattı sadece aile yakınlarımıza vermemizi söyledi. Evde bulunan sabit hattan ben ve evde kalan .... isimli şahıslar evde kaldığımız zaman zarfında aileleriyle farklı zamanlarda defaten görüşme yapmışlardı. Komşularla fazla muhattap olmamamız gerektiğinden bahsetti. Evin giderleri için sîzler kendi aranızda her ay bir miktar para toplayın evin kirası olan bölümü ben sizden alacağım diğer giderlerinizin parasını siz ödeyeceksiniz dedi. Ben hatırladığım kadarıyla kişi başı ayda 300-350 tl civarında bir para topladığımızı hatırlıyorum. Bu paradan kira kısmını ayırıp sorumluya veriyorduk. Geri kalanı ile gıda ve faturalarımızı ödüyorduk. Sabah namazına kalktığımız zamanda odaların ışığını değil de holün yada ortada bir yerin ışıklarını açmamız gerektiğini söyledi. Evde kalanlarla birlikte toplu olarak dışarıya çıkmamamız gerektiğini söyledi. Bu evde kalırken kod ismi kullanmamız yönünde herhangi bir şey söylemedi. Evde düzenli olarak ders çalışacağımızı söyledi....Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evini kimin kiraladığını bilmiyorum. Ancak faturalardan bir tanesinin S.A. adına olduğunu hatırlıyorum. Kalmış olduğum evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs eve haftada bir ya da iki kez gelir. Bizlerin bir ihtiyacı olup olmadığını evde bir problemin olup olmadığını sorardı. Evde ne kadar ders çalıştığımızın çetelesini bizden alırdı. Ayrıca bir ihtiyacımız olması durumunda kendisini dışarıdan ankesorlu telefondan aramamız için bir numara bıraktığını hatırlıyorum. Ancak ben bu şahsı telefonla aramadım diye hatırlıyorum... Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evinde kendi kitaplarım haricinde bir kitap daha vardı. Bu kitabın yayın evi belli değildi, beyaz kaplı, fotokopi halinde, önceki yıllarda çıkmış hakim savcı sınav sorularının olduğu bir kitaptı. Bu kitabı dışarıya çıkartmamız, üzerinde karalama yapmamız yasak idi. Ben konularımı yetiştiremediğim için bu kitabı çok fazla inceleme fırsatım olmadı. Bu kitap haricinde evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... isimli şahıs tarafından getirilen denemelerden 3 kez civarında olduğumuzu hatırlıyorum. Bu denemeyi evin salonunda toplu olarak, gerçek bir sınav süresince çözerdik. Cevapları optik forma dolduruyorduk. Optik formun üzerine kendi isimlerimizi yazdığımızı hatırlıyorum. Sınav bitiminde evde kalanlar olarak ne kadar doğru yaptığımızı kontrol ederdik. Bu yapmış olduğumuz denemeler piyasada bulunan denemelerdendi. Fotokopi halinde değildi. Sınav sonrasında çözdüğümüz deneme soruları evde kalır, optik form evin MURAKIBI ... KOD ADLI ... tarafından götürülürdü. Ben evde kaldığım dönem içerisinde beyaz kitabın üzeri karalanmayacak, dışarı çıkarılmayacak muhabbeti çıktıktan sonra bu durumdan ürkmeye başladım. Bu tedirlinliğimi ... KOD ADLI ... isimli şahsa sordum. Kendisi bu kitabın sıkıntılı bir durum olmadığını, bu kitabın çıkmış sorulardan ve piyasada bulunan sorulardan ibaret olduğunu söyledi. Hatta benim kendi normal çıkmış sorular kitabım vardı. Çıkmış soruların bulunduğunu kendi kitabımdan bakarak bu durumu teyit ettik. Üzerinin karalanmama sebebini sordum. O da bana bu kitabın tekrardan kullanılacağı ve bu durumu diğer çalışan arkadaşları etkileyeceği için normal bir durum gibi bahsetti. Ancak bu tarz söylemesinde çokta tatmin olmadım. Bu kitabı da o yüzden çok fazla inceleme fırsatım olmadı. Konularımı dahi sınav zamanına kadar anca bitirmiştim. Ben bu evde kalırken 2013 yılı İdari ve Adli yargı sınavına girdim. İdari yargı sınavından kaç puan aldığımı hatırlamıyorum. Ancak bu sınavı kazanamamıştım. Adli yargı sınavından 70 civarında bir puan aldım. Bu sınavı da kazanamadım. Evin murakıbı ... KOD ADLI ... isimli şahıs her iki sınav öncesinde de eve geldiğini hatırlıyorum. Eve geldiği zaman evde birlikte kaldığım .... isimli şahıslarda evde olduğunu hatırlıyorum. Eve geldiğinde bizlere toplu olarak salonda sınav öncesinde heyecan yapmamamıza gerek olmadığını, siz elinizden geleni yaptınız tarzında motive edici sözler söyledi. Evin üst sorumlusu ... KOD ADLI ... isimli şahsın sınav öncesinde eve gelip gelmediğini hatırlamıyorum. Ben bu iki sınav öncesinde herhangi bir soru almadım. Soru verilme olayına da şahit olmadım...Ben Adli yargı sınavı olduktan sonra aynı gün içerisinde memleketim Alanya ya döndüm. Ben eve dönmeden önce 17-25 Aralık olayları dahi olmamıştı. Ben eve gittiğim zamanda bu olaylar patlak vermeye başladı. Ben bu süreçten sonra Alanya dışına dahi çıkmadım. Benim birkaç eşyam çalıştığım hakim savcı çalışma evinde kalmıştı. Onları dahi almaya gitmedim. Ben memleketimdeyken 2014 yılı başlarında ... KOD ADLI ... isimli şahıs beni aradı. Kendisinin Alanya ilçesine gelerek benimle görüşeceğini söyledi. Ben gelmesine gerek olmadığını, hakim savcı çalışma evine bir daha dönmeveceğimi izah edebileceğimi söyledim. Ama kendisi ısrarla Alanya ilçesine geleceğini söyledi, Aradıktan bir müddet sonra benimle görüşmek için Alanya ya geldi, Kendisiyle bir pastanede buluştuk. Buluşmamızda bana tekrardan gelip hakim savcılık sınavlarına hazırlanmam hususunda bana telkinlerde bulundu. Ben o dönemde avukatlık stajımı Antalya Barosuna bağlı olarak başlattığımı ve memleketimden başka bir yere gitmeyeceğimi söyledim. Kendisine avukatlık stajımı yapıp memleketimde avukat olarak devam edeceğimi söyledim, Kesinlikle de hakim savcı çalışma evine bir daha dönmeyeceğimi söyledim. O da benim bu ısrarlı tutumumdan dolayı bir daha beni ne aradı nede sordu. Yapı adına başka kimseyle de bu saatten sonra görüşmedim, Alanya ilçesi dışına dahi çıkmadım.
16-MURAKIB ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin murakıbıdır. Bu şahsın o dönemde hakim olduğunu biliyorum, Görsem teşhis ederim...”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 15/10/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.U., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 26/10/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "..Ben A.B. isimli şahsın söylediği tarih ve saatte kendi imkanlarımla Ankara da Emek Metro durağına gittim. Orada beni ... KOD ADLI ŞAHIS karşıladı. ... KOD ADLI ŞAHIS la ilk önce Metro durağına yakın bir kafede oturduk. ... KOD ADLI şahıs beni birine teslim edeceğini söyledi. Daha sonra kafede İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS geldi. İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS ile birlikte kalacağım eve ticari taksiyle gittik. Kalmış olduğum hakim savcı çalışma evi Batıkent semtinde bir sitedeydi. Ancak bu evin tam açık adresini hatırlamıyorum. Bu eve giderken asansörde İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS bana bu evde kendi ismimi söylemeyeceğimi kendimi YEŞİM KOD ismimle tanıtmamı söyledi. Bu evde kalan şahıslar senin hakkında hiçbir şey bilmesin, nereli olduğunu, hangi okulda okuduğunu, ailenle ilgili bir şey söylememem hususunda beni tembihledi. Bende eve gittiğimde kendimi … KOD ismimle tanıttım. Eve gittiğimde … ve … isimli şahıslar evdeydi. Ben kendimi kod ismimle tanıttığım için evdekilerinde Kod ismi olduğunu düşündüm. Evde bir müddet kaldıktan sonra …, …, … isimli şahıslar geldiler. Bu evde kalan şahısların gerçek isimlerini evde kaldığım zaman içerisinde öğrendim. Bu evde beraber kaldığım şahıslar ... olduğunu öğrendim. Bizim bu evin sorumlusu beni eve getiren İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS idi. Bu şahsın ben hakim stajeri olduğunu tahmin ediyorum. Bu şahsın üzerinde kimin olduğunu bilmiyorum. Bizim evle ilgilenen tek şahıs buydu. Ben evin sorumlusuna MURAKIB ya da SERMURAK1B denildiğini hiç duymadım. Bu terimleri ifadem aşamasında öğrendim. Bizi er evin sorumlusuna ABLA diye hitap ederdik. Evin sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS eve geldiği bir gün evin kurallarını evde kalanlara toplu olarak bahsetti. Hatırladığım kadarıyla hakim savcı çalışma evinin kuralları; bu evde kim ve fatura ödemeyeceğimizi sadece şıda ihtiyaçlarınım karşılayacağım söyledi. Bu evde sürekli olarak ders çalışılacağını, maneviyata yani namaz hususuna dikkat etmemizi söyledi. Fetullah GÜLEN e ait kitapları okumamızı söylerlerdi. Bu evde cep telefonunun kullanımın yasak olduğunu söyledi. Evde sabit bir hat olduğunu bu hat ile sadece aile yakınlarımızla görüşeceğinim söyledi. Bu hattın dışardan aramalara açık, içeriden dışarıya aramalara kapalı olduğu hususundan bahsetti. Komşularla fazla muhattan olmamamız, Toplu bir sektkle dışarıya çıkmamamız söyledi. Hatırladığım kadarıyla evin kuralları bu şekildeydi. /Kuralları unlattıktan sonra herlufnşi bir yemin etme olayı olmadı.Evin kuralları anlatıldıktan sonra evin sabit hat numarasını dışarıdan ankesörlü telefondan ailemizi arayarak kalmış olduğum evin numarasını verdim. Ailem beni farklı tarihlerde zaman zaman aramışlardır. Ben ailemi evdeki sabit hattan ar ayamıyor dum. Evde birlikte kaldığım şahıslarda evdeki sabit hat ile aileleriyle görüşüyorlardı. Evdeki sabit hattın kimin üzerine olduğunu bilmiyorum. Hakim savcı çalışma evine evin sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS iki haftada bir gelir, eve geldiği zamanlarda bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorardı. Evde bir sıkıntımız olup olmadığını sorardı. Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evini kimin kiraladığını, elektrik, su, doğalgaz aboneliklerinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Ben bu evde iken üzerime herhangi bir hat almadım. Ancak evde birlikte kaldığım şahıslardan sonrasında bir faturayı üzerine aldığını hatırlıyorum. Bu hakim savcı çalışma evinde önceki yıllarda çıkmış hakim savcılık sorularının olduğu, beyaz kaplı, fotokopi halinde üzerinde DİAMOND ibareli bir çalışma kitabı vardı. Bu kitap üzerinde karalama yapmamız, dışarıyla çıkartmamız yasaktı. Bu DİAMOND ibareli kitabı evin sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM şahıs getirmişti. Bu eve zaman gazetesi almamız istenmiyordu, bu gazete haricinde diğer gazetelerin alınmasına bir şey denilmiyordu. Bu evin sorumluluğunu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM şahıs bir süre yaptıktan sonra değişti. Bu şahsın yerine ... KOD YA DA GERÇEK isimli şahıs geldi, ... KOD YA DA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS eve geldiği zamanlarda deneme getirirdi. Bu deneme sınavları da toplu bir şekilde salonda gerçek bir sınav süresince olurdu. Bu denemeyi yaklaşık olarak sınava yakın tarihlerde 4 ya da 5 kez olduk. Bu deneme sınavının cevaplarını optik forma doldururduk. Optik formun üzerine ne yazdığımızı hatırlamıyorum. Deneme sonrasında evin sorumlusu ... KOD YADA GERÇEK isimli şahıs bu deneme sınavlarını evde bırakırdı. Doğrularımıza yanlışlarımıza bakmamızı söylerdi. Sonrasında ise suya koyup üzerine çamaşır suyu döküp yok etmemizi, Sonrasında ise yazıları silindikten sonra çöpe atmamızı söylediğini hatırlıyorum. Ben bu söylediği şeyi hiçbir zaman yapmadım. Evde kalanlarda söylenildiği gibi yapıyordu ancak kimin net olarak yaptığını hatırlamıyorum.
20-İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin ilk sorumlusudur. Hakim adayı olabileceğini tahmin ediyorum. Görsem teşhis ederim... ”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 27/10/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.S.Ö., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 19/09/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "Tekrar etmek gerekirse ... isimli şahıs; Ben bu şahsın isminin gerçek ismi olmadığını biliyorum... gerçek ismini bilmiyorum. Nereli olduğunu bilmiyorum. Şahsın o dönemde Hâkim olarak görev yaptığını biliyorum. Yanlış hatırlamıyorsam İdari Hâkimlik yaptığını düşünüyorum. Benim kalmış olduğum Hâkim Savcı Çalışma Evi ’nin sorumlusu olduğunu tahmin ediyorum... bizim çalışmalarımızı takip ederdi. Bundan dolayı bu şekilde düşünüyorum. Görsem bu şahsı teşhis edebilirim... Ben yukarıda belirtmiş olduğum isimlerle birlikte 2013 yılı Ağustos ayından Aralık ayına kadar birlikte kaldık... Kendi içimizde evin sorumlusu yoktu ancak ... isimli şahıs.. haftada bir eve gelir, bizlere ihtiyaçlarımızın olup olmadığını, ne kadar ders çalıştığımızı sorardı.. muhabbet eder, geldiği zamanlarda piyasada bulunan hazırlık kitaplarından ve notları bizim isteğimiz üzerine getirirdi. Birde hatırladığım kadarıyla birkaç kez deneme sınavı getirdiğini hatırlıyorum Biz deneme sınavlarını çözdükten sonra bizden geri aldığını hatırlıyorum...2013 yılı Aralık ayında yapılan Adli Yargı sınavından önce ... isimli şahsın kalmış olduğumı ait çalışma evine sınavdan 1 gün önce motive etmek amacıyla geldiğini hatırlıyorum. Eve geldiğime olarak bizimle görüşme yaparak; sınavda sakin olun, ders çalışmayı bırakabilirsiniz.. şeklinde söylemi oldu. Daha sonrasında evde kalanlarla birebir özel görüşme yaptı....Sınav sonuçları açıklandıktan sonra ... isimli şahıs yine beni halen kullanmış olduğum GSM numarasından tekrar aradı... Ben ... isimli şahsa hitaben kalmış olduğum Hâkim Savcı evindeki gizlilikten rahatsız olduğumu eğer yapılan işin doğru bir iş ise neden gizlenmeye çalışıldığını söyledim.."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 20/09/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.D., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 01/01/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "...2014-2015 YILLARINDA YAPININ KALMIŞ OLDUĞUM HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVLERİ VE AVUKATLIK EVİ: Ben yapı içerisinde kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde mıırakıb ve sermurakıb kavramlarını ilk kez burada duydum. Murakıb tabirini anlatmam gerekirse bildiğim kadarıyla yapı içerisinde görev alan mıırakıblar 2-3 hakim savcı çalışma evlerinden sorumlu kişilerdir. Yapı içerisinde görev alan Sermurakıblar ise 5-6 evden sorumlu olduklarını tahmin ediyorum. Ben ilk başlarda murakıbları bir evden sorumlu olarak bildiğim halde yine kalmış olduğum hakim savcı çalışma evini değiştirdiğimde aynı murakıbında değiştirmiş olduğum evin sorumlusundan dolayı murakıbların söylediğim gibi 2-3 hakim savcı çalışma evlerinden sorumlu oldukları kanısına vardım. Benim birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusu yani murakıbı İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS idi. Bu şahsın üzerinde de sermurakıb olarak yine İSMİNİ KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM başkaca sivil bir şahıs vardı. Ben murakıb ve sermurakıb ile bir kere çalışma evinde görüştüm. Sonrasında bu şahıslar değişti. Ben bu şahısların hakim yada savcı adayı olduğunu biliyordum. Ancak sonrasında yapı içerisinde sorumlu olan hakim savcı adaylarının yerine sivil şahısların geldiğini öğrenmiş oldum. Ben birinci çalışma evimde hakim adayı olan murakıb ve sermurakıbımı sadece bir kere gördüğüm için kod adını ve gerçek isimlerini bilmiyorum. Ancak görsem teşhis edebilirim. Birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin bir kez gördüğüm hakim adayı olan murakıb yada sermurakıb haricinde genel itibariyle sivil sorumlusu ... KOD ADLI şahıs idi. Bu şahsın üzerinde yine KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM başkaca bir sivil sorumlu vardı. Ben birinci hakim savcı çalışma evine gittiğimde hakim adayı olan ve bir kez gördüğüm, sonrasında değişen KOD ADINI VE İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM MURAKIBIM benimle birebir odada görüştü ve benim 2014 yılı ağustos ayında kalmaya başladığım birinci hakim savcı çalışma evimin kurallarından bahsetti.
61-MURAKIB İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS: Bu şahsın ismini ve kod adını bilmiyorum. Nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahsın hakim adayı olabileceğini düşünüyorum. Ben bu şahsı bir kez gördüm ve sonrasında yapıdaki murakıplık görevini bırakmıştır. Görsem teşhis ederim...."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 17/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.G., Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..3. Sınıfta bizim evimizin bulunduğu bölgede Betül İsimli coğrafya öğretmenliğinden mezun olmuş ancak öğretmenlik yapmayan sadece BTM olarak görev yaptığı için yapıdan maaş alan bir bayandı. Yapı içerisinde duyduklarımdan bildiğim kadarıyla semt sorumluları ve bölgeciler sırf bu işleri yaptıkları için belli bir miktar para alıyorlardı. 4. Sınıfa geçtiğimde Laleli'de üniversiteye yakın bir yerde bulunan apart şeklindeki Reyhan Kız Öğrenci yurdunde kalmaya başladım. Yurtta kaldığım süre içerisinde bana yine yurtta bulunan.. hukuk öğrencilerinden yada aynı sınıfta olsak dahi başka fakülte öğrencilerinden 6-7 kişiyle ilgilenmem hususunda görev verildi. Yani bu 6-7 kişinin yapı içerisindeki adıyla ablası olarak görev aldım. Benim gibi öğrencilerle ilgilenen, İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Fakültesinde okuyan soyismini hatırlayamadığım Pervin, İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümünde okuyan K.T., İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinde okuyan E.Ş.B. isimli kişiler vardı, Bizim dördümüzün muhatap olduğu yani bizim sorumlumuz olan şahıs ise vergi denetmenliğine hazırlanan … isminde kapalı bir bayandı. Üniversite hayatım boyunca kod isim kullanıldığım çok fazla duymadım. Sadece şu hususu biliyorum ki hukuk bölgesinde bulunan kişilerden birine başka bir bölgede bu kişilere görev verilmesi halinde bu kişinin hukukçu olduğunun yapılan tedbir dolayısıyla bilinmemesi amacıyla bu şahsa kod adı veriliyordu. Öğrencilik yıllarımı Beyazıt'ta bulunan ...kız öğrenci yurdunun üst katını hukukçular olarak sohbet amacıyla kullanıyorduk. Hukukçu olanlar kendisinden sorumlu olan kişilerle yani ablalarıyla bu yurtta bir araya gelip sohbet yapıyorlardı. Bu sohbetlcride genelde hukukçu olan birisi gelip yapıyordu. Bu hukukçu kişiler genelde üst dönemimizde bulunan öğrenciler oluyordu. Ama son sınıflara doğru artık kendi dönemimizden birkaç kişi yapmaya başladı. Hukuk bölgesinde kalan arkadaşlar şunlardı; benimde içinde bulunduğum grubun sorumlusu olan ve bizi sohbetlere çağırıp sohbet yapan ve başka yerlere sohbet yapmaya giden E.Ç., N.A., İktisadi ve idari bilimler fakültesi sorumlusu olan D.E., D. ve E. aynı konumda olan fakat neden sorumlu olduğunu bilmediğim .., ... ...,...., üniversitede aynı dönemim olan uzun boylu kumral açık tenli olan ve mezun olunca askeri hakim veya savcı olan soyismini hatırlayamadığım E. ve S.Y.. Bu arkadaşlardan Ş.Ş. harici diğerlerinin hepsi hakim olarak göreve başladılar..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A., Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "..Yapının genel eğilimi aynı çatı altında toplamak amaçlı olarak Ankara yada İstanbul ilinde stajların yapılmasıydı. Esasen bu yönde bana karşı kesin bir talimat olmadı. Stajı Bölge İdare Mahkemelerinin olduğu merkezlerde yapmak zorundaydım. Memleketim olan Batman da bölge idare mahkemesi olmadığından stajı Ankara'da yapmak benim için daha mantıklı gözüküyordu. Ben staja başladıktan sonra bu kez kendi içimizde "staj evi" olarak tabir ettiğimiz evlerde kalmaya başladık. Bu evler maksimum 4 kişiden oluşuyordu. Kalabalık olup dışarıdan dikkat çekmesi istenmiyordu. Ben bu yapının "5'lik" olarak tabir edilen grup içerisinde yer alıyordum. 9. Dönem idari yargı hakim adayı içerisinde bu dönemin sorumlusu olan "devreci" olarak tabir edilen şahıs D.E. (K.) (Kod adı ...) idi. Bulunduğu bu görevi mülakat aşamasında başlamıştı. 2013 yılı itibariyle Bylock programını kullanıyordu. Bu programı kendilerince "has" gördükleri kişilere veriyorlardı. Bu program üzerinden kendisi gibi üst düzey sorumlular veya daha üstlerle irtibat kuruyordu. Bylocktan aldığı bilgiyi şifai olarak bize aktarıyordu. Çevremdeki şahıslardan başka kimsede Bylock olduğuna dair bir bilgim yoktur. Benim staj döneminde kod adım benim belirlediğim "..."'ydı. Daha eskiden kod isim çok daha önemliymiş. Bu kod ismin Fettullah GÜLEN tarafınfan tespit edilerek verildiği düşünülüyormuş. Hatta insanlar çocukları olduğunda kendi kod isimlerini kendi çocuklarına koyuyorlarmış. Bizden sorumlu olan ... yapı içerisinde özellikle Bylock iletişiminde benim adımı "..." olarak kullanıyordu. Dönem içerisinde 5lik grubun kaldığı 3 ev, 4'lük grubunda kaldığı 2 ayn ev bulunmaktaydı. 5lik grubun içerisinde kaldığı evlerden birinci evde; ben, .., ikinci evde; .., üçüncü evde .., ... ...(...), D.K.(...) kalıyordu..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.U., Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "...Türkiye genelinde ve adliyemizde yürütülmekte olan FETÖ/PDY soruşturması kapsamında adiiyemizde görev yapan bazı hakim ve savcıların, açığa alındığını, haklarında tutuklama ve adli kontrol kararları verildiğini duydum, soruşturma kapsamında bulunan ..., E.S.O., ..., Y.B. isimli hakim ve savcılar genellikle birlikte gezerlerdi, ben bu şahısların örgüt üyesi olup olmadıklarını bilmiyorum, hatta bu meslektaşlar birlikte dışarılarda bazı aktivitelerde bulunuyorlardı, hatta bir defasında Hatay gezisi düzenlemişlerdi, beni de çağırmışlardı, fakat ben gitmedim, yine bu meslektaşlarım kendi aralarında, kendi içlerinden gidenler için veda yemeği de düzenlediklerini duydum, ben bunu darbe girişiminin olduğu tarihten sonra duydum. Bu soruşturma kapsamında açığa alman E.S.O. benim odama çok gelip giderdi ve konuşmalarının birinde MİT tırları hadisesinden sonra İstanbul'da 2 hakim tarafından verilen o dönem çok konuşulan tahliye kararlarından sonra söz konusu hakimlerin tutuklanmasına ilişkin olayla ilgili hakimlerin tutuklanmasının yanlış olduğunu ve bu kapsamda bir iki şey daha söyledi, fakat çok ayrıntılı hatırlamıyorum, bu olaydan sonra hakime hanımın bu vermiş olduğu tepkiye şaşırmıştım, ben bu konu ile ilgili aksi kanaatte olduğumu kendisine söyleyince kendisi de bu konuyu kapatmıştı, daha sonra odama geldiğinde bu konu ile ilgili bir şey söylemedi. Yine soruşturma kapsamında açığa alman aynı dönemde akademide bulunduğumuz Ç.T. (Ö.) isimli hakim meslektaşım ile akademiden tanışırız, çok samimi değiliz, kendisiyle ikimizde Osmaniye iline atanınca dönem arkadaşı olmamız dolayısıyla diyaloglarımız gelişti. Biz kendisiyle çok samimi değildik, onun ayrı bir arkadaş grubu vardı, dediğim Osmaniye ilinde aynı dönem olunca diyalogumuz oluştu, dönem dönem kendisiyle muhabbet ederdik, evlilik döneminde hakime hanım bana şimdiki eşiyle bir arkadaşı tarafından tanıştırıldığı söyledi, tahmin ediyorum Mart ayı gibiydi (tanıştırdığını söylediği arkadaşı Şanlıurfa İdare Mahkemesi hakimi ... isimli hakimin de soruşturma kapsamında olduğunu tahmin ediyorum), bana nişan olacağını, Eylül-Ekim gibi de evleneceklerini söylüyordu, hatta kısa sürede evlenmek istemediğini de sürekli söylerdi.."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ç., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 15/10/2018 tarihli sorgulama tutanağında; " ...1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: (2013 Yılı Ağustos avından 2013 yılı Aralık avına kadar kaldığını sonrasında 2014 yılı ocak avında tekrardan bu eve geldiğini ve 2014 yılı hatırladığı kadarıyla Temmuz avına kadar (2014 Ramazan Bayramı sonrası) kaldığını sonrasında başka bir çalışma evine seçtiğini beyan eder.) Ben belirttiğim tarihte çalışma evine gittim. Bu evde bulunduğum süre zarfında MURAKIP ve SERMURAKIP kavramlarını öğrendim. MURAKIP yapıda görev alan çalışma evinden sorumlu olan şahsı denir. MURAKIP haftada genelde iki kez gelerek kaç saat ders çalıştığımızı, kaç soru çözdüğümüzü, Hangi dersi bitirdiğimizi ve ne kadar dini kitap ve Fetullah GÜLEN’in kitaplarını okuduğumuz sorardı. Ancak bu evde çok fazla Fetullah GÜLEN’in kitapları kendilerince tedbiren bulundurulmazdı. SERMURAKIP Murakıba nazaran daha seyrek gelirdi. Murakıbın üstü konumda idi. Sermerakıp geldiğinde daha çok tatlı getirir ve derslerimizi sorardı. almış olduğum Hakim Savcı çalışma evinin MURAKIBI ... KOD ADLI şahıs idi. SERMURAKIBI İSE ... KOD ADLI ŞAHIS idi. Bu şahıslar gerçek isimlerini sorduğumuzda söylemezlerdi çok da soru sormamamızı istemiyorlardı. Ben çalışma evine gittikten sonra bir süre cep telefonum yanımda idi. Sonrasında SERMURAKIB ... KOD ADLI ŞAHIS benden ve evde kalanlardan cep telefonumuzu aldı. Sonrasında ilerleyen süreçte ... KOD ADLI SERMURAKIB eve geldi Evde kalanlar olarak abdest alarak bizimle evin mutfağında tek tek görüştü. Benimle görüşmesinde bana hitaben elinde bulunan bir kağıt uzatarak okumamı söyledi Hatırladığım kadarıyla bu kağıtta evde yaşananlardan, evde kalanlardan, evin kurallarından kimseye bahsetmeyeceğime dair annemin, babamın ve sevdiklerimin hatta doğacak çocuklarımın üzerine kuranı kerime el bastırarak yemin ettirdi Yine bu yemin metninde eğer anlatır isen ileride çocuğumun sakat kalsın şeklinde cümlelerde vardı. Bu evde beraber kaldığım ve çalışma evinin kurallarına tabi olan şahıslar ... idi. Bu şahıslar ile 2013 Aralık ayında yapılan Adli yargı sınavına kadar beraber kaldım. Bu evde kimsenin KOD ADI yoktu. Hatta soy isimlerimizi birbirimize söylemememiz istenmiş ise de zaman içerisinde soy isimlerimizi öğrendik. Evde kalanların aileleri aradığında yakınları ile görüşmek islediklerini söylerlerdi ve bu şeklide soy isimlerimizi öğrenmiş olduk. Bu evde bulunduğum süre zarfında evin kurallarını anlatmak istiyorum. Bu evde cep telefonu kullanmak yasaktı. Bu evde sabit bir hat vardı. Evde kalanlar olarak bu sabit hat üzerinden ailelerimizin bizi aramaları üzerine iletişim sağlıyorduk Bu evdeki sabit hat hatırladığım kadarıyla şehir içine açık şehirler arasına kapalı idi. Bu evdeki sabit hat S.A. isimli şahıs adına idi. Yine bu evde komşular ile iletişim kurmamamız istenmişti.Kalmış olduğum Hakim savcı çalışma evini kimin kiraladığını, aboneliklerinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma bu evde bir abonelik bulunmamaktadır. Bu evde sadece iaşe ihtiyaçlarımız için aramızda para veriyorduk onun haricindeki tüm giderler yapı tarafından karşılanıyordu. Bu evde yoğun bir şekilde günde en av 10 saat ders çalışıyorduk. Bu evde yardımcı kaynaklar olarak beyaz kaplı soru bankası çalışma kitapları vardı. Yine bu evde hatırladığım kadarıyla DIAMOND ibareli soru bankaları da bulunuyordu. Bu soru bankaları evde kalanlar sayısınca olmadığı için karalama yapmıyorduk. Bu evde yine 2-3 kere deneme olduğumuzu hatırlıyorum. Hatırladığım kadarıyla ... KOD ADLI MURAKIP deneme yaptırırdı. Bu denemeler evin salonunda gerçek bir sınav modunda ve süresince olurdu. Cevaplarımızı optik forma doldururduk. Optik forma adımızı ve soyadımızın baş harfini yazardık. Sonrasında da kimin kaç puan aldığını hesaplıyorduk.
7-) ... KOD ADLI MURAKIB; Bu şahısın gerçek adını soyadını nereli olduğunu bilmiyorum. 1. Çalışma evinin sorumlusu idi. Hakim Adayı olduğunu düşünüyorum. Esmer, orta boylu bir şahıs idi. Görsem teşhis ederim...."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 16/10/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.K., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 05/12/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "“...Ben bu eve gittiğimde bu evde; D.K., ... isimli şahıs, ... isimli şahıs, ... isimli şahıs, E.Ö. isimli şahıs olmak üzere 6 kişiydik. Bu evin MURAKIBI ... KOD adlı şahıstı. SER MURAKIP … isimli şahıstı. Bu eve gittiğimde ... KOD adlı şahıs beni tek odaya aldı. Bana abdest almamı, başımı örtmemi söyledi. Ben de abdest aldım, başımı örttüm ve ... KOD adlı şahsın bulunduğu odaya gittim. ... KOD isimli şahıs bana "bu evden, bu evdeki kişilerden ve DIAMOND isimli çalışma kitabından kimseye bahsetmeyeceğime dair yemin edermiş in" şeklinde söyledi. Ben de yemin ederim diyerek yemin ettim. Ayrıca eve gittiğimde ... KOD ADLI ŞAHIS bu evde telefon kullanmak yasak, en az 10 saat ders çalışılacak şeklinde söyledi ve benden o zaman üstümde getirmiş olduğum numarasını hatırlamadığım hattın takılı olduğu telefonun bataryasını ve kartım çıkararak kendisine teslim etmemi söyledi. Ben de telefonumu istediği şekilde ... KOD İSİMLİ ŞAHSA teslim ettim. Ayrıca ... KOD ADLI ŞAHIS bu görüşmemizde ve sonraki geldiklerinde komşularla çok konuşmamızı, konuşmak zorunda kaldığımız durumlarda da avukat stajı yaptığımızı söylememizi istedi. Ayrıca binlerini aramamız gerektiğinde büfe tarzı kontörlü telefonlardan aramamızı söyledi. Bu evde yanlış hatırlamıyorsam içeriden dışarıya araması Ankara içine açık olan ve diğer il dışlarına kapalı olan bir sabit hat vardı. Bu sabit hattın dışarıdan içeriyi araması açıktı. Bu sabit hattın numarasının ailemize vermemiz söyleniyordu. Ben bu hattı anneme, babama, ablalarıma verdim ve bu hat üzerinden görüşme yaptık. Bu evin sabit hattının D.K. adına kayıtlı olduğunu hatırlıyorum. Bu evin doğalgaz, su, elektrik gibi aboneliklerin kimin üzerine olduğunu hatırlamıyorum. Bu evde kaldığımız dönemde düzenli bir miktar para veriyorduk, diğer kısmını ... KOD adlı şahıs getiriyordu. Yanlış hatırlamıyorsam bu evin fatura yatırma ve kira ödeme işlerini de o yapıyordu. Biz mülakat evinde kaldığımız sırada daha sonra devreciliğimizi yapan ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS mülakat evine geldi. Bize hitaben "benim altımda 3 ev kiralanacak, bu üç evin her birinde 4'er kişi kalacak" şeklinde sözler söyledi. Biz mülakatı kazandıktan sonra ... KOD adlı ... İSİMLİ şahsın altında sorumlu olacağı 3 tane staj evi kiraladık. Bu evlerden birini ben kiraladım. Diğer iki evin kimin kiraladığını şu an hatırlamıyorum. Biz evleri kiraladıktan sonra ... KOD adlı ... isimli şahıs kiraladığımız evin birine ... KOD adlı gerçek ismini bilmediğim bir şahsı getirdi.Bu toplantıya ... KOD adlı ... isimli şahsın sorumlu olduğu 3 evde kalacak olan; ben, G.H., A.A., ...isimli şahıs, M.Ö., ...isimli şahıs, F.A., E.Ö., D.K., HİLAL isimli şahıs, ... isimli şahıs ve ...isimli şahıslar katılmışlardı. Bu toplantıda ... KOD ADLI ŞAHIS bize önce dini sohbet yaptı, sonrasında bize hitaben genel bir konuşma yaptı, bu konuşmada bize "Namazlarınızı açıktan kılmayın, namazlarınızı zor durumda kalırsanız ima ile kılabilir veya cem edebilirsiniz, diz altı pantolon, diz altı etek, makyaj abartısız, topuklu ayakkabı giyebilirsiniz, birbirinizle samimi görüntü vermeyin vb. " şeklinde sözler söyledi. Zaten bana kimin söylediğini tam olarak hatırlamıyorum ancak Ankara Adliyesini staj yeri olarak seçmemi söylemişlerdi. Ayrıca bu toplantıda ... KOD adlı ... isimli şahsın üzerinde yapı içerisinde ne ad verildiğini bilmediğim konumda olan ... KOD adlı şahıs olduğunu öğrendik. Yani bizim dönemde Ankara staj yapılanmasının üstünde olduğunu bildiğim kişi ... KOD adlı şahıstır, onun altında DEVRECÎ olarak adlandırılan ... KOD adlı ... isimli şahıstı. ... KOD adlı ... isimli şahsın altında da grupçu dediğimiz kod adını hatırlamadığım G.H. vardı. ... KOD adlı ... isimli şahsın altında 9. Dönem Ankara İdari Yargı Staj yapılanmasına ilişkin yukarıda belirttiğim gibi 3 ev vardı. Bu evlerin birincisinde ben, .., ...isimli şahıs kalıyordu. İkinci evde; M.Ö., ...isimli şahıs, F.A., E.Ö. kalıyordu. Üçüncü evde; D.K., ...isimli şahıs, ... isimli şahıs ve ...isimli şahıs kalıyordu. Yine staj döneminde staj evinde kalıpta murakıplık yaptığını bildiğim kişiler ... İSİMLİ ŞAHIS, F.A. isimli şahısları hatırlıyorum. Bu şahısların kod adlarını hatırlamıyorum ancak bu şahıslarda kod adı kullanıyordu. ... KOD ADLI ... isimli şahsı DEVRECİYDİ. ...KOD ADLI G.H. ve KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ...İSİMLİ ŞAHISLAR GRUPÇU olarak görev yapıyorlardı..."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 07/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ö., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele biriminde düzenlenen 05/11/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "....Mezun olduktan sonra ... isimli şahısla Ankara Demetevler semtinde hastane durağında buluştuk. Buluşmaya gittiğimde D.G.İ. isimli şahısta yanındaydı. Ben öncesinde D.G.E. isimli şahısla aynı evde kalacağımı ... isimli şahıs bana söylemişti. Buluşmaya gittiğimizde cep telefonum yanımdaydı. ... isimli şahıs cep telefonumun yanımda olduğunu öğrenince cep telefonumun bataryasını ve sim kartını çıkartmamı söyledi. Bende söylendiği gibi telefonumun sim kartını ve bataryasını çıkarttım. Cep telefonum yine bende kaldı. D.G.E. isimli şahsın telefonunu bu şekilde yapıp yapmadığını ben görmedim. Ben bu görüşmede eve giderken ... isimli şahsın öncesinde gerçek ismimi söylememem hususunda telkinde bulunduğu için eve giderken ... ismini kullandım. D.G.E. isimli şahısta ... kod ismini kullandı. Bu kod isimleri ... mi, ... mı yoksa kendimiz mi belirledik hususunu üzerinden zaman geçtiği için net olarak hatırlayamıyorum.... isimli şahıs D.G.E. ve bana bizi hakim savcı çalışma evine götürmek için birisinin gelip bizi eve götüreceğini söyledi. Sonrasında bizi almak için kendisini ... olarak tanıtan bir şahıs geldi. ... ismimin ben kod ismi olduğunu sonrasında çalışma evinde kaldığım süre içerisinde kendisinin söylemesinden dolayı biliyorum. ... KOD isimli şahıs beni ve D.G.E. isimli şahsı alarak ticari taksiyle kalacağım hakim savcı çalışma evine gittik. Bu ev hatırladığım kadarıyla Batıkent semtinde tam açık adresini hatırlamadığım bir yerdeydi. Bu eve giderken taksicinin bizi evin yakınlarında indirdiğini hatırlıyorum. Çalışma evine geçmek için biraz yürüdüğümüzü hatırlıyorum. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: (2014 Yılı Ağustos Ayından Aynı Yıl Yapılan Adli Yargı Sınav Sonuna Kadar Kaldığını Beyan Eder.) Ben kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evine ... KOD ve D.G.E. isimli şahısla birlikte gittik. Eve gittiğimizde kendisini ilk başta Y., NU. olarak tanıtan şahıslar vardı. Bizde kendimizi Kod isimlerimizle tanıttık. ... isimli şahsın gerçek ismini evde kaldığını süre içerisinde Y. olduğunu öğrendim. Bu şahsın soy ismininde K. olduğunu hakim savcı çalışma evinden ayrıldıktan sonra Türkiye Barolar Birliği avukat arama motorundan merakımdan arayıp bulmuştum. N. isimli şahsın da gerçek ismini ifademin ilerisinde anlatacağım mülakat evinde birlikte kaldığım süre içerisinde öğrendim. Soy isminin A. olduğunu da yine aynı TBB arama motorundan öğrenmiştim. Bu evde biz kalmaya başladıktan birkaç gün sonra kendisini S. ve Y. kod isimleriyle tanıtan iki şahıs daha geldi. Bu şahıslardan ...isimli şahsın gerçek ismini sonrasında S. Ç. olarak öğrendim. Y. kod adlı şahsın da gerçek ismini Y. U. olarak öğrendim. Bu hakim savcı çalışma evinde ...KOD ADLI D.G.E., ...KOD ADLI Y.K., ...KOD ADLI N.A., ...KOD ADLI S.Ç., ...KOD ADLI Y.U.isimli şahısla toplamda altı kişi kaldık. Bu şahıslardan sadece D.G.E. isimli şahsı aynı fakülteden mezun olduğumuz için tanıyorum. Diğer şahısları ilk defa bu hakim savcı çalışma evinde gördüm. Eve gittiğimizde bu evin ilk sorumlusunun ... KOD adlı şahıs olduğunu öğrendim. Evin sorumlusuna ..., bir üst sorumlusuna da SERMURAKIB denildiğini ifadem esnasında öğrendim. Bizler evin sorumlusuna ABLA diye hitap ederdik. ... KOD ADLI ŞAHIS eve gittiğimizde toplu olarak evin kurallarından bahsetti. Bu hakim savcı çalışma evinde düzenli bir şekilde günde 10 saat ders çalışmamız gerektiğini söyledi. Bu evde sadece gıda ihtiyaçlarımızı karşılayacağımızdan bahsettiğini hatırlıyorum. Pencere kenarlarında fazla bulunmamız gerektiğini söylediğini hatırlıyorum. Evden toplu olarak ya da izinsiz dışarı çıkmamız gerektiğini söylemişti. Komşulara kendimizi hukukçu değil de öğretmen olarak tanıtmamız gerektiğini söylemişti. Sabah namazına kalktığınız zamanlarda çok fazla ses çıkarmamamız gerektiğini söyledi. Dini vecibelerimizi de sessiz bir şekilde yapmamız gerektiğini söyledi. Ailemizle iletişimimizi evde kurulacak olan sabit hat ile gerçekleştirebileceğimizi söyledi. Bu hattında dışarıya aramalara açık, içeriden dışarı aramalara kapalı bir hat olacağından bahsetti. Bu hattında evde kalanlardan birisinin üzerine olacağını söyledi. Evde birlikte kaldığınız şahısların nereli olduklarını, hangi okul mezunu olduklarını çok fazla merak etmememiz gerektiğini söylediğini hatırlıyorum. Biz kendisine hakim savcılık sınavına hazırlanmak için hangi kaynaklardan çalışmamız gerektiğini sorduğumuzda bizlere İdari hukuk için Ahmet Nohutçunun kitabını, ceza hukuku için on iki levha yayınlarını söylediğini hatırlıyorum. Evin kuralları hatırladığım kadarıyla bu şekildeydi. Kuralları anlattıktan sonra ben öncesinde yemin ettiğim için tekrar bir yemin etme olayı yaşanmadı. Kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evininin kontratının sonrasında ...KOD ADLI Y.K. adına olduğunu biliyorum. Elektıik, su, doğalgaz aboneliklerinin kimin adına olduğunu net olarak bilmiyorum. Ancak ...KOD ADLI Y.K. isimli şahsın üzerine olacağını evin kira kontratı onun üzerine olduğu için tahmin ediyorum. Ben bu hakim savcı çalışma evinde üzerime herhangi bir abonelik almadım. Biz bu hakim savcı çalışma evinde kira ve fatura ödemiyorduk, sadece gıda ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılıyorduk. Evin sorumlusu ... KOD ADLI şahıs eve iki haftada bir gelirdi. Geldiği zamanlarda çalışmalarımızın nasıl gittiğini, çalışma evine adapte olup olmadığımızı, bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorardı. Bizde kendisinin idari hakini adayı olduğunu bildiğimiz için meslek hakkında bir takım sorular sorardık. O da bize çalışkanlığın, bilginin meslekte de önemli olacağını söylerdi. ... KOD ADLI ŞAHSIN öncesinde bize sabit hattın birimizin üzerine olması gerektiğini söyledikten sonra evde kendi aramızda kura çeklik. Bu kurada ...KOD ADLI N.A. isimli şahıs çıktı. ...KOD ADLI N.A. sonrasında Türk Telekoma giderek eve sabit hat bağlattığını hatırlıyorum. Ben bu sabit hat ile annem, babam, kız kardeşlerimle farklı zamanlarda defaten görüştüğümü hatırlıyorum. Evde birlikte kaldığım şahıslarda bu sabit hat ile aileleriyle görüşmüşlerdir. Bu hakim savcı çalıma evinde yayın evi belli olmayan, beyaz kaplı, önceki yıllarda hakim savcılık sınavlarında çıkmış soruların derlendiği DIAMOND ibareli soru bankası vardı. Bu kitaptan evde sadece bir tane vardı. Bu kitap üzerinde karalama yapmamız yasak idi. Ben kendi imkanlarımla temin ettiğim yardımcı kaynaklarımdan ders çalışırdım. Kendi imkanlarımla aldığını Justice soru bankamı yetiştiremediğim için DIAMOND isimli kitaba bakmaya fırsatım olmadı. ... KOD ADLI ŞAHIS evin sorumluluğunu hatırladığım kadarıyla yaklaşık iki ay yaptıktan sonra eve hiç gelmedi...
15-... KOD ADLI ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs o dönemde idari yargı hakim adayı idi. Bu şahıs beni hakim savcı çalışma evine götüren ve evin sorumluluğu bir iki ay kadar yapan şahıstır. Görsem teşhis ederim...."
Ayrıca aynı şahıs, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 06/11/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Aynı doğrultuda yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.T, Türkiye Adalet Akademisinde düzenlenen 09/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağında,".. ... (9. Dönem İdari Hakim Adayı): Eşi dönem arkadaşım M.S. ile örgüt evliliği yapmıştır..."
Davacı tarafından bu tanıkların kendisiyle ilgili beyanlarının soyut ve kendilerini ceza soruşturma ve kovuşturma tehdidinden kurtarmaya yönelik maddi gerçeklere uymayan beyanlar olduğu karara gerekçe oluşturamayacağı beyan edilmiştir.
Öte yandan davacı tarafından; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığında verilen 17/07/2016 tarihli ifadesinde; "... Sadece Savaştepe Zaonos isimli dershaneye gittim. O yıllarda bizim ilçede sadece bu dershane vardı, bende bu dershaneye gittim..." Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığında verilen 19/07/2016 tarihli ifadesinde ise "..Daha önce Şanlıurfa CBS de 17/08/2016 tarihinde ifade vermiştim orada verdiğim ifade doğrudur tekrar ederim. 0507....34 numaralı hat bana aittir üzerime kayıtlıdır 2013 yılından bu yana kullanıyorum, bildiğim kadarıyla benden başka bu hattı kullanan kimse yoktur, ben BYLOCK programını yüklemedim en fazla yanlışlıkla yüklemiştirim kimseyle görüşmedim, Ocak 2015 tarihine kadar Googleplayda olduğunu biliyorum yanlışlıkla yüklemiş olabilirim,.."
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, kod adı kullandığına, bu evlerde murakıplık yaptığına, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahısın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.
...
-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.
...
-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
"...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine ... kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı."
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“... 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan ... KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.
...
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum...
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..."
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 24/06/2019 tarihli dilekçesi ekinde yer alan CD ile dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen; 17/01/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 102 numaralı çalışma evinde kalanların beyanlarının değerlendirilmesi sonucu davacının bu çalışma evinde hücre evlerinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev yaptığı; 03/04/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 25 numaralı hakim-savcılık sınavına çalışma evinin 25/06/2014-06/06/2016 tarihleri arasında çalışma evi olarak kullanıldığı eve ait su aboneliğinin 23/09/2013 tarihinden itibaren davacı adına kayıtlı olduğu, mahrem çalışma evlerinin kiralanması ve kira bedellerinin ödenmesi, aboneliklere ilişkin işlemlerin evlerden sorumlu şahıslar tarafından yapılmasına ilişkin tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu çalışma evinde hücre evinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev yaptığı; 08/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 45 numaralı hakim-savcılık sınavına çalışma evine ait 21/05/2013-15/12/2013 tarihleri arasında sekiz (8) ay kira ödemelerinin davacı tarafından yapıldığının tespit edildiği, mahrem çalışma evlerinin kiralanması ve kira bedellerinin ödenmesine ilişkin işlemlerin evlerden sorumlu şahıslar tarafından yapılmasına ilişkin tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu çalışma evinde hücre evinden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev yaptığı; 02/10/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında 96 ve 167 numaralı çalışma evlerinin kira sözleşmesinde davacının kimlik fotokopisinin bulunduğu ve bu evde kalanların beyanlarının değerlendirilmesi sonucu mahrem çalışma evlerinin kiralanması ve kira bedellerinin ödenmesine ilişkin işlemlerin evlerden sorumlu şahıslar tarafından yapılmasına ilişkin tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının bu çalışma evlerinde de hücre evlerinden sorumlu sermurakıp olarak görev yaptığı hususlarının tespit edildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 17/01/2019, 03/04/2019, 08/07/2019, 02/10/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarından davacının bu evlerde kalacak kişileri karşıladığı ve bu evlere yerleştirdiği, örgüt içerisinde aktif bir rol üstlenmiş olduğu görülmüştür.
Davacı tarafından hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığına yönelik tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde anılan sınavlara hazırlanmış ve bu evlerden sorumlu murakıp/sermurakıp olarak görev almış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, davacı vekili tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen 25/08/2018 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde dava konusu karar nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3.Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 27/09/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.