‹ Ana sayfa
Danıştay 4. Daire İdare Hukuku · ön sınıflandırma

Danıştay 4. Daire E.2023/13548 K.2025/6337

Esas No: 2023/13548 · Karar No: 2025/6337 · Karar Tarihi: 02.12.2025
Özet: 1) Ön yargılayıcı kanıtlar çerçevesinde Dava, lüks çadır tesisleri yönetmeliğinin belirli maddelerinin kaldırılmasıyla yönetmeliğin tamamının imkansız hale geleceğini iddia ederek yönetmeliğin iptali talebidir. 2) Mahkeme, yönetmelikteki ilgili maddelerin iptaliyle birlikte tüm yönetmeliğin geçersiz kılınması kararını vererek, düzenlemenin uygulanamayan bir biçime büründüğünü kabul etmiştir.
T.C. DANIŞTAY DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No: 2023/13548
Karar No: 2025/6337

DAVACI: ... Başkanlığı

VEKİLİ: Av. ...

DAVALI: ... Bakanlığı

VEKİLİ: Av. ...

DAVANIN KONUSU: 23/09/2022 tarih ve 31962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliğinin 2. maddesinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile (l) bendinde yer alan "orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden" ibaresinin, 5. maddesinin, 7. maddesinin, 8. maddesinin 2. fıkrasının (c), (ç), (d) bentlerinin, 9. maddesinin 2. fıkrasının ve 16. maddesinin iptali, belirtilen maddelerin iptal edilmesi halinde Yönetmeliğin tamamının uygulanabilme imkanı kalmayacağı belirtilerek yönetmeliğin tamamının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI:
Dava konusu Yönetmelik ve dayanağı 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu hükümleri ile getirilen "lüks çadır tesisi" kavramının, insan faaliyetlerinin ormanlar, sit alanları, milli parklar gibi insan faaliyetlerinin sınırlandırıldığı ekosistemlerin içine kadar yaygınlaşmasına, doğal ortamlar içinde yapay adacıkların oluşturulmasına, ekosistemin parçalanmasına, ormanların daraltılmasına ve parçalanmasına, sit alanlarının geri dönüşü olmayacak biçimde tahribatına, Milli Park statüsüne sahip alanların niteliklerini kaybetmesine, sulak alanların zarar görmesine, yaban hayatı koruma sahalarının bozulmasına yol açacağı, tarımsal arazilerin lüks çadır tesislerine dönüşmesine olanak sağladığı, dava konusu Yönetmelikte 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca kesin yapı yasağı bulunan ve insan faaliyetlerinin yasaklandığı yahut sınırlandırıldığı alanlara ilişkin hiçbir sınırlama öngörülmediği, "lüks çadır tesisi"nin, kullanım alanları ve kapasitesi itibarıyla yaklaşık olarak beş yıldızlı otel yahut büyük bir tatil köyüne benzer bir tesis olduğu, yapının temelsiz yahut malzemesinin ahşap, bez, sökülür-takılır vb. malzemeden oluşmasının yaratılacak tahribat açısından bir farklılık oluşturmadığı, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin belirlilikten ve hukuki öngörülebilirlikten uzak olduğu, idareye geniş ve sınırları belirsiz bir takdir alanı tanındığı, dava konusu Yönetmeliğe aykırı davranışlara ilişkin herhangi bir yaptırım öngörülmediği, dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 3.,6., 8. ve Ek 5. maddelerinin ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanununun 8. maddesinin Anayasanın 2.,17.,43., 56., 63., 153. ve 169. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasaya Mahkemesine başvurulması gerektiği, söz konusu Kanun hükümlerinin Kanuna aykırı yapılan mevcut tesislerin sonradan yapılan düzenlemelerle geçerlilik kazanmasına yol açtığı, Anayasa Mahkemesi tarafından, orman alanlarında yapımına izin verilebilecek tesislerin, önem ve özellikleri gözetilerek orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğunun bulunduğu hallerle sınırlı olması gerektiğinin belirtildiği, dava konusu Yönetmeliğin Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen hususlara aykırı olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinde hiçbir alan sınırlaması getirilmeksizin koruma altındaki alanlar da dahil olmak üzere tüm alanlarda lüks çadır tesisi kurulabileceğinin belirtildiği, Yönetmeliğin dayanağı 2634 sayılı Kanunda "kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri"nin dışında lüks çadır tesisleri yapılabilmesi "denize kıyısı olan ilçeler" ile sınırlandırılmışken dava konusu Yönetmelikte hiçbir sınırlama getirilmeyerek Kanunda öngörülen sınırların kapsamının aşıldığı, anılan düzenlemenin hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (g) bendinde yer alan lüks çadır tesisi tanımında "kırk dokuz konaklama ünitesi" yapılabilmesinin öngörüldüğü, bunun büyük bir kapasiteyi ifade ettiği, yaratılacak tahribatın daha da geniş alanlara yayılmasına neden olacağı, aynı maddenin (l) bendinde "Yerleşim tasarım ve yönetim planı" tanımı içinde yer alan "orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden" ibaresinin orman alanlarına ilişkin olarak yukarıda belirtilen gerekçelerle iptalinin gerektiği, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği" ifadesi ile temelsiz ahşap platform dışında kalıcı yapılaşma içeren ve bir temel üzerine inşa edilmiş yapıların da yapılmasına izin verildiği, bunun 2634 sayılı Kanunun 6. maddesine aykırı olduğu, anılan Yönetmelik hükmünde yer alan "mümkün olan en az müdahale", "çevre dostu" ifadelerinin tanımının Yönetmeliğin dayanağı Kanunda da yapılmadığı aynı ifadelere Yönetmelikte de yer verildiği ancak yine tanımlarının yapılmadığı, hiçbir belirlilik içermeyen söz konusu ifadelerin uygulamanın tamamıyla yatırımcının ve idarenin inisiyatifine bırakılmasına yol açtığı, söz konusu düzenlemedeki belirsizliğin yargısal denetimi de olanaksız hale getirdiği, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "tesislerin kurulumunda ağaç kesilmemesi esastır" ifadesinin tavsiye niteliğinde olduğu, herhangi bir kesinlik içermediği, bu tesislerin ormanlık alanlarda yapılmasının ağaçların kesilmesine yol açacağı, orman içindeki ağaçsız taşlık, kayalık alanların da orman ekosisteminin önemli bir parçası olduğu, orman alanlarında çadırların ve diğer tesislerin kurulabilmesi amacıyla alanın düzenlenmesi için ağaçsız taşlık ve kayalıkların düzleştirme ve benzeri işlemlerle ağaç kesilmeksizin de tahribata uğrayacağı, orman alanlarında yapılacak tesislerde ağaç rölöve planının zorunlu tutulmasının orman ekosisteminin yalnızca ağaç topluluğundan ibaret görülerek bu ekosistemlerde var olan ve doğal denge içerisinde önemli yer tutan otçul bitkiler, böcekler, büyük omurgalılar gibi çeşitli canlı türlerinin yok sayılması anlamına geldiği, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının belirlilik içermemesi nedeniyle hukuka aykırı olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 16. fıkrasında yer alan düzenlemenin tavsiye niteliğinde olduğu, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğu, "doğal dokuya uyumlu malzeme" ifadelerinden kastedilen malzemelerin hangileri olduğunun belirli olmadığı, açık hava yürüyüş yollarının yüzde yirmisinin doğal dokuyla uyumlu olmayan malzemeden yapılabilmesine imkan tanındığı, dava Yönetmeliğin 5. maddesinin 17. fıkrasında öngörülen konaklama birimlerinin ve konaklama birimlerinde bulunması gereken unsurların doğal turizm niteliği ile bağdaşmadığı, Yönetmeliğin dayanağı olan Kanunda konaklama birimlerinin banyolu olmasına ilişkin bir hüküm bulunmadığı, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 18. fıkrasında öngörülen yapıların çadır tesis alanlarını otel haline getiren ve faaliyetin niteliği ile bağdaşmayan nitelikte yapılar olduğu, söz konusu yapıların ölçülerine ve büyüklüklerine, kaplayacakları alanlara ilişkin herhangi bir sınır öngörülmediği, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 20. fıkrasında, herhangi bir sınırlama öngörülmeksizin ormanlar, sit alanları, milli parklar ve tabiat parkları gibi korunması gerekli alanlarda otopark yapılabilmesine imkan tanındığı, söz konusu düzenlemede ayrıca konaklama faaliyetinden ayrı olarak yeme-içme faaliyeti yürütülebilmesine de imkan tanındığı, "otopark" alanlarına yönelik hiçbir belirleme yapılmayarak idareye geniş ve sınırları belirsiz bir takdir yetkisi tanındığı, "yeterli büyüklük", "belirli mesafe" ve benzeri ifadelerin belirsiz olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesi ile, alan kullanımının ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bu alanlara girişlerinin engellendiği yahut kamusal yarar amacıyla sınırlı yapılaşmaların gerçekleştirilebileceği sit alanlarında da lüks çadır tesisi yapılmasının önünün açıldığı, sit alanları, türleri, kesin yapı yasağı getirilen alanları gözetilmeksizin bütün sit alanlarını kapsayan bir düzenleme getirildiği, tesislerin söz konusu alanlarda yapılmasıyla ilgili yalnızca kurul görüşüne başvurunun yeterli kabul edilmesinin 2873 sayılı Milli Parklar Kanuna aykırı olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında lüks çadır tesisinin kamu mülkiyetindeki alanlarda yapılması halinde imar planı yapılması zorunluluğu aranmazken aynı maddenin 2. fıkrasında lüks çadır tesislerinin özel mülkiyete tabi taşınmazlarda yapılması halinde imar planı yapılması zorunluluğunun öngörüldüğü, bu farklılığın herhangi bir bilimsel ya da teknik gerekçeye dayanmadığı, Yönetmeliğin "Yerleşim tasarım ve yönetim planı" başlıklı 8. maddesinin ikinci fıkrasının (c), (ç) ve (d) bentlerinde yer alan kanalizasyon, erişim ve park projeleri, jakuzi, spa, restoran gibi hizmetlerin faaliyetin niteliği ile bağdaşmadığı, bu faaliyetlere ilişkin tanımlamanın idareye geniş ve sınırları belirsiz takdir yetkisi tanıdığı, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında Lüks Çadır Komisyonuna ilişkin düzenlemede, denetimin başvuru evrakları ve yatırım belgesinin geçerliliği üzerinden gerçekleştirilmesinin öngörüldüğü, alanda yapılacak fiili değişikliklerin, yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin, verilen taahhütlere uyulup uyulmadığının denetiminin tesis mahallinde yapılmasının zorunlu olduğu ancak Yönetmelikte buna ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, anılan maddenin eksik düzenleme nedeniyle iptali gerektiği, Yönetmeliğin "Kiralama" başlıklı 16. maddesinde yer alan düzenlemenin orman alanları ve koruma altında olan tüm alanlarda lüks çadır tesisleri yapılabilmesine olanak sağladığı bu nedenle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI:
Usule ilişkin olarak, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği ileri sürülmüştür.

Esasa ilişkin olarak, Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde mevzuat metinlerinin düzenleme amacına uygun olarak hazırlanacağının temel ilkeler arasında sıralandığı, dava konusu Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliğinin amacının lüks çadır tesislerinin niteliklerini belirlemek ve yüksek kalite standartlarında planlı ve kontrollü gelişiminin sağlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu, bu çerçevede Yönetmeliğin genel kurgusundan da görüleceği üzere, tesislerin genel nitelikleri, altyapı ve sertifikalandırma koşulları, planlanması, kiralanması, belgelendirilmesi ve denetimine ilişkin temel hükümlerin belirlendiği ve sadece konusu ve ilgisine göre gerekli mevzuata atıf yapıldığı, her hukuki düzenlemeye kanunların hükümlerinin yazılmasının gerekmediği, zaten normlar hiyerarşisi gereği bütün Kanunlara uyulmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, ormanlık alanların, milli parkların ve sit alanlarının yanı sıra korunan alan statüsüne sahip diğer alanlar (tabiat parkları, tabiat alanları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri vb.), tarım alanları, mera alanları, kıyı alanları gibi özel statülü alanlarda da konusuna ve ilgisine göre 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu vb. koruma mevzuatı hükümlerine uyulmasının yasal bir zorunluluk olduğu, dava konusu Yönetmelikte bu alanlara ilişkin ifadelerin bulunmamasının koruma yükümlülüğün ihmal edildiği şeklinde yorumlanamayacağı, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, idarece uygunluğu tasdik edilen yerleşim, tasarım ve yönetim planları ile 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca, tesis mahallerinde yerinde denetim yapılarak denetim sonucu Yönetmelikte belirtilen nitelikleri taşıdığı tespit edilen tesislere Bakanlıkça turizm işletmesi belgesi verildiği, turizm işletmesi belgesine sahip tesislerde yapılan denetimde uygunsuzluk tespiti halinde ise 2634 sayılı Kanunun "Uyarma" başlıklı 32., "Para cezaları" başlıklı 33. ve "Belge iptali" başlıklı 34. maddelerinin uygulandığı, anılan Kanun hükümleri ile dava konusu Yönetmeliğin 15. maddesinin 4., 5. ve 6. fıkraları birlikte değerlendirildiğinde cezai işlem olarak belge iptali, ruhsat iptali, faaliyete son verme ve yıkım işlemlerine yönelik düzenlemelerin yer aldığı, aykırı davranışlara ilişkin herhangi bir yaptırım öngörülmemiş olmasının söz konusu olmadığı, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanununun dava dilekçesinde belirtilen maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığı, mevcut durumda ülkemizde lüks çadır tesisi bulunmadığı, Kanun metninde davacının iddia ettiği gibi geriye dönük bir düzenlemenin yer almadığı, Anayasa Mahkemesinin 10/03/2011 tarihli ve E:2008/51, K:2011/46 sayılı kararında orman alanlarının turizm amaçlı değerlendirilmesinin Anayasa'ya uygun bulunduğu, lüks çadır tesislerinin Yönetmelikte öngörülen niteliği dikkate alındığında, doğal alanların, orman alanlarının, flora ve fauna yaşam alanlarının, fauna için beslenme dolaşma üreme alanlarının bölünmesine ve ekosistemlerin parçalanmasına neden olacağı yönündeki iddianın varsayımdan ibaret olduğu, dava konusu Yönetmeliğin “Kapsam” başlıklı 2. maddesine ilişkin olarak 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında lüks çadır tesislerinin Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezleri dışında sadece denize kıyısı olan ilçelerde yapılabileceğine dair herhangi bir ibarenin yer almadığı, sadece, anılan Kanunun 8. maddesinin A fıkrasının (4) numaralı bendinde denize kıyısı olan ilçelerle ilgili getirilmiş kısıtlamaların mevcut olduğu, bahse konu düzenlemelerin lüks çadırların yapılmasına ilişkin olmadığı, gerek Kanunda gerekse de Yönetmelikte, yapılacak tesislerin doğaya etkisinin aza indirilmesine yönelik tedbirlerin alındığı, ağaç rölöve planlarının hazırlanması zorunluluğunun ve “tesislerin kurulumunda ağaç kesilmemesi esastır” ifadesinin idarenin bu konudaki korumacı yaklaşımının göstergesi olduğu, konaklama birimlerinin temelsiz ahşap platform üzerinde yer alması, tesis bünyesinde kalıcı yapı bulunmaması, doğal peyzaj kullanım zorunluluğu, kullanılacak temizlik malzemeleri ve tesisten atık olarak çıkacak her malzemenin doğada biyolojik olarak parçalanabilir ve çevre dostu olması zorunluluğu, geçirgen zemin malzemesi kullanma zorunluluğu gibi kuralların yanı sıra, Yönetmeliğin 5. maddesinin 15. fıkrasında ve 6. maddesinin “Tabelalar” başlıklı 5. fıkrasının (e) bendinde yer alan düzenlemelerin orman alanlarının ya da diğer doğal alanların sadece ağaç olarak görülmediğinin; tam tersine ekosistemin korunması konusunda detaylı ve hassasiyetle çalışıldığının göstergesi olduğu, davacı tarafından Yönetmeliğin 5. maddesinin 2., 8., 16. ve 20. maddelerinde belirsizlik olarak ileri sürülen hususların tesisin konuşlanacağı alan özelinde ele alınması ve teknik olarak yerinde yapılacak incelemelere göre karar verilerek netleştirilmesi gereken hususlar olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 17. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak hazırlanan Bakanlığın 18/01/2023 tarihli ve 2023/1 sayılılı Genelgesi ile Bakanlığa sunulacak yerleşim tasarım ve yönetim planlarının hangi koşulları sağlaması gerektiğine yönelik detayların açıklandığı, Yönetmelikte yer alan genel nitelikler, Genelge'de yer alan hususlar ve yerleşim tasarım ve yönetim planlarında belirlenen detay kararlar uyarınca işlem yapılması gereken bir durumda idarenin takdir yetkisinin keyfi ve sınırsız olmasından bahsedilemeyeceği, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ifadesinin "bu Yönetmelikte aksi belirtilmediği” şeklinde anlaşılması gerektiği, anılan fıkranın istisnalarının yine aynı maddenin 4. ve 8. fıkralarında yer aldığı, bahse konu fıkralarda yer alan istisnaların, açık alan kullanımları ve teknik zorunluluk gereği çadırda yer alamayacak kullanımlara ilişkin olarak düzenlendiği, davacı tarafın iddia ettiği gibi kanuna aykırı, kalıcı yapılaşma içeren ve bir temel üzerine inşa edilmiş yapıların yapılabileceğine dair herhangi bir ibare içermediği, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında, tesis kapsamında yapılacak çadırların, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağının düzenlendiği, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde ilgili akreditasyon kuruluşlarından sertifika almış yangına dayanıklı, ses ve su geçirmeyen çadır malzemesi kullanılmasının zorunlu tutulduğu, çadırların sertifikasyon sürecinde ilgili akreditasyon kuruluşları denetimine tabi olması sebebiyle uluslararası standartları sağlaması gerektiği, Yönetmeliğin 5. maddesinin 16. fıkrasında yer alan “en az yüzde sekseni” ifadesinin iki metreden geniş olmayacak yolları tanımladığı, malzeme kullanımına ilişkin herhangi bir yönlendirme içermediği, yüzde yirmilik istisnanın ise tesis içi hizmetlerde kullanılacak çevre dostu elektrikli araçların zaruri duraklamaları için tedbiren bırakıldığı, tesis kapsamında yer alacak açık hava yürüyüş yollarının tamamının, herhangi bir istisna içermeden doğal dokuya uyumlu malzeme kullanılarak yapılmak zorunda olduğu, gerek dava konusu Yönetmelikte gerekse Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte, tesislerde otopark düzenlemesi yapılmasına ilişkin bir zorunluluğun bulunmadığı, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 20. fıkrasında, tesiste otopark düzenlemesi yapılması durumunda dikkat edilmesi gereken hususların çevreci bir bakış açısı ile ele alındığı, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 6. maddesinin 4. fıkrasında lüks çadır tesislerinin iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunacağının düzenlendiği, bu tesis türününün standart kamping ya da doğa turizmi türlerinden ayrıldığı, bu tesislerin kalıcı yapı içermediği ve geçici olduğu, otel niteliği taşımadığı, “iyi donanımlı” ifadesi kanun yazım dili itibarıyla tesisin sahip olması gereken standardı yeterince anlattığı, bir kanun hükmünün tesiste yer alacak banyo detayına kadar bilgiler içermesinin ve bu kadar ayrıntılı yazılmasının kanun yapma tekniğine ve normlar hiyerarşisine uygun olmadığı, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 6. maddesinin 4. fıkrasında, kiralamaya konu lüks çadır tesislerinin koşullarının yerleşim tasarım ve yönetim planı ile belirleneceğinin belirtildiği, söz konusu düzenlemenin dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasına aktarıldığı, bu alanlarda plansız uygulama gibi bir durumun söz konusu olmadığı, sadece kiralamaya konu edilen, orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler özelinde planlama sürecinin imar mevzuatında tanımlanmış fiziki planlar yerine yerleşim tasarım ve yönetim planları ile yürütülmesinin söz konusu olduğu, gerek Yönetmelikteki tanıma, gerekse de Genelge hükümlerine bakıldığında; yerleşim tasarım ve yönetim planının fiziksel planlarda yer alması gereken unsurları taşımasının yanı sıra bu tesislerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartlara ve işletmecilik esaslarına ilişkin detaylı kararları içerdiği ve bu bağlamda imar planlarından daha kapsamlı hazırlandığı, yerleşim tasarım ve yönetim planlarının hazırlanma ve onaylanma süreçlerinde de ilgili koruma mevzuatına uyulmasının yasal bir zorunluluk olduğu, Kanun, Yönetmelik, ilke kararları ya da uzun devreli gelişim planlarına aykırı bir şekilde kesin yapı yasağı getirilen, korunması gerekli alanlarda lüks çadır tesislerinin yapılmasının söz konusu olmadığı, özel mülkiyetteki taşınmazlara ilişkin olarak bu tesislerin milli park ya da tabiat parkı kapsamında bulunması durumunda ilgili kurumun (Milli Parklar Genel Müdürlüğü) uygun görüşünün alınması gerektiğinin Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrasında düzenlendiği, Yönetmeliğin 9. maddesinde düzenlenen komisyonun denetim görevinin olmadığı, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun, “Denetim yetkisi” başlıklı 30. maddesi, “Cezalar” başlıklı 31. maddesi uyarınca Bakanlıktan belge talebinde bulunan işletmelerin belgelendirilmesine esas denetimler ile belgeli yatırım ve işletmelerin niteliklerine ilişkin denetimlerin, Bakanlık kontrolörleri ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince yapıldığı, dava konusu Yönetmeliğin 15. maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenleme ile lüks çadır tesislerinin düzenli olarak denetlenmesi ve kontrolü amacıyla diğer turizm tesislerinden farklı olarak kısmi turizm işletmesi veya turizm işletmesi belgesi geçerlilik süresinin bir yılla sınırlandırıldığı ve böylece denetim sıklığının arttırıldığı, Yönetmeliğin “Kiralama” başlıklı 16. maddesine ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesinin 10/03/2011 tarihli ve E:2008/51, K:2011/46 sayılı kararında orman alanlarının turizm amaçlı değerlendirilmesinin Anayasaya aykırılık teşkil etmediğine karar verildiği, bugüne kadar Kültür ve Turizm Bakanlığından yatırımcılara tahsis edilen 348 turizm tesisi bulunduğu, 2634 sayılı Kanunun 8. maddesinde il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5'ine kadar alanın turizme tahsis edilmesi imkânı tanınmışken, en fazla orman alanı tahsis edilen Antalya'da dahi bu oranın binde 1,7 olarak gerçekleştiği, bu tesisler için ülke genelinde tahsis edilen orman sayılan alanların toplam orman alanına oranının ise yalnızca onbinde 2,5 (0,000257) olduğu, 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca lüks çadır tesislerinin yapılması amacıyla kiralama yapılabilmesi için 3621 sayılı Kanuna uygun olmak şartının arandığı, orman alanlarının tasarrufunun 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen koşulların mevcudiyeti halinde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edildiği, bu sürecin kendi içinde bir denetim mekanizması oluşturduğu, turizm amaçlı kullanımı uygun görülmeyen orman alanlarının ya da 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde yer verilen sınırlamalara uymayan taşınmazların tasarruf hakkının Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmediği, ayrıca 2634 sayılı Kanunun 8. maddesinin (F) fıkrası uyarınca konaklama tesisleri yapılmak amacıyla yatırımcılara tahsis etmeye münhasıran Kültür ve Turizm Bakanlığının yetkili olduğu savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ...

DÜŞÜNCESİ: Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ibaresinin iptaline, Yönetmeliğin iptali istenilen diğer maddeleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI: ...

DÜŞÜNCESİ: Dava, 23/09/2022 tarih ve 31962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliğinin 2. maddesi, 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile (l) bendinde yer alan "orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden" ibaresi, 5. maddesi, 7. maddesi, 8. maddesi 2. fıkrasının (c), (ç), (d) bentleri, 9. maddesinin 2. fıkrası ve 16. maddesi ile belirtilen maddelerin iptali edilmesi halinde uygulanabilme imkanı kalmayacağından Yönetmeliğin tamamının iptali ile 2634 sayılı Yasanın 3. Maddesinin (d) bendinde yer alan "orman vasıflı olanlar dahil" ibaresinin, 6. maddesinin dördüncü fıkrasının, 8. maddesinin dördüncü fıkrasının, Ek 5. maddesinin, 2873 sayılı Yasanın 8. maddesinin, Anayasanın 2., 17., 43., 56.,63., 153., 169 maddelerine aykırı olduğundan bahisle iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır.

Davacının Anayasaya aykırılık iddası ciddi, davalı idarenin usüle ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.

Anayasanın 124. maddesinin 1. fıkrasında, "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." hükmüne yer verilmiştir.

Anayasanın 124. maddesinin 1. fıkrası hükmü uyarınca, idarelerin normlar hiyerarşisine uygun bir şekilde düzenleyici işlem yapma ve bu kapsamda kanun ve cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelik çıkarma yetkisi bulunmakla beraber, yönetmeliklerin üst hukuk normlarına aykırı olmaması, kanunla idarelere tanınan yetkiler çerçevesinde ve yine kanunla belirlenen sınırlara bağlı olarak tamamlayıcı, açıklayıcı ve üst normların uygulanmasına yönelik olması gerekmekte olup yönetmelikle kanundaki bir kuralın kapsamının daraltılması, kurala istisna getirilmesi ya da bir istisnanın kapsamının genişletilmesi hukuken olanaklı değildir.

18/07/2021 tarih ve 7334 sayılı Kanunla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 6. maddesine eklenen 4. fıkra ve 8. maddesinin (A) fıkrasına eklenen 4. bent ile daha önce mevzuatımızda yer almayan lüks çadır tesisleri ile ilgili düzenlemeler yapılmış; 6. maddenin 4. fıkrasında, "3621 sayılı Kanuna uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesisleri yapılması amacıyla kiralama yapılabilir. Tesis kapsamında yapılacak her türlü ünite, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılır. Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almayan tesisler işletmeye açılamaz. Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasını müteakip, başka bir işleme gerek kalmaksızın onbeş gün içinde bu tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilir. Bu fıkra kapsamında sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmeleri feshedilir ve taşınmazın tahliyesi sağlanır." hükmüne, 8. maddesinin (A) fıkrasının 4. bendinde, "Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri ile bu bölge ve merkezlerin dışında olmakla birlikte denize kıyısı olan ilçelerde, 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde, ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları yatırımcılara tahsis etmeye sadece Bakanlık yetkilidir. Bu yerlerde lüks çadır, çadır ve karavan alanı yapılması ve işletilmesi amacıyla yapılacak kiralamalar hariç ilgili kurumlarca konaklama içeren tesis yapılması amacıyla kiralama veya tahsis yapılamaz, izin verilemez." hükmü yer almıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin "Kapsam" başlıklı 2. Maddesinde " (1) Bu Yönetmelik, 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca ilan edilen kültür ve turizm koruma gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde ya da dışında, lüks çadır tesislerinin yerleşim ve kurulum koşullarının belirlenmesine, bu tesislerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartların ve işletmecilik esaslarının belirlenmesi ile belgelendirme, kiralanma ve ruhsatlandırma süreçlerine ilişkin usul ve esasları kapsar." 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde" Lüks çadır tesisi: Yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, doğal peyzajların çeşitli ve yenilikçi bir şekilde değerlendirildiği, kalıcı yapı içermeyen, temelsiz, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı geçici lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan, aralarında en az yirmi metre mesafe bırakılmak koşulu ile en fazla kırk dokuz konaklama ünitesi içeren tesisleri," (l) bendinde Yerleşim tasarım ve yönetim planı: Lüks çadır tesislerinin yönetim, yerleşim ve kullanım koşullarını belirleyen, koruma-kullanma dengesi içerisinde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını yönlendiren, alt ve üst yapı tesislerinin uygulamalarını gösteren, hali hazır durum üzerinde hangi alanların ne şekilde ve hangi maksatla kullanılacağının veya korunacağının özel işaretler ile gösterildiği, orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden, dış sınır alanı koordinatlandırılmış uygun ölçekli planları, ifade eder"hükümlerine yer verilmiştir.

Yine anılan Yönetmeliğin 5. maddesinde lüks çadır tesislerinin faaliyette bulunduğu sürece uyulması zorunlu niteliklerin sayıldığı, 7. maddesinde lüks çadır tesislerinin tasarım, yönetim, planlanmasına ilişkin düzenlemelere, 8. maddesinde yerleşim tasarım ve yönetim planına, 9. maddesinde komisyonun oluşumu ve görevlerine, 16. maddesinde kiralamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Yönetmeliğinin 2. maddesi, 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile (l) bendinde yer alan "orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden" ibaresi, 5. maddesinin 2. fıkrası dışındaki hükümlerinin, 7. maddesi, 8. maddesi 2. fıkrasının (c), (ç), (d) bentleri, 9. maddesinin 2. fıkrası ve 16. Maddesinin yukarıda anılan Yasaya uygun düzenlemeler içerdiğinden hukuka aykırılık bulunmamıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ibaresine ilişkin olarak;
2634 sayılı Kanun hükümleri uyarınca dava konusu Yönetmelik ile yüksek kalite standartlarında, planlı ve kontrollü gelişimi amaçlanan lüks çadır tesislerinin doğal çevre ile uyumlu olması ve kalıcı yapı içermemesi; anılan tesisler kapsamında inşa edilecek her türlü ünitenin çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak temelsiz ahşap platform üzerine ve mümkün olan en az müdahaleyle doğal ekosisteme uygun olarak yapılması gerekmektedir.

Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliğin dava konusu edilen 5. maddesinin 2. fıkrasında "aksi belirtilmediği sürece" ibaresine yer verilmek suretiyle Kanun hükümleri ile konulan "tesis kapsamında yapılacak her türlü ünitenin temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı" kuralına istisna getirilmesine olanak sağlayacak bir düzenleme yapıldığı anlaşıldığından, "aksi belirtilmediği sürece" ibaresinin dayanağı Yasa hükümlerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 23/09/2022 tarih ve 31962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliğinin dava konusu 5. maddesinin 2. fıkrasında "aksi belirtilmediği sürece" ibaresinin iptaline, diğer maddeleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE

GEREKÇE:
MADDİ

OLAY:
Dava, 23/09/2022 tarih ve 31962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliğinin 2. maddesinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile (l) bendinde yer alan "orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden" ibaresinin, 5. maddesinin, 7. maddesinin, 8. maddesinin 2. fıkrasının (c), (ç), (d) bentlerinin, 9. maddesinin 2. fıkrasının ve 16. maddesinin iptali, belirtilen maddelerin iptal edilmesi halinde Yönetmeliğin tamamının uygulanabilme imkanı kalmayacağı belirtilerek yönetmeliğin tamamının iptali istemiyle açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 124. maddesinin 1. fıkrasında, "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." hükmüne, "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" başlıklı 169. maddesinde, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz." hükmüne yer verilmiştir.

18/07/2021 tarih ve 7334 sayılı Kanunla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 6. maddesine eklenen 4. fıkra ve 8. maddesinin (A) fıkrasına eklenen 4. bent ile daha önce mevzuatımızda yer almayan lüks çadır tesisleri ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.

2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında, "3621 sayılı Kanuna uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesisleri yapılması amacıyla kiralama yapılabilir. Tesis kapsamında yapılacak her türlü ünite, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılır. Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almayan tesisler işletmeye açılamaz. Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alınmasını müteakip, başka bir işleme gerek kalmaksızın onbeş gün içinde bu tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilir. Bu fıkra kapsamında sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmeleri feshedilir ve taşınmazın tahliyesi sağlanır." hükmüne, 8. maddesinin (A) fıkrasının 4. bendinin dava konusu düzenleyici işlemin Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükte olan halinde, "Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri ile bu bölge ve merkezlerin dışında olmakla birlikte denize kıyısı olan ilçelerde, 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde, ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları yatırımcılara tahsis etmeye sadece Bakanlık yetkilidir. Bu yerlerde lüks çadır, çadır ve karavan alanı yapılması ve işletilmesi amacıyla yapılacak kiralamalar hariç ilgili kurumlarca konaklama içeren tesis yapılması amacıyla kiralama veya tahsis yapılamaz, izin verilemez." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanunun 8. maddesinin (A) fıkrasının 4. bendi 02/11/2023 tarih ve 32357 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25/10/2023 tarih ve 7464 sayılı Kanunun 14. maddesi ile "9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde, ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde turizm maksatlı konaklama tesisi bulunan veya konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları, uzun devreli gelişme planları ve gelişme planlarına uygun olarak, gelirleri Tarım ve Orman Bakanlığı döner sermayesine ait olmak üzere yatırımcılara tahsis etmeye sadece Bakanlık yetkilidir. Bu fıkrada belirtilen yerlerde sadece çadır ve karavan içeren kamp alanları yapılması ve işletilmesi amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca ilgili kurum tarafından kiralama yapılabilir, bu şekilde kiralanan taşınmazların tahsis amacı ve kullanım şekli değiştirilemez." şeklinde değiştirilmiştir.

Aynı Kanunun Ek 4. maddesinde, "(Ek: 24/7/2003-4957/6 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri dışında, 6831 sayılı Orman Kanununa göre Devlet ormanı sayılan yerler ile 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu ve 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince tespit ve ilân edilen yerlerde turizm yatırımı için arazi tahsisi Çevre ve Orman Bakanlığının uygun görüşü alındıktan sonra Bakanlıkça yapılır. (Değişik ikinci fıkra: 27/5/2004-5178/8 md.) Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde yer alan mera, yaylak ve kışlakların tahsis amacı 25.2.1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine göre değiştirilir." hükmüne, Ek 5. maddesinde, (Ek: 23/5/2019-7175/10 md.) (Değişik:18/7/2021-7334/16 md.) Ormanlık alanlar üzerinde bulunan ve 6831 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca turizm maksatlı izin verilen alanlarda Orman Genel Müdürlüğü sabit kıymetlerine alınan tesislerden konaklama amaçlı kullanılması mümkün olan yerler ile her tür ve kapasitede konaklama tesisi içeren mesire yerlerini tahsis etmeye, gelirleri Orman Genel Müdürlüğüne ait olmak üzere sadece Bakanlık yetkilidir. (Ek cümle:25/10/2023-7464/15 md.) Orman sayılan alanlarda sadece çadır ve karavan içeren kamp alanları yapılması ve işletilmesi amacıyla ilgili mevzuatı uyarınca Orman Genel Müdürlüğü tarafından kiralama yapılabilir, bu şekilde kiralanan taşınmazların tahsis amacı ve kullanım şekli değiştirilemez. Bu madde kapsamında kalan yerlerin Bakanlığa tahsisi ile Bakanlık tarafından yatırımcılara tahsis edilmesinde 8 inci madde hükümleri uygulanır. (Mülga cümle:25/10/2023-7464/15 md.) hükmüne yer verilmiş, 37. maddesinde ise, turizm yatırımı ve turizm işletmesi belgelerinin verilmesi, bu işletmelerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartlar ve diğer konuların Yönetmelik ile düzenlenmesi öngörülmüştür.

2873 sayılı Milli Parklar Kanununun "Gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine verilecek izinler" başlıklı 8. maddesinde, "Turizm bölge, alan ve merkezleri dışında kalan milli parklar ve tabiat parklarında kamu yararı olmak şartıyla ve plan dahilinde, turistik amaçlı bina ve tesisler yapmak üzere gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri lehine Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Orman ve Su İşleri Bakanlığınca izin verilebilir. Bu izin üzerine gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri lehine tesis edilecek intifa hakkı süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu süre sonunda bütün tesisler eksiksiz olarak Hazineye devredilir. Ancak, işletmesinin başarılı olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığınca belgelenen hak sahiplerinin intifa hakkı, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca tesisin rayiç değeri üzerinden belirlenecek bedelle doksandokuz seneye kadar uzatılabilir. Bu durumda Hazineye devir işlemi bu uzatma sonunda yapılır. Milli park ve tabiat parklarının gelişme planları kesinleşmeden bu Kanunda sözü edilen izin verilemez." hükmüne yer verilmiştir.

Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı ve sulak alanların tescil, onay ve ilanı ile tabiat varlığı, doğal sit alanı ve özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasların belirlenmesi amacıyla hazırlanan ve 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, "ö) Korunan alan: Biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanlarını, ifade eder" hükmüne yer verilmiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, "(1) Bu Yönetmelik, 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca ilan edilen kültür ve turizm koruma gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde ya da dışında, lüks çadır tesislerinin yerleşim ve kurulum koşullarının belirlenmesine, bu tesislerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartların ve işletmecilik esaslarının belirlenmesi ile belgelendirme, kiralanma ve ruhsatlandırma süreçlerine ilişkin usul ve esasları kapsar." hükmüne, 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde, "g) Lüks çadır tesisi: Yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, doğal peyzajların çeşitli ve yenilikçi bir şekilde değerlendirildiği, kalıcı yapı içermeyen, temelsiz, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı geçici lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan, aralarında en az yirmi metre mesafe bırakılmak koşulu ile en fazla kırk dokuz konaklama ünitesi içeren tesisleri, ifade eder" hükmüne, aynı fıkranın (l) bendinde, "l) Yerleşim tasarım ve yönetim planı: Lüks çadır tesislerinin yönetim, yerleşim ve kullanım koşullarını belirleyen, koruma-kullanma dengesi içerisinde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını yönlendiren, alt ve üst yapı tesislerinin uygulamalarını gösteren, hali hazır durum üzerinde hangi alanların ne şekilde ve hangi maksatla kullanılacağının veya korunacağının özel işaretler ile gösterildiği, orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden, dış sınır alanı koordinatlandırılmış uygun ölçekli planları, ifade eder." hükmüne, "Lüks çadır tesislerinin genel nitelikleri" başlıklı 5. maddesinin dava konusu düzenleyici işlemin Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükte olan halinde, "(1) Lüks çadır tesislerinin faaliyette bulunabilmesi için bu Yönetmelikte belirlenen niteliklerde yapılması ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi alması zorunludur. (2) Bu Yönetmelik kapsamında aksi belirtilmediği sürece, tesis kapsamında yapılacak her türlü kapalı ünite temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılır. (3) Tesis kapsamında, doğada lüks ve konforlu konaklama imkanı sunan, doğa ve hava etkilerine karşı korunaklı, ilgili akreditasyon kuruluşlarından sertifika almış, yangına dayanıklı, ses ve su geçirmeyen malzeme kullanılan, nitelikli tefriş dekorasyon malzemeleri kullanılan çadırlar yer almalıdır. (4) Tesis bünyesinde yer alan açık alan kullanımlarında, geçirgen zemin malzemesi ve gerektiğinde gölgelikler kullanılarak düzenleme yapılabilir. Çevre düzenlemelerinde beton, çimento, tuğla, seramik, plastik ve asfalt kullanılamaz. Açık alanda kullanılan ekipmanlar ahşap ve/veya metal malzeme olmalıdır. (5) Tesislerin, orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planının da hazırlanması zorunludur. Tesislerin kurulumunda ağaç kesilmemesi esastır. Alanın doğal dokusuna aykırılık teşkil edecek şekilde peyzaj düzenlemesi yapılamaz. (6) Konaklamaya ayrılan her bir çadır ayrı bir konaklama birimi olarak değerlendirilir ve standart konaklama ünitesi iki kişiliktir. Suit ve aile çadırı yapılması durumunda 31/5/2019 tarihli ve 1134 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla yürürlüğe konulan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikteki hesaplama yöntemi geçerlidir. Konaklama üniteleri arasında en az yirmi metre mesafe bırakılması zorunludur. (7) Konaklama üniteleri haricinde, tesis bünyesinde kullanılan diğer çadır tiplerine uyumlu olmak koşuluyla, tesis yöneticilerinin gerektiğinde kalması için bir adet çadır daha yapılabilir.

(8) Mutfak, çamaşırhane, atık biriktirme ekipmanları, atık geçici depolama alanı, ahır alanları, kompost alanları ve benzeri hizmet üniteleri, teknik zorunluluklar gereği ahşap malzeme kullanılmamak koşulu ile prefabrik, sökülüp takılabilir çelik profil, konteyner olabilir. Bu ünitelerin her biri elli m2’yi geçemez. Bu birimler yer seçimi, fonksiyonlar arası olumsuz bir etkileşim olmayacak şekilde kurgulanmalıdır. (9) Aynı tesis alanı içerisinde farklı kullanım türlerine izin verilmez. Tesis içerisindeki üniteler, amacı dışında kullanılamaz. (10) Tesislerde müşteri yatak kapasitesinin en az %50’sine denk gelen sayıda personel istihdamı zorunludur. (11) Tesis genelinde kullanılacak her türlü temizlik malzemesi (yüzey temizleyiciler, bulaşık deterjanı, şampuan ve duş jelleri ve benzeri) ve tesisten atık olarak çıkacak her türlü malzeme (ambalaj, saklama kapları, çöp poşeti ve benzeri) doğada biyolojik olarak parçalanabilir ve çevre dostu olmalıdır. (12) Kullanılan tüm elektrik ve mekanik tesisatın, yüksek enerji tasarruflu ve çevreye duyarlı olması zorunludur. (13) Enerji temininde yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi esastır. (14) Tesis alanının sınırları çit veya diğer doğal sınırlayıcılar ile net bir şekilde belirlenmelidir. (15) Tesis alanındaki aydınlatmanın tesisin içerisinde bulunduğu doğal alana ve vahşi yaşama zarar vermesinin ve ışık kirliliğinin önüne geçilmesi amacıyla; zaman ayarlı, harekete duyarlı, ihtiyaç duyulan lümende, hedef bölgeyi aydınlatacak nitelikte odaklanmış ve monokromatik aydınlatma ekipmanlarının kullanılması ve vahşi yaşamı daha fazla etkileyen beyaz ve mavi ışık tonlarının kullanımı yerine, amber, sarı veya yeşil renkli aydınlatmaların kullanılması gerekmektedir. (16) Tesis içerisinde kurgulanacak olan açık hava yürüyüş yollarının en az yüzde sekseni iki metreden geniş olmayacak şekilde doğal dokuya uyumlu malzeme kullanılarak yapılmalıdır. Geçirgen olmayan yüzeyler tasarlanamaz. (17) Lüks çadır tesislerinin zorunlu ünitelerinde aşağıdaki asgari nitelikler aranır: a) Konaklama birimleri; temelsiz ahşap platform üzerine, çadır malzemesi kullanılarak, doğal ışık alacak şekilde ve banyolu olarak düzenlenir. Uygun tefriş elemanlarıyla rahat kullanım imkânı verebilecek şekilde dekore edilir. Odalarda teknik normlara uygun yatak, kişi başı bir yastık, yastık kılıfı, çarşaf, iklim koşullarına göre pike veya yorgan, yatak başucu sehpası veya benzeri düzenleme, genel aydınlatma, priz, tuvalet masası veya benzeri düzenleme, gece lambası, en az ikili atık biriktirme ekipmanı, minibar, müşterilerin sıcak içecek hazırlamasına imkan sağlayan donanım ve servis ikram malzemeleri, kıymetli eşya kasası, iklim koşullarına göre ısıtma ve soğutma sistemi, elbise dolabı veya benzeri düzenleme bulunur. Oda ve banyolarda bulunan donanım ve cihazların kullanımına, tesiste yer alan ünitelere ve verilen hizmetlere ilişkin bilgilendirme sağlanır. Banyolarda, suyun yayılımını engelleyici önlemler alınır; vitrifiye, armatür, batarya, duş donanımı, ayna, priz, en az ikili atık biriktirme ekipmanı, on beş adet buklet malzemesi ile el, banyo ve ayak havlusu bulundurulur. Oda servis hizmeti verilir. Kesintisiz sıcak ve soğuk su bulunur. b) Kabul holü/resepsiyon; açık veya kapalı olarak düzenlenebilir. c) Yeme-içme tesisi; açık veya kapalı olarak düzenlenebilir. ç) Mutfak; mutfak alanı teknik zorunluluklar gereği konteyner, ahşap bungalov ya da karavan olabilir. (18) Lüks çadır tesislerinde çocuk oyun ünitesi, SPA, hobi atölyesi, sağlık, güzellik ve bakım ünitesi, eğlence ve spor ünitesi, yoga ve meditasyon alanı bulunması durumunda, bu ünitelerde sertifikalı veya eğitimli personel çalıştırılması zorunludur. (19) Konaklama birimleri hariç olmak üzere, tesiste yer alan kullanımlarda, yaratıcı tasarımların desteklenmesi amacıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planında belirtilmek koşulu ile variller, jeodezik kubbeli yapılar, ağaç hamak ve benzeri malzeme kullanılabilir. (20) Otopark alanları, tesis müşterilerinin (konaklayan veya restorana gelen) araçlarını park edebilecekleri yeterli büyüklükte tasarlanmalı ve tesiste araç trafiğinden kaynaklı ses ve egzoz oluşturmayacak şekilde belirli bir mesafede yer almalıdır. Müşterilerin otoparktan tesise erişimi, elektrikli araçlar ya da diğer doğa dostu sessiz ulaşım araçları ile sağlanmalıdır." hükmüne, "Planlama" başlıklı 7. maddesinin 23/09/2022 tarih ve ve 31962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ilk halinde, "(1) Kiralamaya konu edilen, orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde, lüks çadır tesisleri Bakanlıkça uygun görülen yerleşim tasarım ve yönetim planları uyarınca yapılır. (2) Lüks çadır tesislerinin özel mülkiyette yapılabilmesi için yerleşim tasarım ve yönetim planlarının yanı sıra ilgili mevzuat uyarınca imar planlarının da onaylanması zorunludur. Bu tesislerin milli park, tabiat parkı ile 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında bulunan sit alanları içerisinde yer alması durumunda, ilgili kurum, kurul ve komisyonların olumlu görüşü alınması, bununla birlikte yerleşim tasarım ve yönetim planının yanı sıra 2863 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikleri uyarınca koruma amaçlı imar planı yapılması da zorunludur. Ayrıca tescilli taşınmaz kültür varlığı parseli ile bunların korunma alanları içerisinde yer alması durumunda ilgili Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun görüşünün alınması zorunludur." hükmüne, 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, "c) Yer altı altyapı ve su temini ağları, kanalizasyon, elektrik, erişim ve park projeleri hazırlanır." hükmüne, (ç) bendinde, "ç) Tesis kapsamında yer alacak diğer kullanımlar (jakuzi, mutfak, banyo-tuvalet, depolama alanı ve benzeri) tanımlanır." hükmüne, (d) bendinde, "d) Konaklama dışında verilecek hizmetlere dair (spa, restoran ve benzeri) tanımlamalar yapılır." hükmüne, "Komisyonun oluşumu, görevleri ve çalışma esasları" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasında, "(2) Komisyon, yerleşim tasarım ve yönetim planı teklifleri, ihtilafa düşülen konuları ve alanda fiilen yapılacak değişiklikleri değerlendirmekle yükümlüdür." hükmüne, "Kiralama" başlıklı 16. maddesinde, "(1) Orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde, imar planı gerekmeksizin, alan koordinatları belirtilmek suretiyle, 21/7/2006 tarihli ve 26235 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca Bakanlık tarafından yirmi yılı geçmemek üzere kiralama yapılabilir. Bu kiralamalar için ön izin süresi altı ay olarak uygulanır. Yatırımcı ön izin süresi içinde anılan Yönetmelikte belirtilen ön izin yükümlülükleri ile birlikte yerleşim tasarım ve yönetim planı hazırlatarak Bakanlığa sunmak zorundadır. Planın Bakanlıkça uygun bulunmasını takiben aynı Yönetmelik hükümleri uyarınca yatırımcı adına kiralama yapılır." hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Usul Yönünden:
Davalı idarenin ehliyete ilişkin itirazları incelenip değerlendirilmiş olup, Yönetmeliğin konusu itibarıyla davacının menfaatinin ihlal edildiği anlaşıldığından, bu konudaki itiraz yerinde görülmemiştir.

Esas Yönünden:
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.

Anayasa'nın 123. maddesinde; "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" hükmüne, 124. maddesinde ise; "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." kuralına yer verilmiştir.

Anayasa'nın anılan hükmü ve normlar hiyerarşisi ilkesi uyarınca, alt hukuk normlarının üst hukuk normuna aykırı hükümler içermemesi gerekmektedir.

Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen tüzük, yönetmelik, genelge, tebliğ kılavuz gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği, yeni bir yöntem ve usul getiremeyeceği, dayanağı olan mevzuatta yer alan hükümler dışında yeni bir düzenleme içeremeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.

İdarenin düzenleyici idari işlem tesis etme yetkisinin "Yasama yetkisinin devredilmezliği" ilkesinin bir sonucu olarak ikincil nitelikte bir kural koyma yetkisi olduğu göz önüne alındığında; söz konusu yetkinin kanunların çizdiği çerçeve içinde kalması ve kanunlara uygun olarak kullanması zorunludur. Bu bağlamda kanunun öngördüğü düzenleme yetkisinin yine kanunda belirtildiği gibi kullanılması, kanun hükmü bir konunun yönetmelikle düzenlenmesini öngörüyorsa düzenlemenin yönetmelikle yapılması, ayrıca normlar hiyerarşisinde yönetmeliğe göre daha alt düzeyde yer alan düzenleyici işlemlerin yönetmelikle çizilen sınırı aşmaması ve yönetmeliğe uygun olması bir diğer zorunluluktur.

Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ifade edildiği üzere, hukuk devletinin bir gereği olan "hukuki belirlilik ilkesi"; kanuni ve idari düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, keyfiliğe yani idare tarafından takdir yetkisine dayanılarak keyfi uygulamalar yapılmasına imkan vermeyecek şekilde yapılmasını gerektirmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesi yönünden; davacı tarafından, Yönetmeliğin 2. maddesi ile, Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunununda belirtilen lüks çadır tesisleri yapılabilecek alanların kapsamının genişletildiği, hiçbir alan sınırlaması getirilmeksizin koruma altındaki alanlar da dahil olmak üzere tüm alanlarda lüks çadır tesisi kurulmasına imkan tanınmasının idareye geniş ve sınırları belirsiz bir takdir hakkı tanınmasına yol açtığı, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine de aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinde, Yönetmeliğin 2634 sayılı Kanunun 6., 8. ve 37. maddelerine dayanılarak hazırlandığı belirtilmiştir. Yukarıda yer verilen 2634 sayılı Kanunun Yönetmeliğe dayanak 6., ve 8. maddeleri ile Ek 4. ve Ek 5. maddelerinin ve dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen 2. maddesi ile 7. maddesinin birlikte değerlendirilmesinden, iptali istenilen düzenlemede dava konusu Yönetmeliğin "Kapsamı"nın; 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında "yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan" tesisler olarak tarif edilen "lüks çadır tesisleri"nin yerleşim ve kurulum koşullarının belirlenmesine, bu tesislerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartların ve işletmecilik esaslarının belirlenmesi ile belgelendirme, kiralanma ve ruhsatlandırma süreçlerine ilişkin usul ve esasları belirlemek olarak belirtildiği, dava konusu Yönetmeliğin, lüks çadır tesislerinin yüksek kalite standartlarında planlı ve kontrollü gelişiminin sağlanması amacıyla söz konusu tesislere ilişkin Kanun hükmünde yer alan düzenlemenin ayrıntılandırılmasına yönelik hükümler içerdiği anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanları olarak tanımlanan korunan alanlar ile tarım alanları, mera alanları ve kıyılarda söz konusu tesislerin yapılmasının söz konusu olduğu durumlarda anılan alanlara ilişkin ilgili mevzuat göz önünde bulundurularak işlem tesis edilmesinin zorunlu olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

Öte yandan, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 8. maddesinin, 7/5/2008 tarih ve 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentleri ile (C) ve (D) fıkralarının, Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 14/05/2011 tarih ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10/03/2011 tarih ve E:2008/51, K:2011/46 sayılı kararıyla, turizm yatırımları için orman arazilerinin tahsis edilmesine ilişkin olarak, dava konusu kurallarla, turizmi koruma ve gelişim bölgelerinde hazineye ait yeterli alanın bulunmaması, belli miktar sınırlamalarının gözetilmesi, sadece yasada öngörülen turizm türleri için orman arazilerinin tahsis edilebilmesi gibi kriterler getirildiğinden, kamu yararı anlayışıyla hareket edilerek zorunluluk ve kaçınılmazlık ölçütlerinin karşılandığı sonucuna varılarak, dava konusu yasa kuralların Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.

18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen dördüncü fıkranın; dava konusu kuralın kıyılarda lüks çadır tesislerinin kurulmasına imkân tanımak suretiyle kamunun kıyılardan serbestçe yararlanmasına engel olabileceği, hâlbuki kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi gerektiği, bu yönüyle kuralın kıyıların rant amacıyla kullanılmasına yol açacağı, ekonomik yönden dezavantajlı kişiler bakımından ayrımcılık yaratacağı, kuralda bu nitelikteki tesislerin orman ve meralarda kurulmasının mümkün kılınmasına karşın bu alanların ekosisteminin korunmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, orman alanlarının turizm amaçlı kullanılması konusunda adil bir dengenin de gözetilmediği ve orman köylüsünün korunmasına ilişkin güvencelere yer verilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 10., 43., 45., 56., 169. ve 170. maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 24/03/2025 tarih ve 32851 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 17/10/2024 tarih ve E:2021/100, K:2024/174 sayılı kararıyla, iptali istenilen düzenlemenin 3. ve 4. cümleleri dışında kalan kısmına ilişkin olarak, "... Dava konusu kuralın birinci cümlesinde Kanun kapsamında kalan yerlerde geçici lüks çadır tesislerin yapılması amacıyla kiralama mümkün hâle getirilmekte, bunun yanı sıra kiralama yapılmasına sebep olacak işin niteliği ayrıntılı olarak gösterilmektedir. Bu çerçevede kiralama yalnızca Kanun’a uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesislerinin inşası için söz konusu olabilmektedir. Kuralın ikinci cümlesinde tesis kapsamında yapılacak ünitelerin temelsiz ahşap platform üzerine mümkün olan en az müdahaleyle çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı, beşinci cümlede ise sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği ölçütlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmelerinin feshedilip ve taşınmazın tahliye edileceği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla kuralla kamu yararına katkı sunacağı açık olan turizm sektörünün gelişmesi bakımından Anayasa’da özel olarak koruma altına alınan kıyıların kiralanabilmesi suretiyle kullanılmasına imkân tanındığı, bu kullanımın şartlarının kanunda ayrıntılı olarak düzenlendiği, şartlara uyulmadığı takdirde söz konusu kullanımın sona erdirilmesine ilişkin güvencenin de öngörüldüğü gözetildiğinde kuralda devletin kıyıların korunmasına yönelik yükümlülüğüne aykırı bir yön bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 43. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 43. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10., 45., 56., 169. ve 170. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir." gerekçesiyle, iptali istenilen düzenlemenin 3. ve 4. cümleleri dışında kalan kısmının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.

Bu itibarla, 2634 sayılı Turizmİ Teşvik Kanununun 6. ve 8. maddelerine uygun olarak ve Kanun hükmünün uygulanması amacıyla yapılan dava konusu düzenlemede üst hukuk normuna ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi yönünden; iptali istenilen düzenlemede "Lüks çadır tesisi" yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, doğal peyzajların çeşitli ve yenilikçi bir şekilde değerlendirildiği, kalıcı yapı içermeyen, temelsiz, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı geçici lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan, aralarında en az yirmi metre mesafe bırakılmak koşulu ile en fazla kırk dokuz konaklama ünitesi içeren tesisler olarak tanımlanmıştır.

Davacı tarafından, lüks çadır tesisi tanımında "kırk dokuz konaklama ünitesi" yapılabilmesinin öngörüldüğü, bunun büyük bir kapasiteyi ifade ettiği, yaratılacak tahribatın daha da geniş alanlara yayılmasına neden olacağı ileri sürülmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında, lüks çadır tesislerinin, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan, iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan, geçici tesisler olarak tanımlandığı, tesis kapsamında yapılacak her türlü ünitenin, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağının, sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmelerinin feshedilerek taşınmazın tahliye edileceğinin kurala bağlandığı görülmektedir.

Diğer taraftan, dava konusu Yönetmeliğin "Lüks çadır tesislerinin genel nitelikleri" başlıklı 5. maddesinde, lüks çadır tesislerinin faaliyette bulunabilmesi için bu Yönetmelikte belirlenen niteliklerde yapılmasının ve Bakanlıktan turizm işletmesi belgesi almasının zorunlu olduğu belirtilerek anılan tesislerin sağlaması gerekli niteliklerin ayrıntılı olarak belirtildiği, 9. maddesinde lüks çadır komisyonu tarafından değerlendirilerek uygun bulunan yerleşim tasarım ve yönetim planı tekliflerinin Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğünce tasdik edilerek belgelendirme işlemleri başlatılmak üzere ilgili birime iletileceği, uygun bulunmayan planların ret gerekçelerinin ise teklif sahibine bildirileceği, 15. maddesinde Kanunun belge iptaline ilişkin maddesinde açıklanan nedenlerden en az birinin gerçekleştiğinin tespit edilmesi durumunda tesislerin belgesinin iptal edileceği, kısmi turizm işletmesi veya turizm işletmesi belgesi geçerlilik süresinin bir yıl olduğu ve bu süre sona ermeden yenilenmesine ilişkin e-Devlet üzerinden başvuru yapılmaması halinde belgenin iptal edilmiş sayılacağı, başvuru sonucunda, yapılan denetimde belgelendirilmesine esas niteliklerini koruyan tesislerin belgesinin devamının sağlanacağı hususlarına yer verildiği görülmektedir.

Yukarıda yer verilen Kanun ve Yönetmelik hükümlerinde, lüks çadır tesislerinin yapım ve işletme sürecinde çevreye olası olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi için gerekli tedbirlere, denetim ve yaptırım mekanizmasına ilişkin düzenlemenin öngörüldüğü göz önünde bulundurulduğunda, kırk dokuz konaklama ünitesi öngörülmesinin yaratılacak tahribatın daha da geniş alanlara yayılmasına neden olacağı yönündeki iddiaya itibar edilmemiş, iptali istenilen düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinde yer alan "orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden" ibaresi yönünden; dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinde, yerleşim tasarım ve yönetim planının tanımı yapılarak, lüks çadır tesislerinin orman alanlarında yapılması durumunda yerleşim tasarım ve yönetim planının ağaç rölöve planını da ihtiva etmesi gerektiği belirtilmiştir.

Aynı Yönetmeliğin "Lüks çadır tesislerinin genel nitelikleri" başlıklı 5. maddesinin 5. fıkrasında ise "Tesislerin, orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planının da hazırlanması zorunludur. Tesislerin kurulumunda ağaç kesilmemesi esastır. Alanın doğal dokusuna aykırılık teşkil edecek şekilde peyzaj düzenlemesi yapılamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.

Davacı tarafından özetle, orman alanlarında lüks çadır tesisleri yapılmasının orman ekosisteminin parçalanmasına, ormanlık alanların daraltılmasına neden olacağı, ormanlık alanların turizm faaliyetlerine tahsisi için Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen koşulların lüks çadır tesisleri yönünden mevcut olmadığı, lüks çadır tesislerinin orman alanlarında yapılabileceğine ilişkin düzenleme getiren "orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden" ibaresinin iptalinin gerektiği ileri sürülmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 8. maddesinin, 7/5/2008 tarih ve 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde, Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden söz konusu bendin (a), (b), (c), (d), (e), (f), (g), (h) alt bentlerinde belirtilen özellikte olanların Tarım ve Orman Bakanlığınca, bu fıkrada belirtilen usulle Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edileceği düzenlemiş ve tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; turizme tahsis edilecek alanın, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemeyeceği, yapılaşmaya esas inşaat hakkının, emsal (E) 0.30’u geçemeyeceği ve turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedelinin ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedelinin yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına ödeneceği kurala bağlanmıştır.

Anılan Kanunun (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentlerinin iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 14/05/2011 tarih ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10/03/2011 tarih ve E:2008/51, K:2011/46 sayılı kararında, orman alanlarının turizm faaliyetlerine tahsisi için Kanunun 8. maddesinin (A) fıkrasının 1. bendinde aranan ve yukarıda belirtilen koşullar (tahsis edilecek alanın il genelindeki orman alanlarına oranı vd.) da değerlendirilmek suretiyle, turizm yatırımları için orman arazilerinin tahsis edilmesine ilişkin olarak, dava konusu kurallarla, turizmi koruma ve gelişim bölgelerinde hazineye ait yeterli alanın bulunmaması, belli miktar sınırlamalarının gözetilmesi, sadece yasada öngörülen turizm türleri için orman arazilerinin tahsis edilebilmesi gibi kriterler getirildiğinden, kamu yararı anlayışıyla hareket edilerek zorunluluk ve kaçınılmazlık ölçütlerinin karşılandığı sonucuna varılarak, dava konusu yasa kuralların Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.

Diğer taraftan, Hususi Ormanlar ve Hükmi Şahsiyeti Haiz Amme Müesseselerine Ait Ormanlar Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, "Ağaç röleve planı"; 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununu kapsamında bulunan alanlarda, izne konu olan sahalardaki mevcut ağaçların, coğrafi koordinatlarıyla belirlendiği uygun ölçekli plan" olarak tanımlanmıştır.

5531 sayılı Orman Mühendisliği, Orman Endüstri Mühendisliği ve Ağaç İşleri Endüstri Mühendisliği Hakkında Kanun'un "Mesleğin konusu" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin 12. alt bendinde, millî parklar, orman içi dinlenme ve mesire yerleri ile orman içi rekreasyon alanlarının tespit, tefrik, envanter ve düzenlenmesi, rekreasyon yönetimi ve işletmeciliği, uzun devreli gelişme plânı çalışmaları, ağaç röleve plânları yapmak orman mühendislerinin faaliyet konuları arasında düzenlenmiştir.

Bu durumda, lüks çadır tesislerinin orman alanlarında yapılması durumunda, izne konu sahadaki mevcut ağaçların orman mühendisi tarafından tespitini içeren ağaç röleve planının, lüks çadır tesislerinin yönetim, yerleşim ve kullanım koşullarını belirleyen yerleşim tasarım ve yönetim planı eki olarak hazırlanmasının işin mahiyetine ve hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ibaresi yönünden, söz konusu ibare, her ne kadar 13/01/2024 tarihli, 32428 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Lüks Çadır Tesisleri Nitelikler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile madde metninden çıkarılmış ise de, anılan değişikliğin, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/05/2023 tarih ve YD İtiraz No:2023/205 sayılı yürütmenin durdurulması kararı doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, iptali istenilen fıkranın esasının, dava tarihindeki haliyle incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrası uyarınca dava konusu Yönetmelik ile yüksek kalite standartlarında, planlı ve kontrollü gelişimi amaçlanan lüks çadır tesislerinin doğal çevre ile uyumlu olması ve kalıcı yapı içermemesi; anılan tesisler kapsamında inşa edilecek her türlü ünitenin çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak temelsiz ahşap platform üzerine ve mümkün olan en az müdahaleyle doğal ekosisteme uygun olarak yapılması gerekmektedir.

Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında "aksi belirtilmediği sürece" ibaresine yer verilmek suretiyle Kanun hükümleri ile konulan "tesis kapsamında yapılacak her türlü ünitenin temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı" kuralına istisna getirilerek korunan alanlarda ahşap dışındaki platformlar üzerine ve kalıcı yapı niteliğindeki üniteler içeren lüks çadır tesislerinin kurulmasına olanak sağlayacak bir düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ibaresinin dayanak Kanun hükmüne aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin, 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ibaresi dışında kalan kısımları yönünden, lüks çadır tesislerinin genel nitelikleri ile zorunlu ünitelerine ilişkin asgari niteliklerin belirtildiği dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin, dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında lüks çadır tesislerine ilişkin olarak belirlenen çerçeve içerisinde ve Kanun hükmünde yer alan düzenlemenin ayrıntılandırılmasına yönelik hükümler içerdiği anlaşılmakta olup düzenlemede üst hukuk normuna ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin "Planlama" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, lüks çadır tesislerinin, orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde Bakanlıkça uygun görülen yerleşim tasarım ve yönetim planları uyarınca yapılması öngörülmüş, 2. fıkrasında ise anılan tesislerin özel mülkiyete tabi taşınmazda yapılmak istenmesi halinde yerleşim tasarım ve yönetim planlarının yanı sıra ilgili mevzuat uyarınca imar planlarının da onaylanması, bu tesislerin milli park, tabiat parkı ile 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında bulunan sit alanları içerisinde yer alması durumunda, ilgili kurum, kurul ve komisyonların olumlu görüşünün alınması ayrıca yerleşim tasarım ve yönetim planının yanı sıra 2863 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikleri uyarınca koruma amaçlı imar planı yapılması, anılan tesislerin tescilli taşınmaz kültür varlığı parseli ile bunların korunma alanları içerisinde yer alan taşınmalarda kurulmak istenmesi durumunda ise ilgili Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun görüşünün alınması zorunlu tutulmuştur.

Davacı tarafından, sit alanları, türleri, kesin yapı yasağı getirilen alanları gözetilmeksizin bütün sit alanlarını kapsayan bir düzenleme getirildiği, sit alanlarında da lüks çadır tesisi yapılmasının önünün açıldığı, tesislerin söz konusu alanlarda yapılmasıyla ilgili yalnızca kurul görüşüne başvurunun yeterli kabul edilmesinin 2873 sayılı Milli Parklar Kanuna aykırı olduğu, Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında lüks çadır tesisinin kamu mülkiyetindeki alanlarda yapılması halinde imar planı yapılması zorunluluğu aranmazken aynı maddenin 2. fıkrasında lüks çadır tesislerinin özel mülkiyete tabi taşınmazlarda yapılması halinde imar planı yapılması zorunluluğunun öngörüldüğü, bu farklılığın herhangi bir bilimsel ya da teknik gerekçeye dayanmadığı ileri sürülmüştür.

Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında, lüks çadır tesislerinin koşullarının yerleşim tasarım ve yönetim planı ile belirleneceği düzenlenmiş, tesis kapsamında doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunulması, ayrıca tesis kapsamında yapılacak her türlü ünitenin, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılması öngörülmüştür.

Anılan Kanun hükmünün gerekçesinde "... özellikle lüks çadır tesislerinin doğal niteliği yüksek alanlarda yer seçme eğilimleri dikkate alınarak, tesislerde yer alacak ünitelerin yapı niteliği taşımaması, imara konu olmaması, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanarak, doğal ekosisteme uygun konumlandırılması şart koşulmuştur. Ayrıca, tesislerin kontrollü gelişiminin sağlanması ve yüksek nitelik taşımasını teminen, Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletmesi belgesi almayan tesislerin işletmeye açılamayacağı ve bu Bakanlıkça onaylanacak yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulların belirleneceği özellikle vurgulanmıştır." hususlarına yer verildiği görülmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinde, yerleşim tasarım ve yönetim planı, "Lüks çadır tesislerinin yönetim, yerleşim ve kullanım koşullarını belirleyen, koruma-kullanma dengesi içerisinde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını yönlendiren, alt ve üst yapı tesislerinin uygulamalarını gösteren, hali hazır durum üzerinde hangi alanların ne şekilde ve hangi maksatla kullanılacağının veya korunacağının özel işaretler ile gösterildiği, orman alanlarında yapılması durumunda ağaç rölöve planını da ihtiva eden, dış sınır alanı koordinatlandırılmış uygun ölçekli plan" olarak tanımlanmış, "Yerleşim tasarım ve yönetim planı" başlıklı 8. maddesinde anılan planların kapsamında yer alması gereken hususlar ve plan ekinde Bakanlığa iletilmesi gereken bilgi ve belgeler düzenlenmiş, "Turizm yatırımı belgesi" başlıklı 10. maddesinde turizm yatırımı belgesi verilmesi için yapılan başvurularda aranan bilgi ve belgeler arasında yerleşim tasarım ve yönetim planı ve ekleri de sayılmış, "Turizm belgesinin iptali" başlıklı 15. maddesinin 6. fıkrasında yerleşim tasarım ve yönetim planına aykırı inşa edilen tesislerin belgesinin iptal edileceği, aykırılığa neden olan unsurların otuz gün içinde ilgili idaresince yıkılacağı, bu tesislerin başka bir tür adı altında yeniden belgelendirilemeyeceği düzenlenmiştir.

Öte yandan yerleşim tasarım ve yönetim planlarının sağlaması gereken koşullar davalı idarenin 18/01/2023 tarih ve 2023/1 sayılı Genelgesinde ve bu genelgeyi yürürlükten kaldıran 02/04/2023 tarih ve 2023/5 sayılı Genelgesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Diğer taraftan, biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanları olarak tanımlanan korunan alanlar ile tarım alanları, mera alanları ve kıyılarda söz konusu tesislerin yapılmasının söz konusu olduğu durumlarda, lüks çadır tesislerinin koşullarını belirleyen yerleşim tasarım ve yönetim planlarının hazırlanması sırasında anılan alanlara ilişkin ilgili mevzuatın göz önünde bulundurulmasının zorunlu olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında, lüks çadır tesislerinin koşullarının yerleşim tasarım ve yönetim planı ile belirleneceğinin düzenlenmiş olması karşısında, anılan Kanun hükmünün uygulanması amacıyla yapılan dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasındaki lüks çadır tesislerinin, orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde Bakanlıkça uygun görülen yerleşim tasarım ve yönetim planları uyarınca yapılabileceğine dair düzenlemede ve üst hukuk normuna ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrasında ise özel mülkiyete tabi yerlerde yapılması planlanan lüks çadır tesisleri için, Yönetmeliğin lüks çadır tesislerinin yüksek kalite standartlarında planlı ve kontrollü gelişiminin sağlanması şeklindeki amacı doğrultusunda yerleşim tasarım ve yönetim planı yanında imar planı yapılmasının, yerin niteliğine göre ilgili ilgili kurum, kurul ve komisyonların olumlu görüşünün alınmasının aranmasında üst hukuk normlarına, dava konusu Yönetmeliğin amacına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının (c), (ç), (d) bentleri yönünden; dava konusu Yönetmeliğin "Yerleşim tasarım ve yönetim planı" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, yerleşim tasarım ve yönetim planının Bakanlıkça yapılacağı/yaptırılacağı ya da gerçek veya tüzel kişiler tarafından yapılarak Bakanlığa sunulacağı düzenlenmiş, 2. fıkrasında Bakanlığa değerlendirilmek üzere sunulan yerleşim tasarım ve yönetim planı teklifinin kapsamına ilişkin belirlemelere yer verilmiş, bu kapsamda, 2. fıkranın iptali istenilen (c) bendinde, yer altı altyapı ve su temini ağları, kanalizasyon, elektrik, erişim ve park projelerinin hazırlanacağı, (ç) bendinde, tesis kapsamında yer alacak diğer kullanımların (jakuzi, mutfak, banyo-tuvalet, depolama alanı ve benzeri) tanımlanacağı, (d) bendinde, konaklama dışında verilecek hizmetlere dair (spa, restoran ve benzeri) tanımlamaların yapılacağı düzenlenmiştir.

Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikte lüks çadır tesislerinin kalıcı yapı içermeyen temelsiz ünitelerden oluşacağının belirtildiği, iptali istenilen bentlerde yer alan kanalizasyon, erişim ve park projeleri, jakuzi, spa, restoran gibi hizmetlerin lüks çadır tesislerinin niteliği ile bağdaşmadığı, Yönetmeliğin dayanağı Kanundaki düzenlemeyi aşar nitelikte olduğu ileri sürülmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanunun 4. fıkrasında doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesislerinin koşullarının yerleşim tasarım ve yönetim planı ile belirleneceği, tesis kapsamında yapılacak her türlü ünitenin, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı düzenlenmiş, dava konusu Yönetmeliğin "Lüks çadır tesislerinin genel nitelikleri" başlıklı 5. maddesinde anılan Kanun hükmüne paralel olarak lüks çadır tesislerinin faaliyette bulunabilmesi için taşıması gereken nitelikler sayılmış, bu kapsamda tesiste yapılacak her türlü kapalı ünitenin temelsiz ahşap platform üzerine yapılacağı, tesis kapsamında yer alacak çadırların sayılan diğer özellikleri yanında doğada lüks ve konforlu konaklama imkanı sunabilecek nitelikte olacağı, çevre düzenlemelerinde beton, çimento, tuğla, seramik, plastik ve asfalt kullanılamayacağı, açık alanda kullanılan ekipmanların ahşap ve/veya metal malzeme olması gerektiği, mutfak, çamaşırhane, atık biriktirme ekipmanları, atık geçici depolama alanı, ahır alanları, kompost alanları ve benzeri hizmet ünitelerinin, teknik zorunluluklar gereği ahşap malzeme kullanılmamak koşulu ile prefabrik, sökülüp takılabilir çelik profil, konteyner olabileceği, tesis genelinde kullanılacak her türlü temizlik malzemesinin (yüzey temizleyiciler, bulaşık deterjanı, şampuan ve duş jelleri ve benzeri) ve tesisten atık olarak çıkacak her türlü malzemenin (ambalaj, saklama kapları, çöp poşeti ve benzeri) doğada biyolojik olarak parçalanabilir ve çevre dostu olması gerektiği, kullanılan tüm elektrik ve mekanik tesisatın, yüksek enerji tasarruflu ve çevreye duyarlı olmasının zorunlu olduğu düzenlenmiş, aynı maddenin 17. fıkrasında lüks çadır tesislerinin zorunlu üniteleri olarak sayılan konaklama birimleri, kabul holü/resepsiyon, yeme içme tesisi ve mutfak ünitesinin taşıması gereken asgari nitelikler belirtilmiş, bu kapsamda tesiste yer alacak konaklama birimlerinin temelsiz ahşap platform üzerine, çadır malzemesi kullanılarak, doğal ışık alacak şekilde ve banyolu olarak düzenleneceği, konaklama birimlerinde genel aydınlatma, priz, gece lambası, minibar, ısıtma ve soğutma sisteminin bulunması gerektiği, kabul holü/resepsiyon ünitesinin açık veya kapalı olarak düzenlenebileceği, mutfağın teknik zorunluluklar gereği konteyner, ahşap bungalov ya da karavan olabileceği düzenlenmiştir.

23634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrası ile çerçevesi çizilen lüks çadır tesisleri ile doğa ile iç içe olmanın yanında çevrenin en az etkilenmesi için gerekli tedbirler alınarak konforlu bir konaklama imkanı sunulmasının hedeflediği anlaşılmakta olup, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesi ile 8. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, Yönetmelik ile bir yandan lüks çadır tesislerinden beklenen konforlu konaklamanın sunulmasına hizmet edecek ünite, araç ve malzemelerin tesiste yer almasının öngörüldüğü, diğer taraftan çevrenin korunmasına ve sürdürülebilirliğine yönelik tedbirlere yer verilerek koruma kullanma dengesinin gözetildiği görülmektedir.

İptali istenilen düzenlemelerde sayılan altyapı tesisleri ile diğer ünitelerin lüks çadır tesislerinden beklenen doğada lüks konaklama hizmetinin sunulabilmesi için gerekli nitelikte oldukları dikkate alındığında davacının yukarıda belirtilen iddialarına itibar edilemeyeceği, iptali istenilen düzenlemelerde üst hukuk normuna, Yönetmeliğin amacına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrası yönünden; dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinde lüks çadır komisyonunun oluşumu, görevleri ve çalışma esasları düzenlenmiş olup, anılan maddenin iptali istenilen 2. fıkrasında, Komisyonun, yerleşim tasarım ve yönetim planı tekliflerini, ihtilafa düşülen konuları ve alanda fiilen yapılacak değişiklikleri değerlendirmekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.

Davacı tarafından, anılan düzenlemede, denetimin başvuru evrakları ve yatırım belgesinin geçerliliği üzerinden gerçekleştirilmesinin öngörüldüğü, alanda yapılacak fiili değişikliklerin yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin, verilen taahhütlere uyulup uyulmadığının denetiminin tesis mahallinde yapılmasının zorunlu olduğu ancak Yönetmelikte buna ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı, anılan maddenin eksik düzenleme nedeniyle iptali gerektiği ileri sürülmektedir.

2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun "Denetleme ve Cezalar" başlıklı 5. Bölümünde yer alan "Denetim yetkisi" başlıklı 30. maddesinde, "Belge talebinde bulunan işletmelerin belgelendirilmesine esas denetimleri, belgeli yatırım ve işletmelerin niteliklerine ilişkin denetimleri ve işletmeleri sınıflandırma yetkisi Bakanlığa aittir. Bakanlık gerek görmesi durumunda, denetim yetkisini sınırlarını belirlemek kaydıyla valilik vasıtasıyla da kullanabilir." hükmüne, "Cezalar" başlıklı 31. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "33 üncü maddedeki idari yaptırımlar; 30 uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamında denetim yetkisi verilenler, Bakanlık kontrolörleri ve Bakan tarafından yetkilendirilen kamu görevlilerince tayin edilir." hükmüne yer verilmiş, 32. maddesinde "Uyarma", 33. maddesinde "Para cezası", 34. Maddesinde ise "Belge iptali" yaptırımları düzenlenmiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin "Turizm belgesi işlemleri" başlıklı 12. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinde, Turizm yatırımı belgeli tesislerin kısmi turizm işletmesi belgesi veya turizm işletmesi belgesine geçişlerinde, başvuru evrakı uygun görülenlerin denetim programına alınacağı, yapılan belgelendirme denetimi sonucunda giderilebilir eksikliklerin tespit edilmesi halinde belge sahibine bir defaya mahsus olmak üzere otuz gün süre verileceği düzenlenmiş, "Turizm belgesinin iptali" başlıklı 15. maddesinin 3. fıkrasında, "İşletmeye açılan turizm yatırımı belgeli tesise, bu Yönetmelik kapsamında kısmi turizm işletmesi belgesi veya turizm işletmesi belgesi düzenlenememesi halinde turizm yatırımı belgesi Kanunun 34 üncü maddesi hükmü uyarınca iptal edilir.", hükmüne, 4. fıkrasında, "Kısmi turizm işletmesi veya turizm işletmesi belgesi geçerlilik süresi bir yıldır ve bu süre sona ermeden yenilenmesine ilişkin e-Devlet üzerinden başvuru yapılmaması halinde belge iptal edilmiş sayılır. Başvuru sonucunda, yapılan denetimde belgelendirilmesine esas niteliklerini koruyan tesislerin belgesinin devamı sağlanır, eksiklik tespit edilmesi halinde, Kanun uyarınca uygulanacak işlemler saklı kalmak kaydıyla, eksikliklerin giderilebilmesi için bir defaya mahsus otuz gün süre verilir. Verilen süre sonunda eksikliklerin giderildiğinin tespiti halinde tesisin belgesinin devamı sağlanır, aksi takdirde iptal edilir." hükmüne, 5. fıkrasında, Bakanlığın izni olmadan ve yerleşim tasarım ve yönetim planı değişikliği yapılmaksızın ilave yapılaşma ile kapasite değişikliği yapıldığının tespit edilmesi ve Bakanlıkça verilecek süre içerisinde tesisin uygun hale getirilmemesi halinde, işletmeye esas niteliğini kaybetmiş olması nedeniyle turizm belgesi iptal edilerek faaliyetine son verilir." hükmüne, 6. fıkrasında, "Yerleşim tasarım ve yönetim planına aykırı inşa edilen tesislerin belgesi iptal edilir ve aykırılığa neden olan unsurlar otuz gün içinde ilgili idaresince yıkılır. Bu tesisler başka bir tür adı altında yeniden belgelendirilemez." hükmüne yer verilmiştir.

2634 sayılı Kanunun denetim ve cezalara ilişkin yukarıda yer verilen 30. ve 31. maddeleri ile dava konusu Yönetmeliğin 9., 12. ve 15. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, lüks çadır komisyonunun yerleşim tasarım ve yönetim planı tekliflerini, ihtilafa düşülen konuları ve alanda fiilen yapılacak değişiklikleri değerlendirmekle yükümlü olduğu, alanda fiilen denetim yapmak gibi bir görev yetkisinin bulunmadığı ancak bu durumun davacının iddiasının aksine alanda yapılacak fiili değişikliklerin denetimin tesis mahallinde yapılmayacağı, evrak üzerinden yapılacağı sonucunu doğurmadığı zira tesis mahallinde yapılacak denetimlerin 2634 sayılı Kanunun 30. ve 31. maddelerinde sayılanlar tarafından geçekleştirilmesinin öngörüldüğü dikkate alındığında davacının yukarıda belirtilen iddialarına itibar edilemeyeceği, iptali istenilen düzenlemelerde üst hukuk normuna ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Dava konusu Yönetmeliğin 16. maddesi yönünden; dava konusu Yönetmeliğin "Kiralama" başlıklı 16. maddesinde, orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde, imar planı gerekmeksizin, alan koordinatları belirtilmek suretiyle, 21/7/2006 tarihli ve 26235 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca Bakanlık tarafından yirmi yılı geçmemek üzere kiralama yapılabileceği, bu kiralamalar için ön izin süresi altı ay olarak uygulanacağı, yatırımcının ön izin süresi içinde anılan Yönetmelikte belirtilen ön izin yükümlülükleri ile birlikte yerleşim tasarım ve yönetim planı hazırlatarak Bakanlığa sunmak zorunda olduğu, planın Bakanlıkça uygun bulunmasını takiben aynı Yönetmelik hükümleri uyarınca yatırımcı adına kiralama yapılacağı düzenlenmiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2634 sayılı Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrasında, 3621 sayılı Kanuna uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesisleri yapılması amacıyla kiralama yapılabileceği, tesis kapsamında yapılacak her türlü ünitenin, temelsiz ahşap platform üzerine, mümkün olan en az müdahaleyle, çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı, bu fıkra kapsamında sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği kriterlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmelerinin feshedilerek taşınmazın tahliyesinin sağlanacağı düzenlenmiştir.

Davacı tarafından, düzenlemenin orman alanları ve koruma altında olan tüm alanlarda lüks çadır tesisleri yapılabilmesine olanak sağladığı bu nedenle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Dava konusu Yönetmelik lüks çadır tesislerinin yüksek kalite standartlarında planlı ve kontrollü gelişiminin sağlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla 2634 sayılı Kanunun 6.,8. ve 37 maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun "Taşınmaz malların turizm amaçlı kullanımı" başlıklı 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden aynı bendin (a),(b),(c),(d),(e),(f),(g) ve (h) alt bentlerinde sayılan nitelikte olan yerlerin Tarım ve Orman Bakanlığınca, bu fıkrada belirtilen usulle Bakanlığa tahsis edileceği, bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde; a) Turizme tahsis edilecek alanın, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemeyeceği, b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkının, emsal (E) 0.30’u geçemeyeceği, c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedelinin ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedelinin, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedileceği ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörüleceği, belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmeyeceği düzenlenmiştir.

2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 8. maddesinin, 7/5/2008 tarih ve 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentleri ile (C) ve (D) fıkralarının, Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 14/05/2011 tarih ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10/03/2011 tarih ve E:2008/51, K:2011/46 sayılı kararıyla, turizm yatırımları için orman arazilerinin tahsis edilmesine ilişkin olarak, dava konusu kurallarla, turizmi koruma ve gelişim bölgelerinde hazineye ait yeterli alanın bulunmaması, belli miktar sınırlamalarının gözetilmesi, sadece yasada öngörülen turizm türleri için orman arazilerinin tahsis edilebilmesi gibi kriterler getirildiğinden, kamu yararı anlayışıyla hareket edilerek zorunluluk ve kaçınılmazlık ölçütlerinin karşılandığı sonucuna varılarak, dava konusu yasa kuralların Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.

Diğer taraftan 18/7/2021 tarihli ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesiyle 2634 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen ve dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan dördüncü fıkranın; dava konusu kuralın kıyılarda lüks çadır tesislerinin kurulmasına imkân tanımak suretiyle kamunun kıyılardan serbestçe yararlanmasına engel olabileceği, hâlbuki kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi gerektiği, bu yönüyle kuralın kıyıların rant amacıyla kullanılmasına yol açacağı, ekonomik yönden dezavantajlı kişiler bakımından ayrımcılık yaratacağı, kuralda bu nitelikteki tesislerin orman ve meralarda kurulmasının mümkün kılınmasına karşın bu alanların ekosisteminin korunmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, orman alanlarının turizm amaçlı kullanılması konusunda adil bir dengenin de gözetilmediği ve orman köylüsünün korunmasına ilişkin güvencelere yer verilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 10., 43., 45., 56., 169. ve 170. maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 24/03/2025 tarih ve 32851 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 17/10/2024 tarih ve E:2021/100, K:2024/174 sayılı kararıyla, iptali istenilen düzenlemenin 3. ve 4. cümleleri dışında kalan kısmına ilişkin olarak, "... Dava konusu kuralın birinci cümlesinde Kanun kapsamında kalan yerlerde geçici lüks çadır tesislerin yapılması amacıyla kiralama mümkün hâle getirilmekte, bunun yanı sıra kiralama yapılmasına sebep olacak işin niteliği ayrıntılı olarak gösterilmektedir. Bu çerçevede kiralama yalnızca Kanun’a uygun olmak kaydıyla, yerleşim tasarım ve yönetim planı ile koşulları belirlenen, doğal çevre ile uyumlu, kalıcı yapı içermeyen, gerekli güvenlik tedbirleri alınan iyi donanımlı lüks çadırlarda gelişmiş hizmet sunan geçici lüks çadır tesislerinin inşası için söz konusu olabilmektedir. Kuralın ikinci cümlesinde tesis kapsamında yapılacak ünitelerin temelsiz ahşap platform üzerine mümkün olan en az müdahaleyle çevre dostu çadır malzemesi kullanılarak ve doğal ekosisteme uygun olarak yapılacağı, beşinci cümlede ise sözleşmelerine aykırı olarak Bakanlığın belirlediği ölçütlere uygun yapılmayan tesislerin kira sözleşmelerinin feshedilip ve taşınmazın tahliye edileceği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla kuralla kamu yararına katkı sunacağı açık olan turizm sektörünün gelişmesi bakımından Anayasa’da özel olarak koruma altına alınan kıyıların kiralanabilmesi suretiyle kullanılmasına imkân tanındığı, bu kullanımın şartlarının kanunda ayrıntılı olarak düzenlendiği, şartlara uyulmadığı takdirde söz konusu kullanımın sona erdirilmesine ilişkin güvencenin de öngörüldüğü gözetildiğinde kuralda devletin kıyıların korunmasına yönelik yükümlülüğüne aykırı bir yön bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 43. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 43. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 10., 45., 56., 169. ve 170. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir." gerekçesiyle, iptali istenilen düzenlemenin 3. ve 4. cümleleri dışında kalan kısmının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verilmiştir.

Bu itibarla, 2634 sayılı Turizmİ Teşvik Kanununun 6. ve 8. maddelerine uygun olarak ve Kanun hükmünün uygulanması amacıyla yapılan dava konusu düzenlemede üst hukuk normuna ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ibaresinin oybirliğiyle İPTALİNE,
2. Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "aksi belirtilmediği sürece" ibaresi dışındaki kısımlarına yönelik davanın oybirliğiyle REDDİNE,
3. Dava kısmen iptal, kısmen retle sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 1.046,80-TL yargılama giderinin...-TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, geri kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız davalar için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, ... TL vekâlet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 02/12/2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?