Danıştay14. Daireİdare Hukuku
Danıştay 14. Daire E.2013/5181 K.2015/5573
Özet: (1) Davacılar, 2013 tarihli Kıyı Kanunu Uygulama Yönetmeliği’ndeki sahil şeridi, rekreatif alan, yat limanı ve balıkçı barınağı tanımlarını içeren maddelerin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek iptalini talep ettiler; (2) Danıştay 14. Daire, yönetmeliğin ilgili maddelerinin kanunla uyumlu ve imar planı kararlarıyla düzenlenebilir olduğunu belirterek davanın reddine karar verdi.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONDÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2013/5181
Karar No : 2015/5573
Davacılar : 1-... Odası
Vekili : Av. ...
2- ... Odası
Av. ...
Davalı : ... Bakanlığı/ANKARA
Vekili : ..., 1. Hukuk Müşaviri - Aynı yerde
Davanın Özeti : Davacılar tarafından, 02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresinin; aynı maddedeki rekreatif alanlar tanımındaki "ya da özel" ibaresinin; yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur. Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlelerinin; balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" kısmının; 2. maddesinin tamamının; 3. maddesindeki "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesinin, aynı maddenin son iki fıkrasının ve 6. maddesinin hukuka uygun olmadığı iddiasıyla iptali istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği, Yönetmeliğin eski halinde sahil şeridinin iki bölümden oluşacağı düzenlenmişken 2011 tarihli Yönetmelik değişikliği ile sehven kaldırıldığı, dava konusu düzenleme ile sahil şeridinin her iki bölümünün genişliklerine ve yapılanma koşullarına ilişkin açıklama getirildiği, Yönetmelik değişikliği ile sahil şeridinin birinci (50 metrelik) bölümünde hangi kullanımların yer alabileceği belirlendiği, bu alanda tamamen açık alan kullanımlarının getirildiği, dava dilekçesinde rekreaktif alanlar tanımı içindeki özel alan ibaresine kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağı iddiasıyla karşı çıkıldığı, oysa buradaki düzenlemenin sahil şeridine ilişkin olduğu, sahil şeridinin birinci bölümünün devletin hüküm ve tasarrufu altında olmadığı, sahil şeridinin birinci bölümünün imar planı ile park olarak belirlenmesi halinde özel mülkiyete konu olamayacağı, planda rekreaktif alan olarak belirlenmesi halinde ise yapı yapılmamak kaydıyla özel mülkiyette kalabilmesi konusuna açıklık getirildiği, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın görüş yazısı üzerine su ürünlerini üretim ve yetiştirme tesisi tanımının getirildiği, tüm balık çiftliklerinin kıyıdan açığa taşındığı, ancak lojistik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik planlamaya gidilemediği, bu nedenle kurumların mutabakatı ile belirlenen ve Çevre Düzeni Planlarına işlenen yeni alanlara taşınma işlemlerinin tamamlanmasını müteakip, balık çiftliklerinin ihtiyaçları için getirilen öneriler doğrultusunda dava konusu düzenlemenin yapıldığı, faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılması mümkün olmayan yapılar arasında yer alan yat limanlarının günümüzde konaklama tesislerini de içerdiği, yat limanlarının genellikle doldurma yoluyla elde edilen araziler üzerinde yapıldığı, bu alanların kimi zaman kıyı kenar çizgisinin gerisi olan sahil şeridini de kapsadığı, bu nedenle yat limanı amaçlı dolgu alanı üzerinde imar planı kararı ve Yönetmelikte belirlenen ve kısıtlanan koşullarda yat limanı tamamlayıcısı niteliğinde yat limanı konaklama tesisi yapılabilceği, kaldı ki Deniz Turizm Yönetmeliğinin 4., 5. ve 9. maddelerinde yat limanı konaklama tesislerinin düzenlendiği, zaten uygulanmakta olan bu kullanıma ilişkin eksikliğin dava konusu Yönetmelikle giderildiği, balıkçı barınağı tanımının, Balıkçı Barınakları Yönetmeliği ile uyumlu hale getirildiği, balıkçı barınaklarının zorunlu ihtiyacı olan üst yapı ve tesislerine ilişkin yapılaşma kararlarının imar planı kararı belirlenmesine ilişkin düzenleme yapıldığı, mahkeme kararlarının uygulanması sonucu parsel yada parsellerin bulunduğu alanlarda tespit edilen yeni kıyı kenar çizgisi ile komşu parsellerin bulunduğu alandaki mevcut kıyı kenar çizgileri arasında doğabilecek uyumsuzluları giderebilmek amaçlandığı, kıyı bölgelerinde sehven farklı tarihlerde mükerrer kıyı kenar çizgisi yapılabildiği, oluşabilecek bu uyumsuzluğun giderilmesi amacıyla Ek Madde 1'in getirildiği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
Danıştay Tetkik Hakimi :...
Düşüncesi : Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesinin iptali, Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki " Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir." cümlesi yönünden; anılan cümlenin 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle yürürlükten kaldırıldığı görüldüğünden, anılan kısım hakkında karar verilmesine yer olmadığı, dava konusu Yönetmeliğin diğer kısımları yönünden ise, Kıyı Kanunu ve mevzuata aykırılık bulunmadığı, bu nedenle anılan kısımlar yönünden davanın reddedilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı : ...
Düşüncesi : Dava; 02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresinin; aynı maddedeki rekreatif alanlar tanımındaki "ya da özel" ibaresinin; yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur.Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlelerinin; balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" kısmının; 2. maddesinin tamamının; 3. maddesindeki"Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesinin, aynı maddenin son iki fıkrasının ve 6. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasına ve 6. maddesine yönelik olarak;
1-Yönetmeliğin 3. maddesi ile 03/08/1990 günlü, 20594 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kıyı Kanunun uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' başlıklı 9. maddesine eklenen son iki fıkrada;
''Kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde kıyı kenar çizgisinin bütünlüğünü ve sürekliliğini sağlayacak şekilde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirilerek, üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeni tespit yapılabilir.
Mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak ve üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılabilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
3621 sayılı Kıyı Kanununun "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ''Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını ifade eder'' şeklinde; Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4. maddesinde ise ''Kıyı Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsuların, alçak-basık kıyı özelliği gösteren kesimlerinde kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumsal ve kıyı kamularından oluşan kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık benzeri alanların doğal sınırı; dar-yüksek kıyı özelliği gösteren kesimlerinde ise şev yada falezin üst sınırıdır'' şeklinde tanımlanmıştır.
Yukarıda yer verilen 3621 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına dair Yönetmelikte yer alan düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı gibi, kıyı kenar çizgisi deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu doğal bir sınırdır. Kıyı kenar çizgisi, kıyıların hukuksal rejimini ortaya koyması, kıyı ve sahil şeritleri gibi alanların belirlenmesi açısından önemlidir. Bu çizgi kıyı alanlarının rejimini belirlenirken özel mülkiyet konusu taşınmazların sınırını da çizmektedir.
Olayda, Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen son iki fıkradaki düzenlemelerde kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirileceği, mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılacağı ve her iki durumda da kıyı kenar çizgisi yapılırken üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yapılabileceği düzenlenmiş ise de, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırlarının teknik yönetmelik esaslarına göre tespit edilen noktaların meydana getirdiği kıyı kenar çizgisinin bu doğal niteliği gereği tespit sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış hakları dikkate alınması ve tespitin bu hususlar gözetilerek yapılması kıyı kenar çizgisinin doğal olma niteliği karşısında mümkün değildir.
Ancak, yapılan tespit ile kıyı kenar çizgisi mesafesinin değişmesi sonucu üçüncü kişilerin özel mülkiyete konu bir taşınmazın kıyı kapsamında kalması ya da hukuksal durumun değişmesi hallerinde ise bu kişilerin kazanılmış hakları tazminat yolu ile korunarak karşılıklı bir dengenin sağlanması ile mümkün olup, doğal bir sınır olan kıyı kenar çizgisinin üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmemek amacıyla doğal sınırdan başka bir şekilde tespit yapılması mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, kıyı kenar çizgisinin tespiti sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış haklarının dikkate alınmasını düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasında hukuka uyarlık görülmemiştir.
2- Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğe eklenen Ek Madde 1'de; ''Aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisi, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunmayan alanlarda ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca yapılan inceleme sonucunda uygun görülen ve Bakanlıkça onanan kıyı kenar çizgisi geçerlidir.'' kuralı yer almıştır.
Yine dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin başlığı ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' şeklinde değiştirilen ve yeni fıkralar eklenen 9. maddesinde;
Onaylı kıyı kenar çizgilerinin;
a) Kıyı kenar çizgisinin suya düşmesi,
b) Mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması,
c) Kıyı kenar çizgilerinin kenarlaşmaması,
ç)Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi,
d)Daha evvel kıyı özelliği göstermediği halde, malzeme alımı sonucunda oluşan su alanları nedeniyle, bu alanları kıyıda bırakacak şekilde tespit edilen kıyı kenar çizgileri, bu su alanlarının deniz, göl veya akarsu ile doğrudan bağlantılı olmadığının Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca belirlenmesi, halleri dışında değiştirilemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Olayda, dava konusu Ek 1. madde de; aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisinin geçerli olacağı düzenlenmiş ise de; Yönetmeliğin 9. maddesinde, onaylı kıyı kenar çizgisinin hangi hallerde değiştirilebileceği düzenlenmiş ve mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması hali bu haller arasında sayılmış olup, onaylı uygulama imar planı bulunan alanlar istisna tutulmamıştır. Mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenmiş olan mükerrer kıyı kenar çizgisinin varlığı halinde bu alanlarda onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapılmış olsa dahi komisyonca onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunup bulunmadığı hususu ile bağlı kalınmaksızın yapılan inceleme sonucu uygun görülen kıyı kenar çizgisinin tespiti gerekirken, söz konusu düzenleme ile mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenen kıyı kenar çizgisinin uygulama imar planının varlığı halinde geçerli olacağı sonucunu doğuran dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinde bu yönüyle hukuka uyarlık görülmemiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesi dışındaki maddeleri yönünden hukuka ve üst normlara aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesinin iptaline, diğer maddeler yönünden ise davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, işin gereği görüşüldü:
Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.
Dava, 02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresinin; aynı maddedeki rekreatif alanlar tanımındaki "ya da özel" ibaresinin; yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur.Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlelerinin; balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" kısmının; 2. maddesinin tamamının; 3. maddesindeki "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesinin, aynı maddenin son iki fıkrasının ve 6. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresi ve rekreaktif alanlar tanımı içerisindeki "ya da özel" ibaresi yönünden;
3621 sayılı Kıyı Kanununun 4. maddesinde; sahil şeridinin, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak enaz 100 metre genişliğindeki alanı ifade edeceği, 5. maddesinde; kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği, sahil şeritlerinde yapılacak yapıların kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabileceği, yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanların, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmak üzere düzenlenebileceği, taşıt yollarının, sahil şeridinin kara yönünde yapı yaklaşma sınırının gerisinde kalan alanda düzenlenebileceği, sahil şeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına bağlı olarak yapım koşullarının yönetmelikte belirleneceği hükme bağlanmıştır.
02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Sahil Şeridi: Deniz ve tabii göllerin kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alandır. İki bölümden oluşan sahil şeridi kullanım amacı, topoğrafya ve doğal eşiklere göre uygulama imar planı kararı ile belirlenir. Sahil şeridinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir. Yapı yaklaşma mesafesi içerisinde kalan alanlar uygulama imar planı ile gezinti alanları, dinlenme ve bu Yönetmelikte tanımlanan rekreaktif alanlar ve yaya yolları olarak düzenlenebilir." hükmü, "Rekreaktif Alanlar: Halkın eğlence ve dinlenme gereksinimlerini karşılamaya dönük, açık olarak düzenlenen oturma ve yemek yerleri, yemek pişirme yerleri, çeşmeler, açık havuzlar, oyun ve açık spor alanları, açık gösteri alanları, yeşil bitki örtüsü ve kıyı yapısının elverdiği yerlerde denize iniş rampaları bulunan kamu ya da özel alanlardır" kuralı yer almıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden, iki bölümden oluşan sahil şeridinin birinci bölümünün; sahil şeridinin tümü ile sadece açık alanlar olarak düzenlenen; yeşil alan, çocuk bahçesi, gezinti alanları, dinlenme ve Yönetmelikte tamamlanan rekreaktif alanlardan ve yaya yollarından oluşan, kıyı kenar çizgisinden itibaren, kara yönünde yatay olarak 50 metre genişliğinde belirlenen bölüm olduğu, bu alanların halkın eğlence ve dinlenme gereksinimlerini karşılamaya dönük, açık olarak düzenlenen oturma ve yemek yerleri, yemek pişirme yerleri, çeşmeler, oyun ve açık spor alanları, açık gösteri alanları, yeşil bitki örtüsü ve kıyı yapısının elverdiği yerlerde denize iniş rampaları bulunan alanlar olarak tanımlandığı ve bu alanlarda yapılacak düzenlemelerin uygulama imar planına göre yapılacağının belirtildiği, yapılacak uygulamaların uygulama imar planına göre yapılmasının, yapılaşmanın önünün açılması olarak algılanamayacağı zira bu alanlara yapılabilecek yapıların sınırlı olduğu anlaşılmakta olup; kıyı mevzuatında rekraktif alanların kamu alanı olarak belirlenmesi hususunda bir sınırlama bulunmadığından, mevzuatta belirlenen kullanım amacı ve koşullarına uyulmak kaydıyla özel alanların da rekreaktif alanı olarak belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur. " cümleleri yönünden;
3621 sayılı Kıyı Kanununun 6. maddesinde; kıyıda, uygulama imar planı kararı ile; (c) Organize turlar ile seyahat eden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin (kruvaziyer gemilerin) bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin (elektrik, jeneratör, su, telefon, internet ve benzeri teknik bağlantı noktaları ve hatlarının) sağlandığı, yolcularla ilgili gümrüklü alan hizmetlerinin görüldüğü, ülke tanıtımı ve imajını üst seviyeye çıkaracak turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı kruvaziyer ve yat limanlarının yapılabileceği, özelleştirme kapsam ve programına alınan ve sahil şeridi belirlenen veya belirlenecek olan alanlar ile kıyı ve dolgu alanlarında yapılacak yat ve kruvaziyer limanlarının ihtiyacı olan yönetim birimleri, destek birimleri, bakım ve onarım birimleri, teknik ve sosyal altyapı ve konaklama birimleri ile ilgili kullanım kararları ve yapılanma şartlarının imar plânı ile belirleneceği, bu yapı ve tesislerin yapım amaçları dışında kullanılamayacağı kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Yat Limanı: Yatlara güvenli bir bağlama ve her yata doğrudan yürüyerek çıkılmasına imkân sağlayan, yeterli derinlikte su bulunan ve yatlara teknik ve sosyal altyapı, yönetim, destek, konaklama, bakım ve onarım hizmetlerini sunan, rüzgâr ve deniz tesirlerinden korunmuş, işletme izin belgesi almış, turizm işletmesi belgeli kıyı yapılarıdır. Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur." tanımı yer almıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, kıyıda uygulama imar planlarında belirtilen yapılanma şartlarına uyulmak kaydıyla, kruvaziyer gemi ve yatların bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin sağlandığı, turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı deniz turizmi tesisi niteliğinde kruvaziyer gemi limanları ile yat limanları ve yine imar planlarına uyulmak kaydıyla kruvaziyer gemi limanları ve yat limanları kapsamında konaklama tesisleri ile yeme-içme tesislerinin yapılabileceği açıktır. Dava konusu düzenleme ile bu tesislerin imar planlarıyla belirlenecek yapılaşma koşullarına ilişkin sınırlamalar getirilmiş olup, anılan düzenlemelerde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki " Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir." cümlesi yönünden;
Yönetmeliğin " Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir." cümlesinin 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı görüldüğünden, davanın bu kısım yönünden konusu kalmamıştır.
Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" ibaresi yönünden;
13/12/1996 günlü, 22846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Balıkçı Barınakları Yönetmeliğinin tanımlar başlıklı 3. maddesinde balıkçı barınağı, "her türlü balıkçı gemilerine hizmet vermek maksadı ile mendireklerle korunmuş, yeterli havuz ve geri saha ile barınacak gemilerin manevra yapabilecekleri su alanı ve derinliğe sahip, yükleme, boşaltma, bağlama rıhtımları ile suyu, elektriği, ağ kurtarma sahası, satış yeri, idare binası, ön soğutma ve çekek yeri bulunan, büyüklüğüne ve sağladığı imkanlara göre balıkçı limanı, barınma yeri veya çek çek yeri olarak adlandırılan kıyı yapıları" olarak tanımlanmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Balıkçı Barınağı: Balıkçı teknelerine hizmet vermek amacıyla dalgakıranla korunmuş, yöre balıkçılarının ihtiyacına yetecek kadar havuz ve geri sahaya sahip, bağlama rıhtımları ile suyu, elektriği, ağ kurutma sahası, çekek yeri, emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi, deniz ürünlerine geçici depolama ve satış üniteleri bulunan kıyı yapılarıdır." tanımı yer almıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, her iki Yönetmelikte bulunan "balıkçı barınağı" tanımlarının birbirine uyumlu olduğu ve iptali istenen maddenin, bu iki Yönetmelik hükmünü uyumlu hale getirmek amacıyla düzenlendiği görüldüğünden, anılan kuralda mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 2. maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesi ile Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi “Ancak il, ilçe, belediye ve mücavir alan sınırına rastlayan alanlarda pafta bütününde geçirilme şartı aranmaz.”şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasından sonra gelen (b) bendinin (5) numaralı alt bendinin sonuna “İl, ilçe, belediye ve mücavir alan sınırına rastlayan alanlarda pafta bütününde aktarma şartı aranmaz.” cümlesi eklenmiştir.
Değişiklik yapılan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''Kıyı Kenar Çizgisinin Tespiti ve Onayı'' başlıklı 7. maddesinin üçüncü fıkrasında kıyı kenar çizgisi tespitlerinin, 1/1000 ölçekli hâlihazır haritalar üzerinde pafta bütününde geçirileceği; daha evvel 1/1000 veya daha büyük ölçekli halihazır, kadastral, topoğrafik veya şeritvari haritalar üzerine çizilerek onanmış kıyı kenar çizgilerinin, 1/1000 ölçekli halihazır harita üzerine aktarılması istenirse, muhtemel kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde, alçak basık kıyılarda en az 200 metrelik, dar yüksek kıyılarda en az 50 metrelik alanı içeren 1/1000 ölçekli halihazır harita ilgilisince yaptırılarak onaylatıldıktan sonra bu harita üzerine aktarılacağı belirtilmiştir.
Kıyı Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde, kıyı kenar çizgilerinin tespiti ve aktarımlarının kural olarak pafta bütününde yapılacağı düzenlenmiştir. Ayrıca, ülkemizde yerel idarelerin görev ve yetki alanları belli olup, bir idare, başka idarenin yetki alanına giren bölgede işlem tesis edemeyeceğinden, farklı idareler tarafından belirlenen kıyı kenar çizgilerinin pafta bütününe aktarılmasına ilişkin uygulamada karşılaşılan sorunlar da göz önünde bulundurulduğunda, bu problemin giderilmesi amacıyla getirilen düzenlemede mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yönetmeliğin 3. maddesinde yer alan "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesi yönünden;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin (a) fıkrasında, idari davaların idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırılı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddenin 3/c bendinde, dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği; 15. maddenin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinde; "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesi yer almıştır.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan birisi olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir. Bu nedenle, bir idari işleme karşı itiraz edilebilmesi için de itiraz edilecek işlemden kişinin en azından menfaatinin etkilenmesinin gerekeceği, yapılacak itirazın bu madde dolayısıyla kabul edilmemesi durumunda ise ilgiller tarafından bu işlemin iptalinin istenilebileceği dikkate alındığında, anılan düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasına ilişkin kısmı yönünden;
Yönetmeliğin 3. maddesi ile 03/08/1990 günlü, 20594 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kıyı Kanunun uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' başlıklı 9. maddesine eklenen son iki fıkrada;
''Kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde kıyı kenar çizgisinin bütünlüğünü ve sürekliliğini sağlayacak şekilde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirilerek, üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeni tespit yapılabilir.
Mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak ve üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılabilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
3621 sayılı Kıyı Kanununun "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ''Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını ifade eder'' şeklinde; Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4. maddesinde ise ''Kıyı Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsuların, alçak-basık kıyı özelliği gösteren kesimlerinde kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumsal ve kıyı kamularından oluşan kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık benzeri alanların doğal sınırı; dar-yüksek kıyı özelliği gösteren kesimlerinde ise şev yada falezin üst sınırıdır'' şeklinde tanımlanmıştır.
Yukarıda yer verilen 3621 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına dair Yönetmelikte yer alan düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı gibi, kıyı kenar çizgisi deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu doğal bir sınırdır. Kıyı kenar çizgisi, kıyıların hukuksal rejimini ortaya koyması, kıyı ve sahil şeritleri gibi alanların belirlenmesi açısından önemlidir. Bu çizgi kıyı alanlarının rejimini belirlerken özel mülkiyet konusu taşınmazların sınırını da çizmektedir.
Olayda, Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen son iki fıkradaki düzenlemelerde kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirileceği, mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılacağı ve her iki durumda da kıyı kenar çizgisi yapılırken üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yapılabileceği düzenlenmiş ise de, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırlarının teknik yönetmelik esaslarına göre tespit edilen noktaların meydana getirdiği kıyı kenar çizgisinin bu doğal niteliği gereği tespit sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış haklarının dikkate alınması ve tespitin bu hususlar gözetilerek yapılması kıyı kenar çizgisinin doğal olma niteliği karşısında mümkün değildir.
Ancak, yapılan tespit ile kıyı kenar çizgisi mesafesinin değişmesi sonucu üçüncü kişilerin özel mülkiyete konu bir taşınmazın kıyı kapsamında kalması ya da hukuksal durumun değişmesi hallerinde ise bu kişilerin kazanılmış hakları tazminat yolu ile korunarak karşılıklı bir dengenin sağlanması ile mümkün olup, doğal bir sınır olan kıyı kenar çizgisinin üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmemek amacıyla doğal sınırdan başka bir şekilde tespit edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, kıyı kenar çizgisinin tespiti sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış haklarının dikkate alınmasını düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 6. maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğe eklenen Ek Madde 1'de; ''Aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisi, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunmayan alanlarda ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca yapılan inceleme sonucunda uygun görülen ve Bakanlıkça onanan kıyı kenar çizgisi geçerlidir.'' kuralı yer almıştır.
Yine dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin başlığı ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' şeklinde değiştirilen ve yeni fıkralar eklenen 9. maddesinde;
Onaylı kıyı kenar çizgilerinin;
a) Kıyı kenar çizgisinin suya düşmesi,
b) Mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması,
c) Kıyı kenar çizgilerinin kenarlaşmaması,
ç)Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi,
d)Daha evvel kıyı özelliği göstermediği halde, malzeme alımı sonucunda oluşan su alanları nedeniyle, bu alanları kıyıda bırakacak şekilde tespit edilen kıyı kenar çizgileri, bu su alanlarının deniz, göl veya akarsu ile doğrudan bağlantılı olmadığının Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca belirlenmesi, halleri dışında değiştirilemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Olayda, dava konusu Ek 1. maddede; aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisinin geçerli olacağı düzenlenmiş ise de; Yönetmeliğin 9. maddesinde, onaylı kıyı kenar çizgisinin hangi hallerde değiştirilebileceği düzenlenmiş ve mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması hali bu haller arasında sayılmış olup, onaylı uygulama imar planı bulunan alanlar istisna tutulmamıştır. Mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenmiş olan mükerrer kıyı kenar çizgisinin varlığı halinde, bu alanlarda onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapılmış olsa dahi, komisyonca onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunup bulunmadığı hususu ile bağlı kalınmaksızın yapılan inceleme sonucu uygun görülen kıyı kenar çizgisinin tespiti gerekirken, söz konusu düzenleme ile mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenen kıyı kenar çizgisinin uygulama imar planının varlığı halinde geçerli olacağı sonucuna yol açmıştır. Bu nedenle, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinde bu yönüyle hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki "Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlesi yönünden davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına, Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesinin iptaline, davanın diğer kısımlarının reddine, davadaki haklılık oranına göre aşağıda dökümü yapılan ... TL yargılama giderlerinin ... TL'si ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen ... TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, diğer yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14. maddesi uyarınca ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmesine, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliği tarihinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 23/06/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
D A N I Ş T A Y
ONDÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2013/5181
Karar No : 2015/5573
Davacılar : 1-... Odası
Vekili : Av. ...
2- ... Odası
Av. ...
Davalı : ... Bakanlığı/ANKARA
Vekili : ..., 1. Hukuk Müşaviri - Aynı yerde
Davanın Özeti : Davacılar tarafından, 02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresinin; aynı maddedeki rekreatif alanlar tanımındaki "ya da özel" ibaresinin; yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur. Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlelerinin; balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" kısmının; 2. maddesinin tamamının; 3. maddesindeki "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesinin, aynı maddenin son iki fıkrasının ve 6. maddesinin hukuka uygun olmadığı iddiasıyla iptali istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği, Yönetmeliğin eski halinde sahil şeridinin iki bölümden oluşacağı düzenlenmişken 2011 tarihli Yönetmelik değişikliği ile sehven kaldırıldığı, dava konusu düzenleme ile sahil şeridinin her iki bölümünün genişliklerine ve yapılanma koşullarına ilişkin açıklama getirildiği, Yönetmelik değişikliği ile sahil şeridinin birinci (50 metrelik) bölümünde hangi kullanımların yer alabileceği belirlendiği, bu alanda tamamen açık alan kullanımlarının getirildiği, dava dilekçesinde rekreaktif alanlar tanımı içindeki özel alan ibaresine kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağı iddiasıyla karşı çıkıldığı, oysa buradaki düzenlemenin sahil şeridine ilişkin olduğu, sahil şeridinin birinci bölümünün devletin hüküm ve tasarrufu altında olmadığı, sahil şeridinin birinci bölümünün imar planı ile park olarak belirlenmesi halinde özel mülkiyete konu olamayacağı, planda rekreaktif alan olarak belirlenmesi halinde ise yapı yapılmamak kaydıyla özel mülkiyette kalabilmesi konusuna açıklık getirildiği, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın görüş yazısı üzerine su ürünlerini üretim ve yetiştirme tesisi tanımının getirildiği, tüm balık çiftliklerinin kıyıdan açığa taşındığı, ancak lojistik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik planlamaya gidilemediği, bu nedenle kurumların mutabakatı ile belirlenen ve Çevre Düzeni Planlarına işlenen yeni alanlara taşınma işlemlerinin tamamlanmasını müteakip, balık çiftliklerinin ihtiyaçları için getirilen öneriler doğrultusunda dava konusu düzenlemenin yapıldığı, faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılması mümkün olmayan yapılar arasında yer alan yat limanlarının günümüzde konaklama tesislerini de içerdiği, yat limanlarının genellikle doldurma yoluyla elde edilen araziler üzerinde yapıldığı, bu alanların kimi zaman kıyı kenar çizgisinin gerisi olan sahil şeridini de kapsadığı, bu nedenle yat limanı amaçlı dolgu alanı üzerinde imar planı kararı ve Yönetmelikte belirlenen ve kısıtlanan koşullarda yat limanı tamamlayıcısı niteliğinde yat limanı konaklama tesisi yapılabilceği, kaldı ki Deniz Turizm Yönetmeliğinin 4., 5. ve 9. maddelerinde yat limanı konaklama tesislerinin düzenlendiği, zaten uygulanmakta olan bu kullanıma ilişkin eksikliğin dava konusu Yönetmelikle giderildiği, balıkçı barınağı tanımının, Balıkçı Barınakları Yönetmeliği ile uyumlu hale getirildiği, balıkçı barınaklarının zorunlu ihtiyacı olan üst yapı ve tesislerine ilişkin yapılaşma kararlarının imar planı kararı belirlenmesine ilişkin düzenleme yapıldığı, mahkeme kararlarının uygulanması sonucu parsel yada parsellerin bulunduğu alanlarda tespit edilen yeni kıyı kenar çizgisi ile komşu parsellerin bulunduğu alandaki mevcut kıyı kenar çizgileri arasında doğabilecek uyumsuzluları giderebilmek amaçlandığı, kıyı bölgelerinde sehven farklı tarihlerde mükerrer kıyı kenar çizgisi yapılabildiği, oluşabilecek bu uyumsuzluğun giderilmesi amacıyla Ek Madde 1'in getirildiği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
Danıştay Tetkik Hakimi :...
Düşüncesi : Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesinin iptali, Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki " Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir." cümlesi yönünden; anılan cümlenin 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle yürürlükten kaldırıldığı görüldüğünden, anılan kısım hakkında karar verilmesine yer olmadığı, dava konusu Yönetmeliğin diğer kısımları yönünden ise, Kıyı Kanunu ve mevzuata aykırılık bulunmadığı, bu nedenle anılan kısımlar yönünden davanın reddedilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı : ...
Düşüncesi : Dava; 02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresinin; aynı maddedeki rekreatif alanlar tanımındaki "ya da özel" ibaresinin; yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur.Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlelerinin; balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" kısmının; 2. maddesinin tamamının; 3. maddesindeki"Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesinin, aynı maddenin son iki fıkrasının ve 6. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasına ve 6. maddesine yönelik olarak;
1-Yönetmeliğin 3. maddesi ile 03/08/1990 günlü, 20594 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kıyı Kanunun uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' başlıklı 9. maddesine eklenen son iki fıkrada;
''Kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde kıyı kenar çizgisinin bütünlüğünü ve sürekliliğini sağlayacak şekilde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirilerek, üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeni tespit yapılabilir.
Mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak ve üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılabilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
3621 sayılı Kıyı Kanununun "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ''Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını ifade eder'' şeklinde; Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4. maddesinde ise ''Kıyı Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsuların, alçak-basık kıyı özelliği gösteren kesimlerinde kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumsal ve kıyı kamularından oluşan kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık benzeri alanların doğal sınırı; dar-yüksek kıyı özelliği gösteren kesimlerinde ise şev yada falezin üst sınırıdır'' şeklinde tanımlanmıştır.
Yukarıda yer verilen 3621 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına dair Yönetmelikte yer alan düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı gibi, kıyı kenar çizgisi deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu doğal bir sınırdır. Kıyı kenar çizgisi, kıyıların hukuksal rejimini ortaya koyması, kıyı ve sahil şeritleri gibi alanların belirlenmesi açısından önemlidir. Bu çizgi kıyı alanlarının rejimini belirlenirken özel mülkiyet konusu taşınmazların sınırını da çizmektedir.
Olayda, Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen son iki fıkradaki düzenlemelerde kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirileceği, mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılacağı ve her iki durumda da kıyı kenar çizgisi yapılırken üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yapılabileceği düzenlenmiş ise de, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırlarının teknik yönetmelik esaslarına göre tespit edilen noktaların meydana getirdiği kıyı kenar çizgisinin bu doğal niteliği gereği tespit sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış hakları dikkate alınması ve tespitin bu hususlar gözetilerek yapılması kıyı kenar çizgisinin doğal olma niteliği karşısında mümkün değildir.
Ancak, yapılan tespit ile kıyı kenar çizgisi mesafesinin değişmesi sonucu üçüncü kişilerin özel mülkiyete konu bir taşınmazın kıyı kapsamında kalması ya da hukuksal durumun değişmesi hallerinde ise bu kişilerin kazanılmış hakları tazminat yolu ile korunarak karşılıklı bir dengenin sağlanması ile mümkün olup, doğal bir sınır olan kıyı kenar çizgisinin üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmemek amacıyla doğal sınırdan başka bir şekilde tespit yapılması mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, kıyı kenar çizgisinin tespiti sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış haklarının dikkate alınmasını düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasında hukuka uyarlık görülmemiştir.
2- Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğe eklenen Ek Madde 1'de; ''Aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisi, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunmayan alanlarda ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca yapılan inceleme sonucunda uygun görülen ve Bakanlıkça onanan kıyı kenar çizgisi geçerlidir.'' kuralı yer almıştır.
Yine dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin başlığı ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' şeklinde değiştirilen ve yeni fıkralar eklenen 9. maddesinde;
Onaylı kıyı kenar çizgilerinin;
a) Kıyı kenar çizgisinin suya düşmesi,
b) Mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması,
c) Kıyı kenar çizgilerinin kenarlaşmaması,
ç)Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi,
d)Daha evvel kıyı özelliği göstermediği halde, malzeme alımı sonucunda oluşan su alanları nedeniyle, bu alanları kıyıda bırakacak şekilde tespit edilen kıyı kenar çizgileri, bu su alanlarının deniz, göl veya akarsu ile doğrudan bağlantılı olmadığının Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca belirlenmesi, halleri dışında değiştirilemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Olayda, dava konusu Ek 1. madde de; aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisinin geçerli olacağı düzenlenmiş ise de; Yönetmeliğin 9. maddesinde, onaylı kıyı kenar çizgisinin hangi hallerde değiştirilebileceği düzenlenmiş ve mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması hali bu haller arasında sayılmış olup, onaylı uygulama imar planı bulunan alanlar istisna tutulmamıştır. Mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenmiş olan mükerrer kıyı kenar çizgisinin varlığı halinde bu alanlarda onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapılmış olsa dahi komisyonca onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunup bulunmadığı hususu ile bağlı kalınmaksızın yapılan inceleme sonucu uygun görülen kıyı kenar çizgisinin tespiti gerekirken, söz konusu düzenleme ile mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenen kıyı kenar çizgisinin uygulama imar planının varlığı halinde geçerli olacağı sonucunu doğuran dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinde bu yönüyle hukuka uyarlık görülmemiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesi dışındaki maddeleri yönünden hukuka ve üst normlara aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesinin iptaline, diğer maddeler yönünden ise davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, işin gereği görüşüldü:
Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.
Dava, 02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresinin; aynı maddedeki rekreatif alanlar tanımındaki "ya da özel" ibaresinin; yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur.Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlelerinin; balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" kısmının; 2. maddesinin tamamının; 3. maddesindeki "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesinin, aynı maddenin son iki fıkrasının ve 6. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Yönetmeliğin 1. maddesinin "sahil şeridi" tanımında değişiklik yapan 2. paragrafındaki "uygulama imar planı kararı ile" ibaresi ve rekreaktif alanlar tanımı içerisindeki "ya da özel" ibaresi yönünden;
3621 sayılı Kıyı Kanununun 4. maddesinde; sahil şeridinin, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak enaz 100 metre genişliğindeki alanı ifade edeceği, 5. maddesinde; kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği, sahil şeritlerinde yapılacak yapıların kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabileceği, yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanların, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmak üzere düzenlenebileceği, taşıt yollarının, sahil şeridinin kara yönünde yapı yaklaşma sınırının gerisinde kalan alanda düzenlenebileceği, sahil şeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına bağlı olarak yapım koşullarının yönetmelikte belirleneceği hükme bağlanmıştır.
02/04/2013 günlü, 28606 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Sahil Şeridi: Deniz ve tabii göllerin kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alandır. İki bölümden oluşan sahil şeridi kullanım amacı, topoğrafya ve doğal eşiklere göre uygulama imar planı kararı ile belirlenir. Sahil şeridinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir. Yapı yaklaşma mesafesi içerisinde kalan alanlar uygulama imar planı ile gezinti alanları, dinlenme ve bu Yönetmelikte tanımlanan rekreaktif alanlar ve yaya yolları olarak düzenlenebilir." hükmü, "Rekreaktif Alanlar: Halkın eğlence ve dinlenme gereksinimlerini karşılamaya dönük, açık olarak düzenlenen oturma ve yemek yerleri, yemek pişirme yerleri, çeşmeler, açık havuzlar, oyun ve açık spor alanları, açık gösteri alanları, yeşil bitki örtüsü ve kıyı yapısının elverdiği yerlerde denize iniş rampaları bulunan kamu ya da özel alanlardır" kuralı yer almıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden, iki bölümden oluşan sahil şeridinin birinci bölümünün; sahil şeridinin tümü ile sadece açık alanlar olarak düzenlenen; yeşil alan, çocuk bahçesi, gezinti alanları, dinlenme ve Yönetmelikte tamamlanan rekreaktif alanlardan ve yaya yollarından oluşan, kıyı kenar çizgisinden itibaren, kara yönünde yatay olarak 50 metre genişliğinde belirlenen bölüm olduğu, bu alanların halkın eğlence ve dinlenme gereksinimlerini karşılamaya dönük, açık olarak düzenlenen oturma ve yemek yerleri, yemek pişirme yerleri, çeşmeler, oyun ve açık spor alanları, açık gösteri alanları, yeşil bitki örtüsü ve kıyı yapısının elverdiği yerlerde denize iniş rampaları bulunan alanlar olarak tanımlandığı ve bu alanlarda yapılacak düzenlemelerin uygulama imar planına göre yapılacağının belirtildiği, yapılacak uygulamaların uygulama imar planına göre yapılmasının, yapılaşmanın önünün açılması olarak algılanamayacağı zira bu alanlara yapılabilecek yapıların sınırlı olduğu anlaşılmakta olup; kıyı mevzuatında rekraktif alanların kamu alanı olarak belirlenmesi hususunda bir sınırlama bulunmadığından, mevzuatta belirlenen kullanım amacı ve koşullarına uyulmak kaydıyla özel alanların da rekreaktif alanı olarak belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki "Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur. " cümleleri yönünden;
3621 sayılı Kıyı Kanununun 6. maddesinde; kıyıda, uygulama imar planı kararı ile; (c) Organize turlar ile seyahat eden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin (kruvaziyer gemilerin) bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin (elektrik, jeneratör, su, telefon, internet ve benzeri teknik bağlantı noktaları ve hatlarının) sağlandığı, yolcularla ilgili gümrüklü alan hizmetlerinin görüldüğü, ülke tanıtımı ve imajını üst seviyeye çıkaracak turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı kruvaziyer ve yat limanlarının yapılabileceği, özelleştirme kapsam ve programına alınan ve sahil şeridi belirlenen veya belirlenecek olan alanlar ile kıyı ve dolgu alanlarında yapılacak yat ve kruvaziyer limanlarının ihtiyacı olan yönetim birimleri, destek birimleri, bakım ve onarım birimleri, teknik ve sosyal altyapı ve konaklama birimleri ile ilgili kullanım kararları ve yapılanma şartlarının imar plânı ile belirleneceği, bu yapı ve tesislerin yapım amaçları dışında kullanılamayacağı kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Yat Limanı: Yatlara güvenli bir bağlama ve her yata doğrudan yürüyerek çıkılmasına imkân sağlayan, yeterli derinlikte su bulunan ve yatlara teknik ve sosyal altyapı, yönetim, destek, konaklama, bakım ve onarım hizmetlerini sunan, rüzgâr ve deniz tesirlerinden korunmuş, işletme izin belgesi almış, turizm işletmesi belgeli kıyı yapılarıdır. Yat limanlarında konaklama tesisi yapılması halinde, bu tesislerin yükseklikleri 6.50 metreyi (2 kat) ve emsali toplam emsalin %20’sini geçmeyecek şekilde yapılaşma koşulları imar planı kararı ile belirlenir. Yat limanlarında tüm üst yapılarda kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur." tanımı yer almıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, kıyıda uygulama imar planlarında belirtilen yapılanma şartlarına uyulmak kaydıyla, kruvaziyer gemi ve yatların bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin sağlandığı, turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı deniz turizmi tesisi niteliğinde kruvaziyer gemi limanları ile yat limanları ve yine imar planlarına uyulmak kaydıyla kruvaziyer gemi limanları ve yat limanları kapsamında konaklama tesisleri ile yeme-içme tesislerinin yapılabileceği açıktır. Dava konusu düzenleme ile bu tesislerin imar planlarıyla belirlenecek yapılaşma koşullarına ilişkin sınırlamalar getirilmiş olup, anılan düzenlemelerde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki " Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir." cümlesi yönünden;
Yönetmeliğin " Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir." cümlesinin 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı görüldüğünden, davanın bu kısım yönünden konusu kalmamıştır.
Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan balıkçı barınağı tanımındaki "emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi" ibaresi yönünden;
13/12/1996 günlü, 22846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Balıkçı Barınakları Yönetmeliğinin tanımlar başlıklı 3. maddesinde balıkçı barınağı, "her türlü balıkçı gemilerine hizmet vermek maksadı ile mendireklerle korunmuş, yeterli havuz ve geri saha ile barınacak gemilerin manevra yapabilecekleri su alanı ve derinliğe sahip, yükleme, boşaltma, bağlama rıhtımları ile suyu, elektriği, ağ kurtarma sahası, satış yeri, idare binası, ön soğutma ve çekek yeri bulunan, büyüklüğüne ve sağladığı imkanlara göre balıkçı limanı, barınma yeri veya çek çek yeri olarak adlandırılan kıyı yapıları" olarak tanımlanmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Balıkçı Barınağı: Balıkçı teknelerine hizmet vermek amacıyla dalgakıranla korunmuş, yöre balıkçılarının ihtiyacına yetecek kadar havuz ve geri sahaya sahip, bağlama rıhtımları ile suyu, elektriği, ağ kurutma sahası, çekek yeri, emsali kara alanının %2’sini, yüksekliği 6.50 metreyi (2 katı) aşmayan ve takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yönetim birimi, deniz ürünlerine geçici depolama ve satış üniteleri bulunan kıyı yapılarıdır." tanımı yer almıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, her iki Yönetmelikte bulunan "balıkçı barınağı" tanımlarının birbirine uyumlu olduğu ve iptali istenen maddenin, bu iki Yönetmelik hükmünü uyumlu hale getirmek amacıyla düzenlendiği görüldüğünden, anılan kuralda mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 2. maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesi ile Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi “Ancak il, ilçe, belediye ve mücavir alan sınırına rastlayan alanlarda pafta bütününde geçirilme şartı aranmaz.”şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasından sonra gelen (b) bendinin (5) numaralı alt bendinin sonuna “İl, ilçe, belediye ve mücavir alan sınırına rastlayan alanlarda pafta bütününde aktarma şartı aranmaz.” cümlesi eklenmiştir.
Değişiklik yapılan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''Kıyı Kenar Çizgisinin Tespiti ve Onayı'' başlıklı 7. maddesinin üçüncü fıkrasında kıyı kenar çizgisi tespitlerinin, 1/1000 ölçekli hâlihazır haritalar üzerinde pafta bütününde geçirileceği; daha evvel 1/1000 veya daha büyük ölçekli halihazır, kadastral, topoğrafik veya şeritvari haritalar üzerine çizilerek onanmış kıyı kenar çizgilerinin, 1/1000 ölçekli halihazır harita üzerine aktarılması istenirse, muhtemel kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde, alçak basık kıyılarda en az 200 metrelik, dar yüksek kıyılarda en az 50 metrelik alanı içeren 1/1000 ölçekli halihazır harita ilgilisince yaptırılarak onaylatıldıktan sonra bu harita üzerine aktarılacağı belirtilmiştir.
Kıyı Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde, kıyı kenar çizgilerinin tespiti ve aktarımlarının kural olarak pafta bütününde yapılacağı düzenlenmiştir. Ayrıca, ülkemizde yerel idarelerin görev ve yetki alanları belli olup, bir idare, başka idarenin yetki alanına giren bölgede işlem tesis edemeyeceğinden, farklı idareler tarafından belirlenen kıyı kenar çizgilerinin pafta bütününe aktarılmasına ilişkin uygulamada karşılaşılan sorunlar da göz önünde bulundurulduğunda, bu problemin giderilmesi amacıyla getirilen düzenlemede mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yönetmeliğin 3. maddesinde yer alan "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesi yönünden;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin (a) fıkrasında, idari davaların idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırılı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddenin 3/c bendinde, dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği; 15. maddenin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinde; "Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir" cümlesi yer almıştır.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan birisi olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir. Bu nedenle, bir idari işleme karşı itiraz edilebilmesi için de itiraz edilecek işlemden kişinin en azından menfaatinin etkilenmesinin gerekeceği, yapılacak itirazın bu madde dolayısıyla kabul edilmemesi durumunda ise ilgiller tarafından bu işlemin iptalinin istenilebileceği dikkate alındığında, anılan düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasına ilişkin kısmı yönünden;
Yönetmeliğin 3. maddesi ile 03/08/1990 günlü, 20594 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kıyı Kanunun uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' başlıklı 9. maddesine eklenen son iki fıkrada;
''Kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde kıyı kenar çizgisinin bütünlüğünü ve sürekliliğini sağlayacak şekilde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirilerek, üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeni tespit yapılabilir.
Mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak ve üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılabilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
3621 sayılı Kıyı Kanununun "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ''Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını ifade eder'' şeklinde; Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin ''Tanımlar'' başlıklı 4. maddesinde ise ''Kıyı Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsuların, alçak-basık kıyı özelliği gösteren kesimlerinde kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumsal ve kıyı kamularından oluşan kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık benzeri alanların doğal sınırı; dar-yüksek kıyı özelliği gösteren kesimlerinde ise şev yada falezin üst sınırıdır'' şeklinde tanımlanmıştır.
Yukarıda yer verilen 3621 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına dair Yönetmelikte yer alan düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı gibi, kıyı kenar çizgisi deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu doğal bir sınırdır. Kıyı kenar çizgisi, kıyıların hukuksal rejimini ortaya koyması, kıyı ve sahil şeritleri gibi alanların belirlenmesi açısından önemlidir. Bu çizgi kıyı alanlarının rejimini belirlerken özel mülkiyet konusu taşınmazların sınırını da çizmektedir.
Olayda, Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen son iki fıkradaki düzenlemelerde kıyı kenar çizgisinin mahkeme kararları ile parsel veya parseller bazında iptal edilmesi halinde, bu alanlardaki kıyı kenar çizgisi tespitlerinde bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile birlikte değerlendirileceği, mahkeme kararlarının uygulanması sonucunda tespit edilerek onaylanan kıyı kenar çizgisinin bitişiğindeki onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyum sağlamaması halinde ise Komisyonunca bu alanda mahkeme kararlarının gerekçeleri dikkate alınarak yeniden kıyı kenar çizgisi tespiti yapılacağı ve her iki durumda da kıyı kenar çizgisi yapılırken üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmeyerek yapılabileceği düzenlenmiş ise de, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırlarının teknik yönetmelik esaslarına göre tespit edilen noktaların meydana getirdiği kıyı kenar çizgisinin bu doğal niteliği gereği tespit sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış haklarının dikkate alınması ve tespitin bu hususlar gözetilerek yapılması kıyı kenar çizgisinin doğal olma niteliği karşısında mümkün değildir.
Ancak, yapılan tespit ile kıyı kenar çizgisi mesafesinin değişmesi sonucu üçüncü kişilerin özel mülkiyete konu bir taşınmazın kıyı kapsamında kalması ya da hukuksal durumun değişmesi hallerinde ise bu kişilerin kazanılmış hakları tazminat yolu ile korunarak karşılıklı bir dengenin sağlanması ile mümkün olup, doğal bir sınır olan kıyı kenar çizgisinin üçüncü kişilerin kazanılmış haklarına hâlel getirmemek amacıyla doğal sınırdan başka bir şekilde tespit edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, kıyı kenar çizgisinin tespiti sırasında üçüncü kişilerin kazanılmış haklarının dikkate alınmasını düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrasında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 6. maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğe eklenen Ek Madde 1'de; ''Aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisi, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunmayan alanlarda ise Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca yapılan inceleme sonucunda uygun görülen ve Bakanlıkça onanan kıyı kenar çizgisi geçerlidir.'' kuralı yer almıştır.
Yine dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin başlığı ''kıyı kenar çizgisinin onayı ve ilanı'' şeklinde değiştirilen ve yeni fıkralar eklenen 9. maddesinde;
Onaylı kıyı kenar çizgilerinin;
a) Kıyı kenar çizgisinin suya düşmesi,
b) Mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması,
c) Kıyı kenar çizgilerinin kenarlaşmaması,
ç)Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi,
d)Daha evvel kıyı özelliği göstermediği halde, malzeme alımı sonucunda oluşan su alanları nedeniyle, bu alanları kıyıda bırakacak şekilde tespit edilen kıyı kenar çizgileri, bu su alanlarının deniz, göl veya akarsu ile doğrudan bağlantılı olmadığının Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca belirlenmesi, halleri dışında değiştirilemeyeceği kuralına yer verilmiştir.
Olayda, dava konusu Ek 1. maddede; aynı alanda birbirinden farklı tarihlerde onaylanmış kıyı kenar çizgilerinin bulunması halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce; onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunan alanlarda, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca planda esas alındığı belirlenen kıyı kenar çizgisinin geçerli olacağı düzenlenmiş ise de; Yönetmeliğin 9. maddesinde, onaylı kıyı kenar çizgisinin hangi hallerde değiştirilebileceği düzenlenmiş ve mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması hali bu haller arasında sayılmış olup, onaylı uygulama imar planı bulunan alanlar istisna tutulmamıştır. Mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenmiş olan mükerrer kıyı kenar çizgisinin varlığı halinde, bu alanlarda onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapılmış olsa dahi, komisyonca onaylı 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunup bulunmadığı hususu ile bağlı kalınmaksızın yapılan inceleme sonucu uygun görülen kıyı kenar çizgisinin tespiti gerekirken, söz konusu düzenleme ile mevzuata uygun olmayan bir biçimde belirlenen kıyı kenar çizgisinin uygulama imar planının varlığı halinde geçerli olacağı sonucuna yol açmıştır. Bu nedenle, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinde bu yönüyle hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin 1. maddesinde yer alan yat limanı tanımındaki "Bodrum katlar yapı yüksekliğine ve emsale dâhildir" cümlesi yönünden davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına, Yönetmeliğin 3. maddesinin son iki fıkrası ile 6. maddesinin iptaline, davanın diğer kısımlarının reddine, davadaki haklılık oranına göre aşağıda dökümü yapılan ... TL yargılama giderlerinin ... TL'si ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen ... TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, diğer yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14. maddesi uyarınca ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmesine, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliği tarihinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 23/06/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.