Danıştay 13. Daire İdare Hukuku Bankacılık ve Finans Hukuku
Danıştay 13. Daire E.2023/2894 K.2024/4612
Özet: Uyuşmazlık, davacının ortak olduğu ve fon tarafından kayyım olarak atanmış olan şirketlerin mallarının birleştirilerek “Tarım Yazıbelen Un Fabrikası”nın kurulmasıyla ilgili Fon Kurulu kararının iptaline yöneliktir. Mağlubiyet, Bölge İdare Mahkemesi’nin kararının temyizinde, kayyım sıfatıyla yapılan işlemlerin idari işlem olmadığını, ticari hukuk ilkelere uygun olduğunu belirterek, kararın bozulup Fon Kurulu kararının geçerli hâle getirileceği yönünde karar verilmiştir.
T.C. DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2023/2894
Karar No:2024/4612
TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALI) ... Mevduatı Sigorta Fonu
VEKİLİ: Av. ...
2- (DAVACI) ...
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacının hissedarı olduğu ve Fonun kayyım olarak atandığı ... Tarım Ürünleri Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait bazı malvarlıklarının bir araya getirilerek "... Tarım Yazıbelen Un Fabrikası Ticari ve İktisadi Bütünlüğü"nün oluşturulmasına ilişkin Fon Kurulu kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davalının kayyım sıfatıyla yönettiği şirketler hak ve taraf ehliyetlerini koruduğundan anılan şirketlere ilişkin olarak kayyımın ticari gerekliliklere göre gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin idari işlem ve eylem nitelinde olmadığı, kayyım sıfatıyla ticari kural ve teamüllere dayanılarak tesis edilen işlemlerde kamu yararının değil ticari faaliyet gereklerinin esas alındığı ve kayyım işlemlerinin idare hukuku ilkelerine göre değil özel hukuk ilkelerine göre tesis edildiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın esas itibarıyla Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen kayyımlık görevinin nasıl ifa edileceğine dair ilke ve kurallar ile Türk Ticaret Kanunu hükümleri dikkate alınmak suretiyle adli yargı yerlerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davalının kayyımı olduğu şirketlere ilişkin olarak 6758 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'ndan kaynaklanan yetkilerini kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde kıyasen uygulayabilmesinin veya kayyım olarak atanan TMSF'ye birtakım yetkiler verilmesinin kayyımlık sıfatını ve uyuşmazlığın özel hukuka ilişkin olma niteliğini etkilemeyeceğinin açık olduğu;
Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevi olduğundan, adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine Dairelerince karar verilmesinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesine aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddi ile davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, işbu davada İstanbul İdare Mahkemelerinin görevli olduğu, Kurumun kayyım olarak atandığı şirketlerle ilgili tesis edilen işlemlere karşı Asliye Ticaret Mahkemelerinde açılan davalarda görev ret kararları verildiği, Yargıtay kararlarının da bu doğrultuda olduğu, şirketin genel kurul yetkilerinin Kuruma devredildiği, bu hususta Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulama alanı bulmadığı ileri sürülmektedir.
Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesince kararın kaldırılarak ilk derece Mahkemesine gönderilmesi gerekirken doğrudan görev ret kararı verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı; uyuşmazlığın 6758 sayılı Kanun uyarınca davalı idareye verilen yetki çerçevesinde idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülebilir bir işlem olduğu, kayyım atanmadan önce gerek mali gerek idari açıdan herhangi bir olumsuzluğun mevcut olmadığı, kayyım tarafından şirketin kötü yönetildiği, şirketin mali durumu, ortaklık yapısı, diğer sorunları veya piyasa koşulları nedeniyle mevcut durumunun sürdürülebilir olmadığının objektif kriterlere uygun olarak idarece tespit edilmediği, şirket varlıklarının gerçek fiyatının çok altında bir bedelle satışa çıkarıldığı, mevzuatta belirtilen usul kurallarına riayet edilmeksizin satış ilanı verildiği, kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmamasına rağmen şirketine haksız yere el konularak satılması suretiyle egemenliğinden çıkarılmasının mülkiyet hakkına ve masumiyet karinesine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI: Davalı idare tarafından, ticari ve iktisadi bütünlük kararı hukuka uygun tesis edildiği, anılan kararın alınmasının alacaklıların ve kamunun menfaatine uygun olduğu, Kurumun satış kararı alma yetkisinin bulunduğu, şirketin mali yapısı nedeniyle ticari ve iktisadi bütünlüğün satışına karar verilmesinin zorunlu hale geldiği, satış bedelinin usulüne uygun olarak belirlendiği, mülkiyet hakkının ihlal edilmediği savunulmuştur.
Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IM DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi ile davanın görev yönünden reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Davacının adli yardım istemi İdare Mahkemesince kabul edildiğinden temyiz aşamasında tahsil edilmeyen yargılama giderlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Mahkemesince müzekkere yazılmasına,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın davalıya iadesine,
6. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 08/11/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Esas No:2023/2894
Karar No:2024/4612
TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALI) ... Mevduatı Sigorta Fonu
VEKİLİ: Av. ...
2- (DAVACI) ...
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacının hissedarı olduğu ve Fonun kayyım olarak atandığı ... Tarım Ürünleri Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait bazı malvarlıklarının bir araya getirilerek "... Tarım Yazıbelen Un Fabrikası Ticari ve İktisadi Bütünlüğü"nün oluşturulmasına ilişkin Fon Kurulu kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davalının kayyım sıfatıyla yönettiği şirketler hak ve taraf ehliyetlerini koruduğundan anılan şirketlere ilişkin olarak kayyımın ticari gerekliliklere göre gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin idari işlem ve eylem nitelinde olmadığı, kayyım sıfatıyla ticari kural ve teamüllere dayanılarak tesis edilen işlemlerde kamu yararının değil ticari faaliyet gereklerinin esas alındığı ve kayyım işlemlerinin idare hukuku ilkelerine göre değil özel hukuk ilkelerine göre tesis edildiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın esas itibarıyla Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen kayyımlık görevinin nasıl ifa edileceğine dair ilke ve kurallar ile Türk Ticaret Kanunu hükümleri dikkate alınmak suretiyle adli yargı yerlerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davalının kayyımı olduğu şirketlere ilişkin olarak 6758 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'ndan kaynaklanan yetkilerini kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde kıyasen uygulayabilmesinin veya kayyım olarak atanan TMSF'ye birtakım yetkiler verilmesinin kayyımlık sıfatını ve uyuşmazlığın özel hukuka ilişkin olma niteliğini etkilemeyeceğinin açık olduğu;
Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevi olduğundan, adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine Dairelerince karar verilmesinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesine aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddi ile davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, işbu davada İstanbul İdare Mahkemelerinin görevli olduğu, Kurumun kayyım olarak atandığı şirketlerle ilgili tesis edilen işlemlere karşı Asliye Ticaret Mahkemelerinde açılan davalarda görev ret kararları verildiği, Yargıtay kararlarının da bu doğrultuda olduğu, şirketin genel kurul yetkilerinin Kuruma devredildiği, bu hususta Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulama alanı bulmadığı ileri sürülmektedir.
Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesince kararın kaldırılarak ilk derece Mahkemesine gönderilmesi gerekirken doğrudan görev ret kararı verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı; uyuşmazlığın 6758 sayılı Kanun uyarınca davalı idareye verilen yetki çerçevesinde idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülebilir bir işlem olduğu, kayyım atanmadan önce gerek mali gerek idari açıdan herhangi bir olumsuzluğun mevcut olmadığı, kayyım tarafından şirketin kötü yönetildiği, şirketin mali durumu, ortaklık yapısı, diğer sorunları veya piyasa koşulları nedeniyle mevcut durumunun sürdürülebilir olmadığının objektif kriterlere uygun olarak idarece tespit edilmediği, şirket varlıklarının gerçek fiyatının çok altında bir bedelle satışa çıkarıldığı, mevzuatta belirtilen usul kurallarına riayet edilmeksizin satış ilanı verildiği, kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmamasına rağmen şirketine haksız yere el konularak satılması suretiyle egemenliğinden çıkarılmasının mülkiyet hakkına ve masumiyet karinesine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI: Davalı idare tarafından, ticari ve iktisadi bütünlük kararı hukuka uygun tesis edildiği, anılan kararın alınmasının alacaklıların ve kamunun menfaatine uygun olduğu, Kurumun satış kararı alma yetkisinin bulunduğu, şirketin mali yapısı nedeniyle ticari ve iktisadi bütünlüğün satışına karar verilmesinin zorunlu hale geldiği, satış bedelinin usulüne uygun olarak belirlendiği, mülkiyet hakkının ihlal edilmediği savunulmuştur.
Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IM DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi ile davanın görev yönünden reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına,
4. Davacının adli yardım istemi İdare Mahkemesince kabul edildiğinden temyiz aşamasında tahsil edilmeyen yargılama giderlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Mahkemesince müzekkere yazılmasına,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın davalıya iadesine,
6. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 08/11/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.