‹ Ana sayfa
Danıştay 13. Daire İdare Hukuku · ön sınıflandırma

Danıştay 13. Daire E.2022/4982 K.2023/5275

Esas No: 2022/4982 · Karar No: 2023/5275 · Karar Tarihi: 06.12.2023
Özet: Uyuşmazlık, davacının 2007‑2010 yılları arasında bir akaryakıt istasyonunda ulusal marker seviyesinin geçersiz ve teknik düzenlemelere aykırı olduğu gerekçesiyle verilen idari para cezası ve ödeme emrinin iptali talebine ilişkin; mahkeme, verilen idari para cezasının hukuki dayanağının ve ödeme emrinin geçerliliğinin kanıtlanamamasını değerlendirerek cezanın ve emrin iptalini hükmedmiştir.
T.C. DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/4982
Karar No:2023/5275

TEMYİZ EDEN (DAVACI): ...

VEKİLLERİ: Av. ... Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI): ... Vergi Dairesi Başkanlığı

VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacının 03/09/2007 ile 20/10/2010 tarihleri arasında ortağı ve temsilcisi olduğu bayilik lisansı sahibi ... Petrol Nakliye İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi'ne ait akaryakıt istasyonunda 15/09/2010 tarihinde yapılan denetimde ulusal marker seviyesi geçersiz ve teknik düzenlemelere aykırı akaryakıt ikmal edildiğinin ve akaryakıta ağır ve hafif ürün karıştırılarak tağşiş edildiğinin tespit edildiğinden bahisle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi ve aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (Kurul) ... tarih ve ... sayılı kararıyla verilen idari para cezasının kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla düzenlenen ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; dava konusu ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezası kararının (tahakkuk aşamasının) hukuka uygunluğunun incelenmesinden; ulusal markerin, akaryakıtın kaçak olup olmadığını ve kaynağını tespit etmek amacıyla akaryakıta eklenen kimyasal bir madde olduğu, akaryakıtın yeterli şart ve seviyede ulusal marker içerip içermediğine göre teknik düzenlemelere uygunluk değerlendirmesi yapılmasının mümkün olmadığı, yeterli şart ve seviyede ulusal marker içeren akaryakıt teknik düzenlemelere aykırı olabileceği gibi tam tersi bir durumun da söz konusu olabileceği, bu bakımdan, işlem tarihinde yürürlükte olan hâliyle 5015 sayılı Kanun'un 18. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca işlem tesis edilebilmesi için, numunesi alınan akaryakıtın hem ulusal marker seviyesinin geçersiz olduğunun hem de teknik düzenlemelere uymadığının birlikte tespitinin gerektiği, bayilik lisansı sahibi olan bahse konu akaryakıt istasyonundan ... tarihinde alınan motorin numunelerinin ... tarihinde TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'ne teslim edildiği, numunelerin analizi sonucunda düzenlenen ... tarih ve ... sayılı muayene raporunda; "astm d 652" metodundan elde edilen analiz sonucuna göre numuneye ağır ürün, "..." metodundan elde edilen analiz sonucuna göre de numuneye hafif ürün karıştırıldığı, numunelerin ulusal marker seviyesinin geçersiz olduğu ve ilgili teknik düzenlemelere aykırı olduğu hususlarının tespit edildiği, bu itibarla, bahsi geçen şirkete ait akaryakıt istasyonunda ... tarihinde yapılan denetimde alınan motorin numunelerinin analizi sonucunda ulusal marker seviyesinin geçersiz ve teknik düzenlemelere aykırı olduğunun, ayrıca akaryakıta tağşiş ve/veya hile amacıyla katılabilecek ürün karıştırıldığının teknik analiz raporu ile tespit edildiği anlaşıldığından, söz konusu idari para cezası işleminde hukuka aykırılık görülmediği; tahakkuk aşaması hukuka uygun bulunan amme alacağının davacıdan tahsil edilip edilemeyeceğinin incelenmesinden; davacının 03/09/2007 tarihinde şirkete ortak olduğu ve aynı zamanda şirketi temsile yetkili müdür olduğu, bu görevini ise 20/10/2010 tarihinde bıraktığı, dolayısıyla tahsili amaçlanan amme alacağının doğduğu 15/09/2010 tarihinde idari para cezasından kaynaklanan şirket borçlarının davacıdan istenilebileceği anlaşıldığından, davacının şirket ortaklığının ve temsile yetkili müdür olma özelliğinin sona ermesi nedeniyle borçtan sorumlu tutulamayacağı iddiasına itibar edilemeyeceği, bu durumda, söz konusu para cezasının asıl borçlu şirketten tahsil edilememesi üzerine kamu alacağının doğduğu tarihte şirket ortağı ve yasal temsilcisi olan davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, 13/10/2010 tarihinde bayilik lisansı sahibi şirkete ait hisselerini ve yetkilerini devrettiği, dolayısıyla dava konusu ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına dava açamadığı, idari para cezasına konu fiili gerçekleştiren kişinin ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin E:... sayılı dosyası kapsamında görülen yargılaması esnasında tağşiş işleminden kendisinin sorumlu olduğunu itiraf ettiği, kendisinin ve ortağı olduğu şirketin bu olaydan dolayı sorumlu tutulmaması gerektiği, tağşiş işleminden dolayı tesis edilen idari para cezasından sorumlu tutulmasının suçların ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil edeceği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un Mükerrer 35. maddesine göre düzenlenen dava konusu ödeme emrinin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki .... İdare Mahkemesi'nin... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 06/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:
Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." kuralı, "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." kuralı, aynı maddenin yedinci fıkrasında, "Ceza sorumluluğu şahsidir.

" kuralı yer almıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Ceza sorumluluğunun şahsiliği" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz." kuralı yer almıştır.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında, "Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir." kuralı, aynı maddenin ikinci fıkrasında, "Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir." kuralı, "Kast veya taksir" başlıklı 9. maddesinde, "Kabahatler, kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, hem kasten hem de taksirle işlenebilir." kuralı yer almıştır.

Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun temel kurallarındandır. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Başka bir anlatımla bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. (AYM, E:2012/93, K:2013/8, 10/1/2013)
Kusursuz suç olmaz prensibi (nullum crimen sine culpa) çağdaş ceza hukukunun vazgeçilmez temellerinden biridir. Ancak kanunun gösterdiği istisnai hallerdedir ki, objektif sorumluluk kuralları uygulanır ve kusur olmaksızın bir kimsenin cezalandırılması mümkün görülebilir. Ancak bu istisnaî hallerde de, ceza hukukundaki objektif sorumluluk bir özellik taşır ve buna göre failin iradî hareketinin sonucu olmayan bir netice yine de ona yüklenemez. Bu sebeple, kusur hususunda herhangi bir araştırmaya girişmeksizin, sırf bir fiilin işlenmesi, ya da hareketin iradi olması sebebiyle failin sorumluluğunun benimsenmesi kanunda sınırlı surette gösterilmesi gereken objektif sorumluluk hallerine yorum yolu ile bir yenisini eklemeyi ifade eder ki bu durum yorum kuralları ve kanun sistematiği bakımından uygun görülemez. (Ord. Prof. Dr. Sulhi DÖNMEZER, Prof. Dr. Sahir ERMAN, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt II, s.112 vd.) İstisnai olarak mülga Ceza Kanununda yer bulan objektif sorumluluk hâllerine ise Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan hükümlere uygun olarak yeni Türk Ceza Kanununda yer verilmeyerek, kusursuz sorumluluk ilkesinin ceza hukukunda uygulanamayacağı kural olarak da kabul edilmiştir.

765 sayılı Kanun’un 452. maddesinde yer alan hükmün benzeri bir düzenlemeye, objektif sorumluluk esasının terk edilmesi nedeniyle 5237 sayılı Kanun’da yer verilmemiştir. Suçu, “yasada tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her koşulda sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır. (Prof. Dr. İzzet ÖZGENÇ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. bası, s.166 vd.).

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında yer almayan kusursuz sorumluluğun 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'na tabi idari yaptırımlar açısından geçerli olup olmadığı incelendiğinde, 5237 sayılı Kanun'da olduğu gibi 5326 sayılı Kanun'da kusursuz sorumluluğa ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir. 5326 sayılı Kanun'un 9. maddesinde kabahatlerin kusura dayalı sorumluluğun dereceleri olan kast ve taksir ile işlenebileceği düzenlenmiştir. Ancak, Kanun'un 8. maddesinde yer alan düzenlemelerle istisnai olarak kusursuz sorumluluk hâllerine de yer verilmiştir.

5326 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, tüzel kişinin temsilcisi veya tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabileceği düzenlemesiyle tüzel kişiler bakımından bir kusursuz sorumluluk hâline yer verilmiştir. Tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin işlediği kabahatin görevi kapsamında olup olmadığı hususu ise işlediği kabahat ile tüzel kişinin bu kabahatten sorumlu tutulabilmesi açısından önem arz etmektedir. Tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin, davranışlarından tüzel kişinin sorumlu tutulabilmesi için, bu görevlilerin eylemleri ile tüzel kişinin çalışması arasında bir illiyet bağı olması gerekir. Böylelikle tüzel kişinin organı veya temsilcisi niteliğinde olmayan çalışanlarının görevi kapsamında işlemedikleri kabahatlerden dolayı tüzel kişi kusursuz olarak sorumlu tutulamayacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılacağı düzenlenmiştir. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).

Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez; suçlu muamelesine tâbi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

İdari yaptırıma ve ceza yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hâllerde idari mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu bakımdan idari mahkemeler dâhil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerekir.

Bu itibarla yaptırım hukukundaki bir haksızlık ile ceza hukuku alanındaki haksızlığın kurucu unsurlarının aynı olduğu hâllerde idarenin kurucu unsurları ceza hukukundaki ile aynı olmayan başka bir haksızlık temelinde idari yaptırım uygulamasına herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak idari yaptırım gerektiren fiil ile adli anlamda suç olan fiillerin aynı olması durumunda idari yargı mercilerinin ceza yargısınca verilen kararlarda ulaşılan sonucu tartışmaya açması masumiyet karinesine gölge düşürür. Öte yandan, yaptırım gerektiren fiiller aynı olmasına rağmen iki yargı kolu arasında çelişkili kararlar ortaya çıkmasına da sebep olur.

Nitekim AİHM, başvurucular hakkında ceza mahkemeleri tarafından beraat kararı verilmesine rağmen haklarında verilen idari para cezalarının iptali istemiyle idari yargıda açtıkları davada aynı suçu işlediklerine hükmedildiği benzer bir uyuşmazlıkta, söz konusu iki davanın benzer nitelikli olması, ihtilaf konusu eylemler ve ilgili suçları meydana getiren unsurlar dikkate alındığında; idare mahkemelerinin vardığı sonucun ceza mahkemelerinin verdiği beraat kararlarında daha önce tespit edilmiş olan başvurucuların masumiyet karinesi haklarının ihlâl edildiğine hükmetmiştir (Kapetanios ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 3453/12, 42941/12, 9028/13, 30/04/2015).

Dosyanın incelenmesinden, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı dosyasında, konu ile ilgili olarak yürütülen soruşturma sonucunda "Şüphelinin üzerine atılı suçu işlemediğine, yanında çalışan ve hakkında kamu davası açılan A.T. isimli çalışanın kendi bilgisi ve rızası dışında yakıt çalarak, çaldığı yakıtın yerine yağ kattığına dair savunmasının aksini gösterir iddia dışında delil bulunmadığı" gerekçesiyle şirketin davacı dışındaki diğer yetkilisi hakkında ek kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, ayrıca şirket çalışanı A.T. hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin E:... sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılamada sanığın savunmasında motorin yerine kullanılan ucuz yağları gizlice iş yerindeki motorine eklediğini, eklediği yağ kadar motorini çıkararak ayrıca sattığını belirterek üzerine yüklenen suçu kabul ettiği görülmüştür.

Bu itibarla, hakkında idari para cezası tesis edilen şirketin davacı dışındaki diğer yetkilisinin, davaya konu idarî para cezasına konu fiil nedeniyle petrol kaçakçılığı suçunu işlediğinden bahisle yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, davacı hakkında idarî para cezasına konu fiil nedeniyle yapılan bir ceza soruşturmasının bulunmadığının dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, istasyon çalışanının görevinin kapsamını aşar şekilde suç işlediğinin hakkında yapılan ceza yargılaması ile tespit edildiği dikkate alındığında, çalışanın eylemi ile tüzel kişinin çalışması arasında illiyet bağı kurulamadığından ve masumiyet karinesinin korunması açısından çalışan tarafından gerçekleştirilen fiil nedeniyle verilen idari para cezası nedeniyle düzenlenen ödeme emrinin ortadan kaldırılması ve iptali gerekmektedir.

Belirtilen gerekçelerle davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?