‹ Ana sayfa
Danıştay 13. Daire İdare Hukuku · ön sınıflandırma

Danıştay 13. Daire E.2021/2696 K.2025/4110

Esas No: 2021/2696 · Karar No: 2025/4110 · Karar Tarihi: 24.12.2025
Özet: 1) Uyuşmazlık, davacı Pazarlama A.Ş.’nin bayilerine sattığı ürünlerin yeniden satış fiyatlarını belirleyerek, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle Rekabet Kurulu kararı (2.346.618,62 TL idari para cezası) üzerinde temyiz taleplerinden oluşmaktadır. 2) Mahkeme, ilk derece kararıyla birlikte Bölge İdare Mahkemesi kararını da bozmadan, başvurunun reddine karar verir; davanın doğrudan iptali imkânı yoktur ve karar, kesinleşmiştir.
T.C. DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/2696
Karar No:2025/4110

TEMYİZ EDEN (DAVACI): ... Pazarlama A.Ş.

KARŞI TARAF (DAVALI): ... Kurumu

VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı şirketin bayilerine sattığı ürünlerin yeniden satış fiyatlarını belirlemek suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiğinden bahisle Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ile 15/02/2009 tarih ve 27142 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin ilgili maddeleri uyarınca 2.346.618,62-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafından bayilere yapılan yazışmalardan fiyatların düzeltilmesi, değiştirilmesinin istenildiği, belirtilen satış fiyatını uygulamayan bayinin uygulama bedel alacaklarının ödenmeyeceğinin belirtilerek bayiler üstünde baskı kurmak suretiyle bayilerin yeniden satış fiyatlarının belirlenmesine müdahale edildiği gözetildiğinde, davacının rekabete aykırı davranışıyla 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiği anlaşıldığından, dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Kurul kararında yer alan çelişkilerin ihlalin gerçekleşmediğini ve ihlal tespitinin varsayıma dayalı olduğunu ortaya koyduğu, rekabeti sınırlayıcı etki bulunmadığı açıkça tespit edilmesine rağmen amaç bakımından rekabet ihlali tespiti yapıldığı, amaç bakımından ihlal tespitinin hatalı yapıldığı, etkinlik doğurucu argümanların göz ardı edildiği, bayilere uygulama bedel alacaklarının ödenmeyeceği yönünde bildirimde, baskıda veya teşvikte bulunulduğuna dair herhangi bir delilin bulunmadığı, bu açıdan Danıştay Onüçüncü Dairesinin 06/07/2021 tarih ve E:2021/969, K:2021/2654 sayılı kararının ("Henkel Bozma Kararı") bakılan dosya yönünden emsal nitelikte bir karar olduğu, uygulama desteklerine yönelik delillerin yetkililer arasında gerçekleştirilen iç yazışmalara ilişkin olduğu, idari para cezası hesaplanırken tespit edilen hafifletici unsur bakımından indirim oranının herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin üst sınırdan belirlenmemesinin hukuka aykırı olduğu, ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ: 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerine aykırı davranışlar yönünden verilecek idari para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenleyen mülga ve yeni Yönetmeliğin temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresine bağlı olarak yapılacak artırım bakımından farklı düzenlemeler içerdiği, 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa olan ihlaller bakımından temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresi yönünden yapılacak artırımın azaltıldığı, dolayısıyla yeni Yönetmeliğin ihlalin süresine bağlı olarak yapılacak artırım bakımından lehe düzenleme niteliği taşıdığı, dava konusu uyuşmazlıkta da, ihlal süresinin 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa sürdüğü gözetildiğinde, söz konusu lehe kanun hükmünün davacıya da uygulanması ve davacı hakkında lehe kanun hükmü dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE

GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ

OLAY:
Davacı şirketin bayileri üzerinde baskı kurarak yeniden satış fiyatını belirlediği ve alım-satım şartlarını tespit ettiği iddiasıyla yapılan şikayet üzerine gerçekleştirilen önaraştırma ve daha sonra açılan soruşturma sonucunda, davacı şirketin bayilerine sattığı ürünlerin yeniden satış fiyatlarını belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiğinden bahisle aynı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ile 15/02/2009 tarih ve 27142 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, 2. fıkrası, 3. fıkrasının (a) bendi ve 7. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 2.346.618,62-TL idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararının alınması üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
15/02/2009 tarih ve 27142 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin "Temel para cezası" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Temel para cezası hesaplanırken, Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin;
a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü,
b) Diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü, arasında bir oran esas alınır.

(2) Birinci fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususlar dikkate alınır.

(3) Birinci fıkraya göre belirlenen para cezası miktarı;
a) Bir yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde yarısı oranında,
b) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, arttırılır.";
"Ağırlaştırıcı unsurlar" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Temel para cezası,
a) İhlalin tekerrürü halinde, her bir tekrar için,
b) Soruşturma kararının tebliğinden sonra kartele devam edilmesi halinde, yarısından bir katına kadar arttırılır.

(2) Temel para cezası,
a) Kanunun 4 üncü veya 6 ncı maddeleri kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak verilen taahhütlere uyulmaması halinde, yarısından bir katına kadar,
b) İncelemeye yardımcı olunmaması halinde yarısına kadar,
c) Diğer teşebbüslerin ihlale zorlanması gibi hallerde dörtte bire kadar, arttırılabilir.";
"Hafifletici unsurlar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Temel para cezası, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olunması, ihlalde kamu otoritelerinin teşvikinin veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü olarak tazminat ödenmesi, diğer ihlallere son verilmesi, ihlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının çok düşük olması gibi haller ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanırsa, dörtte bir ile beşte üç arasında indirilebilir.

(2) Yürütülen bir soruşturmada Aktif İşbirliği Yönetmeliğindeki para cezası verilmemesine ilişkin düzenlemeden yararlanamayan bir teşebbüse verilecek ceza, başka bir kartele ilişkin olarak Kurulun önaraştırma yapmaya karar vermesinden önce, Aktif İşbirliği Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinde belirlenen bilgi ve belgeleri sunması halinde, dörtte bir oranında indirilir. Aktif İşbirliği Yönetmeliğinin para cezası verilmemesine ve verilecek cezalarda indirim yapılmasına ilişkin hükümleri saklıdır.

(3) Diğer ihlalleri gerçekleştiren teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin ihlallerini kabul ederek, aktif işbirliğinde bulunmaları halinde, para cezası altıda bir ile dörtte bir arasında indirilir."; kuralları yer almıştır.

27/12/2024 tarih ve 32765 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin "Temel ceza oranı" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Temel ceza oranı, başlangıç ceza oranına, koşulları bulunuyorsa, ihlalin süresi nedeniyle artırım yapılarak tespit edilir.

(2) Başlangıç ceza oranı, özellikle, ihlal dolayısıyla gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı ile ihlalin niteliğinin açık ve/veya ağır olup olmadığı gözetilmek suretiyle belirlenir.

(3) Başlangıç ceza oranı;
a) Bir yıldan uzun, iki yıldan kısa süren ihlallerde beşte biri oranında,
b) İki yıldan uzun, üç yıldan kısa süren ihlallerde beşte ikisi oranında,
c) Üç yıldan uzun, dört yıldan kısa süren ihlallerde beşte üçü oranında,
ç) Dört yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde beşte dördü oranında,
d) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, artırılır.";
"Ağırlaştırıcı unsurlar" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Kanunun 4 üncü ve/veya 6 ncı maddesinin ihlal edildiğinin Kurul tarafından tespit edilmesinden sonra aynı teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından Kanunun 4 üncü ve/veya 6 ncı maddesinin tekrar ihlal edilmesi halinde temel ceza oranı bir katına kadar artırılır.

(2) Soruşturma kararının tebliğinden sonra ihlale devam edilmesi, ihlalde belirleyici etkinin bulunması, Uzlaşma Yönetmeliğinin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan gizlilik yükümlülüğünün ihlal edilmesi halinde temel ceza oranı bir katına kadar artırılabilir.

(3) Birinci ve ikinci fıkralarda sayılan ağırlaştırıcı unsurların birlikte bulunması halinde, her bir fıkra kapsamında belirlenen artırım oranı toplanarak temel ceza oranına uygulanır.";
"Hafifletici unsurlar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Temel ceza oranı veya 6 ncı madde uyarınca hesaplanan ağırlaştırılmış ceza oranı;
a) Yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde, yerinde incelemenin daha kısa sürede tamamlanmasını veya daha etkin şekilde gerçekleştirilmesini sağlayan fiziksel ve/veya teknik imkânların sunulması suretiyle ya da yerinde inceleme esnasında inceleme konusuyla bağlantılı olan ilave bilgi veya belgelerin incelenen tarafça kendiliğinden sunulması suretiyle yerinde incelemeye yardımcı olunması,
b) İhlalde diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması,
c) İhlale katılımın sınırlı olması,
ç) İhlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının düşük olması,
d) İdari para cezasına esas alınan yıllık gayri safi gelirler içinde yurt dışı satış gelirlerinin bulunması, gibi hallerin ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanması halinde indirilebilir." kuralları yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1. Dava konusu Kurul kararında tespit edilen rekabete aykırılığın incelenmesi;
1.1. Yerinde İnceleme Yönünden Kararın İncelenmesi
Anayasa Mahkemesinin 20/06/2023 tarih ve 32227 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 23/3/2023 tarih ve B. No: 2019/40991 sayılı Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararında, 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde yerinde incelemenin hakim kararı olmaksızın Kurul kararıyla yapılabilmesine ilişkin düzenlemenin Anayasa'nın 21. maddesine uygun olmadığı, ihlalin 4054 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinde yer verilen yerinde inceleme yetkisinin Anayasa'nın 21. maddesinin birinci fıkrasındaki güvencelere uygun olarak düzenlenmemesinden kaynaklandığı değerlendirilmiş ve bu çerçevede anayasal ilkeler dikkate alınarak düzenleme yapılması noktasında kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama organına gönderilmesine karar verilmiştir.

Nitekim Dairemizin 19/09/2023 tarih ve E:2023/2464 sayılı kararıyla, 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan, "gerekli gördüğü hâllerde" ibaresiyle üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasa'nın 2., 13. ve 21. maddelerine aykırı olduğu kanısına ulaşılması nedeniyle bu kuralın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiş, Anayasa Mahkemesince başvuru kararı ve ekleri 08/11/2023 tarihinde alınmış ve esas defterine kaydı yapılmıştır.

Anayasa'nın 152. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesince işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde yapılan başvuru hakkında karar verilmemesi halinde davanın yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru tarihinden itibaren geçen süre de göz önüne alındığında, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olası bir ihlalinin önüne geçilmesi için somut uyuşmazlık kapsamında, yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinin yerinde incelemeye ilişkin kurallarına göre değerlendirme yapılmak suretiyle temyiz incelemesi gerçekleştirilmiştir.

1.2. Yeniden Satış Fiyatının Belirlenmesine Yönelik Fiiller Bakımından İnceleme;
Bir dikey ilişkide, satıcı tarafından alıcının sabit veya asgari satış fiyatının belirlenmesi 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (a) bendi kapsamında yasaktır. Bununla birlikte, Kanun'un 5. maddesinde, Kurul'a, belirli koşulları taşıyan anlaşma türlerine grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve söz konusu koşulları belirleyen tebliğler çıkarma yetkisi verilmiş, bu çerçevede, 2002/2 sayılı Tebliğ yürürlüğe konulmuştur.

Anılan Tebliğin 4. maddesinde, anlaşmaları ilgili Tebliğ ile sağlanan muafiyet kapsamı dışına çıkaran sınırlamalara yer verilmiş, bu sınırlamalar arasında "alıcının kendi satış fiyatını belirleme serbestisinin engellenmesi" de sayılmış, bununla birlikte Tebliğ'de "tarafların herhangi birisinin baskısı veya teşvik etmesi sonucu sabit veya asgari satış fiyatına dönüşmemesi koşuluyla, sağlayıcının azami satış fiyatını belirlemesi veya tavsiye etmesinin mümkün olduğu" istisnasına yer verilmiştir.

Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuzda da ifade edildiği üzere, sağlayıcı teşebbüsler, akdetmiş oldukları dikey anlaşmalara açık hüküm koymak suretiyle alıcının satış fiyatını doğrudan belirleyebileceği gibi sağlayıcının, aynı ihlâli değişik uygulamalar vasıtasıyla dolaylı yollardan da gerçekleştirebilmeleri mümkündür. Örneğin; alıcının kar marjının belirlenmesi, tavsiye fiyat niteliğinde ilan edilmiş bir fiyat seviyesinden alıcının uygulayabileceği indirim oranının en üst seviyesinin belirlenmesi, alıcıya tavsiye edilen fiyatlara uyduğu oranda kendisine ilave indirimler uygulanması ya da bu fiyatlara uymaması durumunda teslimatların geciktirilmesi, askıya alınması veya anlaşmanın sona erdirilmesi şeklinde alıcının tehdit edilmesi ya da fiilen bu tür cezai yaptırımların uygulanması gibi yeniden satış fiyatının dolaylı yoldan belirlenmesi uygulamaları da Tebliğ’in 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında değerlendirilmelidir.

Bu çerçevede, amacı itibarıyla rekabet karşıtı bir davranış olarak nitelendirilebilecek olan yeniden satış fiyatı tespiti (YSFT) uygulamalarının doğrudan veya dolaylı gerçekleşmesinin ihlal tespiti açısından bir farkı bulunmamaktadır.

Somut uyuşmazlıkta, davacının işlediği belirtilen YSFT davranışının dikey anlaşmaya hüküm koymak şeklinde gerçekleşen doğrudan YSFT değil tavsiye fiyatların sabit fiyatlara dönüştürülmesi şeklinde gerçekleşen dolaylı YSFT olduğu, dava konusu Kurul kararında, dolaylı olarak gerçekleştirilen dikey anlaşmanın amaç bakımından rekabeti ihlal ettiğinin değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

Bu noktada, 2002/2 sayılı Tebliğ'de ve Kılavuzda yer verilen "baskı veya teşvik etmek" kavramları çerçevesinde, tavsiye fiyatların sabit fiyatlara dönüştürülmesi, YSFT uygulanmasına yönelik zorlamaların olması ve teşebbüslerin fiyat takip sistemleri kurmasının önemli kıstaslar olduğu açıktır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Lizbon Temyiz Mahkemesinin ön karar başvurusu üzerine aldığı 29/06/2023 tarih ve C-211/22 sayılı kararında (Court of Justice of the European Union, Third Chamber, Erişim: eur-lex.europa.eu, ECLI: EU: C:2023:229), amaç itibarıyla rekabetin kısıtlanmasına ilişkin içtihadının dikey anlaşmalar açısından da geçerli olduğunu yinelemiştir. İster yatay ister dikey olsun, bir anlaşmanın 'amaç itibarıyla rekabetin kısıtlanması' içerip içermediğini tespit etmek için temel yasal kriterin, söz konusu anlaşmanın kendi içinde rekabete yeterli derecede zarar verdiğinin tespit edilmesi olduğu, bu kriterin karşılanıp karşılanmadığını belirlemek için, anlaşma hükümlerinin içeriği, amaçları ve bir parçasını oluşturduğu ekonomik ve yasal bağlamın dikkate alınması gerektiği, bu bağlam belirlenirken, etkilenen mal veya hizmetlerin niteliğinin yanı sıra söz konusu piyasa veya piyasaların işleyişi ve yapısının gerçek koşullarının da dikkate alınması gerektiği değerlendirmelerinde bulunmuştur (§§ 34-35).

Tüm bu çerçevede, davacı tarafından, bayilere uygulama bedel alacaklarının ödenmeyeceği yönünde bildirimde, baskıda veya teşvikte bulunulduğuna dair herhangi bir delilin bulunmadığının ve bu açıdan Dairemizin "Henkel Bozma Kararı"nın bakılan dosya yönünden emsal nitelikte bir karar olduğunun ileri sürüldüğü ve "Henkel Bozma Kararı"nda belirtildiği üzere her somut olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek davacı şirketin bayilerine sattığı ürünlerin yeniden satış fiyatlarını dolaylı olarak belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal edip etmediğinin "Henkel Bozma Kararı" ile karşılaştırılarak ortaya koyulması gerekmektedir.

Dava konusu Kurul kararında, bayilerin çevrim içi kanalda ve özellikle üçüncü taraf internet platformlarında uyguladıkları fiyatların davacı şirket tarafından takip edildiği, yeniden satış fiyatına uyumun beklenildiği ve uymama halinde uygulama desteği alacaklarının ödenmeme tehdidinin bulunduğu değerlendirilmiştir.

Davacı tarafından, bayilere uygulama bedel alacaklarının/destek ödemelerinin ödenmeyeceği yönünde bildirimde, baskıda veya teşvikte bulunulduğuna dair herhangi bir delilin bulunmadığı ileri sürülmüşse de, dava konusu Kurul kararında yer alan Belge-4 ve Belge-9 incelendiğinde, tavsiye edilen fiyatın altında satış yapan bayilere davacı şirketin müşteri yöneticilerinin fiyatın düzeltilmesi yönünden bayilerle iletişime geçtiği, bayilerin fiyatının bu iletişim sonrasında tavsiye edilen fiyata çekildiği, ayrıca Belge-9 özelinde tavsiye edilen fiyatın altında satış yapan bayiye yönelik bir başka bayi tarafından uygulama destek ödemelerine atıf yapılarak şikayette bulunulduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde, davacının tavsiye edilen fiyata uyulması yönündeki iradesinin davacının müşteri yöneticileri arasındaki iç yazışmalarla sınırlı olmadığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte somut olayda, uygulama destek ödemeleri noktasında davacı ve bayileri arasındaki yoğun ilişkinin göz ardı edilmemesi ve söz konusu ilişkinin anlaşmanın ekonomik bağlamı kapsamında irdelenmesi gerekmektedir. Nitekim "Henkel Bozma Kararı"na konu somut olayda sağlayıcı ile distribütörler arasındaki ilişkide, distribütörlerin münhasırlık şartı olmaksızın sağlayıcının ürünlerinin dağıtımını yaptığı, pazarda markalar arası güçlü bir ikame etkisinin bulunduğu, dolayısıyla distribütörlerin sağlayıcı karşısındaki güçlü konumu nedeniyle ilgili pazarın sağlayıcının baskı ve teşvik olarak değerlendirilebilecek davranışlarının ekonomik anlamda dolaylı olarak YSFT edilmesini sağlayacak sonuçlar doğurmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Somut uyuşmazlıkta ise, baskının toplandığı uygulama destek ödemelerinin bayiler açısından tavsiye fiyatın altında fiyat belirlenmesine yönelik indirimlerde kullanıldığının dosyada yer alan belgelerden anlaşıldığı, nitekim bayilerin indirimli ürün satan diğer bayileri davacı şirkete şikayet ettiği yazışmalarda da verilen desteklerle bu indirimlerin gerçekleştiği hususuna değindikleri, davacı ve bayileri arasındaki destek ödemelerine bağlı bu sıkı ilişkinin niteliği gözetildiğinde, belirlenen fiyata uyma yönünde bayilerle yapılan iletişimin kendi başına bir baskı oluşturacak ve bayilerin yeniden satış fiyatını belirleme yönünden ekonomik serbestisini etkileyecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, söz konusu piyasanın işleyişi ve yapısının gerçek koşulları gözetilerek anlaşmanın amaçları ve bir parçasını oluşturduğu ekonomik ve yasal bağlam birlikte değerlendirildiğinde, davacının baskı yoluyla bayilerinin yeniden satış fiyatını belirleme yönünden ekonomik serbestisini etkileyecek dolayısıyla rekabeti kısıtlama amacını taşıyan davranışlarıyla 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiğinin sabit olduğu sonucuna varılmıştır.

2. Dava konusu Kurul kararında idari para cezası oranının belirlenmesine esas alınan mevzuattaki değişikliğin lehe düzenleme teşkil edip etmediğinin incelenmesi;
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat" deyiminin, Kanun'un karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlamına geldiği; 3. maddesinde, bu Kanun'un, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde, diğer genel hükümlerinin, idarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 5. maddesinde, 26/09/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından ise derhâl uygulama kuralının geçerli olduğu; bu maddenin atıf yaptığı 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasında, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı kurala bağlanmıştır.

5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usûl" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında, lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceği kurala bağlanmıştır.

Öğretide de, lehe kanunun tespitinde önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin dikkate alınacağı ve lehe olduğu belirlenen kanunun olaya bütün olarak uygulanacağı kabul edilmiştir. Somut olayda tesiri olacak tüm hükümler analiz edilerek neticeye varılmalıdır (EREM Faruk, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. I, 1976, s. 136).

4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerine aykırı davranışlar yönünden verilecek idari para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenleyen mülga ve yeni yönetmeliğin aktarılan kurallarından, önceden karteller ve diğer ihlaller ayrımı yapılarak, bunlar için belirlenecek baz ceza oranlarının alt ve üst sınırları belirlenmişken, yeni durumda "kartel - diğer ihlal" ayrımı bulunmadığı gibi, bunlara ilişkin herhangi bir alt sınıra da yer verilmediği, baz ceza oranının belirlenmesi bakımından önceden ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü dikkate alınmaktayken, artık ihlalin niteliğinin açık ve/veya ağır olup olmadığının gözetileceğinin belirtildiği, temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresine bağlı olarak yapılacak artırım bakımından, önceden "1-5 yıl" süren ihlaller için yarısı oranında artırım yapılacağı belirtilmişken, artık "1-2 yıl" için 1/5, "2-3 yıl" için 2/5, "3-4 yıl" için 3/5 ve "4-5 yıl" için 4/5 oranında kademeli artırım yapılacağı, yeni Ceza Yönetmeliği'nde bazı ağırlaştırıcı unsurların kaldırıldığı, ayrıca hafifletici yeni unsurların eklendiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, baz ceza oranına ilişkin önceden belirlenmiş olan alt sınırların kaldırılmış olduğu, 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa olan ihlaller bakımından temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresi yönünden yapılacak artırımın azaltıldığı, ağırlaştırıcı bazı unsurların kaldırıldığı ve hafifletici yeni unsurlara yer verildiği, Mülga Ceza Yönetmeliği ile yeni Ceza Yönetmeliği'nin bir bütün olarak karşılaştırılmasından, yeni Ceza Yönetmeliği'nin, Mülga Ceza Yönetmeliği'ne kıyasen lehe düzenlemeler içerdiği, uyuşmazlıkta ihlal süresinin 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa sürdüğü gözetildiğinde, Rekabet Kurulunca her iki Yönetmelik dikkate alınmak ve kıyaslanmak suretiyle (temel ve sonuç) aleyhe karar verme yasağını ihlal etmeyecek şekilde idari para cezası oranlarının yeniden belirlenmesi ve lehe düzenleme niteliği taşıyan kuralların davacıya da uygulanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.

Nitekim, Rekabet Kurulunun da bu temel yaptırım hukuku ilkesine riayet ettiği, önceki yönetmelik döneminde gerçekleşen rekabete aykırı fiiller bakımından yeni yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra verdiği kararlarında, Mülga Ceza Yönetmeliği ile yeni Ceza Yönetmeliği'ni kıyasladığı ve idari para cezası oranının belirlenmesinde teşebbüsler yönünden lehe olduğunu tespit ettiği yönetmeliği uyguladığı görülmüştür.

Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 24/12/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?