‹ Ana sayfa
Danıştay 13. Daire İdare Hukuku · ön sınıflandırma

Danıştay 13. Daire E.2019/501 K.2023/5153

Esas No: 2019/501 · Karar No: 2023/5153 · Karar Tarihi: 29.11.2023
Özet: İşbu davada, Televizyon Reklamcılık ve Filmcilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafa ait bir programda yayınlanan içeriğin, 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinde öngörülen yayın ilkelerine, özellikle (e) fiqrasında belirtilen ayrımcılık yapmayan içerik ve (m) fiqrasında belirtilen Türkçenin doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılması ilkesine uygun olup olmadığı konusu tartışılmıştır. Mahkeme, mevcut kanıtlar ışığında sürgün kararının (e) ve (m) hükmünü ihlal etmediğini belirleyerek, ilk derece mahkemesinin takririne karar vererek, idari para cezası ve yayımlanan programın iptali talebini reddetmişt
T.C. DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2019/501
Karar No:2023/5153

TEMYİZ EDEN (DAVACI): ... Televizyon Reklamcılık ve Filmcilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.

VEKİLİ: Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI): ... Kurulu

VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ... tarihinde yayınlanan "..." programında 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan "ırk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, engellilik, siyasî ve felsefî düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez" ve (m) bendinde yer alan ''Türkçenin, özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır; dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına yer verilemez.'' yayın ilkelerinin tekraren ihlâl edildiğinden bahisle aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası hükmü uyarınca 382.285,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; uyuşmazlık konusu olayda dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler ile yayına ilişkin görüntü kayıtlarının incelenmesinden, ... tarihinde ... saatleri arasında yayınlanan ''...'' adlı programda programa katılan evlilik adayı ... tarafından Türkçe'nin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına defalarca başvurulduğu görülmekte bu dava konusu işlemde (m) bendi yönünden bir hukuka aykırılık bulunmamakta ise de, (e) bendi yönünden dava konusu işlem incelendiğinde evlilik programında yer alan adayların her birinin birbirinden farklı etnik kimliklere sahip olduğu, adayların kendisini program formatı gereğince taliplerine karşı tanıtması gerektiği, bu programda aday olan ...'ın da kendisini etnik olarak Roman olarak tanıttığı ve Roman kimliği ile ön plana çıktığı anlaşılmakla birlikte söz konusu yayında Romanları aşağılayacak Romanları genel olarak kötü betimleyecek 6112 sayılı Kanun (e) bendindeki bir durum bulunmadığı, nitekim programın konsepti dolayısıyla evlilik adaylarından yeteneği olan herkes yeteneklerini sergilemekte, dans eden, şarkı söyleyen ve enstrüman çalan adayların da programda bulunduğu; bu durumda ... tarihinde ... saatler arasında yayınlanan ''...'' adlı programda 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendi yönünden ihlâl bulunduğu (e) bendi yönünden ise bir ihlâlin söz konusu olmadığı anlaşıldığından, aynı yayınla birden fazla yayın ilkesinin (e) ve (m) bentlerinin ihlâl edildiği gerekçesiyle 5326 sayılı Kanun'un 15. maddesi gereğince söz konusu ihlâl en ağır tek cezanın verilmesine ilişkin dava konusu Üst Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; sözü edilen programda yayın ilkesi ihlâllerinden yalnızca biri gerçekleşmiş diğeri gerçekleşmemiş olsa dahi, bir yayın ilkesi ihlâlinin gerçekleşmiş olmasının yayını yapan medya hizmet kuruluşuna 6112 sayılı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrasındaki hüküm uyarınca ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilmesi için yeterli olup, aynı yayında tek ya da birden fazla yayın ilkesinin ihlâl edilmiş olmasının verilecek idari para cezasının miktarında (ağırlaştırıp veya hafifletmeyeceği) değişiklik yaratmayacağının açık olduğu, buna göre, dava konusu yayına ilişkin CD'nin izlenmesinden, sunucu ve programa katılan kişiler arasında geçen diyalog ve konuşmalarla, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (e) bendinde yer alan yayın ilkesinin ihlâl edilmediği, aynı maddenin (m) bendinde yer alan yayın ilkesinin ise ihlâl edildiği anlaşıldığından, ilgili mevzuat gereğince davacı yayın kuruluşu hakkında idari para cezası işlemi tesis edilebilmesi için her iki kuralın da ihlâl edilmiş olması gerekmediğinden, bir diğer anlatımla, kurallardan birinin ihlâl edilmiş olmasının dava konusu işlemin tesisinde sebep unsuru açısından yeterli bulunduğundan, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendindeki yayın ilkesinin ihlâl edilmediği sonucuna ulaşılmış olsa bile anılan maddenin (m) bendindeki yayın ilkesinin ihlâl edildiğinin sübuta ermiş olması karşısında, davacı medya hizmet sağlayıcı kuruluşuna aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrasındaki hüküm uyarınca ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına; 2577 sayılı Kanun'un değişik 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, programdaki diyaloglardan alıntılar yapılmak suretiyle yayının 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (m) bentlerini ihlâl ettiği sonucuna varılmasının yayının genel konseptinden kopuk ve ön yargılı bir yaklaşım olduğu, ayrıca 28/12/2016 tarihli yayında Romanlar Konfederasyon Başkan Yardımcısı ve Başdanışmanınca programa iştirak edilerek Roman camiasına desteklerinden ötürü program ekibine plaket verildiği, bu tip programlara katılan kişilerin kendi içinden çıktığı kültürün eseri olan kelimeler kullanmasının doğal olduğu, katılımcıların hayatlarını birleştirecekleri kişiyi tanıma/seçme gibi önem arz eden bir konuda kendilerini tanıtmaları gerektiği ve birbirine uygun kişilerin tanışmalarının hedeflendiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, yayının 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (m) bentlerini ihlâl ettiği, medyada yer alan sorunlu ve her an kavgaya hazır roman algısının programda da devam ettirildiği, bahsi geçen olumsuz özelliklerin roman kimliği ile özdeşleştirildiği, roman karakterlerin bu şekilde karikatürize edilerek ayrımcılık yapıldığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulü ile davanın reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 29/11/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:
Dava; davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ... tarihinde yayınlanan "..." programında 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile (m) bendinde yer alan yayın ilkelerinin tekraren ihlâl edildiğinden bahisle aynı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca idari para cezası uygulanmasına ilişkin Üst Kurul kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında; 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yayın ilkesinin ihlâl edilmediği sonucuna ulaşılmış olsa bile anılan maddenin (m) bendindeki yayın ilkesinin ihlâl edildiğinin sübuta ermiş olması karşısında, davacı medya hizmet sağlayıcı kuruluşuna aynı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrasındaki hüküm uyarınca ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusu kabul edilmiş ve dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” kuralı yer almıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28. maddesinde, “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre, idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.” kuralına yer verilmiştir.

Temyize konu kararda, dava konusu işlemin 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan yayın ilkesinin ihlâl edilmediği gerekçesine yer verilmesine rağmen uygulanan ceza miktarı değişmediği için sonuçta “davanın reddine” hükmedildiği, dava konusu işlemin hukuka uygun bulunmayan kısmına yönelik olarak “iptal” hükmü kurulmadığı, dolayısıyla dava konusu işlemin 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde sayılan yayın ilkesinin ihlâl edildiğine ilişkin kısmının hukuk aleminde varlığını koruduğu, dava konusu işlemin bu kısmının “iptaline” karar verilmediği sürece Mahkeme kararındaki gerekçenin yeterli hukukî güvenceyi sağlamayacağı, davalı idare tarafından dava konusu işlemin hukuka aykırı bulunan kısmı ortadan kaldırılmadığı sürece kararda yer alan gerekçenin davacı yayın kuruluşu için hukukî bir güvence oluşturmayacağı anlaşılmaktadır.

Zira, davalı idarenin ilerleyen dönemde 6112 sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca idari yaptırım uygularken, 8. maddenin birinci fıkrasının (e) bendi yönünden tekerrür hükümlerinin işletilmesi noktasında Mahkeme kararındaki gerekçeyi dikkate alıp almayacağı belirsiz durumdadır. Oysa dava konusu işlemin hukuka aykırı bulunan kısmının “iptali” yönünde hüküm kurulması durumunda, davalı idarenin yargı kararının uygulanması zorunluluğu nedeniyle dava konusu işlemin hukuka aykırı bulunan kısmının ortadan kaldırılması için sınırlı olmak üzere yeni bir işlem tesis etmek zorunda kalacağı ve böyle bir işlemin yayıncı kuruluşa tebliğ edilmesiyle yeterli hukukî güvencenin sağlanacağı kuşkusuzdur.

Esasında, davanın tarafları üzerinde asıl bağlayıcı olanın mahkeme kararının gerekçesiyle birlikte “karar sonucu” olduğu, kararın gerekçesinin taraflar üzerindeki bağlayıcı etkisinin, bu gerekçe karar sonucuna yansımadığı müddetçe yeterli hukuki güvenceyi sağlamayacağı, bu belirsizliğin gerek idarece tekerrür hükümleri uygulanarak idari para cezası verilirken gerekse mahkemelerce bu yaptırım işlemlerine karşı açılan iptal davalarında yargısal denetim yapılırken hatalı değerlendirmeler yapılmasına yol açabileceği, tekerrür hükümleri uygulanarak idari para cezası verilirken önceden verilen idari para cezaları açısından sadece mahkemelerce verilen kararın sonucu ile sınırlı bir değerlendirme yapılması, mahkeme kararının gerekçesinin dikkate alınmaması ihtimalinin bulunduğu gözetildiğinde, davacı yayın kuruluşunun açtığı davada kısmen haklı çıkmış olmasına rağmen davanın reddi yönünde verilen kararın sonuçları açısından gerekli hukuki güvenceyi elde ettiğini ve adil yargılandığını söylemek mümkün değildir.

Her ne kadar dava konusu işlem ile iki ayrı yayın ilkesinin ihlâl edildiğinden bahisle davacı şirkete tek idari para cezası verilmiş ise de, mahkemelerce yapılan “hukuka uygunluk” denetiminin kapsamının idari para cezası ile sınırlı olmadığı, dava konusu işlemin birden fazla yayın ilkesinin ihlâl edildiğine yönelik bir tespite dayandığı ve özünde her bir yayın ilkesinin ihlâlinin idari para cezası uygulanmasını gerektirdiği ancak kanun gereği tek idari para cezası verildiği, bu hâliyle dava konusu işlem tamamen birbirinden farklı hukuki unsurları içinde barındırdığından ayrıştırılabilir nitelikte bulunduğu, her bir yayın ilkesinin dayandığı kanuni düzenleme ayrı olduğu için hukuka uygunluk denetiminin her yayın ilkesi için ayrı ayrı yapıldığı dikkate alındığında, davacı şirkete bu yayın ihlâlleri nedeniyle tek idari para cezası verilmesinin dava konusu işlemin ayrı ayrı hukuka uygunluk denetimi yapılan kısımları yönünden farklı kararlar verilmesine engel olmadığı anlaşılmaktadır.

Temyize konu kararda, iki farklı yayın ilkesinin ihlâli nedeniyle uygulanan idari para cezasının miktarında değişiklik olmadığı ve bir yayın ilkesinin ihlâl edilmiş olmasının dava konusu işlemin sebep unsuru açısından yeterli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dava konusu işlemin yayın ihlâline konu kısımları ile yaptırıma konu kısımları kanuni dayanakları açısından birbirinden ayrı olan ve tamamen farklı hukuki değerlendirmeler yapılmasını gerektiren özellik taşımaktadır. Dolayısı ile mahkemece iki yayın ilkesinden birinin ihlâl edilmiş olması nedeniyle işlemin yaptırıma konu kısmının hukuka uygun bulunması, hukuka aykırı bulunan ihlâl ile ilgili kısmının göz ardı edilmesi sonucunu doğurmakta olup, bu durum ihlâl edilmeyen yayın ilkesi açısından davacıyı hukuki güvenceden yoksun bırakmaktadır.

Yargılama süreci sonunda, söz konusu yayın ilkelerinden birinin ihlâl edilmediğinin, diğer yayın ilkesinin ise ihlâl edildiğinin saptandığı bir durumda davanın reddine karar verilmesi, davalı idarenin bu kararın icaplarına uygun yeni bir işlem tesis edip etmeyeceği noktasında ortaya çıkan tereddütü gidermeyecektir. Dava konusu işlemin hukuka aykırı bulunan kısmının ortadan kaldırılması için davalı idarenin yeni bir işlem tesis edip etmeyeceği belirsizdir. Çünkü davalı idareyi bu noktada yeni bir işlem tesis etmeye zorlayan mahkemece verilmiş bir “iptal hükmü” bulunmamaktadır.

Mahkeme kararları, icaplarına uygun olarak icra edilmediği sürece adil bir yargılanmadan söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla açılan iptal davasında, dava konusu işlemin hukuka uygun olan kısmı yanında hukuka aykırı olduğu saptanan kısmı mevcutsa işlemin hukuka aykırı olan kısmının doğurduğu hukuki sonuç ve etkilerinin ortadan kaldırılması yönünde karar vermek öncelikle mahkemeye, mahkemenin vereceği kararın icaplarına göre de davalı idareye düşmektedir.

Bu itibarla, yargılama neticesinde dava konusu işlemin hukuka aykırılığı saptanan kısmının iptaline karar vermek adil yargılanma ilkesinin bir gereğidir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan yayın ilkesinin ihlâl edilmediği anlaşıldığından, işlemin bu kısmının iptaline karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmadığından, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bu kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?