Danıştay10. Daireİdare Hukuku
Danıştay 10. Daire E.2022/656 K.2023/1307
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/656
Karar No : 2023/1307
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACI) : ...
**VEKİLİ:** Av. ...
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
**VEKİLİ:** Av. ...
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (MÜDAHİL) : ...
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503, K:2021/3614 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca taraflar ve davalı yanında müdahilce aleyhlerine olan kısımlarının düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ülseratif kolit tanısıyla 25/12/2009 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesinde ameliyat olan davacı tarafından, ameliyat sonrası kalın bağırsağının tamamının alındığı ve %40 oranında malül kaldığı belirtilerek uğradığı zararın ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile teşhis ve tedavi sürecinde davalı idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğundan bahisle oluştuğu iddia edilen zararlarına karşılık 100.000,00 TL maddi (miktar artırımı ile birlikte 311.500,00 TL) ve 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; daha önce verilen dava konusu işlemin incelenmeksizin reddi, maddi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ve manevi tazminat isteminin kabulü yolundaki kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 26/09/2017 tarih ve E:2014/10186, K:2017/4873 sayılı kararıyla eksik inceleme nedeniyle bozulması üzerine bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu işlemin incelenmeksizin reddine, maddi tazminat isteminin reddine ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Davacının, davalı idarenin ve davalı idare yanında müdahilin temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503 K:2021/3614 sayılı kararıyla temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.
KARAR DÜZELTME
TALEP EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Adli Tıp raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı ve eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmiş olduğu; davalı idare tarafından, Adli Tıp raporu uyarınca hizmet kusuru ve illiyet bağı bulunmadığı sabit olduğundan tazmin şartlarının oluşmadığı ve bu nedenle manevi tazminata hükmedilemeyeceği, davalı idare yanında müdahil tarafından, Adli Tıp raporu uyarınca hizmet kusuru ve illiyet bağı bulunmadığı sabit olduğundan tazmin şartlarının oluşmadığı ve bu nedenle manevi tazminata hükmedilemeyeceği ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın aleyhlerine olan kısımlarının düzeltilmesi istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davacı ve davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairenin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503, K:2021/3614 sayılı kararı kaldırılarak davacının, davalı idarenin ve davalı idare yanında müdahilin temyiz istemleri yeniden incelendi:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Davacı ülseratif kolit tanısıyla 25/12/2009 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesinde ameliyat olmuş, bu ameliyatta davacının kalın bağırsağının tamamı, ince bağırsağının da bir kısmı alınmış, ameliyattan sonra Diyarbakır Devlet Hastanesince düzenlenen 09/03/2010 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı %40 olarak belirlenmiş, davacı tarafından, meydana gelen zararın hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle davalı idareye yapılan tazminat istemli başvurunun reddedilmesi üzerine de bakılmakta olan maddi ve manevi tazminat ile dava konusu işlemin iptali talepli dava açılmıştır.
Dava devam etmekte iken, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 26/02/2013 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda ise davacının özür oranı %75 olarak tespit edilmiştir.
... İdare Mahkemesince; uyuşmazlığın teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığın tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumundan görüş sorulmuş, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda özetle, "davacı adına düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin tetkik edildiği, kişiye uygulanan total proktokolektomi, j pouchlu, ileoanal anastomoz ve ileostomi operasyonunun ülseratif kolitli vakalarda medikal tedaviye cevap alınmadığı takdirde uygulandığı, operasyon öncesi yapılan patolojik tetkikte kesin olarak ülseratif kolit tanısı konulmadan ameliyat edilmiş olduğunun anlaşıldığı, pospot patoloji raporunun da bu tanıyı desteklemediği cihetle yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olmadığı" kanaati bildirilmiş, bahse konu raporda yer alan tespitler doğrultusunda dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kanaatine ulaşılmış ve 26/02/2013 tarihli Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporu ile tespit edilen özür oranı (%75) dikkate alınarak davacının iş gücü kaybı nedeniyle uğradığı maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, hazırlanan 09/06/2014 tarihli Hesap Bilirkişisi Raporu ile de davacının iş gücü kaybı nedeniyle uğradığı maddi zararı 277.021,21 TL olarak hesaplanmıştır.
İdare Mahkemesince; dava konusu işlemin incelenmeksizin reddine, davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 277.021,21 TL maddi tazminatın dava açma tarihi olan 03/12/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ve fazlaya ilişkin 34.478,79 maddi tazminat talebinin reddine, davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile 10.000 TL manevi tazminatın dava açma tarihi olan 03/12/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Anılan kararın temyizen incelenmesi neticesinde Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesince verilen 26/09/2017 tarih ve E:2014/10186, K:2017/4873 sayılı kararla; temyiz aşamasında davaya müdahale istemi kabul edilen Dr. ...'nün 15/09/2017 tarihli dilekçesi ile dosyaya uzman görüşü sunduğu, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan bahse konu uzman görüşünde, "dava konusu olaya ilişkin tüm veri ve raporların hastada ülseratif kolit hastalığının varlığını desteklediğini, mükerrer makattan kanama, anemi yakınmaları olan hastanın ülseratif kolitte kullanılan salofax isimli ilaca yanıt vermediği, Ülseratif kolitin hastanın baştan beri konulmuş tanısı olduğu ve bu tanıya yönelik tedavilerin yapıldığı, Ülseratif kolit tanısının patolojik bir tanı olmadığı, tanının histopatolojik bulguların endeskobik ve klinik bulgular ile birleştirilerek konulabileceği, bu nedenle patoloji raporlarında direkt ülseratif kolit tanısına rastlanamayacağı, böyle bir patolojik tanının bilim dışı olacağı, hastaya ait tüm patolojik örneklemenin ve varsa barsak rezeksiyon materyalinin kalan parçalarının gastrointestinal sistem patolojisi konusunda deneyimli patoloğun bulunduğu bir üst merkez tarafından değerlendirilmesinin uygun olacağı" bildirildiği, hükme esas alınan Adli Tıp Raporu ile uzman görüşündeki bilimsel değerlendirmelerin birbiri ile çelişkili tıbbi tespit ve değerlendirmelere yer verdiği, Adli Tıp Raporunu hazırlayan bilimsel ekipte gastroenteroloji ve patoloji uzmanlarının da bulunmadığı, bu durumda dava konusu olayla ilgili olarak hazırlanan bahse konu raporlarda yer alan çelişkili tespitlerin tereddüte mahal bırakmayacak biçimde giderilerek adil ve tatminkar bir bir karar verilebilmesi açısından, Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınarak dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının kesin bir biçimde ortaya konulması ve buna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
... İdare Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Üst Kurulundan alınan ... tarih ve ... karar numaralı raporda, ''Kişinin 2007- 2009 tarihleri arasında Diyarbakır Devlet Hastanesi ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde Ülseratif kolit tanısıyla takip ve tedavisinin yapıldığı, 07/09/2009 tarihinde karın ağrısı ve makattan kanama şikayetleriyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesine başvurduğu, Ülseratif kolit, Chron hastalığı, Amibiazis, Rektum malignite ön tanılarıyla biyopsi yapıldığı, aynı hastaneye 16/11/2009 tarihinde kanlı ishal şikayetiyle başvurduğu, biyopsi yapıldığı, biyopsisinde ülser, ülser zemini, kronik kolit saptandığı, Diyarbakır Devlet Hastanesinin 19.11.2009 tarihli biyopsi incelemesinde kolon mukozasında kronik enflamasyon saptandığı, Özel Prolab Referans Laboratuarının 07/12/2009 tarihli biyopsi incelemesinde ülserasyon, aktif kronik inflamasyon saptandığı, malignite saptanmadığı, kişinin medikal tedaviye cevap vermemesi üzerine benzer şikayetlerle başvurduğu Diyarbakır Devlet Hastanesinde onamı alınarak total proktokolektomi, J pouch, ileanal anastomoz, ileostomi ameliyatı yapıldığı, takiplerinde sorun olmayan kişinin önerilerle taburcu edildiği dikkate alındığında; kişiye ait preparatların Kurulumuzca incelemesinde; bulguların aktif kronik kolit ile uyumlu olduğu, ayrıcı tanıda ülseratif kolit veya enfeksiyöz kolit düşünülebileceği, ancak ülseratif kolit tanısının sadece patolojik bulgularla konulamayacağı, kesin tanının patolojik bulgularla klinik bulguların birlikte değerlendirilmesi sonucu mümkün olabileceği; kişinin hikayesi, kliniği, laboratuar, radyolojik ve patolojik sonuçları birlikte değerlendirilmesinde mevcut tablonun ülseratif kolit ile uyumlu olduğu, 2 yıllık süreç içerisinde çeşitli hastanelerde takip ve tedavisinin yapılmış olduğu, kişinin mevcut kanamaları nedeniyle eritrosit süspansiyon tedavisi ve Mesalazin etken maddeli Salofalk ile enflamasyona karşı tedaviler verildiği, sık olarak karın ağrısı, kanama şikayetleriyle hastaneye başvuruları olduğu, son olarak başvurduğu Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ... tarafından tedaviye dirençli ülseratif kolit tanısı konularak ameliyat önerildiği, ameliyat öncesi doktor tarafından mevcut hastalığı hakkında, ameliyat ve ameliyatın aşamaları, riskleri ve uygulanacak prosedürün detayları ile ameliyat sonrası gelişebilecek durumlar ve iyileşme süreci, kişi ve yakınlarına anlatılarak onam alındığı, yapılan ameliyatın ülseratif kolit tedavi seçeneklerinden biri olduğu, ameliyat endikasyonunun uygun olduğu cihetle Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ...’nün uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi açıdan hata atfedilemeyeceği'' yolunda görüş belirtilmiştir.
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; idari eylemden kaynaklanan zararın tazmini istemiyle yapılan başvuru sonucunda tesis edilen ön kararın iptal istemine konu edilmesinin olanaklı bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Üst Kurulu nezdinde yaptırılan bilirkişi incelemelesi neticesinde hazırlanan bilirkişi raporunda, Diyarbakır Devlet Hastanesinde 25/12/2009 tarihinde gerçekleştirilen ameliyatın ve diğer tıbbi işlemlerin tıp tekniğine uygun olarak yapıldığı, ameliyattan önce gerekli bilgilendirmelerin yapılarak onam formunun imzalatıldığı, ilgili hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmemesi karşısında, davalı idarenin eylemi ile meydana geldiği ileri sürülen zarar arasında herhangi bir illiyet bağı kurulamaması nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluk halinin de söz konusu olmadığı dikkate alındığında davalı idarenin maddi tazminat sorumluluğunun bulunmadığı, öte yandan, davacının yapılan ameliyat sonrasında anılan hastalıklara ilişkin şikayetlerinin devam ettiği, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda özür oranının %75 olarak tespit edildiği, değişik hastanelerde çeşitli tedaviler gördüğü, olayın oluş şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında olay ile idarenin eylemi arasında doğrudan bir nedensellik bağı kurulamamakla birlikte, davacının uğradığı manevi zararların tazmininin gerektiği ve davacıda sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği ve bundan dolayı mağdur olduğu yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, davacının duyduğu acı ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilmesi amacıyla 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olacağı, ayrıca, 2. kez verilen miktar artırımı dilekçesi ile dava dilekçesinde talep edilen 10.000,00 TL manevi tazminatın 290.000,00 TL artırıldığı, ancak 2. kez verilen dilekçe ile manevi tazminatın miktarının artırılamayacağı ve bu nedenle dava dilekçesinde belirtilen manevi tazminat miktarı bakımından inceleme yapıldığı gerekçesiyle, dava konusu işlemin incelenmeksizin reddine, maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, manevi tazminat isteminin kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın davanın açıldığı tarih olan 30/11/2010 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Dairemizin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503 K:2021/3614 sayılı kararıyla da, tarafların ve davalı idare yanında müdahilin temyiz isteminin reddine ve anılan kararın onanmasına karar verilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulunun raporunda; kişinin hikayesi, kliniği, laboratuar, radyolojik ve patolojik sonuçları birlikte değerlendirildiğinde mevcut tablonun ülseratif kolit ile uyumlu olduğu, 2 yıllık süreç içerisinde çeşitli hastanelerde takip ve tedavisinin yapılmış olduğu, kişinin mevcut kanamaları nedeniyle eritrosit süspansiyon tedavisi ve Mesalazin etken maddeli Salofalk ile enflamasyona karşı tedaviler verildiği, sık olarak karın ağrısı, kanama şikayetleriyle hastaneye başvuruları olduğu, son olarak başvurduğu genel cerrahi uzmanı Op. Dr. ... tarafından tedaviye dirençli ülseratif kolit tanısı konularak ameliyat önerildiği, ameliyat öncesi doktor tarafından mevcut hastalığı hakkında, ameliyat ve ameliyatın aşamaları, riskleri ve uygulanacak prosedürün detayları ile ameliyat sonrası gelişebilecek durumlar ve iyileşme süreci, kişi ve yakınlarına anlatılarak onam alındığı, yapılan ameliyatın ülseratif kolit tedavi seçeneklerinden biri olduğu, ameliyat endikasyonunun uygun olduğu, genel cerrahi uzmanı Op. Dr. ...’nün uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi açıdan hata atfedilemeyeceği belirtilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; davacıya, dava konusu ameliyattan önceki medikal tedavilerin Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde uygulandığı ve 'mesalazin' etken maddeli Salofalk adlı ilacın ilk defa 15/10/2008 tarihinde, daha sonra da 22/07/2009, 14/09/2009 ve 17/11/2009 tarihlerinde reçete edildiği, ayrıca, 11/11/2009 tarihinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi gastroenteroloji kliniği endoskopi ünitesinde davacıya uygulanan tetkike ilişkin raporun bulgular kısmında kalın bağırsakta 70 cm'den geriye doğru yapılan incelemede 15 cm'den anal kanala kadarki bölümde multiple sayıda ve değişik büyüklük ve şekilde ülser izlendiğinin belirtildiği, dava konusu 25/12/2009 tarihli ameliyatta ise kalın bağırsağın tamamı (84 cm) ile ince bağırsağın bir kısmının (11 cm) rezeke edildiği, ancak, davacının şikayetlerine yönelik medikal tedavisinin ve patolojik takibinin yapıldığı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki hasta dosyasının tamamının işbu dosya kapsamında olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle; davacıya 'mesalazin' etken maddeli Salofalk adlı ilacın reçete edildiği tarihler de göz önünde bulundurularak ülseratif kolit hastalığının medikal tedavi basamaklarına bakıldığında davacının hastalığının medikal tedaviye dirençli olup olmadığı ve medikal tedavi endikasyonunun bulunup bulunmadığı, ameliyat endikasyonu bulunduğuna yönelik değerlendirmenin kesin medikal tedavi endikasyonu bulunmadığı tespit edilerek mi yapılmış olduğu, davalı idare yanında müdahilce sunulan uzman görüşündeki ülseratif kolit tanısının patolojik bir tanı olmadığı, tanının histopatolojik bulguların endoskobik ve klinik bulgular ile birleştirilerek konulabileceği yönündeki değerlendirmeler dikkate alındığında ameliyat endikasyonu bulunduğuna yönelik değerlendirmenin tek hekim tarafından yapılıp yapılamayacağı ve ameliyat endikasyonunun tek hekim tarafından belirlenmesinin tıbben uygun olup olmadığı, ameliyat endikasyonunun bulunması durumunda da kalın bağırsağın bir kısmının rezeksiyonunun yeterli olup olmadığı, bir başka ifadeyle kalın bağırsağın tamamı ve ince bağırsağın bir kısmının çıkarılmasının gerekip gerekmediği hususlarının Adli Tıp Kurumu raporunda değerlendirilmediği sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca, Adli Tıp Kurumu raporunda davacı tarafından sunulan uzman görüşlerinin de değerlendirilmediği görülmektedir.
Hal böyle olunca; davacının medikal tedavi sürecine ilişkin hasta dosyasının (patoloji ve radyoloji raporları dahil) temin edilmesinin ardından, davacı tarafından sunulan uzman görüşleri de dahil olmak üzere dosyadaki tüm belgeler Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgili uzman hekimlerin (gastroenteroloji, patoloji ve genel cerrahi uzmanları) katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı ve yukarıda belirtilen eksikliklerin de değerlendirildiği, davacıya davalı idareye ait hastanede gerçekleştirilen tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduğu bir ek rapor alınmak suretiyle olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğinden, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.
Ayrıca, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerektiğinden; ancak, hizmet kusurunun ve idari eylem ile zararlı sonuç arasında illiyet bağının tespit edilmesi halinde manevi tazminata hükmedilebileceği açıktır.
Bu nedenle, Mahkemece hizmet kusuru ve zararlı sonuç ile idari eylem arasında illiyet bağı tespit edilmeksizin manevi tazminata hükmedilmiş olmasında da hukuki isabet görülmemiştir.
Ancak, doğrudan zararlı sonucun meydana gelmesine sebebiyet vermemekle birlikte, sunulan sağlık hizmetin gerektiği gibi özenli ve eksiksiz işletilemediğinin tespiti halinde, bu durumun yeterli hizmet alamadığı yönünde davacıda endişe, üzüntü ve telaşa yol açacağı göz önünde bulundurularak manevi tazminata hükmedilebileceği de açıktır.
Öte yandan; miktar artırımı müessesesi davanın görülmesi sırasında tarafların kusurlarında, zararı doğuran nedenlerin ve olayların tespitinde ve uğranılan zararın miktarında bir değişiklik olması durumunda maddi tazminat için işletileceği gibi, yeni ortaya çıkan bulgu ve tespitler sonucu kişilerin manevi yönden çok daha fazla etkilendiğinin saptanması halinde manevi tazminat için de işletilebilecektir.
Uyuşmazlık incelendiğinde ise, dava devam ederken davacının engel oranının %40'tan %75'e yükseldiği ve tedavi sürecinin hala devam ettiği görülmüş ve bu halde davacının manevi zararı artacağından, manevi tazminat miktarının artırılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkemece, manevi tazminat miktarının ikinci miktar artırım dilekçesi ile artırılamayacağı gerekçesiyle davacının 10.000,00 TL'lik manevi tazminat istemi yönünden hüküm kurulmuşsa da, ilk miktar artırım dilekçesiyle sadece maddi tazminat miktarının artırıldığı, ikinci miktar artırım dilekçesiyle de manevi tazminat miktarının artırıldığı anlaşıldığından, ikinci dilekçenin manevi tazminat yönünden ilk defa yapılan miktar artırımına ilişkin olduğu ve davacının manevi tazminat istemi yönünden artırılan bu miktar üzerinden hüküm kurulması gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların ve davalı idare yanında müdahilin temyiz istemlerinin kabulüne,
2. ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 15/03/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X) - KARŞI OY:
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir. Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde öne sürülen hususlar ise, anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.
Bu nedenle, tarafların ve davalı idare yanında müdahilin karar düzeltme istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/656
Karar No : 2023/1307
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACI) : ...
**VEKİLİ:** Av. ...
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
**VEKİLİ:** Av. ...
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (MÜDAHİL) : ...
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503, K:2021/3614 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca taraflar ve davalı yanında müdahilce aleyhlerine olan kısımlarının düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ülseratif kolit tanısıyla 25/12/2009 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesinde ameliyat olan davacı tarafından, ameliyat sonrası kalın bağırsağının tamamının alındığı ve %40 oranında malül kaldığı belirtilerek uğradığı zararın ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile teşhis ve tedavi sürecinde davalı idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğundan bahisle oluştuğu iddia edilen zararlarına karşılık 100.000,00 TL maddi (miktar artırımı ile birlikte 311.500,00 TL) ve 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; daha önce verilen dava konusu işlemin incelenmeksizin reddi, maddi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ve manevi tazminat isteminin kabulü yolundaki kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 26/09/2017 tarih ve E:2014/10186, K:2017/4873 sayılı kararıyla eksik inceleme nedeniyle bozulması üzerine bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu işlemin incelenmeksizin reddine, maddi tazminat isteminin reddine ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Davacının, davalı idarenin ve davalı idare yanında müdahilin temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503 K:2021/3614 sayılı kararıyla temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.
KARAR DÜZELTME
TALEP EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Adli Tıp raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı ve eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmiş olduğu; davalı idare tarafından, Adli Tıp raporu uyarınca hizmet kusuru ve illiyet bağı bulunmadığı sabit olduğundan tazmin şartlarının oluşmadığı ve bu nedenle manevi tazminata hükmedilemeyeceği, davalı idare yanında müdahil tarafından, Adli Tıp raporu uyarınca hizmet kusuru ve illiyet bağı bulunmadığı sabit olduğundan tazmin şartlarının oluşmadığı ve bu nedenle manevi tazminata hükmedilemeyeceği ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın aleyhlerine olan kısımlarının düzeltilmesi istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davacı ve davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairenin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503, K:2021/3614 sayılı kararı kaldırılarak davacının, davalı idarenin ve davalı idare yanında müdahilin temyiz istemleri yeniden incelendi:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Davacı ülseratif kolit tanısıyla 25/12/2009 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesinde ameliyat olmuş, bu ameliyatta davacının kalın bağırsağının tamamı, ince bağırsağının da bir kısmı alınmış, ameliyattan sonra Diyarbakır Devlet Hastanesince düzenlenen 09/03/2010 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı %40 olarak belirlenmiş, davacı tarafından, meydana gelen zararın hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle davalı idareye yapılan tazminat istemli başvurunun reddedilmesi üzerine de bakılmakta olan maddi ve manevi tazminat ile dava konusu işlemin iptali talepli dava açılmıştır.
Dava devam etmekte iken, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 26/02/2013 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda ise davacının özür oranı %75 olarak tespit edilmiştir.
... İdare Mahkemesince; uyuşmazlığın teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığın tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumundan görüş sorulmuş, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda özetle, "davacı adına düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin tetkik edildiği, kişiye uygulanan total proktokolektomi, j pouchlu, ileoanal anastomoz ve ileostomi operasyonunun ülseratif kolitli vakalarda medikal tedaviye cevap alınmadığı takdirde uygulandığı, operasyon öncesi yapılan patolojik tetkikte kesin olarak ülseratif kolit tanısı konulmadan ameliyat edilmiş olduğunun anlaşıldığı, pospot patoloji raporunun da bu tanıyı desteklemediği cihetle yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olmadığı" kanaati bildirilmiş, bahse konu raporda yer alan tespitler doğrultusunda dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kanaatine ulaşılmış ve 26/02/2013 tarihli Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporu ile tespit edilen özür oranı (%75) dikkate alınarak davacının iş gücü kaybı nedeniyle uğradığı maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, hazırlanan 09/06/2014 tarihli Hesap Bilirkişisi Raporu ile de davacının iş gücü kaybı nedeniyle uğradığı maddi zararı 277.021,21 TL olarak hesaplanmıştır.
İdare Mahkemesince; dava konusu işlemin incelenmeksizin reddine, davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 277.021,21 TL maddi tazminatın dava açma tarihi olan 03/12/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ve fazlaya ilişkin 34.478,79 maddi tazminat talebinin reddine, davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile 10.000 TL manevi tazminatın dava açma tarihi olan 03/12/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Anılan kararın temyizen incelenmesi neticesinde Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesince verilen 26/09/2017 tarih ve E:2014/10186, K:2017/4873 sayılı kararla; temyiz aşamasında davaya müdahale istemi kabul edilen Dr. ...'nün 15/09/2017 tarihli dilekçesi ile dosyaya uzman görüşü sunduğu, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan bahse konu uzman görüşünde, "dava konusu olaya ilişkin tüm veri ve raporların hastada ülseratif kolit hastalığının varlığını desteklediğini, mükerrer makattan kanama, anemi yakınmaları olan hastanın ülseratif kolitte kullanılan salofax isimli ilaca yanıt vermediği, Ülseratif kolitin hastanın baştan beri konulmuş tanısı olduğu ve bu tanıya yönelik tedavilerin yapıldığı, Ülseratif kolit tanısının patolojik bir tanı olmadığı, tanının histopatolojik bulguların endeskobik ve klinik bulgular ile birleştirilerek konulabileceği, bu nedenle patoloji raporlarında direkt ülseratif kolit tanısına rastlanamayacağı, böyle bir patolojik tanının bilim dışı olacağı, hastaya ait tüm patolojik örneklemenin ve varsa barsak rezeksiyon materyalinin kalan parçalarının gastrointestinal sistem patolojisi konusunda deneyimli patoloğun bulunduğu bir üst merkez tarafından değerlendirilmesinin uygun olacağı" bildirildiği, hükme esas alınan Adli Tıp Raporu ile uzman görüşündeki bilimsel değerlendirmelerin birbiri ile çelişkili tıbbi tespit ve değerlendirmelere yer verdiği, Adli Tıp Raporunu hazırlayan bilimsel ekipte gastroenteroloji ve patoloji uzmanlarının da bulunmadığı, bu durumda dava konusu olayla ilgili olarak hazırlanan bahse konu raporlarda yer alan çelişkili tespitlerin tereddüte mahal bırakmayacak biçimde giderilerek adil ve tatminkar bir bir karar verilebilmesi açısından, Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınarak dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının kesin bir biçimde ortaya konulması ve buna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin kararı bozulmuştur.
... İdare Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Üst Kurulundan alınan ... tarih ve ... karar numaralı raporda, ''Kişinin 2007- 2009 tarihleri arasında Diyarbakır Devlet Hastanesi ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde Ülseratif kolit tanısıyla takip ve tedavisinin yapıldığı, 07/09/2009 tarihinde karın ağrısı ve makattan kanama şikayetleriyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesine başvurduğu, Ülseratif kolit, Chron hastalığı, Amibiazis, Rektum malignite ön tanılarıyla biyopsi yapıldığı, aynı hastaneye 16/11/2009 tarihinde kanlı ishal şikayetiyle başvurduğu, biyopsi yapıldığı, biyopsisinde ülser, ülser zemini, kronik kolit saptandığı, Diyarbakır Devlet Hastanesinin 19.11.2009 tarihli biyopsi incelemesinde kolon mukozasında kronik enflamasyon saptandığı, Özel Prolab Referans Laboratuarının 07/12/2009 tarihli biyopsi incelemesinde ülserasyon, aktif kronik inflamasyon saptandığı, malignite saptanmadığı, kişinin medikal tedaviye cevap vermemesi üzerine benzer şikayetlerle başvurduğu Diyarbakır Devlet Hastanesinde onamı alınarak total proktokolektomi, J pouch, ileanal anastomoz, ileostomi ameliyatı yapıldığı, takiplerinde sorun olmayan kişinin önerilerle taburcu edildiği dikkate alındığında; kişiye ait preparatların Kurulumuzca incelemesinde; bulguların aktif kronik kolit ile uyumlu olduğu, ayrıcı tanıda ülseratif kolit veya enfeksiyöz kolit düşünülebileceği, ancak ülseratif kolit tanısının sadece patolojik bulgularla konulamayacağı, kesin tanının patolojik bulgularla klinik bulguların birlikte değerlendirilmesi sonucu mümkün olabileceği; kişinin hikayesi, kliniği, laboratuar, radyolojik ve patolojik sonuçları birlikte değerlendirilmesinde mevcut tablonun ülseratif kolit ile uyumlu olduğu, 2 yıllık süreç içerisinde çeşitli hastanelerde takip ve tedavisinin yapılmış olduğu, kişinin mevcut kanamaları nedeniyle eritrosit süspansiyon tedavisi ve Mesalazin etken maddeli Salofalk ile enflamasyona karşı tedaviler verildiği, sık olarak karın ağrısı, kanama şikayetleriyle hastaneye başvuruları olduğu, son olarak başvurduğu Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ... tarafından tedaviye dirençli ülseratif kolit tanısı konularak ameliyat önerildiği, ameliyat öncesi doktor tarafından mevcut hastalığı hakkında, ameliyat ve ameliyatın aşamaları, riskleri ve uygulanacak prosedürün detayları ile ameliyat sonrası gelişebilecek durumlar ve iyileşme süreci, kişi ve yakınlarına anlatılarak onam alındığı, yapılan ameliyatın ülseratif kolit tedavi seçeneklerinden biri olduğu, ameliyat endikasyonunun uygun olduğu cihetle Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. ...’nün uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi açıdan hata atfedilemeyeceği'' yolunda görüş belirtilmiştir.
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; idari eylemden kaynaklanan zararın tazmini istemiyle yapılan başvuru sonucunda tesis edilen ön kararın iptal istemine konu edilmesinin olanaklı bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Üst Kurulu nezdinde yaptırılan bilirkişi incelemelesi neticesinde hazırlanan bilirkişi raporunda, Diyarbakır Devlet Hastanesinde 25/12/2009 tarihinde gerçekleştirilen ameliyatın ve diğer tıbbi işlemlerin tıp tekniğine uygun olarak yapıldığı, ameliyattan önce gerekli bilgilendirmelerin yapılarak onam formunun imzalatıldığı, ilgili hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmemesi karşısında, davalı idarenin eylemi ile meydana geldiği ileri sürülen zarar arasında herhangi bir illiyet bağı kurulamaması nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluk halinin de söz konusu olmadığı dikkate alındığında davalı idarenin maddi tazminat sorumluluğunun bulunmadığı, öte yandan, davacının yapılan ameliyat sonrasında anılan hastalıklara ilişkin şikayetlerinin devam ettiği, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporunda özür oranının %75 olarak tespit edildiği, değişik hastanelerde çeşitli tedaviler gördüğü, olayın oluş şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında olay ile idarenin eylemi arasında doğrudan bir nedensellik bağı kurulamamakla birlikte, davacının uğradığı manevi zararların tazmininin gerektiği ve davacıda sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği ve bundan dolayı mağdur olduğu yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, davacının duyduğu acı ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilmesi amacıyla 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olacağı, ayrıca, 2. kez verilen miktar artırımı dilekçesi ile dava dilekçesinde talep edilen 10.000,00 TL manevi tazminatın 290.000,00 TL artırıldığı, ancak 2. kez verilen dilekçe ile manevi tazminatın miktarının artırılamayacağı ve bu nedenle dava dilekçesinde belirtilen manevi tazminat miktarı bakımından inceleme yapıldığı gerekçesiyle, dava konusu işlemin incelenmeksizin reddine, maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, manevi tazminat isteminin kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın davanın açıldığı tarih olan 30/11/2010 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Dairemizin 23/06/2021 tarih ve E:2020/6503 K:2021/3614 sayılı kararıyla da, tarafların ve davalı idare yanında müdahilin temyiz isteminin reddine ve anılan kararın onanmasına karar verilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulunun raporunda; kişinin hikayesi, kliniği, laboratuar, radyolojik ve patolojik sonuçları birlikte değerlendirildiğinde mevcut tablonun ülseratif kolit ile uyumlu olduğu, 2 yıllık süreç içerisinde çeşitli hastanelerde takip ve tedavisinin yapılmış olduğu, kişinin mevcut kanamaları nedeniyle eritrosit süspansiyon tedavisi ve Mesalazin etken maddeli Salofalk ile enflamasyona karşı tedaviler verildiği, sık olarak karın ağrısı, kanama şikayetleriyle hastaneye başvuruları olduğu, son olarak başvurduğu genel cerrahi uzmanı Op. Dr. ... tarafından tedaviye dirençli ülseratif kolit tanısı konularak ameliyat önerildiği, ameliyat öncesi doktor tarafından mevcut hastalığı hakkında, ameliyat ve ameliyatın aşamaları, riskleri ve uygulanacak prosedürün detayları ile ameliyat sonrası gelişebilecek durumlar ve iyileşme süreci, kişi ve yakınlarına anlatılarak onam alındığı, yapılan ameliyatın ülseratif kolit tedavi seçeneklerinden biri olduğu, ameliyat endikasyonunun uygun olduğu, genel cerrahi uzmanı Op. Dr. ...’nün uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi açıdan hata atfedilemeyeceği belirtilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; davacıya, dava konusu ameliyattan önceki medikal tedavilerin Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde uygulandığı ve 'mesalazin' etken maddeli Salofalk adlı ilacın ilk defa 15/10/2008 tarihinde, daha sonra da 22/07/2009, 14/09/2009 ve 17/11/2009 tarihlerinde reçete edildiği, ayrıca, 11/11/2009 tarihinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi gastroenteroloji kliniği endoskopi ünitesinde davacıya uygulanan tetkike ilişkin raporun bulgular kısmında kalın bağırsakta 70 cm'den geriye doğru yapılan incelemede 15 cm'den anal kanala kadarki bölümde multiple sayıda ve değişik büyüklük ve şekilde ülser izlendiğinin belirtildiği, dava konusu 25/12/2009 tarihli ameliyatta ise kalın bağırsağın tamamı (84 cm) ile ince bağırsağın bir kısmının (11 cm) rezeke edildiği, ancak, davacının şikayetlerine yönelik medikal tedavisinin ve patolojik takibinin yapıldığı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki hasta dosyasının tamamının işbu dosya kapsamında olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle; davacıya 'mesalazin' etken maddeli Salofalk adlı ilacın reçete edildiği tarihler de göz önünde bulundurularak ülseratif kolit hastalığının medikal tedavi basamaklarına bakıldığında davacının hastalığının medikal tedaviye dirençli olup olmadığı ve medikal tedavi endikasyonunun bulunup bulunmadığı, ameliyat endikasyonu bulunduğuna yönelik değerlendirmenin kesin medikal tedavi endikasyonu bulunmadığı tespit edilerek mi yapılmış olduğu, davalı idare yanında müdahilce sunulan uzman görüşündeki ülseratif kolit tanısının patolojik bir tanı olmadığı, tanının histopatolojik bulguların endoskobik ve klinik bulgular ile birleştirilerek konulabileceği yönündeki değerlendirmeler dikkate alındığında ameliyat endikasyonu bulunduğuna yönelik değerlendirmenin tek hekim tarafından yapılıp yapılamayacağı ve ameliyat endikasyonunun tek hekim tarafından belirlenmesinin tıbben uygun olup olmadığı, ameliyat endikasyonunun bulunması durumunda da kalın bağırsağın bir kısmının rezeksiyonunun yeterli olup olmadığı, bir başka ifadeyle kalın bağırsağın tamamı ve ince bağırsağın bir kısmının çıkarılmasının gerekip gerekmediği hususlarının Adli Tıp Kurumu raporunda değerlendirilmediği sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca, Adli Tıp Kurumu raporunda davacı tarafından sunulan uzman görüşlerinin de değerlendirilmediği görülmektedir.
Hal böyle olunca; davacının medikal tedavi sürecine ilişkin hasta dosyasının (patoloji ve radyoloji raporları dahil) temin edilmesinin ardından, davacı tarafından sunulan uzman görüşleri de dahil olmak üzere dosyadaki tüm belgeler Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgili uzman hekimlerin (gastroenteroloji, patoloji ve genel cerrahi uzmanları) katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı ve yukarıda belirtilen eksikliklerin de değerlendirildiği, davacıya davalı idareye ait hastanede gerçekleştirilen tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduğu bir ek rapor alınmak suretiyle olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğinden, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.
Ayrıca, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerektiğinden; ancak, hizmet kusurunun ve idari eylem ile zararlı sonuç arasında illiyet bağının tespit edilmesi halinde manevi tazminata hükmedilebileceği açıktır.
Bu nedenle, Mahkemece hizmet kusuru ve zararlı sonuç ile idari eylem arasında illiyet bağı tespit edilmeksizin manevi tazminata hükmedilmiş olmasında da hukuki isabet görülmemiştir.
Ancak, doğrudan zararlı sonucun meydana gelmesine sebebiyet vermemekle birlikte, sunulan sağlık hizmetin gerektiği gibi özenli ve eksiksiz işletilemediğinin tespiti halinde, bu durumun yeterli hizmet alamadığı yönünde davacıda endişe, üzüntü ve telaşa yol açacağı göz önünde bulundurularak manevi tazminata hükmedilebileceği de açıktır.
Öte yandan; miktar artırımı müessesesi davanın görülmesi sırasında tarafların kusurlarında, zararı doğuran nedenlerin ve olayların tespitinde ve uğranılan zararın miktarında bir değişiklik olması durumunda maddi tazminat için işletileceği gibi, yeni ortaya çıkan bulgu ve tespitler sonucu kişilerin manevi yönden çok daha fazla etkilendiğinin saptanması halinde manevi tazminat için de işletilebilecektir.
Uyuşmazlık incelendiğinde ise, dava devam ederken davacının engel oranının %40'tan %75'e yükseldiği ve tedavi sürecinin hala devam ettiği görülmüş ve bu halde davacının manevi zararı artacağından, manevi tazminat miktarının artırılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkemece, manevi tazminat miktarının ikinci miktar artırım dilekçesi ile artırılamayacağı gerekçesiyle davacının 10.000,00 TL'lik manevi tazminat istemi yönünden hüküm kurulmuşsa da, ilk miktar artırım dilekçesiyle sadece maddi tazminat miktarının artırıldığı, ikinci miktar artırım dilekçesiyle de manevi tazminat miktarının artırıldığı anlaşıldığından, ikinci dilekçenin manevi tazminat yönünden ilk defa yapılan miktar artırımına ilişkin olduğu ve davacının manevi tazminat istemi yönünden artırılan bu miktar üzerinden hüküm kurulması gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların ve davalı idare yanında müdahilin temyiz istemlerinin kabulüne,
2. ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 15/03/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X) - KARŞI OY:
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir. Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde öne sürülen hususlar ise, anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.
Bu nedenle, tarafların ve davalı idare yanında müdahilin karar düzeltme istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.