Danıştay10. Daireİdare Hukuku
Danıştay 10. Daire E.2022/2896 K.2025/3886
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/2896
Karar No : 2025/3886
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2-...
3- ...
**VEKİLİ:** Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi tarafından davacı küçük ...'ya 2011 yılının 8.ve 9. aylarında yanlış teşhis konularak 26/01/2012 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan Norditropin adlı büyüme hormonu ilacının yan etkilerinin davacı küçük üzerindeki etkileri değerlendirilmeden ve ileri zamanda dozajının arttırılarak uygulanmaya devam edilmesi sebebiyle küçüğün "Legg Calve-Perthes" hastalığına yakalanmasına sebebiyet verildiği, bedensel fonksiyon kaybının meydana geldiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık davacı ... için 10.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, anne ve baba için ayrı ayrı 5.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 280.000,00 TL tazminatın ilacın verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; dava konusu olaya ilişkin alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu ile 3. Üst Kurulu tarafından yapılan değerlendirmeler bilimsel açıdan yeterli görülerek, bilirkişi raporlarının hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olduğunun anlaşıldığı, davacıların maddi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; davacı küçük ...'nın gelişme geriliği nedeniyle Diyarbakır Çocuk Hastaneleri Hastanesine müracaatı ile başlayan teşhis ve tedavi sürecinde yapılan tıbbi müdahalelerin tıbbi yöntemlere uygun olduğu, tedavi sonrası süreçte hızlı büyümeye bağlı olarak mevcut tablonun meydana gelmesinin beklenilebileceği, herhangi bir büyüme sorunu olmayan, sağlıklı herhangi bir tedavi altında olmayan çocuklarda da büyüme süreci içerisinde hızlı büyüme kaynaklı olarak bu tür tabloların görülebileceğinin tıbbi bilgiden olduğu, uygulanan tedavi ile epifizel displazi arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı, ilgili sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşılmakla davacıların maddi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı, davacıların, manevi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; dava konusu olayda; davacı ...'nın boy kısalığı nedeniyle 30/12/2011 tarihinde Diyarbakır Çocuk Hastaneleri Hastanesi'nin Endokrin Polikliğine girişinin yapıldığı, "...gereken tıbbi ve cerrahi tedavileri kabul ettiğimi..." ibaresini içeren hasta giriş kağıdının davacı ... ve ... tarafından imzalandığı, bilgilendirmeyi yapan hekimin kaşe ve imza kısmının boş olduğu, 30/01/2019 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta; "...'nın hastanemizde tedavi edildiği tarihlerde medikal tedavilerde aydınlatılmış onam formu düzenlenmediği, hastanın sözlü olarak bilgilendirildiğinin" açıkça ifade edildiği, bu durumda, bilgilendirmenin kim tarafından ve ne şekilde yapıldığının tespit edilemediği, ayrıca hasta giriş kağıdında "...gereken tıbbi ve cerrahi tedavileri kabul ettiğimi..." şeklinde genel ifadelere yer verildiği, uygulanan tedavi sonucunda oluşabilecek yan etkilerin, risklerinin ayrıntılı olarak onam formunda yazılarak davacılara imzalatılmadığı dikkate alındığında; mahkeme kararları ve bilimsel görüşler uyarınca usulüne uygun olarak yapılmış bir bilgilendirmenin varlığından söz edilemeyeceği görülmekle, davacıların uğradığını ileri sürdüğü maddi zararlar ile tıbbi uygulamalar arasında uygun illiyet bağı ve zararın oluşmasında idarenin kusuru bulunmasa da aydınlatma yükümlülüğünün ihali ile kendini gösteren davalı idare uygulamasının bünyesinde barındırdığı eksiklik nedeniyle davacılara manevi tazminat ödenmesi gerektiğinin açık olduğu, davacı küçük ...'nın ilacın uygulanmaya başlanıldığı tarihte yaklaşık 5(beş) yaşında olduğu, uygulanan tedavi sonrası eğim, yükselti ve basamaklardan çıkmada ile uzun mesafe yürümede zorluk çektiği, bu nedenle tüm vücut engel oranın %20 olduğu ve bu engelin hayatı boyunca devam edip etmeyeceği hususunun belirsiz olduğu, hayatının bundan sonrasını başkalarının bakımına muhtaç olarak devam ettirmek zorunda kalacağı, yaşanan durumun kendisinin, annnesinin ve babasının psikolojisini olumsuz olarak etkileyeceği dikkate alındığında, yaşanan olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek ve aynı zamanda zenginleşmeye sebebiyet vermeyecek düzeyde bir manevi tazminat tutarı takdir edilmesi gerektiği gözetilerek; manevi tazminat olarak davacılardan ...'nın 200.000,00 TL talebinin 30.000,00 TL'lik kısmının kabulü 170.000,00 TL'lik kısmının reddi, davacılardan ...'nın 30.000,00 TL'lik talebinin 10.000,00 TL'lik kısmının kabulü 20.000,00 TL'lik ksımının reddi, davacılardan ...'nın 30.000,00 TL'lik talebinin 10.000,00 TL'lik kısmının kabulü, 20.000,00 TL'lik kısmının reddi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince; dava konusu manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin idare mahkemesi kararı gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek takdir edildiği kanaatine varıldığı, dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmamasına rağmen uygulanan tedaviye ilişkin onam belgesi almamış olması, davacı küçüğün maluliyet durumu, verdiği üzüntü ve onam formlarının alınmamasından kaynaklı olarak benzer davalarda hükmedilen manevi tazminat tutarları dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapılması üzerine, davacı küçük ... için 10.000,00 TL, davacı baba ... için 5.000,00 TL ve davacı anne ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihi olan 21/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesinin, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurularının reddine, manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısma yönelik davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacı küçük ... için 10.000,00 TL, davacı baba ... için 5.000,00 TL ve davacı anne ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihi olan 21/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :
Davacılar tarafından, onam belgesinin olmaması ve küçükte oluşan hastalık ile kullanılan ilaç arasındaki illiyet bağı nazara alınarak küçüğün vücut bütünlüğünün zarar görmesi ve çocuk yaşında hareket olanağının kısıtlanması, eğitim hayatında ve sosyal hayatında karşılaştığı zorluklar ve pedogojik travmaların bir nebzede olsa azaltılması için manevi tazminatın makul bir tutarda olması gerektiği, hükmedilen manevi tazminat tutarının düşük olduğu, hastayı düzenli kontrol eden hekimin hastada yan etkiler gözlemlenmeye başlamasından sonra takip etmemesinin ve hastanın kendi kendine ilacın kullanımını durdurmasının maddi zararlarının ve tedavi giderlerinin karşılanmasını gerektirdiği, Norditropin tedavisinin muhtemel risklerine dair bilgilendirildiklerine ve hastanın rızasının alındığına dair kayıt ve belgenin davalı idarece sunulamadığı, bu yönüyle sağlık hizmetinin kötü işletildiği, bu nedenle Bölge İdare Mahkemesince, hizmet kusuru nedeniyle uğranılan maddi zarar miktarının da hesaplatılarak bir karar verilmesi gerektiği, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında idarelerine atfedilecek kusur bulunmadığının belirtildiği, onam formu alınmadığı gerekçesiyle manevi tazminata hükmedildiği ancak kullanılan ilacın Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu resmi internet sayfasında ver alan İlaç Güvenlik İzlem Formuyla Kullanılan İlaçlar Listesinde yer almadığı, dolayısıyla tedavide kullanılan ilaç için İlaç Güvenlik İzlem Formu ve Hasta Onay Formu alınmasının gerekmediği, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) Temyiz İstemine Konu Kararın, Maddi Tazminat İstemine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteme ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, taraflarca dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Kararın, Manevi Tazminat İstemine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dosyanın incelenmesinden; davacı ...'nın 25/01/2008 tarihinde boy kısalığı ve gelişme geriliği şikayetleriyle Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesine götürüldüğü, yapılan muayene ve tetkikler sonucunda gelişme geriliği teşhisi konulduğu, daha sonra sırasıyla 27/01/2010, 29/09/2010, 13/06/2011 ve 08/08/2011 tarihlerinde yapılan muayene ve tetkikler sonucunda da gelişme geriliği teşhisi konulmaya devam edildiği, 30/10/2011, 30/12/2011, 26/01/2012 ve 27/01/2012 tarihlerinde ise boy kısalığı teşhisi konulduğu ve tedavisi için Norditropin Simplex isimli büyüme hormonu ilacının uygulanmaya başlanıldığı, ilaç tedavisi uygulanmaya devam ederken 2014 yılı başlarında yürümede aksama ve vücudunda yaygın ağrı şikayetleri gelişmesi üzerine Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi Polikliniğine başvurduğu, 23/01/2015 tarihli Pelvis MRG sonucunda tarif edilen MR bulgularının bilateral perthes hastalığı ile uyumlu olduğunun belirtildiği, davacılar tarafından, meydana gelen zararın hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesince 28/09/2018 tarihinde düzenlenen raporda motor gerilik, alt ekstremite bozukluğu tanısıyla engel oranının % 20 olarak belirlendiği görülmektedir.
Olayla ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ceza soruşturması aşamasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan ... tarih ve ... sayılı raporda, " Küçüğe ait bir adet CD'nin Kurulumuzca değerlendirilmesinde; 23/12/2014 tarihli pelvis grafisinde her iki asetabulumda kontur düzensizliği, şekil bozukluğu, her iki femur başlarında şekil bozukluğu, kalça eklemlerinde deforme görünüm olduğunun saptandığı, sonuç olarak; Boy kısalığı nedeni ile büyüme hormon tedavisinin uygulandığı, tedaviye bağlı yürüme güçlüğü yakınmasının olduğunun iddia edildiği bildirilen 2006 doğumlu, ...'ya ait adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; Boy kısalığı nedeni ile verilen büyüme hormon tedavisinin tıbben doğru olduğu, küçüğe ait pelvis grafisinin Kurulumuzca değerlendirilmesinde küçükte epifizyal displazi hastalığının olduğunun anlaşıldığı, söz konusu hastalık ile küçükte uygulanan büyüme hormon tedavisi arasında illiyet bağı olmadığı cihetle, ilgili sağlık personeline atfı kabil bir kusur tespit edilmediği" yönünde görüş verilmiştir.
Ceza soruşturması sırasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca Adli Tıp 3. Üst Kurulundan alınan ...tarih ve ... karar sayılı raporda ise, "Çocuğun mevcut tablosu için konulan tanı ve tedavinin uygun olduğu, tedavi sonrası süreçte hızlı büyümeye bağlı olarak mevcut tablonun meydana gelmesinin beklenebileceği, herhangi bir büyüme sorunu olmayan, sağlıklı herhangi bir tedavi altında olmayan çocuklarda da büyüme süreci içerisinde hızlı büyüme kaynaklı olarak bu tür tabloların görülebildiğinin tıbbi bilgiden olduğu, uygulanan tedavi ile epifizel displazi arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı, dolayısıyla ilgili sağlık personeline atfı kabil bir kusur tespit edilmediği, bu tedavi süreciyle ilgili olarak ailenin yeterince aydınlatıp aydınlatılmadığı hususunun mahkemece değerlendirilmesinin uygun olduğu" yönünde görüş bildirilmiştir.
Mahkemece, anılan rapor doğrultusunda yukarıda özetlenen gerekçeyle maddi tazminat isteminin reddine, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, Bölge İdare Mahkemesince, davacıların istinaf başvurularının reddine, manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısma yönelik davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemler ve riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
İdare Mahkemesi kararında yer verilen; davacıların tıbbi tedavi öncesi tedavi süreci ve riskleri hakkında bilgilendirilmemiş olmaları nedeniyle ortaya çıkan manevi zararın giderilmesi gerektiği yönündeki gerekçeyle manevi tazminata hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, dava konusu olayda, olayın gerçekleşme şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, Bölge İdare Mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarının, uğranılan zarara göre orantısız ve düşük kaldığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, davacıların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, maddi tazminat istemine yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminat istemine yönelik kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/2896
Karar No : 2025/3886
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2-...
3- ...
**VEKİLİ:** Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
**VEKİLİ:** Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi tarafından davacı küçük ...'ya 2011 yılının 8.ve 9. aylarında yanlış teşhis konularak 26/01/2012 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan Norditropin adlı büyüme hormonu ilacının yan etkilerinin davacı küçük üzerindeki etkileri değerlendirilmeden ve ileri zamanda dozajının arttırılarak uygulanmaya devam edilmesi sebebiyle küçüğün "Legg Calve-Perthes" hastalığına yakalanmasına sebebiyet verildiği, bedensel fonksiyon kaybının meydana geldiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık davacı ... için 10.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, anne ve baba için ayrı ayrı 5.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 280.000,00 TL tazminatın ilacın verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; dava konusu olaya ilişkin alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu ile 3. Üst Kurulu tarafından yapılan değerlendirmeler bilimsel açıdan yeterli görülerek, bilirkişi raporlarının hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olduğunun anlaşıldığı, davacıların maddi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; davacı küçük ...'nın gelişme geriliği nedeniyle Diyarbakır Çocuk Hastaneleri Hastanesine müracaatı ile başlayan teşhis ve tedavi sürecinde yapılan tıbbi müdahalelerin tıbbi yöntemlere uygun olduğu, tedavi sonrası süreçte hızlı büyümeye bağlı olarak mevcut tablonun meydana gelmesinin beklenilebileceği, herhangi bir büyüme sorunu olmayan, sağlıklı herhangi bir tedavi altında olmayan çocuklarda da büyüme süreci içerisinde hızlı büyüme kaynaklı olarak bu tür tabloların görülebileceğinin tıbbi bilgiden olduğu, uygulanan tedavi ile epifizel displazi arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı, ilgili sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşılmakla davacıların maddi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı, davacıların, manevi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; dava konusu olayda; davacı ...'nın boy kısalığı nedeniyle 30/12/2011 tarihinde Diyarbakır Çocuk Hastaneleri Hastanesi'nin Endokrin Polikliğine girişinin yapıldığı, "...gereken tıbbi ve cerrahi tedavileri kabul ettiğimi..." ibaresini içeren hasta giriş kağıdının davacı ... ve ... tarafından imzalandığı, bilgilendirmeyi yapan hekimin kaşe ve imza kısmının boş olduğu, 30/01/2019 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta; "...'nın hastanemizde tedavi edildiği tarihlerde medikal tedavilerde aydınlatılmış onam formu düzenlenmediği, hastanın sözlü olarak bilgilendirildiğinin" açıkça ifade edildiği, bu durumda, bilgilendirmenin kim tarafından ve ne şekilde yapıldığının tespit edilemediği, ayrıca hasta giriş kağıdında "...gereken tıbbi ve cerrahi tedavileri kabul ettiğimi..." şeklinde genel ifadelere yer verildiği, uygulanan tedavi sonucunda oluşabilecek yan etkilerin, risklerinin ayrıntılı olarak onam formunda yazılarak davacılara imzalatılmadığı dikkate alındığında; mahkeme kararları ve bilimsel görüşler uyarınca usulüne uygun olarak yapılmış bir bilgilendirmenin varlığından söz edilemeyeceği görülmekle, davacıların uğradığını ileri sürdüğü maddi zararlar ile tıbbi uygulamalar arasında uygun illiyet bağı ve zararın oluşmasında idarenin kusuru bulunmasa da aydınlatma yükümlülüğünün ihali ile kendini gösteren davalı idare uygulamasının bünyesinde barındırdığı eksiklik nedeniyle davacılara manevi tazminat ödenmesi gerektiğinin açık olduğu, davacı küçük ...'nın ilacın uygulanmaya başlanıldığı tarihte yaklaşık 5(beş) yaşında olduğu, uygulanan tedavi sonrası eğim, yükselti ve basamaklardan çıkmada ile uzun mesafe yürümede zorluk çektiği, bu nedenle tüm vücut engel oranın %20 olduğu ve bu engelin hayatı boyunca devam edip etmeyeceği hususunun belirsiz olduğu, hayatının bundan sonrasını başkalarının bakımına muhtaç olarak devam ettirmek zorunda kalacağı, yaşanan durumun kendisinin, annnesinin ve babasının psikolojisini olumsuz olarak etkileyeceği dikkate alındığında, yaşanan olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek ve aynı zamanda zenginleşmeye sebebiyet vermeyecek düzeyde bir manevi tazminat tutarı takdir edilmesi gerektiği gözetilerek; manevi tazminat olarak davacılardan ...'nın 200.000,00 TL talebinin 30.000,00 TL'lik kısmının kabulü 170.000,00 TL'lik kısmının reddi, davacılardan ...'nın 30.000,00 TL'lik talebinin 10.000,00 TL'lik kısmının kabulü 20.000,00 TL'lik ksımının reddi, davacılardan ...'nın 30.000,00 TL'lik talebinin 10.000,00 TL'lik kısmının kabulü, 20.000,00 TL'lik kısmının reddi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince; dava konusu manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin idare mahkemesi kararı gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek takdir edildiği kanaatine varıldığı, dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmamasına rağmen uygulanan tedaviye ilişkin onam belgesi almamış olması, davacı küçüğün maluliyet durumu, verdiği üzüntü ve onam formlarının alınmamasından kaynaklı olarak benzer davalarda hükmedilen manevi tazminat tutarları dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapılması üzerine, davacı küçük ... için 10.000,00 TL, davacı baba ... için 5.000,00 TL ve davacı anne ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihi olan 21/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesinin, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurularının reddine, manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısma yönelik davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacı küçük ... için 10.000,00 TL, davacı baba ... için 5.000,00 TL ve davacı anne ... için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihi olan 21/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :
Davacılar tarafından, onam belgesinin olmaması ve küçükte oluşan hastalık ile kullanılan ilaç arasındaki illiyet bağı nazara alınarak küçüğün vücut bütünlüğünün zarar görmesi ve çocuk yaşında hareket olanağının kısıtlanması, eğitim hayatında ve sosyal hayatında karşılaştığı zorluklar ve pedogojik travmaların bir nebzede olsa azaltılması için manevi tazminatın makul bir tutarda olması gerektiği, hükmedilen manevi tazminat tutarının düşük olduğu, hastayı düzenli kontrol eden hekimin hastada yan etkiler gözlemlenmeye başlamasından sonra takip etmemesinin ve hastanın kendi kendine ilacın kullanımını durdurmasının maddi zararlarının ve tedavi giderlerinin karşılanmasını gerektirdiği, Norditropin tedavisinin muhtemel risklerine dair bilgilendirildiklerine ve hastanın rızasının alındığına dair kayıt ve belgenin davalı idarece sunulamadığı, bu yönüyle sağlık hizmetinin kötü işletildiği, bu nedenle Bölge İdare Mahkemesince, hizmet kusuru nedeniyle uğranılan maddi zarar miktarının da hesaplatılarak bir karar verilmesi gerektiği, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında idarelerine atfedilecek kusur bulunmadığının belirtildiği, onam formu alınmadığı gerekçesiyle manevi tazminata hükmedildiği ancak kullanılan ilacın Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu resmi internet sayfasında ver alan İlaç Güvenlik İzlem Formuyla Kullanılan İlaçlar Listesinde yer almadığı, dolayısıyla tedavide kullanılan ilaç için İlaç Güvenlik İzlem Formu ve Hasta Onay Formu alınmasının gerekmediği, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) Temyiz İstemine Konu Kararın, Maddi Tazminat İstemine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteme ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, taraflarca dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Kararın, Manevi Tazminat İstemine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
İNCELEME VE
**GEREKÇE:**
MADDİ
**OLAY:**
Dosyanın incelenmesinden; davacı ...'nın 25/01/2008 tarihinde boy kısalığı ve gelişme geriliği şikayetleriyle Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesine götürüldüğü, yapılan muayene ve tetkikler sonucunda gelişme geriliği teşhisi konulduğu, daha sonra sırasıyla 27/01/2010, 29/09/2010, 13/06/2011 ve 08/08/2011 tarihlerinde yapılan muayene ve tetkikler sonucunda da gelişme geriliği teşhisi konulmaya devam edildiği, 30/10/2011, 30/12/2011, 26/01/2012 ve 27/01/2012 tarihlerinde ise boy kısalığı teşhisi konulduğu ve tedavisi için Norditropin Simplex isimli büyüme hormonu ilacının uygulanmaya başlanıldığı, ilaç tedavisi uygulanmaya devam ederken 2014 yılı başlarında yürümede aksama ve vücudunda yaygın ağrı şikayetleri gelişmesi üzerine Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi Polikliniğine başvurduğu, 23/01/2015 tarihli Pelvis MRG sonucunda tarif edilen MR bulgularının bilateral perthes hastalığı ile uyumlu olduğunun belirtildiği, davacılar tarafından, meydana gelen zararın hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesince 28/09/2018 tarihinde düzenlenen raporda motor gerilik, alt ekstremite bozukluğu tanısıyla engel oranının % 20 olarak belirlendiği görülmektedir.
Olayla ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ceza soruşturması aşamasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan ... tarih ve ... sayılı raporda, " Küçüğe ait bir adet CD'nin Kurulumuzca değerlendirilmesinde; 23/12/2014 tarihli pelvis grafisinde her iki asetabulumda kontur düzensizliği, şekil bozukluğu, her iki femur başlarında şekil bozukluğu, kalça eklemlerinde deforme görünüm olduğunun saptandığı, sonuç olarak; Boy kısalığı nedeni ile büyüme hormon tedavisinin uygulandığı, tedaviye bağlı yürüme güçlüğü yakınmasının olduğunun iddia edildiği bildirilen 2006 doğumlu, ...'ya ait adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; Boy kısalığı nedeni ile verilen büyüme hormon tedavisinin tıbben doğru olduğu, küçüğe ait pelvis grafisinin Kurulumuzca değerlendirilmesinde küçükte epifizyal displazi hastalığının olduğunun anlaşıldığı, söz konusu hastalık ile küçükte uygulanan büyüme hormon tedavisi arasında illiyet bağı olmadığı cihetle, ilgili sağlık personeline atfı kabil bir kusur tespit edilmediği" yönünde görüş verilmiştir.
Ceza soruşturması sırasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca Adli Tıp 3. Üst Kurulundan alınan ...tarih ve ... karar sayılı raporda ise, "Çocuğun mevcut tablosu için konulan tanı ve tedavinin uygun olduğu, tedavi sonrası süreçte hızlı büyümeye bağlı olarak mevcut tablonun meydana gelmesinin beklenebileceği, herhangi bir büyüme sorunu olmayan, sağlıklı herhangi bir tedavi altında olmayan çocuklarda da büyüme süreci içerisinde hızlı büyüme kaynaklı olarak bu tür tabloların görülebildiğinin tıbbi bilgiden olduğu, uygulanan tedavi ile epifizel displazi arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı, dolayısıyla ilgili sağlık personeline atfı kabil bir kusur tespit edilmediği, bu tedavi süreciyle ilgili olarak ailenin yeterince aydınlatıp aydınlatılmadığı hususunun mahkemece değerlendirilmesinin uygun olduğu" yönünde görüş bildirilmiştir.
Mahkemece, anılan rapor doğrultusunda yukarıda özetlenen gerekçeyle maddi tazminat isteminin reddine, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, Bölge İdare Mahkemesince, davacıların istinaf başvurularının reddine, manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısma yönelik davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
**İLGİLİ MEVZUAT:**
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemler ve riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
İdare Mahkemesi kararında yer verilen; davacıların tıbbi tedavi öncesi tedavi süreci ve riskleri hakkında bilgilendirilmemiş olmaları nedeniyle ortaya çıkan manevi zararın giderilmesi gerektiği yönündeki gerekçeyle manevi tazminata hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, dava konusu olayda, olayın gerçekleşme şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, Bölge İdare Mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarının, uğranılan zarara göre orantısız ve düşük kaldığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, davacıların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, maddi tazminat istemine yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminat istemine yönelik kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.