‹ Ana sayfa
Danıştay 10. Daire Ceza Hukuku · ön sınıflandırma

Danıştay 10. Daire E.2021/4593 K.2024/1187

Esas No: 2021/4593 · Karar No: 2024/1187 · Karar Tarihi: 01.04.2024
Özet: (1) Uyuşmazlık, tren çarpması sonucu hastanın hastaneden erken taburcu edilmesi ve sönümle vefat etmesi nedeniyle davacıların 75.000 TL manevi tazminat talebini içeriyor; (2) Mahkeme, Davacıların temyizlerini kabul etti, idare mahkemesinin reddi kararını bozdu ve dosyayı yeniden değerlendirme için geri göndermeye karar verdi.
T.C. DANIŞTAYONUNCU DAİRE Esas No: 2021/4593
Karar No: 2024/1187 KARARIN DÜZELTİLMESİNİ İSTEYEN (DAVACILAR): 1-... 2- ... 3- ...

VEKİLLERİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI): ... Üniversitesi Rektörlüğü

VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 02/12/2020 tarih ve E:2019/6297 K:2020/5604 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murisleri olan ...'in 04/05/2012 tarihinde tren çarpması nedeniyle tedavi için ... Tıp Fakültesine kaldırılıp, bir süre yoğun bakımda tedavisi yapılarak 11/05/2012 tarihinde taburcu edildikten kısa bir süre sonra evde fenalaşarak vefat ettiği, hastanın tam iyileşme gerçekleşmeden taburcu edildiği ve ölüm olayının davalı idarenin ağır hizmet kusuru sonucunda meydana geldiği ileri sürülerek davacıların her biri için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 225.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporlar ile hekimler hakkında taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan beraat kararı verilmesinin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Davacıların temyiz başvuruları üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir. KARAR DÜZELTME TALEP_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, otopsi raporuna göre ölüm nedeninin hastaneye yatış sebebi olan hastalıklar olduğu belirtildiğinden hastanın taburcu edilmesinin yanlış olduğu ve sadece bu hususun hastanın tedavisinin yapılmadığını kanıtlamaya yeterli olduğu ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, olayda hekimlerin hatası ya da ihmalinin bulunmadığı, uygulanan tedavi ile hastanın ani ölümü arasında illiyet bağının kurulamadığı belirtilerek karar düzeltme istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ: Karar düzeltme istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 02/12/2020 tarih ve E:2019/6297, K:2020/5604 sayılı kararı kaldırılarak davacıların temyiz istemleri yeniden incelendi: İNCELEME VE

GEREKÇE:

MADDİ

OLAY: Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; ... tarihinde ...'dan... yönüne hareket eden hızlı trenin davacı...'in eşi, ... ve ...'in annesi olan ...'e çarptığı, kaldırıldığı ... Üniversitesi Hastanesi acil servisinde çekilen bilgisayarlı tomografi sonucu dalak laserasyonu ve kot kırıkları tespit edilerek genel cerrahi yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, çoklu travma nedeniyle takip edildiği için beyin ve sinir cerrahisi ile ortopedi ve travmatoloji bölümleri tarafından da değerlendirildiği ve acil cerrahi müdahale düşünülmediği, 09/05/2012 tarihinde akciğer grafisinde pnömotoraks saptanması üzerine göğüs cerrahisi yoğun bakım ünitesine alındığı, 11/05/2012 tarihinde önerilerle taburcu edildiği ve evine götürülmesinin ardından kısa süre sonra vefat ettiği, olayda hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan ... Kurulunca düzenlenen... tarih ve ... karar numaralı raporda; "tren kazası sonrası getirilen hastaya multidisipliner yaklaşımla gerekli konsültasyonlar istenerek tetkiklerin yaptırıldığı, buna göre uygun tedavi ve takibin düzenlendiği, hasta taburcu edilmeden önce solunum sesleri bilateral eşit ve doğal olup oksijen satürasyonu %98 düzeyinde olduğu birlikte değerlendirildiğinde taburcu edilme kararı verilmesi de uygun olup kişinin muayene, takip ve tedavisinde yer alan ilgili hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. Davacılar tarafından anılan rapora itiraz edilmesi üzerine hazırlanan... tarih ve ... karar numaralı ek raporda ise; "tren kazası sonucu kişinin getirildiği hastanede acil olarak muayenesinin, gerekli tetkiklerinin ve konsültasyonlarının yapılmış olduğu, kazaya bağlı oluşan travmatik değişimlerin tanısının konulmuş olduğu, tanıya uygun takip ve tedavinin yapıldığı, klinik durumun stabil seyretmesi üzerine hastanın taburcu edildiği, tıbbi kayıtlarda, günlük vital bulgularının takibi (ateş, nabız, solunum sayısı, satürasyon, tansiyon arterial) düzenli yapıldığı, günümüzde ise pulse oksimetre, oksijenlenmeyi değerlendirmek için kullanılan basit ve güvenilir bir yöntem olduğu, %95'in üzerindeki oksijen satürasyonu (SaO2) değeri normal kabul edilmekte olup, hastanın hareket etmesi, sensörün yanlış uygulanması, titreme, terleme gibi nedenlerle hatalı sonuç verebileceği, satürasyon takibinde sürekli izlem yapılmakta olup hasta takibinde yatışı süresince satürasyon %95-99 dolaylarında seyredip gece saat 03.00'te % 93, saat 05.00'te %94 ölçüldüğü, taburcu öncesi %98-99 olarak ölçüldüğü, satürasyonun tek başına bir değerlendirme bulgusu olmayıp hastanın solunum sayısı, dinleme bulguları ve çekilen akciğer grafileri ve diğer hemodinamik parametrelerle birlikte hastanın klinik ve laboratuar değerlendirilmesi gerektiği, bu değerlendirmeler ışığında hastanın solunum fonksiyonlarının stabil seyrettiği, ayrıca kişinin takibi süresince de ateşi 36.5 C derece dolaylarında olup bir kez 37.8 C ölçüldüğü, otopsisinde iç organların histopatolojik incelenmesinde enfeksiyon bulgusu göstermediği, otopside hastanede tanısı konulan ve tedavisi yapılan travmatik değişimler dışında iç organ ve diğer dokularda travmatik bir değişim tespit edilmediği ve kişiye düzenlenen epikriz raporunda göğüs cerrahisi, ortopedi, genel cerrahi poliklinik önerileri ile taburcu edildiğinin belirtildiği birlikte değerlendirildiğinde; kişinin taburcu edilmesine engel durum bulunmadığı, takip ve tedavisinde yer alan ilgili hekimlere, yardımcı sağlık personeline ve davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı" belirtilmiştir. Ceza davası kapsamında aynı Kurul tarafından düzenlenen... tarih ve ... karar numaralı raporda da aynı yönde değerlendirmelerde bulunulmuş olup, genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. ... ve göğüs cerrahisi uzmanı Yrd. Doç. Dr....'in... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan beraatlerine karar verildiğinin anlaşılması üzerine, yukarıda bahsedilen raporlar doğrultusunda olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Hükme esas alınan raporlarda genel olarak gerekli tetkiklerin yapıldığı ve konsültasyonların istenildiği, solunum sıkıntısı bulunmayan hastanın taburcu edilmesine engel bir durum bulunmadığı yönünde değerlendirmelerde bulunulmuş ise de; ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'na göre yapılan otopsi neticesinde, solda 1-3-4-5-6-7-8-9-10 ve sağda 1. kotta kırık, göğüs kafesinde 150 cc serbest kan görüldüğü, her iki akciğerde yaygın kontüzyon olduğu, kesitlerinde sıkmakla yer yer kanlı mai geldiğinin görüldüğü, batın içerisinde 50 cc kadar serbest kanlı seröz mai boşaltıldığı, karaciğer ön yüzde 2 cm laserasyon saptandığı, dalak ön yüzde 3 adet 1'er cm laserasyon tespit edildiği ve ölüm sebebinin genel beden travmasına bağlı iç organ hasarı ve kanaması olarak belirtildiği, ceza soruşturması kapsamında düzenlenen bilirkişi raporlarında ise bu hususta farklı yönde tespitlerin yer aldığı görülmektedir. Bu nedenle, hastanın durumunun ağırlığı ve taburcu edildikten kısa bir süre sonra vefat ettiği dikkate alındığında, bu durumdaki hastanın tedavisinde yapılması gereken uygulamanın belirlenmesi ve hastanın ani ölüm sebebi tespit edilmek suretiyle erken taburcu edilip edilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu amaçla; beyin ve sinir cerrahisi, ortopedi ve travmatoloji, genel cerrahi ve göğüs cerrahisi uzmanlarının da katılımının sağlandığı ilgili Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda dile getirilen hususların tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklandığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 01/04/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?