‹ Ana sayfa
Danıştay10. Daireİdare Hukuku · ön sınıflandırma

Danıştay 10. Daire E.2020/2739 K.2023/7439

Esas No: 2020/2739 · Karar No: 2023/7439 · Karar Tarihi: 23.11.2023
Özet: 1) Davacı, idareye bağlı hastanede hatalı implant uygulamasından dolayı şiddetli ağrılarla mücadele ettiğini iddia ederek 60.000 TL manevi tazminat ve 280 TL maddi tazminat talep etti. 2) Danıştay Onuncu Daire, 1. derece mahkeme kararının hukuk ve usul açısından uygun olduğunu belirterek kararın onanmasını kararlaştırdı.
T.C. DANIŞTAY ONUNCU DAİRE
Esas No: 2020/2739
Karar No: 2023/7439

KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE
BULUNAN (DAVACI): ...

VEKİLİ: Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI): ... Üniversitesi Rektörlüğü / ...

VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 20/11/2019 tarih ve E:2019/6052, K:2019/8245 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca davacı tarafından düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı tarafından, davalı idareye bağlı hastanede gerçekleştirilen hatalı implant uygulaması nedeniyle sürekli olarak şiddetli ağrıyla yaşamak zorunda kaldığı ileri sürülerek 60.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ve 280,00 TL maddi tazminatın (noter masrafı) ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararıyla; olaya ilişkin olarak Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 04/12/2013 tarihli rapordaki tespitlere göre, implant uygulamasında idarenin hizmet kusuru olmadığından davacının tazminat talebinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Davacının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME
TALEP EDENİN_İDDİALARI: Davacı tarafından; davacının halen ağrılarının devam ettiği, algoloji merkezinde tedavi görmek zorunda kaldığı, eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiği ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idate tarafından; düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davacının ileri sürdüğü karar düzeltme nedenlerinin daha önceki dilekçeler teatisi aşamasında ileri sürüldüğü, bu sebeple tekrar ileri sürülmesine imkan olmadığı, idarenin herhangi bir hüzmet kusuru bulunmadığı belirtilerek davacının karar düzeltme istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...

DÜŞÜNCESİ: Davacının karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 20/11/2019 tarih ve E:2019/6052, K:2019/8245 sayılı kararı kaldırılarak davacının temyiz istemi yeniden incelendi:

İNCELEME VE

GEREKÇE:
MADDİ

OLAY:
Davacıya 07/06/2010 tarihinde Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı ameliyathanesinde ... protokol nosu ile alt çenesine 6 adet kemik içi implant uygulaması yapılmıştır.

Davacı, cerrahi müdahale sonrasında şiddetli ağrı çektiğini iddia etmektedir.

Davacının, ağrılarının devam etmesi üzerine 05/07/2010 tarihinde operasyonla alt çenesine yerleştirilen altıncı implant çıkarılmıştır.

Davacı, ağrılarının geçmesi için farklı ağrı kesiciler kullanmak zorunda kaldığını, yurtdışından bile ilaç getirtmek zorunda kaldığını, yaşam kalitesinin düştüğünü, konuşma zorlukları çektiğini iddia etmektedir.

Bunun üzerine, davacı tarafından yaşanan olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan dava açılmıştır.

Olayla ilgili olarak İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar numaralı raporunda; '' ...'na yapılan radyolojik tetkikler sonrasında 05/07/2010 tarihinde .... Dr.... tarafından alt çeneye 6 adet implant çakıldığı, kişinin uygulama sonrası ağrılarının olması nedeniyle hekimine tekrar başvurduğu, ağrılarının operasyon bölgesindeki ödeme bağlı olarak geliştiği düşünülerek antienflamatuar ilaçla takip edildiği, ağrılarının geçmemesi üzerine yine aynı hekime müracaat ettiği, ağrının olduğu bölgedeki implantın çıkartıldığı, ağrılarının devam etmesi üzerine müracaat ettiği bir başka merkezde yapılan radyolojik tetkikler ve muayene sonrasında, sökülen implant alanında geniş kemik defekti ve bu bölgeden geçen mandibular sinir lezyonu tanısının konulduğunun anlaşıldığı, şahsın implantının çıkartıldıktan sonraki tomografik görüntüsü incelendiğinde implant kemik içi yuvası tabanın alt çeneden geçen ve dudağa hissi veren sinirin içinde bulunduğu mandibular kanalın üst korteksinde 1 mm yukarıda konumlandığı görüldüğü, davalı hekimin implant uygulaması öncesi gereken tetkikleri yaptırmış olması, uygulama sonrası takiplerinde tıbbi bir eksiklik olduğuna dair bulguya rastlanılmaması nedeniyle; ... Dr. ...'nin 05/07/2010 tarihinde ...'na uyguladığı implant işleminin tıp kurallarına uygun olduğu ve atfıkabil bir kusur bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş ve kaaat bildirmiştir.

Mahkemece, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür.

2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.

İdare Mahkemesince hükme esas alınan ve yukarıda alıntısı yapılan Adli Tıp Kurumu raporunda sonuç itibarıyla dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmişse de; davacıya tek bir cerrahi müdahale ile aynı anda 6 adet implatın bir arada takıldığı ve cerrahi müdahale sonrasında davacının ağrıları sebebiyle implantlardan bir tanesinin de aynı doktor tarafından çıkartıldığı göz önüne alındığında;
1-Tek bir cerrahi müdahale ile aynı anda 6 adet implant işleminin uygulanmasının tıbben uygun olup olmadığı,
2- 6 adet implant işleminin davacıya farklı zaman aralıklarında uygulanması halinde davacının yaşamış olduğu sağlık sorunu riskinin azalıp azalmayacağı,
3- Davacıda oluşan mandibular sinir lezyonunun tedavisinin mümkün olup olmadığı, hususlarında bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Halbuki olayda hizmet kusuruna ilişkin değerlendirmenin tam ve eksiksiz olarak yapılabilmesi açısından belirtilen hususları önem arz etmektedir. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun belirtilen hususları değerlendirmekten ve davacıların iddialarına cevap vermekten uzak olduğu görülmektedir.

Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporlarına dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 23/11/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)-KARŞI OY:
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir. Kararın düzeltilmesi dilekçesinde öne sürülen hususlar ise, anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.

Bu nedenle, davacının kararın düzeltilmesi isteminin reddi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Dairemiz kararına katılmıyoruz.

Bu karar metni kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; taraf kimlik bilgileri anonimleştirilir. Yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye yerine geçmez. Kişisel verilerinizin yer aldığını düşünüyorsanız kaldırma talebinde bulunabilirsiniz.

AvAi

Hukuki AI Asistanı
Merhaba! Ben AvAi, Avarsis Hukuki AI Asistanınız. Size nasıl yardımcı olabilirim?